Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon
39 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 210

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>içinde nihayet tevazuu cem ediyor. Felsefe şakirtlerinin buna nisbeten ne derece pest ve aşağı olduğunu kıyas edebilirsin.

    İşte, felsefe-i sakîme-i Avrupaiyeden yek-çeşm olan dehâsının yanlış gördüğü hakikatleri, iki cihana bakan, gayb-âşinâ parlak iki gözüyle iki âleme nazar eden, beşer için iki saadete iki eliyle işaret eden hüdâ-yı Kur’ânî der ki:

    Ey insan! Senin elinde bulunan nefis ve malın senin mülkün değil, belki sana emanettir. O emanetin mâliki herşeye kadîr, herşeyi bilir bir Rahîm-i Kerîmdir. O senin yanındaki mülkünü senden satın almak istiyor—tâ senin için muhafaza etsin, zayi olmasın. İleride mühim bir fiyat sana verecek. Sen muvazzaf ve memur bir askersin. Onun namıyla çalış ve hesabıyla amel et. Odur ki, muhtaç olduğun şeyleri sana rızık olarak gönderiyor ve senin takatin yetmediği şeylerden seni muhafaza eder. Senin şu hayatının gayesi, neticesi, o Mâlikin esmâsına ve şuûnâtına bir mazhariyettir. Sana bir musibet geldiği vakit, de:
    1 اِنَّا ِللهِ وَاِنَّاۤ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ Yani, “Ben Mâlikimin hizmetindeyim. Ey musibet! Eğer Onun izin ve rızasıyla geldinse, merhaba, safâ geldin. Çünkü, elbette bir vakit Ona döneceğiz ve Onun huzuruna gideceğiz ve Ona müştâkız. Madem herhalde bir zaman bizi hayatın tekâlifinden âzâd edecektir. Haydi, ey musibet, o terhis ve o âzâd etmek senin elinle olsun, razıyım. Eğer benim emanet muhafazasında ve vazifeperverliğimi tecrübe suretinde sana emir ve irade etmiş, fakat sana teslim olmaklığıma izin ve rızası olmazsa, benim takatim yettikçe, emin olmayana, Mâlikimin emanetini teslim etmem” der.

    İşte, binden bir nümune olarak, dehâ-yı felsefînin ve hüdâ-yı Kur’ânînin verdikleri derslerin derecelerine bak. Evet, iki tarafın hakikat-i hali, sabıkan beyan edilen tarzla gidiyor. Fakat hidayet ve dalâlette insanların dereceleri mütefavittir,


    Not
    Dipnot-1 “Biz Allah’ın kullarıyız; dönüşümüz de ancak Onadır.” Bakara Sûresi, 2:156.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Rahîm-i Kerîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan ve sınırsız bir cömertliği olan</TD><TD>amel etmek: hareket etmek</TD></TR><TR><TD>beyan edilen: açıklanan</TD><TD>beşer: insan</TD></TR><TR><TD>cem etmek: toplamak</TD><TD>cihan: dünya, âlem</TD></TR><TR><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD><TD>dehâ: felsefeyle eğitilmiş olağanüstü zekâ ve akıl</TD></TR><TR><TD>dehâ-yı felsefî: felsefeden güç alan yüksek akıl</TD><TD>esmâ: isimler</TD></TR><TR><TD>felsefe-i sakîme-i Avrupaiye: Avrupa’nın hastalıklı ve karanlık felsefesi</TD><TD>gayb-âşinâ: gaybı bilen, görünmeyenden haberi olan</TD></TR><TR><TD>hakikat: gerçek</TD><TD>hakikat-i hâl: bir durumun ardında gizlenen gerçek</TD></TR><TR><TD>hidayet: Allah’ın gösterdiği doğru ve hak yol, İslâmiyet</TD><TD>hüdâ-yı Kur’ânî: Kur’ân’ın gösterdiği hak ve hidayet yolu</TD></TR><TR><TD>irade etmek: istemek, dilemek</TD><TD>kadîr: gücü yeten iktidar sahibi</TD></TR><TR><TD>kıyas etmek: karşılaştırmak</TD><TD>mazhariyet: elde etme, edinme</TD></TR><TR><TD>muhafaza etmek: korumak</TD><TD>musibet: belâ, büyük sıkıntı</TD></TR><TR><TD>muvazzaf: görevli</TD><TD>mâlik: her şeyin hakiki sahibi olan Allah</TD></TR><TR><TD>mühim: önemli</TD><TD>mülk: sahip olunan şey</TD></TR><TR><TD>mütefavit: çeşitli, farklı</TD><TD>müştâk: düşkün, aşık</TD></TR><TR><TD>namıyla: adıyla</TD><TD>nazar: bakış</TD></TR><TR><TD>nefis: kişinin kendisi</TD><TD>nihayet: sınırsız</TD></TR><TR><TD>nisbeten: oranla, kıyasla</TD><TD>nümune: örnek</TD></TR><TR><TD>pest: aşağı</TD><TD>rıza: memnuniyet, hoşnutluk</TD></TR><TR><TD>saadet: mutluluk</TD><TD>sabıkan: bundan önce</TD></TR><TR><TD>safâ geldin: hoş geldin</TD><TD>suret: biçim, şekil</TD></TR><TR><TD>takat: güç, kuvvet</TD><TD>tekâlif: yükümlülükler, ağır görevler</TD></TR><TR><TD>terhis: göreve son verme, serbest bırakma</TD><TD>tevazu: alçakgönüllülük</TD></TR><TR><TD>vazifeperver: vazifesini seven, işine düşkün</TD><TD>yek-çeşm: tek gözlü</TD></TR><TR><TD>zayi: kayıp</TD><TD>âlem: dünya, evren</TD></TR><TR><TD>âzâd etmek: serbest bırakmak, hürriyetine kavuşturmak</TD><TD>şuûnât: fiiller, işler</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 211

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>gafletin mertebeleri de muhteliftir. Herkes her mertebede bu hakikati tamamıyla hissedemez. Çünkü gaflet, hissi iptal ediyor. Ve bu zamanda öyle bir derecede iptal-i his etmiş ki, bu elîm elemin acısını ehl-i medeniyet hissetmiyorlar. Fakat hassasiyet-i ilmiyenin tezayüdüyle ve her günde otuz bin cenazeyi gösteren mevtin ikazatıyla o gaflet perdesi parçalanıyor. Ecnebîlerin tâğutlarıyla ve fünun-u tabiiyeleriyle dalâlete gidenlere ve onları körü körüne taklit edip ittibâ edenlere binler nefrin ve teessüfler!1

    Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akılla onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz? Yok, yok! Sefihâne taklit edenler, ittibâ değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittibâ ettikçe, hamiyet dâvâsında yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibâınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzâdır.

    هَدٰينَا اللهُ وَاِيَّاكُمْ اِلَى الصِّرَاطِ الْمُسْتَقِيمِ 2

    ALTINCI NOTA

    Ey kâfirlerin çokluklarından ve onların bazı hakaik-i imaniyenin inkârındaki ittifaklarından telâşa düşen ve itikadını bozan biçare insan! Bil ki, kıymet ve ehemmiyet, kemiyette ve adet çokluğunda değil. Çünkü, insan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana inkılâp eder. İnsan, bazı frenkler ve frenkmeşrepler gibi ihtirâsât-ı hayvâniyede terakki ettikçe, daha şiddetli bir hayvâniyet mertebesini alır. Sen görüyorsun ki, hayvânâtın kemiyet ve adet itibarıyla hadsiz bir çokluğu varken, ona nisbeten insan gayet az iken, umum envâ-ı hayvânat üstünde sultan ve halife ve hâkim olmuştur.



    Not
    Dipnot-1 bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:100.

    Dipnot-2 Allah bizi de, sizi de sırat-ı müstakime eriştirsin.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Avrupa: (bk. bilgiler)</TD><TD>Frenk: Avrupalı</TD></TR><TR><TD>adâvet: düşmanlık</TD><TD>biçare: çaresiz</TD></TR><TR><TD>bâtıl: hak olmayan</TD><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD></TR><TR><TD>ecnebî: yabancı</TD><TD>efkâr: fikirler, düşünceler</TD></TR><TR><TD>ehl-i medeniyet: dünyaya yalnız maddî zevk ve menfaatleri için bakanlar</TD><TD>elem: acı, keder</TD></TR><TR><TD>elîm: acı ve sıkıntı veren</TD><TD>emniyet etme: güvenme</TD></TR><TR><TD>envâ-ı hayvânat: hayvan türleri</TD><TD>frenkmeşrep: Avrupalıları taklit edenler</TD></TR><TR><TD>fünun-u tabiiye: tabiatın dış görünüşüyle ilgilenen ilim dalları</TD><TD>gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli</TD></TR><TR><TD>hadsiz: sınırsız, sayısız</TD><TD>hakaik-i imaniye: iman hakikatleri</TD></TR><TR><TD>halife: yeryüzünde Allah namına hareket eden insan</TD><TD>hamiyet: din ve vatan gibi mukaddes değerleri koruma gayreti</TD></TR><TR><TD>hassasiyet-i ilmiye: ilmî duyarlılık</TD><TD>hayvâniyet: hayvanlık</TD></TR><TR><TD>hayvânât: hayvanlar</TD><TD>hâkim: hükmeden, idaresi altında tutan</TD></TR><TR><TD>ihtirâsât-ı hayvâniye: hayvanî istek ve arzularda aşırılıklar</TD><TD>ikazat: uyarılar</TD></TR><TR><TD>iltihak etmek: katılmak</TD><TD>inkılâp etmek: dönüşmek</TD></TR><TR><TD>iptal-i his: duyguyu etkisizleştirme, uyuşturma</TD><TD>istihfaf: hafife alma</TD></TR><TR><TD>istihzâ: alay etme</TD><TD>itikad: inanç</TD></TR><TR><TD>ittibâ etmek: tabi olmak, uymak</TD><TD>ittifak: anlaşma, birlik</TD></TR><TR><TD>kemiyet: sayı çokluğu</TD><TD>kâfir: Allah'ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan bir şeyi inkâr eden kimse</TD></TR><TR><TD>mevt: ölüm</TD><TD>nefrin: beddua</TD></TR><TR><TD>nisbeten: kıyasla, oranla</TD><TD>nota: bildiri</TD></TR><TR><TD>sefahet: zevk ve eğlenceye düşkünlük</TD><TD>sefihâne: zevk ve yasak şeylere düşkün olarak</TD></TR><TR><TD>suret: biçim, şekil</TD><TD>teessüf etme: üzülme, esef duyma</TD></TR><TR><TD>terakki etmek: ilerlemek, gelişmek</TD><TD>tezayüd: ziyadeleşme, artma</TD></TR><TR><TD>tâğut: ibadet edilen bâtıl şey, put</TD><TD>umum: bütün</TD></TR><TR><TD>zulüm: haksızlık</TD><TD>âgâh: uyanık, aklı başında</TD></TR><TR><TD>âyâ: acaba</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 212

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?> <!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>İşte, muzır kâfirler ve kâfirlerin yolunda giden sefihler, Cenâb-ı Hakkın hayvânâtından bir nevi habislerdir ki, Fâtır-ı Hakîm onları dünyanın imâreti için halk etmiştir. Mü’min ibâdına ettiği nimetlerin derecelerini bildirmek için, onları bir vâhid-i kıyasî yapıp, âkıbetinde, müstehak oldukları Cehenneme teslim eder.

    İşte, küffârın ve ehl-i dalâletin bir hakikat-i imaniyeyi inkâr ve nefyetmelerinde kuvvet yoktur. Çünkü, nefiy sırrıyla, ittifakları kuvvetsizdir. Bin nefyediciler, bir tek hükmündedir. Meselâ, bütün İstanbul ahalisi, Ramazan’ın başında ayı görmediğinden nefyetse, iki şahidin ispatıyla o cemm-i gafîrin nefiy ve ittifakı sukut eder.1 Madem küfrün ve dalâletin mahiyeti nefiydir ve inkârdır, cehildir ve ademdir; küffârın kesretle ittifakı ehemmiyetsizdir.2 Ehl-i hakkın, hak ve sabit ve sübutu ispat olunan mesâil-i imaniyede, şuhuda istinad eden iki mü’minin hükmü, hadsiz o ehl-i dalâletin ittifakına râcih olur, galebe eder.

    Bu hakikatin sırrı şudur ki: Nefyedenlerin dâvâları sureten bir iken, müteaddittir; birbiriyle ittihad edemez ki kuvvetlensin. İspat edicilerin dâvâları ittihad ediyor, birbirinden kuvvet alır. Çünkü gökteki hilâl-i Ramazan’ı görmeyen der ki: “Benim nazarımda ay yoktur; benim yanımda görünmüyor.” Başkası da “Nazarımda yoktur’ der. Daha başkası da öyle der. Herbiri kendi nazarında yoktur der. Herbirinin nazarları ayrı ayrı ve nazara perde olan esbab dahi ayrı ayrı olabildiği için, dâvâları da ayrı ayrı olur, birbirine kuvvet veremez.

    Fakat ispat edenler demiyor ki, “Benim nazarımda ve gözümde hilâl var.” Belki “Nefsü’l-emirde, göğün yüzünde hilâl vardır, görünür” der. Görenler bütün aynı dâvâyı ve “Nefsü’l-emirde vardır” der. Demek bütün dâvâlar birdir. Nefyedenlerin nazarları ayrı ayrı olduğundan, dâvâları da ayrı ayrı olur. Nefsü’l-emre hükmedemiyorlar. Çünkü nefsü’l-emirde nefiy ispat edilmez. Çünkü ihata lâzımdır.



    Not
    Dipnot-1 bk. Ebû Dâvûd, Savm 14; es-Serahsî, el-Mebsût 3:139-140; el-Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’ 2:81-82; el-Merğinânî, el-Hidâye 1:121.

    Dipnot-2 bk. Haşir Sûresi, 59:14.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah</TD><TD>Fâtır-ı Hakîm: her şeyi sınırsız bir hikmetle ve benzersiz olarak yaratan Allah</TD></TR><TR><TD>adem: yokluk, hiçlik</TD><TD>ahali: halk</TD></TR><TR><TD>cehil: cahillik, bilgisizlik</TD><TD>cemm-i gafîr: kalabalık insan topluluğu</TD></TR><TR><TD>dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık</TD><TD>ehemmiyetsiz: önemsiz</TD></TR><TR><TD>ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler</TD><TD>ehl-i hak: doğru ve hak yolda olan kimseler</TD></TR><TR><TD>esbab: sebepler</TD><TD>galebe etme: üstün gelme</TD></TR><TR><TD>habis: kötü, pis</TD><TD>hadsiz: sınırsız</TD></TR><TR><TD>hakikat: gerçek</TD><TD>hakikat-i imaniye: iman esaslarıyla bağlantılı olan gerçek</TD></TR><TR><TD>halk etmek: yaratmak</TD><TD>hayvânât: hayvanlar</TD></TR><TR><TD>hilâl: ay; yay şeklinde görülen yeni ay</TD><TD>hilâl-i Ramazan: Ramazan ayının başladığını gösteren hilâl; yeni ay</TD></TR><TR><TD>hükmetme: hakimiyeti altına alma</TD><TD>ibâd: ibadet edenler</TD></TR><TR><TD>ihata: içine alma, kapsama</TD><TD>imâret: imar etme, kurma</TD></TR><TR><TD>istinad eden: dayanan</TD><TD>ittifak: anlaşma, birlik</TD></TR><TR><TD>ittihad etme: birleşme</TD><TD>kesretle: çoklukla</TD></TR><TR><TD>kâfir: Allah'ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan bir şeyi inkâr eden kimse</TD><TD>küffâr: kâfirler, inkârcılar</TD></TR><TR><TD>küfür: inkâr, inançsızlık (k-f-r)</TD><TD>mahiyet: nitelik, özellik</TD></TR><TR><TD>mesâil-i imaniye: imanla ilgili meseleler</TD><TD>muzır: zararlı</TD></TR><TR><TD>müstehak: hak etmiş, layık</TD><TD>müteaddit: bir çok, çeşitli</TD></TR><TR><TD>mü’min: Allah’a inanan</TD><TD>nazar: bakış</TD></TR><TR><TD>nefiy: inkâr</TD><TD>nefsü’l-emir: işin hakikati, aslı</TD></TR><TR><TD>nevi: çeşit</TD><TD>râcih: üstün gelen </TD></TR><TR><TD>sefih: yasak zevk ve eğlencelere aşırı düşkün olan</TD><TD>sukut etmek: düşmek, hükümsüz olmak</TD></TR><TR><TD>suret: biçim, şekil</TD><TD>sübut: bir şeyin var olması</TD></TR><TR><TD>vâhid-i kıyasî: ölçü birimi</TD><TD>âkıbet: netice, son</TD></TR><TR><TD>şuhud: görme, şahid olma</TD></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 213

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>1 اَلْعَدَمُ الْمُطْلَقُ لاَ يُثْبَتُ اِلاَّ بِمُشْكِلاَتٍ عَظِيمَةٍ bir kaide-i usuldür. Evet, birşeyi dünyada var desen, yalnız o şeyi göstermek kâfi gelir. Eğer yok deyip nefyetsen, bütün dünyayı eleyip göstermek lâzım gelir ki, tâ o nefiy ispat edilsin.

    İşte bu sırra binaen, ehl-i küfrün bir hakikati nefyetmesi ise, bir meseleyi halletmek veyahut dar bir delikten geçmek veyahut bir hendekten atlamak misalindedir ki, bin de, bir de, birdir. Çünkü birbirine yardımcı olamaz. Fakat ispat edenler nefsü’l-emirde hakikat-i hale baktıkları için, müddeâları ittihad ediyor. Kuvvetleri birbirine yardım eder. Büyük bir taşın kaldırmasına benzer ki, ne kadar eller yapışsa daha ziyade kaldırması kolay olur ve birbirinden kuvvet alır.

    YEDİNCİ NOTA

    Ey Müslümanları dünyaya şiddetle teşvik eden ve san’at ve terakkiyât-ı ecnebiyeye cebirle sevk eden bedbaht hamiyetfuruş! Dikkat et, bu milletin bazılarının din ile bağlandıkları rabıtaları kopmasın. Eğer böyle ahmakane, körü körüne topuzların altında bazıların dinden rabıtaları kopsa, o vakit hayat-ı içtimaiyede bir semm-i kàtil hükmünde o dinsizler zarar verecekler. Çünkü mürtedin vicdanı tamam bozulduğundan, hayat-ı içtimaiyeye zehir olur.2 Ondandır ki, ilm-i usulde “Mürtedin hakk-ı hayatı yoktur. Kâfir eğer zimmî olsa veya musalâha etse hakk-ı hayatı var” diye usul-i şeriatın bir düsturudur.3 Hem mezheb-i Hanefiyede, ehl-i zimmeden olan bir kâfirin şehadeti makbuldür;4 fakat fâsık merdûdü’ş-şehadettir. Çünkü haindir.5


    Not
    Dipnot-1 “Mutlak yokluk, ancak pek büyük güçlüklerle ispat edilebilir.” İbni Kayyim el-Cevzî, es-Savâiku’l-Mürsele 4:1310; İbni Kayyim el-Cevzî, er-Rûh fi’l-Kelâm 1:198.

    Dipnot-2 bk. Bakara Sûresî, 2:217.

    Dipnot-3 Buhârî, Cihad 149, Tirmizî, Hudûd 25; İbni Mâce, Hudûd 2; Müsned 1:217, 282, 322, 5:231.

    Dipnot-4 el-Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’ 2:254-255, 6:266.

    Dipnot-5 bk. Tirmizî, Şehâdât 2; Ebû Dâvûd, Akdiyye 16; İbni Mâce, Ahkâm 30; Müsned 2:181, 204, 208.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>ahmakane: ahmakça</TD><TD>bedbaht: talihsiz, bahtsız</TD></TR><TR><TD>binaen: dayanarak</TD><TD>cebir: zorlama</TD></TR><TR><TD>düstur: kural</TD><TD>ehl-i küfür: inkârcılar, inançsızlar, kâfirler</TD></TR><TR><TD>ehl-i zimme: İslâm ülkesinde yaşayan Müslüman olmayan halk</TD><TD>fâsık: günahkâr</TD></TR><TR><TD>hakikat: doğru, gerçek</TD><TD>hakikat-i hal: içinde bulunan şartların perde arkasındaki gerçek</TD></TR><TR><TD>hakk-ı hayat: yaşama hakkı</TD><TD>hamiyetfuruş: hamiyetlilik taslayan</TD></TR><TR><TD>hayat-ı içtimaiye: toplumsal hayat</TD><TD>ilm-i usul: bir işin nasıl yapılacağını gösteren ilim, metodoloji</TD></TR><TR><TD>ittihad etmek: birleşmek</TD><TD>kaide-i usul: usûl kuralı, metodolojide kullanılan bir kural</TD></TR><TR><TD>kâfi: yeterli</TD><TD>kâfir: Allah'ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan bir şeyi inkâr eden kimse</TD></TR><TR><TD>makbul: kabul edilen</TD><TD>merdûdü’ş-şehadet: şahitliği kabul edilmeyen</TD></TR><TR><TD>mezheb-i Hanefi: Hanefi mezhebi</TD><TD>misal: örnek</TD></TR><TR><TD>musalâha: barışma</TD><TD>müddeâ: iddia edilen</TD></TR><TR><TD>mürted: İslâmdan çıkan</TD><TD>nefiy: inkâr</TD></TR><TR><TD>nefsü’l-emir: işin aslı, hakikati</TD><TD>nefyetme: inkâr etme</TD></TR><TR><TD>nota: bildiri</TD><TD>rabıta: bağlantı</TD></TR><TR><TD>semm-i kàtil: öldürücü zehir</TD><TD>sevk eden: yönlendiren</TD></TR><TR><TD>terakkiyât-ı ecnebiye: yabancıların sağladığı gelişmeler, ilerlemeler</TD><TD>teşvik eden: şevklendiren, isteklendiren</TD></TR><TR><TD>usul-i şeriat: İslâm şeriatının temel usulü, kuralı</TD><TD>zimmî: anlaşma ile İslâm diyarında yaşaması kabul edilmiş Müslüman olmayan kişi</TD></TR><TR><TD>ziyade: çok, fazla</TD><TD>şehadet: şahitlik</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 214

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Ey bedbaht, fâsık adam! Fâsıkların kesretine bakıp aldanma ve “Ekseriyetin efkârı benimle beraberdir” deme. Çünkü fâsık adam, fıskı isteyerek ve bizzat talep edip girmemiş; belki içine düşmüş, çıkamıyor. Hiçbir fâsık yoktur ki, salih olmasını temenni etmesin ve âmirini ve reisini mütedeyyin görmek istemesin. İllâ ki—el-iyâzü billâh!—irtidat ile vicdanı tefessüh edip, yılan gibi zehirlemekten lezzet alsın!

    Ey divane baş ve bozuk kalb! Zanneder misin ki Müslümanlar dünyayı sevmiyorlar veyahut düşünmüyorlar ki fakr-ı hale düşmüşler; ve ikaza muhtaçtırlar, tâ ki dünyadan hissesini unutmasınlar?

    Zannın yanlıştır, tahminin hatadır. Belki hırs şiddetlenmiş; onun için fakr-ı hale düşüyorlar. Çünkü mü’minde hırs sebeb-i hasârettir ve sefalettir.

    1 اَلْحَرِيصُ خَائِبٌ خَاسِرٌ durub-u emsal hükmüne geçmiştir.

    Evet, insanı dünyaya çağıran ve sevk eden esbab çoktur. Başta nefis ve hevâsı ve ihtiyaç ve havassı ve duyguları ve şeytanı ve dünyanın surî tatlılığı ve senin gibi kötü arkadaşları gibi çok dâileri var. Halbuki bâki olan âhirete ve uzun hayat-ı ebediyeye davet eden azdır. Eğer sende zerre miktar bu biçare millete karşı hamiyet varsa ve ulüvv-ü himmetten dem vurduğun yalan olmazsa, hayat-ı bâkiyeye yardım eden azlara imdat etmek lâzım gelir. Yoksa, o az dâileri susturup çoklara yardım etsen, şeytana arkadaş olursun.

    Âyâ, zanneder misin, bu milletin fakr-ı hali dinden gelen bir zühd ve terk-i dünyadan gelen bir tembellikten neş’et ediyor? Bu zanda hata ediyorsun. Acaba görmüyor musun ki, Çin ve Hintteki Mecusî ve Berâhime ve Afrika’daki zenciler gibi, Avrupa’nın tasallutu altına giren milletler bizden daha fakirdirler? Hem görmüyor musun ki, zarurî kuttan ziyade Müslümanların elinde bırakılmıyor?




    Not
    Dipnot-1 “Hırs, hasaret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir.” bk. İbni Kays, Kura’d-Dayf 4:301; el-Meydânî, Mecmeu’l-Emsâl 1:24.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Afrika: (bk. bilgiler)</TD><TD>Avrupa: (bk. bilgiler)</TD></TR><TR><TD>Berâhime: (bk. bilgiler)</TD><TD>Hint: (bk. bilgiler – Hindistan)</TD></TR><TR><TD>Mecusî: (bk. bilgiler - Mecûsîlik)</TD><TD>bedbaht: talihsiz, bahtsız</TD></TR><TR><TD>bizzat: doğrudan</TD><TD>biçare: çaresiz</TD></TR><TR><TD>bâki: devamlı, kalıcı, sonsuz</TD><TD>dem vurmak: söz etmek</TD></TR><TR><TD>divane: akılsız</TD><TD>durub-u emsal: ata sözleri</TD></TR><TR><TD>dâi: davet eden, çağıran</TD><TD>efkâr: fikirler, düşünceler</TD></TR><TR><TD>ekseriyet: çoğunluk</TD><TD>el-iyâzü billâh: Allah korusun</TD></TR><TR><TD>esbab: sebepler</TD><TD>fakr-ı hal: fakir bir halde olma, fakirlik</TD></TR><TR><TD>fâsık: günahkâr, dinî kurallara aykırı yaşayan</TD><TD>fısk: günah</TD></TR><TR><TD>hamiyet: din ve vatan gibi mukaddes değerleri ve kendi aile ve yakınlarını koruma duygusu ve gayreti</TD><TD>havas: hisler, duygular</TD></TR><TR><TD>hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı âhiret hayatı</TD><TD>hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı</TD></TR><TR><TD>hevâ: gelip geçici arzu ve istekler</TD><TD>ikaz: uyarı</TD></TR><TR><TD>imdat etmek: yardım etmek</TD><TD>irtidat: dinden çıkmak</TD></TR><TR><TD>kesret: çokluk</TD><TD>kut: rızık, gıda maddesi</TD></TR><TR><TD>mütedeyyin: dinin emirlerini eksiksiz yerine getiren, dindar</TD><TD>mü’min: Allah’a inanan</TD></TR><TR><TD>nefis: insanı kötüye yönelten duygu</TD><TD>neş’et etmek: kaynaklanmak</TD></TR><TR><TD>reis: başkan</TD><TD>salih: dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden kişi</TD></TR><TR><TD>sebeb-i hasâret: hüsrana uğrama sebebi</TD><TD>sefalet: perişanlık, yoksulluk</TD></TR><TR><TD>sevk eden: yönlendiren</TD><TD>surî: görünüşte</TD></TR><TR><TD>tasallut: musallat olma, sataşma</TD><TD>tefessüh etme: bozulma, kokuşma</TD></TR><TR><TD>terk-i dünya: dünyayı terk etme</TD><TD>ulüvv-ü himmet: yüksek himmet ve gayret sahibi</TD></TR><TR><TD>zarurî: zorunlu</TD><TD>zerre miktar: çok az miktar</TD></TR><TR><TD>ziyade: çok, fazla</TD><TD>zühd: Allah korkusuyla günahlardan kaçınıp kendini ibadete verme</TD></TR><TR><TD>Çin: (bk. bilgiler)</TD><TD>âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat</TD></TR><TR><TD>âmir: idareci</TD><TD>âyâ: acaba</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 215

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Ya Avrupa kâfir zalimleri veya Asya münafıkları, desiseleriyle ya çalar veya gasp ediyor.

    Sizin cebren böyle ehl-i imanı mim’siz medeniyete sevk etmekteki maksadınız, eğer memlekette âsâyiş ve emniyet ve kolayca idare etmek ise, kat’iyen biliniz ki, hata ediyorsunuz, yanlış yola sevk ediyorsunuz. Çünkü itikadı sarsılmış, ahlâkı bozulmuş yüz fâsıkın idaresi ve onlar içinde âsâyiş temini, binler ehl-i salâhatin idaresinden daha müşküldür.

    İşte bu esaslara binaen, ehl-i İslâm dünyaya ve hırsa sevk etmeye ve teşvik etmeye muhtaç değildirler. Terakkiyat ve âsâyişler bununla temin edilmez. Belki mesailerinin tanzimine ve mâbeynlerindeki emniyetin tesisine ve teavün düsturunun teshiline muhtaçtırlar. Bu ihtiyaç da, dinin evâmir-i kudsiyesiyle ve takvâ ve salâbet-i diniye ile olur.

    SEKİZİNCİ NOTA

    Ey sa’y ve ameldeki lezzet ve saadeti bilmeyen tembel insan! Bil ki, Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, hizmetin mükâfâtını hizmet içinde derc etmiştir. Amelin ücretini nefs-i amel içine koymuştur. İşte bu sır içindir ki, mevcudat, hattâ bir nokta-i nazarda câmidat dahi, evâmir-i tekviniye tabir edilen hususî vazifelerinde, kemâl-i şevkle ve bir çeşit lezzetle evâmir-i Rabbâniyeyi imtisal ederler. Arıdan, sinekten, tavuktan tut, tâ şems ve kamere kadar herşey kemâl-i lezzetle vazifesine çalışıyorlar. Demek hizmetlerinde bir lezzet var ki, akılları olmadığından âkıbeti ve neticeleri düşünmeden, mükemmel vazifelerini ifa ediyorlar.





    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Asya: (bk. bilgiler)</TD><TD>Avrupa: (bk. bilgiler)</TD></TR><TR><TD>Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah</TD><TD>ahlâk: huy, tabiat, insanın davranış tarzı, tutum ve tavrı</TD></TR><TR><TD>amel: iş yapma</TD><TD>binaen: dayanarak</TD></TR><TR><TD>cebren: zorla</TD><TD>câmidat: cansızlar</TD></TR><TR><TD>derc etmek: yerleştirmek</TD><TD>desise: hile, aldatma</TD></TR><TR><TD>düstur: kural</TD><TD>ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen her şeye inanan kimseler, mü’minler</TD></TR><TR><TD>ehl-i salâhat: dine göre yaşayanlar, salih kimseler</TD><TD>ehl-i İslâm: Müslümanlar</TD></TR><TR><TD>emniyet: güven, korkusuz</TD><TD>esas: temel</TD></TR><TR><TD>evâmir-i Rabbâniye: Allah’ın koyduğu kurallar</TD><TD>evâmir-i kudsiye: kusur ve noksandan uzak olan yüce emirler</TD></TR><TR><TD>evâmir-i tekviniye: Allah’ın tabiata yerleştirdiği kanunlar</TD><TD>fâsık: günahkâr, dinî kurallara aykırı yaşayan</TD></TR><TR><TD>gasp etmek: zorla almak</TD><TD>ifa etmek: bir işi gerçekleştirmek, yerine getirmek</TD></TR><TR><TD>imtisal etmek: bağlanmak, boyun eğmek</TD><TD>itikad: inanç</TD></TR><TR><TD>kamer: ay</TD><TD>kat’iyen: kesin olarak</TD></TR><TR><TD>kemâl-i kerem: lütuf ve cömertliğin mükemmelliği, kusursuz ikram edicilik</TD><TD>kemâl-i lezzet: eksiksiz lezzet</TD></TR><TR><TD>kemâl-i şevk: büyük bir istek</TD><TD>kâfir: Allah'ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan bir şeyi inkâr eden kimse</TD></TR><TR><TD>maksad: amaç, hedef</TD><TD>mesai: çalışma, iş zamanı</TD></TR><TR><TD>mevcudat: varlıklar</TD><TD>mim’siz medeniyet: ahlâksızlık, alçaklık (Arapça yazılış olarak medeniyet kelimesinin ilk harfi olan “mim” harfi kaldırılınca geriye alçaklık anlamında “deniyet” kelimesi kalır)</TD></TR><TR><TD>mâbeyn: iki şeyin arası</TD><TD>mükâfât: ödül</TD></TR><TR><TD>münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen</TD><TD>müşkül: zor</TD></TR><TR><TD>nefs-i amel: amelin kendisi</TD><TD>nokta-i nazar: bakış açısı</TD></TR><TR><TD>nota: bildiri</TD><TD>saadet: mutluluk</TD></TR><TR><TD>salâbet-i diniye: dinin emirlerini koruma ve uygulamaktaki ciddiyet ve sağlamlık</TD><TD>sa’y: çalışma</TD></TR><TR><TD>sevk etmek: göndermek</TD><TD>tabir edilen: adlandırılan</TD></TR><TR><TD>takvâ: Allah’ın emirlerini tutup, günahlardan sakınma</TD><TD>tanzim: düzenleme, düzene koyma</TD></TR><TR><TD>teavün: yardımlaşma</TD><TD>temin: sağlama</TD></TR><TR><TD>terakkiyat: ilerlemeler, yükselmeler</TD><TD>teshil: kolaylaştırma</TD></TR><TR><TD>tesis: kurma, yerleştirme</TD><TD>teşvik etme: şevklendirme, isteklendirme</TD></TR><TR><TD>vazife: görev</TD><TD>zalim: haksızlık eden</TD></TR><TR><TD>âkıbet: netice, son</TD><TD>âsâyiş: emniyet ve güven ortamı</TD></TR><TR><TD>şems: güneş</TD></TR></TBODY></TABLE>

    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 216

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>Eğer desen: “Zîhayatta lezzet kabildir. Cemâdatta nasıl şevk ve lezzet olabilir?”

    Elcevap: Cemâdat kendi hesaplarına değil, onlarda tecellî eden esmâ-i İlâhiye hesabına bir şeref, bir makam, bir kemal, bir güzellik, bir intizam isterler, arıyorlar. O vazife-i fıtriyelerinin imtisalinde, Nûru’l-Envârın isimlerine birer mâkes, birer âyine hükmüne geçtiğinden, tenevvür eder, terakki eder.

    Meselâ, nasıl ki bir katre su, bir zerrecik cam parçası, zâtında ziyasız, ehemmiyetsizken, sâfi kalbiyle güneşe yüzünü çevirse, o vakit o ehemmiyetsiz, ziyasız katre ve cam parçası, güneşin bir nevi arşı olup senin yüzüne de tebessüm eder. İşte bu misal gibi, zerrat ve mevcudat, cemâl-i mutlak ve kemâl-i mutlak sahibi olan Zât-ı Zülcelâlin isimlerine vazifeperverlik cihetinde âyine olmalarıyla, o katre ve zerrecik şişe gibi gayet aşağı bir dereceden gayet yüksek bir derece-i zuhura ve tenevvüre çıkıyorlar. Madem vazife cihetinde gayet nuranî ve yüksek bir makam alıyorlar; lezzet mümkün ve kabilse, yani hayat-ı âmmeden hissedar iseler, gayet lezzetle o vazifeleri görüyorlar denilebilir.

    Vazifede lezzet bulunduğuna en zâhir bir delil: Sen kendi âzâ ve duygularının hizmetlerine bak. Herbiri, bekà-i şahsî ve bekà-i nev’î için ettikleri hizmetlerinde ayrı ayrı lezzetleri var. Nefs-i hizmet, onlara bir telezzüz hükmüne geçiyor. Hattâ hizmeti terk etmek, o uzvun bir nevi azabıdır.

    Hem en zâhir bir delil dahi, horoz ve yavrulu tavuk gibi hayvânâtın vazifelerinde gösterdikleri fedakârâne ve merdâne vaziyetleridir ki, horoz aç olduğu halde tavukları nefsine tercih edip, bulduğu rızka onları çağırır; yemez, onlara yedirir. Ve bir şevk ve iftihar ve telezzüzle o vazifeyi gördüğü görünür. Demek o hizmette, yemekten fazla bir lezzet alır. Hem küçük yavrularına çobanlık eden tavuk dahi, yavrularının hatırı için ruhunu feda eder, ite atılır. Kendini aç bırakıp onları doyurur. Demek o hizmette öyle bir lezzet alır ki, açlık acısına ve ölmek elemine tereccuh eder, ziyade gelir.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Nûru’l-Envâr: nurların nuru, sonsuz nur sahibi olan Allah</TD><TD>Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah</TD></TR><TR><TD>arş: taht; emir ve egemenliğin tecelli ettiği yer</TD><TD>azab: sıkıntı, acı çekme</TD></TR><TR><TD>bekà-i nev’î: türün devamlılığı</TD><TD>bekà-i şahsî: ferdin devamlılığı</TD></TR><TR><TD>cemâdat: cansız varlıklar</TD><TD>cemâl-i mutlak: sınırsız güzellik</TD></TR><TR><TD>cihet: yön</TD><TD>derece-i zuhur: ortaya çıkma derecesi</TD></TR><TR><TD>ehemmiyetsiz: önemsiz</TD><TD>elem: acı, sıkıntı</TD></TR><TR><TD>esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri</TD><TD>fedakârâne: fedakârca</TD></TR><TR><TD>hayat-ı âmme: genel hayat, hayatın genel mânâsı</TD><TD>hayvânât: hayvanlar</TD></TR><TR><TD>hissedar: pay sahibi</TD><TD>iftihar: övünme</TD></TR><TR><TD>imtisal: bağlanma, boyun eğme</TD><TD>intizam: disiplin, düzen</TD></TR><TR><TD>kabil: mümkün, olabilir</TD><TD>katre: damla</TD></TR><TR><TD>kemâl: mükemellik, olgunluk</TD><TD>kemâl-i mutlak: her yönüyle mükemmel olma</TD></TR><TR><TD>makam: derece</TD><TD>merdâne: mertçe</TD></TR><TR><TD>mevcudat: varlıklar</TD><TD>misal: örnek</TD></TR><TR><TD>mâkes: yansıma yeri, ayna</TD><TD>nefs: bir varlığın kendisi</TD></TR><TR><TD>nefs-i hizmet: hizmetin bizzat kendisi</TD><TD>nevi: çeşit, tür</TD></TR><TR><TD>nuranî: nurlu, parlak</TD><TD>sâfi: temiz, arınmış</TD></TR><TR><TD>tecellî: yansıma, görünme</TD><TD>telezzüz: lezzetlenme</TD></TR><TR><TD>tenevvür etmek: nurlanmak, aydınlanmak</TD><TD>terakki etmek: ilerlemek, gelişmek</TD></TR><TR><TD>tereccuh etmek: üstün gelmek</TD><TD>uzuv: organ</TD></TR><TR><TD>vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev</TD><TD>vazifeperver: vazifesini seven, işine düşkün</TD></TR><TR><TD>vaziyet: durum</TD><TD>zerrat: zerreler</TD></TR><TR><TD>zerre: atom</TD><TD>zerrecik: atom</TD></TR><TR><TD>ziyade: çok, fazla</TD><TD>ziyasız: ışıksız</TD></TR><TR><TD>zâhir: açık, gözle görünür</TD><TD>zât: bir şeyin kendisi</TD></TR><TR><TD>zîhayat: canlı</TD><TD>âzâ: organlar</TD></TR><TR><TD>şevk: büyük istek ve arzu</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 217

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>Hayvânî valideler, yavrularını, küçük iken vazifeleri bulunduğundan, lezzetle himayeye çalışır. Büyük olduktan sonra vazife kalkar, lezzet de gider. Yavrusunu döver, elinden daneyi alır. Yalnız, insan nev’indeki validelerin vazifeleri bir derece devam eder. Çünkü insanlarda, zaaf ve acz itibarıyla, daima bir nevi çocukluk var; her vakit de şefkate muhtaçtır.

    İşte umum hayvânâtın, horoz gibi çobanlık eden erkeklerine ve tavuk gibi validelerine bak, anla ki, bunlar kendi hesabına ve kendileri namına, kendi kemalleri için o vazifeyi görmüyorlar. Çünkü hayatını, vazifede lâzım gelse feda ediyorlar. Belki vazifeleri, onları o vazifeyle tavzif eden ve o vazife içinde rahmetiyle bir lezzet derc eden Mün’im-i Kerîmin hesabına ve Fâtır-ı Zülcelâlin namına görüyorlar.

    Hem nefs-i hizmette ücret bulunduğuna bir delil de şudur ki: Nebâtat ve eşcar, bir şevk u lezzeti ihsas eden bir tavırla Fâtır-ı Zülcelâlin emirlerini imtisal ediyorlar. Çünkü, dağıttığı güzel kokular ve müşterilerin nazarını celb edecek ziynetlerle süslenmeleri ve sümbülleri ve meyveleri için çürüyünceye kadar kendilerini feda etmeleri, ehl-i dikkate gösterir ki, onların, emr-i İlâhînin imtisalinden öyle bir lezzetleri var ki, nefsini mahvedip çürütüyor.

    Bak, başında çok süt konserveleri taşıyan hindistan cevizi ve incir gibi meyvedar ağaçlar, rahmet hazinesinden lisan-ı hal ile süt gibi en güzel bir gıdayı ister, alır, meyvelerine yedirir, kendi bir çamur yer. Nar ağacı sâfi bir şarabı hazine-i rahmetten alıp meyvesine yedirir, kendisi çamurlu ve bulanık bir suya kanaat eder.

    Hattâ hububatta dahi sümbüllenmek vazifesinde zâhir bir iştiyak görünür. Nasıl ki dar bir yerde hapsedilen bir zat, bir bostana, geniş bir yere çıkmayı müştakane ister; öyle de, hububatta, sümbüllenmek vazifesinde öyle sürurlu bir vaziyet, bir iştiyak görünüyor.

    İşte “sünnetullah” tabir edilen, kâinatta cereyan eden bu sırlı uzun düsturdandır ki, işsiz, tembel, istirahatle yaşayan ve rahat döşeğinde uzananlar, ekseriyetle, sa’y eden, çalışanlardan daha ziyade zahmet ve sıkıntı çeker. Çünkü, daima





    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>Fâtır-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve büyüklük sahibi olan ve her şeyi yoktan benzersiz olarak yaratan Allah</TD><TD>Mün’im-i Kerîm: sonsuz cömertlik sahibi ve nimet verici Allah</TD></TR><TR><TD>acz: güçsüzlük</TD><TD>celb etmek: çekmek</TD></TR><TR><TD>cereyan eden: meydana gelen</TD><TD>dane: tane, tohum</TD></TR><TR><TD>derc eden: yerleştiren</TD><TD>düstur: kanun</TD></TR><TR><TD>ehl-i dikkat: olayları derinlemesine inceleyen kişiler</TD><TD>ekseriyetle: çoğunlukla</TD></TR><TR><TD>emr-i İlâhî: Allah’ın emri</TD><TD>eşcar: ağaçlar</TD></TR><TR><TD>hayvânât: hayvanlar</TD><TD>hayvânî: hayvanlardan olan</TD></TR><TR><TD>hazine-i rahmet: Allah’ın sonsuz rahmet hazinesi</TD><TD>himaye: koruma</TD></TR><TR><TD>hububat: tohumlar, taneli bitkiler</TD><TD>ihsas eden: hissettiren</TD></TR><TR><TD>imtisal: emre uyma, boyun eğme</TD><TD>itibarıyla: açısından</TD></TR><TR><TD>iştiyak: çok arzu ve istek</TD><TD>kanaat etmek: yetinmek</TD></TR><TR><TD>kemâl: mükemmellik, olgunluk</TD><TD>kâinat: evren</TD></TR><TR><TD>lisan-ı hal: hal ve beden dili</TD><TD>meyvedar: meyveli</TD></TR><TR><TD>müştakane: aşk ile, çok isteyerek</TD><TD>namına: adına</TD></TR><TR><TD>nazar: bakış</TD><TD>nebâtat: bitkiler</TD></TR><TR><TD>nefs: bir şeyin kendisi</TD><TD>nefs-i hizmet: hizmetin bizzat kendisi</TD></TR><TR><TD>nev’: tür, çeşit</TD><TD>rahmet: şefkat, merhamet</TD></TR><TR><TD>sa’y eden: çalışan</TD><TD>sâfi: temiz, arınmış</TD></TR><TR><TD>sünnetullah: kâinatta yürürlükte olan İlâhî kanunlar</TD><TD>sürurlu: mutluluk ve sevinç verici</TD></TR><TR><TD>tabir edilen: adlandırılan, ifade edilen</TD><TD>tavzif eden: görevlendiren</TD></TR><TR><TD>umum: bütün</TD><TD>valide: anne</TD></TR><TR><TD>vaziyet: durum, hâl</TD><TD>zaaf: zayıflık</TD></TR><TR><TD>zat: kişi</TD><TD>ziyade: çok, fazla</TD></TR><TR><TD>ziynet: süs</TD><TD>zâhir: açık, gözle görünür</TD></TR><TR><TD>şarab: içecek</TD></TR></TBODY></TABLE>

    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 218

    <?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?><!-- This file was converted to xhtml by Writer2xhtml ver. 0.5 beta2. See Writer2LaTeX has moved for more info. --><META name=description content=""><META name=keywords content=""><STYLE type=text/css media=all> body {font-family:'Trebuchet MS',Arial,serif;font-size:12.0pt} </STYLE>işsizler ömründen şikâyet eder, eğlence ile çabuk geçmesini ister. Sa’y eden ve çalışan ise şâkirdir, hamd eder, ömrünün geçmesini istemez.

    اَلْمُسْتَرِيحُ الْعَاطِلُ شَاكٍ مِنْ عُمْرِهِ وَالسَّاعِى الْعَامِلُ شَاكِرٌ 1
    küllî düsturdur. Hem o sır iledir ki, “Rahat zahmette, zahmet rahattadır” cümlesi darbımesel olmuştur.

    Evet, cemâdâta dikkatle nazar edilse, bilkuvve yalnız istidat ve kabiliyet cihetinde nâkıs kalıp inkişaf etmeyenlerin, gayet bir içtihad ve sa’y ile inbisat edip bilkuvveden bilfiil suretine geçmesinde, mezkûr sünnet-i İlâhiye düsturuyla bir tavır görünüyor. Ve o tavır işaret eder ki, o vazife-i fıtriyede bir şevk ve o meselede bir lezzet vardır. Eğer o câmidin umumî hayattan hissesi varsa, şevk kendisinin olur; yoksa, o câmidi temsil eden, nezaret eden şeye aittir. Hattâ bu sırra binaen denilebilir: Lâtif, nâzik su incimad emrini aldığı vakit, öyle şiddetli bir şevkle o emre imtisal eder ki, demiri şak eder, parçalar. Demek burûdet ve tahtessıfır soğuğun lisanıyla, ağzı kapalı demir kaptaki suya “Genişlen” emr-i Rabbânîsini tebliğinde, şiddet-i şevkle kabını parçalar. Demiri bozar, kendisi buz olur.

    Ve hâkezâ, herşeyi buna kıyas et ki, güneşlerin deverânından ve seyir ü seyahatlerinden tut, tâ zerrelerin mevlevî gibi devretmelerine ve dönmelerine ve ihtizazlarına kadar kâinattaki bütün sa’y ve hareket, kanun-u kader-i İlâhî üzerine cereyan ediyor ve dest-i kudret-i İlâhîden sudur eden ve irade ve emir ve ilmi tazammun eden emr-i tekvînî ile zuhur eder.

    Hattâ herbir zerre, herbir mevcut, herbir zîhayat, bir nefer askere benzer ki, orduda muhtelif dairelerde, o neferin ayrı ayrı nisbetleri, vazifeleri olduğu gibi,


    Not
    Dipnot-1 Atâlet içinde istirahat eden, ömründen şikâyetçidir. Çalışan ve iş gören ise haline şükreder.




    <TABLE border=0 cellSpacing=2 cellPadding=0><TBODY><TR><TD>bilfiil: fiilen, uygulamaya koyarak</TD><TD>bilkuvve: potansiyel olarak</TD></TR><TR><TD>binaen: dayanarak</TD><TD>burûdet: soğukluk</TD></TR><TR><TD>cemâdât: cansız varlıklar</TD><TD>cereyan etmek: meydana gelmek</TD></TR><TR><TD>cihet: yön</TD><TD>câmid: cansız</TD></TR><TR><TD>darbımesel: atasözü</TD><TD>dest-i kudret-i İlâhî: Allah’ın sonsuz kudret eli</TD></TR><TR><TD>deverân: dönüş</TD><TD>devretme: dönme</TD></TR><TR><TD>düstur: kanun</TD><TD>emr-i Rabbânî: bütün varlıkları yaratılış gayelerine göre terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah’ın emri</TD></TR><TR><TD>emr-i tekvînî: Allah’ın varlıkları şekillendirmeye yönelik emri</TD><TD>hamd etmek: şükür ve övgülerini sunmak</TD></TR><TR><TD>hâkezâ: bunun gibi</TD><TD>ihtizaz: sarsılma, hareketlenme</TD></TR><TR><TD>imtisal etme: emre uyma, boyun eğme</TD><TD>inbisat etme: genişleme, yayılma</TD></TR><TR><TD>incimad: donma, katılaşma</TD><TD>inkişaf etme: açığa çıkma</TD></TR><TR><TD>irade: dileme, seçme gücü</TD><TD>istidat: kabiliyet</TD></TR><TR><TD>içtihad: çaba gösterme, gayret etme</TD><TD>kanun-u kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri gerçekleşmeden önce sonsuz ilmiyle belirlediği ve bütün kâinatta geçerli olan kanunlar</TD></TR><TR><TD>kâinat: evren</TD><TD>küllî: geniş, her şeyi kuşatan</TD></TR><TR><TD>lisan: dil</TD><TD>lâtif: ince, güzel</TD></TR><TR><TD>mevcut: var</TD><TD>mevlevî: Mevlevîlik tarikatına mensup olan ve kendi etrafında dönerek semâ yapan kişi</TD></TR><TR><TD>mezkûr: adı geçen</TD><TD>muhtelif: çeşitli</TD></TR><TR><TD>nazar etmek: bakmak</TD><TD>nefer: asker, er</TD></TR><TR><TD>nezaret eden: gözeten</TD><TD>nisbet: bağlılık, bağlantı noktası</TD></TR><TR><TD>nâkıs: eksik, noksan</TD><TD>nâzik: zarif, ince, narin</TD></TR><TR><TD>sa’y eden: çalışan</TD><TD>seyr ü seyahat: yolculuk</TD></TR><TR><TD>sudur eden: ortaya çıkan </TD><TD>suret: biçim, görünüş</TD></TR><TR><TD>sünnet-i İlâhiye: Allah’ın kainata koyduğu kanunlar</TD><TD>tahtessıfır: sıfırın altında</TD></TR><TR><TD>tazammun eden: içeren</TD><TD>tebliğ etmek: bildirmek</TD></TR><TR><TD>temsil eden: bir şeyin temsilcisi olan</TD><TD>umumî: bütün</TD></TR><TR><TD>vazife-i fıtriye: yaratılıştan gelen görev</TD><TD>zahmet: zorluk</TD></TR><TR><TD>zerre: atom</TD><TD>ziyade: çok, fazla</TD></TR><TR><TD>zuhur etmek: ortaya çıkmak, görünmek</TD><TD>zîhayat: canlı</TD></TR><TR><TD>şevk: şiddetli arzu ve istek</TD><TD>şiddet-i şevk: şiddetli bir istek ve arzu</TD></TR><TR><TD>şâkir: Allah’a şükreden</TD></TR></TBODY></TABLE>
    <TABLE role=presentation cellSpacing=0 cellPadding=0><TBODY role=presentation><TR role=presentation></TR></TBODY></TABLE>
    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nereden Yer
    Kütahya
    Mesajlar Mesajlar
    2.615
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 535 + 37872

    Cevap: On Yedinci Lem'a - Sayfa 219

    herbir zerre, herbir zîhayatın dahi öyledir. Meselâ senin gözünde bir zerre, gözün hücresinde ve gözde ve âsâb-ı veçhiyede ve bedenin şerâyin tabir edilen damarlarında birer nisbeti ve o nisbete göre birer vazifesi ve o vazifeye göre birer faydası vardır. Ve hâkezâ, herşeyi ona kıyas et.

    Buna binaen herbir şey, bir Kadîr-i Ezelînin vücub-u vücuduna iki cihetle şehadet eder:

    Biri: Tâkatinin binler derece fevkinde vazifeleri görmekteki acz-i mutlak lisanıyla o Kadîrin vücuduna şehadet eder.

    İkincisi: Herbir şey, nizam-ı âlemi teşkil eden düsturlara ve muvazene-i mevcudatı idame eden kanunlara tatbik-i hareket etmekle o Alîm-i Kadîre şehadet eder. Çünkü zerre gibi bir câmid, arı gibi küçük bir hayvan, Kitab-ı Mübînin mühim ve ince meseleleri olan nizam ve mizanı bilmez. Câmid bir zerre, arı gibi küçük bir hayvan nerede? Semâvat tabakalarını bir defter sayfası gibi açıp, kapayıp toplayan Zât-ı Zülcelâlin elindeki Kitab-ı Mübînin mühim, ince meselelerini okumak nerede? Eğer sen divanelik edip zerrede o kitabın ince hurufâtını okuyacak kadar bir göz bulunduğunu tevehhüm etsen, o vakit o zerrenin şehadetini redde çalışabilirsin!

    Evet, Fâtır-ı Hakîm, Kitab-ı Mübînin düsturlarını gayet güzel bir surette ve muhtasar bir tarzda ve has bir lezzette ve mahsus bir ihtiyaçla icmâl edip derc eder. Herşey öyle has bir lezzet ve mahsus bir ihtiyaçla amel etse, o Kitab-ı Mübînin düsturlarını bilmeyerek imtisal eder. Meselâ, hortumlu sivrisinek dünyaya geldiği dakikada hanesinden çıkar, durmayarak insanın yüzüne hücum eder, uzun asâsıyla vurur, âb-ı hayat fışkırtır, içer. Hücumdan kaçmakta, erkân-ı harp gibi maharet gösterir. Acaba bu küçük, tecrübesiz, yeni dünyaya gelen mahlûka bu san’atı ve bu fenn-i harbi ve su çıkarmak san’atını kim öğretmiş? Ve nerede öğrenmiş? Ben, yani bu biçare Said, itiraf ediyorum ki, eğer ben o hortumlu sineğin


    Alîm-i Kadîr: her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Allah Fâtır-ı Hakîm: her şeyi hârika üstün sanatıyla benzersiz olarak ve hikmetle yaratan Allah
    Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah Kadîr-i Ezelî: her şeye gücü yeten ve varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Allah
    Kitab-ı Mübîn: her şeyin açıkça yazılı olduğu, Allah katındaki kitap Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)
    Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah acz-i mutlak: sınırsız güçsüzlük
    amel etmek: davranmak asâ: baston, değnek
    binaen: dayanarak biçare: çaresiz
    cihet: yön câmid: cansız
    derc etmek: yerleştirmek divanelik: akılsızlık
    düstur: kanun erkân-ı harp: savaş komutanı
    fenn-i harb: savaş sanatı fevkinde: üstünde
    hane: ev hurufât: harfler
    hâkezâ: bunun gibi icmâl etmek: özetlemek
    idame eden: devam ettiren imtisal etmek: emre uymak, boyun eğmek
    kanun: tabiat olaylarının bağlı olduğu değişmez kaide lisan: dil
    maharet: beceri, hüner mahlûk: yaratık, varlık
    mahsus: has, özel mizan: ölçü, denge
    muhtasar: kısa, özet muvazene-i mevcudat: kâinattaki varlıkların ölçü ve denge içinde olması
    mühim: önemli nizam: düzen
    nizam-ı âlem: âlemin düzeni semâvât: gökler
    suret: biçim, görünüş tabir edilen: adlandırılan
    tatbik-i hareket: uygun hareket tevehhüm etmek: sanmak, zannetmek
    teşkil eden: oluşturan tâkat: güç, kapasite
    vazife: görev vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması
    vücud: varlık zerre: atom
    zîhayat: canlı âb-ı hayat: hayat suyu, kan
    âsâb-ı veçhiye: insanın yüzünde bulunan sinirler şehadet etmek: şahitlik etmek
    şerâyin: atardamar
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •