Sayfa 2/2 İlkİlk 12
15 sonuçtan 11 ile 15 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 262

    ehemmiyetli ve kesretli meselelere hamiyeti, himmeti, mertliği inkısam eder. Hakikî sermaye olan vaktini bir meseleye sarf etmediği için, meslektaşlarıyla ittifakı muhkemleşmiyor. Çünkü meseleler çok, daire dahi geniştir.

    Gafletli ehl-i dünya ise, yalnız hayat-ı dünyeviyeyi düşündüklerinden, bütün hissiyatıyla ve ruh ve kalbiyle, şiddetli bir surette hayat-ı dünyeviyeye ait meselelere sarılır. Ve o meselede ona yardım edene kuvvetli yapışır. Ve hakikat nokta-i nazarında beş paraya değmeyen ve ehl-i hak ona on para kıymet vermeyen meselelere, divane olmuş elmasçı bir Yahudinin beş paralık cam parçasına beş lira fiyat verdiği gibi, beş yüz lira kıymetindeki vaktini o meseleye hasreder. Elbette bu kadar fiyat verip ve şiddetli hissiyatla sarılmak, bâtıl yolunda dahi olsa, samimî bir ihlâs olduğundan, o meselede muvaffak olur ve ehl-i hakka galebe eder. Bu galebe neticesinde ehl-i hak zillete ve mahkûmiyete ve tasannua ve riyâya düşüp ihlâsı kaybeder. O nâmert, himmetsiz, hamiyetsiz bir kısım ehl-i dünyaya dalkavukluk etmeye mecbur olur.

    Ey ehl-i hak! Ey hakperest ehl-i şeriat ve ehl-i hakikat ve ehl-i tarikat! Bu müthiş maraz-ı ihtilâfa karşı birbirinizin kusurunu görmeyerek, yekdiğerinizin ayıbına karşı gözünüzü yumunuz.

    1 وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا edeb-i Furkanî ile edepleniniz. Ve haricî düşmanın hücumunda dahilî münakaşâtı terk etmek ve ehl-i hakkı sukuttan ve zilletten kurtarmayı en birinci ve en mühim bir vazife-i uhreviye telâkki edip, yüzer âyât ve ehâdis-i Nebeviyenin şiddetle emrettikleri uhuvvet, muhabbet ve teavünü yapıp, bütün hissiyatınızla, ehl-i dünyadan daha şiddetli bir surette


    Not
    Dipnot-1 “Onlar boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler.” Furkan Sûresi, 25:72.





    Yahudi: (bk. bilgiler - Yahudilik) bâtıl: hak olmayan, dine aykırı
    dahilî münakaşât: iç tartışmalar dalkavukluk: kendisine çıkar ve yarar sağlayacak olan kimselere aşırı saygı ve hayranlığını göstererek yaranmaya çalışma
    divane: akılsız, şaşkın edeb-i Furkanî: hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayıran Kur’ân-ı Kerim’in ortaya koyduğu bir ahlâk kuralı
    edeplenmek: terbiye ve güzel ahlâk sahibi olmak ehemmiyetli: değerli, önemli
    ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler, Müslümanlar
    ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar
    ehl-i şeriat: Allah’ın emir ve yasaklarını özenle yerine getirenler ehâdis-i Nebeviye: Hz. Peygamber (a.s.m.) tarafından söylenen sözler, hadisler
    gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli galebe etmek: üstün gelmek
    hakikat: gerçek, esas hakikî: asıl, gerçek
    hakperest: sadece doğruyu savunmaya çalışan hamiyet: mukaddes değerleri koruma duygusu ve gayreti içinde olma
    haricî: dıştan gelen hasretmek: bir mesele üzerinde yoğunlaşmak
    hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı himmet: ciddi gayret
    hissiyat: hisler, duygular ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
    inkısam etmek: bölmek, kısımlara ayırmak kesretli: çok sayıda olan
    mahkûmiyet: hükümlülük, belli bir cezaya çarptırılma maraz-ı ihtilâf: anlaşmazlığa düşme hastalığı
    mecbur: zorunlu muhabbet: sevgi
    muhkemleşmek: sağlam ve sarsılmaz olmak muvaffak olmak: başarmak
    mühim: önemli nokta-i nazar: bakış açısı
    nâmert: mert olmayan, alçak riyâ: gösteriş
    sarf etme: harcama sukut: alçalış, düşüş
    suret: biçim, şekil tasannu: yapmacık harekette bulunma
    teavün: yardımlaşma telâkki etmek: kabul etmek
    uhuvvet: kardeşlik vazife-i uhreviye: âhirete ait görev
    yekdiğeri: bir başkası zillet: hor, hakir, aşağılanma
    âyât: âyetler
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 263

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>meslektaşlarınızla ve dindaşlarınızla ittifak ediniz, yani, ihtilâfa düşmeyiniz. “Böyle küçük meseleler için kıymettar vaktimi sarf etmektense, o çok kıymetli vaktimi zikir ve fikir gibi kıymettar şeylere sarf edeceğim” deyip çekilerek ittifakı zayıflaştırmayınız. Çünkü bu mânevî cihadda küçük mesele zannettiğiniz, çok büyük olabilir. Bir neferin, bir saatte, mühim ve hususî şerâit dahilindeki nöbeti bir sene ibadet hükmüne bazan geçmesi gibi, bu ehl-i hakkın mağlûbiyeti zamanında, mânevî mücahede mesâilinde, küçük bir meseleye sarf olunan senin kıymettar bir günün, o neferin o saati gibi bin derece kıymet alabilir, bir günün bin gün olabilir. Madem liveçhillâhtır, o işin küçüğüne, büyüğüne, kıymetli ve kıymetsizliğine bakılmaz. İhlâs ve rıza-yı İlâhî yolunda zerre, yıldız gibi olur. Vesilenin mahiyetine bakılmaz, neticesine bakılır. Madem neticesi rıza-yı İlâhîdir ve mayası ihlâstır; o küçük değildir, büyüktür.

    YEDİNCİ SEBEP

    Ehl-i hak ve hakikatin ihtilâf ve rekabetleri kıskançlıktan ve hırs-ı dünyadan gelmediği gibi, ehl-i dünyanın ve ehl-i gafletin ittifakları dahi civanmertlikten ve ulüvv-ü cenaptan değildir. Belki ehl-i hakikat, hakikatten gelen ulüvv-ü cenap ve ulüvv-ü himmet ve tarik-i hakta memdûh olan müsabakayı tam muhafaza edemediklerinden ve nâehillerin girmesi yüzünden bir derece sû-i istimal ettiklerinden, rekabetkârâne ihtilâfa düşüp hem kendine, hem cemaat-i İslâmiyeye ehemmiyetli zarar olmuş.

    Ehl-i gaflet ve ehl-i dalâlet ise, meftun oldukları menfaatlerini kaçırmamak ve menfaat için perestiş ettikleri reislerini ve arkadaşlarını küstürmemek için, zilletlerinden ve nâmertliklerinden, hamiyetsizliklerinden, mutlak arkadaşlarıyla-hattâ denî ve hain ve muzır olsalar dahi hâlisâne ittihad, hem menfaat etrafında toplanan—ne şekilde olursa olsun—şerikleriyle samimâne ittifak ederler, samimiyet neticesi olarak istifade ederler.



    cemaat-i İslâmiye: İslâm toplumu civanmert: yiğit, mert
    dahil: iç denî: alçak
    ehemmiyetli: önemli ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
    ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar ehl-i gaflet ve dalâlet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olanlar ve hak yoldan sapan inançsız kişiler
    ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler
    fikir: düşünme, tefekkür etme hamiyetsizlik: hamiyetsiz olma, mukaddes değerleri koruma duygusu ve gayreti içinde olmama
    hususî: özel hâlisâne: ihlâslı bir şekilde, karşılık beklemeksizin
    hırs-ı dünya: dünya nimetlerine karşı gösterilen açgözlülük ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
    ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık ittifak: anlaşma, birlik
    ittihad: birlik, birleşme kıymettar: değerli
    liveçhillâh: Allah için mahiyet: nitelik, özellik
    mağlûbiyet: yenilgi meftun: düşkün, tutkun
    memdûh: övülmüş menfaat: fayda, yarar
    mesâil: meseleler muhafaza: koruma, saklama
    mutlak: kesin muzır: zararlı
    mânevî cihad: nefis ve şeytana karşı yapılan mücadele mânevî mücahede: nefis ve şeytana karşı yapılan cihad, mücadele
    mühim: önemli müsabaka: yarışma
    nefer: asker netice: son, sonuç
    nâehil: bir şey hakkında ehil olmayan nâmertlik: mertçe davranmamak
    perestiş etmek: aşırı derece sevmek ve bağlanmak reis: başkan
    rekabetkârâne: rekabet edercesine rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası
    samimâne: samimi bir şekilde sarf etmek: harcamak
    sû-i istimal: bir şeyi kötüye kullanma tarik-i hak: hak ve hakikat yolu
    ulüvv-ü cenap: yüksek şeref sahibi ulüvv-ü himmet: çok gayretli olmak, yüksek himmet sahibi olmak
    zerre: atom zikir: Allah’ı anma
    zillet: hor, hakir, aşağılanma şerik: ortak
    şerâit: şartlar
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 264

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>İşte, ey musibetzede ve ihtilâfa düşmüş ehl-i hak ve ashab-ı hakikat! Bu musibet zamanında ihlâsı kaçırdığınızdan ve rıza-yı İlâhîyi münhasıran gaye-i maksat yapmadığınızdan, ehl-i hakkın bu zillet ve mağlûbiyetine sebebiyet verdiniz.

    Umûr-u diniye ve uhreviyede rekabet, gıpta, haset ve kıskançlık olmamalı. Ve hakikat nokta-i nazarında olamaz. Çünkü kıskançlık ve hasedin sebebi: Birtek şeye çok eller uzanmasından ve birtek makama çok gözler dikilmesinden ve birtek ekmeği çok mideler istemesinden, müzâhame münakaşa, müsabaka sebebiyle gıptaya, sonra kıskançlığa düşerler. Dünyada bir şey-i vâhide çoklar talip olduğundan ve dünya dar ve muvakkat olması sebebiyle insanın hadsiz arzularını tatmin edemediği için, rekabete düşüyorlar. Fakat, âhirette tek bir adama beş yüz seneHAŞİYE-1 mesafelik bir cennet ihsan edilmesi ve yetmiş bin kasır ve huriler


    Not
    Haşiye-1 Mühim bir taraftan ehemmiyetli bir sual: Rivayette gelmiş ki, Cennette bir adama beş yüz senelik bir cennet verilir. Bu hakikat akl-ı dünyevînin havsalasında nasıl yerleşir? Elcevap: Nasıl ki bu dünyada herkesin dünya kadar hususî ve muvakkat bir dünyası var. Ve o dünyanın direği onun hayatıdır. Ve zâhirî ve bâtınî duygularıyla o dünyasından istifade eder. “Güneş bir lâmbam, yıldızlar mumlarımdır” der. Başka mahlûkat ve zîruhlar bulunmaları, o adamın mâlikiyetine mâni olmadıkları gibi, bilâkis, onun hususî dünyasını şenlendiriyorlar, ziynetlendiriyorlar. Aynen öyle de—fakat binler derece yüksek—herbir mü’min için binler kasır ve hurileri ihtiva eden has bahçesinden başka, umumî Cennetten beş yüz sene genişliğinde birer hususî cenneti vardır. Derecesi nisbetinde inkişaf eden hissiyatıyla, duygularıyla, Cennete ve ebediyete lâyık bir surette istifade eder. Başkaların iştiraki, onun mâlikiyetine ve istifadesine noksan vermedikleri gibi, kuvvet verirler. Ve hususî ve geniş cennetini ziynetlendiriyorlar. Evet, bu dünyada bir adam, bir saatlik bir bahçeden ve bir günlük bir seyrangâhtan ve bir aylık bir memleketten ve bir senelik bir mesiregâhta seyahatinden ağzıyla, kulağıyla, gözüyle, zevkiyle, zâikasıyla, sair duygularıyla istifade ettiği gibi, aynen öyle de, fakat bir saatlik bir bahçeden ancak istifade eden bu fâni memleketteki kuvve-i şâmme ve kuvve-i zâika, o bâki memlekette bir senelik bahçeden aynı istifadeyi eder. Ve burada bir senelik mesiregâhtan ancak istifade edebilen bir kuvve-i bâsıra ve kuvve-i sâmia, orada beş yüz senelik mesiregâhındaki seyahatten, o haşmetli, baştan başa ziynetli memlekete lâyık bir tarzda istifade eder. Her mü’min derecesine ve dünyada kazandığı sevaplar, haseneler nisbetinde inbisat ve inkişaf eden duygularıyla zevk alır, telezzüz eder, müstefid olur.



    akl-ı dünyevî: dünya aklı ashab-ı hakikat: doğruları bilen hak ve hakikat sahipleri
    bilâkis: tersine bâki: devamlı olan, sonsuz
    bâtınî: görünmeyen, iç ebediyet: sonsuzluk
    ehemmiyetli: önemli ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler
    fâni: geçici olan, ölümlü gaye-i maksat: ulaşılmak istenen gaye, hedef
    gıpta: özenme, hayranlık duyma hadsiz: sınırsız, sayısız
    hakikat: asıl, esas, gerçek hasene: iyilik
    haset: kıskançlık havsala: anlama gücü
    haşiye: dipnot haşmetli: büyük, görkemli
    hissiyat: hisler, duygular huri: Cennet kızı
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme ihsan etmek: karşılıksız olarak nimet vermek
    ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık ihtiva etmek: içermek
    inbisat etmek: genişlemek, yayılmak inkişaf: ortaya çıkma, gelişme
    iştirak: ortak olma, katılma kasır: saray, köşk
    kuvve-i bâsıra: görme duyusu kuvve-i sâmia: işitme duyusu
    kuvve-i zâika: tad alma duyusu kuvve-i şâmme: koku alma duyusu
    mahlûkat: varlıklar makam: derece, yer
    mesiregâh: gezinti yeri musibet: belâ, büyük sıkıntı
    musibetzede: musibete uğrayan muvakkat: geçici
    mâlikiyet: sahiplik mü'min: Allah’a inanan
    münhasıran: bir şey üzerinde yoğunlaşarak müsabaka: yarışma
    müstefid olmak: istifade etmek, yararlanmak müzâhame: bir yere yığılarak fertlerin birbirine zahmet vermesi
    nisbet: oran, kıyas nisbetinde: oranında
    noksan vermek: eksiltmek nokta-i nazar: bakış açısı
    rivayet: Hz. Peygamberden (a.s.m) nakledilen hadis rıza-yı İlâhî: Allah’ın rızası
    sair: diğer, başka sebebiyet: sebep olma
    seyrangâh: gezi ve seyir yeri suret: şekil, biçim
    talip olmak: istemek telezzüz etmek: lezzet almak, tatmak
    umumî: genel umûr-u diniye ve uhreviye: dine ve âhirete ait işler
    zillet: hor, hakir, aşağılanma ziynetlendirmek: süslemek
    zâhirî: dış görünüşte zâika: tat alma duygusu
    zîruh: ruh sahibi âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
    şenlendirmek: neşelendirmek şey-i vâhid: bir şey, tek şey
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 265

    <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>verilmesi ve ehl-i Cennetten herkes kendi hissesinden kemâl-i rıza ile memnun olması işaretiyle gösteriliyor ki, âhirette medar-ı rekabet birşey yoktur ve rekabet de olamaz. Öyleyse, âhirete ait olan a’mâl-i salihada dahi rekabet olamaz; kıskançlık yeri değildir. Kıskançlık eden ya riyâkârdır; a’mâl-i saliha suretiyle dünyevî neticeleri arıyor. Veyahut sadık cahildir ki, a’mâl-i saliha nereye baktığını bilmiyor ve a’mâl-i salihanın ruhu, esası, ihlâs olduğunu derk etmiyor. Rekabet suretiyle evliyaullaha karşı bir nevi adâvet taşımakla, vüs’at-i rahmet-i İlâhiyeyi ittiham ediyor. Bu hakikati teyid eden bir vakıa:

    Eski arkadaşlarımızdan bir adamın, bir adama karşı adâveti vardı. O adamın yanında senâkârâne onun düşmanı amel-i salihle, hattâ velâyetle tavsif edildi. O adam kıskanmadı, sıkılmadı. Sonra birisi dedi: “Senin o düşmanın cesurdur, kuvvetlidir.” Baktık ki, o adamda şiddetli bir kıskançlık ve bir rekabet damarı uyandı.

    Ona dedik: “Velâyet ve salâhat hadsiz bir hayat-ı ebediyenin pırlantası gibi bir kuvvet ve bir yüksekliktir. Sen buna bu cihette kıskanmadın. Dünyevî kuvvet öküzde ve cesaret canavarda dahi bulunmakla beraber, velâyet ve salâhate nisbeten, bir âdi cam parçasının elmasa nisbeti gibidir.”

    O adam dedi ki: “Bir noktaya, bir makama ikimiz bu dünyada gözümüzü dikmişiz. Oraya çıkmak için basamaklarımız da kuvvet ve cesaret gibi şeylerdir. Onun için kıskandım. Âhiret makamâtı hadsizdir. O, burada benim düşmanım iken, orada benim samimî ve sevgili kardeşim olabilir.”

    Ey ehl-i hakikat ve tarikat! Hakka hizmet, büyük ve ağır bir defineyi taşımak ve muhafaza etmek gibidir. O defineyi omuzunda taşıyanlara ne kadar kuvvetli eller yardıma koşsalar daha ziyade sevinir, memnun olurlar. Kıskanmak şöyle dursun, gayet samimî bir muhabbetle o gelenlerin kendilerinden daha ziyade olan kuvvetlerini ve daha ziyade tesirlerini ve yardımlarını müftehirâne alkışlamak lâzım gelirken, nedendir ki rekabetkârâne o hakikî kardeşlere ve fedakâr yardımcılara bakılıyor ve o hal ile ihlâs kaçıyor? Vazifenizde müttehem olup,



    Hak: her şeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah a'mâl-i saliha: dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar
    adâvet: düşmanlık amel-i salih: Allah rızası için yapılan iyi işler
    cihet: yön, taraf derk etmek: anlamak, algılamak
    dünyevî: dünya ile ilgili ehl-i Cennet: Cennet ehli, Cennetlikler
    ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler, Müslümanlar ehl-i tarikat: tasavvuf yoluyla manevî mertebeleri aşan kişiler
    esas: temel evliyaullah: Allah’ın sevgili kulları
    fedakâr: özveride bulunan hadsiz: sınırsız, sayısız
    hakikat: esas, gerçek hakikî: asıl, gerçek
    hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
    ittiham etmek: suçlamak kemâl-i rıza: tam bir memnuniyet, hoşnutluk
    makam: derece, yer makamât: dereceler, makamlar
    medar-ı rekabet: rekabete sebep olan şey muhabbet: sevgi
    muhafaza etmek: korumak, saklamak müftehirâne: övgüyle dolu, överek
    müttehem: suçlanan, itham altında kalan nevi: çeşit, tür
    nisbet: kıyaslama, orantı kurma nisbeten: kıyasla, oranla
    rekabetkârâne: rekabet ederek riyâkâr: ikiyüzlü, gösteriş meraklısı
    sadık: bağlı salâhat: dindarlıkta çok ileri olma hali
    senâkârâne: övgü dolu bir şekilde suret: biçim, şekil
    tavsif etmek: vasıflandırmak, nitelemek tesir: etki
    teyid eden: destekleyen vakıa: olay
    velâyet: velilik vüs'at-i rahmet-i İlâhiye: Allah’ın rahmet ve şefkatinin genişliği
    ziyade: çok, fazla âdi: basit, sıradan
    âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: Yirminci Lem'a - Sayfa 266

    ehl-i dalâletin nazarında, sizden ve sizin mesleğinizden yüz derece aşağı olan, “din ile dünyayı kazanmak ve ilm-i hakikatle maişeti temin etmek, tamah ve hırs yolunda rekabet etmek” gibi müthiş ittihamlara mâruz kalıyorsunuz?

    Bu marazın çare-i yegânesi: Nefsini ittiham etmek ve nefsine değil, daima karşısındaki meslektaşına taraftar olmak... Fenn-i âdâb ve ilm-i münazaranın uleması mâbeynindeki hakperestlik ve insaf düsturu olan şu “Eğer bir meselenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına taraftar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa, insafsızdır.” Hem zarar eder. Çünkü haklı çıktığı vakit, o münazarada bilmediği birşeyi öğrenmiyor. Belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir. Eğer hak hasmının elinde çıksa, zararsız, bilmediği bir meseleyi öğrenip menfaattar olur, nefsin gururundan kurtulur. Demek insaflı hakperest, hakkın hatırı için nefsin hatırını kırıyor. Hasmının elinde hakkı görse, yine rıza ile kabul edip taraftar çıkar, memnun olur.

    İşte bu düsturu ehl-i din, ehl-i hakikat, ehl-i tarikat, ehl-i ilim kendilerine rehber ittihaz etseler, ihlâsı kazanırlar. Ve vazife-i uhreviyelerinde muvaffak olurlar. Ve bu fecî sukut ve musibet-i hazıradan rahmet-i İlâhiye ile kurtulurlar.


    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 1







    Not
    Dipnot-1 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.




    düstur: kanun, prensip ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler
    ehl-i din: dindarlar, dinine bağlı olan kimseler ehl-i hakikat: doğru ve hak yolda olan kimseler
    ehl-i ilim: ilimle ilgilenen kişiler, âlimler ehl-i tarikat: tarikata mensup olanlar
    fecî: kötü fenn-i âdâb: ahlâk ilmi
    hak: doğru, gerçek hakperest: doğruluktan ayrılmayan, hakkı tutan
    hasım: düşman ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme
    ilm-i hakikat: hakikat ilmi ilm-i münazara: bir meseleyi tartışarak çözümleme ilmi
    insaf: vicdana uygun davranış insaflı: vicdanlı
    ittiham etmek: suçlamak ittihaz etmek: kabullenmek, edinmek
    maişet: geçim maraz: hastalık
    menfaattar: faydalı, yararlı musibet-i hazıra: içinde bulunulan şimdiki belâ ve sıkıntı
    muvaffak olmak: başarmak mâbeyn: bir topluluğun içinde ve arasında olan
    mâruz kalmak: bir şeyle yüz yüze gelmek, tesirinde kalmak nazar: bakış
    nefis/nefs: kişinin kendisi rahmet-i İlâhiye: Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz rahmeti
    rıza: hoşnutluk sukut: alçalış, düşüş
    tamah: açgözlülük, hırs temin etmek: sağlamak
    ulema: âlimler vazife-i uhreviye: âhirete ait görev
    çare-i yegâne: tek çare
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •