MܒMİNE KARŞI KİBİR HARAMDIR

Mü’min kibirlenmez.
Fakat izzetini yere de düşürmez.
Mü’min gerektiği yerde tevazu sahibi, gerektiği yerde izzet sahibidir.

Kur’ân, “Muhammed Allah’ın Resulüdür. Beraberinde olanlar kâfirlere karşı çetin ve izzetli, birbirleri arasında merhametlidirler.”1 buyuruyor.
Yine Kur’ân’da Allah’ın övdüğü mü’minler topluluğu, “mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetli”dirler.2

Bu âyetlerden anlıyoruz ki, mü’min, kâfire karşı şiddetini, izzetini, onurunu ve vakarını korusa da, mü’mine karşı düşmanlık görsün görmesin, şefkat, merhamet, tevazû ve alçakgönüllülük meleği kesilir, kesilmelidir.
Mü’min mü’minden kibir görse de, kibirle karşılık vermez.

Onun kibir göstermekle hata ettiğini bilir, ona bu hatadan ve vartadan kurtulması için duâ eder.
Ama asla ona kibirle karşılık vermez.
Çünkü mü’minin mü’mine karşı kibir göstermesi haramdır.


MܒMİN KABA DEĞİLDİR; AMA İZZETLİDİR

Mü’minin, muhtelif hallere göre makbul davranışlarını şöyle sıralayabiliriz:

1) Kâfirden şiddet ve düşmanlık gördüğünde, aynı şiddet ve aynı sertlikle cevap verir. Kâfirin kibrine karşı, milleti ve dini adına kibirli olur.
2) Kâfirden düşmanlık görmediğinde, izzetini ve heybetini korumakla beraber, kâfirin hak ve hukukuna saygıyı esirgemez, ona iyilik eder.
3) Mü’minden iyilik gördüğünde ona iyilik eder, mütevazı olur.
4) Mü’minden kötülük gördüğünde, ona yine dostluk gösterir, yine iyilik eder, yine tevâzûunu eksik etmez.

Bugün sosyal hayatın neresinde olursak olalım; ölçümüz, özetlemeye çalıştığımız bu esaslar olmalıdır.
Bedîüzzaman Hazretleri, mü’minin, kerîm olduğundan, yani yaratılış itibariyle mükerrem olduğundan, ne kadar kötülük yaparsa yapsın kendisine yapılan iyilik ve ikramı çok iyi algılayacağını ve düşmanlıktan vazgeçip dostluk yüzünü göstereceğini kaydediyor.3

Demek mü’minin mü’mine aynı düşmanlıkla, aynı kötülükle, aynı kabalıkla, aynı kibirle cevap vermesine dinimizde izin yoktur.
Bilâkis düşmanlık da görse, kötülük de görse, kabalık da görse, kibir de görse mü’mine karşı hep iyi yürekli, hep iyilik ve ikram sahibi olmalıdır.
Yani mü’min adavet etmek isterse kalbindeki adavet dürtülerine ve düşmanlık duygularına adavet etmelidir ve mü’mine karşı tam bir muhabbet fedaisi kesilmelidir.


SADAKAMIZ İZZET CİNSİNDEN DE OLMALI, AMA…

Bediüzzaman bu hususu şu veciz ifadesiyle özetler: “Biz muhabbet fedaileriyiz. Husûmete vaktimiz yok”4

Özetlersek, “kibre karşı kibir sadakadır” sözü, mü’minin mü’min karşısındaki duruşunu değil, kâfir karşısındaki duruşunu tanımlıyor olmak kaydıyla doğru anlaşılabilir.

Yani mü’min kâfirin kibrine kibirle, heybet ve azametle cevap verir.
Fakat mü’minden kibir de görse, kibirle karşılık veremez.

Mümin, mü’mine karşı tevazudan ayrılmaz. Sadakası budur!
Demek sadaka olan, salih amelden olan, mü’minin, her hâl ve şartta mü’mine karşı tevazuu; kâfirin kibrine karşı ise kibridir.


DUÂ

Ey Rabb-i Zülcelâl! Mü’mine karşı elime tevazu kanadını ver, kibir hançerini verme! Kâfirin kibrine karşı elime izzet, azamet ve kibir şahikası ver, zillet ve tezellül inişi verme! Mü’mine karşı bizi halim, selim ve kerim kıl, leîm kılma! Âmin!

Dipnotlar:
1- Fetih Sûresi: 29.
2- Mâide Sûresi: 54.
3- Mektubat, s. 256.
4- Hutbe-i Şamiye, s. 73.
29.01.2013
Süleyman KÖSMENE
YENİASYA