Sayfa 1/4 1234 SonSon
39 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    On Yedinci Lem'a

    On Yedinci Lem’a

    Zühre’den gelmiş On Beş Notadan ibarettir.


    Mukaddime

    BU LEM’ANIN telifinden on iki sene evvel,1 inâyet-i Rabbâniye ile, marifet-i İlâhiyede bir hareket-i fikriye ve bir seyahat-i kalbiye ve bir inkişâfât-ı ruhiyede tezahür eden bazı lemeât-ı tevhidiyeyi, Arabî olarak, notalar suretinde Zühre, Şule, Habbe, Şemme, Zerre, Katre gibi risalelerde kaydetmiştim. Uzun bir hakikatin yalnız bir ucunu göstermek ve parlak bir nurun yalnız bir şuâını irâe etmek tarzında yazıldığından, yalnız kendi kendime birer hatıra ve birer ihtar şeklinde olduğundan, başkalarının istifadesi mahdut kalmıştı. Hususan, en mümtaz ve en has kardeşlerimin kısm-ı âzamı Arabî okumamışlar. Bunların ısrarı ve ilhâhıyla, o notaların, o lem’aların kısmen izahlı ve kısmen kısa bir meâlini Türkçe olarak yazmaya mecbur oldum. Şu notalar ve Arabî risaleler, Yeni Said’in en evvel hakikat ilminden bir derece şuhud suretinde gördüğü için, tağyir edilmeden, mealleri yazıldı. Onun için, bazı cümleler, sair Sözlerde de zikredilmekle beraber burada da zikrediliyor. Ve bir kısmı, gayet mücmel olmakla beraber, izah edilmiyor, tâ letâfet-i asliyesini kaybetmesin.



    Not
    Dipnot-1 “On iki sene evvel” denilen tarih, Hicrî 1340, Milâdî 1921 seneleridir.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Arabî: Arapça</TD><TD>Habbe: Mesnevî-i Nuriye adlı eserde yer alan bir bölüm</TD></TR><TR><TD>Katre: Mesnevî-i Nuriye adlı eserde yer alan bir bölüm</TD><TD>Sözler: Risale-i Nur Külliyatında yer alan bir eser</TD></TR><TR><TD>Yeni Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)</TD><TD>Zerre: Mesnevî-i Nuriye adlı eserde yer alan bir bölüm</TD></TR><TR><TD>Zühre: Mesnevî-i Nuriye adlı eserde yer alan bir bölüm</TD><TD>evvel: önce</TD></TR><TR><TD>gayet: çok</TD><TD>hakikat: gerçek</TD></TR><TR><TD>hakikat ilmi: eşyanın gerçek ve doğru yüzünü gösteren ilim; Kur’ân ilmi</TD><TD>hareket-i fikriye: fikrî hareket, düşünce alanındaki hareketlilik</TD></TR><TR><TD>hususan: özellikle</TD><TD>ibaret: meydana gelen, oluşan</TD></TR><TR><TD>ihtar: hatırlatma</TD><TD>ilhâh: bir şeyin kabulü için ısrarla üzerine düşmek</TD></TR><TR><TD>inkişâfât-ı ruhiye: ruh ile manevî alanlarda yapılan açılımlar</TD><TD>inâyet-i Rabbâniye: Allah’ın inayeti, yardımı</TD></TR><TR><TD>irâe etmek: göstermek</TD><TD>izah: açıklama</TD></TR><TR><TD>kısm-ı âzam: büyük kısım</TD><TD>lemeât-ı tevhidiye: Allah’ın birliğini gösteren parıltılar</TD></TR><TR><TD>lem’a: parıltı</TD><TD>letâfet-i asliye: bir şeyin aslında ve temelinde bulunan tatlılık, hoşluk</TD></TR><TR><TD>mahdut: sınırlı</TD><TD>marifet-i İlâhiye: Allah’ı bilme ve tanıma</TD></TR><TR><TD>meâl: açıklama, anlam</TD><TD>mukaddime: başlangıç, giriş</TD></TR><TR><TD>mücmel: kısa, öz</TD><TD>mümtaz: seçkin, üstün</TD></TR><TR><TD>nota: bildiri</TD><TD>risale: küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un bölümleri</TD></TR><TR><TD>sair: diğer</TD><TD>seyahat-i kalbiye: kalple yapılan manevî yolculuk</TD></TR><TR><TD>suret: biçim, şekil</TD><TD>tağyir etmek: değiştirmek</TD></TR><TR><TD>telif: yazılı eser ortaya koyma</TD><TD>tezahür eden: ortaya çıkan, görünen</TD></TR><TR><TD>zikredilmek: anılmak, belirtilmek</TD><TD>Şemme: Mesnevî-i Nuriye adlı eserde yer alan bir bölüm</TD></TR><TR><TD>Şule: Mesnevî-i Nuriye adlı eserde yer alan bir bölüm</TD><TD>şuhud: görme, şahid olma</TD></TR><TR><TD>şuâ: ışın, güçlü ışık</TD></TR></TBODY></TABLE>

    Benzer Konular
    On Yedinci Lem?a'nın, On Yedinci Notasının Meseleleri ve Yirminci Lem'a'nın eksik gör
    On Yedinci Lem?a'nın, On Yedinci Notasının Meseleleri ve Yirminci Lem'a'nın eksik gör Devami...
    Yirmi Beşinci Sözün zeyillerinden olan Yedinci Şuâ?nın Birinci Makamının On Yedinci M
    Yirmi Beşinci Sözün zeyillerinden olan Yedinci Şuâ?nın Birinci Makamının On Yedinci M Devami...
    Yedinci Risale olan Yedinci Mesele'den
    Yedinci Risale olan Yedinci Mesele'den Eski Harb-i Umumî'den evvel ve evâilinde, bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki: Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağı'nın altındayım. Birden o dağ, müdhiş infilâk etti. Dağlar gibi parçaları, dünyanın her tarafına dağıttı. O
    Medya Kütüphanesi - Müslümanları Dünyaya Şiddetle Teşvik Hikmetlimi (On Yedinci Lem'a
    Medya Kütüphanesi - Müslümanları Dünyaya Şiddetle Teşvik Hikmetlimi (On Yedinci Lem'a Müslümanları Dünyaya Şiddetle Teşvik Hikmetlimi (On Yedinci Lem'a, Yedinci Nota) (click here to watch and comment) Müslümanları Dünyaya Şiddetle Teşvik Hikmetlimi
    Yirmi Dokuzuncu Mektubun Yedinci Kısmının Yedinci İşaretini biraz açar mısı
    Yirmi Dokuzuncu Mektubun Yedinci Kısmının Yedinci İşaretini biraz açar mısı Yirmi Dokuzuncu Mektubun Yedinci Kısmının Yedinci İşaretini biraz açar mısınız? Devami...
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 201

    BİRİNCİ NOTA

    Kendi nefsime hitaben demiştim: Ey gafil Said! Bil ki, şu âlemin fenâsından sonra sana refakat etmeyen ve dünyanın harabıyla senden mufarakat eden birşeye kalbini bağlamak sana lâyık değildir. Hususan senin asrının inkırazıyla seni terk edip arka çeviren ve bahusus berzah seferinde arkadaşlık etmeyen ve hususan seni kabir kapısına kadar teşyî etmeyen,1 hususan bir iki sene zarfında ebedî bir firakla senden ayrılıp günahını senin boynuna takan, hususan senin rağmına olarak husulü ânında seni terk eden fâni şeylerle kalbini bağlamak kâr-ı akıl değildir.

