Efendimiz (sas) Hazretleri'ne çok eziyet ve cefa yapanlar olmuş, bu eziyet ve cefalara üzülenler de acıyarak:

-Ya Resulullah, bu zalimlere lanet okuyup, beddua etseniz de layıklarını bulsalar.. diye teklifte bulunmuşlar. Ancak âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz:

-Ben lanet okuyan bir peygamber değilim. Bana zulmedenlerin helak olmasını değil, ıslah olup imana gelmelerini diliyorum.. buyurmuş, şahsına kötülük edenlere bedduaya yönelmemiştir.

Anlaşılan odur ki, zulmedenler ıslah olmasa da gelecek nesillerinin ıslah olması hatırına yapılan eziyet ve cefalara sabrediyor, beddua gibi sonucu nesillerine kadar uzanacak olan bir musibete maruz kalmalarını istemiyordu.

Ancak, şahsına yapılan bunca zulüm ve eziyetlere sabır gösterip tahammül ederek bedduadan hep uzak duran Efendimiz, toplumun birlik, beraberliğini bozma fitnesi çıkaranlara karşı aynı şekilde sessiz kalmamış ve herkesin bildiği meşhur duasını yaparak:

-Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin!. demekten geri kalmamıştır.

Niçin toplum içinde ayrılık fitnesi çıkaranlara beddua etmekten çekinmemiştir? Çünkü toplumu bölüp parçalama fitnesi öyle sessiz kalınacak basit bir kötülük değildir. Bundan dolayı şahsına yapılan bütün zulümlere sabreden Allah Resulü, milletin birliğine kast edip beraberliğini bozmaya yönelen fitnecileri bedduaya layık görmüş, caydırıcı olması için de bedduasını yapmaktan çekinmeyerek:

-Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin! ikazında bulunmuştur.

Bilinen bir gerçektir ki, Müslüman bir toplumu düşüncelerindeki farklılıklardan dolayı cephelere bölüp de birbirine düşman hale getirilmesine ne Allah razı olur, ne de Resulü. Nitekim Casiye Sûresi'ndeki ayetinde Rabb'imiz farklı görüş ve anlayış içinde olanları kaynaştırıp birleştiren ölçüyü şöyle vermektedir:

-Kim iyi düşünce ve davranış içinde olursa kendi lehinedir. Kim de kötü düşünce ve amel içinde olursa o da kendi aleyhinedir. Her ikisinin de hesabını ahirette Allah görecektir. Burada kimse kimsenin hesabını görmekle görevli değildir!.

***

Acaba birliğimizi bozmaya çalışanlara böyle beddua eden Efendimiz, bozulan birliğimizi düzeltmeye, küsleri barıştırıp kardeşliğimizi kuvvetlendirmeye çalışanlara ne buyuruyor? Ona da bir göz atalım isterseniz Ebu Davud'daki hadisin işaretinden. Buyurmuş ki:

-Size namaz, oruç, hac sevabı gibi büyük sevaplar kazandıran güzel bir iş haber vereyim mi?

- Ver ya Resulullah, demişler. Şöyle açıklamış:

- Küsleri barıştırın, kırgınları kaynaştırın, toplumun birlik beraberliği için çaba sarf edin, sevabınız bu saydıklarımın sevabından az olmayacaktır..

Demek ki bizim namazımız, orucumuz, haccımız nasıl vazgeçilmezlerimiz ise, küsleri barıştırıp dargınları kaynaştırarak toplumun birlik beraberliğine çaba sarf etmemiz de aynı derecede vazgeçilmezlerimizdendir. Bu sebeple Müslüman hep barıştıran olur, ayrıştıran olmaz. Çünkü toplumu düşman kamplara bölmeye çalışanlar fitne çıkaran kimselerdir. Fitne çıkaranlar ise Resulüllah'ın bedduasına müstahaktırlar. Müslüman ise böyle bir bedduayı göze alamaz. Nitekim Bakara Sûresi 2O8'ndeki ayetin ikazı da Müslüman'a böyle barışçı olma görevi vermektedir:

-Ey iman edenler! Topyekûn barışa girin, şeytanın peşine düşüp de birlik beraberliğinizi bozmayın. Birliğinizi bozmak isteyen şeytan sizin apaçık düşmanınızdır.!

Anlaşılan odur ki, bir ülkede şuurlu dindarlık kuvvetlenirse birlik beraberlik de kuvvetlenir, barış kazanır, fitne kaybeder. Çünkü Müslüman, Allah'ın lanetine müstahak olacak bir fitne içinde olmayı göze alamaz. Onu göze alanlar, bu İlahî ikazlara değer vermeyenler olurlar...


Ahmed ŞAHİN