Sayfa 1/2 12 SonSon
13 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Yirmi Dördüncü Lem'a



    <META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>
    Yirmi Dördüncü Lem’a

    Tesettür hakkındadır

    On Beşinci Notanın İkinci ve Üçüncü Meseleleri iken, ehemmiyetine binaen Yirmi Dördüncü Lem’a olmuştur.



    يَآ اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ ِلاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاۤءِ الْمُؤْمِنِينَ يُدْنيِنَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلاَبِيبِهِنَّ 1


    (ilâ âhir) âyeti, tesettürü emrediyor. Medeniyet-i sefihe ise, Kur’ân’ın bu hükmüne karşı muhalif gidiyor. Tesettürü fıtrî görmüyor, bir esarettir diyor. HAŞİYE-1

    Elcevap: Kur’ân-ı Hakîmin bu hükmü tam fıtrî olduğuna ve muhalifi gayr-ı fıtrî olduğuna delâlet eden çok hikmetlerinden yalnız dört hikmetini beyan ederiz.

    BİRİNCİ HİKMET

    Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünkü kadınlar hilkaten zayıf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını


    Not
    Dipnot-1 “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle, (evlerinden çıktıklarında) dış örtülerini üzerlerine alsınlar.” Ahzâb Sûresi, 33:59.

    Haşiye-1 Mahkemeye karşı ve mahkemeyi susturan Lâyiha-i Temyizin müdafaatından bir parça: “Ben de Adliyenin mahkemesine derim ki: Bin üç yüz elli senede ve her asırda üç yüz elli milyon insanların hayat-ı içtimaiyesinde en kudsî ve hakikî ve hakikatlı bir düstûr-u İlâhîyi, üç yüz elli bin tefsirin tasdiklerine ve ittifaklarına istinaden ve bin üçyüz elli sene zarfından geçmiş ecdadımızın itikadlarına iktidâen tefsir eden bir adamı mahkûm eden haksız bir kararı, elbette rûy-i zeminde adalet varsa, o kararı red ve bu hükmü nakzedecektir.”





    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Lâyiha-i Temyiz: mahkemelerce verilen bir kararın kanun ve usul yönünden incelenmesi için verilen dilekçe
    asır: yüzyıl beyan etmek: açıklamak, anlatmak
    binaen: dayanarak delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    düstûr-u İlâhî: İlâhi kural, kanun ecdad: atalar, dedeler
    ehemmiyet: önem esaret: esirlik, tutsaklık
    fıtrat: yaratılış, mizaç fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    gayr-ı fıtrî: yaratılışa uygun olmayan hakikatli: gerçek
    hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat haşiye: dipnot
    hikmet: fayda, gaye hilkaten: yaratılış gereği
    hüküm: kural iktidâen: uyarak
    iktiza etmek: gerektirmek ilâ âhir: sonuna kadar
    istinaden: dayanarak itikad: inanç
    ittifak: birleşme, fikir birliği kudsî: kutsal
    lem’a: parıltı mahkûm etmek: bir kişiyi cezalandırmak için hüküm vermek
    medeniyet-i sefihe: insanları zevk ve eğlenceye yönelten medeniyet; Batı medeniyeti muhalif: karşıt, zıt
    müdafaat: savunmalar nakzetmek: bozmak
    nazik: ince, zarif nota: bildiri
    rûy-i zemin: yeryüzü tasdik: kabul etme, onaylama
    tefsir: yorumlama; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap tesettür: örtünme
    zarfında: içinde ziyade: çok, fazla
    âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle

    Benzer Konular
    Sorularla Sözler: 255. Bölüm (Yirmi Dördüncü Söz /21)
    Sorularla Sözler: 255. Bölüm (Yirmi Dördüncü Söz /21) Prof. Dr. Alaaddin BAŞAR hocamızla gerçekleştirdiğimiz Sorularla Sözler programımızın bu bölümünde Yirmi Dördüncü Söz'den soruları cevaplamaya devam ediyoruz. Devami...
    Sorularla Sözler: 248. Bölüm (Yirmi Dördüncü Söz /14)
    Sorularla Sözler: 248. Bölüm (Yirmi Dördüncü Söz /14) Dr. Ahmet Çolak hocamızla gerçekleştirdiğimiz Sorularla Sözler programımızın bu bölümünde Yirmi Dördüncü Söz'den soruları cevaplamaya devam ediyoruz. Devami...
    Sorularla Sözler: 239. Bölüm (Yirmi Dördüncü Söz /5)
    Sorularla Sözler: 239. Bölüm (Yirmi Dördüncü Söz /5) Prof. Dr. Alaaddin Başar hocamızla gerçekleştirdiğimiz Sorularla Sözler programımızın bu bölümünde Yirmi Dördüncü Söz'den soruları cevaplamaya devam ediyoruz. Devami...
    Sorularla Sözler: 238. Bölüm (Yirmi Dördüncü Söz /4)
    Sorularla Sözler: 238. Bölüm (Yirmi Dördüncü Söz /4) Prof. Dr. Alaaddin Başar hocamızla gerçekleştirdiğimiz Sorularla Sözler programımızın bu bölümünde Yirmi Dördüncü Söz'den soruları cevaplamaya devam ediyoruz. Devami...
    Yirmi Dördüncü Söz
    Yirmi Dördüncü Söz Yirmi Dördüncü Söz Şu Söz Beş Daldır. Dördüncü Dala dikkat et. Beşinci Dala yapış, çık, meyvelerini kopar, al. اَللهُ ل&
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Dördüncü Lem'a - Sayfa 318

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale mâruz kalmamak için fıtrî bir meyli var.

