Sayfa 1/2 12 SonSon
15 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Yirminci Lem'a



    Yirminci Lem’a

    İhlâs hakkında


    On Yedinci Lem’anın On Yedinci Notasının Yedi Meselesinden, Beş Noktadan ibaret olan İkinci meselesinin Birinci Noktası iken, ehemmiyetine binaen Yirminci Lem’a oldu.



    اِنَّآ اَنْزَلْنَا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينُ اَلاَ ِللهِ الدِّينُ الْخَالِصُ 1

    âyetiyle ve
    هَلَكَ النَّاسُ اِلاَّ الْعاَلِمُونَ وَهَلَكَ الْعَالِمُونَ اِلاَّ الْعَامِلوُنَ وَهَلَكَ الْعَامِلُونَ اِلاَّ الْمُخْلِصُونَ وَالْمُخْلِصُونَ عَلٰى خَطَرٍ عَظِيمٍ 2



    (ev kemâ kàl) hadis-i şerifi, ikisi de ihlâs ne kadar İslâmiyette mühim bir esas olduğunu gösteriyorlar. Bu ihlâs meselesinin hadsiz nüktelerinden yalnız Beş Noktayı muhtasaran beyan ederiz.

    TENBİH: Bu mübarek Isparta’nın medar-ı şükran bir hüsn-ü taliidir ki, ondaki ehl-i takvâ ve ehl-i tarikat ve ehl-i ilmin, sair yerlere nisbeten, rekabetkârâne ihtilâfları görünmüyor. Gerçi lâzım olan hakikî muhabbet ve ittifak yoksa da, zararlı muhalefet ve rekabet de başka yerlere nisbeten yoktur.


    Not
    Dipnot-1 “Muhakkak ki Biz sana kitabı hak ile indirdik. İbadetini ihlâs ile Ona yönelterek sadece Allah’a kulluk et. Bilin ki, şirkten ve riyadan uzak hâlis din Allah’a mahsustur.” Zümer Sûresi, 39:2-3.

    Dipnot-2 “İnsanlar helâk oldu-âlimler müstesna. Âlimler de helâk oldu-ilmiyle amel edenler müstesna. Amel edenler de helâk oldu-ihlâs sahipleri müstesna. İhlâs sahiplerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar.” bk. Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2:415; Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 3:414.




    Isparta: (bk. bilgiler) beyan etmek: açıklamak
    binaen: dayanarak ehemmiyet: değer, önem
    ehl-i ilim: ilimle uğraşan kişiler, âlimler ehl-i takvâ: takvâ sahipleri
    ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar esas: temel
    ev kemâ kàl: veya buna benzer şekilde buyurduğu gibi hadis-i şerif: Peygamberimize ait söz, emir ve davranış
    hadsiz: sayısız, sınırsız hakikî: asıl, gerçek
    hüsn-ü tali: güzel kısmet, baht ibaret olan: meydana gelen, oluşan
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
    ittifak: anlaşma, birlik lem’a: parıltı
    medar-ı şükran: şükür sebebi muhabbet: sevgi
    muhalefet: aykırı davranma, ters düşme muhtasaran: özet olarak
    mübarek: bereketli, hayırlı mühim: önemli
    nisbeten: kıyasla nokta: konu, bölüm
    nota: bildiri nükte: derin ve ince anlamlı söz
    rekabetkârâne: rekabet edercesine sair: diğer
    tenbih: ikaz, uyarı âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi

    Benzer Konular
    Metin Tahlili,Yirminci Söz
    Metin Tahlili,Yirminci Söz
    Yirminci Söz
    Yirminci Söz Yirminci Söz İki Makamdır Birinci Makam وَاِذْ قُلْنَا لِلْ
    Yirminci Mektub
    Yirminci Mektub Yirminci Mektub mektubat 20. mektub-A- Yirminci Mektub بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَ
    Yirminci Mektup Mukaddime
    Yirminci Mektup   Mukaddime BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM elhamdülillâhi rabbil âlemîn velâkıbetülil müttekîn vessalêtü vessalêmü alê seyyidine Muhammedivve alê êlihi vesahbihi ecmain, alê rasulüne salevâtelfü elfi selatin ve elfü elfi selamin aleyke ya
    Yirminci Asrin Aile Kavgasi
    Yirminci Asrin Aile Kavgasi Atasözümüzdür " davul dengi dengine çalar " demiş atalarımız. Peki davul dengi dengine çalmazsa ne olur? Anlaşmazlık olur, kargaşa olur. Çekişmeler, kavgalar olur. Dilerseniz bu gerçeği olmuş bir vakaa ile
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 253

    Birinci Nokta

    Mühim ve müthiş bir sual: Neden ehl-i dünya, ehl-i gaflet, hattâ ehl-i dalâlet ve ehl-i nifak rekabetsiz ittifak ettikleri halde, ehl-i hak ve ehl-i vifak olan ashab-ı diyanet ve ehl-i ilim ve ehl-i tarikat, neden rekabetli ihtilâf ediyorlar? İttifak ehl-i vifakın hakkı iken ve hilâf ehl-i nifakın lâzımı iken, neden bu hak oraya geçti ve şu haksızlık şuraya geldi?

    Elcevap: Bu elîm ve fecî ve ehl-i hamiyeti ağlattıracak hadise-i müthişenin pek çok esbabından, yedi sebebini beyan edeceğiz.

