Nuh (a.s.), kalbî, kavlî ve amelî itaatlerin tamamını içine alan şükretme(1) sıfatıyla meşhurdur. Nitekim Yüce Allah, onu çok şükreden bir kul olarak tavsif etmiştir:

"Ey İsrailoğulları; Siz, Nuh'la birlikte gemide taşıdığımız in­sanların soylarındansınız. Nuh'u, kendinize rehber edinin. Çünkü Nuh, çok şükreden bir kul idi.(2)

Nuh (a.s.), aynı zamanda sabır ve tahammülün zirvesini temsil ediyordu; inancı yüzünden başına gelen her türlü sıkıntı­ya asırlar boyu sabretti ve karşılaştığı bütün zorluklara rağmen tebliğ faaliyetini aksatmadan devam ettirdi. Büyük sabır ve ta­hammül sahibi/ülül-azm beş peygamberin zaman itibariyle bi­rincisi ve kendisinden sonraki peygamberler ve ümmetleri için sabır örneği oldu. Nitekim Allah Teâlâ, Hüd suresinde Hz. Nuh kıssasının sonunda, Peygamberimiz Hz. Muhammed'e ( s.a.v.) hitap ederek, ne kendisinin ne de kavminin önceden bilmediği bu kıssanın vahiy yoluyla bildirdiği gayb haberlerinden olduğu­nu hatırlatmış ve ona Nuh (a.s.) gibi sabretmesini tavsiye ederek, zaferin takva sahiplerinin olacağını müjdelemiştir:

"İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce bunları ne sen biliyordun, ne de kavmin. O halde sabret! Şüphe yok ki, sonunda kazanacak olanlar takva sahipleridir."(3)

Nuh (a.s.), mü'minlerinin azlığına, onların da çoğunun fa­kir ve zayıf kimselerden olmasına ve kendilerine her türlü kötü­lüğün yapılmasına rağmen, hiç bir zaman Allah'ın yardımından ümidini kesmemişti. Aksine davetini yürütmek uğrunda elinden geleni yaparak sonucu Yüce Allah'a havale edip inkarcılara karşı yalnızca O'ndan yardım istedi ve sonunda muradına erdi. O ve az sayıdaki ashabı kurtulurken, kendilerini dünyanın yegane hakimi sayan gurur ve kibir sahibi çoğunluk, başlarına gelen tufan sebebiyle tarihin en Önemli ibret sayfalarından birini oluş­turdu. Bundan sonra da hep öyle olacaktı:

"Daha önce Nuh da dua etmiş, Biz onun duasını kabul et­miştik. Böylece onu ve yakınlarını büyük sıkıntıdan kurtarmıştık. Onu, âyetlerimizi inkâr eden kavimden koruduk. Gerçekten onlar, fena bir kavim idi; bu yüzden de topunu birden suya gömdük. "(4)

Allah Teâlâ'nın iman eden ve salih amel işleyenlere yeryü­zünde zafer va'di ve onları Nuh (a.s.) ve ashabı gibi mutlu sona ulaştırması gerçeği başka bir âyette de şöyle dile getirilmiştir:

"Allah, içinizden iman edip salih amel işleyenlere kesinlikle va'detmiştir ki, onlardan öncekileri nasıl hükümran kıldıysa, onla­rı da yeryüzünde hâkim kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve korkularının ardından bir güvene eriştirecektir."(5)

Nuh Tufanı, Cenab-ı Hakk'ın yüce kudretinin işaretlerin­den ve kâfirleri cezalandırdığı azapların en şiddetlilerinden ol­ması itibariyle de, insanlık için önemli bir ibret levhâsıdır. Pey­gamberlerini yalanlayan ve onlara her türlü kötülüğü yapan zâ­limlerin ne şekilde ilâhî azaba çarptırıldığını gösteren ilk örnek­tir:

"Nuh kavmini de, peygamberlerini yalanladıkları zaman boğduk ve kendilerini insanlara bir ibret yaptık. Biz, zâlimlere çok acıklı bir azap hazırladık.(6)

"Su taştığı vakit, sizi gemide biz taşıdık; onu sizin için bir ibret ve öğüt ya­palım ve belleyici kulaklar onu bellesin diye yaptık."(7)

*Peygamberler Tarihi/Prof. Dr. İsmail Yiğit

Dipnotlar

(1) ibn Kesir, Kasasu'l-enbiuâ, I, 115.
(2) Isrâ sûresi, 17/3.
(3) Hûd sûresi, 11/49.
(4) Enbiyâ sûresi, 21/76-77.
(5) Nur sûresi, 24/55.
(6) Furkân sûresi, 25/37. Görüldüğü gibi, bu âyette, Nuh kavminin, sâdece kendi peygamberleri Nuh (a.s.)'ı değil, çoğul olarak "peygamberlerini yalanladıkları" be­lirtilmektedir. Bunun sebebi, kendilerine gönderilen peygamberi inkâr eden ka­vimlerin, aynı zamanda peygamberliği de inkâr etmeleri veya bir peygamberi ya­lanlayan toplumların aynı zincirin halkaları durumunda olan diğer peygamberleri de yalanlamış olmalarıdır. Çünkü peygamberlerin tamamına birden iman etmek gerekir. Bu bakımdan Âd, Semûd, Lut ve Eyke kavimleri için de, aynı şekilde "peygamberleri yalanladıkları" ifâdesi kullanılmaktadır:
"Ad kavmi de gönderilen peygamberleri yalanladı. Bir zaman kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: Allah'tan korkmaz mısınız? " ( Şuam sûresi, 26/123-124).
"Lut kavmi de gönderilen peygamberleri yalanladı. Bir zaman kardeşleri Lut, onlara şöyle demişti: Allah'tan korkmaz mısınız?" (Şuara sûresi, 26/160-161).
"Eyke halkı da gönderilen peygamberleri yalanladı. Bir zaman Şuayb, onlara şöyle demişti: Allah'tan korkmaz mısınız?" (Şuara sûresi, 26/176-177)
"Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ve peygamberleri arasında ayrılık gözetenler, 'onların bir kısmına inanır, bir kısmına inanmayız.' diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar, gerçekten kafir olanlardır. Biz, kâfir­ler için alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.
Allah'a ve peygamberlerine iman edip onlar arasında hiç bir ayınm gözetme­yenlere gelince, Allah, işte onlara mükâfatlarını verecektir. Allah, çok affeden ve
çok merhamet edendir." (Nisa sûresi, 4/150-152).
(7) Hakka sûresi, 69/11-12.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 145-147