Peygamberimiz sevinçli bir haber aldığı veya hoşuna giden bir şey gördüğü zaman mübarek yüzü aydınlanır, sevimli bir hal alırdı. Bazen bu neşesini mübarek dişleri görünecek kadar tebessüm ederek belli eder ve o an, inci gibi parlayan dişleri çevreyi aydınlatırdı.
Peygamberimiz çok kere güler yüzlü bulunurdu. Bu özelliğinden dolayı onu gören hayran kalır, yüzüne bakmaya doyamaz ve yanından hiç ayrılmak istemezdi. Canlarını uğruna feda etmekten çekinmeyen Sahabilerinden birisini gördüğü zaman tebessüm eder, gönüllerini alırdı. Cerir bin Abdullah, "Resulullah (a.s.m.) beni gördüğü zaman mutlaka yüzüme gülümserdi" 11 diyor. "Kardeşine güleryüz göstermen senin için bir sadakadır"22 buyuran Peygamberimiz, bu örnek davranışı kendi şahsında uyguladığı gibi, ümmetinin aynı şekilde hareket etmesini tavsiye ediyordu.

Peygamberimiz, evde de hep güler yüzlü olurdu. Peygamberimizin evdeki halini soran sahabilere, Hz. Aişe'nin cevabı şöyleydi: "O, insanların en yumuşak kalplisi ve iyilik yapmayı çok sevendi. Onun evdeki hali sizden biriniz gibiydi, ancak güleç yüzlü ve mütebessimdi." 33 Peygamberimizin gülümsemesine sebep olan şeylerin çoğu uhrevi meselelerle ilgili işlerdi. Hz. Enes anlatıyor: "Bir gün Resulullah aramızdaydı. Biraz uyudu, sonra gülümseyerek başını kaldırdı. Biz 'Niçin güldünüz, ya Resulallah?' diye sorduk. 'Az önce bana bir sure indirildi' buyurdu, Kevser Suresi'nin indiğini haber verdi."44

Bir cuma günüydü. Bir Sahabi Peygamberimize yaklaştı, "Yağmur kesildi, ağaçlar kıpkırmızı oldu, hayvanlar helâk oldu. Allah'a dua edin de yağmur yağsın" dedi. Peygamberimiz hemen ellerini kaldırdı, dua etti. Hiçbir yağmur belirtisi olmadığı halde öyle bir yağmur yağdı ki, etrafı sele verdi. Bu durum karşısında endişeye kapılan sahabiler tekrar Resulullaha müracaat ettiler: "Ey Allah'ın Resulü! Mallar helâk oldu, evler harap oldu, yollar kesildi. Allah'a dua edin de yağmur dinsin." Bunun üzerine Peygamberimiz, Allah'ın, rahmeti bol bol göndermesi karşısında, insanların bu acizliği karşısında tebessüm etti.5

Bir Ramazan günüydü. Sahabilerden birisi Resulullah'a geldi, orucu bozan bir iş yaptığını söyledi ve ne yapması gerektiğini sordu. Peygamberimiz, "Bir köle âzat et" dedi. Sahabi "Kölem yoktur" deyince, Peygamberimiz, "Hiç ara vermeden iki ay oruç tut" buyurdu. Sahabi, "Dayanamam" deyince de, "Öyle ise altmış fakirin karnını doyur" şeklinde yol gösterdi. Sahabi tekrar "Buna da gücüm yetmez" dedi.

O sırada Peygamberimize bir sepet hurma getirildi. Peygamberimiz hurmayı o sahabiye verdi, "Al bunları, fakirlere dağıt" dedi. Sahabi "Benden daha fakirlere mi? Vallahi, Medine'de bizden daha fakir bir aile yok" deyince, Peygamberimiz mübarek dişleri görülünceye kadar güldü ve "Öyleyse götür, siz yiyin" buyurdu.

1 Müslim, Fedailü's-Sahabe; 135.
2 Tirmizî, Birr ve's-Sıla: 36.
3 İbn-i Sa'd, Tabakat, 1: 365.
4 Müslim, Salat: 53.
5 Buharî, İstiska: 14; Müslim, İstiska: 8.
6 Buharî, Edeb: 68.
Alıntı...