Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
27 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 123 + 5860


    İbrahim peygamberin (a.s.) çocuklarının sayısının ve isimleri?

    Dikkat
    -ibrahim peygamberin çocuklarının sayısının ve isimlerinin bir türlü doğru düzgün verilememesi.



    Bilgi
    b) Hz. İbrahim ile ilgili ayetlerin mealleri şöyledir:

    “Bir zaman da elçilerimiz İbrâhim’e varıp onu müjdelemek üzere “Selâm sana!” dediler. O da: Size de Selâm!” deyip çok kalmadan, elinde nefis, güzelce kızartılmış körpe bir dana getirip ikram etti. Ama misafirlerinin ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onların bu hali hoşuna gitmedi ve onlardan kuşkulandı, kalbine bir korku girdi. “Korkma!” dediler. “Çünkü biz aslında Lût kavmini imha etmek için gönderildik. Bu sırada hanımı da, hizmet için ayakta durmuş, onları dinliyordu. Bunu işitince gülümsedi. Biz de onu İshak’ın, onun peşinden de Yâkub’un doğumu ile müjdeledik.” (Hud, 11/69-71)

    “Sahi! İbrâhim’in şerefli misafirlerinin gelişlerinden haberin oldu mu?

    Onlar yanına varınca: “Selâm!” dediler. O da: “Size de Selâm!” diye cevap verdi, ama içinden: “Bunlar tanımadığım kimseler, hayırdır inşaallah!” dedi.

    Onlara yemek getirmek için gizlice ailesinin yanına geçti ve semiz bir dana kebabı getirdi. Önlerine koyup “buyurmaz mısınız?” diye ikram etti. O sırada onlardan yana içine bir korku düştü. “Korkma!” dediler ve ona büyüdüğünde âlim olacak bir çocuklarının dünyaya geleceğini müjdelediler. Evin öbür köşesinden bunu duyan eşi, elini yüzüne vurarak: “Vay başıma gelene! Ben kısır bir koca karı iken mi doğuracağım!” diye çığlık attı.” (Zariyat, 51/24-29)

    - Bu konuda şunları söylemek mümkündür:

    1) Her iki ayette de Hz. İbrahim’e gelen meleklerin önce tanınmadığına işaret edilmiştir.

    2) Çocuklarının olacağını işiten hanımı: bir ayette “gülümsedi” diyor, diğerinde“çığlık attı” diyor. Aslında meallerde “çığlık attı” olarak geçen ifadenin aslı:“KALE=Dedi ki:” şeklindedir.

    Bu ayetlerden birinin tasvirinde, Hz. İbrahim’in eşi, verilen çocuk müjdesinden dolayı seviniyor ve bu sevincini “Gülümseme” ile gösteriyor. İkinci ayette ise, müjdeyi duyan kadının yaşlı halini düşünüp bunun nasıl olacağına dair hayretini, şaşkınlığını ifade etmiştir.

    Tekrar edelim: meallerde “Çığlık” kelimesinin ayet metninde yeri yoktur. Bu, Türkçe’de, sesli bir şekilde söylenen bir husus biraz daha dramatize edilmiştir.

    Bunu şunun için söylüyoruz: Burada birbirine zıt gibi görünen iki durum yoktur: bir yandan sevincinden gülen, diğer yandan üzüntüsünden çığlık atıp feryat eden bir kadın yoktur. Bilakis, aynı anda iki ruh halini yaşayan bir kadının durumuna dikkat çekilmiştir. Bir yandan, yaşı ilerlemesine rağmen eskiden beri beklediği bir çocuğun müjdesini işitmekten duyduğu sevinç; diğer yandan bu işin olağanüstü bir durum olduğunu düşünerek “bu nasıl olur?” diyerek şaşkınlığını gizlemeyen bir ruh hali söz konusudur.

    3) Ayetlerden birinde isim verilmeden sadece “bir çocukları olacağına” dair bir müjde, diğerinde ise, isim verilerek bunun İshak olduğuna vurgu yapılmıştır. İsmin verildiği ayette müjdeyi pekiştirmek, sevinci daha da arttırmak için İshak’ın da bir oğlu olan Yakub da müjdelenmiştir.

    Aslında, Hz. Yakub, Hz. İbrahim’in oğlu değil, torunudur. Burada ondan da söz edilmesinin bir hikmeti, İshak neslinin devam edeceğine işaret etmek içindir. Ve Hz. Yakub’un zikredilmesinde herhangi bir terslik de yoktur.


    İlave bilgi için tıklayınız :
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 123 + 5860


    Hz. İbrahim, neden oğlu olursa onu Allah`a kurban etmeyi adamış mı?

    Dikkat
    -ibrahim peygamberin çocuğunu kurban etmeye çalışmasının takdir edilmesi.



    Bilgi
    Hz. İbrahim, neden oğlu olursa onu Allah`a kurban etmeyi adamış? Böyle bir ayet yada hadis-i serif var mı? Bir babanın aklından nasıl böyle bir şey geçebilir?


    Sorunun Detayı

    Hz. İbrahim, neden oğlu olursa onu Allah`a kurban etmeyi adamış? Böyle bir ayet yada hadis-i serif var mı? Bir babanın aklından nasıl böyle bir şey geçebilir?

    Değerli kardeşimiz;

    Hz. İbrahim’in oğlunu kurban edeceğini vadettiğine dair ne bir ayet ne de bir hadise rastlayamadık.

    Bazı tefsirlerde Hz. İbrahimin, oğlunun olacağına dair ilahî müjdeyi aldığında böyle bir vâdde bulunduğuna dair yer alan bilgilerin sağlam dayanağı yoktur. Nitekim, bu hikâyenin yer aldığı bazı kaynaklarda, bu bilgi sadece Süddi adlı müfessire dayandırılmıştır. (bk. Taberî, Kurtıbî, Saffat, 37/101-102. ayetin tefsiri)


    Hz. İbrahim'in oğlunu kesmesine dair bir rüya görmesi ve bu rüyanın gereğini yerine getirmeye çalışması Kur'an gibi Kitab-ı mukaddeste de yer almaktadır. Demek bu konuda semavi dinlerin vahiy metinleri ittifak halindedir.

    “İbrâhim dedi ki: “Ben, Rabbimin gitmemi emrettiği yere doğru gidiyorum, O elbet bana yol gösterecektir. Ya Rabbî, salih evlatlar lütfet bana! Biz de ona aklı başında bir oğul müjdeledik.

    Çocuk büyüyüp yanında koşacak çağa erişince bir gün ona: “Evladım, dedi, ben rüyamda seni kurban etmeye giriştiğimi görüyorum, nasıl yaparız bu işi, sen ne dersin bu işe!” Oğlu: “Babacığım! dedi, hiç düşünüp çekinme, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. Allah’ın izniyle benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!” (Saffat, 37/99-102)

    Bu husus gerçek bir surette bir insanın boğazlanmasına dair bir emir değildir. Bilakis Allah'ın halil (candan dost) olarak almak istediği ve peygamberlerin büyük çoğunluğunu neslinden çıkardığı Hz. İbrahim'i en büyük bir testten geçiriyordu. Nitekim Kur'an'da yer alan "İkisi de bu şekilde teslim olduklarında, onu tuttu şakağı üzerinde yatırdı. Biz ona şöyle seslendik: Ey İbrahim! Gerçekten rüyayı doğruladın. İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz bu apaçık ve kesin – çetin bir imtihandı. Ona büyük bir kurbanlık fidye verdik." (Saffat: 103-107) mealindeki ayetlerde bu imtihan gerçeğine açıkça vurgu yapılmıştır.

    Hz. İbrahim’in bu rüyayı Zilhicce'nin sekizinci, dokuzuncu, onuncu yani terviye, arefe, Kurban bayramı geceleri sıra ile üç gece gördüğü bilinir. Peygamberlerin rüyası vahiy, tabirleri de vahiy olduğundan Hz. İbrahim böyle görmüş ve böyle tabir etmiş ve dolayısıyla böyle vahiy almış olmakla bu, yerine getirilmesi vacib hak, bir emir olmuş oluyordu.

    Bunun üzerine onu zorla yapmaya kalkışmayıp, önce yerine getirilme şeklini istişare etmek üzere oğlunun görüşünü sorarak tebliğ etti ki, bununla ilk önce onun itaat ve boyun eğmekle ecir ve sevaba ermesini temin etmek istedi.

    Düşünmeli, bunu söylerken "ey yavrucuğum!" diye hitab eden bir babanın kalbinde ne yüksek bir şefkat duygusu çarpıyor ve ona ne kadar büyük bir vazife aşkı, Allah sevgisi hakim bulunuyordu.

    Düşünmeli de duymalı ki, bu ne büyük bir deneme, ne dehşetli bir ilâhî imtihandı!

    İşte bunun böyle ilâhî bir emir olduğunu anlayan ve Allah'ın sabredenlerle beraber olduğunu bilen o yumuşak huylu oğul ey babacığım! dedi, ne emrolunuyorsan yap. Beni inşaallah sabredenlerden bulacaksın.(Elmalılı, Hak Dini, ilgili ayetlerin tefsiri)

    Kaynaklarda verilen ayrıntılı bilgilere göre Hz. İbrahim, rüyasında aldığı buyruğu yerine getirmeye karar verip gerçekleştirmek üzereyken, bu tutumuyla Allah tarafından tabi tutulduğu büyük teslimiyet sınavını kazandığı İçin Allah Teâlâ, Cebrail aracılığıyla (Zemahşeri, ilgili ayetlerin tefsiri) görkemli bir koç göndererek oğlunun yerine bunu kurban etmesini istemiş, Hz. İbrahim de öyle yapmıştır.

