Sayfa 2/2 İlkİlk 12
19 sonuçtan 11 ile 19 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    Beşinci Esas:
    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm,
    ﻟﺎَ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍﻟﻠَّﻪُ Gaybı Allah’tan başka kimse bilemez.)
    sırrınca kendi kendine gaybı bilmezdi; belki Cenab-ı Hak ona bildirirdi, o da bildirirdi. Cenab-ı Hak hem Hakîm'dir, hem Rahîm'dir. Hikmet ve rahmeti ise, umûr-u gaybiyeden çoğunun setrini iktiza ediyor, mübhem kalmasını istiyor. Çünki şu dünyada insanın hoşuna gitmeyen şeyler daha çoktur. Vukuundan evvel onları bilmek elîmdir.

    İşte bu sır içindir ki: Ölüm ve ecel mübhem bırakılmış ve insanın başına gelecek musibetler dahi, perde-i gaybda kalmış. İşte hikmet-i Rabbaniye ve rahmet-i İlahiye böyle iktiza ettiği için Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ümmetine karşı ziyade hassas merhametini ziyade rencide etmemek ve âl ü ashabına karşı şedid şefkatini fazla incitmemek için, vefat-ı Nebevî'den sonra, âl ü ashabının ve ümmetinin başlarına gelen müdhiş hâdisatı, umumiyetle ve tafsilatıyla göstermemek {(Haşiye): Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm'a Âişe-i Sıddıka'ya karşı ziyade muhabbet ve şefkatini rencide etmemek için, Vak'a-i Cemel hâdisesinde o bulunacağı kat'î gösterilmediğine delil ise, Ezvac-ı Tahirata ferman etmiş ki: "Keşki bilseydim hanginiz o vak'ada bulunacak?" Fakat sonra, hafif bir surette bildirilmiş ki, Hazret-i Ali'ye (R.A.) ferman etmiş: "Senin ile Âişe beyninde bir hâdise olsa, ﻓَﺎﺭْﻓَﻖْ ﻭَ ﺑَﻠِّﻐْﻬَﺎ ﻣَﺎْﻣَﻨَﻬَﺎ ["Ona şefkatle muamele et ve onu güvenli bir yere ulaştır." Müsned, 6:393; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 6:410; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 7:234.] } mukteza-yı hikmet ve rahmettir. Fakat yine bazı hikmetler için mühim hâdisatı, -fakat dehşetli bir surette değil- ona talim etmiş. O da ihbar etmiş.

    Hem güzel hâdiseleri kısmen mücmel, kısmen tafsil ile bildirmiş. O da haber vermiş. Onun haberlerini de en yüksek bir derece-i takvada ve adlde ve sıdkta çalışan ve ﻭَﻣَﻦْ ﻛَﺬَﺏَ ﻋَﻠَﻰَّ ﻣُﺘَﻌَﻤِّﺪًﺍ ﻓَﻠْﻴَﺘَﺒَﻮَّﺍْ ﻣَﻘْﻌَﺪَﻩُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ "Benden bilerek yalan birşey haber veren, Cehen-nem ateşinden yerini hazırlasın." Buharî.) hadîsindeki tehdidden şiddetle korkan ve ﻓَﻤَﻦْ ﺍَﻇْﻠَﻢُ ﻣِﻤَّﻦْ ﻛَﺬَﺏَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻠَّﻪِ "Allah adına yalan söyleyenden daha zalim kim vardır?" Zümer Sûresi, 39:32.) âyetindeki şiddetli tehdidden şiddetle kaçan muhaddisîn-i kâmilîn, bize sahih bir surette o haberleri nakletmişler.
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    Altıncı Esas:
    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ahval ve evsafı, Siyer ve Tarih suretiyle beyan edilmiş. Fakat o evsaf ve ahval-i galibi, beşeriyetine bakar. Halbuki o Zât-ı Mübarek'in şahs-ı manevîsi ve mahiyet-i kudsiyesi o derece yüksek ve nuranîdir ki; Siyer ve Tarihte beyan olunan evsaf, o bâlâ kamete uygun gelmiyor, o yüksek kıymete muvafık düşmüyor. Çünki
    ﺍَﻟﺴَّﺒَﺐُ ﻛَﺎﻟْﻔَﺎﻋِﻞِ sırrınca: Her gün, hattâ şimdi de, bütün ümmetinin ibadetleri kadar bir azîm ibadet sahife-i kemalâtına ilâve oluyor. Nihayetsiz rahmet-i İlahiyeye, nihayetsiz bir surette, nihayetsiz bir istidad ile mazhar olduğu gibi, her gün hadsiz ümmetinin hadsiz duasına mazhar oluyor.

    Ve şu kâinatın neticesi ve en mükemmel meyvesi ve Hâlık-ı Kâinat'ın tercümanı ve sevgilisi olan o Zât-ı Mübarek'in tamam-ı mahiyeti ve hakikat-ı kemalâtı, Siyer ve Tarihe geçen beşerî ahval ve etvara sığışmaz.

    Meselâ: Hazret-i Cebrail ve Mikâil, iki muhafız yaver hükmünde Gazve-i Bedir'de yanında bulunan bir Zât-ı Mübarek; çarşı içinde, bedevi bir arabla at mübayaasında münazaa etmek, bir tek şahid olan Huzeyfe'yi şahid göstermekle görünen etvarı içinde sığışmaz.

    İşte yanlış gitmemek için; her vakit mahiyet-i beşeriyeti itibariyle işitilen evsaf-ı âdiye içinde başını kaldırıp, hakikî mahiyetine ve mertebe-i risalette durmuş nuranî şahsiyet-i maneviyesine bakmak lâzımdır. Yoksa, ya hürmetsizlik eder veya şübheye düşer. Şu sırrı izah için şu temsili dinle:

    Meselâ bir hurma çekirdeği var. O hurma çekirdeği toprak altına konup, açılarak koca meyvedar bir ağaç oldu. Hem gittikçe tevessü' eder, büyür. Veya tavus kuşunun bir yumurtası vardı. O yumurtaya hararet verildi, bir tavus civcivi çıktı. Sonra tam mükemmel, her tarafı kudretten yazılı ve yaldızlı bir tavus kuşu oldu. Hem gittikçe daha büyür ve güzelleşir. Şimdi o çekirdek ve o yumurtaya ait sıfatlar, haller var. İçinde incecik maddeler var. Hem ondan hasıl olan ağaç ve kuşun da, o çekirdek ve yumurtanın âdi küçük keyfiyet ve vaziyetlerine nisbeten, büyük ve âlî sıfatları ve keyfiyetleri var. Şimdi o çekirdek ve o yumurtanın evsafını, ağaç ve kuşun evsafıyla rabtedip bahsetmekte lâzım gelir ki; her vakit akl-ı beşer, başını çekirdekten ağaca kaldırıp baksın ve yumurtadan kuşa gözünü tevcih edip dikkat etsin. Tâ işittiği evsafı onun aklı kabul edebilsin. Yoksa "Bir dirhem çekirdekten bin batman hurma aldım." ve "Şu yumurta, cevv-i âsumanda kuşların sultanıdır." dese, tekzib ve inkâra sapacak.

    İşte bunun gibi Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın beşeriyeti; o çekirdeğe, o yumurtaya benzer. Ve vazife-i risaletle parlayan mahiyeti ise, Şecere-i Tûbâ gibi ve Cennet'in tayr-ı hümayunu gibidir. Hem daima tekemmüldedir. Onun için çarşı içinde bir bedevi ile niza eden o zâtı düşündüğü vakit; Refref'e binip, Cebrail'i arkada bırakıp, Kab-ı Kavseyn'e koşup giden Zât-ı Nuranîsine, hayal gözünü kaldırıp bakmak lâzım gelir. Yoksa ya hürmetsizlik edecek veya nefs-i emmaresi inanmayacak.
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    BEŞİNCİ NÜKTELİ İŞARET:
    Umûr-u gaybiyeye dair hadîslerin birkaç misalini zikrederiz:

    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, nakl-i sahih ile ve mütevatir bir derecede bize vâsıl olmuş ki; minber üstünde, cemaat-ı Sahabe içinde ferman etmiş ki:
    ﺍِﺑْﻨِﻰ ﺣَﺴَﻦٌ ﻫَﺬَﺍ ﺳَﻴِّﺪٌ ﺳَﻴُﺼْﻠِﺢُ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﺑِﻪِ ﺑَﻴْﻦَ ﻓِﺌَﺘَﻴْﻦِ ﻋَﻈِﻴﻤَﺘَﻴْﻦِ "Şu benim oğlum Hasan, seyyiddir. Allah onun vasıtasıyla Müslümanların iki büyük ordusunu barıştıracaktır." Buharî, Fiten: 20; Sulh: 9; Fedâilu Ashâbi’n-Nebî: 22; Menâkıb: 25; Dârîmî, Sünnet: 12; Tirmizî, Menâkıb: 25; Nesâî, Cum’a: 27; Müsned, 5:38, 44, 49, 51.)

    İşte kırk sene sonra İslâmın en büyük iki ordusu karşı karşıya geldiği vakit, Hazret-i Hasan Radıyallahü Anh, Hazret-i Muaviye (R.A.) ile musalaha edip, cedd-i emcedinin mu'cize-i gaybiyesini tasdik etmiştir.

    İkincisi:
    Nakl-i sahih ile Hazret-i Ali'ye demiş:
    ﺳَﺘُﻘَﺎﺗِﻞُ ﺍﻟﻨَّﺎﻛِﺜِﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻘَﺎﺳِﻄِﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤَﺎﺭِﻗِﻴﻦَ "Sen, biatını bozan, hak ve adaletten sapan ve dinden çıkan kimselerle savaşacaksın." el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:139, 140; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 7:138; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 6:414.)

    Hem Vak'a-i Cemel, hem Vak'a-i Sıffîn, hem Vak'a-i Havariç hâdiselerini haber vermiş.

    Hem Hazret-i Ali (R.A.) Hazret-i Zübeyr ile seviştiği bir zaman dedi: "Bu sana karşı muharebe edecek, fakat haksızdır."

    Hem Ezvac-ı Tahiratına demiş: "İçinizde birisi, mühim bir fitnenin başına geçecek ve etrafında çoklar katledilecek."
    ﻭَﺗَﻨْﺒَﺢُ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻛِﻠﺎَﺏُ ﺍﻟْﺤَﻮْﺋَﺐِ "Sana Hav’eb köpekleri havlayacak." Müsned, 6:52, 97; İbni Hibban, Sahih, 8:258, no: 6697; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:120.)


    İşte şu sahih, kat'î hadîsler; otuz sene sonra Hazret-i Ali'nin Hazret-i Âişe ve Zübeyr ve Talha'ya karşı Vak'a-i Cemel'de.. ve Muaviye'ye karşı Sıffîn'de.. ve Havaric'e karşı Harevra'da ve Nehrüvan'da muharebesi, o ihbar-ı gaybiyenin bir tasdik-i fiilîsidir.

    Hem Hazret-i Ali'ye: "Senin sakalını senin başının kanıyla ıslattıracak bir adamı" ihbar etmiş. Hazret-i Ali o adamı tanırmış; o da Abdurrahman İbn-i Mülcem-ül Haricî'dir.
    Yazar : Risale Forum

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    Hem Haricîlerin içinde Züssedye denilen bir adamı, garib bir nişanla alâmet olarak haber vermiştir ki; Havariçlerin maktulleri içinde o adam bulunmuş; Hazret-i Ali, onu hakkaniyetine hüccet göstermiş. Hem mu'cize-i Nebeviyeyi ilân etmiş.

    Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm; Ümm-ü Seleme'nin, daha diğerlerin rivayet-i sahihi ile haber vermiş ki: "Hazret-i Hüseyin, Taff yani Kerbelâ'da katledilecektir." Elli sene sonra, aynı vak'a-i ciğersûz vukua gelip, o ihbar-ı gaybîyi tasdik etmiş.

    Hem mükerreren ihbar etmiş ki: "Benim Âl-i Beytim, benden sonra

    ﻳَﻠْﻘَﻮْﻥَ ﻗَﺘْﻠﺎً ﻭَ ﺗَﺸْﺮِﻳﺪًﺍ yani; katle ve belaya ve nefye maruz kalacaklar." Ve bir derece izah etmiş, aynen öyle çıkmıştır.


    Şu makamda bir mühim sual vardır ki; denilir ki: "Hazret-i Ali, o derece hilafete liyakatı olduğu ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a karabeti ve hârikulâde cesaret ve ilmi ile beraber, neden hilafette tekaddüm ettirilmedi ve neden onun hilafeti zamanında İslâm çok keşmekeşe mazhar oldu?.."

    Elcevab: Âl-i Beyt'ten bir kutb-u a'zam demiş ki: "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ali'nin (R.A.) hilafetini arzu etmiş, fakat gaibden ona bildirilmiş ki: Murad-ı İlahî başkadır. O da, arzusunu bırakıp, murad-ı İlahîye tâbi' olmuş."

    Murad-ı İlahînin hikmetlerinden birisi şu olmak gerektir ki: Vefat-ı Nebevî'den sonra, en ziyade ittifak ve ittihada gelmeye muhtaç olan Sahabeler; eğer Hazret-i Ali başa geçseydi, Hazret-i Ali'nin hilafeti zamanında zuhura gelen hâdisatın şehadetiyle ve Hazret-i Ali'nin mümaşatsız, pervasız, zâhidane, kahramanane, müstağniyane tavrı ve şöhretgir-i âlem şecaatı itibariyle, çok zâtlarda ve kabîlelerde rekabet damarını harekete getirip, tefrikaya sebeb olmak kaviyyen muhtemeldi.

    Hem Hazret-i Ali'nin hilafetinin teehhür etmesinin bir sırrı da şudur ki: Gayet muhtelif akvamın birbirine karışmasıyla, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın haber verdiği gibi, sonra inkişaf eden yetmişüç fırka efkârının esaslarını taşıyan o akvam içinde, fitne-engiz hâdisatın zuhuru zamanında, Hazret-i Ali gibi hârikulâde bir cesaret ve feraset sahibi, Hâşimî ve Âl-i Beyt gibi kuvvetli, hürmetli bir kuvvet lâzım idi ki, dayanabilsin. Evet dayandı... Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın haber verdiği gibi: "Ben Kur'anın tenzili için harbettim, sen de tevili için harbedeceksin!"

    Hem eğer Hazret-i Ali olmasaydı, dünya saltanatı, mülûk-u Emeviyeyi bütün bütün yoldan çıkarmak muhtemeldi. Halbuki karşılarında Hazret-i Ali ve Âl-i Beyt'i gördükleri için, onlara karşı müvazeneye gelmek ve ehl-i İslâm nazarında mevkilerini muhafaza etmek için ister istemez Emeviye Devleti reislerinin umumu, kendileri olmasa da, herhalde teşvik ve tasvibleriyle etba'ları ve taraftarları, bütün kuvvetleriyle hakaik-i İslâmiyeyi ve hakaik-i imaniyeyi ve ahkâm-ı Kur'aniyeyi muhafazaya ve neşre çalıştılar. Yüzbinlerle müçtehidîn-i muhakkikîn ve muhaddisîn-i kâmilîn ve evliyalar ve asfiyalar yetiştirdiler. Eğer karşılarında Âl-i Beyt'in gayet kuvvetli velayet ve diyanet ve kemalâtı olmasaydı, Abbasîlerin ve Emevîlerin âhirlerindeki gibi, bütün bütün çığırdan çıkmak kaviyyen muhtemeldi.




    Haricîler: Hz.Ali'ye (ra) karşı isyan ederek katı ve ölçüsüz hareketler sergilemiş ve islâm dininden bazı konularda sapmış olanlar.
    Maktul: Öldürülmüş
    Hakkaniyet: Haklılık, doğruluk, gerçeklik.
    Mu'cize-i Nebeviye: Hz.Peygamberin (asm) mucizesi.

    Ümm-ü Seleme: Peygamberimizin (asm) en son vefat eden hanımı.
    Hazret-i Hüseyin: Peygamber Efendimizin torunu.
    Kerbelâ: Irak'ta Peygamberimizin torunu Hz. İmâm-ı Hüseyin`in şehid edildiği ve türbesinin bulunduğu yer.
    Vak'a-i ciğersûz: Ciğeri yakan vak'a, yürek yakan olay.
    İhbar-ı gaybî: Gayba ait haber, gizli görünmezlerle ilgili haber vermek.

    Mükerreren: Tekrarlı olarak, tekrar be tekrar.
    Âl-i Beyt: Peygamberimizin (asm) soyundan olanlara verilen bir isimdir.

    Hilafet: Bir kimseye halef olma, birinin yerini tutma, onun yerine geçme. *Halifelik, Hz. Peygamber'in vekillliği, Hz. Peygamber'e vekil olarak müslümanları ve İslâmlığı koruma görevi; İslâm devlet reisliği.
    Tekaddüm: Öne geçme.

    Kutb-u a'zam: En büyük kutub, zamanın en büyük velisi.
    Murad-ı İlahî: İlahî murad, Allah'ın (cc) gayesi.

    Vefat-ı Nebevî: Peygamberimiz Hz.Muhammedin (asm) vefatı (ölümü).
    İttihad: Birleşme, birlik.
    Zuhur: Meydana çıkma, ortaya çıkma, görünme.
    Hâdisat: Hadiseler, olaylar.
    Mümaşat: Görünüşte dostça geçinmek, uyumlu olmak, uygunluk.
    Zâhidane: Din için dünyayı önemsemez şekilde, dindeki temel görevlerin dışında dünyanın süs ve makamlarını önemsemez şekilde.
    Kahramanane: Kahramancasına.
    Müstağniyane: İhtiyaç duymaz şekilde, hiçbir menfaat ve çıkar istemez ve beklemez şekilde.
    Şöhretgir-i âlem: Dünyada ünlü, dünyada meşhur.
    Şecaat: Cesaret, cesurluk, kahramanlık.
    Tefrika: Ayrılık, nifak, bozuşmak.
    Kaviyyen: Kuvvetli olarak, kesin olarak, şüphesiz olarak.

    Teehhür: Geciktirme, erteleme.
    Akvam: Kavimler, milletler, topluluklar.
    İnkişaf: Açılma, meydana çıkma, gelişme, ilerleme.
    Efkâr: Fikirler, düşünceler.
    Fitne-engiz: Fitne çıkaran, fitneyi karıştıran.
    Feraset: Üstün anlayış, güçlü hızlı seziş.
    Hâşimî: Peygamberimiz Hz. Muhammed'in kabilesinden, onun sülâlesinden gelen.
    Âl-i Beyt: Hz. Muhammed'in (asm) ailesinden olan.
    Tenzil: İndirme.
    Tevil: Bir sözden gaye edilmiş olması mümkün olan mana. Bu mana bundan kasdedilmiş olması mümkündür ve olabilir demek.

    Mülûk-u Emeviye: Emevî devleti hükümdarları.
    Ehl-i İslâm: Müslümanlar.
    Etba': Tabi olanlar, bağlılar.
    Hakaik-i İslâmiye: İslam dinine ait hakikatlar.
    Hakaik-i imaniye: İnançla ilgili gerçekler.
    Ahkâm-ı Kur'aniye: Kur'anın hükümleri.
    Müçtehidîn-i muhakkikîn: Araçtırmacı müçtehidler.
    Muhaddisîn-i kâmilîn: Üstün dereceye ulaşmış hadis alimleri.
    Asfiya: Sâfiyet, kemâlât ve takvâ sahibi olan, Hz. Peygamber'in (asm) vârisi hükmünde, onun meslek ve gayelerini hayata geçirmeye ve tatbike çalışan âlim zâtlar.
    Velayet: Veli ve ermiş olan kimsenin hali ve sıfatı.
    Diyanet: Dindarlık, dinin emir ve yasaklarına bağlılık.
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    Eğer denilse: Neden hilafet-i İslâmiye Âl-i Beyt-i Nebevî'de takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstehak onlardı?"

    Elcevab: Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise, hakaik-i İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur'aniyeyi muhafazaya memur idiler. Hilafet ve saltanata geçen, ya Nebi gibi masum olmalı, veyahut Hulefa-yı Raşidîn ve Ömer İbn-i Abdülaziz-i Emevî ve Mehdi-i Abbasî gibi hârikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki aldanmasın. Halbuki Mısır'da Âl-i Beyt namına teşekkül eden Devlet-i Fatımiye Hilafeti ve Afrika'da Muvahhidîn Hükûmeti ve İran'da Safevîler Devleti gösteriyor ki; saltanat-ı dünyeviye Âl-i Beyte yaramaz, vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti onlara unutturur. Halbuki saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyete ve Kur'ana hizmet etmişler.

    İşte bak! Hazret-i Hasan'ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktab-ı Erbaa ve bilhâssa Gavs-ı A'zam olan Şeyh Abdülkàdir-i Geylanî ve Hazret-i Hüseyin'in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidîn ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer manevî mehdi hükmüne geçmiş, manevî zulmü ve zulümatı dağıtıp, envâr-ı Kur'aniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler. Cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    Eğer denilse: Mübarek İslâmiyet ve nuranî Asr-ı Saadetin başına gelen o dehşetli kanlı fitnenin hikmeti ve vech-i rahmeti nedir? Çünki onlar, kahra lâyık değil idiler?

    Elcevab: Nasılki baharda dehşetli yağmurlu bir fırtına, her taife-i nebatatın, tohumların, ağaçların istidadlarını tahrik eder, inkişaf ettirir; herbiri kendine mahsus çiçek açar; fıtrî birer vazife başına geçer. Öyle de: Sahabe ve Tâbiînin başına gelen fitne dahi, çekirdekler hükmündeki muhtelif ayrı ayrı istidadları tahrik edip kamçıladı; "İslâmiyet tehlikededir, yangın var!" diye her taifeyi korkuttu, İslâmiyetin hıfzına koşturdu. Herbiri, kendi istidadına göre câmia-i İslâmiyetin kesretli ve muhtelif vazifelerinden bir vazifeyi omuzuna aldı, kemal-i ciddiyetle çalıştı. Bir kısmı hadîslerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-i imaniyenin muhafazasına, bir kısmı Kur'anın muhafazasına çalıştı ve hâkeza.. Herbir taife bir hizmete girdi. Vezaif-i İslâmiyette hummalı bir surette sa'yettiler. Muhtelif renklerde çok çiçekler açıldı. Pek geniş olan âlem-i İslâmiyetin aktarına, o fırtına ile tohumlar atıldı; yarı yeri gülistana çevirdi. Fakat maatteessüf o güller ve gülistan içinde ehl-i bid'a fırkalarının dikenleri dahi çıktı.

    Güya dest-i kudret, celal ile o asrı çalkaladı, şiddetle tahrik edip çevirdi, ehl-i himmeti gayrete getirip elektriklendirdi. O hareketten gelen bir kuvve-i anilmerkeziye ile pek çok münevver müçtehidleri ve nuranî muhaddisleri, kudsî hâfızları, asfiyaları, aktabları âlem-i İslâmın aktarına uçurdu, hicret ettirdi. Şarktan garba kadar ehl-i İslâmı heyecana getirip, Kur'anın hazinelerinden istifade için gözlerini açtırdı...




    Asr-ı Saadet: Saadet asrı, peygamberimiz (asm) ile dört halife devri.
    Vech-i rahmet: Merhamet yönü, rahmet vechi.

    Taife-i nebatat: Bitkiler topluluğu.
    İstidad: Kabiliyet, yetenek.
    İnkişaf: Açılma, meydana çıkma, gelişme.
    Sahabe: Hz.Muhammedi (asm) sağlığında görüp iman ederek yolunda gitmiş ilk müslümanlar.
    Tâbiîn: Sahabelerle görüşüp arkalarından gidenler, Peygamberimizle (asm) sağlığında görüşüp iman etmiş olanlarla görüşüp ders alan ve yollarını izleyenler.
    Câmia-i İslâmiyet: İslâmiyet topluluğu, müslüman topluluk.
    Kesret: çokluk, bolluk.
    Kemal-i ciddiyet: Tam ciddilik, son derece ciddilik.
    Hakaik-i imaniye: İmana ait hakikatlar.
    Vezaif-i İslâmiyet: İslâmiyet vazifeleri, islâm dinindeki görevler.
    Muhtelif: Çeşitli, farklı, ayrı ayrı.
    Âlem-i İslâmiyet: Müslümanlık dünyası.
    Gülistan: Gül bahçesi.
    Ehl-i bid'a: Dinin kabul etmediği uydurma anlayış ve yaşantı şekillerini dine sokup bozmaya çalışanlar.

    Dest-i kudret: Kudret eli, Allah'ın (cc) sonsuz güç ve kuvveti.
    Celal: Büyüklük, ululuk, haşmet.
    Ehl-i himmet: Din için çalışma ve dini koruma gayretini kuvvetli taşıyanlar.
    Kuvve-i anilmerkeziye: Merkezkaç kuvveti, merkezden dışa doğru itme gücü.
    Münevver: Nurlu, nurlanmış, parlak. *Bilgili.
    Müçtehid: Ayetlerden ve hadislerden dinin hükümlerini çıkarabilen çok büyük islam alimi.
    Muhaddis: Hadis alimi, hadis ilmi uzmanı.
    Aktab: Kutuplar, ermiş kişi olan velilerin başları.
    Aktar: Her taraf.
    Ehl-i İslâm: Müslümanlar.
    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın, umûr-u gaybiyeden haber verdiği gibi doğru vukua gelen işler binlerdir, pek çoktur. Biz yalnız cüz'î birkaç misaline işaret edeceğiz:

    İşte başta Buharî ve Müslim, sıhhatle meşhur Kütüb-ü Sitte-i Hadîsiye sahibleri, beyan edeceğimiz haberlerin çoğunda müttefik ve o haberlerin çoğu manen mütevatir ve bir kısmı dahi, ehl-i tahkik onların sıhhatine ittifak etmesiyle, mütevatir gibi kat'î denilebilir.

    İşte -nakl-i sahih-i kat'î ile- ashabına haber vermiş ki: "Siz umum düşmanlarınıza galebe edeceksiniz; hem Feth-i Mekke, hem Feth-i Hayber, hem Feth-i Şam, hem Feth-i Irak, hem Feth-i İran, hem Feth-i Beyt-ül Makdis'e muvaffak olacaksınız. Hem o zamanın en büyük devletleri olan İran ve Rum padişahlarının hazinelerini beyninizde taksim edeceksiniz!.." Haber vermiş, hem "Tahminim böyle" veya "Zannederim" dememiş. Belki görür gibi kat'î ihbar etmiş, haber verdiği gibi çıkmış. Halbuki haber verdiği vakit, hicrete mecbur olmuş. Sahabeleri az, Medine etrafı ve bütün dünya düşmandı.




    Aleyhissalâtü Vesselâm: Salât ve selâm O'nun üzerine olsun.
    umûr-u gaybiye: Gaybî işler, bilinmeyen ve görünmeyen işler.

    Buharî: (Hi. 194-256) Sahih-i Buharî adındaki en önemli ve en sağlam hadis kitabının yazarı.
    Müslim: Kütüb-ü sitte diye bilinen en güvenilir ve sağlam altı hadis kitabından birinin adı.
    Kütüb-ü Sitte-i Hadîsiye: Altı hadis kitabı, Hz.Muhammedin (asm) söz, davranış ve hareketleriyle ilgili yazılmış altı kitab. İsimleri: Buhari, Müslim, İbn-i Mace, Ebu-Davud, Tirmizi, Nesai.
    Mütevatir: Kesin, şüphesiz ve sağlam haber.
    Ehl-i tahkik: Araştırıcı büyük din alimleri.
    Kat'î: Kesin.

    Nakl-i sahih-i kat'î : Kesin doğru bildirme ve aktarma.
    Galebe: Yenme, üstün gelme.
    Feth-i Mekke: Mekke'nin fethi.
    Muvaffak: Başarılı, başarmış.
    Beyninizde: Aranızda.
    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- çok defa ferman etmiş:
    ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺑِﺴِﻴﺮَﺓِ ﺍﻟَّﺬَﻳْﻦِ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِﻯ ﺍَﺑِﻰ ﺑَﻜْﺮٍ ﻭَ ﻋُﻤَﺮَ "Benden sonra Ebû Bekir ve Ömer’in yolu üzere gidin." Tirmizî, Menâkıb: 16, 37; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned, 5:382, 385, 399, 402.) deyip, Ebu Bekir ve Ömer kendinden sonraya kalacaklar, hem halife olacaklar, hem mükemmel bir surette ve rıza-i İlahî ve marzî-i Nebevî dairesinde hareket edecekler. Hem Ebu Bekir az kalacak, Ömer çok kalacak ve pek çok fütuhat yapacak.

    Hem ferman etmiş ki:
    ﺯُﻭِﻳَﺖْ ﻟِﻰَ ﺍﻟْﺎَﺭْﺽُ ﻓَﺎُﺭِﻳﺖُ ﻣَﺸَﺎﺭِﻗَﻬَﺎ ﻭَﻣَﻐَﺎﺭِﺑَﻬَﺎ ﻭَﺳَﻴَﺒْﻠُﻎُ ﻣُﻠْﻚُ ﺍُﻣَّﺘِﻰ ﻣَﺎ ﺯُﻭِﻯَ ﻟِﻰ ﻣِﻨْﻬَﺎ deyip: "Şarktan garba kadar benim ümmetimin eline geçecektir. Hiçbir ümmet, o kadar mülk zabtetmemiş." Haber verdiği gibi çıkmış.

    Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- Gazâ-i Bedir'den evvel ferman etmiş:
    ﻫَﺬَﺍ ﻣَﺼْﺮَﻉُ ﺍَﺑِﻰ ﺟَﻬْﻞٍ، ﻫَﺬَﺍ ﻣَﺼْﺮَﻉُ ﻋُﺘْﺒَﺔَ، ﻫَﺬَﺍ ﻣَﺼْﺮَﻉُ ﺍُﻣَﻴَّﺔَ، ﻫَﺬَﺍ ﻣَﺼْﺮَﻉُ ﻓُﻠﺎَﻥٍ ﻭَ ﻓُﻠﺎَﻥٍ "Burası Ebû Cehil’in katledileceği yer, burası Utbe’nin katledileceği yer, burası Ümeyye’nin katledileceği yer ve burası da falan ve falanın katledileceği yerlerdir." Müslim, Cihad: 83, Cennet: 76; Ebû Dâvud, Cihad: 115; Nesâi, Cenâiz: 117; Müsned, 1:26, 3:219, 258.) deyip, müşrik Kureyş reislerinin herbiri nerede katledileceğini göstermiş ve demiş: "Ben kendi elimle Übeyy İbn-i Halef'i öldüreceğim." Haber verdiği gibi çıkmış.
    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Mesajlar Mesajlar
    6.731
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 343 + 2712


    Cevap: 19. Mektup / Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) 'den

    Hem -nakl-i sahih-i kat'î ile- bir ay uzak mesafede Şam etrafında, Mûte nam mevkideki gazve-i meşhurede muharebe eden sahabelerini görür gibi ferman etmiş:ﺍَﺧَﺬَ ﺍﻟﺮَّﺍﻳَﺔَ ﺯَﻳْﺪٌ ﻓَﺎُﺻِﻴﺐَ، ﺛُﻢَّ ﺍَﺧَﺬَﻫَﺎ ﺍِﺑْﻦُ ﺭَﻭَﺍﺣَﺔَ ﻓَﺎُﺻِﻴﺐَ، ﺛُﻢَّ ﺍَﺧَﺬَﻫَﺎ ﺟَﻌْﻔَﺮُ ﻓَﺎُﺻِﻴﺐَ، ﺛُﻢَّ ﺍَﺧَﺬَﻫَﺎ ﺳَﻴْﻒٌ ﻣِﻦْ ﺳُﻴُﻮﻑِ ﺍﻟﻠَّﻪِ "Sancağı Zeyd aldı ve vuruldu. Sonra Câfer aldı, o da vuruldu. Sonra İbni Revâha aldı, o da vuruldu.. Ve sonra onu, Allah’ın kılıçlarından bir kılıç eline aldı..." Buharî, Mağâzî: 44; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:298.) deyip, birer birer hâdisatı ashabına haber vermiş. İki-üç hafta sonra Ya'lâ İbn-i Münebbih meydan-ı harbden geldi; daha söylemeden Muhbir-i Sadık (A.S.M.) harbin tafsilâtını beyan etti. Ya'lâ kasem etti: "Dediğin gibi aynen öyle oldu."
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 2 kullanıcı var. (0 üye ve 2 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222