Sayfa 1/2 12 SonSon
13 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Yirmi Birinci Lem'a



    Yirmi Birinci Lem’a

    İhlâs hakkında


    On Yedinci Lem’anın On Yedinci Notasının Yedi Meselesinden Dördüncü Meselesi iken,
    ihlâs münasebetiyle Yirminci Lem’anın İkinci Noktası oldu. Nuraniyetine binaen Yirmi Birinci Lem’a olarak Lemeâta girdi.


    Bu Lem’a lâakal her on beş günde bir defa okunmalı.




    وَلاَ تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ1 وَقُومُوا ِللهِ قَانِتِينَ 2
    قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا 3 وَلاَ تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً 4



    EY ÂHİRET KARDEŞLERİM ve ey hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarım! Bilirsiniz ve biliniz:


    Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-i hakikat, en makbul bir dua-yı mânevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en sâfi bir ubudiyet, ihlâstır.

    Madem ihlâsta mezkûr hassalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var. Ve madem bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat


    Not
    Dipnot-1 “İhtilâfa düşmeyin; sonra cesaretiniz kırılır, kuvvetiniz elden gider.” Enfâl Sûresi, 8:46.

    Dipnot-2 “Allah için kıyamda bulunup Ona kulluk edin.” Bakara Sûresi, 2:238.

    Dipnot-3 “Nefsini günahlardan arındıran, kurtuluşa ermiştir. Nefsini günaha daldıran ise hüsrana düşmüştür.” Şems Sûresi, 91:9-10.

    Dipnot-4 “Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin.” Bakara Sûresi, 2:41.




    Lemeât: Risale-i Nur Külliyatında yer alan Lem’alar isimli risale binaen: dayanarak
    dehşetli: korkunç, ürkütücü dua-yı mânevî: mânevî dua
    esas: temel haslet: huy, karakter
    hassa: temel özellik hizmet-i Kur’âniye: Kur’ân hakikatlerini yayma hizmeti
    hususan: özellikle ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
    keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, görülen olağanüstü hal ve hareket lem’a: parıltı
    lâakal: en az makbul: kabul edilen
    metin: sağlam, kuvvetli mezkûr: adı geçen
    mukabil: karşılık mühim: önemli
    münasebet: bağlantı, ilgi nokta-i istinad: dayanak noktası
    nota: bildiri nuraniyet: nurlu olma
    sâfi: arınmış, temiz tarik-i hakikat: hakikate ulaşma yolu
    tazyikat: baskılar, sıkışmalar ubudiyet: kulluk
    uhrevî: ahirete ait vesile-i makasıd: maksat ve hedeflere ulaştıran araç
    âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat şefaatçi: af için aracılık eden

    Benzer Konular
    Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, Üçüncü Şua, Birinci Cilve, İkinci Şavkta geçen ayetl
    Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, Üçüncü Şua, Birinci Cilve, İkinci Şavkta geçen ayetl Devami...
    Yirmi Birinci Söz'de geçen ; "Birinci maden: Bütün bağındaki yetiştirdiğin, çiçe
    Yirmi Birinci Söz'de geçen ; "Birinci maden: Bütün bağındaki yetiştirdiğin, çiçe Devami...
    Yirmi Birinci Söz'de geçen ; "Birinci maden: Bütün ba
    Yirmi Birinci Söz'de geçen ; "Birinci maden: Bütün ba Devami...
    Yirmi Birinci Söz
    Yirmi Birinci Söz Yirmi Birinci Söz İki Makamdır Birinci Makam اِنَّ الصَّلٰوةَ ك
    yirmi üçüncü söz birinci nokta
    yirmi üçüncü söz birinci nokta 1 2 Birinci mebhas İmanın binler mehasininden yalnız beşini “Beş Nokta” içinde beyan ederiz. BİRİNCİ N
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Birinci Lem'a - Sayfa 268

    karşısında ve savletli bid’alar, dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş. Elbette, herkesten ziyade, bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz. Ve ihlâsın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa, hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi olur, devam etmez; hem şiddetli mes’ul oluruz.وَلاَ تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً 1 âyetindeki şiddetli tehditkârâne nehy-i İlâhîye mazhar olup, saadet-i ebediye zararına, mânâsız, lüzumsuz, zararlı, kederli, hodfuruşâne, sakîl, riyâkârâne bazı hissiyat-ı süfliye ve menâfi-i cüz’iyenin hatırı için ihlâsı kırmakla, hem bu hizmetteki umum kardeşlerimizin hukukuna tecavüz, hem hizmet-i Kur’âniyenin hürmetine taarruz, hem hakaik-i imaniyenin kudsiyetine hürmetsizlik etmiş oluruz.

    Ey kardeşlerim! Mühim ve büyük bir umur-u hayriyenin çok muzır mânileri olur. Şeytanlar o hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır. Bu mânilere ve bu şeytanlara karşı ihlâs kuvvetine dayanmak gerektir. İhlâsı kıracak esbabdan yılandan, akrepten çekindiğiniz gibi çekininiz. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm 2 اِنَّ النَّفْسَ َلاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّى demesiyle, nefs-i emmâreye itimad edilmez. Enâniyet ve nefs-i emmâre sizi aldatmasın. İhlâsı kazanmak ve muhafaza etmek ve mânileri def etmek için, gelecek düsturlar rehberiniz olsun.

    BİRİNCİ DÜSTURUNUZ

    Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

    Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün



    Not
    Dipnot-1 “Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin.” Bakara Sûresi, 2:41.

    Dipnot-2 “Şüphesiz nefis daima kötülüğe sevk eder-ancak Rabbim rahmet ederse o müstesna.” Yusuf Sûresi, 12:53.




    Aleyhisselâm: Allah’ın selamı üzerine olsun Hazret-i Yusuf: [bk. bilgiler – Yusuf (a.s.)]
    amel: iş, davranış bid’a: dinde olmayıp sonradan dine zarar verecek şekilde ortaya çıkan şey
    dalâlet: hak yoldan sapma, inkârcılık yapma def etmek: uzaklaştırmak, ortadan kaldırmak
    düstur: kural ehemmiyet: değer, önem
    enâniyet: benlik, gurur esbab: sebepler
    hakaik-i imaniye: iman hakikatleri hissiyat-ı süfliye: insanları kötülüğe yönelten aşağılık duygular
    hizmet-i Kur’âniye: Kur’ân hakikatlerini yayma hizmeti hizmet-i kudsiye: kutsal hizmet
    hodfuruşâne: kendini beğenerek, övünerek hâdim: hizmetçi
    hürmet etmek: saygı göstermek hürmetsiz: saygısız
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme, samimiyet ihsân-ı İlâhî: Allah’ın ihsânı, ikramı, bağışı
    itimad etmek: güvenmek kederli: sıkıntılı, üzüntülü
    kudsiyet: kutsallık kudsî: kutsal
    mazhar olmak: bir özelliği üzerinde yansıtmak menâfi-i cüz’iye: küçük ve sınırlı menfaatler
    muzır: zararlı mâni: engel
    mânâsız: anlamsız mükellef: yükümlü
    nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe sevk eden duygu nehy-i İlâhî: Allah tarafından konulan yasak
    razı olmak: hoşnut olmak riyâkârâne: iki yüzlü bir tarzda
    rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası, hoşnutluğu saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk, sonsuz olan Cennet hayatı
    sakîl: ağır karşılanma savletli: saldıran
    taarruz: saldırı tecavüz: haddi aşma, saldırma
    tehditkârâne: tehdit ederek umum: bütün
    umumî: genel umur-u hayriye: hayırlı işler
    vazife-i imaniye: iman hakikatlerini yayma görevi zayi: kayıp
    ziyade: çok, fazla âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Birinci Lem'a - Sayfa 269

    halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.

    İKİNCİ DÜSTURUNUZ

    Bu hizmet-i Kur’âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemektir.


    Çünkü nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü tenkit etmez, dili kulağına itiraz etmez, kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muavenet eder. Yoksa o vücud-u insanın hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır.

    Hem nasıl ki bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârâne uğraşmaz, birbirinin önüne tekaddüm edip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu görerek tenkit edip, sa’ye şevkini kırıp atâlete uğratmaz. Belki bütün istidatlarıyla birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek için yardım ederler; hakikî bir tesanüd, bir ittifakla gaye-i hilkatlerine yürürler. Eğer zerre miktar bir taarruz, bir tahakküm karışsa, o fabrikayı karıştıracak, neticesiz, akîm bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak.

    İşte, ey Risale-i nur şakirtleri ve Kur’ân’ın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı mânevînin âzâlarıyız. Ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz. Ve sahil-i selâmet olan Dârüsselâma ümmet-i Muhammediyeyi (a.s.m.) çıkaran bir sefine-i Rabbâniyede çalışan hademeleriz. Elbette, dört fertten bin yüz on bir kuvvet-i mâneviyeyi temin eden sırr-ı ihlâsı kazanmakla tesanüd ve ittihad-ı hakikîye muhtacız ve mecburuz.






    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Dârüsselâm: sonsuz esenlik ve güvenliğin bulunduğu yer, Cennet
    akîm: neticesiz atâlet: hareketsizlik
    esas: temel faziletfuruşluk: üstünlük taslama, üstünlüklerini satmaya çalışma
    fert: birey gaye-i hilkat: yaratılış amacı
    gıpta: özenti, imrenme hademe: hizmetkârlar
    hakikî: gerçek hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı
    hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma hizmet-i Kur’âniye: Kur’ân hakikatlerini yayma hizmeti
    ikmal etmek: tamamlamak iktiza etmek: gerektirmek
    insan-ı kâmil: insanın Allah'ın fiilleri, isimleri ve sıfatlarının en parlak aynası olma seviyesine ulaşması istidat: kabiliyet
    ittifak: anlaşma, birlik ittihad-ı hakikî: gerçek anlamda birlik oluşturmak
    kuvvet-i mâneviye: mânevî güç maksat: amaç, gaye
    mecbur: zorunlu muavenet: yardım
    neticesiz: sonuçsuz nev’: çeşit, tür
    noksan: eksik rekabetkârâne: rekabet ederek
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluğun yaşanacağı Cennet hayatı sahil-i selâmet: kurtuluş sahili
    sa’y: çalışma sefine-i Rabbâniye: Rabbanî gemi, iman hakikatlerini yayma hizmeti
    sırr-ı ihlâs: samimiyet ve doğruluğun sırrı taarruz: saldırı
    tahakküm etmek: kendi hükmü ve hakimiyeti altına almak tahrik etmek: harekete geçirmek
    talep: istek tekaddüm etmek: öne geçmek
    temin etmek: sağlamak tenkit: eleştirme
    tesanüd: dayanışma tevcih etmek: yöneltmek
    umumî: genel vücud-u insan: insan bedeni
    zerre miktar: çok az miktar âzâ: uzuvlar, organlar
    ümmet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) yolundan giden ümmet şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp, bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik
    şakirt: talebe şevk: şiddetli arzu ve istek
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Birinci Lem'a - Sayfa 270

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Evet, üç elif ittihad etmezse, üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihad etse, yüz on bir kıymet alır. Dört kere dört ayrı ayrı olsa, on altı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksat ve ittifak-ı vazife ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dört bin dört yüz kırk dört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi, hakikî sırr-ı ihlâs ile, on altı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i mâneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuat-ı tarihiye şehadet ediyor.

    Bu sırrın sırrı şudur ki: Hakikî, samimî bir ittifakta herbir fert, sair kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir. Güya on hakikî müttehid adamın herbiri yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor, yirmi elle çalışıyor bir tarzda mânevî kıymeti ve kuvvetleri vardır. HAŞİYE-1

    ÜÇÜNCÜ DÜSTURUNUZ

    Bütün kuvvetinizi ihlâsta ve hakta bilmelisiniz.

    Evet, kuvvet haktadır ve ihlâstadır. Haksızlar dahi, haksızlıkları içinde gösterdikleri ihlâs ve samimiyet yüzünden kuvvet kazanıyorlar.

    Evet, kuvvet hakta ve ihlâsta olduğuna bir delil, şu hizmetimizdir. Bu hizmetimizde bir parça ihlâs, bu dâvâyı ispat eder ve kendi kendine delil olur. Çünkü, yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul’da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada, yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi. Halbuki, kendi memleketimde ve İstanbul’da, burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garip, yarım ümmî; insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında, yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla


    Not
    Haşiye-1 Evet, sırr-ı ihlâs ile samimî tesanüd ve ittihad, hadsiz menfaate medar olduğu gibi, korkulara, hattâ ölüme karşı en mühim bir siper, bir nokta-i istinaddır. Çünkü ölüm gelse, bir ruhu alır. Sırr-ı uhuvvet-i hakikiye ile, rıza-yı İlâhî yolunda, âhirete müteallik işlerde kardeşleri adedince ruhları olduğundan, biri ölse, “Diğer ruhlarım sağlam kalsınlar. Zira o ruhlar her vakit sevapları bana kazandırmakla mânevî bir hayatı idame ettiklerinden, ben ölmüyorum” diyerek, ölümü gülerek karşılar. Ve “O ruhlar vasıtasıyla sevap cihetinde yaşıyorum, yalnız günah cihetinde ölüyorum” der, rahatla yatar.





    cihet: taraf, yön dâvâ: kutsal bir iddiayı insanlara duyurma gayreti
    düstur: kural elif: Arap alfabesinin ilk harfi
    garip: yalnız, yabancı hadsiz: sınırsız, sayısız
    hak: doğru, gerçek hakikî: asıl, gerçek
    haşiye: dipnot hizmet-i ilmiye ve diniye: ilim ve din hizmeti
    idame etme: devam ettirme, sürdürme ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
    insafsız: vicdansız ittifak: anlaşma, birlik
    ittifak-ı vazife: aynı görevde birleşme ittihad: birlik, birleşme
    ittihad-ı maksat: aynı hedefte birleşme kuvvet-i mâneviye: mânevî güç
    kıymet: değer medar: dayanak noktası, kaynak
    menfaat: fayda, yarar mukabil: karşılık
    mânevî: maddî olmayan, mânâya ait mühim: önemli
    müteallik: alakalı, ilgili müttehid: aynı noktada birleşen
    nokta-i istinad: dayanak noktası rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası
    sair: diğer samimî: içten, gönülden
    siper: arkasına saklanılacak şey sırr-ı adediyet: sayısal değer
    sırr-ı ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme değeri sırr-ı uhuvvet: kardeşlik sırrı
    sırr-ı uhuvvet-i hakiki: gerçek kardeşlik esprisi tarassudat: göz altında tutma çalışmaları
    tazyikat: baskılar, sıkıntılar tesanüd: dayanışma
    tevafuk: uygunluk vasıtasıyla: aracılığıyla
    vukuat-ı tarihiye: tarihî olaylar âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
    ümmî: okuma-yazma bilmeyen, tahsil görmemiş İstanbul: (bk. bilgiler)
    şehadet etmek: şahitlik etmek
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Birinci Lem'a - Sayfa 271

    muvaffakiyeti gösteren mânevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine kat’iyen şüphem kalmadı.

    Hem itiraf ediyorum ki, samimî ihlâsınızla, şan ve şeref perdesi altında nefsimi okşayan riyâdan beni bir derece kurtardınız. İnşaallah tam ihlâsa muvaffak olursunuz, beni de tam ihlâsa sokarsınız.