    Hem kadınların on adetten altı yedisi, ya ihtiyardır, ya çirkindir ki, ihtiyarlığını ve çirkinliğini herkese göstermek istemezler. Ya kıskançtır, kendinden daha güzellere nisbeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar; taarruza mâruz kalmamak ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için, fıtraten tesettür isterler. Hattâ dikkat edilse, en ziyade kendini saklayan, ihtiyarlardır. Ve on adetten ancak iki üç tanesi bulunabilir ki, hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten sıkılmasın.

    Malûmdur ki, insan sevmediği ve istiskal ettiği adamların nazarından sıkılır, müteessir olur. Elbette açık saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder. Hem tefahhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve serîütteessür olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen, belki semlendiren pis nazarlardan elbette sıkılır. Hattâ işitiyoruz, açık saçıklık yeri olan Avrupa’da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, “Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar” diye polislere şekvâ ediyorlar. Demek, medeniyetin ref-i tesettürü hilâf-ı fıtrattır. Kur’ân’ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymettar birer refika-i ebediye olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve mânevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor.

    Hem kadınlarda ecnebî erkeklere karşı, fıtraten korkaklık, tahavvüf var. Tahavvüf ise, fıtraten, tesettürü iktiza ediyor. Çünkü, sekiz dokuz dakika bir zevki cidden acılaştıracak sekiz dokuz ay ağır bir veled yükünü zahmetle çekmekle beraber, hâmisiz bir veledin terbiyesiyle, sekiz dokuz sene, o sekiz dokuz dakika gayr-ı meşru zevkin belâsını çekmek ihtimali var. Ve kesretle vâki olduğundan, cidden şiddetle nâmahremlerden fıtratı korkar ve cibilliyeti sakınmak ister. Ve tesettürle, nâmahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kalesi, çarşafı






    Avrupa: (bk. bilgiler) belâ: büyük sıkıntı
    cibilliyet: yaratılıştan gelen huy, karakter cidden: gerçekten
    dikkat-i nazar: dikkatle bakmak ecnebî: yabancı
    esaret: esirlik, tutsaklık fıtrat: yaratılış, mizaç
    fıtraten: yaratılış açısından fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    gayr-ı meşru: helâl olmayan, dine aykırı hilkat: yaratılış
    hilâf-ı fıtrat: yaratılışa ters himaye: koruma
    hâmisiz: koruyucusuz hıyanet: ihanet, hainlik
    ihtar etmek: uyarmak iktiza etmek: gerektirmek
    istiskal: hoşlanmama, yüz vermeme, küçümseme ittiham: suçlama
    kesretle: çoklukla kıymettar: değerli
    maddeten: maddî olarak maden-i şefkat: şefkat kaynağı
    malûm: bilinen meyil: eğilim, istek
    mâruz: bir şeyin karşısında ve tesiri altında kalma müteessir olmak: üzülmek, etkilenmek
    müttehem: suçlanan nazar: bakış
    nazik: ince, zarif nisbeten: kıyasla
    nâmahrem: nikahlanmanın haram olmadığı kişi, yabancı ref-i tesettür: tesettürün kaldırılması
    refika-i ebediye: sonsuz hayatta hayat arkadaşı olacak kadın sefalet: perişanlık, yoksulluk
    semlendiren: zehirleyen, kirleten serîütteessür: çabuk üzülen, çabuk ve kolay etkilenen
    sukut: alçalma, düşüş taarruz: saldırı
    tahavvüf: korkuya düşme, korkma tecavüz: saldırı, sataşma
    tecrübe etmek: denemek tefahhuş: fuhşa girme, ahlâksızlık
    tefessüh etmek: bozulmak tesettür: örtünme
    veled: evlat, çocuk vâki olmak: meydana gelmek
    zillet: hor ve hakir duruma düşme ziyade: çok, fazla
    şekvâ etmek: şikâyet etmek
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Dördüncü Lem'a - Sayfa 319

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>olduğunu gösteriyor. Mesmûâtıma göre, merkez ve payitaht-ı hükûmette, çarşı içinde, gündüzde, ahalinin gözleri önünde, gayet âdi bir kundura boyacısı, dünyaca rütbeten büyük bir adamın açık bacaklı karısına bilfiil sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayâsız yüzlerine bir şamar vuruyor!

    İKİNCİ HİKMET

    Kadın ve erkek ortasında gayet esaslı ve şiddetli münasebet, muhabbet ve alâka, yalnız dünyevî hayatın ihtiyacından ileri gelmiyor. Evet, bir kadın, kocasına yalnız hayat-ı dünyeviyeye mahsus bir refika-i hayat değildir. Belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayattır.