    BİRİNCİSİ

    Ehl-i hakkın ihtilâfı hakikatsizlikten gelmediği gibi, ehl-i gafletin ittifakı dahi hakikattarlıktan değildir. Belki ehl-i dünyanın ve ehl-i siyasetin ve ehl-i mektep gibi hayat-ı içtimaiyenin tabakatına dair birer muayyen vazife ile ve has bir hizmet ile meşgul taifelerin, cemaatlerin ve cemiyetlerin vazifeleri taayyün edip ayrılmış. Ve o vezâif mukabilindeki alacakları maişet noktasındaki maddî ücret ve hubb-u cah ve şan ve şeref noktasında teveccüh-ü nâstan alacakları HAŞİYE-1 mânevî ücret taayyün etmiş, ayrılmış. Müzâhame ve münakaşayı ve rekabeti intaç


    Not
    Haşiye-1 İhtar: Teveccüh-ü nâs istenilmez, belki verilir. Verilse de onunla hoşlanılmaz. Hoşlansa ihlâsı kaybeder, riyâya girer. Şan ve şeref arzusuyla teveccüh-ü nâs ise, ücret ve mükâfat değil, belki ihlâssızlık yüzünden gelen bir itab ve bir mücazattır. Evet, amel-i salihin hayatı olan ihlâsın zararına teveccüh-ü nâs ve şan ve şeref, kabir kapısına kadar muvakkat olan bir lezzet-i cüz’iyeye mukabil, kabrin öbür tarafında azâb-ı kabir gibi nâhoş bir şekil aldığından, teveccüh-ü nâsı arzu etmek değil, belki ondan ürkmek ve kaçmak lâzımdır. Şöhretperestlerin ve şan ü şeref peşinde koşanların kulakları çınlasın!




    amel-i salih: Allah için yapılan iyi işler ashab-ı diyanet: dindar insanlar
    azâb-ı kabir: kabir azabı beyan etmek: açıklamak
    cemaat: topluluk, grup cemiyet: toplum, topluluk
    dair: ilgili, ait ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
    ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar
    ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler ehl-i hamiyet: hamiyet ve gayret sahibi kimseler
    ehl-i ilim: ilimle uğraşan kişiler, âlimler ehl-i mektep: ilim ehli kimseler
    ehl-i nifak: münafıklar, iki yüzlülük yapanlar ehl-i siyaset: siyaset adamları, politikacılar
    ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar ehl-i vifak: birbirleriyle dostça yaşayanlar
    elîm: acı ve sıkıntı veren esbab: sebepler
    fecî: kötü hadise-i müthişe: insanı hayrete ve dehşete düşüren olay
    hak: doğru, gerçek hakikatsiz: asılsız, bir hakikate dayanmayan
    hakikattar: bir gerçeğe dayanan has: özel
    hayat-ı içtimaiye: toplumsal hayat haşiye: dipnot
    hilâf: ayrılık, terslik hubb-u cah: makam, mevki sevgisi
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet ihtar: uyarı
    ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık intaç etmek: sonuç vermek
    itab: cezâlandırma ittifak: anlaşma, birlik
    lezzet-i cüz'i: sınırlı lezzet maddî: maddeyle alâkalı
    maişet: geçim muayyen: belirlenmiş, kararlaştırılmış
    mukabil: karşılık muvakkat: geçici
    mânevî: maddî olmayan mücazat: ceza verme
    mühim: önemli mükâfat: ödül
    münakaşa: tartışma müthiş: dehşet verici
    müzâhame: bir yerde yığılıp birbirine zahmet verme nokta: konu, bölüm
    nâhoş: hoşa gitmeyen riyâ: gösteriş
    taayyün etmek: belirlenmek tabakat: tabakalar, dereceler
    taife: grup, topluluk teveccüh-ü nâs: insanların ilgi göstermesi
    vezâif: vazifeler şöhretperest: şöhret düşkünü
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 254

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>edecek derecede bir iştirak yok. Onun için, bunlar ne kadar fena bir meslekte de gitseler, birbiriyle ittifak edebilirler.

    Amma ehl-i din ve ashab-ı ilim ve erbab-ı tarikat ise, bunların herbirisinin vazifesi umuma baktığı gibi, muaccel ücretleri de taayyün ve tahassus etmediği ve herbirinin makam-ı içtimaîde ve teveccüh-ü nâsta ve hüsn-ü kabuldeki hissesi tahassus etmiyor. Bir makama çoklar namzet olur. Maddî ve mânevî herbir ücrete çok eller uzanabilir. O noktadan müzâhame ve rekabet tevellüt edip vifakı nifaka, ittifakı ihtilâfa tebdil eder.

    İşte bu müthiş marazın merhemi, ilâcı, ihlâstır. Yani, hakperestliği nefisperestliğe tercih etmekle ve hakkın hatırı, nefsin ve enâniyetin hatırına galip gelmekle, 1 اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللهِ sırrına mazhar olup, nâstan gelen maddî ve mânevî ücretten istiğnâ etmekle HAŞİYE-1 2 وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاَغُ sırrına mazhar olup, hüsnü kabul ve hüsn-ü tesir


    Not
    Dipnot-1 Benim mükâfâtımı vermek ancak Allah’a aittir.” Yunus Sûresi, 10:72; Hûd Sûresi, 11:29; Sebe’ Sûresi, 34:47.

    Haşiye-1 Sahabelerin senâ-i Kur’âniyeye mazhar olan îsâr hasletini kendine rehber etmek, yani, hediye ve sadakanın kabulünde başkasını kendine tercih etmek ve hizmet-i diniyenin mukabilinde gelen menfaat-i maddiyeyi istemeden ve kalben talep etmeden, sırf bir ihsan-ı İlâhî bilerek, nâstan minnet almayarak ve hizmet-i diniyenin mukabilinde de almamaktır. Çünkü, hizmet-i diniyenin mukabilinde dünyada birşey istenilmemeli ki, ihlâs kaçmasın. Çendan hakları var ki, ümmet onların maişetlerini temin etsin. Hem zekâta da müstehaktırlar. Fakat bu istenilmez, belki verilir. Verildiği vakit de “Hizmetimin ücretidir” denilmez. Mümkün olduğu kadar kanaatkârâne, başka ehil ve daha müstehak olanların nefsini kendi nefsine tercih etmek, وَيُؤْثِرُونَ عَلٰۤى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ[“Kendileri ihtiyaç halinde olsalar bile başkalarını kendi nefislerine tercih ederler.” Haşir Sûresi, 59:9] sırrına mazhariyetle, bu müthiş tehlikeden kurtulup ihlâsı kazanabilir.

    Dipnot-2 “Peygambere düşen, ancak tebliğ etmekten ibarettir.” Nur Sûresi, 24:54.




    Sahabe: Hz. Peygamberi (a.s.m.) hayattayken görüp Müslüman olanlar ashab-ı ilim: ilim sahipleri
    ehil: layık ehl-i din: dinine bağlı olanlar
    enâniyet: benlik, gurur erbab-ı tarikat: kendini tarikata, tasavvufa verenler
    fena: kötü, çirkin hak: doğru ve gerçek
    hakperestlik: her zaman hakka taraftar olma haslet: karakter, özellik
    haşiye: dipnot hizmet-i diniye: din hizmeti
    hüsn-ü kabul: güzel kabul görmek hüsn-ü tesir: güzel, iyi tesir
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme; samimiyet ihsan-ı İlâhî: Allah’ın ihsanı, ikramı, bağışı
    ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık istiğnâ: bir başkasına ihtiyaç duymama
    ittifak: birlik, anlaşma iştirak etmek: katılmak, ortaklık yapmak
    kanaatkârâne: kısmetine razı olarak, yetinerek maddî: maddeyle alâkalı
    maişet: geçim makam: derece
    makam-ı içtimaî: sosyal hayattaki makam, mevki maraz: hastalık
    mazhar olmak: ulaşmak, elde etmek mazhariyet: elde etme, edinme
    menfaat-i maddiye: maddi fayda, çıkar minnet: iyilik karşısında kendini borçlu hissetmek
    muaccel: peşin, hemen verilen mukabil: karşılık
    mânevî: maddî olmayan müstehak: hak etmiş, lâyık
    müzâhame: bir yere yığılıp bir birine zahmet verme namzet: aday
    nefisperestlik: nefsin arzu ve isteklerine çok düşkün olma nefs: insanı kötülüğe, maddî ve hazır lezzetlere yönlendiren duygu
    nifak: ayrılık, dağılma nâs: insanlar
    sadaka: Allah rızası için ihtiyaç sahibi kişilere yapılan yardım senâ-i Kur'âniye: Kur’ânın övgüsü
    taayyün etmek: belirli hâle gelmek tahassus etmek: belirlenmek
    tebdil etmek: değiştirmek teveccüh-ü nâs: insanların ilgi göstermesi
    tevellüt etmek: ortaya çıkmak, doğmak umum: genel
    vifak: bir araya gelme çendan: gerçi
    ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 255

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>ve teveccüh-ü nâsı kazanmak noktalarının Cenâb-ı Hakkın vazifesi ve ihsanı olduğunu ve kendi vazifesi olan tebliğde dahil olmadığını ve lâzım da olmadığını ve onunla mükellef olmadığını bilmekle ihlâsa muvaffak olur. Yoksa ihlâsı kaçırır.

    İKİNCİ SEBEP

    Ehl-i dalâletin zilletindendir ittifakları; ehl-i hidayetin izzetindendir ihtilâfları. Yani, ehl-i gaflet olan ehl-i dünya ve ehl-i dalâlet, hak ve hakikate istinad etmedikleri için, zayıf ve zelildirler. Tezellül için, kuvvet almaya muhtaçtırlar. Bu ihtiyaçtan, başkasının muavenet ve ittifakına samimî yapışırlar. Hattâ, meslekleri dalâlet ise de, yine ittifakı muhafaza ederler. Adeta o haksızlıkta bir hakperestlik, o dalâlette bir ihlâs, o dinsizlikte dinsizdârâne bir taassup ve o nifakta bir vifak yaparlar, muvaffak olurlar. Çünkü samimî bir ihlâs, şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. Evet, ihlâs ile kim ne isterse Allah verir. HAŞİYE-1

    Amma ehl-i hidayet ve diyanet ve ehl-i ilim ve tarikat, hak ve hakikate istinad ettikleri için ve herbiri bizzat tarik-i hakta yalnız Rabbini düşünüp tevfikine itimad ederek gittiklerinden, mânen o meslekten gelen izzetleri var. Zaaf hissettiği vakit, insanların yerine Rabbisine müracaat eder, medet Ondan ister. Meşreplerin ihtilâfıyla, zâhir-i meşrebine muhalif olana karşı muavenet ihtiyacını tam hissetmiyor, ittifaka ihtiyacını göremiyor. Belki hodgâmlık ve enâniyet varsa, kendini haklı ve muhalifini haksız tevehhüm ederek, ittifak ve muhabbet yerine, ihtilâf ve rekabet ortaya girer. İhlâsı kaçırır, vazifesi zîrüzeber olur.

    İşte bu müthiş sebebin verdiği vahîm neticeleri görmemenin yegâne çaresi, Dokuz Emirdir.


    Not
    Haşiye-1 Evet, “Men talebe ve cedde, vecede” bir düstur-u hakikattir. Külliyeti geniş ve genişliği mesleğimize de şâmil olabilir.




    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah Rab: her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
    dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık dinsizdârâne: dinsizcesine
    düstur-u hakikat: gerçeğe ulaştıran prensip ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
    ehl-i diyanet: dindar insanlar ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
    ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar
    ehl-i ilim: ilimle uğraşan kişiler, alimler ehl-i tarikat: bir tarikata bağlı olanlar
    enâniyet: benlik, gurur hak: doğru, gerçek
    hakperestlik: sadece doğruyu savunma haşiye: dipnot
    hodgâmlık: bencillik ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme, samimiyet
    ihsan: bağış, iyilik, lütuf ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
    istinad etmek: dayanmak itimad etmek: güvenmek, dayanmak
    ittifak: anlaşma, birlik izzet: değer, itibar, yücelik
    külliyet: geniş kapsamlı oluş medet: yardım
    men talebe ve cedde, vecede: kim birşeyi ister ve elde etmek için ciddî çalışırsa istediği şeye ulaşır meşrep: hareket tarzı, metod
    muavenet: yardımlaşma muhabbet: sevgi
    muhalif: aykırılık gösteren, uymayan muvaffak: başarılı olma, erişme
    mânen: manevî olarak mükellef: yükümlü
    müracaat etmek: başvurmak netice: son, sonuç
    nifak: münafıklık, ikiyüzlülük samimî: içten
    taassup: körü körüne bağlılık tarik-i hak: hak ve hakikat yolu
    tebliğ: bildirme teveccüh-ü nâs: insanların ilgi göstermesi
    tevehhüm etmek: sanmak, zannetmek tevfik: başarılı kılma
    tezellül: alçalma vahîm: dehşet verici
    vazife: görev vifak: dayanışma, uygun hareket etme
    yegâne: tek zaaf: zayıflık, kuvvetsizlik
    zelil: alçak, aşağılık zillet: hor ve hakir olma, aşağılanma
    zâhir-i meşreb: hareket tarzının ve yöntemin dışa yansıyan görünümü zîrüzeber olmak: alt üst olmak, dağılmak
    şer: kötülük şâmil: içine alan, kapsamlı
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 256

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>1. Müsbet hareket etmektir ki, yani, kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkîsi, onun fikrine ve ilmine müdahale etmesin, onlarla meşgul olmasın.

    2. Belki, daire-i İslâmiyet içinde, hangi meşrepte olursa olsun, medar-ı muhabbet ve uhuvvet ve ittifak olacak çok rabıta-i vahdet bulunduğunu düşünüp ittifak ederek,

    3. Ve haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise, “Mesleğim haktır,” yahut “daha güzeldir” diyebilir. Yoksa, başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden “Hak yalnız benim mesleğimdir” veyahut “Güzel benim meşrebimdir” diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek,

    4. Ve ehl-i hakla ittifak, tevfik-i İlâhînin bir sebebi ve diyanetteki izzetin bir medarı olduğunu düşünmekle,

    5. Hem ehl-i dalâlet ve haksızlık, tesanüd sebebiyle, cemaat suretindeki kuvvetli bir şahs-ı mânevînin dehâsıyla hücumu zamanında, o şahs-ı mânevîye karşı, en kuvvetli ferdî olan mukavemetin mağlûp düştüğünü anlayıp, ehl-i hak tarafındaki ittifak ile bir şahs-ı mânevî çıkarıp, o müthiş şahs-ı mânevî-i dalâlete karşı hakkaniyeti muhafaza ettirmek,

    6. Ve hakkı, bâtılın savletinden kurtarmak için,

    7. Nefsini ve enâniyetini,

    8. Ve yanlış düşündüğü izzetini,

    9. Ve ehemmiyetsiz, rekabetkârâne hissiyatını terk etmekle ihlâsı kazanır, vazifesini hakkıyla ifa eder. HAŞİYE-1



    Not
    Haşiye-1 Hattâ, hadis-i sahihle, âhirzamanda İsevîlerin hakikî dindarları ehl-i Kur’ân ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi; şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakikî dindar ruhanîleriyle dahi, medar-ı ihtilâf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve nizâ etmeyerek, müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar.




    Hıristiyan: (bk. bilgiler - Hıristiyanlık) adâvet: düşmanlık, kin
    bâtıl: doğru olmayan, hak olmayan cemaat: topluluk, grup
    cihet: yön, şekil daire-i İslâmiyet: İslâm dairesi
    dehâ: olağanüstü zekâ ve akıl diyanet: dine ait olan
    düstur: kural ehl-i Kur'ân: Kur’ân’ın yolundan gidenler
    ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler ehl-i diyanet: dindar kişiler
    ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler
    enâniyet: benlik, gurur hadis-i sahih: hakkında şüphe edilmeyen ve doğruluğu kesin olarak bilinen Peygamberimizin sözleri
    hak: doğru, gerçek hakkaniyet: doğruluk, haklı olmak
    haşiye: dipnot hissiyat: hisler, duygular
    ifa etmek: bir işi gerçekleştirmek, yerine getirmek ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
    ima eden: işaret eden, dolaylı olarak ifade eden insaf: vicdana uygun davranış
    ittifak: anlaşma, birlik izzet: değer, itibar, şeref
    medar: dayanak noktası, kaynak medar-ı ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık sebebi
    medar-ı muhabbet: sevgi kaynağı medar-ı münakaşa: tartışma sebebi
    meslek: yol, metod meşrep: mânevî zevk ve haz alınan yol, metod
    muhabbet: sevgi muhafaza: koruma
    mukavemet: dayanma, karşı koyma muvakkaten: geçici olarak
    müsbet: olumlu mütecaviz: saldırgan, haddi aşan
    nefs: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu nizâ: kavga, uyuşmazlık
    rabıta-i vahdet: birlik bağı rekabetkârâne: rekabet edercesine
    ruhanî: Hıristiyan din adamı savlet: şiddetli hücum
    suret: biçim, şekil tenkîs etme: değerini düşürme, eksik görme
    tesanüd: dayanışma tevfik-i İlâhî: Allah’ın yardım ederek başarılı kılması
    uhuvvet: kardeşlik zındık: dinsiz
    âhirzaman: kıyamete en yakın olan zaman dilimi İsevî: Hıristiyan
    şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen manevî kişilik şahs-ı mânevî-i dalâlet: inkârcılığı yaymaya çalışan kişilerden oluşan manevî kişilik
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 257

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>ÜÇÜNCÜ SEBEP

    Ehl-i hakkın ihtilâfı himmetsizlikten ve aşağılıktan ve ehl-i dalâletin ittifakı ulüvv-ü himmetten değildir. Belki ehl-i hidayetin ihtilâfı, ulüvv-ü himmetin sû-i istimalinden ve ehl-i dalâletin ittifakı, himmetsizlikten gelen zaaf ve aczdendir.

    Ehl-i hidayeti, ulüvv-ü himmetten sû-i istimale ve dolayısıyla ihtilâfa ve rekabete sevk eden, âhiret nokta-i nazarında bir haslet-i memdûha sayılan hırs-ı sevap ve vazife-i uhreviyede kanaatsizlik cihetinden ileri geliyor. Yani, “Bu sevabı ben kazanayım, bu insanları ben irşad edeyim, benim sözümü dinlesinler” diye, karşısındaki hakikî kardeşi ve cidden muhabbet ve muavenetine ve uhuvvetine ve yardımına muhtaç bir zâta karşı rekabetkârâne vaziyet alır. “Şakirtlerim niçin onun yanına gidiyorlar? Niçin onun kadar şakirtlerim bulunmuyor?” diye, enâniyeti oradan fırsat bulup, mezmûm bir haslet olan hubb-u câha temayül ettirir, ihlâsı kaçırır, riyâ kapısını açar.

    İşte bu hatanın ve bu yaranın ve bu müthiş maraz-ı ruhanînin ilâcı şudur ki:

    Cenâb-ı Hakkın rızası ihlâs ile kazanılır; kesret-i etbâ’ ile ve fazla muvaffakiyetle değildir. Çünkü onlar, vazife-i İlâhiyeye ait olduğu için, istenilmez, belki bazan verilir. Evet, bazan birtek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünkü bazan birtek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-yı İlâhîye medar olur.

    Hem ihlâs ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa, “Benden ders alıp sevap kazandırsınlar” düşüncesi, nefsin ve enâniyetin bir hilesidir.

    Ey sevaba hırslı ve a’mâl-i uhreviyeye kanaatsiz insan! Bazı peygamberler



    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah a'mâl-i uhreviye: âhirete ait sevap kazandıran işler
    acz: güçsüzlük cihet: yön
    ehemmiyet: değer, önem ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
    ehl-i hak: doğru ve hak yolda olanlar ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar
    enâniyet: benlik, gurur hakikî: asıl, gerçek
    hakperestlik: sadece doğruyu savunma haslet: huy, özellik
    haslet-i memdûha: övülmüş huy himmetsizlik: gayretsizlik
    hubb-u câh: makam, mevki sevgisi hırs-ı sevap: sevap kazanmak için gösterilen hırs
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
    irşad etmek: doğru yolu göstermek istifade: yararlanma
    ittibâ: uyma, arkasından gitme ittifak: anlaşma, birlik
    kanaatsizlik: yetinmeme kemiyet: sayıca çokluk, nicelik
    kesret-i etbâ': taraftar olanların sayıca çokluğu mahdut: sınırlı
    maraz-ı ruhanî: ruhî hastalık medar: dayanak noktası, kaynak
    medar-ı nazar: önemseme sebebi medar-ı rıza: razı, memnun olma sebebi
    mezmûm: aşağılanmış, kınanmış muavenet: yardım
    muhabbet: sevgi muvaffakiyet: başarı
    nefs: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu nokta-i nazar: bakış açısı
    rekabetkârâne: rekabet edercesine riyâ: gösteriş
    rıza: hoşnut olma rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası, hoşnutluğu
    sebeb-i necat: kurtuluş nedeni sevk eden: yönlendiren
    sû-i istimal: bir şeyi kötüye kullanma temayül etmek: eğilim ve istek göstermek
    uhuvvet: kardeşlik ulüvv-ü himmet: çok gayretli olmak, yüksek himmet sahibi olmak
    vazife-i uhreviye: karşılığı âhirette alınacak görev vazife-i İlâhiye: İlâhî görev
    vaziyet: durum, tavır zaaf: zayıflık
    zât: kişi âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
    şakirt: talebe
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 258

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etbâ’ ile değildir. Belki hüner, rıza-yı İlâhîyi kazanmakladır. Sen neci oluyorsun ki, böyle hırsla “Herkes beni dinlesin?” diye, vazifeni unutup vazife-i İlâhiyeye karışıyorsun? Kabul ettirmek, senin etrafına halkı toplamak Cenâb-ı Hakkın vazifesidir. Vazifeni yap, Allah’ın vazifesine karışma.

    Hem hak ve hakikati dinleyen ve söyleyene sevap kazandıranlar yalnız insanlar değildir. Cenâb-ı Hakkın zîşuur mahlûkları ve ruhanîleri ve melâikeleri kâinatı doldurmuş, her tarafı şenlendirmişler. Madem çok sevap istersin; ihlâsı esas tut ve yalnız rıza-yı İlâhîyi düşün. Tâ ki senin ağzından çıkan mübarek kelimelerin havadaki efradları, ihlâs ile ve niyet-i sadıka ile hayatlansın, canlansın, hadsiz zîşuurun kulaklarına gidip onları nurlandırsın, sana da sevap kazandırsın. Çünkü, meselâ sen “Elhamdü lillâh” dedin. Bu kelâm, milyonlarla büyük küçük Elhamdü lillâh kelimeleri, havada izn-i İlâhî ile yazılır. Nakkaş-ı Hakîm abes ve israf yapmadığı için, o kesretli mübarek kelimeleri dinleyecek kadar hadsiz kulakları halk etmiş. Eğer ihlâs ile, niyet-i sadıka ile o havadaki kelimeler hayatlansalar, lezzetli birer meyve gibi ruhanîlerin kulaklarına girer. Eğer rıza-yı İlâhî ve ihlâs o havadaki kelimelere hayat vermezse, dinlenilmez. Sevap da yalnız ağızdaki kelimeye münhasır kalır. Seslerinin ziyade güzel olmadığından, dinleyenlerin azlığından sıkılan hafızların kulakları çınlasın!

    DÖRDÜNCÜ SEBEP

    Ehl-i hidayetin rekabetkârâne ihtilâfı, âkıbeti düşünmemekten ve kasr-ı nazardan olmadığı gibi; ehl-i dalâletin samimâne ittifakları, âkıbet-endişlikten ve yüksek nazardan değildir. Belki ehl-i hidayet, hak ve hakikatin tesiriyle, nefsin kör hissiyatına kapılmayarak, kalbin ve aklın dûr-endişâne temayülâtına tâbi olmakla beraber, istikameti ve ihlâsı muhafaza edemediklerinden, o yüksek makamı muhafaza edemeyip ihtilâfa düşüyorlar. Ehl-i dalâlet ise, nefsin ve hevânın



    Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah Elhamdü lillâh: hamd ve şükür yalnızca Allah’a mahsustur
    Nakkaş-ı Hakîm: varlıkları sanatlı nakışlarla donatan ve her şeyi hikmetle, yerli yerinde yaratan Allah abes: boş ve faydasız
    dûr-endişâne: gelecek endişesiyle efrad: fertler, bireyler
    ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar
    esas: temel hadsiz: sayısız, sınırsız
    hafız: Kur’ân-ı Kerimi ezberleyen kişi hak: doğru, gerçek
    hakikat: asıl, esas halk etmek: yaratmak
    hevâ: gelip geçici arzu ve istekler hissiyat: hisler, duygular
    hüner: beceri ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
    ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık israf: savurganlık
    istikamet: doğru yolda olma ittifak: anlaşma, birlik
    izn-i İlâhî: Allah’ın izni kasr-ı nazar: kısa ve dar görüşlü olma
    kelâm: ifade, söz kesret-i etbâ': taraftar olanların sayıca çokluğu
    kesretli: çok sayıda kâinat: evren
    mahlûk: yaratılmış, varlık makam: derece
    melâike: melekler muhafaza: koruma, yolda olma
    mübarek: bereketli, hayırlı münhasır: sınırlı
    nefs: insanı kötülüğeve yasak zevklere yönelten duygu niyet-i sadıka: doğru niyet ve düşünce
    rekabetkârâne: rekabet edercesine ruhanî: maddî yapısı olmayan mânevî varlık
    rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası, hoşnutluğu samimâne: içten, gönülden gelerek
    temayülât: bir tarafa doğru meyletmeler, eğilimler tesir: etki
    tâbi olmak: bağlı olmak vazife-i kudsiye: kutsal vazife
    vazife-i İlâhî: Allah’a ait görev yüksek nazar: ileri görüşlü olma
    ziyade: çok, fazla zîşuur: şuur sahibi
    âkıbet: netice, son âkıbet-endişlik: gelecek konusunda endişeye kapılm
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 259

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>tesiriyle, kör ve âkıbeti görmeyen ve bir dirhem hazır lezzeti bir batman ilerideki lezzete tercih eden hissiyatın mukteziyatıyla, birbirine samimî olarak, muaccel bir menfaat ve hazır bir lezzet için şiddetli ittifak ediyorlar.

    Evet, dünyevî ve hazır lezzet ve menfaat etrafında aşağı, kalbsiz nefisperestler samimî ittifak ve ittihad ediyorlar. Ehl-i hidayet, âhirete ait ve ileriye müteallik semerât-ı uhreviyeye ve kemâlâta, kalb ve aklın yüksek düsturlarıyla müteveccih oldukları için, esaslı bir istikamet ve tam bir ihlâs ve gayet fedakârâne bir ittihad ve ittifak olabilirken, enâniyetten tecerrüd edemedikleri için, ifrat ve tefrit yüzünden, ulvî bir menba-ı kuvvet olan ittifakı kaybedip, ihlâs da kırılır. Ve vazife-i uhreviye de zedelenir. Kolayca rıza-yı İlâhî de elde edilmez.

    Bu mühim marazın merhemi ve ilâcı, “El-hubbu fillâh” sırrıyla, tarik-i hakta gidenlere refakatle iftihar etmek; ve arkalarından gitmek; ve imamlık şerefini onlara bırakmak; ve o hak yolunda kim olursa olsun kendinden daha iyi olduğunun ihtimaliyle enâniyetinden vazgeçip ihlâsı kazanmak; ve ihlâsla bir dirhem amel, ihlâssız batmanlarla amellere râcih olduğunu bilmekle ve tâbiiyeti dahi, sebeb-i mes’uliyet ve hatarlı olan metbûiyete tercih etmekle o marazdan kurtulur ve ihlâsı kazanır, vazife-i uhreviyesini hakkıyla yapabilir.

    BEŞİNCİ SEBEP

    Ehl-i hidayetin ihtilâfı ve adem-i ittifakı zaaflarından olmadığı gibi, ehl-i dalâletin kuvvetli ittifakı da kuvvetlerinden değildir. Belki ehl-i hidayetin ittifaksızlığı, iman-ı kâmilden gelen nokta-i istinad ve nokta-i istinaddan neş’et eden kuvvetten ileri geldiği gibi; ehl-i gaflet ve ehl-i dalâletin ittifakları, kalben nokta-i



    adem-i ittifak: ittifaksızlık, birlik oluşturmamak amel: dinin emirlerini yerine getirme
    batman: yaklaşık 8 kg ağırlığında bir ağırlık ölçüsü dirhem: eskiden kullanılan ve 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi
    dünyevî: dünya ile ilgili düstur: kural
    ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar
    ehl-i hidayet: doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar el-hubbu fillâh: Allah için sevmek
    enâniyet: benlik, gurur esaslı: sağlam temeller üzerine kurulu
    fedakârâne: fedakârca hak: doğru, gerçek
    hatarlı: tehlikeli hissiyat: hisler, duygular
    ifrat: aşırılık, bir şeye aşırı ilgi gösterme iftihar etmek: övünmek
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık
    iman-ı kâmil: mükemmel iman istikamet: doğru yolda olma
    ittifak: anlaşma, birlik ittifaksızlık: birlik oluşturmamak
    ittihad etmek: birlik oluşturmak kalben: kalp yoluyla
    kemâlât: mükemmel özellikler maraz: hastalık
    menba-ı kuvvet: kuvvet kaynağı menfaat: fayda, çıkar
    metbûiyet: başkalarının kendisine uyması, tâbi olunan kimse muaccel: peşin, hemen verilen
    mukteziyat: bir şeyin gerekli neticeleri mühim: önemli
    müteallik: alakalı, ilgili müteveccih: yönelen
    nefisperest: nefsin arzu ve isteklerine çok düşkün olan neş'et eden: kaynaklanan
    nokta-i istinad: dayanak noktası refakat: arkadaşlık
    râcih: üstün gelen, tercih edilen rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası, hoşnutluğu
    sebeb-i mes'uliyet: sorumluluk nedeni semerât-ı uhreviye: âhirete ait meyveler
    tarik-i hak: hak ve hakikat yolu tecerrüd etmek: soyutlanmak, sıyrılmak
    tefrit: bir şeye aşırı seviyede ilgisiz kalma tesir: etki
    tâbiiyet: bir başkasına uymak, tabii olmak ulvî: yüce
    vazife-i uhreviye: âhirete ait görev zaaf: zayıflık, güçsüzlük
    âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat âkıbet: netice, son
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 260

    istinad bulmadıkları itibarıyla zaaf ve aczlerinden ileri gelmiştir. Çünkü zayıflar ittifaka muhtaç oldukları için kuvvetli ittifak ederler. Kavîler, ihtiyacı tam hissetmediklerinden, ittifakları zayıftır. Arslanlar, tilkiler gibi ittifaka muhtaç olmadıkları için ferdî yaşıyorlar. Yabanî keçiler, kurtlardan muhafaza için, bir sürü teşkil ederler.

    Demek zayıfların cemiyeti ve şahs-ı mânevîsi kavî olduğu gibi, HAŞİYE-1 kavîlerin cemiyeti ve şahs-ı mânevîsi ise zayıftır. Bu sırra bir işaret-i lâtife ve zarif bir nükte-i Kur’âniyedir ki, ferman etmiş: 1 وَقَالَ نِسْوَةٌ فِى الْمَدِينَةِ Müenneslerin cemaatine, iki katlı müennes olduğu halde, müzekker fiili olan قَالَ buyurması; hem 2 قَالَتِ اْلاَعْرَابُ buyurmakla, müzekkerlerin cemaatine, müennes fiili olan قَالَتِtabiriyle, lâtifâne işaret ediyor ki, zayıf ve halîm ve yumuşak kadınların cemiyeti kuvvetleşir, sertlik ve şiddet kesb edip bir nevi recüliyet kazanır. Müzekker fiilini iktiza ettiğinden,وَقَالَ نِسْوَةٌ 3 tabiriyle, gayet güzel düşmüş. Erkekler ise, hususan bedevî a’rab olsa, kuvvetlerine güvendikleri için, cemiyetleri zayıf olup hem ihtiyatkârlık, hem yumuşaklık vaziyetini aldığından, bir nevi kadınlık hâsiyeti takındıkları için, müennes fiilini iktiza ettiğinden, قَالَتِ اْلاَعْرَابُ müennes fiiliyle tabiri tam yerindedir.


    Not
    Haşiye-1 Avrupa komiteleri içinde en şiddetlisi ve en tesirlisi ve bir cihette en kuvvetlisi, cins-i lâtif ve zayıf ve nazik olan kadınların Amerika’daki Hukuk ve Hürriyet-i Nisvan Komitesi olduğu, hem milletler içinde az ve zayıf olan Ermenilerin komitesi, gösterdikleri kuvvetli fedakârâne vaziyetle bu müddeâmızı teyid ediyor.

    Dipnot-1 “Şehirdeki kadınlar dedi ki:” Yusuf Sûresi, 12:12.

    Dipnot-2 “Bedevîler dedi ki:” Hucurât Sûresi, 49:14.

    Dipnot-3 “Kadınlar dedi ki:” Yusuf Sûresi, 12:12




    Amerika: (bk. bilgiler) Avrupa: (bk. bilgiler)
    Ermeni: (bk. bilgiler - Ermeniler) Hukuk ve Hürriyet-i Nisvan Komitesi: Kadın Hakları ve Hukuku Komitesi
    acz: güçsüzlük a’rab: vatanı çöl olan ve medeniyetten uzak yaşayan Arap
    bedevî: çölde yaşayan, göçebe cemaat: topluluk, grup
    cemiyet: topluluk, örgüt cihet: yön
    cins-i lâtif: nâzik ve nazenin tür, kadınlar fedakârâne: fedakârca
    ferdî: tekil, yalnız ferman etmek: buyurmak
    halîm: yumuşak huylu haşiye: dipnot
    hususan: özellikle hâsiyet: özellik
    ihtiyatkâr: tedbirli iktiza etmek: gerektirmek
    itibarıyla: açısından ittifak etmek: birleşmek
    işaret-i lâtife: güzel, ince işaret kavî: güçlü, kuvvetli
    kesb etmek: kazanmak komite: bir maksat çerçevesinde toplanmış cemiyet
    lâtifâne: hoş ve güzel bir şekilde muhafaza: korunma, saklanma
    müddeâ: iddia edilen şey müennes: Arapça’da dişiliği ifade eden kalıp
    müzekker: Arapça dilbilgisinde erkekliği ifade eden kalıp nevi: çeşit, tür
    nokta-i istinad: dayanak noktası nükte-i Kur'âniye: Kur’ân’daki çok ince ve zarif bir mânâ
    recüliyet: erkek olma tabir: ifade, adlandırma
    teyid etmek: doğrulamak, desteklemek teşkil etmek: meydana getirmek, oluşturmak
    vaziyet: durum, hal yabanî: ehlileştirilmemiş, doğal ortamda yaşayan
    zaaf: zayıflık şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp, bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik
    Yazar : Risale Forum
    S-Herşeyden evvel bize lâzım olan nedir?
    C-
    Doğruluk.

    S-Daha.
    C-
    Yalan söylememek.

    S-Sonra.
    C-
    Sıdk,sadakat,ihlâs,sebat,tesanüddür.

    NOT : Anlamını bilmediğiniz kelimelerin üzerine çift Tıklayınız..

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 261

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Evet, ehl-i hak, gayet kuvvetli bir nokta-i istinad olan iman-ı billâhtan gelen tevekkül ve teslimle, başkalara arz-ı ihtiyaç edip muavenet ve yardımlarını istemez. İstese de gayet fedakârâne yapışmaz. Ehl-i dünya, dünya işlerinde hakikî nokta-i istinadlarından gaflet ettiklerinden, zaaf ve acze düşüp, şiddetli bir surette yardımcılara ihtiyacını hisseder; samimâne, belki fedakârâne ittifak ederler.

    İşte, ehl-i hak, ittifaktaki hak kuvvetini düşünmediklerinden ve aramadıklarından, haksız ve muzır bir netice olan ihtilâfa düşerler. Haksız ehl-i dalâlet ise, ittifaktaki kuvveti, aczleri vasıtasıyla hissettiklerinden, gayet mühim bir vesile-i makasıd olan ittifakı elde etmişler.

    İşte, ehl-i hakkın bu haksız ihtilâf marazının merhemi ve ilâcı,1 وَلاَ تَنَازَعوُا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ âyetindeki şiddetli nehy-i İlâhî, 2 وَتَعَاوَنوُا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوى âyetinde, hayat-ı içtimaiyece gayet hikmetli emr-i İlâhîyi düstur-u hareket etmek; ve ihtilâfın İslâmiyete ne derece zararlı olduğunu ve ehl-i dalâletin ehl-i hakka galebesini ne derece teshil ettiğini düşünüp, kemâl-ı zaaf ve acz ile, o ehl-i hakkın kafilesine fedakârâne, samimâne iltihak etmektir, şahsiyetini unutmakla riyâ ve tasannudan kurtulup ihlâsı elde etmektir.

    ALTINCI SEBEP

    Ehl-i hakkın ihtilâfı nâmertliklerinden, himmetsizliklerinden, hamiyetsizliklerinden olmadığı gibi; gafletli ehl-i dünyanın ve ehl-i dalâletin hayat-ı dünyeviyeye ait işlerde samimâne ittifakları dahi mertlikten, hamiyetten, himmetten değildir. Belki, ehl-i hakkın, ekseriyetle âhirete ait olan faydaları düşünmekle, o


    Not
    Dipnot-1 “İhtilâfa düşmeyin; sonra cesaretiniz kırılır, kuvvetiniz elden gider.” Enfâl Sûresi, 8:46.

    Dipnot-2 “Birbirinizle iyilik ve takvâda yardımlaşın.” Mâide Sûresi, 5:2.



    acz: güçsüzlük arz-ı ihtiyaç etmek: ihtiyacını bildirmek, muhtaç olduğunu söylemek
    düstur-u hareket: hareket prensibi ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
    ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler
    ekseriyetle: çoğunlukla emr-i İlâhî: Allah’ın emri
    fedakârâne: fedakârca gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli
    galebe: üstün gelme gayet: çok
    hak: doğru, gerçek hakikî: asıl, gerçek
    hamiyet: mukaddes değerleri koruma duygusu ve gayreti hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı
    hayat-ı içtimaiye: toplumsal hayat hikmetli: içinde derin hakikatlerin bulunduğu bir şekilde
    himmet: ciddî gayret ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
    ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık iltihak etmek: katılmak
    iman-ı billâh: Allah’a iman ittifak: anlaşma, birlik
    kafile: grup, topluluk kemâl-ı zaaf ve acz: tam bir zayıflık ve güçsüzlük
    maraz: hastalık muavenet: yardım
    muzır: zararlı mühim: önemli
    nehy-i İlâhî: Allah’ın yasaklaması netice: son
    nokta-i istinad: dayanak noktası nâmertlik: alçaklık, korkaklık
    riyâ: gösteriş samimâne: samimi, içten bir şekilde
    suret: biçim, şekil tasannu: yapmacık harekette bulunmak
    teshil etmek: kolaylaştırmak tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme
    vasıta: araç vesile-i makasıd: hedeflere ulaşma aracı
    zaaf: zayıflık âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
    âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle şahsiyet: kişilik
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •