«Salim, güvenilen, çok hadîs rivayet eden, raviler arasında, büyük bir mev-kîye sahip muttaki bir zattı».(1)

İşte şimdi Ömeru'l-Faruk'un halifelik,devrindeyiz...

İşte burası da Resûİüilah'ın (s.a.v.) şehri «Medine», orası, müslümanlann İran hükümdarlarının sonuncusu Yezdücerd'in eşyaları ola­rak elde ettiği harp ganîmetlerîyle dolup taşmaktadır...

Ganimetler arasında, kisraların mücevherlerle işlenmiş taçları, incilerle süslenmiş kemerleri, daha önce hiçbir gözün ilişmediği ya­kut ve mercanlarla süslü kılıçlan vardı...

Bu korkunç ve muazzam hazinenin yanında, Medine'nin daha ka­labalığını ve daha değerlisini görmediği büyük bir İranlı esir toplu­luğu vardı.
Çünkü onların arasında Yezdücerd'in üç kızı davardı...

Hz. Ali (R.A.) büyük bir fiyatla onları satışa arzetti. Onları, müslüman gençlerinin en gözdelerinden bir gruba gösterdi.

Onlardan biri Resûlüllah'ın (s.a.v.) torunu el-Hasen İbn Ali'yi seçti...

O kadından Zeynulabidîn oldu...

İkincisi, Muhammed İbn Ebî Bekri (R.A.) seçti...

Ondan da Medine'nin yedi fakîhinden birisi olan el-Kasım oldu...

Üçüncüsü, müslümanların halîfesi Ömer'in oğlu Abdullah'ı seçti...

Ondan da Faruk'un torunu ve ona en çok benzeyen insan Salim doğmuştu...

Geliniz, Salim İbn Abdillah İbn Ömer İbnu'l-Hattab'ın parlak ve göz alıcı tablolarını görelim...

Salim İbn Abdiilah Resûlüllah'ın (s.a.vj hicret yurdu olan Medine-i Münevvere'de doğdu.Medine'nin peygamberlik kokularıyla burcu burcu kokan ve vah­yin nuruyla parlayan havasında büyüdü...

Abid, zahid, sıcak günlerde oruç tutan ve seherlerde namaz kı­lan babasının kucağında yetişti...

Ömer'in ahlakıyla ahlâklandı...

Babası ondaki takva ve doğruluk belirtilerini, davranışındaki İs­lâm ve Kur'an ahlâkını diğer kardeşlerindekilerin üstünde görmüştü.Bu yüzden onu kalbinin en ince noktalarına kadar işleyen bir sev­giyle sevmişti. Bu konuda onu tenkid edenlere şu cevabı vermişti:

«Salim yüzünden beni tenkid ediyorlar. Ben de onları tenkid edi­yorum. Çünkü Salim benim gözümün bebeğidir».

Salim, babasının öğrendiği hadisleri öğrenmek, Allah'ın dinini ve Allah'ın kitab'mi anlamak üzere babasına yönelmiş daha sonra da ken­dini Harem-i Şerîf'e atmıştı.

Resûlüllah'ın (s.a.v.) mescidi devamlı büyük sahabilerden mey­dana gelen kalabalık bir toplulukla dolup taşıyordu.Delikanlı mescidin köşelerinden birine yerleştiğinde karşısında, kendisinde peygamberlik nurundan bir nur bulunan bir yıldız ve pey­gamber kokularından olan bir koku buldu.Ona nerede göz atsa veya kulak verse, onda iyiyi görür ve ondan iyi olanı duyardı.Bu sebeple ona, başlarında Ebu Eyyup el-Ensârî, Ebu Hureyre, Ebu Rafii, Ebu Lubabe ve Zeyd Îbnu'l-Hattab olmak üzere birçok sahabîden hadis almak nasip olmuştu.

İşte o, babası Abdullah İbn Ömer'den başka bunlardan da hadis almıştı.
Çok geçmedi o, müslümanların büyük ve ünlü isimlerinden biri, tabiîin'in efendilerinden büyük bir efendi, dinleri konusunda müslümanların kendilerine başvurdukları, onlardan Rablerinin dinlerini alan, din ve dünya meselelerinde kendilerine müracaat ettikleri, Medine fakihlerinden biri oldu.

Valiler kadılarına, karşılaştıkları davalarda onlara başvurmaların emrederlerdi.
Kadılara bir mesele geldiğinde hepsi biraraya gelirler, onu ince­lerler daha sonra ancak onların görüşleriyle hüküm verirlerdi.Valilerin en şanslısı, kendisinden en iyi söz edileni, insanların kalplerini en iyi kazananı ve halifelerin yanında en güvenileni, Salim İbn Abdillah'ın tavsiye ve görüşüne sarılan kimseydi.Onun durumuna muhalif olanlara ise Medine dar gelmiş ve orada valiliğe dayanamaz hale gelmişlerdi.

Bunlardan birisi şöyle olmuştur: Abdurrahman İbn ez-Zahhak, Yezîd İbn Abdilmelik'in halifeliği zamanında Medîne'ye vali olmuştu.

Fatıma Bintü'l-Hüseyn dul kalmış, artık kendini çocuklarını yetiş­tirmeye vermişti.

İbnu'z-Zahhak gelip onu kendine istedi.

Fatıma şöyle cevap verdi: «Vallahi, ben evlenmek istemiyorum. Benim çocuklarım var. Ben kendimi onlara adadım».

O, Fatıma'ya israr ediyordu. Fatıma da, kötülük yapmasından korktuğu için sert davranmadan ondan özür diliyordu.

Fatıma'nın kendisine karşı direnmediğini görünce ona şöyle dedi:

«Vallahi, eğer benim esim olmaya razı olmazsan, oğullarından en büyügünü alır, şarap içtiği iddiasıyla onu sopalatırım».

Fatıma durumu Salim İbn Abdillah'a danıştı. Salim Fatıma'ya; va­liyi, halifeye şikayet eden, kendisinin Resûlüllah'a (s.a.v.) ve Al-i Beyt'e yakınlığını ve akrabalığını hatırlatan bir mektup yazmasını tav­siye etti.

Fatıma mektubu yazdı ve bir adamıyla onu Şam'a gönderdi.

Fatima'nın adamı mektubu götürdüğü sırada, halifenin, Medine'­deki maliye memuru İbnu Hürmüz'e hesapları görüşmek üzere kendi­sine gelmesi emri geldi.

İbn Hürmüz, üzerinde hakkı olan arkadaşlarıyla vedalaşmaya baş­ladı.

Vedalaşmak üzere Fatima Bintu'l-Hüseyin'e gitti ve ona şöyle dedi: «Ben Şam'a gidiyorum. Bir ihtiyacın var mı?»

Fatıma: «Evet...İbnu'b-Zahhak'tan gördüğüm muamele ve bana yaptıklarını, onun Medine alimlerine, özellikle Salim İbn Abdillah'a hürmet etmediğini müminlerin emîrine haber verirsin» dedi.

İbn Hürmüz, onun ziyaret etmesini istemedi, çünkü Fatıma'nın İbnu'z-Zahhak hakkında şikâyetini halîfeye kendisi götürmek istiyordu.

İbn'u Hürmüz Şam'a, Fatıma Bıntü'l-Hüseyn'in mektubunu götüren elçinin ulaştığı gün ulaştı.
İbn Hürmüz halifenin huzuruna girince ondan Medine'nin duru­munu ve Salîm İbn Abdillah'la onun fakîh arkadaşlarını sordu. Ona şöyle dedi:

«Bu arada bilinmesi gerekli önemli bir durum veya zikre değer bir mesele var mı?»

İbn Hürmüz, Fatıma Bintü'l-Hüseyn'in başından geçenler hakkın­da ona hiçbir şey söylemedi.

Valinin Salim İbn Abdillah'a karşı tutumu hakkında da hiçbir şey­den bahsetmedi.Ona hesapları arzetmek üzere yanında otururken, içeriye Hacip girdi ve şöyle dedi:

«Allah halifeyi iyilikte devam ettirsin. Kapıda Fatıma Bintü'l-Hüseyn'in elçisi var».

Bunun üzerine İbn Hürmüz'ün yüzü değişti ve; «Allah halifeyi ba­şımızdan uzun zaman eksik etmesin.Fatıma Bintü'l-Hüseyn bana, sana verilmek üzere bir mektup ver­di» dedi ve meseleyi halifeye anlattı...

Halife onun sözlerini duyar duymaz oturduğu divandan kalkıp:
«Kahrolasica...
Ben sana Medine'yle ilgili meseleler hakkında sormadım mı?!
Sende böyle bir haber varken benden bunu saklıyor musun?!»

İbn'u Hürmüz unuttuğunu söyleyerek ondan özür diledi.
Daha sonra elçiye izin verilip içeriye alındı. Mektubu ondan al­dı. Açıp okumaya başladı. Adeta gözlerinden kıvılcımlar saçılıyordu. Elindeki sopayla yere vururken bir taraftan da şöyle diyordu:

«İbnu'z-Zahhak Resûlüllah'ın (s.a.v.) ailesine karşı böyle cüret mi gösterdi. Aralarındaki Salim İbn Abdillah'ın tavsiyesine kulak as­madı ha!

Ben Şam'da minderimin üzerindeyken, o da Medine'de işkence görürken bana onun sesini işittirecek birisi yok mu?»

Ona şöyle denildi: «Evet var, müminlerin emîri! Medine için ancak Abdulvahid İbn Bişr en-Nazrî vardır. Onu Medine'ye vali yap... O, şu anda Taîf'tedir». Halife: «Evet... Vallahi evet... O oraya aittir» dedi. Daha sonra bir kağıt getirtti ve kendi eliyle şöyle yazdı:

«Müminlerin emîri Yezîd İbn Abdilmelik'ten Abdulvahid İbn Bişr en-Nazrî'ye.
Es-selamu aleyke...

Seni Medine'ye vali tayin ettim. Bu mektubum sana geldiğinde oraya git. İbnu'z-Zahhak'ı valilikten uzaklaştır. Ona kırk bin dinarlık bir tazminat ödet ve sesini Medine'den duyuncaya kadar ona işkence et».

Postacı mektubu aldı. Hızla Medîne yolunu takip ederek Taîf'e doğru yürüdü.

Medine'ye ulaşınca Vali İbnu'z-Zahhak'ın yanına girmedi. Ona se­lâm vermedi. Valinin kendisine karşı kötülük yapacağı hissine kapıldı.

Vali ona haber gönderip evine çağırdı. Ona geliş sebebini sor­du. Postacı hiçbir şey söylemedi. Vali minderin ucunu kaldırıp:

«Bak» dedi... Baktı ki içi dinarlarla dolu bir kese.

«Bu bin dînar...» dedi.

«Sana söz veriyorum, eğer bana maksadını söylersen, sana elim­de olanları veririm ve bu meseleyi gizlerim...»

O da meseleyi ona anlattı. Parayı ona verip şöyle dedi:

«Ben Şam'a varıncaya kadar üç gün burada oyalan, sonra gitmen gereken yere git...»

İbnu'z-Zahhak hayvanına binip hemen Medine'den ayrıldı ve hızla Şam'a doğru yürüdü.

Oraya varınca, halifenin güzel ahlâklı ve iyiliksever ve yardım et­meyi çok seven bir zat olan kardeşi Mesleme İbn Abdilmelik'in huzu­runa girdi.

Meslemeye şöyle dedi:

«Ey emir! Senin himayeni istiyorum».

Mesteme: «Hayrola... Neyin var?» dedi.

İbnu'z-Zahhak: «Müminlerin emîri yaptığım bir hatadan dolayı ba­na kızgındır».

Mesleme, sabahleyin Yezîd'e gidip şöyle dedi: «Benim müminle­rin emîriyle bir işim var».

Yezîd de şöyle dedi: «Senin her ihtiyacın İbnu'z-Zahhak hakkın­da olmadığı sürece yerine getirilmiş demektir».

Mesleme de: «Vallahi, ben sana sadece onun için geldim...» dedi. Yezîd: «Vallahi, onu asla affetmem...» dedi. Mesleme: «Peki, günahı nedir?» dedi.

Yezîd: «O, Fatıma Bintu'l- Hüseyin'e talip olup tehdit etti ve kor­kuttu... ,

Fatıma'nın meselesinde Salim İbn Abdillah'ın tavsiyesine kulak asmadı. Bu yüzden bütün Medîne şairleri onu hicvetmeye, bütün salih ve alimleri onu ayıplamaya başladılar...» dedi.

Mesleme: «Ey müminlerin emîri! Seni, aranızdaki meselede ken­di haline bırakıyorum».

Yezîd: «Yeni valinin onun hakkındaki emrimi yerine getirmesi ve onu öbür valilere ibret yapması için Medine'ye dönmesini emret...»dedi.

Medine halkı yeni valilerine çok sevindiler. Halife'nin, İbnu'z-Zahhak hakkındaki emrini yerine getirmede ihtiyatlı davranması on­ları memnun etti.

Onun hayır yolunda gittiğini ve onlarla ilgili bir meseleyi ancak el-Kasım İbn Muhammed İbn Ebî Bekr ve Salim İbn Abdillah İbn Ömer'­le istişare ettikten sonra sonuca bağladığını görünce ona olan sevgi­leri daha da arttı.

Müslümanların halifesi Yezîd İbn Abdilmelik ne büyüktür...

Böyle bir örnek ortaya koyan ve böyle zatları çıkaran büyük islâm ne yücedir.

Yüce tabiî Selim İbn Abdillah İbn Ömer İbnu'l-Hattab'la tekrar karşılaşmak üzere.(2)


Dipnotlar
[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] İbn Sad
2 Dr. Abdurrahman Re’fet el-Bâşâ, Sahabe Hayatından Tablolar, Uysal Kitabevi: 2/383-389.

*Tabiin'in Hayatından Tablolar/Dr. Abdurrahman Re'fet el-Başa