Efendimiz’in (sas) yolunu izlemeli ve unutulmaya yüz tutmuş sünnetleri ihya etmeliyiz. Ancak, burada dengeyi korumamız gerekiyor. Farzlarda gevşeklik yaparak sünnetleri öne almak sağlıklı değil.
Efendimiz’in (sas) sünnet-i seniyyesi ebedi saadete giden yolda hayatımızın trafik levhaları gibi. Çok iyi biliyoruz ki, limitlere ve kurallara uyarsak herhangi bir problemle karşılaşmayız. Karşılaşsak bile biliriz ki bu Rabbimiz’in bir imtihanıdır, ona da sabırla mukabelede bulunuruz. Sünnetlere riayette hassasiyet çok önemli. Ancak bazı insanlar görüyoruz ki, bazı sünnetlerde hassas davranırken farzlar ve haramlar konusunda hiç de dikkatli değil. Dışarıdan baktığımızda çok titiz gibi sandığımız bir insan, dengeyi muhafaza edemediği için aslında bazı konularda hiç de titiz davranmıyor. Elimizden bir şey gelmediği için en çok üzülebiliyoruz. Başkalarını düzeltmemiz zor olduğu ve asıl görevimiz olmadığı için kendi nefsimize bakıp, onu ıslah etmeye çalışmamız lazım. Peki bunu nasıl yapabilir, dengeyi nasıl muhafaza edebiliriz?

Bilmemiz gerekiyor ki, sünnet-i seniyyenin farzları, vacipleri, mendupları ve sünnetleri vardır. ‘Nasıl yani?’ dediğinizi duyar gibiyim. Sünnet denince aklımıza “âdâb”a yönelik Efendimiz’in uygulamaları geliyor sadece: Misvak, sağ elle yemek, abdestli olmak, selam vermek gibi.. Ama âhir zamanın şu karışık zamanında bunlarla birlikte çok daha önemli olarak farzlar ve haramlar noktasında hassas olmamız gerekiyor.

“Sünnetin farzları” demek, Rabbimiz’in bize emrettiği farzları Efendimiz’in yaptığı gibi yapmaktır. Bir kişi namaz kılsa; ama namazlara rekat ilavesinde bulunsa, vakitleri değiştirse olur mu? Olmaz. Yine bir kişi 24 saat oruç tutsa iftar etmese olur mu? Olmaz. Ya da hac yaparken Arafat’ta arefe günü değil de üç gün sonra vakfe yapsa olur mu? Olmaz. İşte “sünnetin farzları” derken anlatmaya çalıştığımız nokta burası. Kişi önce haramdan kaçacak, farzları eksiksiz yapacak; ama imkânı varsa “âdâb”a yönelik sünnetleri de elinden geldiğince ihya etmeye çalışacak. Bir kişi namazı ta’dil-i erkânla kılmasa, abdestinde ve kıraatında problem olsa ve bu noktalara hiç dikkat etmeyip de “Sarık sardım, cübbe giydim. Efendimiz’in sünnetini ihya ettim” diye düşünse safdillik yapmış olmaz mı? Tabii ki olur.

KENDİMİZİ KANDIRMAYALIM

Abdest bozarken çok dikkat etmeliyiz, namaz kılarken üstümüzde affedilen miktar dışında asla necaset olmamalı. Gusl abdesti almayı çok iyi öğrenmeliyiz. Buralarda ihmal kabul edilemez. Ticaret, çalışma hayatı gibi beşeri ilişkilerimizde çok hassas olmalıyız, faiz, kul hakkı, haram kazanç, kumar, piyango gibi işlerden uzak durmalı, kendimizin ve çocuklarımızın boğazından haram lokma geçmemesi için ciddi mücadele içinde olmalıyız.

Oldukça sıkıntılı olan bu mücadele de “cihad” kapsamı içinde değerlendiriliyor. Dikkat etmeliyiz. Namazları ta’dil-i erkânla kılmalı, zekat düşüyorsa doğru hesaplayıp zamanında ve en muhtaç kişiyi bularak vermeliyiz. Ana-babalara iyi davranmalı, hayır dualarını alabilmek için fırsat kollamalı, komşularımızla iyi geçinmeli, elimizden, dilimizden ve namusumuzdan insanlar emin olabilmelidir.

Bunları öncelikli olarak yerine getirmeye çalıştıktan, muhasebe defterimizin başına bu maddeleri de yazdıktan sonra âdet ve edeb nev’inden sünnetlerle meşgul olmalıyız. Yoksa şeytan bize “sağdan yaklaşır” ve küçük sünnetlerle meşgul edip farzları ve haramları gözümüzde perdeleyebilir.




--------------------------------------------------------------------------------


Sünnet-farz dengesinde bilmemiz gerekenler


* Farzları ve haramları iyice öğrenmeliyiz. Bilmeyen, farkında olmadan hep günah işler.

* Doğru itikada sahip olmalı, ehli sünnet itikadını güzelce öğrenmeliyiz.

* Allah’ı sevenleri sevip, Allah’a (cc) ve emirlerine düşmanlık besleyenleri sevmemeliyiz.

* Namazı hakkıyla kılmalı ve İslam’ın diğer emirlerini yerine getirmeliyiz.

* İslam’ın bir farzını yerine getiremiyor olabiliriz, (tesettür vb. gibi) mazeret bulmaya çalışmamalıyız. Allah neyi emrettiyse güzeldir. Kalbimiz bu iman ve emniyetle sükûn bulmalı. “Hakk’ı hak bilmek ve ona tâbi olmaya çalışmak” yine “bâtılı da bâtıl bilip ondan kaçınmak” Müslüman’ın temel vasfıdır. Yapamadığı bir emir karşısında gönlü Rabb’ine râm olmuş bir Müslüman, “Ya Rabb’i, bu farzdır. İmanım böyledir. Ama içinde bulunduğum şartlar ve nefsimin galebesi gereği bunu yapamıyorum. Beni affet.” demelidir. Çünkü bir günahı işlemekle kişi günahkâr olur; ama o günahı işlemese bile “canım niye günah olsun” demekle Allah muhafaza, kişi İslam dairesinden çıkar. Bu çok tehlikelidir.

* Helal kazanıp helalden yiyip içmek.

* Rızk konusunda umutsuzluğa düşmemek, rızka Allah’ın kefil olduğuna inanmak. Geçimi için çalışmak. Tevekkül ve kanaat sahibi olmak.

* Allah’a (cc) nimetleri için şükretmek. Buradaki “şükür”, “emre uymak”, istediği emirleri yerine getirmek, itaat etmek anlamındadır.

* Cenab-ı Hak’tan gelen kazaya belaya sabretmek, yani isyan etmemek. Hastalığı, fakirliği imtihan için veren Rabb’imizdir.

* Bilerek bilmeyerek işlenen günahlara kalbî ve samimi şekilde tövbe etmek. Efendimiz her gün en az 70 kez (ümmeti için) istiğfarda bulunurdu. (Tövbe işlenen şahsi günahı bilip, itiraf edip, pişmanlık duyup af dilemektir. İstiğfar ise “mağfiret dilemek”tir ki, kişi hem kendi hem ana-babası, hem de ümmet-i Muhammed için dileyebilir.)

* Sözünde durmak... Efendimiz’in en önemli sıfatı “sâdık-ul’ va’dül emîn” olmasıdır. Yani vaad ettiği şeyde sadık ve güvenilirdir.

* Ana babaya iyilik etmek. Onların rızasını almaya çalışmak. Sıla-i rahimi, akrabalar arasındaki hayırlı münasebetleri bozmamak, ihya etmeye çalışmak.

* Emr-i bi’l-maruf (iyiliği emretmek) ve nehy-i ani’l- münker’e (kötülükten sakındırmaya) dikkat etmek. Bu bizim makam, mevki, güç ve imkanımızla ilgilidir. Bir yerin sorumlusuysak kendi idaremiz altındaki insanlara en azından uygun bir lisanla söylemek vazifemizdir.

* Günahlardan kaçıp, ibadetle meşgul olmak.

* Kâinata ibret nazarı ile bakmak.

* Dilini müstehcen sözlerden korumak.

* Kimseyi, boyu, posu, rengi, ırkı, sosyal ve ekonomik durumu, özürleri, eksiklikleri sebebiyle alaya almamak.

* Gözü haramdan korumak. Gayri meşru müzik dinlememek. Vaktini Tv karşısında heba etmemek.