    Madem hayat-ı ebediyede dahi kocasına refika-i hayattır; elbette, ebedî arkadaşı ve dostu olan kocasının nazarından gayrı, başkasının nazarını kendi mehâsinine celb etmemek ve onu darıltmamak ve kıskandırmamak lâzım gelir. Madem mü’min olan kocası, sırr-ı imana binaen, onunla alâkası hayat-ı dünyeviyeye münhasır ve yalnız hayvânî ve güzellik vaktine mahsus, muvakkat bir muhabbet değil, belki hayat-ı ebediyede dahi bir refika-i hayat noktasında esaslı ve ciddî bir muhabbetle, bir hürmetle alâkadardır. Hem yalnız gençliğinde ve güzellik zamanında değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik vaktinde dahi o ciddî hürmet ve muhabbeti taşıyor. Elbette ona mukabil, o da kendi mehâsinini onun nazarına tahsis ve muhabbetini ona hasretmesi, mukteza-yı insaniyettir. Yoksa pek az kazanır, fakat pek çok kaybeder.

    Şer’an koca, karıya küfüv olmalı, yani, birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimi, diyanet noktasındadır.

    Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp taklit eder; refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur.Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp “Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim” diye takvâya girer.

    Veyl o erkeğe ki, saliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer.





    ahali: halk aleyhinde: karşısında
    alâkadar: alakalı, ilgili bahtiyar: talihli, mutlu
    bilfiil: fiilen, uygulamaya koyarak binaen: dayanarak
    celb etmek: çekmek ciddî: gerçek
    diyanet: dindarlık dünyevî: dünya ile ilgili
    ebedî: sonsuz esaslı: köklü
    gayr: hariç, başka hasretmek: yalnız birşeye mahsus kılma, yalnız birşeye kullanma
    hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı
    hayvânî: hayvansal, cismanî özellik hayâsız: utanmaz
    hikmet: fayda, gaye hürmet: saygı
    küfüv olmak: denk, uygun olmak mahsus: has, özel
    mehâsin: güzellikler mesmûât: işitilenler, duyulanlar
    muhabbet: sevgi mukabil: karşılık
    mukteza-yı insaniyet: insanlığın gereği muvakkat: gelip geçici
    mühim: önemli münasebet: bağlantı, ilişki
    münasip olmak: uygun olmak münhasır: ait, sınırlı
    mütedeyyin: dinin emirlerini eksiksiz yerine getiren, dindar mü’min: Allah’a inanan
    nazar: bakış payitaht-ı hükûmet: başkent
    refika: eş, hanım refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş
    rütbeten: rütbece saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden, Allah’ın sevgili kulu olan kadın
    sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük sırr-ı iman: iman sırrı
    tahsis: özel olarak belirleme takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınmak
    tesettür: örtünme veyl: yazık
    âdi: basit, sıradan şamar: tokat
    şer’an: şeriat hükmünce, dine göre
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Dördüncü Lem'a - Sayfa 320

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Ne bedbahttır o kadın ki, müttakî kocasını taklit etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder.

    Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki, birbirinin fıskını ve sefahetini taklit ediyorlar, birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar.

    ÜÇÜNCÜ HİKMET

    Bir ailenin saadet-i hayatiyesi, koca ve karı mâbeyninde bir emniyet-i mütekabile ve samimî bir hürmet ve muhabbetle devam eder. Tesettürsüzlük ve açık saçıklık, o emniyeti bozar, o mütekabil hürmet ve muhabbeti de kırar. Çünkü, açık saçıklık kılığına giren on kadından ancak bir tanesi bulunur ki, kocasından daha güzeli görmediğinden, kendini ecnebîye sevdirmeye çalışmaz. Dokuzu, kocasından daha iyisini görür. Ve yirmi adamdan ancak bir tanesi, karısından daha güzelini görmüyor. O vakit o samimî muhabbet ve hürmet-i mütekabile gitmekle beraber, gayet çirkin ve gayet alçakça bir his uyandırmaya sebebiyet verebilir. Şöyle ki:

    İnsan, hemşire misilli mahremlerine karşı fıtraten şehvânî his taşıyamıyor. Çünkü mahremlerin simaları, karâbet ve mahremiyet cihetindeki şefkat ve muhabbet-i meşruayı ihsas ettiği cihetle, nefsî, şehvânî temâyülâtı kırar. Fakat bacaklar gibi şer’an mahremlere de göstermesi caiz olmayan yerlerini açık saçık bırakmak, süflî nefislere göre, gayet çirkin bir hissin uyanmasına sebebiyet verebilir. Çünkü mahremin siması mahremiyetten haber verir ve nâmahreme benzemez. Fakat meselâ açık bacak, mahremin gayrıyla müsavidir. Mahremiyeti haber verecek bir alâmet-i farikası olmadığından, hayvânî bir nazar-ı hevesi, bir kısım süflî mahremlerde uyandırmak mümkündür. Böyle nazar ise, tüyleri ürpertecek bir sukut-u insaniyettir!

    DÖRDÜNCÜ HİKMET

    Malûmdur ki, kesret-i nesil, herkesçe matluptur. Hiçbir millet ve hükûmet




    alâmet-i farika: ayırt edici işaret bedbaht: talihsiz, bahtsız
    caiz olmayan: dinen izin verilmeyen cihet: yön
    ebedî: sonsuz ecnebî: yabancı
    emniyet: güven, korkusuzluk emniyet-i mütekabile: karşılıklı güven
    fısk: günah fıtraten: yaratılış itibariyle
    gayr: diğer, başkası, yabancı hayvânî: hayvansal
    hemşire: kız kardeş hikmet: sebep, ince sır
    hükûmet: idare, yönetim hürmet: saygı
    hürmet-i mütekabile: karşılıklı saygı göstermek ihsas etmek: hissettirmek
    karâbet: yakınlık kesret-i nesil: neslin çokluğu
    mahrem: nikâh düşmeyen, evlenilmesi haram olan mahremiyet: mahremlik, nikâh düşmeme özelliği
    malûm: bilinen matlup: istenen, talep edilen
    misilli: benzeri, gibi muhabbet: sevgi
    muhabbet-i meşrua: dine uygun, helâl sevgi mâbeyn: ara, iki şeyin arası
    mübarek: hayırlı müsavi: eşit, denk
    mütekabil: karşılıklı müttakî: takva sahibi, Allah’tan korkup emir ve yasaklarını titizlikle uyan
    nazar: bakış nazar-ı heves: arzulu bakış
    nefis: insanı kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu nefsî: nefisle ilgili
    nâmahrem: nikahlanmanın haram olmadığı kişi, yabancı saadet-i hayatiye: hayat mutluluğu
    sebebiyet: sebep olma sefahet: zevk ve eğlenceye düşkünlük
    sima: yüz sukut-u insaniyet: insanlığın alçalışı
    süflî: alçak, âdi temâyülât: eğilimler
    tesettürsüzlük: açık saçıklık veyl: yazık
    zevc: erkek eş, koca zevce: eş, hanım
    şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi şehvânî: şehvetle ilgili, nefsânî arzularla ilgili
    şer’an: şeriat hükmünce, şeriata göre
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Dördüncü Lem'a - Sayfa 321

    yoktur ki, kesret-i tenasüle taraftar olmasın. Hattâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş:

    تَنَاكَحُوا تَكَاثَرُوا فَاِنِّىۤ اُبَاهِى بِكُمُ اْلاُمَمَ 1


    (ev kemâ kàl.) Yani, “İzdivaç ediniz, çoğalınız. Ben kıyamette sizin kesretinizle iftihar edeceğim.”

    Halbuki tesettürün ref’i, izdivacı teksir etmeyip çok azaltıyor. Çünkü, en serseri ve asrî bir genç dahi refika-i hayatını namuslu ister. Kendi gibi asrî, yani açık saçık olmasını istemediğinden bekâr kalır, belki de fuhşa sülûk eder.

    Kadın öyle değil; o derece kocasını inhisar altına alamaz. Çünkü kadının—aile hayatında müdir-i dahilî olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına, evlâdına ve herşeyine muhafaza memuru olduğundan—en esaslı hasleti sadakattir, emniyettir. Açık saçıklık ise, bu sadakati kırar, kocası nazarında emniyeti kaybeder, ona vicdan azabı çektirir. Hattâ erkeklerde iki güzel haslet olan cesaret ve sehâvet kadınlarda bulunsa, bu emniyete ve sadakate zarar olduğu için, ahlâk-ı seyyiedendir, kötü haslet sayılırlar. Fakat kocasının vazifesi, ona hazinedarlık ve sadakat değil, belki himâyet ve merhamet ve hürmettir. Onun için, o erkek inhisar altına alınmaz, başka kadınları da nikâh edebilir.

    Memleketimiz Avrupa’ya kıyas edilmez. Çünkü orada, düello gibi çok şiddetli vasıtalarla, açık saçıklık içinde namus bir derece muhafaza edilir. İzzet-i nefis sahibi birisinin karısına pis nazarla bakan, boynuna kefenini takar, sonra bakar. Hem memâlik-i bâride olan Avrupa’daki tabiatlar, o memleket gibi bârid ve câmiddirler. Bu Asya, yani âlem-i İslâm kıt’ası, ona nisbeten memâlik-i harredir. Malûmdur ki, muhitin, insanın ahlâkı üzerinde tesiri vardır. O bârid memlekette, soğuk insanlarda hevesât-ı hayvâniyeyi tahrik etmek ve iştahı açmak için


    Not
    Dipnot-1 el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3:269, no: 3366; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1021.