    Hz. İbrahim, yakılmayı göze alacak derecede tehlikelere göğüs gererek putperestlere karşı mücadele verdiği gibi evladını kurban etme buyruğunada tereddütsüz boyun eğmiş; bu büyük özveriye karşı Yüce Allah hem onunateşte yanmasını önlemiş hem de oğlunu ölümden kurtarmıştır.

    Devamındaki ayetlerde "İşte iyileri biz böyle ödüllendiririz" ifadesi bu lütuflara işaret etmekte; Hz. İbrahim'in sonraki bütün kuşaklar arasında selâm ve saygıyla anılmasının sağlandığı, isminin ebedileştirildigi bildirilmektedir.

    Nitekim bugün de Hz.İbrahim kitabî dinlerde saygın bir yere sahiptir. Biz müslümanlar, bütün peygamberleri derin bir saygıyla andığımız gibi özellikle "Allahümme salli..." ve Alla-hümme bârik..." diye başlayan dualarımızda kendi peygamberimizin yanında Hz. İbrahim'e de dua ederiz..

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 123 + 5860


    Gayri müslimin malı ve kanı Müslümana helaldir?

    Dikkat
    -inanmayanların öldürülmesinin teşvik edilmesi.




    Bilgi
    "Gayri müslimin malı ve kanı Müslümana helaldir." sözünü nasıl anlamamız gerekir? Bu durum "Bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir." mealindeki ayet ile çelişmiyor mu?

    Değerli kardeşimiz;

    Bir Müslümana diğer bir Müslümanın malı ve canı helal olmayacağı gibi, gayri müslimlerin de malı ve canı helal değildir. Nitekim Peygamberimiz (asm)
    “Kim bir zımmiye eziyet etse, şüphesiz ben onun hasmıyım / düşmanıyım."

    diye buyurmuştur.

    "Müslüman olmayanın malı ve kanı Müslümana helaldir." sözü, Müslümanlarla savaşan gayri müslimler için geçerlidir.
    Başka hadislerde, savaş sırasında bile savaşamayacak durumda olan yaşlıların ve kadınların öldürülmesi açıkça yasaklanmıştır.

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor:
    "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın katıldığı gazvelerden birinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bunun üzerine kadınları ve çocukları öldürmeyi yasakladı."(1)

    Kadın ve çocuğun öldürülmesini yasaklayan farklı rivayetler mevcuttur. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zaman zaman öldürülmüş kadınlara rastladıkça yasağı tekrarlamış ve hatırlatmıştır. İbnu Hacer'in şerhte kaydettiği bir rivayete göre, Taif'de öldürülmüş bir kadın gören Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):
    "Ben kadınları öldürmeyi yasaklamadım mı, bunu kim öldürdü?"

    diye sorarak meselenin üzerine gider. Bir adam atılarak açıklar:
    "Ben ya Resûlullah. Ben onu tutup bineğimin arkasına almıştım. Beni aşağı düşürüp öldürmeye teşebbüs etti, ben de öldürdüm."


    Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kadının gömülmesini emreder.

    İmam Malik ve Evzâî Hazretleri, Resûlullah (asm)'ın bu husustaki hassasiyetine binâen şu hükme varırlar:
    "Kadın ve çocuğun (savaşta) öldürülmesi hiçbir surette câiz değildir, öyle ki, savaşan kafirler, kadın ve çocukları kendilerine kalkan yapıp gerisinde siperlenseler veya bir kaleye veya gemiye girip beraberlerinde çocukları ve kadınları alıp perde olarak tutsalar bile onlara öldürücü atış yapmak veya sığınaklarını yakmak caiz olmaz."

    İmam Şâfiî ve Kûfîler (Hanefî ulemâsı):
    "Kadın savaşçı (olarak askerlere karışmış) ise öldürülmeleri câizdir." demişlerdir.

    Mâlikîlerden İbnu Habîb:
    "Kadının savaşa katılması öldürülmesi için yeterli değildir; bizzat öldürme işine girişmiş ve buna kasdetmiş olması şarttır." der. Mürahik (büluğ çağına yaklaşmış) çocuğun durumu da aynıdır.

    İbnu Battâl'ın aktardığına göre, bütün ulemâ, kadın ve çocuğu öldürmeye yönelmenin câiz olmadığında ittifak etmişlerdir. Kadın için: "Zayıf olmaları sebebiyle", çocuklar için de: "Küfre düşmekte kâsır olmaları sebebiyle"derler ve ilâve ederler: "Her ikisinden de istifâde etme imkânı vardır..."

    Bu açıklamalara göre savaşta kafirlerin çocuklarının ve kadınlarının öldürülmesi caiz değildir, yasaktır.

    (1) bk. Buharî, Cihâd 147, 148; Müslim, Cihâd 24, (1744); Muvatta 3, (2, 447); Tirmizî, Cihâd 19, (1569); Ebu Dâvud, Cihâd 34, (1667); İbnu Mâce, 30, (2841).

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 123 + 5860


    Cevap: Ateist bir kardeşimiz le alakalı

    Dikkat
    -çok fazla sayıda ve olmayacak şeyler üzerine yemin edilmesi.



    Bilgi
    Kuran-ı Kerim'de Allah (c.c.) neden yemin ediyor? Kur'an'da geçen yemin ifadelerini nasıl anlamalıyız?

    Değerli kardeşimiz;

    İnsanoğlu tarih boyunca konuşmalarına ve sözlerine kuvvet vermek, muhatabını iknâ etmek, sözlerinin doğruluğuna güvenilmesini istemek ve bunu sağlamak için yemini kullanmıştır. Yani yeminli ifadeler kullanmak, insanoğlunun yabancısı olduğu bir üslûp değildir. Kur’ân’da geçen yeminli ifadeler de, insanın anladığı seviyeden insana hitap eden Allah’ın şüphesiz birer sözüdür.

    Âyetlerde de görüleceği üzere, Cenâb-ı Allah bizzat Kendi Yüce İsmi üzerine yemin ettiği gibi (Hicr, 15/92); peygamberlerine (Yâsîn, 36/1),peygamberlerin yaşadığı veya vahyin geldiği beldelere (Tûr, 52/1-3; Beled, 90/1), meleklere (Sâffât, 37/1; Nâziât, 79/1-2), Kur’ân’a (Vâkıa, 56/77;Tûr, 52/2), kıyâmet gününe (Kıyâmet, 75/1), kâinâtta var olan önemli varlıklar üzerine, meselâ kaleme (Kalem, 68/1), gökyüzüne(Burûc, 85/1; Târık, 86/1), güneşe (Şems, 91/1), aya (Şems, 91/2), geceye(Leyl, 92/1), sabaha (Fecr, 89/1), kuşluk vaktine (Duhâ, 93/1), zamana (Asr, 103/1), yıldıza (Necm, 53/1), havaya (Zâriyât, 51/1) ve bitkilere (Tîn, 95/1) yemin etmiştir.

    Kur’ân, âlemlerin Rabbi sıfatıyla Allah’tan, kullarına gelen İlâhî kelâmlar mecmuâsıdır. Bizim fikir, algılama ve anlayış seviyemize inen Kur’ân-ı Hakîm’in, âyetlerinde ve beyanlarında yeminli ifâdelere yer vermesi de, bizim algıladığımız biçimde anlaşılırlığını, ciddiyetini ve sözlerinde hilâfı olmadığını anlamamızı sağlamak içindir. Cenâb-ı Hak, bazen yeminle âyetlerini doğrulamış ve kuvvetlendirmiş; bazen de bir takım varlıkları yemin konusu yaparak bu varlıkların insanlık için değerine ve kıymetine işâret etmiş ve dikkatleri bu varlıklar üzerine çekmiştir.

    Cenâb-ı Allah, insanların âyetlere olan îmân ve güvenlerini temin etmek, verdiği haberleri kuvvetlendirmek, önemli varlıklar ve nesneler üzerinde tefekkürü teşvik etmek, önemli nîmetleri hatırlatmak; Kur’ân’ın, Kur’ân’ın verdiği haberlerin, kıyâmet gününün, âhiret gününün, öldükten sonra dirilişin, hesabın, Cennetin ve Cehennemin hak olduğu konusunda insanları iknâ etmek ve bunlarda muhtemel şek ve şüpheyi ortadan kaldırmak gibi hikmetlerle, âyetlerini yeminli ifadelerle takviye etmiştir.

    Konuya mânâ-yı ismiyle değil, mânâ-yı harfiyle bakmamız gerekiyor. Yani, Allah’ın üzerine yemin ettiği her şey, kendi başlarına değerli değil, Allah’ın yaratmış olması itibariyle yücedir, değerlidir ve kıymetlidir. Cenâb-ı Allah Kendi Zâtının yüceliğini bildirmek ve isim ve sıfatlarının tecellilerinin kemâlini ve eşsizliğini göstermek için varlıklar üzerine çeşitli şekillerde dikkatleri çekmiştir. Her şey Allah’ın kudretinin ve hilkatinin eşsiz şekilde tecellisi ve tasarrufu değil midir? Zatı Yüce olan Cenâb-ı Allah, eşsiz ve sayısız isim ve sıfatlarının eseri olan mevcudat üzerine yemin etmekle, aslında kudretinin ve hilkatinin muhtelif tecellilerine, dolayısıyla kudretinin azametine, hikmetinin kemâline, rahmetinin kuşatıcılığına, hilkatinin benzersiz güzelliğine yemin etmiş olmaktadır. (bk. Nursi, Mektubat, s. 378)

    Allah'ın üzerine yemşn ettiklerinden bir örnek olarak, "Andolsun asra ki..." ( Asr, 103/1) ayetini kısaca açıklamak istiyoruz:

    Bu ayeti kerimede Cenab-ı Hak, yarattığı varlıklardan birisi üzerine yemin ediyor. Bu noktada düşünülmesi gereken iki husus vardır. Bunlardan birincisi, Allah niçin yemin eder?

    Yemin genel olarak söylenen bir söze, ortaya atılan bir iddiaya muhatabını inandırabilmek için, saygı duyulan, iki tarafça da kutsal olarak bilinen ve adı anıldığında, söylenen sözün yalan ve yanlış olmayacağı kabul edilen bir varlığın adını zikretmek, böylece karşı tarafa iddianın doğru olduğu mesajını vermektir. Çoğu zaman ise yemin için adı verilen varlık, kudretli ve aldatan kimseyi cezalandırması beklenen bir varlıktır. Müslümanların bu manada Allah'tan (c.c.) başkasının adına yemin etmesi haramdır.

    Peki Allah (c.c.) neden yemin ediyor? Elbette ki, Allah'ın (c.c.) böyle bir şahit getirmeye, sözünün doğruluğunu ispatlamak için bir başka varlığa ihtiyacı yoktur. O'nun bu yemininden kasıt, yemin ettiği varlıkla ilgili olarak insanların yanlış düşüncelerini düzeltmek ve insanların dikkatini yeminden sonra gelen ifadenin önemine çekmektir. İnsanlar kimi zaman varlıkların değerlerini olduğundan daha düşük gösterir ve onlara uğursuzluk, kötülük ve çirkinlik sıfatlarını yakıştırırlar. Halbuki onlar Allah'ın (c.c.) yarattığı diğer varlıklar gibi şereflidir ve bu kötü sıfatlara haiz değildir. İnsanlar bazen de bu varlıklara, kendilerinde bulunmayan sıfatlarla nazar eserler ve onlarda uluhiyet vehmederler. Bu da doğru değildir. Onlar yalnızca Allah'ın (c.c.) yarattığı varlıklardır. İşte Allah-u teala (c.c.) bu varlıklara yemin ederek bunların ne insanların su-i zan ettiği gibi uğursuz ve değersiz varlıklar olduğunu, ne de insanların onlarda vehmettiği gibi bir uluhiyet vasıflarının bulunduğunu, bunların yalnızca Allah'ın (c.c.) eserlerinden olduğunu vurgulamak için üzerlerine yemin etmiştir.

    Düşünülmesi gereken ikinci husus ise "Asr" ın anlamı ve Allah'ın (c.c.) neden onun üzerine yemin ettiğidir.

    Bir görüşe göre "Asr" zaman (ed-dehr) demektir. Zaman insanların hayatlarını, fiillerini kuşatan bir olgudur. Yaptığımız iyi veya kötü bütün işler, zaman içerisinde gerçekleşir. Rahatlık, sıkıntı, hastalık, sıhhat, zenginlik, fakirlik hep zamanın içinde meydana gelir. Bu yüzden zaman, insanların dikkatini çeken bir olgudur. Zamana yemin etmekle, insanların dikkatleri daha sonra söylenecek sözlere çekilmiştir.
    Ayrıca cahiliye Arapları zarar ve ziyanı, zamanın kötülüklerine bağlardı. Bu gün bile insanlar başlarına bir iş geldiğinde günlerin ve rakamların uğursuzluğundan bahsetmekteler. Böylece Cenab-ı Hak, asra yani zamana yemin ederek, insanlara kötülüğün zamanda değil kendilerinde olduğunu belirtmiştir.

    Diğer bir görüşe göre (Ebu Müslim) "Asr", ikindi vakti demektir. Allah (c.c.) kuşluk vaktine (Duha) yemin ettiği gibi, günün diğer ucu olan ikindi vaktine de yemin etmiştir. Ayrıca ikindi vaktinin önemini anlatan bir çok hadisi şerif vardır. İkindi, artık günün sonunun yaklaştığı, insanların işlerini bitirmek için uğraştığı, kazanç veya kayıp hesaplarının yapıldığı bir vakittir. Ve bu özelliği ile kıyametten önceki, veya ölümden önceki son vakitlere benzemektedir. Artık hüsranda olan veya saadet içerisinde olan insan, hesap vermeye hazırlanmaktadır.

    Ayrıca cahiliye Araplarının bu vakitte işlerini bitirerek, Kabe etrafına toplandığı, burada işsiz güçsüz insanların dedikodu ve diğer çeşitli kötü işlere daldığı, bunun neticesinde çeşitli kavga, dövüş ve çirkin neticelerin hasıl olduğu rivayet edilmiştir. Bunun sonucunda Araplar, ikindi vaktinin uğursuzluğuna hükmetmişler ve aslında kendilerinde olan kötülüğü, ikindi vaktine yüklemişlerdi. İşte Allah (c.c.) bu vakte yemin ederek, insanlara onun, Allah'ın (c.c.) yarattığı şerefli bir varlık olduğunu belirtmiştir.

    Üçüncü görüşe göre, "Asr" ikindi namazı demektir. Buna delil olarak Bakara Suresinin 238. ayetinde geçen "ve, ...orta namaza(ikindi namazına) da devam edin." emri gösterilmektedir. Hz. Hafsa'nın (r.a.) Mushaf'ında bu ayetin açıklaması "ikindi namazına (salat il-Asri)" şeklinde geçmektedir. Peygamber Efendimiz(s.a.v) bir hadisinde "İkindi namazını kılmayan kimse, sanki çoluk-çocuğunu ve malını-mülkünü kaybetmiştir." buyurmuştur.(Buhârî, Mevakit, 14; Müslim, Mesacid, 200, 201) İkindi namazı, gündüz vakti kılınan en son namaz olması itibari ile de çok kıymetli bir namazdır. İşte bundan dolayı Allah (c.c.) ona yemin etmiştir.

    Dördüncü ve son görüşe göre "Asr", Peygamber Efendimizin yaşadığı zaman dilimidir. Zaman, Hz. Adem'den Hz. Musa'ya kadar ilk asırlar, Hz. Musa'dan Hz. Peygambere kadar orta asırlar, Hz. Peygamberden sonra ise son asırlar (ahir zaman) olarak üçe ayrılmıştır. Hz. Peygamberle birlikte İslam tüm insanlara ve cinlere, onları karanlıklardan aydınlıklara çıkarmak için gönderilmiş, vahiy son defa inmiştir. Ve Allah (c.c.), "Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz." (Âl-i İmran, 3/110) buyurarak, Peygamberimizin ümmetini övmüştür. İşte bu yüzden, Allah (c.c.) Peygamber efendimizin yaşadığı zamana yemin etmiştir.

    Sonuç olarak "Asr" kelimesi, çeşitli manalara gelen müşterek bir lafızdır. Ve bunlardan birine yönelik kesin bir ipucu bulunmamaktadır. O halde "Asr" a bu manaların hepsi verilebilir.


    İlave bilgi için tıklayınız:


    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Kaynaklar:
    Ve'l-Asr Tefsiri - Ahmet Hamdi Akseki
    Tefsiri Kebir - Fahruddin Er-Razi
    Hak Dini Kur'an Dili - Elmalılı Hamdi Yazır.
    Safvet üt tefasir - Muhammed Ali Essabuni


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet

    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 123 + 5860


    Cevap: Ateist bir kardeşimiz le alakalı

    Dikkat
    -her şey için bir, bilemedin iki şahit yeterli olurken, zina için penisin vajinaya girdiğini, aradan ip geçmediğini gören 4 şahit gerekmesi. bu şahadetin olabilmesi pratikte mümkün mü?



    Zina her dinde olduğu gibi islamiyette de en büyük günahlardan biri olmakla beraber bir çok ayeti kerime ve hadis-i şerifde yapmayın etmeyin den ziyade yaklaşmayın ifadesi yer almakta bununla beraber bu kadar üzerinde durulan bir meselenin elbette en az o kadar hem faydası hemde zararı olacaktır. Madem o kadar zararı var öyle ise en az o kadar büyük bir cezası olacak bu ise recm denilen taşlayarak idam etmedir. Cezası da bu kadar ağır ise elbette şartları da ona göre dikkatli olması gerekiyor. Ancak islam hukukunun uygulandığı tarihimize yani Osmanlı tarihinde bu ceza bir defa uygulanmış yine bu fetvayı veren Alimi bir çok islam uleması eksik hüküm verdiği için tenkid etmiştir. Bundan dolayı İslamiyet her hukuku koruma altına aldığından bugün görüyoruz ufak defek isnadlar ile çok ciddi bedeller ödenmekte böyle ufak tefek isnadlar böyle bir ceza uygulanmasın diye en ince ayrıntısına kadar tespit edilmesi ve değerlendirilmesi gerektiği için bütün şartlar islam hukukunda yer almış..

    Yine başka bir açıdan baktığımızda islamiyette bazı hükümler zaman ile çok iyi anlaşılmış bu hükmün şartları ise günümüzde pratikde mümkün olduğunu video ve kamera gibi sistemler ile anlayabiliriz..

    Tabi yine zina isnadı söz konusu olduğunda hüküm sadece belirttiğiniz meseleye göre değil o meselenin icrasında farklı ceza ve farklı durumların söz konusunda ise farklı cezalar uygulanmakta. Yani kısaca zinanın şartlarında sadece biri o değil bir çok şartından biri budur. Böyle biri durumda islam hukukunda uygulanması gereken hususlar tafsilatlı olarak islam hukukunda yer almakta..
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 123 + 5860


    Cevap: Ateist bir kardeşimiz le alakalı

    Dikkat
    -tanrının varlığı için hiç bir müsbet delil gösterilmemesi. bu yüzden kafası iyi çalışan, gerçeklere her zaman şüpheyle bakan, bilimsel akla sahip olan insanlar tanrının varlığını görememesi. sanki tanrı "müsbet bir delil göstermeyeyim, herşeyi müphem bırakayım, bunlar (kafası çalışan şüpheciler -skeptikler) inanmasın, ben de onları cehenneme atayım. her lafa inanan tipler de cennete gidiversin." diye düşünüyor.


    Öncelikle çıkarım ile varmaya çalıştığınız husus çok tezatlar oluşturmakta. Allah'a inananlar cahil inanmayanlar alim öyle mi? İnsanlık tarihinde bilime ve fenne kimler öncülük etti? Peygamberler etmedi mi? Bu husus dahi sorunuza cevap vermeye yeter. Her neyse detaylarda boğulmamak için meselenin özü ile anlatmak istediğinizi ifade edelim..


    Bilgi


    "Fakat, sırr-ı teklif olan imtihan ve tecrübe muktezasıyla, elbette bedahet derecesinde ister istemez tasdike mecbur kalacak derecede mucize olmazdı." cümlesindeki "bedahet derecesinde" ifadesini açar mısınız?



    Bedahet: Aklı ve iradeyi teslime mecbur edecek derecede delilin açık ve zorlayıcı olmasıdır ki, Allah imtihan gereği kainatı, Kur’an’ı ve mucizeleri böyle bir açıklıkta ve zorlayıcılıkta deliller ile dizayn etmemiştir. Yani insanın kendi hür iradesi ile hakkı ve batılı ayırt edip, kendi tercih ve kemalatını ortaya koyabilmesi için, deliller bedihi değil, nazari tanzim edilmiştir.

    Nazari: Akla kapı açıp iradeyi elden almayacak derecedeki delillere verilen bir isimdir. Yani Allah hem mucizelerde hem kainatta hem de Kur’an’da getirmiş olduğu delilleri öyle bir şekilde dizayn etmiş ki, ne akla kapalı ne de iradeyi teslime mecbur edecek kadar açık bir şekildedir.

    İnsanların bir kısmı kainata ve Kur’an’a iman ve hidayet nazarı ile baktığı zaman, elmas ve zümrütler değerinde deliller ile donatılmış olduğunu, her bir zerresinde ve harfinde yüzlerce mucize tezahür ettiğini göreceketir.
    Aynı kainat ve Kur’an’a dalalet ve küfür nazarı ve dikkatsizliği ile bakıldığı zaman; kuru ve çorak bir arazi gibi durduğunu görürken; hiçbir yerinde ve köşesinde hakkaniyetine dair bir delil ve işaret göremeyecektir.
    Peygamber Efendimiz (asv)'in göstermiş olduğu mucizeler bedihi değil, nazaridir. Şayet gösterilen bu mucizeler bedihi olsa idi, mucizeye şahit olan herkes ister istemez iman etmek zorunda kalacaklardı. Bu da dünyanın tecrübe ve imtihan yapısına zıt bir durum olurdu.



    Not


    Yani, “Bir belâ, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar.”

    Şu âyetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dar-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif, iktizaederler ki, hakikatler perdeli kalıp, ta müsabaka ve mücahede ile Ebu Bekir’ler âlâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehil’ler esfel-i sâfilîne girsinler. Eğer masumlar böyle musibetlerde sağlam kalsaydılar, Ebu Cehil’ler, aynen Ebu Bekir’ler gibi teslim olup, mücahede ile mânevîterakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.



    Not
    Hakîm-i Ezelî, inayet ve hikmet-i ezeliyesinin iktizâsıyla şu dünyayı tecrübe ve imtihana meydan olmak için yarattı. Tecrübe ve imtihanneşvünemâya sebeptir. O neşvünemâ, istidâdâtın inkişafına sebeptir. Oinkişâf, kabiliyatın tezahürüne sebepdir. O tezahür, hakâik-i nisbiyeninzuhuruna sebeptir. O hakâik-i nisbiye, ahirette hakâik-i hakikiyeyeinkılâb ettiği gibi; dünyada da bütün kâinatın revabıtı ve tutkalı hükmünde olan meratib-i nisbiyenin takarruruna sebeptir.

    İşte bu sırr-ı imtihan ve sırr-ı teklif iledir ki, cevahir-i âliye, hazefât-ı sâfileden tasaffi eder. Vaktâ ki bunun gibi çok hikem-i dakika için âlemi bu sûrette irade etti. Şu âlemin tagayyür ve tahavvülünü de irade etti. Şu tahaavvül ve tagayyür için ezdadı birbirine karıştırdı. Mazarratı menafiamezc, darrı nef’a derc; şurûru hayrata mütedahil, mekàbihi mehasinle müçtemi halk ederek; şu ezdadı dest-i kudret yoğurarak kâinatı kanun-u tebeddül ve tagayyüre ve namus-u tahavvül ve tekâmüle tâbi kıldı.


    Asa-yı Musa
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 123 + 5860


    Cevap: Ateist bir kardeşimiz le alakalı

    Dikkat
    -dinin önce bir kasabaya gönderilmiş olması, daha sonra işler büyüyünce evrensel olduğunun iddia edilmesi.



    Bilgi
    Kur`an, Peygamberimiz Hz. Muhammed (asm) için,

    “Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn” yani, "Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."

    (Enbiyâ, 21/107) buyuruyor.


    Bu ayeti kerimeden görüyoruz ki Peygamber Efendimiz a.s.v. sadece belirli bir toplum için olmadığı hatta insanlık içinde olmadığı cin topluluğu da dahil olmak üzere bütün alemlere elçi olarak gönderildiğini görüyoruz..
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 123 + 5860


    Kuran’ın her kelamı üç kaziyeyi müştemildir?

    Dikkat
    -kitaptaki ifadelerin farklı yorumlanmaya çok müsait olması.



    Bilgi
    "Kuran’ın her kelamı üç kaziyeyi müştemildir. Birincisi, bu Allah’ın kelamıdır. İkincisi, Allah’ca murad olan mana budur. Üçüncüsü, mana-yı murad budur..." izah eder misiniz? (İşarâtü-l i’cazdan)


    Kuran’ın her kelamı üç kaziyeyi müştemildir. Birincisi, bu Allah’ın kelamıdır. İkincisi, Allah’ca murad olan mana budur. Üçüncüsü, mana-yı murad budur. Eğer Kuran’ın o kelamı, başka bir manaya ihtimali olmayan muhkemattan olursa veya Kuran’ın başka yerinde beyan edilmiş ise, birinci ve ikinci kaziyeleri aynen kabul etmek lazımdır. Ve inkârları küfürdür. Şayet Kuran’ın o kelamı, başka bir manaya ihtimali olan bir nas veya zahir olursa, üçüncü kaziyeyi kabul etmek lazım olmadığı gibi inkârları küfür de değildir. İşte müfessirlerin ihtilafı ancak ve ancak bu kısma aittir.


    KELİMELER:
    KELAM: söz
    KAZİYE: hüküm
    MÜŞTEMİL: içine alan
    MURAD: istenilen, irade edilen
    MANA-YI MURAD: kastedilen mana
    MUHKEMAT: manası açık ve tevile ihtiyaç olmayan ayetler
    NAS: açık ve kesin ayet
    ZAHİR: manası açık olan
    MÜFESSİR: Kuran’ın manalarını izah eden âlimler
    İHTİLAF: anlaşmazlık, uyuşmazlık

    Üstadımızın mezkûr beyanında, Kuran’ın her ayetinin üç hükmü içine aldığı belirtilmiştir. Bu hükümler şunlardır:

    Birinci kaziye: O ayetin Allah’ın kelamı olmasıdır. Bu sebeple tek bir ayetin inkarı, kişiyi kafir yapar ve küfre sokar. Kuran’ın tek bir ayetini inkar eden ile tamamını inkar eden arasında hiçbir fark yoktur. İkisi de kafirdir ve İslam dairesinin dışındadır. İşte “Kuran’ın her kelamı üç kaziyeyi müştemildir. Birincisi, bu Allah’ın kelamıdır” sözüyle kastedilen mana budur.

    İkinci kaziye: Allah’ın murad ettiği mananın ayetten açıkça anlaşılmasıdır ki, buna “muhkem ayet” denir. Bazen de ayetin manası kapalıdır; fakat bu kapalı ayet, başka bir ayet ile izah edilir. Her iki durumda da ictihad bunlara giremez. Zira Allah, hükmünü açıkça beyan etmiştir.

    Muhkem ayetlere örnek olarak: “Namaz kıl, oruç tut, zekât ver, hacca git...” gibi emirleri sayabiliriz. Bu ayetlerdeki mana açık olduğundan dolayı bu ayetlerde ictihad yapılamaz. Ayrıca bunları inkâr etmek de küfürdür.
    Manası başka bir ayette izah edilen ayete örnek olarak, şu ayeti gösterebiliriz: “Muhakkak ki Allah size kanı haram kıldı.” (Bakara 183)

    Bu ayet-i kerimede, kanın haram olduğu belirtilmiş ancak bu kanın mahiyeti belirtilmeyerek mutlak bırakılmıştır. Haram olan kanın mahiyeti, En’am suresi 145. ayette “akıcı kan” olarak açıklanmıştır. Bu izahtan anlaşılır ki, dalak ve ciğerdeki kan akıcı olmadığından haram değildir. Haram olan sadece akıcı kandır. İşte haram olan kanın mahiyeti, yine Allah tarafından başka bir ayette izah edildiğinden dolayı, ayeti böylece kabul etmek gerekir. Bunu inkar etmek veya ayet hakkında yersiz teviller yapmak kişiyi küfre sokar.

    Demek bir ayetin manası açıksa ya da diğer bir ayet ile izah edilmişse, bu ayetler “muhkemat” sınıfına dahil olmakta ve onlarda ictihad yapılamamaktadır. Zira ictihad, sadece manası açıkça anlaşılamayan ayetlerde, mananın anlaşılması maksadıyla yapılır. İkinci kaziyenin hükmünün geçerli olduğu ayetlerde ise mana zaten açıktır. Bu sebeple ictihada lüzum yoktur.

    İşte “Kuran’ın her kelamı üç kaziyeyi müştemildir… İkincisi, Allah’ca murad olan mana budur… Eğer Kuran’ın o kelamı, başka bir manaya ihtimali olmayan muhkemattan olursa veya Kuran’ın başka yerinde beyan edilmiş ise, birinci ve ikinci kaziyeleri aynen kabul etmek lazımdır. Ve inkârları küfürdür”sözüyle kastedilen mana budur.

    Üçüncü kaziye: Ayet hakkında söylenen “Mana-yı murad budur” hükmüdür. Evet, bazen ayetin manası açık olmayıp, birçok manaya gelme ihtimali vardır. Tabir-i caizse, ayet-i kerime adeta bir deniz gibi olup, içinde birçok manayı barındırmaktadır. Âlimler, kendi anlayışlarına göre bir manayı ve bir ihtimali seçerler. İşte ayetlerin bu manaları hakkındaki müfessirlerin sözünü kabul etmemek küfür değildir. İsterseniz misallerle bu kaziyeyi daha iyi anlamaya çalışalım:

    1- “Haccı ve umreyi Allah için tamamlayınız.” (Bakara 196)

    Bu ayet-i kerimede Allah-u Teâlâ, hac ve umreyi tamamlamayı emretmiş, ancak tamamlamaktan muradının ne olduğunu hem bu ayette, hem de başka bir ayette beyan etmemiştir. İşte ictihad burada söz konusudur. İmam-ı Azam’a göre “tamamlamaktan” kasıt: Eğer umreye gidilebilirse, farz, vacip, sünnet ve müstehabına riayet ederek umreyi yerine getirmektir. Bu mezhebe göre umre sünnettir. Bu mezhep imamları “tamamlamayı”, “gitmek” manasında anlamayıp; eğer gidilebilirse, “hakkıyla eda edilmesi” manasında anlamışlardır.

    İmam Şafi’ye göre ise, tamamlamaktan kasıt “gitmektir.” Bu mezhebe göre umreye gitmek farzdır.

    Görüldüğü gibi, “tamamlayın” emrini farklı anlamak, hükmün farklı olmasına sebep olmuştur. Umreye gitmek bir mezhepte sünnet olurken, diğerinde farz olmuştur.

    Şimdi birisi umreye “sünnet” dese ve tamamlamayı farz, vacip ve sünnete uygun olarak eda etmek şeklinde kabul ederek umrenin farz olduğu hükmünü inkar etse, ya da bir başkası tamamlamayı “gitmek” olarak anlasa ve sünnet diyenlerin görüşünü inkar etse, bu görüş onları kafir etmez.

    İşte “Kuran’ın her kelamı üç kaziyeyi müştemildir… Üçüncüsü, mana-yı murad budur… Üçüncü kaziyeyi kabul etmek lazım olmadığı gibi inkârları küfür de değildir. İşte müfessirlerin ihtilafı ancak ve ancak bu kısma aittir” sözünün manası budur.

    2- “Muhakkak ki biz sana Kevseri verdik. O halde namaz kıl ve kurban kes.” (Kevser 1-2)

    Kurban kesmenin hükmü, İ. Azam’a göre vacip iken; İ. Şafi ve İmameyn’e göre sünnettir. İhtilafın sebebi, mezkûr ayeti anlamaktaki farklılıktır.

    İ. Azam ayeti şöyle anlar: Birinci ayet olan “Biz sana Kevseri verdik” ayetindeki muhatap Resulullah’tır. İkinci ayetteki muhatap ise, Ümmet-i Muhammed’dir. Ayetteki “Namaz kıl” emrinden maksat beş vakit namazdır ki, bu emir ümmete emredilmiştir. Kurban kesmek emri de bizedir. Dolayısıyla kurban kesmek vacip olur.

    İ. Şafi ve İmameyn ise ayeti şöyle anlar: Birinci ayet olan “Biz sana Kevseri verdik” ayetindeki muhatap Efendimiz (sav) olduğu gibi, ikinci ayet olan “O halde namaz kıl ve kurban kes” ayetindeki muhatap da yine O’dur. Buradaki namazdan maksat beş vakit namaz olmayıp, gece namazıdır ki, bu, peygamberlere farzdır. Kurban kesme emri de Efendimize (sav) ait olup, ümmetine sünnettir.

    Görüldüğü gibi, kurban kesmenin bir ibadet olduğu hakkında ihtilaf yoktur. İhtilaf, kurban kesmenin hükmü hakkındadır. Bir kısım âlimler vacip derken, bir kısmı sünnet demiştir. Kurban kesmenin vacip olduğunu inkar etmek, ya da sünnet olduğunu inkar etmek ise kişiyi küfre sokmaz.

    İşte “Kuran’ın her kelamı üç kaziyeyi müştemildir… Üçüncüsü, mana-yı murad budur… Üçüncü kaziyeyi kabul etmek lazım olmadığı gibi inkârları küfür de değildir. İşte müfessirlerin ihtilafı ancak ve ancak bu kısma aittir” sözünün manası budur.

    3- “Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda yüzünüzü yıkayın...” (Maide 6)

    Bu ayet-i kerimede Cenabı Hak, abdestte yüzü yıkamayı emretmiştir. Emir, muhkem ve açık olduğundan dolayı ictihad buna giremez. Bu yüzden dört mezhep âlimleri yüz yıkamanın farziyyetini kabul etmiştir. Ancak ayette yüzün tarifi yapılmamış ve sınırları çizilmemiştir. O halde yüz neresidir? İşte ihtilaf buradadır.

    Mesela Ahmed İ. Hanbel, kulakların da yüze dahil olduğunu kabul ederek, kulakları yıkamanın farz olduğunu söylemiştir. Şimdi biz yüzü yıkamanın farziyyetini inkar etsek, kafir oluruz. Çünkü ayet-i kerime, başka bir ihtimale gelmesi mümkün olmayan muhkemattandır ve yüzü yıkamak ayetin açık hükmüdür. Ama İ. Hanbel’in görüşünü inkar ederek “Kulak yüze dahil değildir“ desek, kafir olmayız. Çünkü bu görüş, ayetin açık hükmü olmayıp, ayetten yapılan bir istinbattır. Tabi İ. Hanbel’in bu konuda hadisten de delilleri vardır. Konumuz bu olmadığından, o kapıyı açmıyoruz.
    İşte “Kuran’ın her kelamı üç kaziyeyi müştemildir… Üçüncüsü, mana-yı murad budur… Üçüncü kaziyeyi kabul etmek lazım olmadığı gibi inkârları küfür de değildir. İşte müfessirlerin ihtilafı ancak ve ancak bu kısma aittir” sözünün manası budur.

    4- “Eğer hastaysanız veya seferde iseniz veya tuvaletten gelmişseniz veya kadınlara dokunmuş ve su bulamamış iseniz, temiz bir toprak ile teyemmüm ediniz” (Maide 6)

    Cenabı Hak bu ayet-i kerimede, abdesti bozan şeyleri sayarken “Lâmestümü-n nisa” buyurarak, kadınlara dokunmayı da zikretmiştir. Kadınlara dokunmak abdesti bozar. Bunu inkar etmek, kişiyi küfre sokar. Fakat kadınlara dokunmaktan maksat nedir? İ. Şafi’ye göre bu: Kadına maddi bir temasta bulunmak ve onun tenine dokunmaktır. Yani İ. Şafi hazretleri, ayeti mutlak olarak almıştır.

    İ. Azam ise, dokunmayı cima (cinsel ilişki) ile tefsir etmiştir. Ona göre tene dokunmak abdesti bozmaz, ancak cinsel ilişki bozar. Ve bu ictihadına şunları delilleri getirmiştir:

    1- İ. Abbas hazretleri, ayetteki dokunmayı “cima” ile tefsir etmiştir.
    2- Büyük Arap lügat âlimi İbnü-s Sikkit: “Bundan maksat cimadır. Zira Arapça’da ‘lemes’ (dokunmak) kelimesi ‘nisa’ (kadın) kelimesi ile yan yana geldiğinde, bundan tene temas değil; cima kastedilir. Zira Araplar ‘Lâmestümü-l mera’ dediklerinde, kadınla cimayı kastederler. Ayetin manası da budur ”demiştir.
    3- Efendimizin, eşlerinden bazılarını öptükten sonra abdest almadan namaz kıldığını Hz. Aişe nakil etmiştir. Eğer dokunmak abdesti bozsaydı, Efendimizin (sav) tekrar abdest alması gerekirdi.
    4- Hz. Aişe başka bir rivayetinde şöyle der: “Ben Resulullah’ın önünde yatsı namazını kılarken boylu boyunca uzanırdım. Efendimiz vitri kılacağı zaman ayağıyla beni dürter ve namazını öyle kılardı.” Eğer kadına dokunmak abdesti bozsaydı, Efendimizin (sav) tekrar abdest alması gerekirdi. Madem almamıştır, o halde dokunmak abdesti bozmamaktadır.

    Bütün bu haberleri değerlendiren Hanefiler, ayetteki “Kadınlara dokunduğunuzda” ifadesini “cima” olarak tefsir etmişlerdir.
    Şafiler ise, Hz. Aişe’nin birinci hadisini zayıf görürler. İkinci hadisini ise, arada elbise olmasına hamlederler veya “Bu sadece Resulullah’a mahsustur” derler.
    Görüldüğü gibi, “kadınlara dokunduğunuzda...” ayetindeki “dokunmanın” manasını anlamada âlimler ihtilaf etmişlerdir. Bir kısım âlimler bundan “cima”yı anlarken, bir kısmı “mutlak dokunmayı” anlamışlardır. Şimdi biz, “Kadına dokunmak abdesti bozmaz, ya da bozar” desek ve diğer âlimin görüşünü kabul etmesek, bu bizi kâfir yapmaz. Çünkü onun görüşü, ayetin açık manası olmayıp, istinbattır.
    İşte “Kuran’ın her kelamı üç kaziyeyi müştemildir…Üçüncüsü, mana-yı murad budur… üçüncü kaziyeyi kabul etmek lazım olmadığı gibi inkârları küfür de değildir. İşte müfessirlerin ihtilafı ancak ve ancak bu kısma aittir” sözünün manası budur.

    Netice: Kuran’ın her kelamı üç kaziyeyi müştemildir.

    Birincisi kaziye: O ayetin Allah’ın kelamı olmasıdır. Bu sebeple tek bir ayetin inkarı, kişiyi kafir yapar ve küfre sokar.

    İkinci kaziye: Allah’ın murad ettiği mananın ayetten açıkça anlaşılmasıdır veya murad olan mananın başka bir ayette izah edilmesidir. Her iki durumda da ictihad bunlara giremez.

    Üçüncü kaziye: Ayetin farklı manalara gelebilme ihtimali olduğunda, müfessirlerin mana-yı muradı, kendi anlayışlarına göre çıkarmalarıdır. Farklı manalara gelmesi mümkün olan ayetler hakkında müfessirler ictihad ve istinbat yapmışlardır. Müfessirlerin ihtilafının sebebi, ayetlerin farklı manalara gelme ihtimalidir. Müfessirlerin bu sözlerini inkar etmek insanı küfre sokmaz. Ancak şu unutulmamalıdır ki, müfessirler ve müctehidler, anlayış hususunda kendilerine Allah tarafından bir genişlik ihsan edilmiş kimselerdir. Bu sebeple onların görüşlerine saygısızlık yapmamak gerekir. onların kırk dakikada çıkarttığı bir manayı, bizim gibilerin kırk senede çıkarması mümkün değildir.
    Bu mesele, hizmetimizin hazırlamış olduğu “[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]” isimli eserde detayları ile anlatılmıştır. Daha fazla bilgi arzu edenleri, bu eserimize havale ediyoruz.

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 123 + 5860


    Kur'ân nelerden bahsediyor, hangi konuları ele alıyor?

    Dikkat
    -geldiği zamana göre devrimsel değişiklik getirecek ahlaki ve sosyolojik değişiklikler içermemesi. (demokrasi, insan hakları, köleliğin kaldırılması vb...)




    Bilgi
    Kur'ân nelerden bahsediyor, hangi konuları ele alıyor? Hayata getirdiği prensipler nelerdir?

    Değerli kardeşimiz;

    Kur’an’ın bütününe baktığımızda onun bütün sure ve ayetlerine kadar nüfuz edendört ana gayesi bulunduğunu görürüz. Kur’an bahsettiği her şeyi bu dört gayeyi kuvvetlendirmek için ifade eder.

    Bunlardan birincisi zatında, sıfatlarında, fiillerinde, eserlerinde ve mülkünde hiçbir ortağı, benzeri, dengi bulunmayan Allahu Teala’ya iman etmek manasına gelen tevhid esasıdır.

    İkincisi, Alemlerin rabbinin emirlerini bize ulaştıran, peygamberlik müessesesini ifade eden nübüvvettir.

    Üçüncüsü, haşir, yani öldükten sonra yeniden diriltilerek ebedi bir hayata kavuşmaktır.

    Dördüncü esas ise adalettir. Kur’an’da insanların dünyada huzurlu bir hayat yaşamaları için gerekli olan adalet emredilir İnsanların hayatlarına bu prensipler çerçevesinde bir düzen vermek hedeflenir Alemlerin Rabbi olan Allah’ın adaletinin bütün kâinatı kuşattığı, haşirde de tam olarak tecelli ederek herkese iyilik ve kötülüğünün karşılığını vereceği bildirilir.

    Kur’an’ın mesajlarını ihtiva eden bir çok tanımı vardır. Bu tanımlar aynı zamanda onun konularını da özetlemektedir:

    Kur’an: Allah tarafından vahiy edilen, Hz. Cebrail (a.s.) vasıtasıyla Hz. Muhammed(a.s.m)’e indirilen, tilavetiyle taabbud olunan/okunması ibadet sayılan semavî bir kitab-ı mukaddestir.

    Kur’an: Allah’ın birliğini/tevhit akidesini gönüllere nakşeden, başta Hz. Muhammed(a.s.m)’in peygamberliği olmak üzere peygamberlik müessesesini akılların dikkatine sunan, öldükten sonra insanların yeniden dirilip hesaba çekileceklerini, önceki hayatlarında bağlı bulundukları hayat felsefesi ve dünya görüşü doğrultusunda mükâfat veya ceza alacakları ahiret yurdunun varlığını vicdanın derinliklerine kazıyan, insanların Allah ile olan ilişkilerinde ibadetin, kullar ile olan ilişkilerinde ise adaletin, kulluğun olmazsa olmaz şartı olduğunu ders veren yanılmaz ve yanıltmaz bir hidayet kılavuzuzdur.

    Kur’an: İlk emri “oku” olan, okuma-yazmayı, ilim- irfanı teşvik eden, kalem kullanmayı Allah’ın büyük bir ikramı olarak değerlendiren, Allah’ın sonsuz ilminin parıltılarını gösteren semavî bir ders kitabıdır.

    Kur’an: Hakkı batılın üzerine salarak onun beynini dağıtan, Hak’tan gelen, Hak ismine dayanan, gücünü haktan alan, hak ve hakikati ders veren, Allah’ın en son hak kitabıdır.

    Kur’an: Hak ve hakikatin paslanmaz bir elmas olduğunu ders veren, batılın yüzündeki peçeyi kaldırıp basiret sahiplerine çirkin simasını gösteren, gerçek ile yanlışı ayıran ilahî bir Furkandır.

    Kur’an: Allah’a hamdu sena ile başlayan, mesajı bulunduğu Rabbul-alemînin Rahman, Rahîm ve din/hesap gününün sahibi olduğunu nazara vererek kullarına ümit bahşeden, yalnız Allah’a kul olmayı, sadece ondan yardım dilemeyi, dosdoğru yolda/sırat-ı müstakimde yürümek için peygamberlerin yoluna uymayı öğreten şaşmaz, şaşırtmaz bir semavî rehberdir.

    Ku’ran: Yeryüzünün tek bir sayfası olduğu kâinat kitabının ezelî bir tercümesi, çeşit çeşit dillerle meramını ifade eden bu mücessem kitabın ihtiva ettiği tekvinî/kozmik ayetlerinin ebedî bir tercümanıdır.

    Kur’an: Görünen ve görünmeyen varlıkları aynı şekilde gören, her şeyi kuşatan bir ilmin izlerini taşıyan, gaiplerin yanında hazır bulunduğu, Allamu’l-ğuyub olan Allah’ın yerde ve göklerde tecelli eden güzel isimlerinin hikmet dolu yansımalarını açıklayıp ortaya koyan, ilahî hakikatlerin ezelî bir tefsiridir.

    Kur’an: Kâinat çapında sürekli meydana gelen kozmik ve sosyolojik hadiselerin altında yatan gizli gerçeklerin kapılarını açan büyüleyici bir anahtar, şahadet âleminin görünen yüzünün arka planında yer alan gerçekleri beyan eden mucizevî bir lisandır.

    Kur’an: Şu görünen şahadet âleminin perdesi arkasında yer alan o görünmez/gaip âleminin güzergâhını takip ederek -Rahman ve Rahim olan Allah’ın ebedîyete kadar uzanan bir iltifatı ve ezelî bir hitabı olarak- bize gelen semavî lütuflar hazinesidir.

    Kur’an: İslam âleminin manevî şahsiyetinin güneşi, temeli, hendesesi, âhiret ülkesinin mukaddes haritası, Allah’ın Zat, isim, sıfat ve şuunatı hakkındaaçıklamalarda bulunan, onların kusursuzluğunu ve kutsallığını beyan eden kuvvetli bir şerhi, açıklayıcı bir tefsiri, kesin bir burhanı ve parlak bir tercümanıdır.

    Kur’an: İnsanlık camiasını eğiten, terbiye eden bir muallim, gerçek ve en büyük insanlık olan İslam’ın hakikat çekirdeklerinin suyu ve ışığıdır. İnsanların dünya ve ahiret saadetinin yolunu gösteren gerçek bir hikmet, bir irşat ve bir hidayet rehberidir.

    Kur’an: Sosyal hayatın ahlakî ve hukukî prensiplerini vazeden bir şeriat kitabı,insanların Rablerine nasıl yalvarıp yakaracağını öğreten bir dua kitabı, hayatın hayatı olan dinin hikmet dolu talimatlarını ders veren bir hikmet kitabı, Allah’a karşı kulluğun nasıl yapılacağını belirten bir ubudiyet/kulluk kitabı, Allah’ın emir ve tavsiyelerini ihtiva eden bir çağrı/bir davet kitabıdır.

    Kur’an: Allah’ı dille, gönülle, akılla, zikr etmeyi, fikr etmeyi emreden, her şeyde onun marifetine baktıran bir pencere açan, onun huzuruna çıkaran bir manevî asansör tesis eden, mahlukatın nefis ve nefesleri sayısınca onun dergâhına giden yolları keşfeden bir zikir ve fikir kitabıdır.

    Kur’an: İnsanların bütün kesimlerine hitap eden, herkese kabiliyetine, meslek ve meşrebine göre ders verip akıl, kalp ve hissiyatını tatmin eden, manevî bütün ihtiyaçlarına cevap veren, kusurdan âzâde, noksanlıktan beri, her türlü yanlışlık şaibesinden uzak pek çok kitapları ihtiva eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitab-ı semavîdir.

    Kur’an: Nur isminin cilvelerini yansıtan, kevnî ayetleriyle yer ve göklerin üstünde parlayan İlahî hikmetleri açıklayarak evreni aydınlatan, ders verdiği iman güneşinin ışıklarıyla insanların akıl ve gönüllerini nurlandıran, basiret gözü kör olmayanlara enfusî ve âfakî delillerle donattığı manevî projektörle berzah âleminin öteki yamacında inşa edilen cennet saraylarını aydınlatan, içi nur, dışı nur, özü nur nuranî bir kitab-ı mukaddestir.

    Kur’an: Altı ciheti de parlak ve şüphelerin şaibesinden uzaktır. Hiçbir yönden yanlış ve batıl kendisine yaklaşamamıştır: Çünkü Kur’an’ın arkası/istinat noktası kuvvetlidir; semavî bir vahiy olarak sırtını Allah’a dayamıştır. Önü açıktır, güçlü bir zırhla korunmuştur. Çünkü, hedefinde ebedi saadet vardır. Bu saadeti söz veren her şeye gücü yeten ve asla sözünü yemeye tenezzül etmeyen Allah’tır. İçinde barındırdığı mesajlar berrak birer hidayettir. Üstünde parıltıları görülen güneş ise, imandır. Altında delil ve burhan sütunları vardır. Sağ tarafında durup kendisine boyun eğen kalp ve vicdandır. Solunda el pençe duran akıl ve izandır.Meyvesi ise, Allah’ın sonsuz rahmeti ve cennettir.

    Kur'ân: Bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah'ın kelâmıdır. Onun için yediden yetmişe herkesi kamet-i kıymeti nispetinde terbiye eden ilahî mesajları ihtiva etmektedir.

    Hem bütün mevcudatın İlâhı unvanıyla Allah'ın fermanıdır. Bu sebepledir ki, bu ferman-ı azimüşşanda Allah’ın ibadete layık yegâne ilah, yegâne mabud olduğu, insanların –diğer bütün varlıklar gibi- Allah’a ibadet etmek için yaratıldığı vurgulanmış, kâinat çapında tarrakalarıyla Allah’a tesbih ve tahmidde bulunduklarını ilan eden varlıkların bu muhteşem manevî armonisine katılmaları emredilmiştir.

    Hem bütün semâvat ve arzın yaratıcısı adına gönderilen bir kitaptır.Bu sebepledir ki, Kur’an’da –sık, sık- göklerde ve yerde görünen harika sanat levhaları aklın nazarına sunulmuş, sonsuz ilim ve kudrete sahip bir yaratıcının edasıyla konulara yaklaşan bir üslup takip edilmiştir.

    Kur’an: Tarih sahnelerinde meydana gelen olayları harika bir tasvir metoduyla canlandırarak gözler önüne seren büyüleyici bir üslupla değerlendiren, bu cümleden olarak maddî güç bakımından genellikle zayıf bir konumda olmalarına rağmen peygamberler ve onlara uyan müminlerin -Allah’ın yardımıyla- elde ettikleri galibiyetleri, maddî güç açısından çok kuvvetli olmalarına rağmen inkârcıların -Allah’ın kahrıyla- uğradıkları hezimetleri dikkatlere sunan, tarihin tekerrür eden sosyolojik bir vakıa olduğu gerçeğinden hareketle, gelecek nesillere eskiden olmuş zafer ve hezimetlerin gerekçelerini hatırlatarak, Allah’a itaat eden iyi insanları kuvvetle müjdeleyen, ona isyan eden kötü insanları şiddetle uyaransemavî bir inzar ve tebşir kitabıdır.

    Hulasa: Allah’a kul, Hz. Peygamber(a.s.m)’e ümmet olmak isteyen kimselerin aldanmaz ve aldatmaz mürşidi Kur’andır.

    Sosyolojik olarak ferdî, ailevî ve içtimaî hayatta huzurlu, psikolojik olarak -ikilemden uzak- uyumlu bir kişiliğe sahip olmak, bozguncu aşırılıklardan uzak, sırat-ı müstakim denilen orta yolda yürümek isteyenlerin şaşmaz ve şaşırtmaz yegâne rehberi Kur’an’dır.

    Nefs-i emarenin ve firavunlaşmış nefislerin şerrinden, şeytanın sinsi tuzaklarından korunmak isteyenlerin en güçlü kalesi ve en kuvvetli sığınağı Kur’an’dır ve Kur’an’ın hakikî tefsiri olan Hz. Peygamber(a.s.m)’in sünnet-i seniyyesidir.

    Allah’ım! Kur’an’ı -bizim için- dünyada arkadaş, kabirde yoldaş, kıyamet gününde şefaatçi, sırat köprüsünde nur, cennet yolunda refakatçi, ateşten koruyan zırh ve bütün hayır işlerinde rehber ve imam kıl! Bunu o sonsuz rahmetinle bize lütfet! Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbimiz!

    İlave bilgi için:



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet
    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

  10. #20
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2010
    Nereden Yer
    A, A
    Mesajlar Mesajlar
    661
    Blog Blog Girişleri
    4
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 123 + 5860


    Cennetteki ödüllerin çok kısıtlı olması?

    Dikkat
    -cennetteki ödüllerin çok kısıtlı olması (yiyecek-içecek, seks. başka?)



    Bilgi


    Ahirete imanın, ahiretin saadetine dair kısmını Üstad Kur'an'a havale etmiş. Geniş bir şekilde izah eder misiniz?


    Sekizinci Meselenin başında, ahiret saadeti veya uhrevi saadet kısmının izahı konusunda şu ifadeler yer almaktadır:
    “Saadet-i uhreviyeye ait kısmı, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın izahatı daha hiç bir beyana ihtiyaç bırakmamış. Onu ona havale ederek…”(1)

    Öyle ise biz de bu konuda doğrudan Kur’an-ı Kerim’e müracaat edeceğiz. Ahirete imanın ahiretin saadetine ait kısmı Kur’an-ı Kerim'de cennetle ilgili ayetlerde çok detaylı bir şekilde izah ediliyor. Bu ayetleri tahkik edersek, ahirette nasıl bir saadeti kazanacağımızı görürüz. Ayrıca Risale-i Nur'da cennet bahsi olarak geçen [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] de bu sorunuzun cevabı niteliğindedir.

    Biz imanın karşılığı olan ahiretin saadetine, numune olarak bazı ayetleri takdim edelim:

    "İman edip salih amellerde bulunanları müjdele. Gerçekten onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Kendilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: "Bu daha önce de rızıklandığımızdır." derler. Bu onlara (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onlar orada süresiz kalacaklardır." (Bakar, 2/25)

    "De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerinin katında içinde temelli kalacakları altından ırmaklar akan cennetler tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kulları hakkıyla görendir." (Al-i İmran, 3/15)

    "İşte bunların karşılığı Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetlerdir. (Böyle) Yapıp-edenlere ne güzel bir karşılık (ecir var.)" (Al-i İmran, 3/136)

    "Ama Rablerinden korkup-sakınanlar; onlar için Allah katında -bir şölen olarak- altlarından ırmaklar akan -içinde ebedi kalacakları- cennetler vardır. İyilik yapanlar için Allah'ın katında olanlar daha hayırlıdır." (Al-i İmran, 3/198)

    "İman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Onda onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır. Ve onları ‘ne sıcak-ne soğuk tam kararında gölgeliğe' sokacağız." (Nisa, 4/57)

    "İman edip salih amellerde bulunanlar biz onları altından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Bu Allah'ın gerçek olan va'didir. Allah'tan daha doğru sözlü kim vardır?" (Nisa, 4/122)

    "Böylelikle Allah dediklerine karşılık olarak içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu iyilik yapanların karşılığıdır." (Maide, 5/85)

    "Allah dedi ki: "Bu doğrulara doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk' budur." (Maide, 5/119)

    "İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır." (A'raf, 7/42)

    "Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik. Andolsun Rabbimizin elçileri hak ile geldiler." Onlara: "İşte bu yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir." diye seslenilecek." (A'raf, 7/43)

    "Kendilerine Allah'ın bir rahmet eriştirmeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Cennettekilere de) Girin cennete. Sizin için korku yoktur ve mahzun olmayacaksınız." (A'raf, 7/49)

    "İşte gerçek mü'minler bunlardır. Rableri katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır." (Enfal, 8/4)

    "Rableri onlara katından bir rahmeti bir hoşnutluğu ve onlar için kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler. Onda ebedi kalıcıdırlar. Şüphesiz Allah büyük mükafaat katında olandır." (Tevbe, 9/21, 22)

    "Allah mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur."(Tevbe, 9/72)

    "Öne geçen Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle uyanlar; Allah onlardan hoşnut olmuştur onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır ve (Allah) onlara içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk' budur." (Tevbe, 9/100)

    "İman edenler ve salih amellerde bulunanlar da Rableri onları imanları dolayısıyla altından ırmaklar akan nimetlerle donatılmış cennetlere yöneltip-iletir (hidayet eder). Oradaki duaları: "Allah'ım Sen ne yücesin."dir ve oradaki dirlik temennileri: "Selam"dır; dualarının sonu da: "Gerçekten hamd alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Yunus, 10/9, 10)
    "İman edip salih amellerde bulunanlar ve ‘Rablerine kalbleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar' işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır." (Hud, 11/23)

    "Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır." (Hud, 11/108)

    "Onlar Adn cennetlerine girerler. Babalarından eşlerinden ve soylarından ‘salih davranışlarda' bulunanlar da (Adn cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle derler:) Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel." (Ra'd, 13/23, 24)

    "Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkâr edenlerin sonu ise ateştir." (Ra'd, 13/35)

    "İman edip salih amellerde bulunanlar Rablerinin izniyle altından ırmaklar akan içinde ebedi kalacakları cennetlere konulmuşlardır. Orada birbirlerine olan dirlik temennileri: "Selam"dır." (İbrahim, 14/23)

    "Gerçekten takva sahibi olanlar cennetlerde ve pınar başlarındadır. Oraya esenlikle ve güvenlikle girin. Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar. Orda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler." (Hicr, 15/45-48)

    "Adn cennetleri; ona girerler onun altından ırmaklar akar içinde onların her diledikleri şey vardır. İşte Allah takva sahiplerini böyle ödüllendirir. Ki melekler güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin." (Nahl, 16/31, 32)

    "Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu) Ne güzel sevap ve ne güzel destek." (Kehf, 18/31)

    "İman edip salih amellerde bulunanlar... Firdevs cennetleri onlar için bir ‘konaklama yeridir.' Onda ebedi olarak kalıcıdırlar ondan ayrılmak istemezler." (Kehf, 18/107, 108)

    "Ancak tevbe eden iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar. Adn cennetleri (onlarındır) ki Rahman (olan Allah onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir. Onda ‘boş bir söz' işitmezler; sadece selam (ı işitirler). Sabah akşam onların rızıkları orda (bulunmakta)dır. O cennet; biz kullarımızdan takva sahibi olanları (ona) varisçi kılacağız." (Meryem, 19/60-63)

    "Hiç şüphesiz Allah iman edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)dir. Onlar sözün en güzeline iletilmişlerdir ve övülen doğru yola iletilmişlerdir."(Hac, 22/23-24)

    "De ki: "Bu mu daha hayırlı yoksa takva sahiplerine va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar için bir mükafat ve son duraktır. İçinde ebedi kalıcılar olarak orada her istedikleri onlarındır; bu Rabbinin üzerine aldığı istenen bir vaaddir." (Furkan, 25/15-16)

    "İşte onlar sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. Orda ebedi olarak kalıcıdırlar; o ne güzel bir karargah ve ne güzel bir konaklama yeridir." (Furkan, 25/75, 76)

    "İman edip salih amellerde bulunanlar; onları içinde ebedi kalıcılar olarak altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir." (Ankebut, 29/58)
    "Böylece iman edip salih amellerde bulunanlar; artık onlar ‘bir cennet bahçesinde' ‘sevinç içinde ağırlanırlar." (Rum, 30/15)

    "İman eden ve salih amellerde bulunanlar ise, artık onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere bir ağırlanma konağı olarak barınma cennetleri vardır." (Secde, 32/19)

    "Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz gerçekten bağışlayandır şükrü kabul edendir. Ki O bizi kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz." (Fatır, 35/33-35)

    "Gerçek şu ki bugün cennet halkı ‘sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler. Kendileri ve eşleri gölgeliklerde tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları her şey onlarındır. Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır)." (Yasin, 36/55-58)

    "İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır. Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir. Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde. Birbirlerine karşı tahtlar üzerinde (otururlar). Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır. Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki). Onda ne bir gaile vardır ne de kendilerinden geçip akılları çelinir. Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır. Sanki onlar saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz). Böyleyken kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar: Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı." Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın? Bizler öldüğümüz toprak ve kemikler olduğumuzda mı gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz? (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?" Derken bakıverdi onu ‘çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü. Dedi ki: "Andolsun Allah'a neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin." Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım." (Saffat, 37/41-57)

    "Adn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır. İçinde yaslanıp-dayanmışlardır; orda birçok meyve ve şarap istemektedirler. Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır. İşte hesap günü size va'dedilen budur. Şüphesiz bu, bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok." (Sad, 38/50- 54)

    "Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise; onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu) Allah'ın va'didir. Allah va'dinden dönmez." (Zümer, 39/20)

    "Rablerinden korkup-sakınanlar da cennete bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: "Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin." (Onlar da) Dediler ki: "Bize olan va'dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah'a hamd olsun ki cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir." (Zümer, 39/73, 74)

    "Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar tadı değişmeyen sütten ırmaklar içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır. Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi) ateşin içinde ebedi olarak kalan ve bağırsaklarını ‘parça parça koparan' kaynar sudan içirilen kimseler gibi olur mu?" (Muhammed, 47/15)

    "O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. Bugün sizin müjdeniz içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz) altından ırmaklar akan cennetlerdir. İşte ‘büyük kurtuluş ve mutluluk' budur." (Hadid, 57/12)

    "Sizi, toplanma günü için bir arada toplayacağı gün; işte bu aldanma (teğabün) günüdür. Kim Allah'a iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onun kötülüklerini örter ve içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük ‘mutluluk ve kurtuluş (fevz)' budur." (Teğabün, 64/9)

    "İman edip salih amellerde bulunanları, karanlıklardan nura çıkarması için Allah'ın apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim iman edip salih bir amelde bulunursa (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir." (Talak, 65/11)

    "İman edip salih amellerde bulunanlar ise; işte onlar da yaratılmışların en hayırlılarıdır. Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut memnun) kalmışlardır. İşte bu Rabbinden ‘içi titreyerek korku duyan kimse' içindir." (Beyyine, 98/7, 8)

    (...)


    Konuyla ilgili daha yüzlerce ayet vardır. Biz bu kadarıyla iktifa ediyoruz...


    İlave bilgi için:


    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]




    Yazar : Risale Forum
    ...küfür bir fenalıktır, bir tahriptir, bir adem-i tasdiktir.

Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

106, 108, 112, 119, 120, 124, 126, 128, 136, 138, 145, 147, 148, 151, 152, 157, 159, 160, 161, 183, adalettir, aklı, alakalı, aldatmaz, aldıkları, âlemleri, anlayan, araf, asra, ateist, bilimin, bÎr, bişey, bozan, budur, bulunmak, buraya, bütünlüğü, çalışıyor, çerçevesi, çocuklarını, çok, çoktur, çıplak, daire, değilim, değişmekte, değiştirmek, dilediğini, diyenlerin, dünyadan, duyan, dışında, edenleri, edilirse, edilsin, ediyorlar, emrini, engeli, etmemesi, etmemiz, ettiğimiz, evlat, ezeliyesi, eşlerini, faideleri, farklı, gelmiş, gerçekleri, gerekiyor, gitmiş, gitti, görüyorum, güzelliği, hakkaniyeti, haktan, hala, hayâ, haşirde, helâl, hicr, hilkat, hoşgeldiniz, huylu, ihtilafı, ikincisi, imaniye, inananlar, inanmayanlar, indirdi, isbat, işlere, kaçını, kalacak, kardeşimiz, kitabını, konuşmak, koyan, koyup, kullar, kuvvetlendirmek, kısmen, kıssalar, kısı, kıymetini, kıymetsiz, lafa, leyl, lüzumu, meramı, meselede, meselesine, mevcudat, muhakkak, muhaldir, müjdeyi, mukaddestir, mümkü, müphem, mürşidi, müş, nasılki, nebî, nedenleri, nikâh, nüfuz, nurlandıran, öldürmeye, oradan, özellikle, öğreten, planı, rabbinin, risaleti, saadetine, sahibidir, sakınanlar, somut, sormuşlar, söylemiş, sözlerinin, süfyan, suresindeki, süzme, sığı, takdim, tamamıyla, tasdike, tavsiyelerini, teyze, topluma, tutma, uluhiyet, vaciptir, vade, verilsin, yapması, yaratanı, yasağı, yaygın, yönden, yıldızlara, zira, şahsî, şahsiyetini, şartları, şeye, şeylerle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222