    Bilirsiniz ki, Hazret-i Ali (r.a.), o mucizevâri kerametiyle ve Hazret-i Gavs-ı Âzam (k.s.) o harika keramet-i gaybiyesiyle, sizlere bu sırr-ı ihlâsa binaen iltifat ediyorlar. Ve himayetkârâne teselli verip hizmetinizi mânen alkışlıyorlar. Evet, hiç şüphe etmeyiniz ki, bu teveccühleri ihlâsa binaen gelir. Eğer bilerek bu ihlâsı kırsanız, onların tokadını yersiniz. Onuncu Lem’adaki şefkat tokatlarını tahattur ediniz.

    Böyle mânevî kahramanları arkanızda zahîr, başınızda üstad bulmak isterseniz, 1 وَيُؤْثِرُونَ عَلٰى اَنْفُسِهِمْ sırrıyla ihlâs-ı tâmmı kazanınız. Kardeşlerinizin nefislerini nefsinize şerefte, makamda, teveccühte, hattâ menfaat-i maddiye gibi nefsin hoşuna giden şeylerde tercih ediniz. Hattâ, en lâtif ve güzel bir hakikat-i imaniyeyi muhtaç bir mü’mine bildirmek ki, en mâsumâne, zararsız bir menfaattir; mümkünse, nefsinize bir hodgâmlık gelmemek için, istemeyen bir arkadaşla yaptırması hoşunuza gitsin. Eğer “Ben sevap kazanayım, bu güzel meseleyi ben söyleyeyim” arzunuz varsa, çendan onda bir günah ve zarar yoktur; fakat mâbeyninizdeki sırr-ı ihlâsa zarar gelebilir.

    DÖRDÜNCÜ DÜSTURUNUZ

    Kardeşlerinizin meziyetlerini şahıslarınızda ve faziletlerini kendinizde tasavvur edip, onların şerefleriyle şâkirâne iftihar etmektir.

    Ehl-i tasavvufun mâbeyninde fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-resul ıstılahatı var. Ben sufî değilim. Fakat onların bu düsturu, bizim meslekte fenâ fi’l-ihvân suretinde


    Not
    Dipnot-1 “Başkalarını kendi nefislerine tercih ederler.” Haşir Sûresi, 59:9.





    Hazret-i Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)] Hazret-i Gavs-ı Âzam: [bk. bilgiler – Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.)]
    binaen: dayanarak düstur: kural, kanun
    ehl-i tasavvuf: tasavvuf ehli; Allah’a ulaşmak için tasavvuf yolunu seçenler fazilet: değer, üstün özellik
    fenâ fi’l-ihvân: kardeşlerinde fâni olma fenâ fi’r-resul: peygamberde (a.s.m.) fâni olma ve bütün duygularında onu yaşatarak sünnetine tâbi olma
    fenâ fi’ş-şeyh: şeyhte fâni olma hakikat-i imaniye: iman hakikati, gerçeği
    himayetkârâne: koruyarak hodgâmlık: bencillik
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme, samimiyet ihlâs-ı tâmme: tam bir ihlâs, samimiyet
    iltifat: övgü inşaallah: Allah dilerse, izin verirse
    kat’iyen: kesin olarak keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görülen olağanüstü hal ve hareket
    keramet-i gaybiye: Allah’ın bir ikramı olarak gelecekle ilgili haber verme işlemi lem’a: parıltı
    lâtif: güzel, hoş menfaat: fayda, yarar
    menfaat-i maddiye: maddî yararlar meziyet: üstün özellik
    mucizevâri: mucize gibi muvaffak olmak: başarmak
    muvaffakiyet: başarı mâbeyn: ara, iki şeyin arası; bir şeyin ve topluluğun içinde olma
    mânen: mânevî olarak mânevî: maddî olmayan, mânâya ait
    mâsumâne: günahsız bir şekilde mü’min: Allah’a inanan
    nefis: insanın kendisi; insanı devamlı yasak zevk ve isteklere, kötülüklere teşvik eden duygu riyâ: gösteriş
    samimî: içten sufî: tasavvuf ilmiyle uğraşan
    suret: biçim, şekil sırr-ı ihlâs: ihlas sırrı
    tahattur etmek: hatırlamak tasavvur etmek: düşünmek, var saymak
    teveccüh: insanların değer vererek yönelmeleri zahîr: yardımcı, destek sağlayan
    çendan: gerçi üstad: öğretmen, hoca
    ıstılahat: her hangi bir ilme ait kelimeler, tabirler, terimler şâkirâne: şükrederek
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Birinci Lem'a - Sayfa 272

    güzel bir düsturdur. Kardeşler arasında buna tefânî denilir. Yani, birbirinde fâni olmaktır. Yani, kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyat ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır.

    Zaten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlât, şeyh ile mürid mâbeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdır. Olsa olsa bir üstadlık ortaya girer. Mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü’l-esası, samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz.

    Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var. İnşaallah, Risale-i Nur yoluyla Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın daire-i kudsiyesine girenler, daima nura, ihlâsa, imana kuvvet verecekler ve öyle çukurlara sukut etmeyeceklerdir.

    Ey hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarım! İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, rabıta-i mevttir. Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyâya ve dünyaya sevk eden tûl-i emel olduğu gibi, riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, rabıta-i mevttir. Yani, ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır. Evet, ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat, Kur’ân-ı Hakîmin 1كُلُّ نَفْسٍ ذَاۤئِقَةُ الْمَوْتِ 2 اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَ gibi âyetlerinden aldığı dersle, rabıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emelin


    Not
    Dipnot-1 “Her nefis ölümü tadıcıdır.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:185.

    Dipnot-2 “Muhakkak ki sen de öleceksin, onlar da ölecekler.” Zümer Sûresi, 39:30.





    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân: açıklamalarıyla akılları benzerini yapmaktan âciz bırakan Kur’ân-ı Kerim
    cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye: Kur’an’ın temel prensiplerinden hareketle açılan en büyük cadde civanmert: cesur, yiğit
    daire-i kudsiye: kutsal daire desise: hile, aldatma
    düstur: kural ehl-i hakikat: hakikate bütün ayrıntılarıyla araştırarak ulaşanlar
    ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar esas: temel
    fikren: düşünce şeklinde fâni: geçici olan, ölümlü
    fâni olma: bir meseleye kendinden geçer derece kendini verme gayet: çok
    hakikî: asıl, gerçek halîliye: Allah’ın dostu (Halîlullah) ünvanına sahip olan Hz. İbrahim’in örnek alındığı yol
    hissiyat: hisler, duygular hissiyat-ı nefsaniye: kötülükleri emreden nefsin yönlendirdiği duygular
    hizmet-i Kur’âniye: Kur’ân hakikatlerini yayma hizmeti hıllet: çok güçlü dostluk
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet iktiza eden: gerektiren
    iman: inanç meziyat: meziyetler, güzel özellikler
    meşreb: hareket tarzı, metod muhafaza etmek: korumak
    mâbeyn: iki şeyin arası müessir: etkili
    mülâhaza etmek: değerlendirme yapmak mürid: bir mürşidin talebesi
    nefis: insanı kötülüğe, yasak zevk ve isteklere yönelten duygu nur: aydınlık
    peder: baba rabıta-i mevt: ölüm bağı; ölümü düşünmek ve dünyanın fani olduğunu kabul etmekle nefsin aldatmacalarından kurtulma faaliyeti
    riyâ: gösteriş samimî: içten
    sukut: düşme, alçalma sülûk etmek: tasavvuf yoluyla manevî âlemlerde çeşitli derecelere yükselmek
    takdir etme: bir şeyin değerini anlama ve ilân etme tefânî: kardeşler arasında fani olmak
    tûl-i emel: hiç ölmeyecekmiş gibi uzun emel sahibi olma uhuvvet: kardeşlik
    vasıta: araç âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle
    üssü’l-esas: esasın esası, en temel şart üstad: öğretmen, hoca
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Birinci Lem'a - Sayfa 273

    menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o rabıta ile izale etmişler. Onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor, kabre konuyor farz edip, düşüne düşüne, nefs-i emmâre o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup, uzun emellerinden bir derece vazgeçer. Bu rabıtanın fevâidi pek çoktur. Hadiste 1 اَكْثِرُوا ذِكْرَ هَادِمِ اللَّذَّاتِ(ev kemâ kàl) yani, “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz” diye bu rabıtayı ders veriyor.

    Fakat mesleğimiz tarikat olmadığı, belki hakikat olduğu için, bu rabıtayı, ehl-i tarikat gibi farazî ve hayalî suretinde yapmaya mecbur değiliz. Hem meslek-i hakikate uygun gelmiyor. Belki, âkıbeti düşünmek suretinde müstakbeli zaman‑ı hazıra getirmek değil, belki hakikat noktasında zaman-ı hazırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmaktır. Evet, hiç hayale, faraza lüzum kalmadan, bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse dünyanın ölümünü de müşahede eder, ihlâs-ı etemme yol açar.

    İkinci sebep, iman-ı tahkikînin kuvvetiyle ve marifet-i Sânii netice veren masnuattaki tefekkür-ü imanîden gelen lemeât ile bir nevi huzur kazanıp, Hâlık-ı Rahîmin hazır, nâzır olduğunu düşünüp, Ondan başkasının teveccühünü aramayarak, huzurunda başkalarına bakmak, medet aramak o huzurun edebine muhalif olduğunu düşünmekle o riyâdan kurtulup ihlâsı kazanır.

    Her ne ise, bunda çok derecat, merâtip var. Herkes kendi hissesine göre ne kadar istifade edebilse o kadar kârdır. Risale-i Nur’da riyâdan kurtaracak, ihlâsı kazandıracak çok hakaik zikredildiğinden, ona havale edip burada kısa kesiyoruz.


    Not
    Dipnot-1 Tirmizî, Zühd: 4, Kıyâmet: 26; Nesâî, Cenâiz: 3; İbni Mâce, Zühd: 31; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:321.





    Hâlık-ı Rahîm: sınırsız rahmet ve şefkat sahibi olan ve herşeyi yaratan Allah derecat: dereceler
    edeb: terbiye, güzel ahlâk ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar
    emel: arzu, istek ev kemâ kâl: veya buna benzer şekilde buyurmuştur
    faraz: varsayım farazî: hayalî, varsayılan
    farzetmek: var saymak fevâid: faydalar, kazançlar
    fikren: düşünce yoluyla hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
    hakaik: hakikatler hakikat: doğru gerçek
    hazır ve nâzır olmak: Allah’ın her an, her yerde olması ve her şeyi görmesi hisse: pay
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet ihlâs-ı etem: tam ve mükemmel ihlâs
    iman-ı tahkikî: imana dair bütün meseleleri inceleyip delil ve bürhan ile inanma istikbal: gelecek
    izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak lemeât: parıltılar
    marifet-i Sâni: her şeyi sanatlı bir şekilde yaratan Allah’ı tanıma ve bilme masnuat: san’atlı olarak yaratılan varlıklar
    medet: yardım menşe: kaynak
    merâtip: mertebeler meslek: takip edilen yol, yöntem
    meslek-i hakikat: hakikate ulaşmak için takip edilen yöntem mevt: ölüm
    muhalif: aykırı müstakbel: gelecek zaman
    müteessir olmak: etkilenmek müşahede etme: gözlemleme
    nazar: bakış nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe ve yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu
    nevi: çeşit rabıta: bağlantı
    riyâ: gösteriş suret: biçim, görünüş
    tahayyül: hayal etme tahrip etmek: yıkıp yok etmek
    tarikat: bir şeyhin gözetiminde müridin takip edeceği usül, yol tasavvur etme: düşünme, hayal etme
    tefekkür-ü imanî: imanî meselelerin bütün ayrıntıları ile tefekkür edilmesi, düşünülmesi teveccüh: yönelme, ilgi gösterme
    tevehhüm-ü ebediyet: sonsuza kadar yaşayacağını sanmak zaman-ı hazır: şimdiki zaman
    zikretmek: hatırlamak, akılda tutmak âkıbet: netice, son
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Birinci Lem'a - Sayfa 274

    İhlâsı kıran ve riyâya sevk eden pek çok esbabdan iki üçünü muhtasaran beyan edeceğiz.

    BİRİNCİSİ: Menfaat-i maddiye cihetinden gelen rekabet, yavaş yavaş ihlâsı kırar. Hem netice-i hizmeti de zedeler. Hem o maddî menfaati de kaçırır.

    Evet, hakikat ve âhiret için çalışanlara karşı bu millet bir hürmet ve bir muavenet fikrini daima beslemiş. Ve bilfiil onların hakikat-i ihlâslarına ve sadıkane olan hizmetlerine bir cihette iştirak etmek niyetiyle, onların hâcât-ı maddiyelerinin tedarikiyle meşgul olup vakitlerini zayi etmemek için, sadaka ve hediye gibi maddî menfaatlerle yardım edip hürmet etmişler. Fakat bu muavenet ve menfaat istenilmez, belki verilir. Hem kalben arzu edip muntazır kalmakla, lisan-ı hal ile dahi istenilmez. Belki ummadığı bir halde verilir. Yoksa ihlâsı zedelenir. Hem 1 وَلاَ تَشْتَرُوا بِاٰيَاتِى ثَمَنًا قَلِيلاً âyetinin nehyine yanaşır, ameli kısmen yanar.

    İşte bu maddî menfaati arzu edip muntazır kalmak, sonra nefs-i emmâre, hodgâmlık cihetiyle, o menfaati başkasına kaptırmamak için, hakikî bir kardeşine ve o hususî hizmette arkadaşına karşı bir rekabet damarı uyandırır. İhlâsı zedelenir, hizmette kudsiyeti kaybeder, ehl-i hakikat nazarında sakîl bir vaziyet alır. Ve maddî menfaati de kaybeder.

    Her ne ise, bu hamur çok su götürür. Kısa kesip, yalnız, hakikî kardeşlerimin içinde sırr-ı ihlâsı ve samimî ittifakı kuvvetleştirecek iki misal söyleyeceğim.

    Birinci misal: Ehl-i dünya, büyük bir servet ve şiddetli bir kuvvet elde etmek için, hattâ bir kısım ehl-i siyaset ve hayat-ı içtimaiye-i beşeriyenin mühim âmilleri ve komiteleri, iştirak-i emval düsturunu kendilerine rehber etmişler. Bütün sû-i istimâlât ve zararlarıyla beraber, harika bir kuvvet, bir menfaat elde ediyorlar.


    Not
    Dipnot-1 “Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin.” Bakara Sûresi, 2:41.





    amel: iş, davranış beyan etmek: açıklamak
    bilfiil: fiilen, uygulamalı olarak cihet: taraf, yön
    düstur: kural ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
    ehl-i hakikat: iman hakikatlerine bütün ayrıntılarıyla araştırarak ulaşanlar ehl-i siyaset: siyasetle ilgilenenler
    esbab: sebepler hakikat: doğru gerçek
    hakikat-i ihlâs: ihlâs gerçeği hakikî: asıl, gerçek
    hayat-ı içtimaiye-i beşeriye: insanların toplumsal hayatı hodgâmlık: bencillik
    hususî: özel hâcât-ı maddiye: maddî ihtiyaçlar
    hürmet etmek: saygı göstermek ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
    ittifak: anlaşma, birlik iştirak etmek: katılmak
    iştirak-i emval: mal ortaklığı komite: heyet, komisyon
    kudsiyet: kutsallık lisan-ı hal: hal ve beden dili
    menfaat: fayda, yarar menfaat-i maddiye: maddî menfaatler, yararlar
    misâl: örnek muavenet: yardım
    muhtasaran: özet olarak muntazır: bekleyen, hazır
    muntazır kalmak: beklenti içinde olmak mühim: önemli
    nazar: bakış nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe ve yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu
    nehy: yasak netice-i hizmet: hizmetin sonucu
    riyâ: gösteriş sadaka: Allah rızası için ihtiyaç sahibi kimselere yapılan yardım
    sadıkane: sadakatli bir şekilde sakîl: çirkin, ağır karşılanan
    sevk eden: yönlendiren sû-i istimâlât: bir şeyi kötüye kullanma işlemleri
    sırr-ı ihlâs: ihlas sırrı tedarik etmek: elde etmek
    vaziyet: durum zayi etmek: kaybetmek, boşa harcamak
    âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat âmil: etken, önde gelen
    âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Birinci Lem'a - Sayfa 275

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Halbuki, iştirak-i emvâlin, çok zararlarıyla beraber, iştirakle mahiyeti değişmez. Herbirisi umuma gerçi bir cihette ve nezarette mâlik hükmündedir; fakat istifade edemez.

    Her ne ise, bu iştirak-i emval düsturu a’mâl-i uhreviyeye girse, zararsız azîm menfaate medardır. Çünkü bütün emval, o iştirak eden herbir ferdin eline tamamen geçmesinin sırrını taşıyor. Çünkü, nasıl ki dört beş adamdan, iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa, herbirinin noksansız, parçalanmadan, birer lâmba, oda ile beraber âyinesine girer. Aynen öyle de, emvâl-i uhreviyede sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü’l-mesâi, o iştirak-i a’mâlden hâsıl olan umum yekûn ve umum nur herbirinin defter-i a’mâline bitamâmihâ gireceği, ehl-i hakikat mâbeyninde meşhud ve vakidir. Ve vüs’at-i rahmet ve kerem-i İlâhînin muktezasıdır.

    İşte, ey kardeşlerim! Sizleri inşaallah menfaat-i maddiye rekabete sevk etmeyecek. Fakat menfaat-i uhreviye noktasında bir kısım ehl-i tarikat aldandıkları gibi, sizin de aldanmanız mümkündür. Fakat şahsî, cüz’î bir sevap nerede, mezkûr misal hükmündeki iştirak-i a’mâl noktasında tezahür eden sevap ve nur nerede?

    İkinci misal: Ehl-i san’at, netice-i san’atı ziyade kazanmak için, iştirak-i san’at cihetinde mühim bir servet elde ediyorlar. Hattâ dikiş iğneleri yapan on adam, ayrı ayrı yapmaya çalışmışlar. O ferdî çalışmanın, her günde yalnız üç iğne, o ferdî san’atın meyvesi olmuş. Sonra, teşrikü’l-mesâi düsturuyla on adam birleşmişler. Biri demir getirip, biri ocak yandırıp, biri delik açar, biri ocağa sokar, biri ucunu sivriltir, ve hâkezâ... Herbirisi iğne yapmak san’atında yalnız cüz’î bir işle meşgul olup, iştigal ettiği hizmet basit olduğundan vakit zayi olmayıp, o hizmette meleke kazanarak, gayet sür’atle işini görmüş. Sonra, o teşrik-i mesâi ve taksim-i a’mâl düsturuyla olan san’atın semeresini taksim etmişler. Herbirisine


    azîm: büyük, yüce a’mâl-i uhreviye: âhirete yönelik ameller, işler
    bitamâmihâ: bütünüyle, tamamıyla cihet: taraf, yön
    cüz’î: az, sınırlı, ferdî defter-i a’mâl: amel defteri
    düstur: kural ehl-i hakikat: iman gerçeklerine bütün ayrıntılarıyla araştırarak ulaşanlar
    ehl-i san’at: san’atla uğraşanlar ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar
    emval: mallar emvâl-i uhreviye: âhirete ait mallar; sevaplar
    ferd: kişi, birey ferdî: kişisel, bireysel
    hâkezâ: bunun gibi hâsıl olan: meydana gelen
    istifade etmek: faydalanmak iştigal etmek: meşgul olmak
    iştirak: ortaklık, katılma iştirak-i a’mâl: sevap kazandıran işlerde ortaklık
    iştirak-i emval: mal ortaklığı iştirak-i san’at: san’at ortaklığı
    kerem-i İlâhî: Allah’ın ikramı mahiyet: nitelik, özellik
    medar: sebep, kaynak meleke: alışkanlık
    menfaat: fayda, yarar menfaat-i maddiye: maddî menfaatler, faydalar
    menfaat-i uhreviye: âhirete ait yararlar mezkûr: adı geçen
    meşhud: görünen misal: örnek
    mukteza: bir şeyin gereği mâbeyn: ara, iki şeyin arası
    mâlik: bir şeyin sahibi mühim: önemli
    netice-i san’at: san’atın neticesi, ürünü nezaret: gözetim
    nur: aydınlık semere: meyve, netice
    sevk etmek: yönlendirmek sür’at: hız
    sırr-ı ihlâs: ihlas sırrı sırr-ı ittihad: birlik içinde saklı olan sır
    sırr-ı uhuvvet: kardeşlik sırrı taksim-i a’mâl: iş bölümü
    tesanüd: dayanışma tezahür eden: ortaya çıkan, görünen
    teşrikü’l-mesâi: birlikte çalışma, işbirliği yapma umum: bütün
    vaki olan: meydana gelen vüs’at-i rahmet: rahmetin bolluğu
    yekûn: bütün, toplam zayi: kayıp
    ziyade: çok, fazla âyine: aynı
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 37872

    Cevap: Yirmi Birinci Lem'a - Sayfa 276

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>bir günde üç iğneye bedel üç yüz iğne düştüğünü görmüşler. Bu hadise, ehl-i dünyanın san’atkârları arasında, onları teşrik-i mesâiye sevk etmek için dillerinde destan olmuştur.