    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Asya: (bk. bilgiler)
    Avrupa: (bk. bilgiler) Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    ahlâk-ı seyyie: kötü ahlâk asrî: çağdaş, modern
    azab: sıkıntı bârid: soğuk
    câmid: cansız, donuk düello: iki kişi arasında, tanıklar önünde yapılan silâhlı vuruşma
    emniyet: güven, korkusuzluk esaslı: köklü
    ev kemâ kâl: veya söylediği gibi evlâd: çocuklar
    ferman etmek: buyurmak fuhş: çok çirkin, aşağılık, helâl olmayan iş
    haslet: huy, özellik haysiyet: özellik
    hazinedarlık: hazine bekçiliği hevesât-ı hayvâniye: hayvansal hisler, arzular
    himâyet: koruma altına alma hürmet: saygı
    iftihar etmek: övünmek inhisar: sınırlandırma, kontrol
    izdivac: evlenme izdivaç etmek: evlenmek
    izzet-i nefis: onur, öz saygı kesret: çokluk
    kesret-i tenasül: neslin çoğalması kıyamet: dünyanın yıkılıp, âhiret hayatının başlaması
    malûm: bilinen memâlik-i bâride: soğuk memleketler
    memâlik-i harre: sıcak memleketler merhamet: acıma, şefkat
    muhafaza: koruma, saklama muhit: coğrafî bölge, doğal çevre
    müdir-i dahilî: iç işleri yöneten nazarında: gözünde, düşüncesinde
    nikâh etmek: evlenmek nisbeten: kıyasla
    refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş ref’: ortadan kaldırma
    sadakat: bağlılık sehâvet: cömertlik
    sülûk etmek: yönelmek, bir yola girmek tabiat: insanların genel yapısı
    tahrik etmek: harekete geçirmek teksir etmek: çoğaltmak
    tesettür: örtünme tesir: etki
    vasıta: araç âlem-i İslâm kıtası: İslâm dünyasının üzerinde bulunduğu bölge

    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Dördüncü Lem'a - Sayfa 322

    açık saçıklık belki çok sû-i istimâlâta ve isrâfâta medar olmaz. Fakat seriütteessür ve hassas olan memâlik-i harredeki insanların hevesât-ı nefsâniyesini mütemadiyen tehyiç edecek açık saçıklık, elbette çok sû-i istimâlâta ve isrâfâta ve neslin zaafiyetine ve sukut-u kuvvete sebeptir. Bir ayda veya yirmi günde ihtiyac-ı fıtrîye mukabil, her birkaç günde kendini bir israfa mecbur zanneder. O vakit, her ayda on beş gün kadar hayız gibi arızalar münasebetiyle kadından tecennüp etmeye mecbur olduğundan, nefsine mağlûp ise fuhşiyata da meyleder.

    Şehirliler, köylülere, bedevîlere bakıp tesettürü kaldıramaz. Çünkü köylerde, bedevîlerde, derd-i maişet meşgalesiyle ve bedenen çalışmak ve yorulmak münasebetiyle, hem şehirlilere nisbeten nazar-ı dikkati az celb eden, mâsûme işçi ve bir derece kaba kadınların kısmen açık olmaları, hevesât-ı nefsâniyeyi tehyice medar olamadığı gibi, serseri ve işsiz adamlar az bulunduğundan, şehirdeki mefâsidin onda biri onlarda bulunmaz. Öyleyse onlara kıyas edilmez.










    bedevî
    : çölde yaşayan, göçebe







    derd-i maişet
    : geçim derdi
    fuhşiyat: dinen yasaklanan ve haram sayılan davranışlar hassas: duyarlı
    hayız: kadınların âdet, kanama hâli hevesât-ı nefsaniye: nefsin hevesleri, arzu ve istekleri
    ihtiyac-ı fıtrî: yaratılıştan gelen doğal ihtiyaç isrâfât: israflar, lüzumsuz yere kullanmalar
    kısmen: bir miktar kıyas etmek: karşılaştırmak
    mağlûp: yenik düşen medar olmak: sebep olmak, vesile olmak
    mefâsid: ahlâkı bozan şeyler memâlik-i harre: sıcak memleketler
    meyletmek: eğilim göstermek meşgale: meşguliyet, çalışma
    mukabil: karşılık mâsûme: masum ve günahsız olan
    münasebetiyle: vesilesiyle, sebebiyle mütemadiyen: sürekli olarak
    nazar-ı dikkat: dikkati celb eden; dikkat çeken nefis: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu
    nesil: soy nisbeten: kıyasla
    seriütteessür: çabuk ve kolay etkilenen sukut-u kuvvet: kuvvetten düşme
    sû-i istimâlât: kötüye kullanmalar tecennüp etmek: sakınmak, uzak durmak
    tehyiç etmek: harekete geçirmek, heyecanlandırmak tesettür: örtünme
    zaafiyet: zayıflık, güçsüzlük
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Dördüncü Lem'a - Sayfa 323

    بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1


    Ehl-i iman âhiret hemşirelerim olan kadınlar taifesi ile bir muhaveredir.

    Bazı vilâyetlerde taife-i nisâdan samimî ve hararetli bir surette Nurlara karşı alâkalarını gördüğüm ve haddimden pek ziyade, onların Nurlara ait derslerime itimadlarını bildiğim sıralarda, mübarek Isparta’ya ve mânevî Medresetü’z-Zehrâya üçüncü defa geldiğim zaman işittim ki, o mübarek âhiret hemşirelerim olan taife-i nisâ, benden bir ders bekliyorlarmış. Güya vaaz suretinde camilerde onlara bir dersim olacak. Halbuki, ben dört beş vecihle hastayım. Ve hem perişan, hattâ konuşmaya ve düşünmeye iktidarsız bulunduğum halde, bu gece şiddetli bir ihtarla kalbime geldi ki:

    “Madem on beş sene evvel gençlerin istemeleriyle Gençlik Rehberi’ni onlar için yazdın ve pek çok istifade edildi. Halbuki hanımlar taifesi, gençlerden daha ziyade bu zamanda öyle bir rehbere muhtaçtırlar.”

    Ben de bu ihtara karşı gayet perişan ve zaaf ve aczimle beraber, Üç Nükte ile, gayet muhtasar bazı lüzumlu maddeleri, o mübarek hemşirelerime ve mânevî genç evlâtlarıma beyan ediyorum.

    BİRİNCİ NÜKTE

    Risale-i Nur’un en mühim bir esası şefkat olmasından, nisâ taifesi şefkat kahramanları bulunmaları cihetiyle daha ziyade Risale-i Nur’la fıtraten alâkadardırlar. Ve lillâhilhamd bu fıtrî alâkadarlık çok yerlerde hissediliyor. Bu şefkatteki fedakârlık, hakikî bir ihlâsı ve mukabelesiz bir fedakârlık mânâsını ifade ettiğinden, şimdi bu zamanda pek çok ehemmiyeti var.

    Evet, bir valide veledini tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden ruhunu



    Not
    Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.





    Gençlik Rehberi: Risale-i Nur içinde bulunan, gençlere ait meselelerden oluşan bir kitapçık Isparta: (bk. bilgiler)
    Medresetü’z-Zehrâ: (bk. bilgiler) acz: güçsüzlük
    alâkadar: ilgili, bağlantılı beyan etmek: açıklamak
    cihet: yön, şekil ehemmiyet: değer, önem
    ehl-i iman: Allah’a Ondan gelen herşeye inananlar, mü’minler esas: temel
    evlât: çocuklar evvel: önce
    fıtraten: yaratılış itibariyle fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen
    had: sınır, yetki hakikî: asıl, gerçek
    hararetli: çok istekli hemşire: kız kardeş
    ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme ihtar: hatırlatma, uyarı
    iktidarsız: güçsüz, kuvvetsiz istifade etmek: faydalanmak
    itimad: güven lillâhilhamd: Allah’a hamd olsun
    muhavere: karşılıklı konuşma muhtasar: kısa, özet
    mukabele: karşılık vermek mübarek: bereketli, hayırlı
    mühim: önemli nükte: ince anlamlı söz
    suret: biçim, şekil taife: grup, topluluk
    taife-i nisâ/nisâ taifesi: kadınlar topluluğu valide: anne
    vecih: yön veled: çocuk
    vilâyet: il zaaf: zayıflık, güçsüzlük
    ziyade: çok, fazla âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
    şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Dördüncü Lem'a - Sayfa 324

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>feda etmesi ve hakikî bir ihlâs ile vazife-i fıtriyesi itibarıyla kendini evlâdına kurban etmesi gösteriyor ki, hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var. Bu kahramanlığın inkişafı ile hem hayat-ı dünyeviyesini, hem hayat-ı ebediyesini onunla kurtarabilir. Fakat bazı fena cereyanlarla, o kuvvetli ve kıymettar seciye inkişaf etmez. Veyahut sû-i istimal edilir. Yüzer nümunelerinden bir küçük nümunesi şudur:

    O şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. “Oğlum paşa olsun” diye bütün malını verir, hafız mektebinden alır, Avrupa’ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor. Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; Cehennem hapsine düşmemesini nazara almıyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak, o mâsum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzım gelirken dâvâcı ediyor. O çocuk, “Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?” diye şekvâ edecek. Dünyada da, terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için, validesinin harika şefkatinin hakkına karşı lâyıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder.

    Eğer hakikî şefkat sû-i istimal edilmeyerek, biçare veledini haps-i ebedî olan Cehennemden ve idam-ı ebedî olan dalâlet içinde ölmekten kurtarmaya o şefkat sırrıyla çalışsa, o veledin bütün ettiği hasenâtının bir misli, validesinin defter-i a’mâline geçeceğinden, validesinin vefatından sonra her vakit hasenatlarıyla ruhuna nurlar yetiştirdiği gibi, âhirette de, değil dâvâcı olmak, bütün ruh u canıyla şefaatçi olup ebedî hayatta ona mübarek bir evlât olur.

    Evet, insanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle, ben kendi şahsımda kat’î ve daima hissettiğim bu mânâyı beyan ediyorum:

    Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum





    Avrupa: (bk. bilgiler) beyan etmek: açıklamak
    biçare: çaresiz, zavallı cereyan: akım
    dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inkârcılık defter-i a’mâl: amel defteri
    ebedî: sonsuz esaslı: köklü
    evlât: çocuk fena: kötü, çirkin
    fıtrî şefkat: doğal, yaratılıştan gelen şefkat, merhamet hafız mektebi: Kur’ân-ı Kerimi ezberlemek için gidilen okul
    haps-i ebedî: sonsuz bir hapis hasenât: iyilikler, sevaplar
    hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı
    helâket: mahvolma idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş
    ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme inkişaf: açığa çıkma
    istifade: faydalanma itibarıyla: özelliğiyle, bakımından
    kasem etmek: yemin etmek kat’î: kesin
    kıymettar: değerli merhum: Allah’ın rahmetine kavuşmuş, vefat etmiş
    misli: benzeri muallim: öğretmen
    mukabele etmek: karşılık vermek mâsum: günahsız
    mübarek: hayırlı münasebet: ilişki, bağlantı
    nazara almak: göze almak nümune: örnek
    ruh-u canıyla: ruhu ve canıyla sebebiyet vermek: sebep olmak
    seciye: karakter, üstün özellik sû-i istimal: kötüye kullanma
    takviye: kuvvetlendirme, güçlendirme terbiye etmek: yetiştirmek, büyütmek
    terbiye-i İslâmiye: İslâm terbiyesi tesirli: etkili
    valide: anne vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev
    veled: çocuk âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
    üstad: öğretmen, hoca şefaatçi: af için aracılık eden
    şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi şekvâ etmek: şikâyet etmek
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Dördüncü Lem'a - Sayfa 325

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum.

    Ezcümle: Meslek ve meşrebimin dört esasından en mühimi olan şefkat etmek ve Risale-i Nur’un da en büyük hakikati olan acımak ve merhamet etmeyi, o validemin şefkatli fiil ve halinden ve o mânevî derslerinden aldığımı yakînen görüyorum.

    Evet, bu hakikî ihlâs ile hakikî bir fedakârlık taşıyan validelik şefkati sû-i istimal edilip, mâsum çocuğunun elmas hazinesi hükmünde olan âhiretini düşünmeyerek, muvakkat fâni şişeler hükmünde olan dünyaya o çocuğun mâsum yüzünü çevirmek ve bu şekilde ona şefkat göstermek, o şefkati sû-i istimal etmektir.

    Evet, kadınların şefkat cihetiyle bu kahramanlıklarını hiçbir ücret ve hiçbir mukabele istemeyerek, hiçbir faide-i şahsiye, hiçbir gösteriş mânâsı olmayarak ruhunu feda ettiklerine, o şefkatin küçücük bir nümunesini taşıyan bir tavuğun yavrusunu kurtarmak için arslana saldırması ve ruhunu feda etmesi ispat ediyor.

    Şimdi terbiye-i İslâmiyeden ve a’mâl-i uhreviyeden en kıymetli ve en lüzumlu esas, ihlâstır. Bu çeşit şefkatteki kahramanlıkta o hakikî ihlâs bulunuyor. Eğer bu iki nokta o mübarek taifede inkişafa başlasa, daire-i İslâmiyede pek büyük bir saadete medar olur. Halbuki erkeklerin kahramanlıkları mukabelesiz olamıyor; belki yüz cihette mukabele istiyorlar. Hiç olmazsa şan ve şeref istiyorlar. Fakat maattessüf biçare mübarek taife-i nisâiye, zalim erkeklerinin şerlerinden ve tahakkümlerinden kurtulmak için, başka bir tarzda, zaafiyetten ve aczden gelen başka bir nevide riyâkârlığa giriyorlar.

    İKİNCİ NÜKTE

    Bu sene inzivâda iken ve hayat-ı içtimaiyeden çekildiğim halde, bazı Nurcu kardeşlerimin ve hemşirelerimin hatırları için dünyaya baktım. Benimle görüşen





    acz: güçsüzlük a’mâl-i uhreviye: âhirete yönelik àmeller, işler
    bina etmek: kurmak biçare: çaresiz, zavallı
    cihet: yön, şekil daire-i İslâmiye: İslâm dairesi
    esas: temel ezcümle: meselâ, örneğin
    faide-i şahsiye: kişisel fayda fâni: gelip geçici, ölümlü
    fıtrat: yaratılış, mizaç hakikat: asıl, esas
    hakikî: asıl, gerçek hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat
    hemşire: kız kardeş ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
    inkişaf: açığa çıkma, gelişme inzivâ: yalnız başına bir yere çekilip dünya işleriyle uğraşmamak
    kıymetli: değerli maattessüf: ne yazık ki
    medar olmak: sebep olmak, vesile olmak merhamet: acıma, şefkat etme
    merhum: Allah’ın rahmetine kavuşmuş, vefat etmiş meşreb: hareket tarzı, metod
    mukabele: karşılık verme muvakkat: geçici olarak
    mübarek: hayırlı müşahede etmek: gözlemlemek
    nevi: çeşit, tür nükte: ince anlamlı söz
    nümune: örnek riyâkârlık: iki yüzlülük
    saadet: mutluluk sair: başka, diğer
    sû-i istimal: kötüye kullanma tahakküm: baskı, zorbalık
    taife: grup, topluluk taife-i nisâiye: kadınlar topluluğu
    telkinat: telkinler, öğütler terbiye-i İslâmiye: İslâm terbiyesi
    valide: anne validelik: annelik
    yakînen: kesin olarak zaafiyet: zayıflık
    zalim: haksızlık eden âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
    çekirdek-i esasiye: temel çekirdek şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi
    şer: kötülük
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 537 + 37872

    Cevap: Yirmi Dördüncü Lem'a - Sayfa 326

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>ekserî dostlardan, kendi ailevî hayatlarından şekvâlar işittim. “Eyvah!” dedim. “İnsanın, hususan Müslümanın tahassungâhı ve bir nevi cenneti ve küçük bir dünyası aile hayatıdır. Bu da mı bozulmaya başlamış?” dedim. Sebebini aradım. Bildim ki, nasıl İslâmiyetin hayat-ı içtimaiyesine ve dolayısıyla din-i İslâma zarar vermek için, gençleri yoldan çıkarmak ve gençlik hevesâtıyla sefahete sevk etmek için bir iki komite çalışıyormuş. Aynen öyle de, biçare nisâ taifesinin gafil kısmını dahi yanlış yollara sevk etmek için bir iki komitenin tesirli bir surette perde altında çalıştığını hissettim. Ve bildim ki, bu millet-i İslâma bir dehşetli darbe, o cihetten geliyor. Ben de siz hemşirelerime ve gençleriniz olan mânevî evlâtlarıma kat’iyen beyan ediyorum ki:

    Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi saadet-i dünyeviyeleri de ve fıtratlarındaki ulvî seciyeleri de, bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi, daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur. Rusya’da o biçare taifenin ne hale girdiğini işitiyorsunuz. Risale-i Nur’un bir parçasında denilmiş ki:

    Aklı başında olan bir adam, refikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on senelik fâni ve zâhirî hüsn-ü cemâline bina etmez. Belki, kadınların hüsn-ü cemâlinin en güzeli ve daimîsi, onun şefkatine ve kadınlığa mahsus hüsn-ü sîretine sevgisini bina etmeli—tâ ki, o biçare ihtiyarladıkça, kocasının muhabbeti ona devam etsin. Çünkü onun refikası, yalnız dünya hayatındaki muvakkat bir yardımcı refika değil, belki hayat-ı ebediyesinde ebedî ve sevimli bir refika-i hayat olduğundan, ihtiyarlandıkça daha ziyade hürmet ve merhametle birbirine muhabbet etmek lâzım geliyor. Şimdiki terbiye-i medeniye perdesi altındaki hayvancasına muvakkat bir refakatten sonra ebedî bir mufarakate mâruz kalan o aile hayatı, esasıyla bozuluyor.

    Hem Risale-i Nur’un bir cüz’ünde denilmiş ki: Bahtiyardır o adam ki, refika-i ebediyesini kaybetmemek için saliha zevcesini taklit eder, o da salih olur. Hem





    Rusya: (bk. bilgiler) ailevî: aile ile ilgili
    bahtiyar: talihli, mutlu beyan etmek: açıklamak
    bina etmek: kurmak biçare: çaresiz, zavallı
    cihet: taraf cüz’: bölüm
    daimî: devamlı, sürekli daire-i İslâmiye: İslâm dairesi
    dehşetli: korkunç, ürkütücü din-i İslâm: İslâm dini
    ebedî: sonsuz ekserî: çoğunluk, pekçok
    esas: temel fâni: gelip geçici, ölümlü
    fıtrat: yaratılış, mizaç gafil: Allah’ı düşünmeyen ve sorumluluklarından habersiz
    hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat
    hemşire: kız kardeş hevesât: gelip geçici arzu ve istekler
    hususan: bilhassa, özellikle hüsn-ü cemâl: güzellik
    hüsn-ü sîret: ahlâk güzelliği kat’iyen: kesinlikle
    komite: bir maksat çerçevesinde toplanmış cemiyet merhamet: acıma, şefkat
    millet-i İslâm: İslâm milleti mufarakat: ayrılık
    muhabbet: sevgi muvakkat: geçici olarak
    mânevî evlât: mânevi çocuk mâruz kalma: yüz yüze gelme
    nevi: çeşit, tür nisâ taifesi: kadınlar topluluğu
    refakat: arkadaşlık refika: eş, hanım
    refika-i ebediye: sonsuza kadar arkadaş olarak kalacak olan eş, hanım refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş
    saadet-i dünyeviye: dünyaya ait mutluluk saadet-i uhreviye: âhiret hayatındaki mutluluk
    salih: dinin emir ve yasaklarına eksiksiz olarak uyan kişi saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden kadın
    seciye: karakter, üstün özellik sefahet: yasak zevk ve eğlenceye düşkünlük
    sevk etmek: yöneltmek suret: biçim, şekil
    tahassungâh: sığınma yeri, sığınak taife: grup, topluluk
    terbiye-i diniye: dinî eğitim, ahlâkî terbiye terbiye-i medeniye: çağdaş eğitim
    ulvî: yüce, büyük zevce: eş, hanım
    ziyade: çok, fazla zâhirî: dış görünüşteki
    çare-i yegâne: tek çare şefkat: içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi
    şekvâ: şikayet, yakınma
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •