Sayfa 1/2 12 SonSon
19 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
    ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬِٓﻯ ﺍَﺭْﺳَﻞَ ﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﺑِﺎﻟْﻬُﺪَﻯ ﻭَﺩِﻳﻦِ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﻟِﻴُﻈْﻬِﺮَﻩُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺪِّﻳﻦِ ﻛُﻠِّﻪِ ﻭَ ﻛَﻔَﻰ ﺑِﺎﻟﻠَّﻪِ ﺷَﻬِﻴﺪًﺍ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠَّﻪِ


    "Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur. Buna şahit olarak Allah yeter. Muhammed Allah’ın Resulüdür." Fetih Sûresi, 48:28-29.)

    ilâ âhir...


    (Risalet-i Ahmediye'ye (A.S.M.) dair Ondokuzuncu Söz'le Otuzbirinci Söz, nübüvvet-i Muhammediyeyi (A.S.M.) delail-i kat'iyye ile isbat ettiklerinden, isbat cihetini onlara havale edip, yalnız onlara bir tetimme olarak ondokuz nükteli işaretlerle, o büyük hakikatın bazı lem'alarını göstereceğiz: )

    BİRİNCİ NÜKTELİ İŞARET:
    Şu kâinatın sahib ve mutasarrıfı elbette bilerek yapıyor ve hikmetle tasarruf ediyor ve her tarafı görerek tedvir ediyor ve her şey'i bilerek, görerek terbiye ediyor ve herşeyde görünen hikmetleri, gayeleri, faideleri irade ederek tedvir ediyor.

    Madem yapan bilir; elbette bilen konuşur. Madem konuşacak, elbette zîşuur ve zîfikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak. Madem zîfikirle konuşacak, elbette zîşuurun içinde en cem'iyetli ve şuuru küllî olan insan nev'i ile konuşacaktır. Madem insan nev'i ile konuşacak, elbette insanlar içinde kabil-i hitab ve mükemmel insan olanlarla konuşacak. Madem en mükemmel ve istidadı en yüksek ve ahlâkı ulvî ve nev'-i beşere mukteda olacak olanlarla konuşacaktır; elbette dost ve düşmanın ittifakıyla, en yüksek istidadda ve en âlî ahlâkta ve nev'-i beşerin humsu ona iktida etmiş ve nısf-ı Arz onun hükm-ü manevîsi altına girmiş ve istikbal onun getirdiği nurun ziyasıyla bin üçyüz sene ışıklanmış ve beşerin nuranî kısmı ve ehl-i imanı, mütemadiyen günde beş defa onunla tecdid-i biat edip, ona dua-yı rahmet ve saadet edip, ona medih ve muhabbet etmiş olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile konuşacak ve konuşmuş ve Resul yapacak ve yapmış ve sair nev'-i beşere rehber yapacak ve yapmıştır.




    Mu'cizat-ı Ahmediye: Hz.Muhammedin (asm) mucizeleri. * Hz.Muhammedin (asm)
    mucizelerinin anlatıldığı Risale-i Nurdan Mektubat isimli kitabın 19.bölümü olan 19.mektubu.
    İlâ âhir: Sona kadar.
    Risalet-i Ahmediye: Hz.Muhammedin (asm) peygamberliği.
    Delail-i kat'iyye: Kesin deliller.
    Tetimme: Tamamlama, ekleme.
    Nükte: Derin ve ince manalı söz.
    Lem'a: Parıltı, parlamak.
    Mutasarrıf: İdare eden, işleri yürüten, yönetici.
    Tedvir: Döndürmek, çevirmek. *İdare etmek, yönetmek.
    Zîşuur: Şuur sahibi, bilinçli.
    Zîfikir: Fikir sahibi, düşünce sahibi, düşünen.
    Küllî: Kapsamlı genel.
    Nev'i: Türü.
    Kabil-i hitab: Hitab edilebilir, konuşulabilir.
    İstidad: Kabiliyet, yetenek.
    Ulvî: Yüksek, yüce.
    Nev'-i beşer: Beşer nevi, insan türü, insanlar.
    Mukteda: Kendisine uyulan. Önde giden.
    Hums: Beşte bir.
    İktida : Uymak.
    Nısf-ı Arz: Arzın yarısı.
    Hükm-ü manevî: Manevî hüküm, hâkimiyet.
    Ziya: Işık.
    Ehl-i iman: İman edenler, inananlar.
    Mütemadiyen: Devamlı olarak, sürekli olarak.
    Tecdid-i biat: Biatı tecdid etmek, bağlılığı yenilemek, bağlılığı tazelemek.
    Dua-yı rahmet: Rahmet duası.
    Medih: Övme, övgü.
    Aleyhissalâtü Vesselâm: Salât ve selâm O'nun üzerine olsun.
    Resul: Peygamber.

    Benzer Konular
    "Mu?cizât-ı Ahmediye Mektubatında, Üçüncü İşaretinden tâ On Sekizinci İşaretine
    "Mu?cizât-ı Ahmediye Mektubatında, Üçüncü İşaretinden tâ On Sekizinci İşaretine Devami...
    Mu’cizat-ı Ahmediye (a.s.m.)
    Mu’cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) Mu’cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) BU RİSALE, üç yüzden fazla mu’cizâtı beyan eder. Risalet-i Ahmediyenin (a.s.m.) mu’cizesini beyan ettiği gibi, kendisi de o mu’cizenin bir kerametidir. Üç dört nev ile harika olmuştur:
    Mu’cizat-ı Ahmediye (a.s.m.)
    Mu’cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) Mu’cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) BU RİSALE, üç yüzden fazla mu’cizâtı beyan eder. Risalet-i Ahmediyenin (a.s.m.) mu’cizesini beyan ettiği gibi, kendisi de o mu’cizenin bir kerametidir. Üç dört nev ile harika olmuştur:
    19. MEKTUP dan(Mu’cizât-ı Ahmediye (a.s.m.))
    19. MEKTUP dan(Mu’cizât-ı Ahmediye (a.s.m.)) 19. MEKTUP Mu’cizât-ı Ahmediye (a.s.m.) YEDİNCİ MİSAL: Başta Buharî ve Müslim olarak, kütüb-ü sahiha, Hazret-i İmran ibni Husayn’dan haber veriyorlar ki: İmran der: Bir seferde, Resul-i Ekrem Aleyhissa
    Mu'cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) - Risale-i Nur Külliyatından mp3 indir
    Mu'cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) - Risale-i Nur Külliyatından mp3 indir esselamu aleykum Index of /1/items/mucizati-ahmediye-risale-i-nur-kulliyatindan/
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    İKİNCİ NÜKTELİ İŞARET:
    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm iddia-yı nübüvvet etmiş; Kur'an-ı Azîmüşşan gibi bir fermanı göstermiş ve ehl-i tahkikin yanında bine kadar mu'cizat-ı bahireyi göstermiştir. O mu'cizat, heyet-i mecmuasıyla, dava-yı nübüvvetin vukuu kadar vücudları kat'îdir. Kur'an-ı Hakîm'in çok yerlerinde en muannid kâfirlerden naklettiği sihir isnad etmeleri gösteriyor ki; o muannid kâfirler dahi mu'cizatın vücudlarını ve vukularını inkâr edemiyorlar. Yalnız, kendilerini aldatmak veya etba'larını kandırmak için, -hâşâ- sihir demişler.


    İddia-yı nübüvvet: Peygamberlik iddiası.
    Kur'an-ı Azîmüşşan: Şını yüce Kur'an.
    Ehl-i tahkik: Araştırıcı büyük din alimleri, iman gerçeklerini ve islâm kurallarını delilleriyle bilen büyük din bilginleri.
    Mu'cizat-ı bahire: Açık mucizeler.
    Mu'cizat: Mucizeler.
    Heyet-i mecmua: Bütünündeki durum, toplamının durumu.
    Dava-yı nübüvvet: Peygamberlik iddiası.
    Kur'an-ı Hakîm: Hikmetlerle dolu Kur'an.
    Muannid: İnatçı, direnen.
    Etba': Tabi olanlar, bağlılar.


    Evet mu'cizat-ı Ahmediye'nin (A.S.M.) yüz tevatür kuvvetinde bir kat'iyyeti vardır. Mu'cize ise; Hâlık-ı Kâinat tarafından onun davasına bir tasdiktir, "Sadakte" hükmüne geçer.

    Tevatür: Kuvvetli haber, yalan ihtimali olmayan kuvvetli haber.
    Hâlık-ı Kâinat: Kainatın yaratıcısı, evreni yaratan.
    Sadakte: Doğru söyledin.



    Nasılki sen bir padişahın meclisinde ve daire-i nazarında desen ki: "Padişah beni filan işe memur etmiş." Senden o davaya bir delil istenilse; padişah "Evet" dese, nasıl seni tasdik eder. Öyle de, âdetini ve vaziyetini senin iltimasınla değiştirirse; "Evet" sözünden daha kat'î daha sağlam, senin davanı tasdik eder.

    Daire-i nazar: Nazar dairesi, görüş sahası.


    Öyle de, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dava etmiş ki: "Ben, şu kâinat Hâlıkının meb'usuyum. Delilim de şudur ki: Müstemir âdetini, benim dua ve iltimasımla değiştirecek. İşte parmaklarıma bakınız, beş musluklu bir çeşme gibi akıttırıyor. Kamer'e bakınız, bir parmağımın işaretiyle iki parça ediyor. Şu ağaca bakınız; beni tasdik için yanıma geliyor, şehadet ediyor. Şu bir parça taama bakınız; iki-üç adama ancak kâfi geldiği halde, işte ikiyüz-üçyüz adamı tok ediyor." Ve hâkeza.. yüzer mu'cizatı böyle göstermiştir.

    Hâlık: Yaratıcı Allah (cc), yoktan en güzel şekilde yaratan Allah (cc).
    Meb'us: Elçi, Allah tarafından gönderilen, peygamber.
    Müstemir: Devamlı, sürekli, değişmez, devam eden.
    Kamer: Ay.
    Taam: Yemek.
    Hâkeza: Bunlar gibi, bunun gibi.



    Şimdi, şu zâtın delail-i sıdkı ve berahin-i nübüvveti yalnız mu'cizatına münhasır değildir. Belki ehl-i dikkat için, hemen umum harekâtı ve ef'ali, ahval ve akvali, ahlâk ve etvarı, sîret ve sureti, sıdkını ve ciddiyetini isbat eder. Hattâ meşhur ülema-i Benî İsrailiyeden Abdullah İbn-i Selâm gibi pek çok zâtlar, yalnız o Zât-ı Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın sîmasını görmekle, "Şu sîmada yalan yok, şu yüzde hile olamaz!" diyerek imana gelmişler.

    Delail-i sıdk: Doğruluğun delilleri.
    Berahin-i nübüvvet: Peygamberlik (asm) delilleri.
    Münhasır: Mahsus, sınırlı ait.
    Ehl-i dikkat: Dikkatliler, inceleyenler.
    Harekât: Hareketler.
    Ef'al: Fiiller, işler.
    Ahval: Haller, vaziyetler.
    Akval: Sözler.
    Etvar: Tavırlar, durumlar, davranışlar.
    Siret: Ahlâk, insanın manevî durumu.
    Ülema-i Benî İsrailiye: İsrail oğulları alimleri, Yahudi alimleri.
    Zât-ı Ekrem: En kerim olan zat, en cömert ve iyiliksever olan kişi.