    İşte, ey kardeşlerim! Madem umur-u dünyeviyede, kesif maddelerde böyle ittihad, ittifak ile neticeler, böyle azîm yekûn faydalar verir. Acaba, uhrevî ve nuranî ve tecezzî ve inkısama muhtaç olmayarak ve fazl-ı İlâhî ile herbirisinin âyinesine umum nur in’ikâs etmek ve herbiri umumun kazandığı misil sevaba mâlik olmak, ne kadar büyük bir kâr olduğunu kıyas edebilirsiniz. Bu azîm kâr, rekabetle ve ihlâssızlıkla kaçırılmaz!

    İHLÂSI KIRAN İKİNCİ MÂNİ: Hubb-u cahtan gelen şöhretperestlik saikasıyla ve şan ve şeref perdesi altında teveccüh-ü âmmeyi kazanmak, nazar-ı dikkati kendine celb etmekle enâniyeti okşamak ve nefs-i emmâreye bir makam vermektir ki, en mühim bir maraz-ı ruhî olduğu gibi, “şirk-i hafî” tabir edilen riyâkârlığa, hodfuruşluğa kapı açar, ihlâsı zedeler.

    Ey kardeşlerim! Kur’ân-ı Hakîmin hizmetindeki mesleğimiz hakikat ve uhuvvet olduğu ve uhuvvetin sırrı, şahsiyetini kardeşler içinde fâni edip HAŞİYE-1 onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek olduğundan, mâbeynimizde bu nevi hubb‑u cahtan gelen rekabet tesir etmemek gerektir. Çünkü mesleğimize bütün bütün münâfidir. Madem kardeşlerin şerefi umumiyetle her ferde ait olabilir; o büyük şeref-i mânevîyi şahsî, hodfuruşâne, rekabetkârâne, cüz’î bir şerefe ve şöhrete feda etmek, Risale-i Nur şakirtlerinden yüz derece uzak olduğu ümidindeyim.

    Evet, Risale-i Nur şakirtlerinin kalbi, aklı, ruhu böyle aşağı, zararlı, süflî şeylere tenezzül etmez. Fakat herkeste nefs-i emmâre bulunur. Bazı da hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir, bir derece hükmünü kalb, akıl ve ruhun rağmına olarak


    Not
    Haşiye-1 Evet, bahtiyar odur ki, kevser-i Kur’ânîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev’indeki şahsiyetini ve enâniyetini o havuz içine atıp eritendir.




    Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân azîm: büyük, yüce
    bahtiyar: talihli, mutlu bedel: karşılık
    cüz’î: az, küçük, ferdî ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
    enâniyet: benlik fazl-ı İlâhî: Allah’ın lütfu, ihsanı
    ferd: kişi, birey fâni: geçici olan, ölümlü
    hadise: olay hakikat: doğru, gerçek
    haşiye: dipnot hissiyat-ı nefsiye: nefse ait duygular
    hodfuruşluk: kendini beğendirmek için uğraşmak hodfuruşâne: beğenerek
    hubb-u cah: makam sevgisi ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet
    inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma in’ikâs: yansıma
    ittifak: anlaşma, birlik ittihad: birlik, birleşme
    kesif: katı, yoğun kevser-i Kur’ânî: Kur’ânî kevser; Kur’ân’a ait hayırlar, güzellikler
    mani: engel maraz-ı ruhî: ruh hastalığı
    misil: benzer mâbeyn: ara, iki şeyin arası
    mâlik olmak: sahip olmak münâfi: aykırı, zıt
    nazar-ı dikkati celb etmek: dikkatleri çekmek nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe ve yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu; kişinin kendisi
    nev’: çeşit nur: aydınlık
    nuranî: nurlu, aydınlık rağmına: zıddına, aksine
    rekabetkârâne: rekabet edercesine riyâkâr: iki yüzlü
    saika: yönlendirme süflî: alçak, âdi
    tabir: açıklama, yorumlama tecezzî: bölünme, parçalanma
    tenezzül etmek: inmek, alçalmak teveccüh-ü âmme: insanların ilgi göstermesi, değer vermesi
    teşrik-i mesâi: birlikte çalışma, işbirliği uhrevî: ahirete ait
    uhuvvet: kardeşlik umum: bütün
    umumiyetle: genellikle umur-u dünyeviye: dünyaya ait işler
    yekûn: bütün, toplam şahsî: kişisel, bireysel
    şakirt: talebe şeref-i mânevî: mânevî üstünlük
    şirk-i hafî: gizli şirk şöhretperest: şöhret düşkünü
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •