Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
26 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Üçüncü Lem'a - Sayfa 301

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>makine-i vücudunu icad eden, içindeki kör tabiatın, kâinatı halk ve idare edecek bir kudret ve hikmet sahibi olduğunu farz etmek lâzım gelir. Bu ise bir muhal değil, belki binler muhaldir.

    Elhasıl, nasıl ki Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun şerik ve nazîri mümteni ve muhaldir; öyle de rububiyetinde ve icad-ı eşyada başkalarının müdahalesi, şerîk-i zâtî gibi mümteni ve muhaldir.

    Amma İkinci Muhaldeki müşkilât ise: Müteaddit risalelerde ispat edildiği gibi, eğer bütün eşya Vâhid-i Ehade verilse, bütün eşya birtek şey gibi suhuletli ve kolay olur. Eğer esbaba ve tabiata verilse, birtek şey umum eşya kadar müşkilâtlı olduğu, müteaddit ve kat’î burhanlarla ispat edilmiş. Bir burhanın hülâsası şudur ki:

    Nasıl ki bir adam, bir padişaha askerlik veya memuriyet cihetiyle intisap etse, o memur ve o asker, o intisap kuvvetiyle, yüz bin defa kuvvet-i şahsiyesinden fazla işlere medar olabilir. Ve padişahı namına, bazan bir şahı esir eder. Çünkü gördüğü işlerin ve yaptığı eserlerin cihazatını ve kuvvetini kendi taşımıyor ve taşımaya mecbur olmuyor. O intisap münasebetiyle, padişahın hazineleri ve arkasındaki nokta-i istinadı olan ordu, o kuvveti, o cihazatı taşıyor. Demek gördüğü işler, şahane olarak bir padişahın işi gibi ve gösterdiği eserler bir ordu eseri misilli harika olabilir.

    Nasıl ki karınca o memuriyet cihetiyle Firavun’un sarayını harap ediyor. Sinek o intisapla Nemrud’u gebertiyor. Ve o intisapla, buğday tanesi gibi bir çam çekirdeği, koca çam ağacının bütün cihazatını yetiştiriyor. HAŞİYE-1 Eğer o intisap



    Not
    Haşiye-1
    Evet, eğer intisap olsa, o çekirdek, kader-i İlâhîden bir emir alır, o harika işlere mazhar olur. Eğer o intisap kesilse, o çekirdeğin hilkati, koca çam ağacının hilkatinden daha ziyade cihazat ve iktidar ve san’atı iktiza eder. Çünkü, dağdaki, kudret eseri olan mücessem çam ağacının, bütün âzâları ve cihazatıyla, o çekirdekteki kader eseri olan mânevî ağaçta mevcut bulunması lâzım gelir. Çünkü o koca ağacın fabrikası o çekirdektir. İçindeki kaderî ağaç, kudretle hariçte tezahür eder, cismanî çam ağacı olur.





    Firavun: (bk. bilgiler) Nemrud: (bk. bilgiler)
    Vâhid-i Ehad: birliği herşeyi kapladığı gibi herbir şeyde de ayrı ayrı tecellîleri görülen Allah Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Zât, Allah
    burhan: güçlü ve sarsılmaz delil, kanıt cihazat: cihazlar, âletler
    cihet: şekil, yön cismanî: maddî yapısı olan
    elhasıl: özet olarak esbab: sebepler
    eşya: şeyler, varlıklar halk etmek: yaratmak
    haşiye: dipnot hikmet: herşeyin bir gayeye yönelik olarak anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması; yüksek bilgi
    hilkat: yaratılış hülâsa: öz, özet
    icad etmek: var etmek, yapmak icad-ı eşya: varlıkların yaratılması
    iktidar: güç, kudret iktiza etmek: gerektirmek
    intisap: bağlanma kader-i İlâhi: İlâhi kader, Allah’ın kader kanunu
    kaderî: kaderle bağlantılı kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
    kuvvet-i şahsiye: kişisel kuvvet makine-i vücud: kâinatın küçük bir örneği olan vücut makinası
    mazhar olmak: erişmek, edinmek medar: dayanak noktası, sebep
    memuriyet: memurluk mevcut: var olan
    misilli: gibi muhal: imkânsızlık
    mücessem: maddî yapısı olan mümteni: imkânsız
    münasebetiyle: vesilesiyle, sebebiyle müteaddit: bir çok, çeşitli
    müşkilât: zorluklar namına: adına
    nazîr: benzer, eş nokta-i istinad: dayanak noktası
    risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
    suhulet: kolaylık tabiat: doğa, maddî âlem
    tezahür etmek: görünmek, ortaya çıkmak umum: bütün, genel
    âzâ: uzuvlar, organlar şerik: Allah’a ortak koşulan şey
    şerîk-i zâtî: doğrudan Allah’ın Zâtına ortak olma

    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Üçüncü Lem'a - Sayfa 302

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>kesilse, o memuriyetten terhis edilse, yapacağı işlerin cihazatını ve kuvvetini, belinde ve bileğinde taşımaya mecburdur. O vakit, o küçücük bileğindeki kuvvet miktarınca ve belindeki cephane adedince iş görebilir. Evvelki vaziyette gayet kolaylıkla gördüğü işleri bu vaziyette ondan istenilse, elbette bileğinde bir ordu kuvvetini ve belinde bir padişahın cihazat-ı harbiye fabrikasını yüklemek lâzım gelir ki, güldürmek için acip hurafeleri ve masalları hikâye eden maskaralar dahi bu hayalden utanıyorlar.

    Elhasıl, Vâcibü’l-Vücuda her mevcudu vermek, vücub derecesinde bir suhuleti var. Ve tabiata icad cihetinde vermek, imtinâ derecesinde müşkül ve haric-i daire-i akliyedir.

    ÜÇÜNCÜ MUHAL

    Bu Muhali izah edecek, bazı risalelerde beyan edilen iki misal:

    BİRİNCİ MİSAL: Bütün âsâr-ı medeniyetle tekmil ve tezyin edilmiş, hâli bir sahrâda kurulmuş, yapılmış bir saraya gayet vahşî bir adam girmiş, içine bakmış. Binlerle muntazam san’atlı eşyayı görmüş. Vahşetinden, ahmaklığından, “Hariçten kimse müdahale etmeyip, o saray içinde o eşyadan birisi o sarayı müştemilâtıyla beraber yapmıştır” diye taharrîye başlıyor. Hangi şeye bakıyor, o vahşetli aklı dahi kabil görmüyor ki, o şey bunları yapsın. Sonra, o sarayın teşkilât programını ve mevcudat fihristesini ve idare kanunları içinde yazılı olan bir defteri görür. Çendan, elsiz ve gözsüz ve çekiçsiz olan o defter dahi, sair içindeki şeyler gibi, hiçbir kabiliyeti yoktur ki, o sarayı teşkil ve tezyin etsin. Fakat muztar kalarak, bilmecburiye, eşya-yı âhare nisbeten, kavânîn-i ilmiyenin bir ünvanı olmak cihetiyle, o sarayın mecmuuna bu defteri münasebettar gördüğünden, “İşte bu defterdir ki, o sarayı teşkil, tanzim ve tezyin edip bu eşyayı yapmış, takmış, yerleştirmiş” diyerek, vahşetini ahmakların, sarhoşların hezeyanına çevirmiş.

    İşte, aynen bu misal gibi, hadsiz derecede misaldeki saraydan daha muntazam,





    Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah acip: hayret verici
    ahmaklık: akılsızlık beyan edilmek: açıklanmak
    bilmecburiye: zorunlu olarak cihazat: cihazlar, âletler
    cihazat-ı harbiye: savaş aletleri cihet: yön, taraf
    elhasıl: özet olarak eşya: şeyler, varlıklar
    eşya-yı âhar: diğer varlıklar hadsiz: sınırsız
    haric-i daire-i akliye: akıl dairesinin dışında hariç: dış
    hezeyan: boş söz, saçmalama hurafe: herhangi bir delile dayanmayan bâtıl inanış
    hâli: boş, ıssız icad: yaratma
    imtinâ: imkânsızlık izah etmek: açıklamak
    kabil: mümkün kabiliyet: yetenek
    kavânîn-i ilmiye: bilimsel kanunlar maskara: gülünç, rezil
    mecmu: bir şeyin tamamı mevcud: varlık
    mevcudat fihristesi: varlıkların sıralandığı liste muhal: imkânsız
    muntazam: düzenli muztar: çaresiz
    münasebettar: ilgili, bağlantılı müşkül: zorluk
    müştemilât: içindekiler nisbeten: kıyasla, oranla
    risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi sahrâ: çöl
    sair: diğer, başka sûhûlet: kolaylık
    tabiat: doğa, maddî âlem taharrî: araştırma, inceleme
    tanzim: düzenleme tekmil etmek: tamamlamak
    terhis: göreve son verme tezyin etmek: süslemek
    teşkil etmek: oluşturmak teşkilât: meydana gelme, oluşma
    vahşet: ilkellik vahşî: medeniyetten uzak
    vaziyet: durum, hâl vücub: kesinlik, gereklilik
    âsâr-ı medeniyet: medeniyetin meydana getirdiği eserler çendan: gerçi
    ünvan: isim
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Üçüncü Lem'a - Sayfa 303

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>kesilse, o memuriyetten terhis edilse, yapacağı işlerin cihazatını ve kuvvetini, belinde ve bileğinde taşımaya mecburdur. O vakit, o küçücük bileğindeki kuvvet miktarınca ve belindeki cephane adedince iş görebilir. Evvelki vaziyette gayet kolaylıkla gördüğü işleri bu vaziyette ondan istenilse, elbette bileğinde bir ordu kuvvetini ve belinde bir padişahın cihazat-ı harbiye fabrikasını yüklemek lâzım gelir ki, güldürmek için acip hurafeleri ve masalları hikâye eden maskaralar dahi bu hayalden utanıyorlar.

    Elhasıl, Vâcibü’l-Vücuda her mevcudu vermek, vücub derecesinde bir suhuleti var. Ve tabiata icad cihetinde vermek, imtinâ derecesinde müşkül ve haric-i daire-i akliyedir.

    ÜÇÜNCÜ MUHAL

    Bu Muhali izah edecek, bazı risalelerde beyan edilen iki misal:

    BİRİNCİ MİSAL: Bütün âsâr-ı medeniyetle tekmil ve tezyin edilmiş, hâli bir sahrâda kurulmuş, yapılmış bir saraya gayet vahşî bir adam girmiş, içine bakmış. Binlerle muntazam san’atlı eşyayı görmüş. Vahşetinden, ahmaklığından, “Hariçten kimse müdahale etmeyip, o saray içinde o eşyadan birisi o sarayı müştemilâtıyla beraber yapmıştır” diye taharrîye başlıyor. Hangi şeye bakıyor, o vahşetli aklı dahi kabil görmüyor ki, o şey bunları yapsın. Sonra, o sarayın teşkilât programını ve mevcudat fihristesini ve idare kanunları içinde yazılı olan bir defteri görür. Çendan, elsiz ve gözsüz ve çekiçsiz olan o defter dahi, sair içindeki şeyler gibi, hiçbir kabiliyeti yoktur ki, o sarayı teşkil ve tezyin etsin. Fakat muztar kalarak, bilmecburiye, eşya-yı âhare nisbeten, kavânîn-i ilmiyenin bir ünvanı olmak cihetiyle, o sarayın mecmuuna bu defteri münasebettar gördüğünden, “İşte bu defterdir ki, o sarayı teşkil, tanzim ve tezyin edip bu eşyayı yapmış, takmış, yerleştirmiş” diyerek, vahşetini ahmakların, sarhoşların hezeyanına çevirmiş.


    İşte, aynen bu misal gibi, hadsiz derecede misaldeki saraydan daha muntazam,






    Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah acip: hayret verici
    ahmaklık: akılsızlık beyan edilmek: açıklanmak
    bilmecburiye: zorunlu olarak cihazat: cihazlar, âletler
    cihazat-ı harbiye: savaş aletleri cihet: yön, taraf
    elhasıl: özet olarak eşya: şeyler, varlıklar
    eşya-yı âhar: diğer varlıklar hadsiz: sınırsız
    haric-i daire-i akliye: akıl dairesinin dışında hariç: dış
    hezeyan: boş söz, saçmalama hurafe: herhangi bir delile dayanmayan bâtıl inanış
    hâli: boş, ıssız icad: yaratma
    imtinâ: imkânsızlık izah etmek: açıklamak
    kabil: mümkün kabiliyet: yetenek
    kavânîn-i ilmiye: bilimsel kanunlar maskara: gülünç, rezil
    mecmu: bir şeyin tamamı mevcud: varlık
    mevcudat fihristesi: varlıkların sıralandığı liste muhal: imkânsız
    muntazam: düzenli muztar: çaresiz
    münasebettar: ilgili, bağlantılı müşkül: zorluk
    müştemilât: içindekiler nisbeten: kıyasla, oranla
    risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi sahrâ: çöl
    sair: diğer, başka sûhûlet: kolaylık
    tabiat: doğa, maddî âlem taharrî: araştırma, inceleme
    tanzim: düzenleme tekmil etmek: tamamlamak
    terhis: göreve son verme tezyin etmek: süslemek
    teşkil etmek: oluşturmak teşkilât: meydana gelme, oluşma
    vahşet: ilkellik vahşî: medeniyetten uzak
    vaziyet: durum, hâl vücub: kesinlik, gereklilik
    âsâr-ı medeniyet: medeniyetin meydana getirdiği eserler çendan: gerçi
    ünvan: isim
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Üçüncü Lem'a - Sayfa 304

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>kesilse, o memuriyetten terhis edilse, yapacağı işlerin cihazatını ve kuvvetini, belinde ve bileğinde taşımaya mecburdur. O vakit, o küçücük bileğindeki kuvvet miktarınca ve belindeki cephane adedince iş görebilir. Evvelki vaziyette gayet kolaylıkla gördüğü işleri bu vaziyette ondan istenilse, elbette bileğinde bir ordu kuvvetini ve belinde bir padişahın cihazat-ı harbiye fabrikasını yüklemek lâzım gelir ki, güldürmek için acip hurafeleri ve masalları hikâye eden maskaralar dahi bu hayalden utanıyorlar.

    Elhasıl, Vâcibü’l-Vücuda her mevcudu vermek, vücub derecesinde bir suhuleti var. Ve tabiata icad cihetinde vermek, imtinâ derecesinde müşkül ve haric-i daire-i akliyedir.

    ÜÇÜNCÜ MUHAL

    Bu Muhali izah edecek, bazı risalelerde beyan edilen iki misal:

    BİRİNCİ MİSAL: Bütün âsâr-ı medeniyetle tekmil ve tezyin edilmiş, hâli bir sahrâda kurulmuş, yapılmış bir saraya gayet vahşî bir adam girmiş, içine bakmış. Binlerle muntazam san’atlı eşyayı görmüş. Vahşetinden, ahmaklığından, “Hariçten kimse müdahale etmeyip, o saray içinde o eşyadan birisi o sarayı müştemilâtıyla beraber yapmıştır” diye taharrîye başlıyor. Hangi şeye bakıyor, o vahşetli aklı dahi kabil görmüyor ki, o şey bunları yapsın. Sonra, o sarayın teşkilât programını ve mevcudat fihristesini ve idare kanunları içinde yazılı olan bir defteri görür. Çendan, elsiz ve gözsüz ve çekiçsiz olan o defter dahi, sair içindeki şeyler gibi, hiçbir kabiliyeti yoktur ki, o sarayı teşkil ve tezyin etsin. Fakat muztar kalarak, bilmecburiye, eşya-yı âhare nisbeten, kavânîn-i ilmiyenin bir ünvanı olmak cihetiyle, o sarayın mecmuuna bu defteri münasebettar gördüğünden, “İşte bu defterdir ki, o sarayı teşkil, tanzim ve tezyin edip bu eşyayı yapmış, takmış, yerleştirmiş” diyerek, vahşetini ahmakların, sarhoşların hezeyanına çevirmiş.

    İşte, aynen bu misal gibi, hadsiz derecede misaldeki saraydan daha muntazam,






    Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah acip: hayret verici
    ahmaklık: akılsızlık beyan edilmek: açıklanmak
    bilmecburiye: zorunlu olarak cihazat: cihazlar, âletler
    cihazat-ı harbiye: savaş aletleri cihet: yön, taraf
    elhasıl: özet olarak eşya: şeyler, varlıklar
    eşya-yı âhar: diğer varlıklar hadsiz: sınırsız
    haric-i daire-i akliye: akıl dairesinin dışında hariç: dış
    hezeyan: boş söz, saçmalama hurafe: herhangi bir delile dayanmayan bâtıl inanış
    hâli: boş, ıssız icad: yaratma
    imtinâ: imkânsızlık izah etmek: açıklamak
    kabil: mümkün kabiliyet: yetenek
    kavânîn-i ilmiye: bilimsel kanunlar maskara: gülünç, rezil
    mecmu: bir şeyin tamamı mevcud: varlık
    mevcudat fihristesi: varlıkların sıralandığı liste muhal: imkânsız
    muntazam: düzenli muztar: çaresiz
    münasebettar: ilgili, bağlantılı müşkül: zorluk
    müştemilât: içindekiler nisbeten: kıyasla, oranla
    risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi sahrâ: çöl
    sair: diğer, başka sûhûlet: kolaylık
    tabiat: doğa, maddî âlem taharrî: araştırma, inceleme
    tanzim: düzenleme tekmil etmek: tamamlamak
    terhis: göreve son verme tezyin etmek: süslemek
    teşkil etmek: oluşturmak teşkilât: meydana gelme, oluşma
    vahşet: ilkellik vahşî: medeniyetten uzak
    vaziyet: durum, hâl vücub: kesinlik, gereklilik
    âsâr-ı medeniyet: medeniyetin meydana getirdiği eserler çendan: gerçi
    ünvan: isim
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Üçüncü Lem'a - Sayfa 305

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>kesilse, o memuriyetten terhis edilse, yapacağı işlerin cihazatını ve kuvvetini, belinde ve bileğinde taşımaya mecburdur. O vakit, o küçücük bileğindeki kuvvet miktarınca ve belindeki cephane adedince iş görebilir. Evvelki vaziyette gayet kolaylıkla gördüğü işleri bu vaziyette ondan istenilse, elbette bileğinde bir ordu kuvvetini ve belinde bir padişahın cihazat-ı harbiye fabrikasını yüklemek lâzım gelir ki, güldürmek için acip hurafeleri ve masalları hikâye eden maskaralar dahi bu hayalden utanıyorlar.

    Elhasıl, Vâcibü’l-Vücuda her mevcudu vermek, vücub derecesinde bir suhuleti var. Ve tabiata icad cihetinde vermek, imtinâ derecesinde müşkül ve haric-i daire-i akliyedir.

    ÜÇÜNCÜ MUHAL

    Bu Muhali izah edecek, bazı risalelerde beyan edilen iki misal:

    BİRİNCİ MİSAL: Bütün âsâr-ı medeniyetle tekmil ve tezyin edilmiş, hâli bir sahrâda kurulmuş, yapılmış bir saraya gayet vahşî bir adam girmiş, içine bakmış. Binlerle muntazam san’atlı eşyayı görmüş. Vahşetinden, ahmaklığından, “Hariçten kimse müdahale etmeyip, o saray içinde o eşyadan birisi o sarayı müştemilâtıyla beraber yapmıştır” diye taharrîye başlıyor. Hangi şeye bakıyor, o vahşetli aklı dahi kabil görmüyor ki, o şey bunları yapsın. Sonra, o sarayın teşkilât programını ve mevcudat fihristesini ve idare kanunları içinde yazılı olan bir defteri görür. Çendan, elsiz ve gözsüz ve çekiçsiz olan o defter dahi, sair içindeki şeyler gibi, hiçbir kabiliyeti yoktur ki, o sarayı teşkil ve tezyin etsin. Fakat muztar kalarak, bilmecburiye, eşya-yı âhare nisbeten, kavânîn-i ilmiyenin bir ünvanı olmak cihetiyle, o sarayın mecmuuna bu defteri münasebettar gördüğünden, “İşte bu defterdir ki, o sarayı teşkil, tanzim ve tezyin edip bu eşyayı yapmış, takmış, yerleştirmiş” diyerek, vahşetini ahmakların, sarhoşların hezeyanına çevirmiş.

    İşte, aynen bu misal gibi, hadsiz derecede misaldeki saraydan daha muntazam,





    Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah acip: hayret verici
    ahmaklık: akılsızlık beyan edilmek: açıklanmak
    bilmecburiye: zorunlu olarak cihazat: cihazlar, âletler
    cihazat-ı harbiye: savaş aletleri cihet: yön, taraf
    elhasıl: özet olarak eşya: şeyler, varlıklar
    eşya-yı âhar: diğer varlıklar hadsiz: sınırsız
    haric-i daire-i akliye: akıl dairesinin dışında hariç: dış
    hezeyan: boş söz, saçmalama hurafe: herhangi bir delile dayanmayan bâtıl inanış
    hâli: boş, ıssız icad: yaratma
    imtinâ: imkânsızlık izah etmek: açıklamak
    kabil: mümkün kabiliyet: yetenek
    kavânîn-i ilmiye: bilimsel kanunlar maskara: gülünç, rezil
    mecmu: bir şeyin tamamı mevcud: varlık
    mevcudat fihristesi: varlıkların sıralandığı liste muhal: imkânsız
    muntazam: düzenli muztar: çaresiz
    münasebettar: ilgili, bağlantılı müşkül: zorluk
    müştemilât: içindekiler nisbeten: kıyasla, oranla
    risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi sahrâ: çöl
    sair: diğer, başka sûhûlet: kolaylık
    tabiat: doğa, maddî âlem taharrî: araştırma, inceleme
    tanzim: düzenleme tekmil etmek: tamamlamak
    terhis: göreve son verme tezyin etmek: süslemek
    teşkil etmek: oluşturmak teşkilât: meydana gelme, oluşma
    vahşet: ilkellik vahşî: medeniyetten uzak
    vaziyet: durum, hâl vücub: kesinlik, gereklilik
    âsâr-ı medeniyet: medeniyetin meydana getirdiği eserler çendan: gerçi
    ünvan: isim
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Üçüncü Lem'a - Sayfa 306

