Fedâkarlığın, sadâkatin ve samimiyetin zirveye ulaştığı Uhud Harbinde, belki bir daha görünmeyecek olan şeref levhaları yaşanıyordu. Harbin gidişatına aldanarak Efendimizin (s.a.v.) emirleri dışına çıkan okçuların, mevzilerini terketmesiyle meydana gelen karışıklık sırasında birçok şehit verilirken, Nebîler Nebîsi�nin de başı yaralanmış, dişi kırılmış ve parçalanan zırhının halkaları vücuduna saplanmıştı.

Efendimizin (s.a.v.) etrafını saran sahabeler bu halkaları çıkartmak için uğraşırlarken, dişlerinin kırılıp tırnaklarının söküldüğünü farketmiyorlardı. Çünkü bu hizmet, yerlerin ve göklerin en şerefli varlığına yapılıyordu.

Bir ara müşriklerin gayretiyle Peygamberimizin vefat ettiğine dair bir şayia yayıldı. Ve bu haber, kızgın bir çöl fırtınası gibi bir anda ortalığı kasıp kavurarak Medine�ye ulaştı. Herkes ne yapacağını bilemez vaziyette kıvranıp dururken, bir kadının Uhud�a doğru dolu dizgin at sürdüğü görüldü. Bu kadın, babasını, kardeşlerini, eşi ve çocuklarını harbe gönderirken:

-Efendimizin (s.a.v.) zülüflerinin dağılmasına bile razı olmam. Ve O�na birşey olur da siz sağ dönerseniz, yüzünüze dahi bakmam, diyen Sümeyra�dan başkası değildi.

Sümeyra�nın Uhud�a geldiğini gören sahabeler, çekinerek:

-Çocukların işte burada şehid, dediler. O sanki duymadı bile; çılgınlar gibi Efendimizi (s.a.v.) arıyordu harp meydanında.

Biraz sonra:

-Baban burada yatıyor, dediler. O da burada şehid oldu.

Sümeyra�nın gözü hiçbir şeyi görmüyor ve �Resulûllah Nerede?� diye bağırıp duruyordu. O güneş olmazsa, karanlık cihanı ne yapayım ben?

-Burada, burada, diye müjde verdiler. Sadece yaralandı.

Sümeyra, sevincinden kendini yerlere attı ve O�nun bastığı toprakları öperek Efendimizin (s.a.v.) yanına vardı. Mübarek cübbesine yüzünü gözünü sürerken:

-Ya Resûlullah, diye ağlıyordu. Gökler parçalanıp başıma dökülse de; babam ve evlâdlarım bir bir şehid olsa da gam yemem artık. Değil mi ki sen hayattasın?



Selim Gündüzalp