    Eğer aklın varsa, uhrevî inkılâbâtında, berzahî etvârında ve dünyevî inkılâbâtının müsâdemâtı altında ezilen, bozulan ve ebedî seferde sana arkadaşlığa muktedir olmayan işleri bırak, ehemmiyet verme, onların zevâlinden kederlenme.

    Sen kendi mahiyetine bak ki: Senin lâtifelerin içinde öyle bir lâtife var ki, ebedden ve Ebedî Zattan başkasına razı olamaz. Ondan başkasına teveccüh edemiyor. Mâsivâsına tenezzül etmez. Bütün dünyayı ona versen, o fıtrî ihtiyacı tatmin edemez. O şey ise, senin duygularının ve lâtifelerinin sultanıdır. Fâtır-ı Hakîmin emrine mutî olan o sultanına itaat et, kurtul.

    İKİNCİ NOTA

    Hakikattar bir rüyada gördüm ki, insanlara diyordum:

    “Ey insan! Kur’ân’ın desâtirindendir ki, Cenâb-ı Hakkın mâsivâsından hiçbir şeyi, ona taabbüd edecek bir derecede kendinden büyük zannetme. Hem, sen kendini hiçbir şeyden tekebbür edecek derecede büyük tutma. Çünkü mahlûkat mâbûdiyetten uzaklık noktasında müsâvi oldukları gibi, mahlûkiyet nisbetinde de birdirler.”


    Not
    Dipnot-1 bk. Buhârî, Rikak 42; Müslim, Zühd 5; Tirmizî, Zühd 46; Nesâî, Cenaiz 52; Müsned 3:110.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah</TD><TD>Ebedî Zat: varlığının sonu olmayan Allah</TD></TR><TR><TD>Fâtır-ı Hakîm: her şeyi hikmetle ve benzersiz sanatıyla yaratan Allah</TD><TD>asır: yüzyıl</TD></TR><TR><TD>bahusus: hususan, özellikle</TD><TD>berzah: öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem</TD></TR><TR><TD>berzahî: kabir âlemine ait</TD><TD>desâtir: prensipler, kurallar</TD></TR><TR><TD>dünyevî: dünya ile ilgili</TD><TD>ebed: sonsuzluk</TD></TR><TR><TD>ebedî: sonsuz</TD><TD>ehemmiyet: değer, önem</TD></TR><TR><TD>etvâr: haller, tavırlar</TD><TD>fenâ: gelip geçici oluş</TD></TR><TR><TD>firak: ayrılık</TD><TD>fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen</TD></TR><TR><TD>gafil: duyarsız, sorumsuz</TD><TD>hakikattar: tamamen gerçek olan</TD></TR><TR><TD>harab: yok olma, yıkılma</TD><TD>hitaben: hitap ederek</TD></TR><TR><TD>husul: meydana gelme</TD><TD>hususan: özellikle</TD></TR><TR><TD>inkılâbât: değişimler, dönüşümler</TD><TD>inkıraz: dağılıp yok olma, son bulma</TD></TR><TR><TD>kâr-ı akıl: akıl kârı, işi</TD><TD>lâtife: ince duygu</TD></TR><TR><TD>mahiyet: öz nitelik, özellik</TD><TD>mahlûkat: varlıklar</TD></TR><TR><TD>mahlûkiyet: yaratılmış olma</TD><TD>mufarakat eden: ayrılan</TD></TR><TR><TD>muktedir olmayan: gücü yetmeyen</TD><TD>mutî: emre uyan, itaat eden</TD></TR><TR><TD>mâbûdiyet: ibadet edilmeye lâyık olma</TD><TD>mâsivâ: Allah’ın dışındaki varlıklar</TD></TR><TR><TD>müsâdemât: vuruşmalar, çarpışmalar</TD><TD>müsâvi: eşit, denk</TD></TR><TR><TD>nefs: insanın kendisi</TD><TD>nisbet: oran, kıyas</TD></TR><TR><TD>nota: bildiri</TD><TD>rağmına: zıddına, aksine</TD></TR><TR><TD>refakat: arkadaşlık</TD><TD>taabbüd etmek: kulluk etmek</TD></TR><TR><TD>tekebbür etmek: kibirlenmek, büyüklenmek</TD><TD>tenezzül etmek: alçalmak, kendi değerini düşürmek</TD></TR><TR><TD>teveccüh etmek: yönelmek</TD><TD>teşyî: uğurlama; vefat eden kişinin kabre götürülüp defnedilmesi</TD></TR><TR><TD>uhrevî: ahirete ait</TD><TD>zevâl: geçicilik, yokluk</TD></TR><TR><TD>âlem: dünya</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 202

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>
    ÜÇÜNCÜ NOTA

    Ey gafil Said! Bil ki, galat-ı his nev’inden, gayet muvakkat dünyayı lâyemut ve daimî görüyorsun. Etrafına ve dünyaya baktığın zaman bir derece sabit ve müstemir gördüğünden, fâni nefsini de o nazarla sabit telâkki ettiğinden, yalnız kıyametin kopacağından dehşet alıyorsun. Güya kıyametin kopmasına kadar yaşayacaksın gibi, yalnız ondan korkuyorsun.1

    Aklını başına al. Sen ve hususî dünyan, daimî zeval ve fenâ darbesine mâruzsunuz. Senin bu galat-ı hissin ve mağlâtan şu misale benzer ki: Bir adam, elinde olan âyinesini bir hane veya bir şehre veya bir bahçeye karşı tutsa, misalî bir hane, bir şehir, bir bahçe, o âyinede görünür. Ednâ bir hareket ve küçük bir tagayyür âyinenin başına gelse, o misalî hane ve şehir ve bahçede hercümerc ve karışıklık düşer. Hariçteki hakikî hane, şehir ve bahçenin devam ve bekàsı sana fayda vermez. Çünkü, senin elindeki âyinedeki hane ve sana ait şehir ve bahçe, yalnız âyinenin sana verdiği mikyas ve mizanladır.
    Senin hayatın ve ömrün âyinedir. Senin dünyanın direği ve âyinesi ve merkezi, senin ömrün ve hayatındır. Her dakikada o hane ve şehir ve bahçenin ölmesi mümkün ve harap olması muhtemel olduğundan, her dakika senin başına yıkılacak ve senin kıyametin kopacak bir vaziyettedir. Madem öyledir, sen bu hayatına ve dünyana, çekemedikleri ve kaldıramadıkları yükleri yükletme.

    DÖRDÜNCÜ NOTA

    Bil ki, ekseriyetle Fâtır-ı Hakîmin âdetidir: Ehemmiyetli ve kıymettar şeyleri aynıyla iade ediyor. Yani, ekser eşyanın misliyle tazelenmesi, mevsimlerin tebeddülünde, asırların değişmesinde o kıymettar, ehemmiyetli şeyleri aynıyla iade ediyor. Yevmî ve senevî ve asrî haşirlerin umumunda, şu kaide-i âdetullah ekseriyetle muttarid görünüyor.