    Çendan muhakkikîn-i ülema, delail-i nübüvveti ve mu'cizatı bin kadar demişler; fakat binler, belki yüzbinler delail-i nübüvvet vardır. Ve yüzbinler yol ile yüzbinler muhtelif fikirli adamlar, o zâtın nübüvvetini tasdik etmişler. Yalnız Kur'an-ı Hakîm'de kırk vech-i i'cazdan başka, nübüvvet-i Ahmediyenin (A.S.M.) bin bürhanını gösteriyor.

    Muhakkikîn-i ülema: Alimlerin araştırmacıları.
    Delail-i nübüvvet: Peygamberlik delilleri.
    Muhtelif: Çeşitli, farklı, ayrı ayrı.
    Kur'an-ı Hakîm: Hikmetlerle dolu Kur'an.
    Vech-i i'caz: Mucizelik yönü, mucize olma yönü.
    Nübüvvet-i Ahmediye: Hz. Muhammedin (asm) peygamberliği.
    Bürhan: Kesin delil, ispat vasıtası.



    Hem madem nev'-i beşerde nübüvvet vardır. Ve yüzbinler zât, nübüvvet dava edip mu'cize gösterenler, gelip geçmişler. Elbette umumun fevkinde bir kat'iyyet ile, nübüvvet-i Ahmediye (A.S.M.) sabittir. Çünki İsa Aleyhisselâm ve Musa Aleyhisselâm gibi umum resullere nebi dedirten ve risaletlerine medar olan delail ve evsaf ve vaziyetler ve ümmetlerine karşı muameleler; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'da daha ekmel, daha câmi' bir surette mevcuddur.

    Nev'-i beşer: Beşer nevi, insan türü, insanlar.
    Nübüvvet: Peygamberlik.
    Fevkinde: Üstünde.
    Kat'iyyet: Kesinlik.
    Aleyhisselâm: Selâm O'nun üzerine olsun.
    Nebi: Peygamber.
    Risalet: Peygamberlik.
    Delail: Deliller.
    Evsaf: Vasıflar, sıfatlar, nitelikler.
    Ekmel: En mükemmel, en eksiksiz.


    Madem hükm-ü nübüvvetin illeti ve sebebi, Zât-ı Ahmedî'de (A.S.M.) daha mükemmel mevcuddur. Elbette hükm-ü nübüvvet, umum enbiyadan daha vâzıh bir kat'iyyet ile ona sabittir.

    Hükm-ü nübüvvet: Peygamberlik hükmü.
    Zât-ı Ahmedî: Ahmedin (asm) zatı, Hz.Muhammedin (asm) kendisi.
    Enbiya: Peygamberler.
    Vâzıh: Açık, apaçık.
    Kat'iyyet: Kesinlik.
    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    ÜÇÜNCÜ NÜKTELİ İŞARET:
    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın mu'cizatı çok mütenevvidir. Risaleti umumî olduğu için, hemen ekser enva'-ı kâinattan birer mu'cizeye mazhardır. Güya nasılki bir padişah-ı zîşanın bir yaver-i ekremi mütenevvi hediyelerle muhtelif akvamın mecmaı olan bir şehre geldiği vakit, her taife onun istikbaline bir mümessil gönderir; kendi taifesi lisanıyla ona "hoş-âmedî" eder, onu alkışlar. Öyle de: Sultan-ı Ezel ve Ebed'in en büyük yaveri olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, âleme teşrif edip ve küre-i arzın ahalisi olan nev'-i beşere meb'us olarak geldiği ve umum kâinatın Hâlıkı tarafından umum kâinatın hakaikına karşı alâkadar olan envâr-ı hakikat ve hedaya-yı maneviyeyi getirdiği zaman; taştan, sudan, ağaçtan, hayvandan, insandan tut tâ Ay'dan, Güneş'ten, yıldızlara kadar her taife, kendi lisan-ı mahsusuyla ve ellerinde birer mu'cizesini taşımasıyla, onun nübüvvetini alkışlamış ve hoş-âmedî demiş.

    Şimdi o mu'cizatın umumunu bahsetmek için, cildlerle yazı yazmak lâzım gelir. Muhakkikîn-i asfiya, delail-i nübüvvetin tafsilâtına dair çok cildler yazmışlar. Biz yalnız icmalî işaretler nev'inden, o mu'cizatın kat'î ve manevî mütevatir olan küllî enva'ına işaret ederiz.



    Resul-i Ekrem: Çok cömert, kerim ve Allah'ın insanlara bir elçisi olan Hz.Muhammed.
    Aleyhissalâtü Vesselâm: Salât ve selâm O'nun üzerine olsun.
    Mu'cizat: Mucizeler.
    Mütenevvi: Çeşitli, çeşit çeşit, türlü türlü.
    Risalet: Peygamberlik.
    Enva'-ı kâinat: Kainattaki varlık çeşitleri.
    Yaver-i ekrem: En kerim yaver, en yakın ve üstün memur.
    Akvam: Kavimler, milletler, topluluklar.
    Mümessil: Temsil edici, temsilci.
    Hoş-âmedî: Hoş geldiniz.
    Sultan-ı Ezel ve Ebed: Varlığının başlangıcı ve sonu olmayan kudret ve hâkimiyet sahibi olan Allah (cc).
    Nev'-i beşer: Beşer nevi, insan türü, insanlar.
    Hakaik: Hakikatlar, gerçekler ve doğrular.
    Alâkadar: Alâkalı ve ilgili.
    Envâr-ı hakikat: Hakikat nurları.
    Hedaya-yı maneviye: Manevî hediyeler.
    Lisan-ı mahsus: Mahsus lisan, özel dil.

    Muhakkikîn-i asfiya: Asfiya muhakkikler, günahlardan uzak yaşamış ve velilik derecesine ulaşmış araştırmacı çok büyük islâm alimleri.
    Delail-i nübüvvet: Peygamberlik delilleri.
    Tafsilât: Açıklamalar, geniş bilgiler, ayrıntılı bilgiler.
    İcmalî: Kısaca, inceliklere girmeden, özet halinde.
    Kat'î: Kesin.
    Mütevatir: Kesin, şüphesiz ve sağlam haber, bir çok kimseler tarafından aktarılan yalan olamaz sağlam haber.
    Küllî: Kapsamlı genel.
    Enva': Nevler, türler çeşitler.
    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    İşte nübüvvet-i Ahmediyenin (A.S.M.) delaili, evvelâ iki kısımdır:

    Birisi: "İrhasat" denilen nübüvvetten evvel ve veladeti vaktinde zuhur eden hârikulâde hallerdir.


    Nübüvvet-i Ahmediye: Hz.Muhammedin (asm) peygamberliği.
    Delail: Deliller.
    İrhasat: Peygamberlikle görevlendirilmeden önce Peygamberimizle (asm) ilgili olarak meydana gelen mucizeler ve harikalar.
    Nübüvvet: Peygamberlik.
    Zuhur: Meydana çıkma, ortaya çıkma, görünme.



    İkinci kısım: Sair delail-i nübüvvettir. İkinci kısım da iki kısımdır: Biri: Nübüvvetinden sonra, fakat nübüvvetini tasdikan zuhura gelen hârikalardır. İkincisi: Asr-ı Saadetinde mazhar olduğu hârikalardır. Şu ikinci kısım dahi iki kısımdır: Biri: Zâtında, sîretinde, suretinde, ahlâkında, kemalinde zahir olan delail-i nübüvvettir. İkincisi: Âfâkî, haricî şeylerde mazhar olduğu mu'cizattır. Şu ikinci kısım dahi iki kısımdır: Biri: Manevî ve Kur'anîdir. Diğeri: Maddî ve ekvanîdir. Şu ikinci kısım dahi iki kısımdır: Biri: Dava-yı nübüvvet vaktinde, ehl-i küfrün inadını kırmak veyahut ehl-i imanın kuvvet-i imanını ziyadeleştirmek için zuhura gelen hârikulâde mu'cizattır. Şakk-ı Kamer ve parmağından suyun akması ve az taamla çokları doyurması ve hayvan ve ağaç ve taşın konuşması gibi yirmi nev' ve herbir nev'i manevî tevatür derecesinde ve herbir nev'in de çok mükerrer efradı vardır. İkinci kısım: İstikbalde ihbar ettiği hâdiselerdir ki; Cenab-ı Hakk'ın talimiyle o da haber vermiş, haber verdiği gibi doğru çıkmıştır. İşte biz de şu âhirki kısımdan başlayıp icmalî bir fihriste göstereceğiz. {(Haşiye): Maatteessüf niyet ettiğim gibi yazamadım. İhtiyarsız olarak nasıl kalbe geldi; öyle yazıldı. Şu taksimattaki tertibi tamamıyla müraat edemedim.}

    Sair: Diğer, başka.
    Delail-i nübüvvet: Peygamberlik delilleri.
    Asr-ı Saadet: Saadet asrı, Peygamberimiz (asm) ile dört halife devri.
    Sîret: Ahlâk, insanın manevî durumu.
    Kemal: Mükemmellik, kusursuzluk, üstün sıfat.
    Âfâkî: Dıştaki varlıklarla ilgili, kâinat ve içindekilerle ilgili.
    Kur'anî: Kur'ana ait, Kur'anla ilgili.
    Ekvanî: Yaratılmış varlıklara ait, kainatla ilgili.
    Dava-yı nübüvvet : Nübüvvet davası, peygamberlik iddiası.
    Ehl-i küfr: Kafirler, inkarcılar.
    Ehl-i iman: İman edenler, inananlar.
    Kuvvet-i iman: İman kuvveti, inanç gücü.
    Şakk-ı Kamer: Ayın yarılması, ayın iki parça olması.
    Taam: Yemek.
    Tevatür: Yalan ihtimali olmayan kuvvetli haber.
    Mükerrer: Tekrarlı, tekrar edilmiş.
    İcmalî: Kısaca, inceliklere girmeden, özet halinde.
    Taksimat: Taksimler, bölümler, paylaştırmalar.
    Müraat: Riayet, gözetme, uygun davranmak, korumak.
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    DÖRDÜNCÜ NÜKTELİ İŞARET:
    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın, Allâm-ül Guyub'un talimiyle haber verdiği umûr-u gaybiye, hadd ü hesaba gelmez. İ'caz-ı Kur'ana dair olan Yirmibeşinci Söz'de enva'ına işaret ve bir derece izah ve isbat ettiğimizden, geçmiş zamana dair ve enbiya-yı sâbıkaya dair ve hakaik-i İlahiyeye ve hakaik-i kevniyeye ve hakaik-i uhreviyeye dair ihbarat-ı gaybiyelerini Yirmibeşinci Söz'e havale edip, şimdilik bahsetmeyeceğiz. Yalnız, kendinden sonra Sahabe ve Âl-i Beyt'in başına gelen ve ümmetin ileride mazhar olacağı hâdisata dair pek çok ihbarat-ı sadıka-i gaybiyesi kısmından cüz'î birkaç misaline işaret edeceğiz. Ve şu hakikat tamamıyla anlaşılmak için, altı esas mukaddime olarak beyan edeceğiz:


    Allâm-ül Guyub: Gaybleri bilen Allah (cc). Bütün zamanlarda ve her yerde olan herşeyi her şeyiyle bilen Allah (cc).
    Umûr-u gaybiye: Gaybî işler, bilinmeyen ve görünmeyen işler.
    Hadd ü hesab: Sınır ve sayı.
    İ'caz-ı Kur'an: Kur'anın mucizeliği.
    Enbiya-yı sâbıka: Geçmiş peygamberler.
    Hakaik-i İlahiye: İlahî hakikatlar, Allah (cc) ile ilgili gerçekler (bilgiler).
    Hakaik-i kevniye: Kâinatla ve yaratılmış varlık dünyasıyla ilgili gerçekler.
    Hakaik-i uhreviye: Uhrevi hakikatlar, Ahiretle ilgili gerçekler.
    İhbarat-ı gaybiye: Gayba ait ihbarlar, gizli görünmezlerle ilgili haberler.
    Âl-i Beyt: Peygamberimizin (asm) soyundan olanlara verilen bir isimdir.
    İhbarat-ı sadıka-i gaybiye: Gaybe ait sadık haberler, gelecekle ilgili doğru haberler.
    Mukaddime: Başlangıç, giriş, önsöz.


    Birinci Esas:
    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın çendan her hali ve her tavrı, sıdkına ve nübüvvetine şahid olabilir; fakat her hali, her tavrı hârikulâde olmak lâzım değildir. Çünki Cenab-ı Hak onu beşer suretinde göndermiş, tâ insanın ahval-i içtimaiyelerinde ve dünyevî, uhrevî saadetlerini kazandıracak a'mal ve harekâtlarında rehber olsun ve imam olsun ve herbiri birer mu'cizat-ı kudret-i İlahiye olan âdiyat içindeki hârikulâde olan san'at-ı Rabbaniyeyi ve tasarruf-u kudret-i İlahiyeyi göstersin. Eğer ef'alinde beşeriyetten çıkıp hârikulâde olsaydı, bizzât imam olamazdı; ef'aliyle, ahvaliyle, etvarıyla ders veremezdi.


    Sıdk: Doğruluk, doğru olma.
    Nübüvvet: Peygamberlik.
    Beşer: İnsan.
    Ahval-i içtimaiye: İçtimai haller, toplumdaki durumlar.
    A'mal: Ameller, işler, yapılanlar.
    Mu'cizat-ı kudret-i İlahiye: Allah'ın (cc) sonsuz gücünün mucizeleri (harika eserleri).
    Âdiyat: Sıradan şeyler.
    San'at-ı Rabbaniye: Rabbanî sanat, herşeyin sahibi ve terbiyecisi olan Allah'ın (cc) sanatı.
    Tasarruf-u kudret-i İlahiye: İlahî kudretin tasarrufu, Allah'ın (cc) sonsuz güç ve kuvvetiyle yaptığı ve yürüttüğü işler.
    Ef'al: Fiiller, işler.
    Ahval: Haller, vaziyetler.
    Etvar: Tavırlar, durumlar, davranışlar.



    Fakat yalnız nübüvvetini muannidlere karşı isbat etmek için hârikulâde işlere mazhar olur ve indelhace arasıra mu'cizatı gösterirdi. Fakat sırr-ı teklif olan imtihan ve tecrübe muktezasıyla, elbette bedahet derecesinde ve ister istemez tasdike mecbur kalacak derecede mu'cize olmazdı. Çünki sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihî bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz. Ebu Cehil de, Ebu Bekir gibi tasdik eder. İmtihan ve teklifin faidesi kalmaz. Kömür ile elmas bir seviyede kalırdı.

    Muannid: İnatçı, direnen.
    İndelhace: İhtiyaç vaktinde, gerektiğinde.
    Sırr-ı teklif: İnsanın sorumlu tutulmasındaki ince ve derin mana.
    Mukteza: İktiza eden, gereken.
    Bedahet: Açıklık, apaçıklık, bellilik.
    Sırr-ı imtihan: İmtihan sırrı.
    Hikmet-i teklif: İnsanın sorumlu tutulma hikmeti.
    Bedihî: Açık, belli.


    Cây-ı hayrettir ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın mübalağasız binler vecihte binler çeşit insan, herbiri bir tek mu'cizesiyle veya bir delil-i nübüvvet ile veya bir kelâmı ile veya yüzünü görmesiyle ve hâkeza birer alâmetiyle iman getirdikleri halde, bütün bu binler ayrı ayrı insanları ve müdakkik mütefekkirleri imana getiren bütün o binler delail-i nübüvveti, nakl-i sahih ile ve âsâr-ı kat'iyye ile şimdiki bedbaht bir kısım insanlara kâfi gelmiyor gibi, dalalete sapıyorlar.

    Cây-ı hayret: Hayret gerektiren.
    Delil-i nübüvvet: Peygamberlik delili.
    Müdakkik: Tetkik eden, inceleyen, dikkatle araştıran.
    Mütefekkir: Tefekkür eden, düşünen.
    Nakl-i sahih: Doğru bildirme ve aktarma.
    Âsâr-ı kat'iyye: Kesin ve şüphesiz eserler.
    Dalalet: Sapıtma, doğru yoldan ayrılma, iman ve islâm yolundan sapmak.
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    İkinci Esas:
    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hem beşerdir, beşeriyet itibariyle beşer gibi muamele eder; hem Resuldür, risalet itibariyle Cenab-ı Hakk'ın tercümanıdır, elçisidir. Risaleti, vahye istinad eder. Vahiy iki kısımdır:


    Beşer: İnsan.
    Beşeriyet: İnsanlık.
    Resul: Peygamber.
    Risalet: Peygamberlik.
    Vahy: Allah'ın (cc) peygamberlere bildirdiği ve gönderdiği haberler ve bilgiler.
    İstinad: Dayanma.



    Biri:
    "Vahy-i sarihî"dir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdahalesi yoktur. Kur'an ve bazı ehadîs-i kudsiye gibi...


    Vahy-i sarihî: Sözüyle ve manasıyla açık şekilde Allah (cc) tarafından bildirilen vahiy.
    Mübelliğ: Tebliğ eden, bildiren, duyuran.
    Ehadîs-i kudsiye: Hz.Peygamberin (asm) mübarek kutsal sözleri.



    İkinci Kısım:
    "Vahy-i zımnî"dir. Şu kısmın mücmel ve hülâsası, vahye ve ilhama istinad eder; fakat tafsilâtı ve tasviratı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a aittir. O vahiyden gelen mücmel hâdiseyi tafsil ve tasvirde, Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm bazan yine ilhama, ya vahye istinad edip beyan eder veyahut kendi ferasetiyle beyan eder. Ve kendi içtihadıyla yaptığı tafsilât ve tasviratı, ya vazife-i risalet noktasında ulvî kuvve-i kudsiye ile beyan eder veyahut örf ve âdet ve efkâr-ı âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyan eder.


    Vahy-i zımnî: Kısaca ve özet şekilde Allah (cc) tarafından bildirilip ayrıntısı ve tamamlanması Peygamberimize (asm) ait vahiy.
    Mücmel: Kısa, öz, özet.
    Tafsilât: Açıklamalar, geniş bilgiler, ayrıntılı bilgiler.
    Tasvirat: Tasvirler, anlatmalar.
    Zât-ı Ahmediye: Hz.Muhammedin (asm) kendisi.
    Feraset: Üstün anlayış, güçlü hızlı seziş.
    İçtihad: Ayet ve hadislere dayanarak yeni çıkan durumlara cevap olacak hüküm ve kuralları çıkarma.
    Vazife-i risalet: Peygamberlik görevi.
    Kuvve-i kudsiye: Kutsal ve kusursuz güç.
    Efkâr-ı âmme: Umumun fikri, halkın düşüncesi, genel düşünce.



    İşte her hadîste bütün tafsilâtına, vahy-i mahz noktasıyla bakılmaz. Beşeriyetin muktezası olan efkâr ve muamelâtında, risaletin ulvî âsârı aranılmaz. Madem bazı hâdiseler mücmel olarak mutlak bir surette ona vahyen gelir, o da kendi ferasetiyle ve tearüf-ü umumî cihetiyle tasvir eder. Şu tasvirdeki müteşabihata ve müşkilâta bazan tefsir lâzım geliyor, hattâ tabir lâzım geliyor. Çünki bazı hakikatlar var ki, temsil ile fehme takrib edilir. Nasılki bir vakit huzur-u Nebevîde derince bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: "Şu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp, şimdi Cehennem'in dibine düşmüş bir taşın gürültüsüdür." Bir saat sonra cevab geldi ki: "Yetmiş yaşına giren meşhur bir münafık ölüp, Cehennem'e gitti." Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ın belig bir temsil ile beyan ettiği hâdisenin tevilini gösterdi.

    Vahy-i mahz: Tam vahiy, her bakımdan ve bütün ayrıntılarıyla Allah'ın (cc) bildirmesi ve haber vermesi.
    Mukteza: İktiza eden, gereken.
    Efkâr: Fikirler, düşünceler.
    Muamelât: Muameleler, işlemler, hareketler ve davranışlar.
    Âsâr: Eserler, işaretler.
    Mücmel: Kısa, öz, özet.
    Vahyen: Vahiy olarak.
    Tearüf-ü umumî: Umumi tearüf, herkesin bilip ve tanıması.
    Müteşabihat: Manası açık olmayanlar, benzetmeler ve örneklerle anlatmalar.
    Fehm: Anlayış.
    Belig: Gerçeğe ve dinleyicilere en uygun ve tam yerinde, belâgatlı.
    Tevil: Bir sözden gaye edilmiş olması mümkün olan mana.
    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    Üçüncü Esas:
    Naklolunan haberler eğer tevatür suretinde olsa, kat'îdir. Tevatür iki kısımdır. {(Haşiye): Şu risalede "tevatür" lafzı, Türkçe "şâyia" manasındaki tevatür değil, belki yakîni ifade eden, yalan ihtimali olmayan kuvvetli ihbardır.}


    Tevatür: Yalan ihtimali olmayan kuvvetli haber.
    Şâyia: Yayılmış haber, söylenti.
    Yakîni: Şüphesiz, sağlam ve kesin bilgi.



    Biri "sarih tevatür", biri "manevî tevatür"dür. Manevî tevatür de iki kısımdır: Biri sükûtîdir. Yani, sükût ile kabul gösterilmiş. Meselâ: Bir cemaat içinde bir adam, o cemaatin nazarı altında bir hâdiseyi haber verse, cemaat onu tekzib etmezse, sükût ile mukabele etse, kabul etmiş gibi olur. Hususan haber verdiği hâdisede cemaat onunla alâkadar olsa, hem tenkide müheyya ve hatayı kabul etmez ve yalanı çok çirkin görür bir cemaat olsa, elbette onun sükûtu o hâdisenin vukuuna kuvvetli delalet eder.

    Sarih: Açık, belirli, belli, aşikar.
    Skûtî: Sessiz kalmakla alakalı, sessizlikle ilgili.
    Tekzib: Yalanlamak.
    Müheyya: Hazır, hazırlanmış.
    Delalet: Delil olma, yol gösterme.



    İkinci kısım tevatür-ü manevî şudur ki: Bir hâdisenin vukuuna, meselâ "Bir kıyye taam, ikiyüz adamı tok etmiş" denilse; fakat onu haber verenler, ayrı ayrı surette haber veriyor. Biri bir çeşit, biri başka bir surette, diğeri başka bir şekilde beyan eder.. fakat umumen, aynı hâdisenin vukuuna müttefiktirler. İşte mutlak hâdisenin vukuu; mütevatir-i bil-manadır, kat'îdir. İhtilaf-ı suret ise, zarar vermez. Hem bazan olur ki; haber-i vâhid, bazı şerait dâhilinde tevatür gibi kat'iyyeti ifade eder. Hem bazan olur ki; haber-i vâhid haricî emarelerle kat'iyyeti ifade eder.

    Tevatür-ü manevî: Mana bakımından yalan ihtimali olmayan kuvvetli haber.
    Mütevatir-i bil-mana: Değişik şekillerde fakat aynı manada birçok kimselerin bildirdiği yalan olamaz sağlam haber.
    İhtilaf-ı suret: Görünüş farklılığı.
    Haber-i vâhid: Bir kaynaktan gelen haber.
    Kat'iyyet: Kesinlik.



    İşte Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan bize naklolunan mu'cizatı ve delail-i nübüvveti, kısm-ı a'zamı tevatür iledir; ya sarihî, ya manevî, ya sükûtî. Ve bir kısmı çendan haber-i vâhid iledir. Fakat öyle şerait dâhilinde, nekkad-ı muhaddisîn nazarında kabule şâyan olduktan sonra, tevatür gibi kat'iyyeti ifade etmek lâzım gelir. Evet muhaddisînin muhakkikîninden "El-Hâfız" tabir ettikleri zâtlar, lâakal yüzbin hadîsi hıfzına almış binler muhakkik muhaddisler, hem elli sene sabah namazını işâ' abdestiyle kılan müttaki muhaddisler ve başta Buharî ve Müslim olarak Kütüb-ü Sitte-i Hadîsiye sahibleri olan ilm-i hadîs dâhîleri, allâmeleri tashih ve kabul ettikleri haber-i vâhid, tevatür kat'iyyetinden geri kalmaz.

    Mu'cizat: Mucizeler.
    Delail-i nübüvvet: Peygamberlik delilleri.
    Kısm-ı a'zam: En büyük kısım.
    Sükûtî: Sessiz kalmakla alakalı, sessizlikle ilgili.
    Şerait: Şartlar.
    Nekkad-ı muhaddisîn: Peygamber Efendimizin sözünü diğer sözlerden çok kolayca seçip ayırabilen büyük hadis alimleri.
    El-Hâfız: Hadis ilminde uzman olup en az yüz bin hadisi ezberine alan büyük islâm alimlerine verilen rütbe ve nam.
    Müttaki: Günahlardan ve yasaklardan çekinen, takva sahibi.
    Kütüb-ü Sitte-i Hadîsiye: Altı hadis kitabı, Hz.Muhammedin (asm) söz, davranış ve hareketleriyle ilgili yazılmış altı kitab. İsimleri: Buhari, Müslim, İbn-i Mace, Ebu-Davud, Tirmizi, Nesai.
    İlm-i hadîs: Hadis ilmi.
    Allâme: Çok büyük âlim.


    Evet fenn-i hadîsin muhakkikleri, nekkadları o derece hadîs ile hususiyet peyda etmişler ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın tarz-ı ifadesine ve üslûb-u âlîsine ve suret-i ifadesine ünsiyet edip meleke kesbetmişler ki; yüz hadîs içinde bir mevzu'u görse, "Mevzu'dur" der. "Bu, hadîs olmaz ve Peygamber'in sözü değildir" der, reddeder. Sarraf gibi hadîsin cevherini tanır, başka sözü ona iltibas edemez. Yalnız İbn-i Cevzî gibi bazı muhakkikler tenkidde ifrat edip, bazı ehadîs-i sahihaya da mevzu' demişler. Fakat her mevzu' şey'in manası yanlıştır demek değildir; belki "Bu söz hadîs değildir" demektir.

    Fenn-i hadîs: Hadisleri inceleyen ilim.
    Muhakkik: Araştırmacı.
    Nekkad: Seçici, ayırıcı, iyiyi kötüden seçip ayıran.
    Tarz-ı ifade: Anlatma şekli, ifade tarzı.
    Üslûb-u âlî: Yüksek üslub, üstün anlatma şekli.
    Suret-i ifade: İfade şekli.
    Meleke: Tecrübelerin veya tekrarlamaların sonucu kazanılan bilgi ve beceri alışkanlığı.
    İltibas: Birbirine karıştırma, birbirine benzeyenleri birbirinden ayırt edemeyip karıştırma.
    Ehadîs-i sahiha: Doğruluğu şüphesiz ve kesin olan hadisler.
    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    Sual: An'aneli senedin faidesi nedir ki; lüzumsuz yerde, malûm bir vakıada "an filan, an filan, an filan" derler?

    An'ane: Gelenek, âdet, örf. Ağızdan ağza söylenerek gelen söz, haber.
    Malûm: Bilinen, belli olan.



    Elcevab: Faideleri çoktur. Ezcümle, bir faidesi şudur: An'ane ile gösteriliyor ki, an'anede dâhil olan mevsuk ve hüccetli ve sadık ehl-i hadîsin bir nevi icmaını irae eder ve o senedde dâhil olan ehl-i tahkikin bir nevi ittifakını gösterir. Güya o senedde, o an'anede dâhil olan herbir imam, herbir allâme; o hadîsin hükmünü imza ediyor, sıhhatine dair mührünü basıyor.

    Mevsuk: Sağlam, güvenilir.
    Ehl-i hadîs: Hadis ehli, hadis alimleri
    Ehl-i tahkik: Araştırıcı büyük din âlimleri.
    Allâme: Çok büyük âlim.
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    Sual: Neden hâdisat-ı i'caziye sair zarurî ahkâm-ı şer'iye gibi tevatür suretinde, pek çok tarîklerle, çok ehemmiyetli nakledilmemiş?

    Hâdisat-ı i'caziye: Peygamberimizin mu'cizeleriyle ilgili olaylar.
    Ahkâm-ı şer'iye: Şer'î hükümler, islâm dini kanunları.
    Tevatür: Kuvvetli haber, yalan ihtimali olmayan kuvvetli haber.
    Tarîk: Yol.



    Elcevab: Çünki ekser ahkâm-ı şer'iyeye, ekser nâs, ekser evkatta muhtaçtır. Farz-ı ayn gibi, o ahkâmın her şahsa alâkası var. Amma mu'cizat ise; herkesin herbir mu'cizeye ihtiyacı yok. Eğer ihtiyaç olsa da, bir defa işitmek kâfi gelir. Âdeta farz-ı kifaye gibi, bir kısım insanlar onları bilse, yeter.

    Ekser: Çoğunluk, çoğu.
    Nâs: İnsanlar.
    Evkat: Vakitler.
    Farz-ı ayn: Herkesin tek başına yerine getirme zorunluluğunda olduğu Allah'ın (cc) kesin ve açık emirleri.
    Farz-ı kifaye: Müslümanlardan bir kısmının yerine getirmesiyle diğerlerinden sorumluluk kalkan Allah'ın (cc) açık ve kesin emirleri.



    İşte bunun içindir ki; bazı olur, bir mu'cizenin vücudu ve tahakkuku, bir hükmün vücudundan on derece daha kat'î olduğu halde, onun râvisi bir-iki olur; hükmün râvisi on-yirmi olur.

    Tahakkuk: Doğruluğu meydana çıkma, gerçeklik kazanma, ortaya çıkma.
    Râvi: Rivayet eden, nakleden, aktaran.
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    Dördüncü Esas:
    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın istikbalden haber verdiği bazı hâdiseler, cüz'î birer hâdise değil; belki tekerrür eden birer hâdise-i külliyeyi, cüz'î bir surette haber verir. Halbuki o hâdisenin müteaddid vecihleri var. Her defa bir vechini beyan eder. Sonra râvi-i hadîs o vecihleri birleştirir, hilaf-ı vaki' gibi görünür.


    Resul-i Ekrem: En değerli ve en üstün, en şerefli ve en büyük peygamber (Hz.Muhammed (asm)).
    Aleyhissalâtü Vesselâm: Salât ve selâm O'nun üzerine olsun.
    Tekerrür: Tekrarlama.
    Hâdise-i külliye: Küllî hadise, bütün zamanlarla ve her yerle ilgili olay.
    Müteaddid: Çok sayıda, birçok, çeşitli.
    Râvi-i hadîs: Hadis rivayet eden, hadis nakleden.
    Hilaf-ı vaki: Olana ters, meydana gelene aykırı, gerçekleşene aykırı.



    Meselâ: Hazret-i Mehdi'ye dair muhtelif rivayetler var. Tafsilât ve tasvirat, başka başkadır. Halbuki Yirmidördüncü Söz'ün bir dalında isbat edildiği gibi; Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vahye istinaden, her bir asırda kuvve-i maneviye-i ehl-i imanı muhafaza etmek için, hem dehşetli hâdiselerde ye'se düşmemek için, hem âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i imanı manevî rabtetmek için, Mehdi'yi haber vermiş. Âhirzamanda gelen Mehdi gibi, herbir asır Âl-i Beytten bir nevi Mehdi, belki Mehdiler bulmuş. Hattâ Âl-i Beytten ma'dud olan Abbasiye Hulefasından, Büyük Mehdi'nin çok evsafına câmi' bir Mehdi bulmuş.

    Muhtelif: Çeşitli, farklı, ayrı ayrı.
    Tafsilât: Açıklamalar, ayrıntılı bilgiler.
    Kuvve-i maneviye-i ehl-i iman: İman edenlerin manevî kuvveti, inananların manevî gücü.
    Âlem-i İslâmiyet: İslâmiyet âlemi, Müslümanlık dünyası.
    Silsile-i nuraniye: Nurlu zincir.
    Âl-i Beyt: Peygamberimizin (asm) soyundan olanlara verilen bir isimdir.
    Ehl-i iman: İman edenler, inananlar.
    Rabt: Bağlamak, bitiştirmek.
    Âhirzaman: Dünyanın son zamanı, kıyamete yakın son devre.
    Mehdi: Hidayete visile olan, irşad edici, doğru yolu gösterici. Ahirzamanda müslüman toplumun sarsılan imanlarını ve bozulan yaşantılarını kuvvetli sarsılmaz delillerle islâm dinine uygun şekilde yeniden canlandırıp kuvvetlendiren ve her türlü inkarcılığın ve anarşistliğin önüne set çeken Allah (cc) tarafından görevlendirilmiş kişi.
    Ma'dud: Sayılan. Kabul edilen.
    Abbasiye Hulefası: Hz.Abbas'ın soyundan olan ve Abbasî Devletini kuran ve o devleti islâm kanunlarıyla yöneten Abbasî Devletinin müslüman idarecileri.
    Evsaf: Vasıflar, sıfatlar, nitelikler, özellikler.


    İşte Büyük Mehdi'den evvel gelen emsalleri, nümuneleri olan Hulefa-yı Mehdiyyîn ve Aktab-ı Mehdiyyîn evsafları, asıl Mehdi'nin evsafına karışmış ve ondan rivayetler ihtilafa düşmüş.

    Hulefa-yı Mehdiyyîn : Mehdi vazifesi gören halifeler.
    Aktab-ı Mehdiyyîn: Mehdi kutuplar, hidayet edici ve doğruya götürücü büyük veliler.
    İhtilaf: Anlaşmazlık, uyuşmazlık.
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222