Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 1/3 123 SonSon
27 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2014
    Mesajlar Mesajlar
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 23 + 40


    2 üyeden 2 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Ateist bir kardeşimiz le alakalı

    selamun aleyküm hocalar üstadlar yeni kayıt oldum. size soru sormak istiyorum nereye açacağımı bilmeden buraya yazdım. umarım kusura bakmazsınız.hocalarım üstadlarım şimdi bir atesit arkadaş var ve bana soru soruyor biraz da kazık biz buna öyle bir cevap vermeliyiz ki ya susmalı yada müslüman olmalı

    Sorular (atesit)
    sana Kur'ânla ilgili birkaç bişey gönderiyorum.


    -Peygamberin kiminle evlenip kimi boşayacağı gibi gereksiz konulardan bahsetmesi.
    -kuranın bir yerinde "ak" denilen bir konuya daha sonra "kara" denmesi.
    -konularda çok sayıda gereksiz tekrar olması.
    -evlat edinmenin yasaklanması (niye?)
    -nahl 101 (biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki allah neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar peygamber'e, "sen ancak uyduruyorsun" derler. hayır, onların çoğu bilmezler.)
    -tebbet suresinde ebu leheb'e lanet edilmesi.
    -kitabın edebi bir değerinin olmaması. konudan konuya atlaması. başının sonunun belli olmaması. bu kitap bir yayıncıya basılması için gönderilmiş olsa edebi yetersizlikten dolayı hemen reddedilirdi.
    -ilk ayetin "oku" olmasına rağmen muhammed bin abdullahın okuma öğrenmemesi veya okuma bilmediğinin iddia edilmesi.
    -kadınların ikinci sınıf insan olması.
    -ibrahim peygamberin çocuklarının sayısının ve isimlerinin bir türlü doğru düzgün verilememesi.
    -ibrahim peygamberin çocuğunu kurban etmeye çalışmasının takdir edilmesi.
    -inanmayanların öldürülmesinin teşvik edilmesi.
    -çok fazla sayıda ve olmayacak şeyler üzerine yemin edilmesi.
    -her şey için bir, bilemedin iki şahit yeterli olurken, zina için penisin vajinaya girdiğini, aradan ip geçmediğini gören 4 şahit gerekmesi. bu şahadetin olabilmesi pratikte mümkün mü?
    -tanrının varlığı için hiç bir müsbet delil gösterilmemesi. bu yüzden kafası iyi çalışan, gerçeklere her zaman şüpheyle bakan, bilimsel akla sahip olan insanlar tanrının varlığını görememesi. sanki tanrı "müsbet bir delil göstermeyeyim, herşeyi müphem bırakayım, bunlar (kafası çalışan şüpheciler -skeptikler) inanmasın, ben de onları cehenneme atayım. her lafa inanan tipler de cennete gidiversin." diye düşünüyor.
    -dinin önce bir kasabaya gönderilmiş olması, daha sonra işler büyüyünce evrensel olduğunun iddia edilmesi.
    -kitaptaki ifadelerin farklı yorumlanmaya çok müsait olması.
    -geldiği zamana göre devrimsel değişiklik getirecek ahlaki ve sosyolojik değişiklikler içermemesi. (demokrasi, insan hakları, köleliğin kaldırılması vb...)
    -cennetteki ödüllerin çok kısıtlı olması (yiyecek-içecek, seks. başka?)
    -insanların yaptıkları sonlu sayıda hata yüzünden cehennemde sonsuz işkenceye maruz kalması.
    -islam dışı kişilerden erkek olanlarının öldürülmesinin, mallarının gasp edilmesinin, karısına tecavüz edilmesinin, karısının ve çocuklarının köle yapılmasının normal karşılanması.

    ayetler vol 1 (Ahzab 50)

    Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, ecirlerini (mehirlerini) verdiğin zevcelerini ve elinin (altında) malik olduğun, Allah'ın ganimet olarak sana verdiği (cariyelerini) helâl kıldık. Ve seninle beraber hicret eden amcanın kızları, halanın kızları, dayının kızları, teyzenin kızları ve nefsini Nebî (Peygamber) için hibe eden ve Nebî'nin (Peygamber'in) de onu almak istediği mü'min kadınları, (diğer) mü'minler hariç, sana özel olarak (helâl kıldık). Onlara (diğer mü'minlere) zevceleri ve ellerinin (altında) malik oldukları (cariyeleri) konusunda neyi farz kıldık, Biz biliriz. (Bu), senin üzerine bir zorluk olmaması içindir. Ve Allah, Gafûr'dur (mağfiret eden), Rahîm'dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).


    Muhammed bunları yazarken karımla yalnız kalamayacağım diye misafir istememiş bunu yazmış (ahzab 53)

    Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler), size izin verilmedikçe Nebî'nin evlerine girmeyin! (Girmişseniz oyalanıp) yemeğin pişmesini beklemeyin. Fakat davet edildiğiniz zaman girin. Yemeğinizi yeyince hemen dağılın ve sohbet etmek istemeyin, söze dalmayın (izinsiz konuşmayın). İşte bu durum gerçekten Nebî'ye eziyet oluyordu. Fakat sizden hayâ ediyordu (utanıyordu). Allah, haktan hayâ duymaz (gerçeği açıklamaktan çekinmez). Onlardan (Peygamber Hanımları'ndan) bir şey sorduğunuz zaman perde arkasından sorun. Bu, sizin ve onların kalpleri için daha temizdir. Allah'ın Resûl'üne eziyet etmeniz ve bundan sonra O'nun zevcelerini nikâh etmeniz ebediyyen (helâl) olmaz. Muhakkak ki bu, Allah'ın katında çok büyük (günahtır).


    Birde bişey sorabilir miyim hurma ağacı senin halan desem bana ne dersin?


    evet hocalarım böyle mesaj atmış ve cevaplarsan müslüman olacağım diyor bende sizin cevabınızı bekliyorum.bu arkadaşımıza hem fikhi hemde kuranın elmas kılıncıyla öyle bir cevap vermeliyiz ki tam oturmalı cevaplarınız bekliyorum saygıdeğer üstadlarım hocalarım

    bizzat risale i nur ve fıkıh ile cevaplanırsa sevinirim. 2 yere en uygun yerine alıması istiyorum bu mesajın

    Benzer Konular
    Ateist bir kardeşimiz le alakalı (2.sorusu)
    Ateist bir kardeşimiz le alakalı (2.sorusu) selamun aleyküm hocalarım üstadlarım :D arkadaş müslüman olmayı kabul etcekmiş ama bütün soruların makul şekilde cevaplanması dileğiyle sorular(ateist2) Her şeye mantıksız diyorsun ama asıl mantıksız olan senin di
    Bir kardeşimiz için...
    Bir kardeşimiz için... perşembe gününe kadar, her bir kişi 1 adet okumak üzere Yasin okuyabilir mi? okuyan okuyaman herkesden Rabbim razı olsun... selam ve dua ile...:)
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.053
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210288


    Cevap: Ateist bir kardeşimiz le alakalı

    Ve aleyküm selam değerli kardeşimiz, hoşgeldiniz.

    Soruları baştan sona okudum ve çoğunun bilgisizlikten sorulmuş sorular olduğunu gördüm. Ki zaten bu genelde yaşadığımız ve gördüğümüz bir sorun. Yani öyle sorular var ki önce soruyu düzeltmekle başlamamız lazım cevaba. Mesela bir örnek vereyim..

    "Peygamberin kiminle evlenip kimi boşayacağı gibi gereksiz konulardan bahsetmesi." İşte burda evlilik bahsi için gereksiz konu demiş. Halbuki bugün bitip tükenen evliliklerin, kısa süren beraberliklerin, ihanetlerin vs. en birinci sebeblerinden birisi, bu tavsiyelere kulak asılmamasındandır.. O yüzden önce sorudaki "gereksiz konular" kısmını düzeltmek lazım ki soruya cevab verilsin. Soru "Peygamber (a.s.m) bizim kiminle evlenip, kimi boşayacağımızdan neden bahsetmiş" olsa, daha düzgün olurdu. Bunu şu yüzden izaha mecbur hissettim kendimi. Zira ateistlerin birçoğunda soruyu yanlış sormak gibi bir adet hakim. Böyle olunca da sağlıklı bir sonuç çıkmayabiliyor ortaya.

    Bir de bizim bu şahsa ne cevab verirsek verelim, hidayeti verecek Allahtır. Ebu Cehil gibi insanlar kaç kez mucize istemiş ve müslüman olacağına dair söz vermiş ve bu mucizelere bizzat şahitlik ettiği halde, ebu cehil olarak bu dünyadan göçüp gitmiştir. Biz bu noktada bu şahsa duacı olmak durumundayız. Ve elden geldiğince sorularına cevab vericek kardeşlerimiz olacaktır inşaallah.

    Bir diğer konuda burdaki soruların çoğunun cevabı Risale-i Nurda vardır. Sohbetlere gelmeyi reddetmemesi halinde sohbetlere götürebilirsiniz. Bu konularla ilgili verilmiş hazır cevabları görsel olarakta araştırıp bulmanız mümkündür.

    Ve hayatını İslama göre tanzim edenlerin hali, bu sorulara verilecek en güzel cevabtır. Görsünler; kim bu dünyada daha huzurlu yaşıyor ve kim kıymetsiz, değersiz, başıboş, amaçsız, gayesiz yaşıyor..
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 122 + 5860


    Kur’an’daki kıssalar arası farklılıkların sebebi nedir?

    Huseyni de ifade ettiği gibi sorduğu soruların, soru olabilmesi için meselelere çok hakim olmak gerekir, aksi takdirde sorudan çok tenkide hatta inkara dair mana ifade edilmekte. Her neyse bu bütün soruların cevabı elhamdülillah veririrz. Sorular düzenlenerek nakledilmiştir. Yok ben onu sormuyorum başkasını soruyorum denirse sorusunu anlaşılır ve soru kalıbına uyacak şekilde ifade etmesini rica ederiz.

    Dikkat
    -kuranın bir yerinde "ak" denilen bir konuya daha sonra "kara" denmesi.


    Bilgi
    Kur’an’daki kıssalar arası farklılıkların sebebi nedir?

    Sorunun Detayı

    a) Araf suresinde Bakara suresinde Hicr suresi olması gerekiyor şeytanın secde etmekten neyin alıkoyuyor sorusuna verdiği cevapların farklılıkları nasıl açıklanabilir? b) Zariyat suresinde ve Hud suresinde Hz. İbrahim’e gelen gelen meleklerin aynı konu ama farklı diyalogları, bir yerde Hz. İbrahim’in eşi ayakta ve gülüyor, bir yerde çığlık atıyor, bir yerde melekler direk kendini tanıtırken, bir yerde sonradan tanıtıyor, bir yerde Hz. İbrahim’e bir çocuk müjdelediğini söylerken bir başka yerde İshak’tan sonra Yakub’u müjdeledik diyor. c) Hz. Musa kıssasında da mana itibariyle değişik olmasa da kelime itibariyle değişiklik var. Bu konuyla ilgili bir iki cevap verildi ama pek tatmin edici değil. İnşallah bilgilerinizle aydınlatırsınız. Allah razı olsun.




    Değerli kardeşimiz;




    a) Bu farklı ayetlerde söz konusu edilen farklı ifadeler birbirine ters düşmez. Bilakis, bunlar birbirini tamamlar mahiyettedir. Kur’an çok veciz konuştuğunda sözün serdedildiği yere göre ilgili olayın farklı yönlerini seslendirmiştir.

    Mesela: “O vakit meleklere: “Âdem‘e secde edin!” dedik. İblis dışındaki bütün melekler secde ettiler. İblis bunu yapmadı, kibrine yediremedi ve kâfirlerden oldu.” (Bakara, 2/34) mealindeki ayette iblisin secde etmemesinin altında yatan asıl sebebin kibir olduğu vurgulanmış, kibir hasletinin bazen sahibini küfre götürecek kadar çirkin olduğuna işaret edilmiştir.

    Kibrin bu korkunç akıbetine dikkat çeken İslam alimleri: “Kaynağı kibir olmayan her günahın bağışlanma ihtimali vardır. Ancak kaynağı kibir olan günahların affı çok zordur.” yargısına varmıştır.

    - “Sizi Biz yarattık, sonra size şekil verdik. Peşinden de meleklere: “Haydi, hürmet için secde edin Âdem’e!” dedik. Onların hepsi hemen secde ettiler, yalnız İblis dayattı. Secde edenlerden olmadı. Allah buyurdu: “Söyle bakayım, Sana emrettiğim halde, secde etmene mani nedir?” İblis: “Ben ondan daha üstünüm; çünkü Sen beni ateşten, onu ise bir çamur parçasından yarattın. “Çabuk in oradan!” buyurdu Allah, “Öyle orada kurulup da büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çabuk çık, çünkü sen alçağın tekisin!” (Araf, 7/11-13) mealindeki ayette ise, secdeye engel olan kibrin kaynağının “yaratılış menşei olan ateş unsuru” olduğuna işaret edilmiştir.

    Bu ayette, varlıkların kendi kesp ve kazançları olmayan bir hususla övünüp böbürlenmelerinin büyük bir haksızlık ve ahmaklık olduğuna işaret edilmiştir. Bu ayette böylece, insanlara -intisabında hiç bir dahilleri olmayan soyları-soplarıyla, aşiret-kabileleriyle, fizikî güzellikleriyle övünmelerinin gerçekte bir maskaralık olduğuna dikkat çekilmiştir.

    - “(Allah Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi nedir, dedi. (İblis Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi.” (Hicr, 15/32-33) mealindeki ayetlerde ise, Araf suresinde, Hz. Adem’in menşeinin “çamur”olduğuna kısaca temas edilmiştir. Burada ise, bu çamurun “kuru ve şekillenmiş kara balçık” özelliklerine işaret edilmiştir.

    - Ayrıca, Araf suresindeki kıssada; şeytan, kendi menşei olan ateş unsuruna dayanarak, çamurdan yaratılan birine saygı göstermeyeceğini bildirmiştir. Yani şeytan güya hem kendisinin büyüklüğünü hem de karşı tarafın küçüklüğünü seslendirmiştir. Hicr suresinde ise, şeytan, kendi menşeine değil, sadece Adem’in menşeine vurgu yapmıştır.

    Demek ki, burada başkasını hor-hakir görmenin de kişiyi telafisi mümkün olmayan kötü sonuçlara götürebilirliğine vurgu yapılmıştır.

    b) Hz. İbrahim ile ilgili ayetlerin mealleri şöyledir:

    “Bir zaman da elçilerimiz İbrâhim’e varıp onu müjdelemek üzere “Selâm sana!” dediler. O da: Size de Selâm!” deyip çok kalmadan, elinde nefis, güzelce kızartılmış körpe bir dana getirip ikram etti. Ama misafirlerinin ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onların bu hali hoşuna gitmedi ve onlardan kuşkulandı, kalbine bir korku girdi. “Korkma!” dediler. “Çünkü biz aslında Lût kavmini imha etmek için gönderildik. Bu sırada hanımı da, hizmet için ayakta durmuş, onları dinliyordu. Bunu işitince gülümsedi. Biz de onu İshak’ın, onun peşinden de Yâkub’un doğumu ile müjdeledik.” (Hud, 11/69-71)

    “Sahi! İbrâhim’in şerefli misafirlerinin gelişlerinden haberin oldu mu?

    Onlar yanına varınca: “Selâm!” dediler. O da: “Size de Selâm!” diye cevap verdi, ama içinden: “Bunlar tanımadığım kimseler, hayırdır inşaallah!” dedi.

    Onlara yemek getirmek için gizlice ailesinin yanına geçti ve semiz bir dana kebabı getirdi. Önlerine koyup “buyurmaz mısınız?” diye ikram etti. O sırada onlardan yana içine bir korku düştü. “Korkma!” dediler ve ona büyüdüğünde âlim olacak bir çocuklarının dünyaya geleceğini müjdelediler. Evin öbür köşesinden bunu duyan eşi, elini yüzüne vurarak: “Vay başıma gelene! Ben kısır bir koca karı iken mi doğuracağım!” diye çığlık attı.” (Zariyat, 51/24-29)

    - Bu konuda şunları söylemek mümkündür:

    1) Her iki ayette de Hz. İbrahim’e gelen meleklerin önce tanınmadığına işaret edilmiştir.

    2) Çocuklarının olacağını işiten hanımı: bir ayette “gülümsedi” diyor, diğerinde“çığlık attı” diyor. Aslında meallerde “çığlık attı” olarak geçen ifadenin aslı:“KALE=Dedi ki:” şeklindedir.

    Bu ayetlerden birinin tasvirinde, Hz. İbrahim’in eşi, verilen çocuk müjdesinden dolayı seviniyor ve bu sevincini “Gülümseme” ile gösteriyor. İkinci ayette ise, müjdeyi duyan kadının yaşlı halini düşünüp bunun nasıl olacağına dair hayretini, şaşkınlığını ifade etmiştir.

    Tekrar edelim: meallerde “Çığlık” kelimesinin ayet metninde yeri yoktur. Bu, Türkçe’de, sesli bir şekilde söylenen bir husus biraz daha dramatize edilmiştir.

    Bunu şunun için söylüyoruz: Burada birbirine zıt gibi görünen iki durum yoktur: bir yandan sevincinden gülen, diğer yandan üzüntüsünden çığlık atıp feryat eden bir kadın yoktur. Bilakis, aynı anda iki ruh halini yaşayan bir kadının durumuna dikkat çekilmiştir. Bir yandan, yaşı ilerlemesine rağmen eskiden beri beklediği bir çocuğun müjdesini işitmekten duyduğu sevinç; diğer yandan bu işin olağanüstü bir durum olduğunu düşünerek “bu nasıl olur?” diyerek şaşkınlığını gizlemeyen bir ruh hali söz konusudur.

    3) Ayetlerden birinde isim verilmeden sadece “bir çocukları olacağına” dair bir müjde, diğerinde ise, isim verilerek bunun İshak olduğuna vurgu yapılmıştır. İsmin verildiği ayette müjdeyi pekiştirmek, sevinci daha da arttırmak için İshak’ın da bir oğlu olan Yakub da müjdelenmiştir.

    Aslında, Hz. Yakub, Hz. İbrahim’in oğlu değil, torunudur. Burada ondan da söz edilmesinin bir hikmeti, İshak neslinin devam edeceğine işaret etmek içindir. Ve Hz. Yakub’un zikredilmesinde herhangi bir terslik de yoktur.

    c) Hz. Musa kıssası, Kur’an’da bir belagat modeli görünümündedir. Sözün makamına göre, bazen daha uzun, bazen daha kısa; bazen olayın bir-iki parçasına, bazen daha fazla pasajlara yer verilmiştir.

    Özellikle Arapça’da bir konuyu farklı üslupla ifade etmek bir tefennün sanatı olarak görülen güzel bir edebi vechedir. Belagatin bütün çeşitlerini ihtiva eden Kur’an’da bu tefennün sanatına da yer verilmiştir. Îcaz ve Itnab denilen veciz veya uzun uzadıya konuyu detaylandırmak da bu sanatın içindedir.

    Kur’an, beşeri eserler gibi sadece bir maksadı, bir gayeyi takip etmiyor. Bilakis, Allah’ın sonsuz ilminin bir tezahürü olduğu için Kur’an’da aynı kıssada, aynı ifadede pek çok maksat takip edilir. Bu farklı maksatlara işaret edilirken, aynı konu farklı bir üslupla ele alınır, farklı olarak ifade edilir. Hz. Musa kıssasını anlatan ifadelerin farklılığı, bu farklılıktan ileri gelir.

    Risale-i Nur’daki ifadelerin ışığında Hz. Musa’nın kıssasını şöyle açıklayabiliriz:

    1) Asâ-yı Musa gibi çok hikmetleri ve faideleri bulunan kıssa-i Musa'nın (as) ve sair enbiyanın kıssalarının defalarca değişik ifadelerle tekrarında, risalet-i Ahmediyenin hakkaniyetine bir delil gibi sunulmuştur. Bütün enbiyanın nübüvvetlerini hüccet gösterip onların umumunu inkâr edemeyen, bu zâtın risaletini hakikat noktasında inkâr edemez hikmetiyle -farklı kelimlerle, farklı ifadelerle, farklı üsluplarla- ders verilmiştir. (Asa-yı Musa ( 69 )

    2) Kur'an’da çok tekrar edilen kıssa-i Musa Aleyhisselâm'ın cümleleri ve cüz'lerinin her bir cümlesi, hatta her bir cüz'ü, bir düstur-u küllînin ucu olarak gösterilmiş ve o düsturu ifade ediyor.” (Sözler, 401 )

    3) Kıssa-i Musa gibi bazı hâdisat-ı cüz'iyenin tekrarı, o hadisenin büyük bir düsturu tazammun ettiğine işarettir. (Mesnevi-i Nuriye, 128 ) Aynı hadiseyi aynı ifadelerle aktarmak usanç verdiğinden, farklı ifadelerle tefennün edilmiştir.
    İlave bilgi için tıklayınız:

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet










    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 122 + 5860


    Kur'an-ı Kerimde çok sayıda ayetleri tekrar etmek

    Dikkat
    -konularda çok sayıda gereksiz tekrar olması.


    Bilgi
    "Evet, ihtiyacın tekerrürüyle tekrarın lüzumu haysiyetiyle, yirmi sene zarfında pek çok mükerrer suallere cevap olarak ayrı ayrı çok tabakalara ders veren ve koca kâinatı parça parça edip kıyamette şeklini değiştirerek,.." Devamıyla izah eder misiniz?

    "Evet, ihtiyacın tekerrürüyle tekrarın lüzumu haysiyetiyle, yirmi sene zarfında pek çok mükerrer suallere cevap olarak ayrı ayrı çok tabakalara ders veren ve koca kâinatı parça parça edip kıyamette şeklini değiştirerek, dünyayı kaldırıp onun yerine azametli âhireti kuracak ve zerrattan yıldızlara kadar bütün cüz'iyat ve külliyatın tek bir Zâtın elinde ve tasarrufunda bulunduğunu ispat edecek ve kâinatı ve arzı ve semavatı ve anâsırı kızdıran ve hiddete getiren nev-i beşerin zulümlerine, kâinatın netice-i hilkati hesabına gazab-ı İlâhîyi ve hiddet-i Rabbâniyeyi gösterecek hadsiz ve nihayetsiz ve dehşetli ve geniş bir inkılâbın tesisinde, binler netice kuvvetinde bazı cümleleri ve hadsiz delillerin neticesi olan bir kısım âyetleri tekrar etmek, değil bir kusur, belki gayet kuvvetli bir i'caz ve gayet yüksek bir belâgat ve mukteza-yı hâle gayet mutabık bir cezâlettir, bir fesâhattir."(1)

    Allah’a isim ve sıfatları ile iman etmek, öldükten sonra dirilmek, kıyamet, hesap günü, insanın sorumlulukları gibi hayati ve önemli konuları, insanların kalp ve kafasına nakşetmek ve anlatmak için, bu konulara dair delil ve ifadeleri tekrar tekrar ifade etmek -haşa- boş ve lüzumsuz bir tekrar değildir. Evet Kur’an’ın, böyle hayati ve önemli konuları insanlara ders vermek için ısrarla ve titizlikle vurgulaması yerinde ve ihtiyaca binaendir.
    Nasıl açlık tekrar ettiği için, yemek de onunla beraber tekrar ediyor ve bu insana bir usanç ve bıkkınlık vermiyor ise; Kur’an’ın imana dair temel konuları da insan için ekmek ve su gibidir, ne kadar tekrar edilse insana usanç vermediği gibi fayda temin ediyor.
    Çok büyük ve hayati olan bir meseleyi, birkaç cümle ve kelime ile ifade edip üzerinde durmadan ve vurgu yapmadan geçmek, edebi açından da bir kusurdur. Kur’an böyle hayati konular üzerinde çok tekrar ve vurgu yapmasına rağmen, halen anlamakta ve iman etmekte zorluk çekenlerin bulunması meseleye işaret ediyor.

    (1) bk. [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]


    Kaynak: Sorularla Risale
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 122 + 5860


    Evlatlık, evlat edinme, yuvadan çocuk almak konusunda bilgi verir misiniz?

    [DIKKAT][-evlat edinmenin yasaklanması (niye?)/DIKKAT]

    Bilgi


    Evlatlık, evlat edinme, yuvadan çocuk almak konusunda bilgi verir misiniz?


    Sorunun Detayı


    Evlatlık alınan bir çocuk büyüdüğünde üvey annesine yabancı oluyormu.Ve bunun giderilmesi için dini hüküm nedir?

    Değerli kardeşimiz;

    Evlat edinme, bir başkasının çocuğunu kendi ailesi içine katma âdeti, tarihin her devrinde tatbik edilen bir husustur. Bilhassa İslâmdan önceki Cahiliye Devrinde bu âdet daha yaygındı. İsteyen kimse, seçtiği herhangi bir kimseyi öz çocukları arasına katarak onu evlatlık aldığını ilân ederdi. Aldığı çocuğa “Sen benim oğlumsun, ben sana vârisim, sen de bana vârissin” diyordu. Böylece, o çocuk öz oğlu sayılıyordu. Ailenin bir ferdi olduğu gibi, aynı zamanda aile fertlerinin sahip olduğu hak ve vazifelere de ortakoluyor, ailenin ismini alıyordu. Evlatlık edinen kimse bu çocuğun babası sayılıyordu. Evlât edinenin hanımı da, çocuğun annesi yerine geçiyordu. Oğlanın hanımı da bu babanın gelini kabul ediliyor, dolayısıyla, boşandıktan sonra gelini ile evlenmesi mümkün olmuyordu.

    Peygamberimiz de (a.s.m.) Zeyd bin Haris'i kendisine evlâtlık olarak almıştı. Hz. Zeyd küçük yaşta köle olarak satılmış, Hz. Hatice deonu satın almıştı. Daha sonra onu Peygamberimize hediye etti. Hz. Zeyd, Peygamberimizin hizmetinde bulunuyordu. Babası ve amcası, kurtarma akçesi karşılığında onu Peygamberimizden istemeye geldiler. Peygamberimiz Hz. Zeyd’i serbest bıraktı. Fakat Zeyd, Peygamberimizi baba ve amcasına tercih ederek onun yanında kalmayı kabul etti. Bundan sonra Peygamberimiz onu kölelikten azad etti. Hazır bulunan cemaata hitap ederek, “Şâhit olunuz, Zeyd benim oğlumdur, ben onun vârisiyim, o da benim vârisimdir” buyurdu. Bunun üzerine babası ve amcası memnun olarak ayrıldılar. Bundan sonra Hz. Zeyd Peygamberimizin evlâtlığı olmuştu. Artık “Muhammed’in oğlu Zeyd” diye çağrılıyordu. (Üsdü’l-Gâbe, 2: 225)

    Hak din gelince, Cahiliye devrinde yapılan ve uygulanan âdet ve alışkanlıklar birer birer değişiyor, insanlara meşru olan yol gösteriliyor bâtıl ve haksızlıkların yerini hak ve adalet esasları alıyordu. Cahiliye âdetlerinden birisi de o zamanki uygulanış şekliyle evlâtlık müessesesiydi.

    İnsan tabiatına aykırı düşen bu uygulamayı Cenab-ı Hak hem açık emirle, hem de Peygamberi üzerinde fiilen tatbik etmekle kaldırdı.

    Bu konudaki âyetin meali şöyledir:

    “Allah, evlâtlıklarınızı oğullarınız gibi tutmanızı meşru kılmadı. Bunlar, sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola O eriştirir. Onları (evlât edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın. Allah yanında en doğrusu budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin. Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yoktur.” (Ahzab Sûresi, 4-5)

    İşte bu âyet-i kerime ile evlâtklık âdeti kaldırılmış oldu. Meşru olmayan bu âdet haram kılındı. Çünkü, evlâtlıkla ne hakiki bir evlat olunur, ne de evlâtlık edinen kişi gerçek bir baba olur.

    Bu yasaklama ve “Sen benim oğlumsun” demekle hiçbir çocuğun gerçek bir evlât olmadığı hususunda Peygamberimize Allah’ın emirleri bildirildi. Evlâtlığın boşadığı hanımın “babalık” tarafından nikâhlanmasının meşru sayıldığı açıklandı. (Ahzab Sûresi, 37)

    Evlâtlık müessesesinde şu mahzurlar bulunduğu için dinimizde yasaklanmıştır. Önce meşru olmayan bir yolla başkasının çocuğunu kendi evlâdı yerine getirerek haksız ve sahte bir muamele yapılmaktadır. Yabancı bir çocuğu evlât kabul etmek fıtratı değiştirmektir. Mukaddes olan nesil meselesini tahrif etmek, çocuğun asıl ana babasının unutulmasına sebep olmaktır.

    İkinci olarak, bu çocuk büyüyünce aile içerisinde mahremiyet hususlarına riayet edilmeyecektir. Tesettür, bakma ve temas gibi durumlara uyulmayacaktır. Oğlansa ailenin bütün kadınlarıyla bir arada bulunacak, kızsa ailenin bütün erkekleriyle birlikte yaşayacaktır. Halbuki, ister kız olsun ister oğlan; evin hanımı annesi olmadığı gibi, o ailenin akrabası da evlâtlığın ailesi sayılmaz, bir yabancıdan farksızdır. Bunlar büyüyünce aile içinde bulundukları müddetçe devamlı haramla yüz yüze bulunacaklardır.


    Başka bir mahzur da, evlâtlık olarak alınan çocuk mirasa ortak olacaktır. Böylece daha yakın akrabalar kısmen veya tamamen mirastan mahrum kalacaklardır. Hakları çiğnenen mirasçılar bu çocuğa bir düşman gözüyle bakacaklardır. Çünkü, evlâtlık hakikatta miras hakkına sahip değildir.

    İşte bütün bu mahzurlardan dolayı dinimiz evlâtlık almayı tavsiye etmemiştir. ancak, bahsi edilen bu evlâtlık meselesinden ayrı olarak, insanın bir yakınının, bir dostunun çocuğunu himayesine alması, kimsesiz ve yetim bir çocuğu alıp evlâdı gibi onu sevmesi, ona yedirmesi, içirmesi, onu terbiye edip okutması bir fazilettir. Fakat, bu durumda da onu kendisine tescil etmemesi, evlât haklarını ona devretmemesi, mahremiyet meselesine dikkat etmesi icap etmektedir. Ancak, kişi isterse, hayatta iken malının bir kısmını o çocuğa bağışlayabilir. Veya ölmeden önce malından bir miktar verilmesini vasiyet edebilir. Nitekim, Peygamberimiz bir çok hadislerinde kimsesiz çocuklara ve yetimlere bakanlara Cenneti müjdelemiştir. (Müslim, Zühd: 42)

    Sonuç:

    Bu konunun üç önemli özelliği vardır:

    1- Evlat edindiğimiz çocuk kız olursa babalığa, erkek olursa analığa mahrem olacağı için beraber yalnız kalma ihtimaline göre caiz değildir. Bu konu süt emzirmekle çözülebilir. Bir bayan iğne yaptırarak göğsünden süt getirtirse bu sütü bebeğe içirerek süt anne olabilir. Ancak kocası süt baba olamaz. Bu sebeple bir bebeği evlatlık olarak almayı düşünenler, başka da çocuğu yoksa evlat edineceği bu çocuğun erkek olması isabetli bir karar olacaktır. Kız olursa mahremiyetten doğan sıkıntılar oluşur.

    2- Evlatlık alanlar, çocuğun esas anne ve babasının vereceği şefkat ve göstereceği merhameti gösteremeyebilirler. Bu açıdan çocuğun gerçek anne ve babasından mahrum bırakma sorumluluğu vardır. Bu da çocuk açısından önemli bir durumdur. Ancak kimsesiz çocuklar için bu sakınca olmayabilir.

    3- Evlat edinen ailelerin kalacak mirasları bu çocuğun olacaktır. Halbuki, o miraslar akrabalara kalması gerekirdi. Bu da başkasının hakkının evlatlığa verilmesi demektir ki caiz değildir. Bu konuda bir çözüm olarak gerçek mirasçılarla helalleşilir ya da evlatlık mirastan kanunen mahrum bırakılarak çözüm aranabilir.

    Bu üç sebepten dolayı evlat edinmenin doğru olmadığını söyleyebiliriz. Bu üç engeli de dini açıdan çözebilirsek evlat edinmek inşallah haram olmaz.

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 122 + 5860


    "Sen Kur'an'ı unutmayacaksın" anlamındaki ayet, "Sana unutturursak" ayetine göre nası

    Dikkat
    -nahl 101 (biz bir âyeti değiştirip yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki allah neyi indireceğini gayet iyi bilir- onlar peygamber'e, "sen ancak uyduruyorsun" derler. hayır, onların çoğu bilmezler.)



    Bilgi
    "Sen Kur'an'ı unutmayacaksın" anlamındaki ayet, "Sana unutturursak" ayetine göre nasıl anlaşılmalıdır?


    Sorunun Detayı

    Düşünsenize güya Allah Mekke Dönemi´nde onlarca ayet gönderiyor unutmayacaksın diyor.Medine döneminde ise ayetler unutulunca sen üzülme biz sana daha iyisini getiririz eskisini iptal ederiz diyor. MEKKE DÖNEMİNDE İNEN BİR AYET Bu ayete benzer çok ayet var ALA SURESİ 6. AYET Sana Kuranı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın. MEDİNE DÖNEMİNDE İNEN AYETLERDEN BAZILARI BAKARA SURESİ 106. AYET Biz bir ayet hükmünü iptal eder ya da unutturursak, ondan daha hayırlısını veya benzerini getiririz. Bilmez misin, Allah kesinlikle her şeye Kadir´dir. NAHL SURESİ 101. AYET Biz bir Ayeti değiştirip yerine başka bir Ayet getirdiğimiz zaman kafirler Peygambere, Sen ancak uyduruyorsun derler. Hayır, onların çoğu bilmezler. RAD SURESİ 39. AYET Allah, dilediği ayeti siler, dilediği ayeti de sabit kılıp bırakır. Kitabın aslı O nun yanındadır. Bir sitede bu ayetlere eleştiri gelmiş, haşa. İzah edebilir misiniz bunları. Unutma nasıl oluyor, hükümler nasıl değişiyor?


    Değerli kardeşimiz;

    Bir ayetin Allah tarafından unutturulması hususu Hz.Peygamber için bir noksanlık değildir. Hz. Muhammet (asm) gelen Kur’an vahyini ezberleme konusunda oldukça aceleci davranıyor, bir kelime veya harfi kaçırma korkusuyla Cebrâil vahyi henüz tamamlamadan tekrar etmeye çalışıyordu. Bu sebeple Resûlullah’a Kur’an okurken acele etmemesini emreden ve onu unutmayacağı konusunda güvence veren Kıyâme sûresinin 16-19. âyetleriyle “Bundan böyle sana Kur’ân okutacağız da sen unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği müstesna...” meâlindeki bu sûrenin 6. âyeti inmiştir.

    - Bizim konuyu çok rahat anlamamız için, mealini verdiğimiz ayetin bizzat kendisine bakmak yeterlidir. Mekke’de indirilen bu ayette “Bundan böyle sana Kur’ân okutacağız da sen unutmayacaksın” ifadesinden sonra bunun istisnalarının olabileceğini ise “Ancak Allah’ın dilediği müstesna.” mealindeki ifadeyle ortaya konmuştur.

    Sadece ayetin bu noktasına dikkat eden herkes bu ayet ile, bir ayetin nesh edilebileceğini, unutturulabileceğini ifade eden ayetler arasında hiç bir çelişkinin olmadığını kolaylıkla anlar. (bk. Taberi, Razi, İbn Kesir, ilgili ayetlerin tefsiri)

    -Bu istisna cümlesini göz ardı etmek bektaşiliktir. Hani meşhur menkibedir: Bektaşinin birine sormuşlar “niye namaz kılmıyorsun” diye. O da cevap olarak: Allah Kur’an’da “namaza yaklaşmayın” demiyor mu? demiş. Karşı taraf ,“Yahu bunun ardından: “sarhoş iken” cümlesi de var, dediğinde ise, bektaşi“ Ben hafız değilim kardeşim, benim ezberim bu kadar, orayı bilmem” diye kendini savunmuş.

    Bu tür bektaşilik yapanların akıbeti hüsrandır. Hiç kimse Allah’ın diniyle oynamaya kalkmasın. Mahşerdeki rezillik dünyanınkine benzemez.

    Kur'an'da nesih yani hükmü değiştirilen ayetler konusu tefsir usulünün önemli konularından biridir. Neshedilen ayetlerin hangileri olduğu farklı alimlere göre değişmekte ise de bunlar ağırlıklı görüşe göre sayıları çok fazla değildir.


    İlave bilgi için tıklayınız:

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]


    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 122 + 5860


    Tebbet Suresinde beddua edilmesi nasıl açıklanabilir?

    Dikkat
    -tebbet suresinde ebu leheb'e lanet edilmesi.




    Bilgi
    Tebbet Suresinde beddua edilmesi nasıl açıklanabilir?


    Sorunun Detayı

    Öncelikle bu soruyu son derecede bir titizlikle cevaplandırmanızı rica ediyorum. Evet benim sorum ne zaman bir ateistle münakaşaya girsek bana hemen Tebbet suresini örnek veriyor ve “Kur’an'da Allah neden beddua ve lanet etmiştir?” diyor. Bu konuyu en ufak ayrıntılarıyla açıklarsanız googlede bunun cevabını arayan arkadaşlar bu cevabı okusunlar. Selametle..


    Değerli kardeşimiz;

    - Allah’ın, Tebbet suresinde kullandığı ifade, Ebu Leheb’in Onun elçisine yaptığı bedduanın aynıyla bir karşılığıdır ve ona iadesidir.

    - Tebbet suresinde bir lanetleme yoktur. Lanet kelimesi hiç geçmemektedir. Sadece onun Hz. Peygambere “İki elin kurusun!” dediği için, buna bir karşılık olarak “Ebu Lehebin iki eli kurusun” denilmiştir. Bu husus Allah’ın elçisine sahip çıkmasının bir göstergesidir. Ancak bu cümleden sonra “ve Tebbe” (ve onun elleri gerçekten de kurudu/belasını buldu gitti) ifadesi gaybi bir haber olarak ortaya çıkmıştır.

    İslam alimlerinin bildirdiğine göre, bu surenin inmesinden sonra, Ebu Leheb her gün malını-mülkünü, servetini kaybetmeye başladı. Huzur ve saadeti heder olmaya başladı. Ta ki, imansız ölerek cehenneme gitti.

    - Tebbet suresi, Allah’ın elçisini su-i zanlardan kurtarma operasyonudur. Bilindiği üzere, Ebu Leheb, Hz. Peygamberi takip ediyor ve davasını anlatmak istediği herkese: “bu benim yeğenimdir, delinin tekidir, sözüne itibar etmeyin” diyordu. Allah, “amca” maskesini kullanarak elçisini zor duruma düşüren bu adamın maskesini düşürmüş ve bunun gerçekte büyük bir düşman olduğunu ve asla ona inanmayacağını belirtmiştir.

    - Her devlet, aleyhinde propaganda yapan kimseleri çürütmek suretiyle kendi elçisine sahip çıkacağı gibi, Allah da bu amansız düşmanı çürütmek suretiyle elçisine sahip çıkmıştır.

    - Kur’an’ın i’caz yönlerinden biri de gaybi haberlerdir. Tebbet suresinde Ebu Leheb’in Kâfir olarak ölüp cehenneme gideceği açık bir surette ifade edilmiş ve Ebu Leheb imansız ölmek suretiyle Kur’an’ın bu gaybî ihbarını fiilen tasdik etmiştir.

    Mekke’de ilk inen surelerden biri olan Tebbet suresinde, Hz. Peygamber (a.s.m)’in amcası Ebu Leheb ve eşinin imana gelmeyeceklerine ve imansız ölüp cehenneme gireceklerine dair Kur’an’ın beyanı şüphe götürmez bir açıklıktadır.
    Zaman bu sureyi tasdik etmiştir.

    Şayet, onlar yalancıktan da olsa iman ettiklerini söyleselerdi, Hz. Muhammed (a.s.m)’in bütün davası sıfırlanırdı. Halbuki, o dönemde bunlar gibi daha pek çok İslam düşmanı vardı ve sonradan iman ettiler. Bunların da iman etmeyeceklerini Allah’tan başka kim bilebilir?

    O zaman yine müthiş bir düşman olan fakat yıllar sonra müslüman olan Ebu Süfyan, Halid b. Velid, Amr b. As gibi adamlara böyle bir şey söyleseydi, elbette onun davası bir anda sona erecekti.

    - Hz. Peygamber aile şerefinin ve kabilecilik taassubunun yaygın olduğu bir devirde, Velid b. Muğire, İbn Şeybe, İbn Utbe, Ebu Cehil gibi, en az Ebu Leheb gibi birer düşman olan yabancıları değil de, en yakını olan amcasını rencide etmesi, bu Kur’an’ın kendi malı olmadığı, Allah’ın kelamı olduğu, onun da rabinin emirlerini tebliğle mükellef bulunduğunun açık göstergesidir.

    İlave bilgi için tıklayınız:
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 122 + 5860


    Konudan konuya atlaması ?

    Dikkat
    -kitabın edebi bir değerinin olmaması. konudan konuya atlaması. başının sonunun belli olmaması. bu kitap bir yayıncıya basılması için gönderilmiş olsa edebi yetersizlikten dolayı hemen reddedilirdi.



    Bilgi


    "Kur’ân’ın en mühim fesahatini, siz onun selâsetinde ve vuzuhunda buluyorsunuz. Halbuki şu âyette nereden nereye atlıyor!" cümlelerinin geçtiği, şeytanın itiraz kısmını açıklar mısınız?

    "Sûre-i قۤ وَالْقُرْاٰنِ الْمَجِيدِ i okurken, (...) Şu âyetleri okurken Şeytan dedi ki: “Kur’ân’ın en mühim fesahatini, siz onun selâsetinde ve vuzuhunda buluyorsunuz. Halbuki şu âyette nereden nereye atlıyor! Sekerattan, tâ kıyamete atlıyor. Nefh-i surdan, muhasebenin hitâmına intikal ediyor ve ondan Cehenneme idhali zikrediyor. Bu acip atlamaklar içinde hangi selâset kalır? Kur’ân’ın ekser yerlerinde, böyle birbirinden uzak meseleleri birleştiriyor. Böyle münasebetsiz vaziyetiyle selâset ve fesahat nerede kalır?”


    "Elcevap: Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın esas-ı i’câzı, en mühimlerinden belâğatinden sonra îcâzdır. Îcaz, i’câz-ı Kur’ân’ın en metin ve en mühim bir esasıdır. Kur’ân-ı Hakîmde şu mucizâne îcaz o kadar çoktur ve o kadar güzeldir ki, ehl-i tetkik, karşısında hayrettedirler. Meselâ, وَقِيلَ يَا اَرْضُ ابْلَعِى مَاۤءَكِ وَيَا سَمَاۤءُ اَقْلِعِى وَغِيضَ الْمَاۤءُ وَقُضِىَ اْلاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِىِّ وَقِيلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ kısa birkaç cümleyle Tufan hadise-i azîmesini netâiciyle öyle îcazkârâne ve mucizâne beyan ediyor ki, çok ehl-i belâğati, belâğatine secde ettirmiş."(1)

    Selaset: Anlatıştaki kolaylık ve rahatlık. Açık, kolay, akıcı ve âhenkli ifade manalarına geliyor. Akıcı bir ifadede konu bütünlüğü ve anlaşılırlığı hakimdir, alakasız bir şekilde, konudan konuya atlamak selaset ile bağdaşmaz.

    Fesahet: Sözün; lâfız, mâna ve âhenk itibariyle kusursuz olmasıdır. Diğer tâbirle, lâfızların söylenişinin tatlı, mânasının da söylenirken hemen zihne girmesidir. Bu keyfiyetlerin birincisi, kelime ve cümle âhengi ile, ikincisi de kullanan kimsenin kelime hazinesi ve seçme kudreti ile alâkalıdır.

    Kur’an selaset ve fesahet açısından mucizedir. Yani selaset ve fesahetin zirvesinde bir üslup ve beyan kullanmıştır. Şeytan yukarıda verdiğimiz bazı ayetleri göstererek, "selaset ve fesahat bunun neresinde" diyerek, Kur’an ayetlerine şek ve şüphe atmaya çalışıyor. Şek ve şüphesine gerekçe olarak da, konudan konuya atlamasını örnek gösteriyor.

    Halbuki beyan ve ifadenin en tatlısı ve güzeli; icazdır, yani az sözle çok şey anlatmaktır. Kur’an çok büyük aşamaları ve merhaleleri bir iki ayet ve cümle ile icaz edip, yani özetleyip diğer aşamalara intikal ediyor. Bu intikal aralarında bir boşluk, bir ahenksizlik değil, tam tersi bir tefekkür, bir yorum alanı oluşturuyor. Bu yüzdendir ki binlerce tefsir kitapları yazılmıştır.

    Üstad, Kur’an’ın bu harika icazını örnekler vererek izah ediyor. Yani Kur’an ayetlerinde konudan konuya geçilmesi selaseti terk değil, icazın mucize oluşundandır. Buna en güzel örnek bu ayettir: "Ve denildi ki: 'Ey yer, suyunu yut. Ey gök, suyunu tut.' Su çekildi, iş bitirildi ve gemi Cûdî Dağına oturdu. Ve 'Zalimler güruhu Allah'ın rahmetinden uzak olsun' denildi." (Hûd, 11/44.)

    Çok büyük bir hadise bu kadar veciz ve öz ifade edilebilir.


    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]


    (1) bk. [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Sorularla Risale
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 122 + 5860


    Hz. Muhammed, neden “ben okuma yazma bilmem” diyor?

    Dikkat
    -ilk ayetin "oku" olmasına rağmen muhammed bin abdullahın okuma öğrenmemesi veya okuma bilmediğinin iddia edilmesi.



    Bilgi
    Cebrail´in ilk vahyi getirdiğinde oku diye söylediği şeyin sırrı nedir? Vahyedilen ayeti okumasını söylüyorsa, Peygamberimiz Hz. Muhammed, neden “ben okuma yazma bilmem” diyor?


    Sorunun Detayı

    Cebrail´in ilk vahyi getirdiğinde oku diye söylediği şeyin sırrı nedir? Vahyedilen ayeti okumasını söylüyorsa, Peygamberimiz Hz. Muhammed, neden “ben okuma yazma bilmem” diyor?

    Değerli kardeşimiz;

    Hz. Peygamber(asm), inzivaya çekilmeyi âdet edindiği Hira mağarasında iken Ramazan ayının 27. gecesi (Pazar-Pazartesi) tan yerinin ağarmaya başlamasından az önce ufukta nurdan bir şekil görmüş; o zamana kadar hiç karşılaşmadığı bu nurânî varlığın (Cebrail) kendisine seslendiğini duymuştur.

    Hz. Peygamber olayı şöyle anlatır: "Melek bana okumamı emretti. Kendisine okuma bilmediğimi söyledim. Beni kollarının arasına alıp kuvvetle sıktı; sonra 'Oku!' dedi. Ben yine, 'Okuma bilmem' dedim. Beni tekrar kollarımn arasına aldı, kuvvetle sıktı ve 'Oku!' diye tekrar etti. Ben yine 'Okuma bilmem' dedim. Üçüncü defa kollarının arasına alıp daha kuvvetlice sıktıktan sonra bıraktı ve şöyle dedi: 'Yaratan rabbinin adıyla oku; O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle (yazmayı) öğretendir. İnsana bilmediklerini öğretmiştir" (bk. Buhârî, Bed'ü'I-vahy, 3; Müslim, İmân, 252)

    Öncelikle ifade edelim ki, Peygamberimiz, ilk defa böyle bir olayla karşılaşıyor. Gecenin karanlığında garip bir şahıs ortaya çıkıyor ve “oku” diyor. Böyle bir durumda -okuma yazması olmayan- peygamberimizin “ben okumayı bilmem”demesinden daha tabii ne olabilir ki..!

    Arapçada “ikra=oku" emri muhatap tarafından iki şekilde anlaşılmaya müsaittir:

    Birincisi, yazılı bir metnin okunmasıdır.

    İkincisi, hafızasında, ezberden okunmasıdır. Bu ilk vahiyde yazılı metin olmadığına göre “oku” emri muhatabın kendisine okunacak ayetlerin ezberlenmesine yönelik bir emirdir.

    "Elbette bu Kur’ân Rabbülâlemin’in indirdiği bir kitaptır. Onu Rûhu’l-emin, uyaran nebîlerden olman için, senin kalbine açık ve vazıh bir Arapça ile indirmiştir." (Bakara, 2/192-195), ayetlerinde de buyurulduğu gibi, Kur'an-ı Kerim sözlü olarak Peygamberimizin kalbine inmekteydi ve onu ezber olarak bilmekteydi.

    Bununla beraber, burada ki “oku” emri, yakın bir gelecekte peygamber efendimize vahiy olunacak ayetlerin yazılı bir metin olarak kaydedilmesine bir işaret ve bu emrin yerine getirilmesine dair bir manevî fermandır. Onun içindir ki, peygamberimiz kendisine inen her ayeti anında -katipleri vasıtasıyla- yazıya geçirmiştir. Bunun yanında kendisi de derhal ezberlemiş ve arkadaşlarına da ezberletmiştir.

    Bu ayetler, Hz. Peygamber'e inen ilk vahiy olup Peygamber'e ve onun şahsında tüm müslümanlara okumayı emretmiş, onları kalemle yazmaya ve ilimde gelişip yetkinleşmeye teşvik etmiştir. İlk vahyin "oku" emriyle başlaması ve bu emrin iki defa tekrar edilmesi, okumanın ve ilmin dinde ve insan hayatında ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

    Kur'an'ın, canlılar arasında insanın farklı ve üstün yerini onun öğrenme özelliği ile tanımlaması son derece anlamlıdır. (ayrıca bk. Bakara 2/31) Âyette Hz. Peygamber'e emredilen okumanın konusu belirtilmemiştir; çünkü başta kendisine indirilen vahiy ve kozmik evrendeki âyetler olmak üzere, okunması yani üzerinde inceleme yapıp zihin yorarak hakkında bilgi edinilmesi, ders ve ibret alınması gereken her şeyi tanıması, hakikatini anlayıp kavraması istenmektedir.

    Kuşku yok ki yaratanı tanımak, bilimin de dinin de temelini teşkil eder. Bu sebeple "Yaratan rabbinin adıyla oku" buyurularak Hz. Peygamber'in okuma faaliyetine veya herhangi bir işe, başka varlıkların adıyla değil, yaratan rabbin adıyla başlaması ve O'ndan yardım istemesi emredilmiştir.

    Âyette "Yaratan rabbinin adına oku" şeklinde de mâna verilebilir. Sonuçta okumanın (veya herhangi bir faaliyetin) Allah'ın adıyla, Allah için ve Allah adına yapılması emredilmiştir.

    Ayrıca, Âyette "Yaratan rabbinin adıyla oku" buyurularak özellikle yaratma sıfatına vurgu yapılmıştır. Çünkü hem insandaki okuma yeteneği ve imkânını hem de onun okuduğu, incelediği, anlamaya ve kavramaya çalıştığı objeleri, nesneleri yaratan Allah'tır, İnsan, bilgi edinme sürecinde Allah'ın verdiği imkân ve yetenekleri kullanmakta, O'nun yarattığı şartlarda ve onun yarattığı varlıklar üzerinde bilimsel inceleme ve araştırmalar yapmaktadır.

    Durum böyle iken, yani O'nun yarattığı yeteneklerle O'nun yarattığı varlık âlemini incelerken, bütün bu lütufları görmezlikten gelerek Allah'a şükretmemek, O'nu tanımamak, üstelik bunu bilim adına yapmak büyük bir nankörlüktür.

    İlave bilgiler için tıklayınız:

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 122 + 5860


    Kadının İslâm'daki yeri nedir?

    Dikkat
    -kadınların ikinci sınıf insan olması.




    Bilgi
    Kadının İslâm'daki yeri nedir?

    Değerli kardeşimiz;

    İslâmiyet kadına pek büyük bir mevki ve şerefli bir makam vermiştir. Cenab-ı Hakk bir ayet-i kerime de “Ana-babanıza öf bile demeyin” (İsra Sûresi, 28) buyurmuştur.

    Efendimiz Hazretleri de, “Cennet anaların ayakları altındadır,” (Suyûtî, el-Camiü’s-sağir, 3642) buyurmakla validelere çok büyük bir makam vermiştir. Bu münasebetle, İslâm’da kadın-erkek eşitliği olmadığı şeklindeki itirazlara kısaca temas edelim:

    Cenab-ı Hakk sonsuz hikmetler sahibidir. Mahlukatını, hikmetinin iktizasına göre, istediği gibi yaratır. Bazısına diğerinden farklı kabiliyetler ve meziyetler verir. Hiçbir mahlukun, bu hüküm ve iradeye müdahale etmeye hakkı yoktur.

    Allah, erkekler ile kadınları her yönden eşit yaratmamıştır. Bu iki cinsi her cihetle eşit kılmaya çalışmak ancak fıtratı değişmekle mümkündür, bu ise muhaldir. Erkeğin ve kadının mahiyetleri bir çok cihetle farklılık gösterir. “Hüküm çoğunluğa göre verilir” kaidesinden hareketle şöyle diyebiliriz: Erkekler, “güç ve kuvvette, teşebbüs kabiliyetinde, cesarette”, kadınlar ise, “şefkatte, hassasiyette, vefa ve sadakatte” daha ileridirler. Gerek kadının gerek erkeğin birbirinden üstün tarafları vardır. Aile çatısı altında, her iki tarafın üstün meziyetleri birleştirilir ve böylelikle ailenin ihtiyaçları yanında, saadeti de temin edilmiş olur.

    Erkeklerin güç ve kuvvet yönünden daha ileri olmaları sebebiyle, Cenab-ı Hakk, ailenin sorumluluğunu, birinci derecede, erkeklere yüklemiştir. Erkekleri, kadınların ihtiyaçlarını yerine getirmek, onları maddî ve manevî her tehlikeden koruyup gözetmekle mükellef kılmıştır. Bu hakikat şu ayet-i kerimede açıkça beyan buyurulmuştur; “Erkekler kadınlar üzerine yönetici ve koruyucudurlar. Çünkü bir kere Allah bazılarını diğerlerinden üstün kılmıştır. Bir de erkekler mallarından (kadınlarına) nafaka verirler. Onun için iyi kadınlar, itaatkardır. Allah onları (kocalarının himayesine vermekle) koruduğu gibi, onlar da gaybı (namuslarını ve kocalarının mallarını) korurlar.” ( Nisa Sûresi, 34)

    İslâmiyet erkeğin kadına karşı yaptığı bu ihsanlara karşı kadına da kocasına karşı itaati vacip kılmış ve bu itaati ibadet saymıştır. Bu ayet-i kerime bir taraftan erkeklerin hakimiyetini, diğer taraftan da kadınların kıymet ve faziletini ders veriyor.

    Şu var ki, aile reisi olmak başkadır, Allah katında üstün olmak daha başkadır. Kur’an-ı Kerime göre, üstünlüğün ölçüsü cinsiyet değil takvadır. Takva ise en kısa ifadesiyle, Allah’tan korkmak, günahlardan sakınmak, Onun razı olmadığı hareket, tavır, hal ve sözlerden uzak durmak, Onun rızasına ermeyi en büyük maksat bilip, bunu kaybetmekten son derece korkmaktır.

    Aile içindeki nizam ve ahengin devamı için erkeğin aile reisi olması ve kadının da ona itaat ile mükellef kılınması zarurîdir. Mutlak eşitlik bu itaati kırmakla ailedeki nizamı bozar; huzur ve saadeti mahveder ve çoğu zaman boşanmalara yol açar.

    Kadının erkeğine itaati ne kadar lazım ise, erkeğin de kadının hak ve hukukunu gözetmesi o kadar vaciptir. Buna göre İslâmiyet’te “kadınların erkeklere esir oldukları” iddiası tamamen batıldır. Aksine İslâm’da kadın erkekten daha fazla zevk ve sefa imkanına sahiptir. Zira İslâm, erkeği kadının nafakasını temin ile mükellef kılarken, kadını bundan muaf tutmuş, bunun yerine kadına en zevkli bir vazife olarak “çocuk terbiyesini” vermiştir. Bunun içindir ki, Allah, şefkat hissini kadınlara, erkeklerden çok daha fazla lütfetmiştir.

    Bugün kadın hürriyeti diye ortaya atılan şeyler, kadınların ancak sefahate düşmelerini ve sefaletlerini netice vermiş, izzetlerini zillete çevirmiştir. İslâmiyet ise onların iffet ve namuslarını muhafaza altına almakla, şeref ve haysiyetlerini korumuştur.

    Bazı çevreler, İslâm’ın örtünme emrini kadının hürriyetinin kısıtlanması şeklinde takdim ediyorlar.

    Öncelikle şunun bilinmesi gerekir: Kadınların örtünmeleri bütün semavi dinlerin ortak hükmüdür. Rahibelerin örtünmeleri bunun açık bir delilidir.

    Öte yandan, örtünme sadece kadınlar için değil, bütün insanlar için fıtrî bir vazifedir. Hiçbir millette erkeklerin veya kadınların çıplak olarak gezdikleri görülmez. Ancak örtünmenin sınırında münakaşa vardır. İslâmiyet’e göre kadın, yabancı erkeklerin şehvetlerini tahrik edecek bütün azalarını örtmekle yükümlüdür. Böylece, dünyada haysiyet ve şerefini, ahirette ise ebedi saadetini kurtarmış olur. Öte yandan, kadınlar, İslâm’ın men ettiği şekilde açılıp saçılmakla, erkekleri günaha sokmakta ve “sebep olan işleyen gibidir,” hükmünce, onların günahlarının bir katı da kendilerine yazılmaktadır. İslâm, örtünme emriyle kadınları bu tehlikeden de muhafaza etmiş olur.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet

    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

Sayfa 1/3 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

106, 108, 112, 119, 120, 124, 126, 128, 136, 138, 145, 147, 148, 151, 152, 157, 159, 160, 161, 183, adalettir, aklı, alakalı, aldatmaz, aldıkları, âlemleri, anlayan, araf, asra, ateist, bilimin, bÎr, bişey, bozan, budur, bulunmak, buraya, bütünlüğü, çalışıyor, çerçevesi, çocuklarını, çok, çoktur, çıplak, daire, değilim, değişmekte, değiştirmek, dilediğini, diyenlerin, dünyadan, duyan, dışında, edenleri, edilirse, edilsin, ediyorlar, emrini, engeli, etmemesi, etmemiz, ettiğimiz, evlat, ezeliyesi, eşlerini, faideleri, farklı, gelmiş, gerçekleri, gerekiyor, gitmiş, gitti, görüyorum, güzelliği, hakkaniyeti, haktan, hala, hayâ, haşirde, helâl, hicr, hilkat, hoşgeldiniz, huylu, ihtilafı, ikincisi, imaniye, inananlar, inanmayanlar, indirdi, isbat, işlere, kaçını, kalacak, kardeşimiz, kitabını, konuşmak, koyan, koyup, kullar, kuvvetlendirmek, kısmen, kıssalar, kısı, kıymetini, kıymetsiz, lafa, leyl, lüzumu, meramı, meselede, meselesine, mevcudat, muhakkak, muhaldir, müjdeyi, mukaddestir, mümkü, müphem, mürşidi, müş, nasılki, nebî, nedenleri, nikâh, nüfuz, nurlandıran, öldürmeye, oradan, özellikle, öğreten, planı, rabbinin, risaleti, saadetine, sahibidir, sakınanlar, somut, sormuşlar, söylemiş, sözlerinin, süfyan, suresindeki, süzme, sığı, takdim, tamamıyla, tasdike, tavsiyelerini, teyze, topluma, tutma, uluhiyet, vaciptir, vade, verilsin, yapması, yaratanı, yasağı, yaygın, yönden, yıldızlara, zira, şahsî, şahsiyetini, şartları, şeye, şeylerle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222