اعَنْ أنَسٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إنْ قَامَتْ السَّاعَةُ وَفِي يَدِ أحَدِكُمْ فَسِيلَةً فَلْيَغْرِسْهَا

Enes İbni Mâlik radıyallahu anh'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah(S.A.V) şöyle buyurdu:

"Herhangi birinizin elinde bir hurma fidanı varken, kıyâmet kopacak olsa, derhal onu diksin!"[1]

İzbelerden Zirvelere

Yeni bir eğitim yılının başladığı günlerde, yakın geçmişi ve o geçmişteki özellikle din eğitim ve öğretimi şartlarını hatırlamak, günümüzü değerlendirmek bakımından olduğu kadar geleceği şekillendirmek açısından da büyük önem arz eder.

Belki böylesi bir girişin konu alınan hadîs-i şerîf ile ne ilgisi var, denilebilir. Bir asra yakın bir süre komünist yönetimlere tahammül zorunda kalmış olan günümüzün Balkan ve Orta Asya ülkelerinin din büyüklerini ve ülkemizin fevkalâde sıkıntılarla geçirdiği yirminci asrın ilk yarısında, zamanlarını samanlıklarda gizli gizli din eğitimi ve öğretimiyle değerlendirmiş insanlarını dinlemek, bir anlamda kıyâmet şartlarında fidan dikmek demek olan o hizmetleri, hadisimizin temel mesajı içinde görmek ve değerlendirmek için yetecektir sanırım. Bosna'da, Afganistan'da ve benzeri yakılan, yıkılan, katliâmlara maruz kalan, bombalanan müslüman ülkelerde, bütün bu olanlara rağmen, yıkık-dökük binalarda eğitim-öğretim yapmaya çalışan insanları televizyon ekranlarında gördükçe, bu hadisi hatırlamamak mümkün mü? O görüntüler, ülkemiz müslümanlarının daha önce yaşadığı sıkıntıları ve verdiği hizmeti tahayyül etmemize de büyük ölçüde yardımcı olmaktadır.

Harbin ve baskı yönetimlerinin acımasız yıllarına ve şartlarına rağmen, büyük fedâkarlıklar ve kararlılıkla gizli gizli yürütülen o hizmetler, yetiştirilen çocuklar, o günün toplum zeminine dikilen birer fidandı.

Bizden biri "Biz samanlıklarda kaçak olarak Kur'an okuduk" diyorsa, buna Bosna'dan "Biz izbelerde okuduk" diye bir başka ses yankı veriyorsa, "Biz imanımızı avucumuzda kor taşır gibi korumaya çalıştık" diye Orta Asya'******dan bir açıklama geliyorsa, bugün -âdetâ- kıyâmet şartlarından geçip gelen bir diriliş ile karşı karşıya olduğumuz apaçık ortada değil midir? Harbin ve baskı yönetimlerinin acımasız yıllarına ve şartlarına rağmen, büyük fedâkarlıklar ve kararlılıkla gizli gizli yürütülen o hizmetler, yetiştirilen çocuklar, o günün toplum zeminine dikilen birer fidandı. Elhamdülillah bugün o fidanlar meyveye durmuştur.

Nitekim "Mü'minlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grup dinde geniş bilgi edinmek ve kavimleri savaştan döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar." [2] âyeti de, toplumların hayatında asıl hizmetin, -şartlar ne olursa olsun- eğitim-öğretim olduğunu ilan etmektedir.

Hadisimizi işte bu ortamda ve bu yönüyle yorumlamak istiyoruz.

En ümitsiz an
Hiç şüphe yoktur ki, insanın dünyaya yönelik düşünce ve emellerinde en ümitsiz olması gereken an, dünyanın sonunun geldiği, kâinat******taki düzenin ilâhî irâdeye bağlı olarak alt-üst olmaya yüz tuttuğu yani kıyâmetin koptuğu andır.

Hayatta ölümle burun buruna gelip tekrar yaşama şansını yakalayanlar olabilir. Ancak kıyâmet kopmaya başladığı zaman artık onun durması ve yeniden eski hayata dönülmesi düşünülemez. Bu kesin gerçeğe rağmen, Peygamber Efendimiz'in, böylesine bir anda bile, elinde fidan bulunan müslümana -şâyet dikebilecekse-, onu dikivermesini tavsiye etmesi fevkalâde düşündürücü ve dikkat çekicidir.

İki Anlam
Şuna hemen işâret edelim ki, bu hadîs-i şerîften ilk bakışta şu iki mâna anlaşılmaktadır:

1. Kıyâmet'in kopması o kadar sür'atli bir şekilde cereyan edecek ki, elinde fidan bulunan kişi onu dikmeye bile imkan bulamayacak. [3]

2. Ağaç dikmek ve yetiştirmek o kadar önemlidir ki, büyüme imkanının tamamen ortadan kalktığı kıyâmet ortamında bile mümkünse ağaç dikilmelidir.

Neticesizliğini bile bile Efendimiz'in böyle bir tavsiyede bulunmasında bize göre, hiç bir meşru ve faydalı işde mevcut şartlara bakıp ümidsizliğe kapılarak hizmeti ertelememe ve imkan varsa hemen hizmeti yerine getirme mesajı yatmaktadır.

Anında hizmet ruhu
Bize göre hadîs-i şerîf bu iki mânaya ilâveten bir başka anlama daha gelmektedir. O da, müslümanın hizmet anlayışı, yani hizmetin ertelenemez oluşudur. Bir başka ifadeyle hadisimiz, müslümanın hizmette sahip olması gereken idraki ve ataklığı ortaya koymakta, ümitsizliği müslümanın hizmet dünyasından kaldırıp atmaktadır.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, uzun süre bakıma ihtiyacı olan fidanın dikimini -kıyâmetin kopmasına rağmen- tavsiye ederken, dikilecek fidanın kendisinden beklenen ürünü verecek zaman ve imkanı bulamayacağını elbette biliyordu. Neticesizliğini bile bile Efendimiz'in böyle bir tavsiyede bulunmasında bize göre, hiç bir meşru ve faydalı işde mevcut şartlara bakıp ümidsizliğe kapılarak hizmeti ertelememe ve imkan varsa hemen hizmeti yerine getirme mesajı yatmaktadır. Çünkü müslüman hayr adamıdır, hizmet adamıdır. Hayırda yarışa memurdur.[4]

Ayrıca ağaç dikimi kamuyu ilgilendiren bir hizmettir. Hadisimiz bu yönüyle, toplumu ilgilendiren hizmetlerde hele hiç tembelliğe ve ümitsizliğe düşülmemesi gerektiğini de pek çarpıcı bir üslupla ortaya koymuş olmaktadır.

Günümüzün her şeyi başkalarından özellikle de baştakilerden bekleyen, şartların elverdiği günleri gözetlediğini söyleyen tembel çoğunluğunun durumu ile bu hadîs-i şerîf'in ilkeleştirdiği tereddütsüz ve anında hizmet ruhu ne kadar birbirine uzak düşmektedir.

Peygamber Efendimiz "Hayırlı işler yapmakta acele ediniz!"[5] hadisiyle de aynı noktayı dikkatlerimize sunmuştur. İçinde bulunduğu imkan ve zamanı değerlendirmeyip karanlık gecelerin arkasındaki günlere bel bağlayanların zarar edecekleri ortadadır. Zira her gelecek günün bir yarını olacaktır. Bu sebeple "yarın yaparım"ın günü bir türlü gelmeyebilir. Nitekim atalarımız "Elden kalan elli gün kalır" diyerek, zamanında yapılmayan hizmet ve işin, kıymetini kaybedeceğine dikkat çekmişlerdir. Binaenaleyh hizmeti görmeye ve hayr'ı işlemeye imkan bulunan ilk anda yapmak, yarınlara veya "daha uygun bir zaman"a bırakmamak herkesten fazla müslümana yakışan bir tavırdır.

Çünkü önemli olan, hayrın hayır olduğu için hizmet niyetiyle ilk fırsatta işlenmesidir. En büyük netice, hizmetin anında görülmesidir.

Hizmet-ibâdet ilişkisi
Hizmette tenbelliği ve kötülüğe karşı duyarsızlığı, yarınlara iş havâle etmeyi önleyecek ve müslümana muhtaç olduğu uyanıklığı ve anında hizmet ve hareket iradesini kazandıracak kaynak ve tecrübe, günlük ibâdetlere düşkünlük ve onları kendilerine ayrılmış vakitlerinde yerine getirme alışkanlığına sahip olmaktır.

İbâdetlerini, kendilerine ayrılmış olan vakitlerinde yerine getirmeye alışkın mü'minler, hayırlı işlerde zaman kaybına râzı olmaz ve şartların doğacak netice için uygun olup olmadığına pek fazla önem vermez, hizmeti ertelemezler. Çünkü önemli olan, hayrın hayır olduğu için hizmet niyetiyle ilk fırsatta işlenmesidir. En büyük netice, hizmetin anında görülmesidir. Hizmetin sonucu olarak doğacak hayır, ikinci derecedeki bir hayırdır. Nitekim hadisimizde, asıl netice olan fidanın meyve vermesi ve halkın ondan istifade etmesi değil, fidan dikimi hizmetinin geciktirilmeden hatta kıyâmetin kopmasına bile bakılmadan yerine getirilmesi dikkate alınıp açıkça tavsiye edilmiştir. Bu, hayrın işlenmesinin, hizmetin görülmesinin neticesinden daha önemli olduğu anlamına gelir.

Hz. Peygamber'in bu teşvikine rağmen müslümanların yeşilden mahrum yerleşim birimle******rinde oturmalarını da kimse izah edemez.

Garip çelişki

Öyle sanıyorum ki yeşiller ve çevreciler bu hadîs-i şerîf'ten daha çarpıcı hiç bir söz bulamazlar. Yine öyle sanıyorum ki, Hz. Peygamber'in bu teşvikine rağmen müslümanların yeşilden mahrum yerleşim birimle******rinde oturmalarını da kimse izah edemez. Giderek kuraklaşan, çoraklaşan ve kirlenen tabiî çevreye eş, iyilerin iyilikleri hep yarınlara ertelemeleri yüzünden fikir ve kültür çevremizin her gün daha çok kirlendiği, yozlaştığı, kendi değerlerimize yabancılaştığı da inkâr edilemez.

Mevcut şartların henüz kıyâmet ortamı olmadığı gerçeğinden hareketle hiç bir oyalayıcı fikre kapılmadan, tenbelliğe kucak açmadan ve mutlaka her işin ve hizmetin sonucunu görme gibi bir peşinciliğin ardına takılmadan, yapılabilecek hizmeti derhal yapmanın günündeyiz. Bununla görevliyiz.

Asıl sonuç
Unutmamak lazımdır ki asıl sonuç, hizmeti hizmet olarak ilk fırsatta yerine getirmektir. Yarınları, ancak bugünü böylesine bir şuur ve hizmet anlayışıyla değerlendirenler şekillendirecektir. O halde kıyamet şartlarında bile eğitim ve hayr hizmetleri aksatılmadan yürütülmelidir. Toplum fideliğine nesil ve hizmet fideleyenler, bir şekilde mutlaka bu gayretlerinin sonucunu göreceklerdir.

Ülkedeki beklenen neslin gelişimini böylesi bir hizmet bilinciyle beslemek, desteklemek hadisimizin günümüze yönelik çağrısı olsa gerektir.


[1] Heysemî, Mecmeu'z-zevâid, IV, 63 (Bezzâr'dan naklen). Ayrıca daha uzun bir metin için bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 191. Heysemî, Bezzar'dan naklettiği hadis için ravileri oldukca güvenilir dedikten sonra, kıyâmetin kopmasından maksadın, kıyâmet alâmetlerinin belirmesi olabileceğine dikkat çekmektedir. Hatta o, "elinde bir hurma fidanı olanınız, Deccal'in çıktığını duysa bile onu diksin. Çünkü Deccal'den sonra insanların yaşama şansları olacaktır" diye bir beyanın da kayıtlara geçtiğini kaynak göstermeksizin söylemektedir. Biz hadisimize böylesi bir açıdan da bakıldığına işaret etmiş olmak için bu notu düştük. Tercihimiz, yaptığımız yorumda söylediklerimizdir.

[2] et-Tevbe(9), 122
[3] Bilgi için bk. Tecrid Tercemesi, XII, 308
[4] Bk. el-Bakara (2), 148
[5] Müslim, İman 186, Tirmizi, Fiten 30, Zühd 3; İbni Mâce, İkâme 78

Prof. Dr. İ. Lütfi ÇAKAN
[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]