    İşte bu sabit kaideye binaen deriz: Madem, fünunun ittifakıyla ve ulûmun şehadetiyle, hilkat şeceresinin en mükemmel meyvesi insandır. Ve mahlûkat içinde


    Not
    Dipnot-1 bk. Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 4:64; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2:368.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Fâtır-ı Hakîm: her şeyi hikmetle ve benzersiz şekilde yaratan Allah</TD><TD>asrî: yüzyıllık</TD></TR><TR><TD>bekà: devamlılık, kalıcılık</TD><TD>binaen: dayanarak</TD></TR><TR><TD>daimî: devamlı, sürekli</TD><TD>ednâ: en aşağı</TD></TR><TR><TD>ehemmiyetli: değerli, önemli</TD><TD>ekser: çoğunluk</TD></TR><TR><TD>ekseriyetle: çoğunlukla</TD><TD>eşya: şeyler, varlıklar</TD></TR><TR><TD>fenâ: fânilik, gelip geçicilik</TD><TD>fâni: geçici olan, ölümlü</TD></TR><TR><TD>fünun: ilimler</TD><TD>gafil: duyarsız, umursamaz</TD></TR><TR><TD>galat-ı his: his yanılması</TD><TD>hakikî: asıl, gerçek</TD></TR><TR><TD>hane: ev</TD><TD>harap olmak: yıkılıp yok olmak</TD></TR><TR><TD>haşir: yeniden diriltmek</TD><TD>hercümerc: karma karışık</TD></TR><TR><TD>hilkat şeceresi: yaratılış ağacı</TD><TD>hususî: özel</TD></TR><TR><TD>ittifak: anlaşma, birlik</TD><TD>kaide: kural, prensip</TD></TR><TR><TD>kaide-i âdetullah: Allah’ın adeti olan konum, kural</TD><TD>kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması</TD></TR><TR><TD>kıymettar: kıymetli, değerli</TD><TD>lâyemut: ölümsüz</TD></TR><TR><TD>mahlûkat: varlıklar</TD><TD>mağlâta: aldatmaca</TD></TR><TR><TD>mikyas: ölçek</TD><TD>misalî: görüntüden ibaret</TD></TR><TR><TD>misil: benzer</TD><TD>mizan: ölçü, denge</TD></TR><TR><TD>muhtemel: ihtimal dahilinde</TD><TD>muttarid: düzenli, kesintisiz</TD></TR><TR><TD>muvakkat: geçici</TD><TD>mâruz olma: uğrama, yüzyüze gelme</TD></TR><TR><TD>müstemir: devamlı, kararlı</TD><TD>nazar: bakış</TD></TR><TR><TD>nefs: kişinin kendisi</TD><TD>nev’i: tür, cins</TD></TR><TR><TD>nota: bildiri</TD><TD>senevî: yıllık</TD></TR><TR><TD>tagayyür: başkalaşım, değişme</TD><TD>tebeddül: değişim</TD></TR><TR><TD>telâkki etmek: kabul etmek, algılamak</TD><TD>ulûm: ilimler</TD></TR><TR><TD>umum: genel</TD><TD>vaziyet: durum, hal</TD></TR><TR><TD>yevmî: günlük</TD><TD>zevâl: gelip geçici olma</TD></TR><TR><TD>âdet: kanun, genel uygulama</TD><TD>şehadet: şahitlik</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 203

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>en ehemmiyetli insandır. Ve mevcudat içinde en kıymettar insandır. Ve insanın bir ferdi, sair hayvânâtın bir nev’i hükmündedir. Elbette, kat’î bir hads ile hükmedilir ki, haşir ve neşr-i ekberde, beşerin herbir ferdi aynıyla, cismiyle, ismiyle, resmiyle iade edilecektir.

    BEŞİNCİ NOTA

    Şu notada, Avrupa fünunu ve medeniyeti, Eski Said’in fikrinde bir derece yerleştiği için, Yeni Said harekât-ı fikriyede seyrettiği zaman, Avrupa’nın fünun ve medeniyeti o seyahat-i kalbiyede emrâz-ı kalbiyeye inkılâp ederek ziyade müşkilâta medar olduğundan, bilmecburiye, Yeni Said zihnini silkeleyip, muzahraf felsefeyi ve sefih medeniyeti atmak isterken, kendi ruhunda Avrupa’nın lehinde şehadet eden hissiyât-ı nefsaniyeyi susturmak için, Avrupa’nın şahs-ı mânevîsi ile bir cihette gayet kısa, bir cihette uzun, gelecek muhavereye mecbur olmuştur.

    Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir. Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa’ya hitap etmiyorum. Belki, felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri sefâhete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa’ya hitap ediyorum. Şöyle ki:

    O zaman, o seyahat-i ruhiyede, mehâsin-i medeniyet ve fünun-u nâfiadan başka olan mâlâyâni ve muzır felsefeyi ve muzır ve sefih medeniyeti elinde tutan Avrupa’nın şahs-ı mânevîsine karşı demiştim:

    Bil, ey ikinci Avrupa! Sen sağ elinle sakîm ve dalâletli bir felsefeyi ve sol elinle sefih ve muzır bir medeniyeti tutup dâvâ edersin ki, “Beşerin saadeti bu ikisiyledir.” Senin bu iki elin kırılsın ve şu iki pis hediyen senin başını yesin ve yiyecek!




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Avrupa: (bk. bilgiler)</TD><TD>Avrupa fünunu ve medeniyeti: Avrupa fenleri ve medeniyeti</TD></TR><TR><TD>Eski Said/Yeni Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)</TD><TD>adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi</TD></TR><TR><TD>beşer: insan</TD><TD>bilmecburiye: zorunlu olarak</TD></TR><TR><TD>cihet: yön, taraf</TD><TD>cisim: beden</TD></TR><TR><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD><TD>din-i hakikî: gerçek din</TD></TR><TR><TD>ehemmiyetli: değerli, önemli</TD><TD>emrâz-ı kalbiye: kalp hastalıkları, mânevî hastalıklar</TD></TR><TR><TD>felsefe-i tabiiye: her şeyi tabiata dayandıran felsefe</TD><TD>feyiz: mânevî gıda, bereket</TD></TR><TR><TD>fünun: ilimler</TD><TD>fünun-u nâfia: faydalı ilimler</TD></TR><TR><TD>hads: güçlü sezgi, seziş</TD><TD>hakkaniyet: doğruluk, haklı olmak</TD></TR><TR><TD>harekât-ı fikriye: fikir hareketleri, düşünce alanındaki hareketler</TD><TD>hayat-ı içtimaiye-i beşeriye: insanların sosyal hayatı</TD></TR><TR><TD>hayvânât: hayvanlar</TD><TD>haşir ve neşr-i ekber: öldükten sonra yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma</TD></TR><TR><TD>hissiyât-ı nefsaniye: nefse ait duygular</TD><TD>hitap: konuşma</TD></TR><TR><TD>inkılâp etmek: dönüşmek</TD><TD>kat’î: kesin</TD></TR><TR><TD>kıymettar: kıymetli, değerli</TD><TD>medar: sebep, kaynak</TD></TR><TR><TD>mehâsin: güzellikler</TD><TD>mehâsin-i medeniyet: modern medeniyetin insanlığa sunduğu güzellikleri</TD></TR><TR><TD>mevcudat: varlıklar</TD><TD>muhavere: karşılıklı konuşma</TD></TR><TR><TD>muzahraf: sahte, kof</TD><TD>muzır: zararlı</TD></TR><TR><TD>mâlâyâni: anlamsız, faydasız</TD><TD>müşkilât: zorluklar</TD></TR><TR><TD>nev’i: çeşit</TD><TD>nota: bildiri</TD></TR><TR><TD>nâfi: faydalı</TD><TD>saadet: mutluluk</TD></TR><TR><TD>sair: diğer</TD><TD>sakîm: hastalıklı, bozuk</TD></TR><TR><TD>sefih: yasak zevk ve eğlencelere aşırı düşkün olan</TD><TD>sefâhet: yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük; beyinsizce davranış</TD></TR><TR><TD>sevk eden: yönlendiren</TD><TD>seyahat-i kalbiye: kalple yapılan mânevî yolculuk</TD></TR><TR><TD>seyahat-i ruhiye: ruhla yapılan mânevî yolculuk</TD><TD>seyyiât: günahlar, kötülükler</TD></TR><TR><TD>ziyade: çok, fazla</TD><TD>zulmet: karanlık</TD></TR><TR><TD>İsevîlik: (bk. bilgiler – Hıristiyanlık)</TD><TD>şahs-ı mânevî: belli bir kişi olmayıp, bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik</TD></TR><TR><TD>şehadet eden: şahitlik eden</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 204

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Ey küfür ve küfrânı dağıtıp neşreden bedbaht ruh! Acaba, hem ruhunda, hem vicdanında, hem aklında, hem kalbinde dehşetli musibetlerle musibetzede olmuş ve azaba düşmüş bir adamın, cismiyle zâhirî bir surette, aldatıcı bir ziynet ve servet içinde bulunmasıyla saadeti mümkün olabilir mi? Ona mesut denilebilir mi?

    Âyâ, görmüyor musun ki, bir adamın cüz’î bir emirden meyus olması ve vehmî bir emelden ümidi kesilmesi ve ehemmiyetsiz bir işten inkisar-ı hayale uğraması sebebiyle, tatlı hayaller ona acılaşıyor, şirin vaziyetler onu tazip ediyor, dünya ona dar geliyor, zindan oluyor. Halbuki, senin şeâmetinle kalbinin en derin köşelerinde ve ruhunun tâ esasında dalâlet darbesini yiyen ve o dalâlet cihetiyle bütün emelleri inkıtaa uğrayan ve bütün elemleri ondan neş’et eden bir biçare insana hangi saadeti temin ediyorsun? Acaba, zâil, yalancı bir cennette cismi bulunan ve kalbi, ruhu cehennemde azap çeken bir insana mesut denilebilir mi? İşte, sen biçare beşeri böyle baştan çıkardın; yalancı bir cennet içinde cehennemî bir azap çektiriyorsun.

    Ey beşerin nefs-i emmâresi! Bu temsile bak, beşeri nereye sevk ettiğini bil. Meselâ bizim önümüzde iki yol var. Birisinden gidiyoruz. Görüyoruz ki, her adım başında biçare, âciz bir adam bulunur. Zalimler hücum edip malını, eşyasını gasp ederek kulübeciğini harap ediyorlar. Bazen da yaralıyorlar. Öyle bir tarzda ki, acınacak haline semâ ağlıyor. Nereye bakılsa, hal bu minval üzere gidiyor. O yolda işitilen sesler zalimlerin gürültüleri, mazlumların ağlayışları olduğundan, umumî bir matem o yolu kaplıyor. İnsan, insaniyet cihetiyle gayrın elemiyle müteellim olduğundan, hadsiz bir eleme giriftar oluyor. Halbuki vicdan bu derece teellüme tahammül edemediğinden, o yolda giden iki şeyden birisine mecbur olur: Ya insaniyetten tecerrüt edip ve nihayetsiz vahşeti iltizam ederek öyle bir kalbi taşıyacak ki, kendi selâmetiyle beraber umumun helâketi onu müteessir etmesin; veyahut kalb ve aklın muktezasını iptal etsin.

    Ey sefahet ve dalâletle bozulmuş ve İsevî dininden uzaklaşmış Avrupa! Deccal



    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Avrupa: (bk. bilgiler)</TD><TD>bedbaht: kötü bahtlı, tahlihsiz</TD></TR><TR><TD>beşer: insanlık</TD><TD>bîçare: çaresiz, zavallı</TD></TR><TR><TD>cihet: şekil, yön</TD><TD>cüz’î: ferdî, az, küçük</TD></TR><TR><TD>dalâlet: inançsızlık, hak yoldan sapkınlık</TD><TD>ehemmiyetsiz: önemsiz, değersiz</TD></TR><TR><TD>elem: acı, keder</TD><TD>emel: umut, istek</TD></TR><TR><TD>eşya: şeyler, varlıklar</TD><TD>gasp etmek: zorla almak</TD></TR><TR><TD>gayr: başkası</TD><TD>giriftar olmak: tutulmak</TD></TR><TR><TD>hadsiz: sınırsız</TD><TD>harap etme: yıkma, yok etme</TD></TR><TR><TD>helâket: mahvolma, yok oluş</TD><TD>iltizam etme: gerekli görme</TD></TR><TR><TD>inkisar-ı hayal: hayal kırıklığı</TD><TD>inkıtaa uğrama: kesintiye uğrama</TD></TR><TR><TD>küfran: nankörlük</TD><TD>küfür: inkâr ve inançsızlık</TD></TR><TR><TD>mazlum: zulme uğramış</TD><TD>mes’ut: mutlu</TD></TR><TR><TD>meyus: ümitsiz</TD><TD>minval: yol; tarz, biçim</TD></TR><TR><TD>mukteza: gerek</TD><TD>musibet: belâ, dert</TD></TR><TR><TD>musibetzede: belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse</TD><TD>müteellim: elemli, acı duyan</TD></TR><TR><TD>müteessir etmek: etkilemek, üzmek</TD><TD>nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden güç</TD></TR><TR><TD>neşreden: yayan</TD><TD>neş’et eden: doğan, meydana gelen</TD></TR><TR><TD>nihayetsiz: sonsuz</TD><TD>saadet: mutluluk</TD></TR><TR><TD>sefahet: gayrı meşru zevk ve eğlence</TD><TD>selâmet: esenlik, güvenlik</TD></TR><TR><TD>semâ: gök</TD><TD>sevk etmek: yöneltmek</TD></TR><TR><TD>suret: biçim, şekil</TD><TD>tahammül: dayanma, katlanma</TD></TR><TR><TD>tazip etme: azaplandırma, eziyet verme</TD><TD>tecerrüd etme: sıyrılma, arınma</TD></TR><TR><TD>teellüm: elem duyma, üzülme, tasalanma</TD><TD>temsil: analoji, kıyaslama tarzında benzetme</TD></TR><TR><TD>umum: genel, bütün</TD><TD>umumî: genele ait</TD></TR><TR><TD>vehmî: olmadığı halde varmış gibi görünen</TD><TD>ziynet: süs</TD></TR><TR><TD>zâhirî: açık</TD><TD>zâil: geçici, yok olucu</TD></TR><TR><TD>âciz: güçsüz</TD><TD>âyâ: acaba</TD></TR><TR><TD>İsevî dini: (bk. bilgiler – Hıristiyanlık)</TD><TD>şeâmet: kötülük, uğursuzluk</TD></TR></TBODY></TABLE>

    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 205

    .<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?> <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>gibi birtek gözü taşıyan1 kör dehân ile ruh-u beşere bu cehennemî hâleti hediye ettin. Sonra anladın ki, bu öyle ilâçsız bir illettir ki, insanı âlâ-yı illiyyînden esfel-i sâfilîne atar, hayvânâtın en bedbaht derecesine indirir. Bu illete karşı bulduğun ilâç, muvakkaten iptal-i his hizmeti gören cazibedar oyuncakların ve uyutucu hevesat ve fantaziyelerindir. Senin bu ilâcın, senin başını yesin ve yiyecek!
    İkinci yol ki, Kur’ân-ı Hakîm hidayetiyle beşere hediye etmiştir, şöyledir:

    Görüyoruz ki, o yolun her menzilinde, her mekânında, her şehrinde bir sultan‑ı âdilin müstakim askerleri her tarafta bulunuyorlar, geziyorlar. Ara sıra o sultanın emriyle o askerlerin bir kısmını terhis ediyorlar. Silâhlarını, atlarını ve mîrî levazımatlarını alıyorlar, onlara izin tezkeresini veriyorlar. O terhis olunan neferler, çendan ünsiyet ettikleri at ve silâhların teslim alınmasından zâhiren mahzun oluyorlar; fakat hakikat noktasında, terhisle müferrah olup, sultanın ziyaretine ve padişahın pâyitahtına dönmesi ve padişahı ziyaret etmesi cihetinde gayet memnun oluyorlar.

    Bazan terhis memurları acemî bir nefere rast geliyorlar. Nefer onları tanımıyor. “Silâhını teslim et” diyorlar. Nefer diyor: “Ben padişahın askeriyim, onun hizmetindeyim. Sonra onun yanına gideceğim. Siz neci oluyorsunuz? Eğer onun izin ve rızasıyla gelmişseniz, göz ve baş üstüne geldiniz. Emrini gösteriniz. Yoksa çekiliniz, benden uzak olunuz. Ben tek başımla kalsam, sizler binler dahi olsanız, yine sizinle dövüşeceğim. Kendi nefsim için değil, çünkü nefsim benim değil, benim sultanımındır. Belki bendeki nefsim ve silâhım, mâlikimin emanetidir. Emaneti muhafaza ve sultanımın haysiyetini himaye ve izzetini vikaye için size baş eğmeyeceğim!”

    İşte, o ikinci yoldaki medar-ı sürur ve saadet olan binler ahvalden bu hal bir nümunedir. Sair ahvâli sen kıyas et. Bütün o ikinci yolun seferinde, tevellüdat namında, sevinç ve şenlikle bir tahşidat ve sevkiyat-ı askeriye vardır ve vefiyat



    Not
    Dipnot-1 bk. Buhârî, Enbiyâ 48, Libâs 68, Ta’bîr 11,13, Fiten 26; Müslim, Îmân 273-276.





    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Deccal: kıyamet kopmadan önce gelen, İslâmı kaldırmaya kalkan yalancı ve aldatıcı kimse (bk bilgiler)</TD><TD>Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân</TD></TR><TR><TD>ahval: haller, durumlar</TD><TD>bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz</TD></TR><TR><TD>beşer: insanlık</TD><TD>cazibedar: cazibeli, çekici</TD></TR><TR><TD>cihet: yön, taraf</TD><TD>dehâ: felsefeyle eğitilmiş olağanüstü zekâ ve akıl</TD></TR><TR><TD>esfel-i sâfilîn: aşağıların en aşağısı</TD><TD>fantaziye: aşırı süs ve lüks </TD></TR><TR><TD>hakikat: gerçek, bir şeyin gerçek yönü</TD><TD>haysiyet: itibar, şeref</TD></TR><TR><TD>hayvânât: hayvanlar</TD><TD>hevesât: hevesler, arzu ve istekler</TD></TR><TR><TD>hidayet: doğru ve hak olan yol, İslâmiyet</TD><TD>himaye: koruma</TD></TR><TR><TD>hâlet: durum, hal</TD><TD>illet: hastalık</TD></TR><TR><TD>iptal-i his: hisleri uyuşturma, duyguları vazifelerini yapamaz hale getirme</TD><TD>izzet: değer, itibar, yücelik</TD></TR><TR><TD>kıyas etmek: karşılaştırmak</TD><TD>levazımat: ihtiyaç duyulan araç ve gereçler</TD></TR><TR><TD>mahzun olmak: hüzünlenmek</TD><TD>medar-ı sürur ve saadet: sevinç ve neşe kaynağı</TD></TR><TR><TD>mekân: yer</TD><TD>menzil: konaklama yeri</TD></TR><TR><TD>muhafaza: koruma, saklama</TD><TD>muvakkaten: geçici olarak</TD></TR><TR><TD>mâlik: sahip</TD><TD>mîrî: devlete ait</TD></TR><TR><TD>müferrah olmak: ferahlamak, rahatlamak</TD><TD>müstakim: dosdoğru olan</TD></TR><TR><TD>nam: ad</TD><TD>nefer: asker, er</TD></TR><TR><TD>nefs: kişinin kendisi</TD><TD>nümune: örnek</TD></TR><TR><TD>pâyitaht: başkent</TD><TD>ruh-u beşer: insan ruhu</TD></TR><TR><TD>sair: diğer</TD><TD>sefer: yolculuk</TD></TR><TR><TD>sevkiyat-ı askeriye: askerlerin belli hedeflere doğru yönlendirilmesi</TD><TD>sultan-ı âdil: adaletle hükmeden sultan</TD></TR><TR><TD>tahşidat: yığınak yapma işlemleri</TD><TD>terhis etmek: göreve son vermek, serbest bırakmak</TD></TR><TR><TD>tevellüdat: doğumlar</TD><TD>tezkere: belge</TD></TR><TR><TD>vefiyat: vefatlar, ölümler</TD><TD>vikaye: koruma</TD></TR><TR><TD>zâhiren: dış görünüş itibariyle</TD><TD>âlâ-yı illiyyîn: en yüksek mertebe</TD></TR><TR><TD>çendan: gerçi</TD><TD>ünsiyet: cana yakın olma, alışma</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 206

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>namında sürur ve mızıka ile terhisat-ı askeriye görünüyorlar. İşte, Kur’ân-ı Hakîm beşere bu yolu hediye etmiştir. Bu hediyeyi kim tam kabul etse, böyle iki cihanın saadetine giden bu ikinci yoldan gider. Ne geçmiş şeyden mahzun ve ne de gelecek şeyden havf eder.

    Ey ikinci, bozuk Avrupa! Senin çürük ve esassız esaslarının bir kısmı şunlardır ki: “En büyük melekten en küçük semeğe kadar herbir zîhayat kendi nefsine mâliktir ve kendi zâtı için çalışır ve kendi lezzeti için çabalar. Onun bir hakk-ı hayatı var. Gaye-i himmeti ve hedef-i maksadı yaşamak ve bekàsını temin etmektir” diyorsun. Ve Hâlık-ı Kerîmin kerem düsturlarından ve erkân-ı kâinatta kemâl-i itaatle imtisal edilen düstur-u teavünle, nebâtat hayvânâtın imdadına ve hayvânat insanların yardımına koşmasından tezahür eden o umumî kanunun rahîmâne, kerîmâne cilvelerini cidal zannedip, “Hayat bir cidaldir” diye, ahmakane hükmetmişsin.

    Acaba, o düstur-u teavünün cilvesinden olan, zerrât-ı taâmiyenin kemâl-i şevkle beden hücrelerinin gıdalandırılması için koşmaları nasıl cidaldir? Nasıl bir çarpışmaktır? Belki o imdat ve o koşmak, Kerîm bir Rabbin emriyle bir teavündür.

    Hem çürük bir esasın, “Herşey kendi nefsine mâliktir” diyorsun. Hiçbir şey kendi nefsine mâlik olmadığına kat’î bir delil şudur ki:

    Esbabın içinde en eşrefi ve ihtiyar noktasında en geniş iradelisi, insandır. Halbuki bu insanın düşünmek, söylemek ve yemek gibi en zâhir ef’âl-i ihtiyariyesinden yüz cüz’ünden onun dest-i ihtiyarına verilen ve daire-i iktidarına giren, yalnız meşkûk tek bir cüzdür. Böyle en zâhir fiilin yüz cüz’ünden bir cüz’üne mâlik olmayan, nasıl kendine mâliktir denilir?

    Böyle en eşref ve ihtiyarı en geniş, bu derece hakikî tasarruftan ve temellükten




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Avrupa: (bk. bilgiler)</TD><TD>Hâlık-ı Kerîm: ikramı bol ve her şeyi yaratan Allah</TD></TR><TR><TD>Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah</TD><TD>Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân</TD></TR><TR><TD>Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah</TD><TD>ahmakane: ahmakça</TD></TR><TR><TD>bekà: devamlılık, kalıcılık</TD><TD>beşer: insanlık</TD></TR><TR><TD>cidal: mücadele</TD><TD>cihan: dünya, âlem</TD></TR><TR><TD>cilve: görüntü, yansıma</TD><TD>cüz’: kısım, parça</TD></TR><TR><TD>daire-i iktidar: gücü kullanabilme dairesi</TD><TD>dest-i ihtiyar: irade ve dileme eli</TD></TR><TR><TD>düstur: kural</TD><TD>düstur-u teavün: yardımlaşma kanunu</TD></TR><TR><TD>ef’âl-i ihtiyariye: iradeyle yapılan davranışlar, fiiller</TD><TD>erkân-ı kâinat: kâinatı oluşturan temel unsurlar</TD></TR><TR><TD>esas: temel</TD><TD>esbab: sebepler</TD></TR><TR><TD>eşref: en şerefli</TD><TD>gaye-i himmet: gayret ve çabanın dayandığı gaye</TD></TR><TR><TD>hakikî: gerçek</TD><TD>hakk-ı hayat: yaşama hakkı</TD></TR><TR><TD>havf etmek: korkmak</TD><TD>hayvânât: hayvanlar</TD></TR><TR><TD>hedef-i maksad: varılmak istenen maksat</TD><TD>ihtiyar: dileme, istek, irade</TD></TR><TR><TD>imtisal edilen: uyulan, boyun eğilen</TD><TD>irade: dileme, tercih etme ve seçme gücü</TD></TR><TR><TD>kanun: tabiat olaylarının bağlı olduğu değişmez kural</TD><TD>kemâl-i itaat: tam ve eksiksiz itaat</TD></TR><TR><TD>kemâl-i şevk: tam ve kusursuz bir istek</TD><TD>kerem: cömertlik, ikram</TD></TR><TR><TD>kerîmâne: çok cömert bir şekilde</TD><TD>mahzun: hüzünlü</TD></TR><TR><TD>melek: nurdan yaratılmış varlık</TD><TD>meşkûk: şüpheli</TD></TR><TR><TD>mâlik: sahip</TD><TD>nebâtat: bitkiler</TD></TR><TR><TD>nefs: kendisi</TD><TD>rahîmâne: çok şefkatli bir şekilde</TD></TR><TR><TD>semek: balık</TD><TD>sürur: mutluluk, sevinç</TD></TR><TR><TD>tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme</TD><TD>teavün: yardımlaşma</TD></TR><TR><TD>temellük: sahiplenme</TD><TD>terhisat-ı askeriye: askerlikten terhis etmeler</TD></TR><TR><TD>tezahür eden: ortaya çıkan, görünen</TD><TD>zerrât-ı taâmiye: yiyecekleri oluşturan atomlar</TD></TR><TR><TD>zâhir: açık, gözle görünür</TD><TD>zât: kendisi</TD></TR><TR><TD>zîhayat: canlı</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 207

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>eli bağlanmış bulunsa, “Sair hayvânat ve cemâdat kendi kendine mâliktir” diyen, hayvandan daha ziyade hayvan ve cemâdattan daha ziyade câmid ve şuursuz olduğunu ispat eder.

    Seni bu hataya atıp bu vartaya düşüren, bir gözlü dehândır. Yani, harika, menhus zekândır. O kör dehân ile, herşeyin hâlıkı olan Rabbini unuttun, mevhum bir tabiata isnad ettin, âsârını esbaba verdin, o Hâlıkın malını bâtıl mâbud olan tâğutlara taksim ettin. Şu noktada ve o dehân nazarında, her zîhayat, herbir insan, tek başıyla hadsiz a’dâya karşı mukavemet etmek ve nihayetsiz hâcâtın tahsiline çabalamak lâzım geliyor. Ve zerre gibi bir iktidar, ince tel gibi bir ihtiyar, zâil lem’a gibi bir şuur, çabuk söner şule gibi bir hayat, çabuk geçer dakika gibi bir ömürle, o hadsiz a’dâya ve hâcâta karşı dayanmaya mecbur oluyor. Halbuki, o biçare zîhayatın sermayesi, binler matluplarından birisine kâfi gelmiyor. Musibete giriftar olduğu zaman, sağır, kör esbabdan başka derdine derman beklemiyor. 1 وَمَا دُعَاۤءُ الْكَافِرِينَ اِلاَّ فِى ضَلاَلٍ sırrına mazhar oluyor.

    Senin karanlıklı dehân, nev-i beşerin gündüzünü geceye kalb etmiş. Yalnız o sıkıntılı, zulümlü ve zulmetli geceye ısındırmak için, yalancı, muvakkat lâmbalarla tenvir ettin. O lâmbalar sürurla beşerin yüzüne tebessüm etmiyorlar. Belki beşerin ağlanacak acı hallerindeki eblehâne gülmesine, o ışıklar müstehziyâne gülüp eğleniyor.

    Herbir zîhayat, senin şakirtlerin nazarında, zalimlerin hücumuna mâruz, miskin birer musibetzededirler. Dünya bir matemhane-i umumiyedir. Dünyadaki sadâlar ölümlerden, elemlerden gelen vâveylâlardır. Senden tam ders alan şakirdin, bir firavun olur. Fakat en hasis şeye ibadet eden ve menfaat gördüğü herşeyi kendine rab telâkki eden bir firavun-u zelildir.


    Not
    Dipnot-1 “Kâfirlerin duası ancak boşa gider.” Ra’d Sûresi, 13:14.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Hâlık: her şeyi yaratan Allah</TD><TD>Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah</TD></TR><TR><TD>a’dâ: düşmanlar</TD><TD>beşer: insanlık</TD></TR><TR><TD>biçare: çaresiz</TD><TD>bâtıl: hak olmayan</TD></TR><TR><TD>cemâdat: cansız varlıklar</TD><TD>câmid: cansız</TD></TR><TR><TD>dehâ: felsefeyle eğitilmiş olağanüstü zekâ ve akıl</TD><TD>eblehâne: ahmakçasına</TD></TR><TR><TD>elem: acı, keder</TD><TD>esbab: sebepler</TD></TR><TR><TD>firavun: (bk. bilgiler)</TD><TD>firavun-u zelil: alçak bir firavun</TD></TR><TR><TD>giriftar olmak: tutulmak</TD><TD>hadsiz: sınırsız, sayısız</TD></TR><TR><TD>hasis: âdi, değersiz</TD><TD>hayvânât: hayvanlar</TD></TR><TR><TD>hâcât: ihtiyaçlar</TD><TD>hâlık: yaratıcı</TD></TR><TR><TD>ihtiyar: dileme, istek, irade</TD><TD>iktidar: güç, kuvvet</TD></TR><TR><TD>isnad etmek: dayandırmak</TD><TD>kalb etmek: dönüştürmek</TD></TR><TR><TD>kâfi: yeterli</TD><TD>lem’a: parıltı</TD></TR><TR><TD>matemhane-i umumiye: genel yas evi</TD><TD>matlup: istenen şey</TD></TR><TR><TD>mazhar olmak: erişmek</TD><TD>menhus: uğursuz</TD></TR><TR><TD>mevhum: gerçekte olmadığı halde var sayılan</TD><TD>miskin: zavallı</TD></TR><TR><TD>mukavemet etmek: dayanmak, karşı koymak</TD><TD>musibet: belâ, büyük sıkıntı</TD></TR><TR><TD>musibetzede: musibete uğrayan</TD><TD>muvakkat: geçici</TD></TR><TR><TD>mâbud: ibadet edilen</TD><TD>mâlik: sahip</TD></TR><TR><TD>mâruz: hedef olma, yüz yüze gelme</TD><TD>müstehziyâne: alay edercesine</TD></TR><TR><TD>nazar: bakış, düşünce</TD><TD>nev-i beşer: insanlar</TD></TR><TR><TD>nihayetsiz: sınırsız</TD><TD>rab: yaratıcı, ilâh</TD></TR><TR><TD>sadâ: ses</TD><TD>sair: diğer</TD></TR><TR><TD>sürur: mutluluk, sevinç</TD><TD>sır: gizli gerçek</TD></TR><TR><TD>tahsil: elde etme, kazanma</TD><TD>taksim etmek: bölüştürmek, paylaştırmak</TD></TR><TR><TD>telâkki eden: kabul eden</TD><TD>tenvir etmek: aydınlatmak</TD></TR><TR><TD>tâğut: ibadet edilen bâtıl şey, put</TD><TD>varta: tehlike</TD></TR><TR><TD>vâveylâ: çığlık, feryad</TD><TD>zalim: haksızlık eden</TD></TR><TR><TD>zerre: atom, çok küçük parça</TD><TD>ziyade: çok, fazla</TD></TR><TR><TD>zulmetli: karanlık</TD><TD>zulüm: haksızlık</TD></TR><TR><TD>zâil: geçip gidici, yok olucu</TD><TD>zîhayat: canlı</TD></TR><TR><TD>âsâr: eserler</TD><TD>şakirt: talebe, öğrenci</TD></TR><TR><TD>şule: alev</TD><TD>şuur: bilinç, anlayış</TD></TR><TR><TD>şuursuz: bilinçsiz</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 208

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Hem senin şakirdin mütemerriddir. Fakat bir lezzeti için nihayet zilleti kabul eden miskin bir mütemerriddir. Hasis bir menfaat için şeytanın ayağını öper derecede alçaklık gösterir.
    Hem cebbardır. Fakat kalbinde bir nokta-i istinad bulamadığı için, zâtında gayet âciz bir cebbâr-ı hodfuruştur.

    O şakirdin gaye-i himmeti hevesât-ı nefsâniyeyi tatmin ve hamiyet ve fedakârlık perdesi altında kendi menfaat-i nefsini arayan ve hırs ve gururunu teskin etmeye çalışan bir dessastır. Nefsinden başka ciddî olarak hiçbir şeyi sevmiyor, herşeyi nefsine feda ediyor.

    Amma Kur’ân’ın hâlis ve tam şakirdi ise, bir abddir. Fakat âzam-ı mahlûkata karşı da ubudiyete tenezzül etmez ve Cennet gibi en büyük ve âzam bir menfaati gaye-i ubudiyet yapmaz bir abd-i azizdir.
    Hem halim selimdir. Fakat Fâtır-ı Zülcelâlinden başkasına, izni ve emri olmadan tezellüle tenezzül etmez bir halîm-i âlihimmettir.

    Hem fakirdir. Fakat onun Mâlik-i Kerîmi ona ileride iddihar ettiği mükâfatla bir fakir-i müstağnîdir.
    Hem zayıftır. Fakat kudreti nihayetsiz olan Seyyidinin kuvvetine istinad eden bir zaif-i kavîdir ki, Kur’ân hakikî bir şakirdine Cennet-i ebediyeyi dahi gaye-i maksat yaptırmadığı halde,1 bu zâil, fâni dünyayı ona gaye-i maksat hiç yapar mı?

    İşte iki şakirdin himmetlerinin ne derece birbirinden farklı olduğunu anla.
    Hem felsefe-i sakîmenin şakirtleriyle Kur’ân-ı Hakîmin tilmizlerinin hamiyetkârlık ve fedakârlıklarını bununla muvazene edebilirsin. Şöyle ki:



    Not
    Dipnot-1 bk. Tevbe Sûresi, 9:72.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Cennet-i ebediye: sonsuz Cennet hayatı</TD><TD>Fâtır-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük sahibi olan ve her şeyi yoktan yaratan Allah</TD></TR><TR><TD>Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân</TD><TD>Mâlik-i Kerîm: sonsuz cömertlik sahibi ve her şeyin gerçek sahibi olan Allah</TD></TR><TR><TD>Seyyid: her şeyi emrinde tutan ve herşeyin efendisi olan Allah</TD><TD>abd: kul</TD></TR><TR><TD>abd-i aziz: izzetli kul, Allah’tan başkasına müracaat etmeyen ve minnet duymayan kul</TD><TD>cebbar: zorba, zalim</TD></TR><TR><TD>cebbâr-ı hodfuruş: kendini beğenen, satmaya çalışan zorba</TD><TD>dessas: hilebaz, aldatıcı</TD></TR><TR><TD>fakir-i müstağnî: fakir olmakla birlikte Allah’tan başkasına muhtaç olmayan kişi</TD><TD>felsefe-i sakîme: insanları yanlış yöne götüren, hastalıklı felsefe</TD></TR><TR><TD>fâni: geçici olan, ölümlü</TD><TD>gaye-i himmet: gayret ve çaba harcanarak ulaşmak istenilen hedef, gaye</TD></TR><TR><TD>gaye-i maksat: asıl hedef, ulaşılmak istenen maksat</TD><TD>gaye-i ubudiyet: kulluğun gayesi</TD></TR><TR><TD>hakikî: gerçek</TD><TD>halim selim: yumuşak huylu ve sağlam karakterli kişi</TD></TR><TR><TD>halîm-i âlihimmet: yumuşak huylu olmasının yanı sıra kutsal değerler uğruna gayret gösteren</TD><TD>hamiyet: din ve vatan gibi mukaddes değerleri ve kendi aile ve yakınlarını koruma duygusu ve gayreti</TD></TR><TR><TD>hasis: âdi, değersiz</TD><TD>hevesât-ı nefsâniye: nefsin gelip geçici olan arzu ve istekleri</TD></TR><TR><TD>himmet: ciddî gayret</TD><TD>hâlis: içten, karşılıksız</TD></TR><TR><TD>iddihar etmek: biriktirmek, depolamak</TD><TD>istinad eden: dayanan</TD></TR><TR><TD>kudret: güç, kuvvet</TD><TD>menfaat-i nefs: kişisel çıkar</TD></TR><TR><TD>miskin: zayıf</TD><TD>muvazene etmek: karşılaştırmak</TD></TR><TR><TD>mükâfat: ödül</TD><TD>mütemerrid: inatçı, dik kafalı</TD></TR><TR><TD>nefs: kişinin kendisi</TD><TD>nihayet: sınırsız</TD></TR><TR><TD>nihayetsiz: sınırsız</TD><TD>nokta-i istinad: dayanak noktası</TD></TR><TR><TD>tenezzül etme: inme, alçalma</TD><TD>teskin etmek: sakinleştirmek, rahatlatmak</TD></TR><TR><TD>tezellül: alçalma, kendisini küçük düşürme</TD><TD>tilmiz: öğrenci</TD></TR><TR><TD>ubudiyet: kulluk</TD><TD>zaif-i kavî: zayıflığında kuvvet bulunan</TD></TR><TR><TD>zillet: hor ve hakir duruma düşme, aşağılanma</TD><TD>zâil: geçip gidici, yok olucu</TD></TR><TR><TD>zâtında: kendi şahsında</TD><TD>âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen</TD></TR><TR><TD>âzam: en büyük</TD><TD>âzam-ı mahlûkat: varlıkların en büyükleri</TD></TR><TR><TD>şakirt: talebe, öğrenci</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 536 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 209

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Felsefenin şakirdi, kendi nefsi için kardeşinden kaçar, onun aleyhinde dâvâ açar. Kur’ân’ın şakirdi ise, semâvat ve arzdaki umum salih ibâdı kendine kardeş telâkki ederek, gayet samimî bir surette onlara dua eder.1 Ve saadetleriyle mes’ut oluyor. Ve ruhunda şedit bir alâkayı onlara karşı hisseder ki, duasında
    2 اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِلْمُؤْمِنيِنَ وَالْمُؤْمِنَاتِ der. Hem en büyük şey olan Arş ve şemsi musahhar birer memur ve kendi gibi bir abd, bir mahlûk telâkki eder.

    Hem iki şakirdin ulviyet ve inbisat-ı ruhlarını bundan kıyas et ki: Kur’ân, kendi şakirtlerinin ruhuna öyle bir inbisat ve ulviyet verir ki, doksan dokuz taneli tesbihe bedel, doksan dokuz esmâ-i İlâhiyenin cilvelerini gösteren doksan dokuz âlemlerin zerrâtını, birer tesbih taneleri olarak şakirtlerinin ellerine verir, “Evradlarınızı bununla okuyunuz” der. İşte, Kur’ân’ın tilmizlerinden Şah-ı Geylânî, Rufâî, Şâzelî (r.a.) gibi şakirtleri, virdlerini okudukları vakit dinle, bak! Ellerinde silsile-i zerrâtı, katarat adetlerini, mahlûkatın aded-i enfâsını tutmuşlar, onunla evradlarını okuyorlar, Cenâb-ı Hakkı zikir ve tesbih ediyorlar.

    İşte, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın mucizâne terbiyesine bak ki, nasıl ednâ bir kederle ve küçük bir gamla başı dönüp sersemleşen ve küçük bir mikroba mağlûp olan bu küçük insan, terbiye-i Kur’ân ile ne kadar teâli ediyor. Ve ne derece letâifi inbisat eder ki, koca dünya mevcudatını, virdine tesbih olmakta kısa görüyor. Ve Cenneti zikir ve virdine gaye olmakta az gördüğü halde, kendi nefsini Cenâb-ı Hakkın ednâ bir mahlûkunun üstünde büyük tutmuyor.3 Nihayet izzet



    Not
    Dipnot-1 bk. Bakara Sûresi, 2:286; Âl-i İmran Sûresi, 3:16, 147, 193; Neml Sûresi, 27:19; Nûh Sûresi, 71:28; İbrahim Sûresi, 14:41.

    Dipnot-2 “Allah’ım, mü’min erkekleri ve mü’min kadınları bağışla.”

    Dipnot-3 Tirmizî, Zühd 9; İbni Mâce, Zühd 19.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Arş: Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer</TD><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah</TD></TR><TR><TD>Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân</TD><TD>Rufâî: (bk. bilgiler – Seyyid Ahmed Rufâî)</TD></TR><TR><TD>abd: kul</TD><TD>aded-i enfâs: canlıların hayatları boyunca aldıkları nefeslerin sayısı</TD></TR><TR><TD>alâka: ilgi</TD><TD>arz: yeryüzü</TD></TR><TR><TD>cilve: görünme, yansıma</TD><TD>ednâ: en basit, en küçük</TD></TR><TR><TD>esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri</TD><TD>evrad: okunması adet olan dualar</TD></TR><TR><TD>gam: sıkıntı, üzüntü</TD><TD>ibâd: kullar</TD></TR><TR><TD>inbisat: genişleme, yayılma</TD><TD>inbisat etme: genişleme</TD></TR><TR><TD>inbisat-ı ruh: ruh genişlemesi</TD><TD>izzet: değer, itibar, yücelik</TD></TR><TR><TD>katarat: damlalar</TD><TD>keder: sıkıntı, üzüntü</TD></TR><TR><TD>kıyas etme: karşılaştırma</TD><TD>letâif: insanın ruhundaki ince duygular</TD></TR><TR><TD>mahlûk: yaratılmış, varlık</TD><TD>mahlûkat: varlıklar</TD></TR><TR><TD>mağlûp olan: yenilen</TD><TD>mes’ut: mutlu</TD></TR><TR><TD>mevcudat: varlıklar</TD><TD>mucizâne: mucizeli şekilde</TD></TR><TR><TD>musahhar: boyun eğmiş</TD><TD>nefs: kişinin kendisi</TD></TR><TR><TD>nihayet: sınırsız</TD><TD>saadet: mutluluk</TD></TR><TR><TD>salih: iyi işler yapan, dinin emirlerine uyan kimse</TD><TD>samimî: içten</TD></TR><TR><TD>semâvât: gökler</TD><TD>silsile-i zerrât: zerreler, atomlar zinciri</TD></TR><TR><TD>suret: biçim, şekil</TD><TD>telâkki etmek: kabul etmek, algılamak</TD></TR><TR><TD>terbiye-i Kur’ân: Kur’ân’ın terbiyesi</TD><TD>tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma</TD></TR><TR><TD>teâli etmek: yüceltmek</TD><TD>tilmiz: öğrenci</TD></TR><TR><TD>ulviyet: yücelik</TD><TD>umum: bütün</TD></TR><TR><TD>vird: devamlı yapılan zikir</TD><TD>zerrât: zerreler, atomlar</TD></TR><TR><TD>zikir: Allah’ı anma</TD><TD>âlem: dünya, evren</TD></TR><TR><TD>Şah-ı Geylânî: [bk. bilgiler – Abdülkadir-i Geylânî (k.s.)]</TD><TD>Şâzelî: (bk. bilgiler – Seyyid Ebü’l-Hasen-i Şâzelî)</TD></TR><TR><TD>şakirt: talebe, öğrenci</TD><TD>şedit: şiddetli</TD></TR><TR><TD>şems: güneş</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/4 1234 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •