Ey Sevgili,


Uveyş* dediğin sevgilinle oturuyordun. Birisi geldi, Seni çağırdı. Birlikte gittiniz.

Çok geçmeden Uveyş’nin yanına yeğeni Zübeyr bin Abdullah geldi. Seni sordu.

Hz.Aişe de, “Tanımadığım bir adam geldi birlikte Medine’nin dışına doğru gittiler.” dedi.

Tanımadığı birisiyle Medine dışına gitmenizden endişelendi Hz.Zübeyr. Teyzesine, “Hadi bizde gidelim.” dedi.

Maksadı olabilecek bir tehlikeye karşı sizi korumaktı.

Hz.Aişe ile yeğeni sizi takip ederek bulundunuz yere geldiler.

Yabancı ayakta, sen de oturmaktaydın. Yabancı anlatmakta, sen de bir noktaya bakarak ağlamaktaydın.

Hz. Aişe ve yeğeni uzakta beklediler.

Yabancı gitti. Onlar hemen yanınıza geldiler. Seni üzüp bu denli ağlatan ne olabilirdi ki. Yabancı kimdi, ne söylemişti de bu denli mübarek gözlerinizden yaşlar akmıştı.


Merakla bekleyen teyze ve yeğene anlattın.

“O” dedin,

“Cebrail’di. Bana ümmetimin sonunda gelecek bazı kadınları gösterdi. Cehennemde yanıyorlardı. Ateşten kaçmak istedikçe ateş onları daha çok sarıyordu.”


Hz.Aişe merakını soru etti: “Onlar namaz kılıp oruç tutarlar mıydı, örtünürler miydi?”

Üzgün bir şekilde sevgili Uveyş’ine cevap verdin.

“Hepsini yaparlardı.”


Hz. Aişe daha çok meraklandı. Neydi bunları cehennem ateşine sürükleyen.

Gözyaşlarını silerek cevap verdin efendim.


“Onlar yabancı erkeklerle sohbet ederler.”


Namahremle konuşmaydı onları ateşe atan.

Ağladın efendim.

Duyarsızlığımıza, lakaytlığımıza ağladın,
tesettürün ruhen de setr olduğunu unuttuğumuza ağladın.
Kabir sonrası bizi çok ağlatacak konuşmalarımıza, gülüşmelerimize ağladın.
Ruh dünyamıza namahremlerin girmesine izin vermemize, kalbimizdeki haram talanlara ağladın.

Seni ağlattık Efendim,

Merhamet pınarını, şefkatli sineni hatalarımızla incittik.
Titredi şefkat güllerin…

Efendim,

Gereksiz konuşmaktan kaçındığımız her bir namahrem senin gözyaşlarına sunulmuş mendilimiz olacaktır.


*Aişecik demek
Nuriye Celeğen