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>daha mükemmel ve bütün etrafı mucizâne hikmetle dolu şu saray-ı âlemin içine, inkâr-ı ulûhiyete giden tabiiyyun fikrini taşıyan vahşî bir insan girer. Daire-i mümkinat haricinde olan Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun eser-i san’atı olduğunu düşünmeyerek ve Ondan i’râz ederek, daire-i mümkinat içinde, kader-i İlâhînin yazar bozar bir levhası hükmünde ve kudret-i İlâhiyenin kavânîn-i icraatına tebeddül ve tagayyür eden bir defteri olabilen ve pek yanlış ve hata olarak “tabiat” namı verilen bir mecmua-i kavânîn-i âdât-ı İlâhiye ve bir fihriste-i san’at-ı Rabbâniyeyi görür. Ve der ki: “Madem bu eşya bir sebep ister. Hiçbir şeyin bu defter gibi münasebeti görünmüyor. Çendan hiçbir cihetle akıl kabul etmez ki, gözsüz, şuursuz, kudretsiz bu defter, rububiyet-i mutlakanın işi olan ve hadsiz bir kudreti iktiza eden icadı yapamaz. Fakat madem Sâni-i Kadîmi kabul etmiyorum; öyleyse, en münasibi, ‘Bu defter bunu yapmış ve yapar’ diyeceğim” der. Biz de deriz:

    Ey ahmaku’l-humakadan tahammuk etmiş sarhoş ahmak! Başını tabiat bataklığından çıkar, arkana bak. Zerrattan seyyârâta kadar bütün mevcudat, ayrı ayrı lisanlarla şehadet ettikleri ve parmaklarıyla işaret ettikleri bir Sâni-i Zülcelâli gör. Ve o sarayı yapan ve o defterde sarayın programını yazan Nakkaş-ı Ezelînin cilvesini gör, fermanına bak, Kur’ân’ını dinle, o hezeyanlardan kurtul.

    İKİNCİ MİSAL: Gayet vahşî bir adam, muhteşem bir kışla dairesine girer. Gayet muntazam bir ordunun umumî, beraber talimlerini, muntazam hareketlerini görür. Bir neferin hareketiyle bir tabur, bir alay, bir fırka kalkar, oturur, gider, bir ateş emriyle ateş ettiklerini müşahede eder. Onun kaba, vahşî aklı, bir





    Nakkaş-ı Ezelî: başlangıcı olmayan ve bütün varlıkları bir nakış halinde yaratan Allah Sâni-i Kadîm: ezelden beri var olan ve varlıkları sa’natlı bir şekilde yaratan Cenâb-ı Allah
    Sâni-i Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan ve her şeyi san’atlı olarak yaratan Allah Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Zât, Allah
    ahmaku’l-humaka: ahmakların en ahmakı alay: taburlardan meydana gelen askerî birlik
    cihet: yön cilve: görünme, yansıma
    daire-i mümkinat: yaratılanların tamamının oluşturduğu âlem eser-i san’at: sanat eseri
    eşya: varlıklar ferman: emir, buyruk
    fihriste-i san’at-ı Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’ın sanatlı bir şekilde yarattığı varlıkların özeti ve listesi fırka: tümen
    hadsiz: sınırsız haricinde: dışında
    hezeyan: boş söz, saçmalama hikmet: herşeyin bir gayeye yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerinde yaratılması
    icad: yaratma iktiza etmek: gerektirmek
    inkâr-ı ulûhiyet: Cenâb-ı Allah’ı inkâr fikri i’râz etmek: yüz çevirmek, başka tarafa dönmek
    kader-i İlâhî: İlâhî kader, Allah’ın kader kanunu kavânîn-i icraat: kâinattaki, tabiattaki İlâhî icraat ve faaliyet kanunları
    kudret: güç ve iktidar kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve kudreti
    lisan: dil mecmua-i kavânîn-i âdât-ı İlâhiye: Allah’ın kainata koyduğu, devam eden kanunların tamamı; İlâhî âdetler ve kanunların toplamı
    mevcudat: varlıklar mucizâne: mucizeli bir şekilde
    muhteşem: ihtişamlı, görkemli muntazam: düzenli
    münasebet: ilgi, bağlantı münasib: uygun
    müşahede etmek: gözlemlemek nefer: asker, er
    rububiyet-i mutlaka: Allah’ın herşeyi kuşatan, kayıtsız ve sınırsız egemenliği, yaratıcılığı, terbiyesi saray-ı âlem: âlem sarayı; bir saray gibi inceliklerle yaratılmış olan âlem, kâinat
    seyyârât: gezegenler tabiiyyun: her şeyin tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia edenler
    tabur: bölüklerden meydana gelen askerî birlik tagayyür: başkalaşma
    tahammuk etmek: ahmaklık dersi almak talim: eğitim
    tebeddül: değişim umumî: genel
    vahşî: ilkel zerrat: zerreler, atomlar
    çendan: gerçi şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek
    şuur: bilinç, anlayış
    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Üçüncü Lem'a - Sayfa 307

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>kumandanın, devletin nizâmâtıyla ve kanun-u padişahî ile o kumandanın emrini, kumandasını anlamayıp inkâr ettiğinden, o askerlerin iplerle birbiriyle bağlı olduklarını tahayyül eder. O hayalî ip ne kadar harikalı bir ip olduğunu düşünür, hayrette kalır.

    Sonra gider, Ayasofya gibi gayet muazzam bir camie, Cuma gününde dahil olur. O cemaat-i Müslimînin, bir adamın sesiyle kalkar, eğilir, secde ederek oturduklarını müşahede eder. Mânevî ve semâvî kanunların mecmuundan ibaret olan şeriatı ve Şeriat Sahibinin emirlerinden gelen mânevî düsturlarını anlamadığından, o cemaatin maddî iplerle bağlandığını ve o acip ipler onları esir edip oynattığını tahayyül ederek, en vahşî, insan suretindeki canavar hayvanları dahi güldürecek derecede maskaralı bir fikirle çıkar, gider.

    İşte, aynı bu misal gibi, Sultan-ı Ezel ve Ebedin hadsiz cünudunun muhteşem bir kışlası olan şu âleme ve o Mâbûd-u Ezelînin muntazam bir mescidi olan şu kâinata, mahz-ı vahşet olan inkârlı fikr-i tabiatı taşıyan bir münkir giriyor. O Sultan-ı Ezelînin hikmetinden gelen nizâmât-ı kâinatın mânevî kanunlarını birer maddî madde tasavvur ederek ve saltanat-ı rububiyetin kavânîn-i itibariyesi ve o Mâbûd-u Ezelînin şeriat-ı fıtriye-i kübrâsının, mânevî ve yalnız vücud-u ilmîsi bulunan ahkâmlarını ve düsturlarını, birer mevcud-u haricî ve maddî birer madde tahayyül ederek, kudret-i İlâhiyenin yerine, o ilim ve kelâmdan gelen ve yalnız vücud-u ilmîsi bulunan o kanunları ikame etmek ve ellerine icad vermek, sonra da onlara “tabiat” namını takmak ve yalnız bir cilve-i kudret-i Rabbâniye olan kuvveti, bir zîkudret ve müstakil bir kadîr telâkki etmek, misaldeki vahşîden bin defa aşağı bir vahşettir.

    Elhasıl, tabiiyyunların, mevhum ve hakikatsiz, tabiat dedikleri şey, olsa olsa





    Ayasofya: (bk. bilgiler) Mâbûd-u Ezelî: varlığının başlangıcı olmayan ve ibadete layık olan Allah
    Sultan-ı Ezel ve Ebed: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah
    acip: hayret verici ahkâm: hükümler
    cemaat-i Müslimîn: Müslüman cemaat cilve-i kudret-i Rabbâniye: Rabbânî kudret ve iradenin yansıması
    cünud: askerler düstur: kanun, prensip
    elhasıl: özet olarak fikr-i tabiat: her şeyi tabiatın yarattığını kabul eden düşünce
    hadsiz: sayısız hakikatsiz: asılsız, bir gerçeğe dayanmayan
    hikmet: herşeyin bir gayeye yönelik olarak anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması; yüksek bilgi icad vermek: yaratma özelliğini vermek
    ikâme etmek: yerine koymak inkâr etmek: inanmamak, reddetmek
    kadîr: güç ve iktidar sahibi kanun-u padişahî: padişah kanunu
    kavânîn-i itibariye: maddî varlığı olmayan kanunlar kanunlar kelâm: ifade, söz
    kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve kudreti kâinat: evren, bütün yaratılmışlar
    mahz-ı vahşet: tam bir ilkellik maskara: gülünç, rezil
    mecmuu: bir şeyin tamamı mevcud-u haricî: gözle görülür şekilde maddî bir yapıya sahip olan
    mevhum: gerçekte olmadığı halde var sayılan muazzam: azametli, çok büyük
    muntazam: düzenli münkir: inkârcı
    müşahede etmek: gözlemlemek nizâmât: kanunlar
    nizâmât-ı kâinat: kâinattaki düzenler saltanat-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği
    semâvî: Allah tarafından olan, İlâhî tabiiyyun: herşeyi tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia edenler
    tahayyül etmek: hayal etmek tasavvur etmek: düşünmek
    telâkki etmek: kabul etmek, algılamak vahşî: ilkel
    vücud-u ilmî: ilmî varlık, maddî varlığı olmayan, ilmen var olan şey zîkudret: kudretli, güçlü, kuvvetli
    âlem: dünya, evren şeriat: İlâhî kanun
    şeriat-ı fıtriye-i kübrâ: kâinattaki düzen ve intizamı sağlayan, bütün varlıkların tabi olduğu büyük kanun; tabiat kanunlarının bütünü
    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Üçüncü Lem'a - Sayfa 308

    vermek mümtenidir, muhaldir. Ve herşeyi doğrudan doğruya Vâcibü’l-Vücuda vermek vâciptir, zarurîdir. Elhamdü lillâhi ale’l-îmân 1 deyip iman ediyorum.

    “Yalnız bir şüphem var: Cenâb-ı Hakkın Hâlık olduğunu kabul ediyorum. Fakat bazı cüz’î esbabın ehemmiyetsiz şeylerde icada müdahaleleri ve bir parça medh ü senâ kazanmaları, saltanat-ı rububiyetine ne zarar verir? Saltanatına noksaniyet gelir mi?”

    Elcevap: Bazı risalelerde gayet kat’î ispat ettiğimiz gibi, hâkimiyetin şe’ni, müdahaleyi reddetmektir. Hattâ, en ednâ bir hâkim, bir memur, daire-i hâkimiyetinde oğlunun müdahalesini kabul etmiyor. Hattâ, hâkimiyetine müdahale tevehhümüyle, bazı dindar padişahlar, halife oldukları halde mâsum evlâtlarını katletmeleri, bu redd-i müdahale kanununun hâkimiyette ne kadar esaslı hükmettiğini gösteriyor. Bir nahiyede iki müdürden tut, tâ bir memlekette iki padişaha kadar, hâkimiyetteki istiklâliyetin iktiza ettiği men-i iştirak kanunu, tarih-i beşerde çok acip hercümerc ile kuvvetini göstermiş.

    Acaba âciz ve muavenete muhtaç insanlardaki âmiriyet ve hâkimiyetin bir gölgesi bu derece müdahaleyi reddetmeyi ve başkasının müdahalesini men etmeyi ve hâkimiyetinde iştirak kabul etmemeyi ve makamında istiklâliyetini nihayet taassupla muhafazaya çalışmayı gör; sonra, hâkimiyet-i mutlaka rububiyet derecesinde; ve âmiriyet-i mutlaka ulûhiyet derecesinde; ve istiklâliyet-i mutlaka ehadiyet derecesinde; ve istiğnâ-yı mutlak kadîriyet-i mutlaka derecesinde bir Zât-ı Zülcelâlde, bu redd-i müdahale ve men-i iştirak ve tard-ı şerik, ne derece o hâkimiyetin zarurî bir lâzımı ve vâcip bir muktezası olduğunu, kıyas edebilirsen et.



    Not
    Dipnot-1 Bize ihsan ettiği iman nimeti sebebiyle Allah’a hamd olsun.





    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Hâlık: her şeyi yaratan Allah
    Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Zât, Allah
    acip: hayret verici cüz’î: ferdî, küçük
    daire-i hâkimiyet: egemenlik, üstünlük, âmirlik dairesi ednâ: basit, küçük
    ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir varlıkta görünmesi ehemmiyetsiz: önemsiz
    esbab: sebepler halife: Müslümanların dinî reisi
    hercümerc: karma karışıklık hâkim: hükmeden
    hâkimiyet: hükmü ve idaresi altına alma hâkimiyet-i mutlaka: sınırsız ve tam bir egemenlik
    icad: yaratma icad vermek: var etme özelliği vermek
    iktiza etmek: gerektirmek istiklâliyet: bağımsızlık
    istiklâliyet-i mutlaka: kesin ve sınırsız bağımsızlık istiğnâ-yı mutlak: sınırsız zenginlik, hiçbir şeye muhtaç olmama
    iştirak: ortaklık kadîriyet-i mutlaka: Cenâb-ı Hakkın gücünün sınırsız olarak her şeyde görünmesi
    katletmek: öldürmek kat’î: kesin
    makam: mevki, derece medh ü senâ: övme ve yüceltme
    memur: emir altında olan, görevli men-i iştirak: ortaklığı kabul etmemek
    muavenet: yardım muhafaza: koruma, saklama
    muhal: imkânsız mukteza: bir şeyin gereği
    mâsum: günâhsız mümteni: imkânsız
    nahiye: bucak, ilçelerin bir müdürle yönetilen bölümlerinden her birisi nihayet: sınırsız
    noksaniyet: noksanlık redd-i müdahale kanunu: hiç kimsenin karışmasını kabul etmeme kanunu
    risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
    saltanat: hakimiyet saltanat-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği
    taassup: aşırı derecede, körü körüne bağlılık tard-ı şerik: ortağı, ortaklığı reddetmek
    tarih-i beşer: insanlık tarihi tevehhüm: kuruntu
    ulûhiyet: ibadete ve itaat edilmeye layık olma, İlâhlık vâcip: mutlaka gerekli olan
    zarurî: zorunlu, gerekli âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen
    âmiriyet: âmirlik, yöneticilik âmiriyet-i mutlaka: sınırsız ve tam bir âmirlik, yöneticilik
    şe’n: temel özellik
    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Üçüncü Lem'a - Sayfa 309

    Amma ikinci şık şüphen ki: Bazı esbab, bazı cüz’iyâtın bazı ubudiyetlerine merci olsa, o Mâbûd-u Mutlak olan Zât-ı Vâcibü’l-Vücuda müteveccih, zerrattan seyyârâta kadar mahlûkatın ubudiyetlerinden ne noksan gelir?

    Elcevap: Şu kâinatın Hâlık-ı Hakîmi, kâinatı bir ağaç hükmünde halk edip, en mükemmel meyvesini zîşuur, ve zîşuurun içinde en câmi meyvesini insan yapmıştır. Ve insanın en ehemmiyetli, belki insanın netice-i hilkati ve gaye-i fıtratı ve semere-i hayatı olan şükür ve ibadeti, o Hâkim-i Mutlak ve Âmir-i Müstakil, kendini sevdirmek ve tanıttırmak için kâinatı halk eden o Vâhid-i Ehad, bütün kâinatın meyvesi olan insanı ve insanın en yüksek meyvesi olan şükür ve ibadetini başka ellere verir mi? Bütün bütün hikmetine zıt olarak, netice-i hilkati ve semere-i kâinatı abes eder mi? Hâşâ ve kellâ, hem hikmetini ve rububiyetini inkâr ettirecek bir tarzda, mahlûkatın ibadetlerini başkalara vermeye rıza gösterir mi? Hiç müsaade eder mi? Ve hem hadsiz bir derecede kendini sevdirmeyi ve tanıttırmayı ef’âliyle gösterdiği halde, en mükemmel mahlûkatının şükür ve minnettarlıklarını, tahabbüb ve ubudiyetlerini başka esbaba vermekle kendini unutturup, kâinattaki makasıd-ı âliyesini inkâr ettirir mi? Ey tabiatperestlikten vazgeçen arkadaş, haydi sen söyle.

    O diyor: “Elhamdü lillâh, bu iki şüphem hallolmakla beraber, vahdâniyet-i İlâhiyeye dair ve Mâbûd-u Bilhak O olduğuna ve Ondan başkaları ibadete lâyık olmadığına o kadar parlak ve kuvvetli iki delil gösterdin ki, onları inkâr etmek, güneşi ve gündüzü inkâr etmek gibi bir mükâberedir.”







    Elhamdü lillâh: Allah’a hamd olsun Hâkim-i Mutlak: herşey üzerinde sınırsız egemenlik sahibi olan, Allah
    Hâlık-ı Hakîm: her varlığı sayısız hikmetlerle yaratan Allah Mâbûd-u Bilhak: hakkıyla ibadete layık olan Allah
    Mâbûd-u Mutlak: ibadete layık tek varlık olan Allah Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah
    Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Zât, Allah abes: boş ve faydasız
    câmi: kapsamlı, içine alan cüz’iyât: bir bütünün parçaları, kısımları
    ef’âl: fiiler, davranışlar ehemmiyetli: önemli
    esbab: sebepler gaye-i fıtrat: yaratılış amacı
    hadsiz: sınırsız halk etmek: yaratmak
    hallolmak: çözümlenmek hikmet: yüksek bilgi; bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma
    hâşâ ve kellâ: asla ve asla kâinat: evren
    mahlûkat: varlıklar makasıd-ı âliye: yüce maksatlar, gayeler
    merci: başvurulacak yer minnettarlık: şükran duyma, iyilik karşısında kendini borçlu hissetme
    mükemmel: eksiksiz mükâbere: büyüklük taslayarak doğruyu kabul etmeme, göz göre göre bir şeyi inkâr etme
    müsaade etmek: izin vermek müteveccih: yönelen
    netice-i hilkat: yaratılışın sonucu rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
    rıza: memnuniyet, hoşnutluk semere-i hayat: hayatın netice ve faydaları
    semere-i kâinat: kâinatın meyvesi seyyârât: gezegenler
    tabiatperestlik: herşeyin tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia etme, tabiatçılık tahabbüb: kendini sevdirmeye çalışma
    ubudiyet: kulluk vahdâniyet-i İlâhiye: Allah’ın bir ve tek olması
    zerrat: zerreler, atomlar zîşuur: şuur sahibi
    âmir-i müstakil: bağımsız, hiçbir ortağı olmayan âmir, idareci şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme

    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirmi Üçüncü Lem'a - Sayfa 310

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>
    Hâtime

    Tabiat fikr-i küfrîsini terk eden ve imana gelen zat diyor ki:

    Elhamdü lillâh, benim şüphelerim kalmadı. Yalnız merakımı mucip olan birkaç sualim var.

    BİRİNCİ SUAL: Çok tembellerden ve târiküssalâtlardan işitiyoruz. diyorlar ki: “Cenâb-ı Hakkın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var ki, Kur’ân’da çok şiddet ve ısrarla, ibadeti terk edeni zecredip Cehennem gibi dehşetli bir cezayla tehdit ediyor? İtidalli ve istikametli ve adaletli olan ifade-i Kur’âniyeye nasıl yakışıyor ki, ehemmiyetsiz bir cüz’î hataya karşı nihayet şiddeti gösteriyor?”

    Elcevap: Evet, Cenâb-ı Hak senin ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın; mânen hastasın. İbadet ise, mânevî yaralarına tiryaklar hükmünde olduğunu çok risalelerde ispat etmişiz. Acaba bir hasta, o hastalık hakkında, şefkatli bir hekimin ona nâfi ilâçları içirmek hususunda ettiği ısrara mukabil, hekime dese: “Senin ne ihtiyacın var, bana böyle ısrar ediyorsun?” Ne kadar mânâsız olduğunu anlarsın.

    Amma Kur’ân’ın, terk-i ibadet hakkında şiddetli tehdidâtı ve dehşetli cezaları ise: Nasıl ki bir padişah, raiyetinin hukukunu muhafaza etmek için, âdi bir adamın, raiyetinin hukukuna zarar veren bir hatasına göre, şiddetli cezaya çarpar. Öyle de, ibadeti ve namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve Ebedin raiyeti hükmünde olan mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve mânevî bir zulüm eder. Çünkü, mevcudatın kemalleri, Sânie müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadetle tezahür eder. İbadeti terk eden, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez. Belki de inkâr eder. O vakit, ibadet ve tesbih noktasında yüksek makamda bulunan ve herbiri birer mektub-u Samedânî ve birer âyine-i esmâ-i Rabbâniye olan mevcudatı âli makamlarından tenzil ettiğinden ve ehemmiyetsiz, vazifesiz, câmid,





    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Elhamdü lillâh: Allah’a hamd olsun
    Sultan-ı Ezel ve Ebed: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan, Allah Sâni: herşeyi sanatlı bir şekilde yaratan Allah
    câmid: cansız cüz’î: küçük, sınırlı
    ehemmiyetli: önemli ehemmiyetsiz: önemsiz
    fikr-i küfrî: Allah’ı inkâr etmeye dayalı düşünce hekim: doktor
    hukuk: haklar hâtime: sonuç, son bölüm
    ifade-i Kur’âniye: Kur’ân’ın kendine mahsus anlatım biçimi istikamet: doğru gidiş
    itidal: her konuda orta yolu tutma, aşırıya kaçmama kemal: mükemmellik
    makam: mevki, konum mektub-u Samedânî: Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san’atı anlatan eser
    mevcudat: varlıklar mucip: gerektirici
    muhafaza etmek: korumak, saklamak mukabil: karşılık
    mânen: mânevî olarak müteveccih: yönelen
    nihayet: sonsuz nâfi: faydalı
    raiyet: halk, tabi olanlar risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi
    tabiat: materyalist düşünce; tabiat için, “insan faaliyetlerinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç” düşüncesi tecavüz: haddi aşma, saldırma
    tehdidât: tehditler tenzil etmek: indirmek
    terk-i ibadet: ibadet etmeyi terk etme tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
    tezahür etmek: görünmek, ortaya çıkmak tiryak: derman, ilâç
    târiküssalât: namaz kılmayı terk eden kimse zecretmek: sakındırmak, yasaklamak
    zulüm: haksızlık âdi: basit, sıradan
    âli: yüce âyine-i esmâ-i Rabbâniye: bütün varlıkları idare, tedbir ve terbiye eden Allah’ın isimlerinin aynası
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •