DİYALOĞUN AMACI


II. Vatikan Konsilinin diyalog taktiğini yeni çağın bir metodu olarak benimsemesiyle birlikte kilise gözlerini Anadaluya çevirmiş ve Anadolu ile diyaloğa girmenin yollarını aramıştır. Zira gerek Türkiyenin tarihi, kültürel, siyasi potansiyeli ve stratejik konumu, gerekse Hıristiyanlarca kutsal sayılan hac bölgesinin Anadolu topraklarında bulunuşu, ülkemizi dinlerarası diyalog faaliyetlerinin odak noktası durumuna getirmiştir. 1987 yılından bu yana Türkiye üzerindeki faaliyetler hızlanmıştır. Hıristiyanlık Dışı Dinler Sekreteryası Başkanı Kardinal Arinze 13 Mayıs 1987 de ülkemize gelmiş, diyaloğun kitlesel ayağını oluşturmak üzere kendilerine yakın bulduğu azınlık temsilcileri ve bazı Müslüman din bilginleriyle görüşmelerde bulunmuştur. Bu adımın bir uzantısı olarak 1998 de ÜLKEMİZDEN GÜYA İSLAMİYETİ TEMSİLEN BAZI DİN NAMINA Papalık misyonunun bir parçası olmak üzere Vatikana Papa ile görüşmeye gitmiştir.

Diyaloğun akademik ayağını oluşturmak üzere Papaz Thomas Michael 1987 de Türkiyeye gelmiş Ankara İlahiyat fakültesinde bir dönem Hıristiyanlık dersleri ve seminerleri vermiş, 1988 de İzmir de, 1989 da Konya da ilahiyat fakültelerinde derslerine devam etmiştir.

Papaz Michael Efendi Türkiyede kaldığı süre zarfında bir akademik kadro yetiştirmiş kendisinin seslendirmesi halinde aşırı tepkiler doğurması muhtemel bazı itikadi görüşleri bu akademik kadro vasıtasıyla, onların ağzından Anadolu insanına pompalamıştır. Bu tahrif edici itikadi görüşler şunlardır:

· Kuran-ı Kerimin metin yönünden ele alınıp bazı tarihsel beyanlarının açığa çıkarılması.

· Türk milletince muharref olarak kabul edilen İncil ve Tevratın hükümleri geçerli ilahi kitaplar olduğu iddiası.

· Anadoludaki yerleşik kanaatin aksine Yahudi ve Hıristiyanların da cennetlik olduğu iddiası.

· Tek Allah inancının yeterli, Hz. Muhammedi kabul ve tasdik etmenin ise bir kemal mertebesi olduğu iddiası.

· İncil ve Tevratın bazı bölümlerinin namazda okunabileceği iddiası.

· İbrahimi dinlerin uzlaşmasının mümkün olduğu şeklinde Vatikan kaynaklı muharref anlayışlar bir kısım akademisyenlerimiz tarafından ısrarla milletimizin gündemine sokulmaya çalışılmıştır.



Türkiyede diyalogun akademik ayağını oluşturmakla görevli kilise sekreteryası bu işlerin İslama sadakatle bağlı geleneksel Müslümanlarla olamayacağını gayet iyi bildiğinden, gevşek vahiy inancını kabullenmiş, gerektiğinde Kuran-ı Kerimi sorgulayabilecek akademik çevrelerle çok yakın temas kurulmasının şart olduğunu düşünmektedir. R Arnaldez normal bir Müslümana diyalogu kabul ettirmenin pratikte imkansız olduğunu söyledikten sonra İslami esasları modern akılla silkelemeyi bir metot haline dönüştürmüş Vehhabi anlayışının ve Abduhçu ekolün görüşlerinin galip gelmesi halinde, dinlerarası diyalogun oldukça kolaylaşacağını ifade etmektedir.( R. Arnaldez: Contidions dun avee İslam)

1998-1999 da yapılan Abant Toplantılarında da her ne kadar tıkanma noktasındaki Türkiye nin önünün açılması şeklindeki bir gaye çatısı konmuş ise de alınan kararlar İslam dininin akli yorumlarla yeniden ele alınması ve diğer dinler karşısında yeni pozisyona sokulması şeklinde tezahür etmiştir. Toplantının organizatörlerinin, kararların ardından Kuranda mevcut olan Ehl-i Kitap ile ilgili ayetlerin tarihsel olduğu, dolaysıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanları değil o dönemin insanlarını bağladığı, öte yandan devletin kutsal olup olmadığı şeklindeki tespitleri de dikkat çekicidir.