Prof. Dr. Mehmet Soysaldı



Yüce Allah, mesajını insanlara tebliğ edip açıklayacak ve insanları hak yola çağıracak peygamberler göndermiştir. Gönderilen peygamberlerin ilki Hz. Âdem, sonuncusu ise Hz. Muhammed'dir (sallallahü aleyhi ve sellem). Bütün peygamberlerde bulunması gereken ortak özellikler vardır. Kur'ân, bu özellikleri çeşitli âyetlerde zikretmekte, son peygamber Hz. Muhammed'i (sallallahü aleyhi ve sellem) çeşitli özellikleriyle bize tanıtmaktadır. O özelliklerden biri de onun âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olmasıdır.

Bu yazıda Hz. Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) evrensel rahmet oluşu açıklanmaya çalışılacaktır. Önce Hz. Peygamber'in âlemlere rahmet olarak gönderilmesini Enbiya Sûresi'nin 107. âyeti ışığında izah edip daha sonra Siyer-i Nebi'den O'nun rahmet ve merhametine örnekler vereceğiz. Sevgili Peygamberimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) bu konudaki hadîs-i şerîflerini de göz önünde bulundurarak izah etmeye çalışacağız.

Hz. Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) Evrensel Bir Rahmettir
"(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."(Enbiya, 21/107.)

Bu âyette geçen iki önemli kavram vardır. Bu kavramlardan birincisi, rahmet, ikincisi ise, âlem kavramıdır. Âyete mânâ vermeden önce bu iki kavramı açıklamamız yerinde olur kanaatindeyiz. Rahmet; "incelik, acıma, şefkat etme, merhamet etme, affetme ve mağfiret" mânâlarına gelmektedir. (İbn Manzur, Lisanu'l-Arab, XII, 230.) Âlem ise; "duyu ve akıl yoluyla kavranabilen veya mevcudiyeti düşünülebilen, Allah'ın dışındaki varlık ve olayların tamamı"nı ifade eder. Bu açıklamalardan sonra âyetin mânâsını şöyle ifade edebiliriz: Allah, insanlara merhametinden dolayı onları hurafelerden, kötü huylardan kurtarmak ve doğru yola yöneltmek için Hz. Muhammed'i (sallallahü aleyhi ve sellem) âlemlere rahmet olarak göndermiştir.

Bu âyette geçen "âlemîn" kelimesiyle bütün yaratıklar kastedilmektedir.1 Yani Sevgili Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bütün varlık için bir rahmet vesilesidir. "Âlemler"den maksadın, Resulüllah'ın, kendilerine peygamber olarak gönderildiği bütün insanlar mı yoksa sadece mü*minler mi olduğu hakkında farklı görüşler zikredilmiştir. Abdullah b. Abbas'tan nakledilen bir görüşe göre buradaki âlemlerden maksat; Resulüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) kendilerine peygamber olarak gönderildiği bütün varlık*lardır. Bunların mümin veya kâfir olmaları fark etmez.

Bu âyetteki rahmet kelimesinin cümledeki konumu hakkında de*ğişik kanaatler ileri sürülmüştür. Bu kanaatlerden biri bu kelimenin cümlede "hâl" oluşudur ki bu takdirde âyetin mânâsı "Biz, seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." şeklinde olur.2 Diğer bir yaklaşıma göre de rahmet kelimesi "ersele" fiilinin "mef'ûlün leh"i olmaktadır ki bu takdirde de mânâ: "Biz, seni ancak âlemlere merhametimizden dolayı gönder*dik." şeklinde olur.3 Biz de bu ikinci mânâyı tercih ederek yorumumuzu ya*pacağız. Yüce Allah, doğru yoldan çıkıp inkâra, şirke düşmelerinden dolayı insanlara merhamet etmek istemiştir. İşte o merhametten dolayı Hz. Peygamber'i (sallallahü aleyhi ve sellem) göndermiştir. Başka bir ifade ile Hz. Peygamber, Allah Teâlâ'nın insanlara olan merhametinin bir tezahü*rüdür.

Yağmur nasıl bir rahmet olarak yeryüzünün hayat bulmasına vesile oluyor ise, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) de insanlığın mânen hayat bulmasına vesile olmuştur ve kıyamete kadar da olmaya devam edecektir. İnsanlık onun sayesinde içine düşmüş olduğu küfür ve dalâletin o korkunç girdabından kurtulmuş, hakikati görmüş ve imanla müşerref olmuştur. Kendi öz kız çocuklarını bile diri diri toprağa gömebilecek kadar vahşileşip insanlık sınırından çıkmış olan toplumlar onun neşretmiş olduğu nur sayesinde insan-ı kâmil olma yoluna girmiştir. İşte bu yönüyle o, bütün insanlık için başlı başına bir rahmettir.

O getirdiği dinî ve ah*lâkî prensipler sebebiyle insanlık için bir rahmet olmuştur. Nitekim kendisi de bir hadisinde "Ben bir rahmet ve hidayet rehberiyim."(Dârimî, Mukaddime, 3.) buyurmuş. Müşriklere beddua etmesini teklif edenlere, "Ben lânetçi olarak değil, âlemlere rahmet olarak gönderildim." diye cevap vermiştir.3

Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) evrensel rahmet oluşunu farklı başlıklar altında incelemek istiyoruz:

1- Müminlere Merhameti
Allah Resulü'nün (sallallahü aleyhi ve sellem) temsil ettiği rahmetten öncelikle müminler istifade etmiştir. Çünkü O, müminlere karşı rauf ve rahîmdir. "Andolsun, size kendi içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir."(Tevbe, 9/128.)

Bu âyet, Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) Müminlere olan şefkat ve ilgisini, onlar için nasıl endişelendiğini, kendisine inananların sıkıntılarına tahammül edemediğini, bunların kendisine çok ağır geldiğini, müminlere olan şefkat ve merhametini çarpıcı bir şekilde ifade etmektedir.

Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmetine öyle düşkündür ki, ümmetinin dünya ve ahirette sıkıntıya düşmesi onu çok üzerdi. O'nu en çok düşündürüp üzen de ümmetinden cehennem azabına düşecek olanların halidir. Ümmetinin Cehennem azabına düşmemesi için onları her konuda uyarmış ve ikaz etmiştir. Bizleri bir baba şefkatiyle iyilik ve güzelliklere yönlendirmiştir. Nitekim bir hadîs-i şerîflerinde "Hiç şüphesiz ben size bir babanın evlâdına olan durumu gibiyim."(Ebu Davud, Taharet, 4.) buyurmuştur.

Görüldüğü gibi Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem), ümmetine şefkat ve merhameti bir babanın evlâdına olan şefkat ve merhameti gibidir. Onun rahmeti sadece kendi zamanında yaşayan müminlere yönelik değildir. Kıyamete kadar gelecek olan bütün ümmetini kapsamaktadır. Onun ümmetine düşkünlüğü her gece sabahlara kadar ümmeti için dualarla Rabb'ine yakarmasına sebep olurdu. Nitekim bir gün ellerini kaldırmış: "Allah'ım, ümmetimi koru, ümmetime acı!" diyerek ağlayarak dua ederken, Yüce Allah, Cebrail'e: "Ey Cebrail! Git Muhammed'e niçin ağladığını sor!" buyurur. Cebrail, geldiğinde Efendimiz ümmeti için ağladığını söyler. Cebrail, Allah'ın huzuruna döner ve durumu anlatır. Yüce Allah buyurur ki: "Ey Cebrail! Muhammed'e git ve şunu söyle: Biz seni ümmetin hakkında hoşnut edeceğiz, asla üzmeyeceğiz."(Müslim, İman, 346.)

Resulullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) müminler için bir rahmet olması hem dînî, hem de dünyevî yöndendir. Dînî yönden rahmet olması: Hz. Peygamber, insanlar câhiliye dediğimiz karanlık bir devirde, dalâlet içerisindeyken ve aynı zamanda Ehl-i Kitab'ın da, kendi kitaplarında ihtilâfa düştükleri bir dönemde gönderilmiştir. Böylece Allah onu, gerçeği aramaya ve kurtuluş ile mükâfatı kazanmaya hiçbir yolun bulunmadığı bir zamanda göndermiş, onunla insanlara, hidayete giden yolları göstermiştir. Dünyevî bakımdan rahmet olması ise şöyledir: İnsanlık O'nun sayesinde pek çok zilletten, harpten, kargaşadan kurtulmuş, gerçek sulha ve huzura kavuşmuştur.4

Müminler, O'na iman etmek, O'nu sevip örnek edinmek, O'nun insanlığa getirmiş olduğu evrensel prensipleri hayatlarında tatbik etmekle hem dünya hem de ahiret mutluluğuna nail olmuşlardır.

2- Kadınlara Merhameti
İslâm'dan önce kadınlar çok perişan hâldey*diler. Kadının ne ailede ne de toplumda hiçbir hakkı yoktu. Kadınlar âdeta alınıp satılan bir mal durumundaydı. Hattâ İslâm'dan önce insanlar, kadın nedir? Bir ruhu var mıdır, yok mudur diye tartışmaktaydılar. Kadın, toplumda daima hor görülen ve aşağılanan bir yaratık olarak değerlendiriliyordu. Kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu. Kadınlar şefkat ve merhamete muhtaçtılar.

Peygamberimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) bütün insanlığı kuşatan şefkat ve merhameti kısa zamanda kadınlar üzerinde de görülmeye başladı. Onları insanların ayakları altında ezilmekten kurtararak o kadar yüceltmiştir ki, "Cennet anaların ayakları altındadır."(Nesâî, Cihâd, 12.) buyurarak, cennete girmeyi annelerin rızalarıyla eş tutmuştur. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ailesini çok sever, eşlerine şefkat ve merhametle muamele ederdi. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) erkeğin kadına iyi davranması gerektiği hususunda ümmetine şu tavsiyelerde bulunurdu:

"Size hanımlarınıza iyi davranmanızı tavsiye ediyorum."(Tirmizî, Rada, 11; İbn Mace, Nikâh, 3.)
"En hayırlınız hanımlarına karşı iyi davrana*nınızdır."(Canan, İbrahim, Hadis Ansk, XVII, 212.)
"Müminlerin iman bakımından en mükemmeli ahlâkı en iyi olanıdır. Hayırlınız, kadınlara karşı hayırlı olanınızdır."(Tirmizî, Rada, 11; Ebu Davud, Sünen, 14.)
"Sizden biriniz hanımına karşı kin beslemesin, onun bir huyunu beğenmezse bir başka huyunu beğenir."(Tirmizî, Rada, 61.) İşte bu hadîslerde Hz. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), kadınlara anlayışlı davranmayı tavsiye etmektedir.

Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) zaman zaman ev işlerinde hanımlarına yardımda bulunurdu. Koyunları sağması, ev süpürmesi, elbisesini ve ayakkabılarını tamir etmesi, deveyi yemlemesi, çocuklarla ilgilenip ihtiyaçlarını görmesi, hep onun bu merhamet ve şefkatinin neticesi değil midir?

Efendimiz yemek ayırımı yapmazdı. Eve geldiğinde eşi ne yemek hazırlamışsa oturur yer ve Allah'a hamdederdi.

3- Yetimlere Merhameti
Yetim, küçük yaşta babasını kaybeden kişidir. Dolayısıyla küçük yaşlarda anne-babasını kaybeden çocuklar, sevmeye, sevilmeye, merhamete, bakıma, güvene, nasihate ve eğitilmeye muhtaçtırlar. Yetimler, ana-babasızlığın doğurduğu duygusal eksikliği, maddi yoksulluktan daha fazla hissederler.

Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisi küçük yaşta yetim kaldığı için yetimlerin hâlini çok iyi anlar ve yetimlere daima şefkat ve merhametle davrandığı gibi Müslümanlara da yetimler hakkında şefkat ve merhametle davranmayı emrederdi.

Yetimlerin sadece başını okşamak bile, çok büyük bir sevap ve Cennet müjdesidir. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sevabı şöyle ifade buyururlar:

"Kim sırf Allah rızası için şefkatle yetimin başını okşarsa, elinin değdiği saçlar sayısınca ecir ve sevap kazanır. Yanındaki yetime iyilik yapan kimse ile ben şu iki parmak gibi Cennet'te beraber olacağız." Daha sonra da orta parmağı ile işaret parmağının aralarını açarak gösterdi.(Ahmed b.Hanbel, el-Müsned, V, 250.)

Nitekim katı kalbli oluşundan şikâyet eden bir kimseye Sevgili Peygamberimiz; yoksulları doyurmasını, yetimleri sevindirmesini, başlarını okşamasını tavsiye buyurmuşlardır.(Ahmed b.Hanbel, age., II, 263, 387.)

Ebu Seleme seçkin sahabilerden biriydi. Bir savaşta şehit düşmüştü. Geriye beş yetim çocuk bırakmıştı. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) Ümmü Seleme ile evlenmiş ve yetim kalan çocuklarına öz babalarını aratmayacak derecede şefkat ve merhametle davranmıştır.

4- Çocuklara Merhameti
Çocuklarımız bizlere Allah'ın bir emanetidir. Emanetlere gereken değeri vermeliyiz. Nitekim Yüce Allah bu hususta şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz."(Tahrim, 66/6.)

Anne-babalar çocuklarına, Allah'ın verdiği bir emanet nazarıyla bakmalıdırlar. Ailevî mesuliyetlerini yerine getirmemek anne-babanın kıyamet günü sorguya çekilecekleri bir konudur.

Hz. Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) çocuklarıyla olan münasebetlerinde de daima onlara şefkat ve merhametle davrandığını ve onları İslâmî terbiye ile yetiştirdiğini görmekteyiz.

Çocuklara karşı sınırsız bir sevgi ve şefkat gösteren Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), onlarla çok sıkı münasebetler kurmuş, etrafındaki bütün çocuklarla yakından ilgilenmiştir. Enes b. Malik (r.a) "Peygamberimiz ailesine ve çocuklarına karşı insanların en şefkatlisi idi."(Münavî, Feyzu'l-Kadir, V, 167.) demektedir. Zîrâ Peygamber Efendimiz iyi ve müşfik bir baba idi. Çocuklarına samimi ve içten bir sevgi besliyor, yeri geldikçe de bu sevgiyi gösteriyordu.

Hz. Peygamber Efendimiz, çocuklara âdeta yetişkin bir insan muamelesi yapardı. Resulüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), çocuklara selâm verir, onların hâl-hatırlarını sorar, hastalandıklarında ziyaretlerine gider, zaman zaman onlarla şakalaşır, eğlenir, çocukları omzuna sırtına bindirirdi; onları asla azarlamazdı. (Buharî, Edeb, 81; Müslim, Selam, 15.)

Enes b. Malik (r.a) Rasulüllah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) çocuklarla karşılaştığı zaman onlara: "es-Selâmü aleyküm yâ sıbyân" (Selâm size ey çocuklar) diye selâm verdiğini; çok sevdiği küçük kuşu ölmüş olan kardeşine ise "Yâ Ebâ Umeyr, küçük kuşun ne oldu?" diye hal hatır sorduğunu, onu üzgün görünce de teselli ettiğini nakleder. (Bkz., Buharî, Edeb, 81; Müslim, Edeb, 30.)

Efendimiz bütün insanlara ve özellikle de küçük çocuklara çok şefkatli ve merhametli davranmıştır. Torunlarını namazda bile omzunda taşımış, zaman zaman onların ve diğer çocukların oyunlarına katılmıştır.(Buharî, Edeb, 81, 112; Müslim, Edeb, 30.) Yıllarca hizmetinde bulunan Enes b. Malik şöyle demiştir: "Aile fertlerine karşı Allah Resulü'nden daha şefkatlisini görmedim."(Müslim, Fazail, 63; Ahmed b.Hanbel, age., III, 112. )

Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisine: "Ey Allahın Resulü! Siz çocuklarınızı öper misiniz?" diyen bir bedeviye karşı: "Allah senin gönlünden şefkat ve merhameti çekip çıkarmışsa ben ne yapabilirim?" buyurmuştur.(Buharî, Edeb, 18, 112; Müslim, Fazail, 64; İbn Mace, Edeb, 3.)

5- Düşmanlarına Merhameti
Kur'ân'ın birçok âyetinde affedici olmak teşvik edilmiş ve insanları affedenlerin büyük ecir ve mükâfata erişecekleri bildirilmiştir.5 Kur'ân'ın canlı örneği olan Hz. Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) de hayatı boyunca insanları affetmeyi kendisine şiar edinmiştir. Hz. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), insanlar içinde en çok eziyet çekenlerden, en çok hakarete ve haksızlığa uğrayanlardan olmasına rağmen, en çok affeden ve merhamet edenlerdendir. Böyle olması çok normal, çünkü Rabbi O'nu, ilâhî rahmetin bir tecellisi olarak, bütün âlemlere rahmet olarak göndermiş ve "Seni âlemlere, ancak ve ancak bir rahmet olarak gönderdik."(Enbiya, 21/107.) buyurmuştur. Nasıl Allah'ın diğer bir rahmeti olan yağmur, herkesin bağına, tarlasına, bahçesine, yağıyor; onların azgınlıklarını görmüyorsa O da, herkese, hatta en sevdiklerini öldürenlere karşı bile affı ve merhameti sunuyordu. O'nun bütün hayatı rahmet ve merhamet örnekleriyle doludur. Çünkü O, rahmetin tâ kendisidir. Kendisine ve arkadaşlarına dinlerinden ötürü en zalimce ve kötü davranışlarda bulunan düşmanlarına beddua etmesi istendiğinde onların doğru yolu bulabilmeleri için ellerini açıp onlara dua etmiştir.

O'nun düşmanlarına dahi engin şefkatini, sınırsız merhametini gösteren birçok olay mevcuttur. Burada sadece birini izah etmekle yetinelim.

Bir gün, İslâm'ı yaymak ve davasını anlatmak için, azatlı kölesi Zeyd ile Mekke'nin yakınındaki Tâif'e gitmişti. Tâifliler, Peygamber Efendimiz'i (sallallahü aleyhi ve sellem) çok çirkin bir şekilde karşıladılar. Oranın ileri gelenlerinden Amr b. Umeyr oğulları, Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) ile alay ettiler. Onlardan biri: "Allah, peygamber olarak gönderecek Senden başka birini bulamadı mı?" derken, diğeri: "Vallahi ben Seninle kesinlikle konuşmam. Çünkü Sen gerçekten peygambersen, sana hitap edemeyeceğim kadar benden yücesin. Eğer Allah adına yalan söylüyorsan, yani olmadığın halde peygamber olduğunu söylüyorsan, Seninle konuşmayı kendime yakıştıramam." diyordu. Bununla da kalmadılar... Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), onların Mekke kâfirlerinden farklı olmadığını anlayıp geri dönerken, elleri titremeden çocuklara ve kölelere, üç mil (5 km) boyunca O âlemlere rahmet vesilesini taşlattırdılar, her tarafını kan revan içinde bıraktılar. Yorulup oturdukça, taşlayarak, yola devama mecbur bıraktılar. Ayakkabısı kanla dolmuş iken gelip, "Ey Allah'ın Resulü, beni Rabbin gönderdi, emrindeyim, istersen bunları şehirleriyle birlikte tarumar edeyim." diyen Cebrail'e (a.s) "Hayır, Ey Cebrail! Ben insanları helâk etmek için değil, helâkten kurtarmak için geldim. Olur ki bunların neslinden zamanla bir tek de olsa Müslüman çıkar." cevabını verdi ve Rabbine ellerini açıp, "Ey Rabbim! Sen bunlara hidayet eyle. Onlar bilmiyorlar, onun için böyle yapıyorlar." diye dua etti. (Buharî, Enbiya, 54; Müslim, Cihad, 104, 105; Ahmed b.Hanbel, age., I, 380.) Bu rahmet değil de nedir?

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah Resulü (sallallahü aleyhi ve sellem), insanlar aleyhine söz söylemekten kaçınmış, intikamcılığı sevmemiş, aksine hep affetmekten yana olmuştur. Allah'ın Resulü, Kur'ân'ın emrine uyarak kötülükleri iyilikle defederdi.

6- Münafıklara Merhameti
Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Hz. Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) temsil ettiği rahmet, sadece belli insanlara ve belli gruplara yönelik değildir. Yani o, müminler için rahmet olduğu gibi münafıklar için de rahmetti. Münafıklar, onun engin hoşgörüsü ve rahmeti sayesinde dünyada ceza görmemişlerdir. Camiye gelmişler, Müslümanların içinde dolaşmışlar ve Müslümanların istifade ettiği bütün haklardan istifade etmişlerdir. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) kimlerin münafık olduğunu bildiği hâlde onları açığa vurmamıştır. Hâlbuki onların iç yüzünü çok iyi biliyordu. Hattâ bunları Huzeyfe'ye (r.a) söylemişti. Rivayete göre bundan dolayı da Hz. Ömer, Huzeyfe'yi takip eder, onun kılmadığı cenaze namazını o da kılmazdı.(İbn Esir, Üsdü'l-Gabe, I, 468.)

Münafıklara herhangi bir baskı ve menfî mânâda bir ayrımcılık uygulanmadığı gibi, onlar, Müslümanların yararlandığı haklardan da yararlanmışlardır. Hep müminler arasında bulunmuşlar böylece mutlak küfürleri en azından şüpheye tereddüde dönüşmüştür. Böylece dünya zevkleri de bütün bütün acılaşmamıştır. Zîrâ yok olup gideceğine inanan bir insanın dünyadan lezzet alması mümkün değildir. Ama belki âhiret vardır, diyecek kadar, küfürleri şüpheye bürününce, ihtimal, hayat o zaman bütün bütün acılaşmaz. İşte bu yönüyle, Allah Resulü, münafıklara da bir ölçüde rahmet olmuştur.

7- Kâfirlere Merhameti
Efendimiz'in insanlara olan rahmeti öyle bir boyuta ulaşmıştır ki, kendisini inkâr eden kâfirlerin hidayete ermeleri için olanca gayretini sarf etmiştir. Nitekim Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmuştur: "Bu söze (Kur'ân'a) inanmıyorlar diye neredeyse kendini telef edip bitireceksin."(Şuarâ, 26/3; Kehf, 18/6.)

Hz. Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) bütün bu gayret ve çabasına rağmen Kureyş müşrikleri ona iman etmemişler. Hattâ ona ağır hakaretlerde bulunmuşlar, akla hayale gelmeyecek eziyetler etmişlerdir. Sonunda Hz. Peygamber, memleketinden hicret etmek zorunda kalmıştır. Kâfirler, Efendimiz'e yaptıkları bütün bu kötü muamelelere rağmen, rahmet peygamberi Hz. Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) rahmetinden yararlanmışlardır.

Allah Teâlâ, önceki milletleri, gönderdiği peygamberlere isyan ve küfürleri sebebiyle bir kısmını maymuna dönüştürerek, bir kısmının üzerine gök*ten taş yağdırarak afetlere uğratmış böylece helâk etmiştir. Ama Hz. Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem), peygamber olarak gönderildikten sonra herhangi bir milleti veya topluluğu geçmiş ümmetlerin uğradıkları cezaya uğratarak helâk etmemiştir. Böylece kâfirler, Hz. Peygamber'in rahmet ve merhameti sayesinde, toptan helâk olma azabından kurtulmuşlardır. İşte bu da onlar için dünyada büyük bir rahmettir. Nitekim bu konuda Yüce Allah, Resulü'ne hitaben şöyle buyurmuştur: "Sen onların içlerinde bulunduğun halde, Allah onlara azap edecek değildir. Ve onlar, mağfiret dilerken de Allah onlara azap edecek değildir." (Enfal, 8/33)

Taberî'nin ifade ettiği gibi Hz. Peygamber'in kâfirler için rahmet olması, sadece dünya hayatında söz konusudur.6

Hz. Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) kâfir ve müşriklere rahmet ve merhametini şu hâ*dise çok güzel bir şekilde açıklamaktadır:

Mekke fethedilmişti. Hz. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), bir fâtih olarak Mekke şehrine girdiğinde, kendisine onca zulüm ve işkenceyi reva gören, memleketini kendisine dar eden kişilerle karşı karşıyadır. Herkes ne olacağını merakla beklerken iki cihanın efendisi, karşısındakilere şöyle seslenmiştir:

- "Ey Kureyş! Size ne yapmamı beklersiniz?"
- Hayır umarız, zira Sen kerim olan bir kardeşsin ve kerem sahibi kardeşimizin de oğlusun.
- Bunun üzerine o yüce Peygamber onlara şöyle buyurdu:
- "Bugün hiçbiriniz, eski yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekilmeyeceksiniz. Haydi, gidiniz, hepiniz serbestsiniz. Bugün size kınama yoktur."7 Aslında o gün, isteseydi hepsini kılıçtan geçirtebilirdi ama rahmet ve merhameti buna engel oldu.

8- Hayvanlara Merhameti
Âlemlere rahmet olarak gönderilen ve bir merhamet denizi olan Sevgili Peygamberimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) şefkat ve merhameti sadece insanlara mahsus değildi, hayvanları da kapsıyordu. Çünkü onlar da can ve ruh taşıyordu. İki Cihan Serveri'nin rahmeti sadece insanlığı değil bütün varlığı kuşatmıştır. Onun "Rahmet Peygamberi" oluşundan hayvanlar bile pay almışlardır. Mesela:
Abdullah b. Abbas anlatıyor: "Allah Resulüyle bir yere gidiyorduk. Birisi, kesmek üzere bir koyunu bağlamış, hayvanın gözü önünde bıçağını biliyordu. Allah Resulü bu şahsa: ‘Onu defalarca mı öldürmek istiyorsun?' diyerek o şahsı bu yaptığından dolayı azarladı." (Hâkim, Müstedrek, IV, 231, 233.)

Mekke'yi fetih için Medine'den çıkıp Mekke yakınlarına kadar on bir kişilik ordusuyla gelen Hz. Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem), yeni yavrulamış bir köpeğin askerler tarafından ezilmesin diye başına bir nöbetçi dikmesi Efendimiz'in hayvanlara olan merhametinin çok açık bir göstergesidir.8

9- Cansız Varlıklara, Bitkilere ve Ağaçlara Merhameti
O'nun (sallallahü aleyhi ve sellem) her şeye şamil olan merhameti, cansız varlıklar ve bitkilere kadar bütün varlıkları kapsamaktadır. İnsanların bir dağ ve kaya parçası olarak gördüğü Uhud Dağı için Hz. Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) söyledikleri bu manada çok çarpıcıdır. "Biz Uhudu severiz. Uhud da bizi sever."(Buharî, Cihad, 71; Müslim, Hac, 504.) Allah Resulü bizim cansız gördüğümüz bir dağı canlı gibi sevgi duygusunu anlayacak ve pozitif enerjisini kavrayacak bir tarzda değerlendirmektedir.

Rahmet Peygamberi'nin bütün varlıklara şamil rahmet ve merhametinin bitkileri, ağaçları ve çiçekleri de kuşattığını görüyoruz. Nitekim o şöyle buyuruyor: "Kim bir sidre ağacını keserse, Allah onun başını cehenneme uzatır."9 O'nun anlayışına göre korunmaya muhtaç ve hayatın devamı için gerekli olan her şeye şefkat ve merhametle davranılmalıdır.

Nitekim Mute savaşı için gönderdiği ashabına: "...Gideceğiniz yerde rahipler de göreceksiniz. Onlara asla dokunmayınız. Kadınlara, çocuklara şefkatle davranınız. Hurma ağaçlarını, yeşillikleri kesmeyiniz. Evleri yıkmayınız..." diye talimatta bulunmuştur.

Hz. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), âlemlere rahmet olmasının bir sonucu olarak insanlara birbirlerini, hayvanları, bitkileri sevmelerini; ekolojik dengeyi korumalarını tavsiye etmiştir.

Netice
Efendimiz'in hayatına baktığımızda insanlar, hayvanlar, bitkiler velhâsıl canlı cansız bütün varlıklarla münasebetlerinde şefkat, rahmet ve merhamet esasına bağlı kaldığını görmekteyiz. Nitekim Efendimiz, şefkat ve merhamet ekseninde bir hayat yaşamış ve ümmetine de bunu tavsiye etmiştir.

İnsanlık o İlâhî ışıktan uzaklaştıkça yine eski cahilî örf ve âdetlere tekrar dönmeye başlamıştır. Çağımızda ilim ve teknik ilerlemesine rağmen, insanlığın vardığı ahlâkî durum pek iç açıcı değildir. İnsanlık yine bir sıkıntı, stres ve buhran içindedir. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, büyüklerin küçüklere sevgisi ve tahammülü kalmamış, küçüklerin büyüklere saygısı yok olmuştur. Gençler dünyaya gelmelerine vesile olan anne babalarını hiç göz kırpmadan canice öldürebilmektedirler. İnsanlar kendileri gibi düşünmeyenlere âdeta hayat hakkı tanımamaktadırlar. İnsanların birbirine karşı, hayvanlara ve bitkilere karşı rahmet ve merhameti kalmamıştır. İnsanlar nereye gitmektedirler. Nerede hata yapıldı da insanlar bu hale gelmişlerdir. Bu durumu hep birlikte durup düşünmeliyiz.

Müslümanlar olarak mutlu ve huzurlu bir dünya hayatı yaşamak istiyorsak, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed'i (sallallahü aleyhi ve sellem) kendimize örnek almalıyız ve canlı-cansız bütün varlıklarla münasebetlerimizi bir "merhamet bestesi" hâline dönüştürmeliyiz.

Fırat Üniv. İlâhiyat Fak. Öğretim Üyesi
[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]