إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لآيَاتٍ لِّأُوْلِي الألْبَابِ {190}

الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ {191}


رَبَّنَا إِنَّكَ مَن تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ أَخْزَيْتَهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ {192}

Meâli Şerifi:

“ Göklerin ve Yerin mülkü Allah’ındır, ve Allah şeye Kâdirdir.Elbette o göklerin ve yerin yaratılışında, ve gece ile gündüzün ard arda gelişinde deliller vardır…
Onlar ki Allah’ı ayak üstü , otururken , yanları üzerine yatarken , zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışını iyice düşünürler. Ey Allah’ımız derler: Sen bunu boşa yaratmadın ,büyüksün ,bizi bu sebepten ateş azabından koru .Allah’ımız çünkü sen kimi o ateşe sokar isen onu muhakkak rüsvay ve perişan etmiş olursun ve zalimlerin yardımcısı yoktur.”
( Âli İmran :190-192 )

Bu âyeti kerimeleri tefsir bir hadisi şerif Elmalı’lı merhumun tefsirinde ,( c.2, shf.1256) bulunmaktadır, oradan naklediyoruz. Bu hadisi şerif Hz .Ömer’in oğlu Hz . Abdullah’dan rivayet edilmiştir. Tercümesi şöyledir: “Hz. Aişe anamıza ,Resûlallah efendimizden gördüğün şeylerin en acaibini bana söylermisin , dediğimde, çok ağladı ve şöyle buyurdu (onun her işi acaibattandı (Bir gece bana geldi ve yattı.Sonra benden ibadet etmek için izin istedi ben de “Ya Resûlallah ! Ben senin yakınlığını severim, me’zunsunuz” dedim.Kalktı. Odadaki su tulumunu aldı.Abdest aldı.Çok suda kullanmadı. Sonra namaza durdu, KUR’AN okurken ağlıyordu.Sonra iki elini kaldırdı, yine ağlıyordu. Hattâ göz yaşlarının yeri ıslattığını gördüm.O arada Bilâl geldi, kendisinden sabah ezânını okumak için izin istiyordu. Baktı ki ağlıyor,kendisine:”Ya Resulallah ,” dedi “Allah Teâlâ senin geçmiş ve gelecek günahlarını afv etmiş olduğu halde ağlıyor musun ?” “-Ya Bilâl : Şükür eden bir kul olmayayım mı?” dedi sonra da buyurdu ki”
– Nasıl ağlamayayım ? Allah’ü Teâlâ bu gece (İNNE Fİ HALK (İS SEMAVATİ….) âyetlerini inzal buyurdu,VAY BUNU OKUYUP DA BU MEVZUDA TEFEKKÜR ETMEYENE?” Diğer bir rivayete göre de :”-VAY BUNU ÇENELERİ ARASINDA ÇİĞNEYİP DE BUNU İYİCE TEEMMÜL ETMEYENE” buyurdu

. Arapçada: Tefekkür ve teemmül düşünceyi fi’le çevirmeye denir.(Bu hadis-i şerif’in metni esbbâbı vurûdil –Hadis’de ve İmam Kuşeyri’2nin Risalesinde tahric olunmuştur.)

Ebû Heyseme , Cerrirden , Suheylden , Babasından Ebû Hureyre (R.A) nın şöyle buyurdukları naklolunmuştur: Hazreti Ebû Hureyre, Hac mevsiminde Mekke-i Mükerrreme’nin haremi şerifinde oturup müjde mahiyetinde şöyle buyuruyorlardı:
-(Ey Ferûh oğulları! Yaklaşın:
Şayet ilim Süreyyâ yıldızında kalmış olsa, içinizden ona ulaşıp ilmi alacak bulunacaktır.) Araplar islamiyetten evvel arap olmayana bilhassa acemlere ve orta Asyalılara Ferruh oğulları derlermiş.
(ilim ve iman kitabı shf.128.Tahkik Arnavut hoca)



TERCÜMESİ


Yine Ebû Hüreyre radiya’llâhu anh’den:
Şöyle demiştir: “Nebiyy-i Ekrem salla’llâhu aleyhi ve sellem’den iki kap (dolusu )ilim belledim.Bunlardan birini (size) açtım.Diğerine gelince onu meydana çıkaracak olsam benim şu boğazım kesilir.”

NOT: Ebû Hüreyre’den nisyânın ref’i, hadd-i hesaba gelmeyen mu’cizât-ı Nebevviyeden biridir.Salla’llâhu aleyhi ve sellem.
Ebû Hüreyre radiya’llâhuanh’in neşr ve ifşâ ettiği ilmin hangi nevi’den olduğu merviyyâtından ma’lumdur.Ketmettiği ilim acaba ne idi ? Bazıları ilerde ümmetin başına gelecek fiten ve mesâibe, Kıyâmetten evvel ümmetin giriftâr olacağı ahvâle ait ulûm idi derler ki ,bunlardan bazılarının vukûuna re’yü’l-ayn müşâhede bile etmiştir.Politika galeyanlarının tozu dumanı içinde ferman dinleyecek ve hakka samim-i vicdânından kulak verecek halde olmayanlara karşı bildiğini açıkca söylemek kendileri gibi bi-taraf ve fitneden mütebâit bir zât için hakikaten tehlikeli idi. Ebû Hüreyre’nin maksûdunu böylece tefsir edenler ;
“Altmışıncı senenin başına ve çocukların devr-i emâretine yetişmekden Allah’a sığınırım..” demiş olmasını da’vâlarına delil ittihâz ederler.Bazıları da ehl-i şühûd ve irfâna muhtas olup ilm-i şeriatın neticesi ve Resûl aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm’a muhabbet ve hüsn-i mütâbeatın semere-i celilesi olan ve ağyârın tetâvül-i çeşm-i idrâkinden masun kalan ilm-i esrârdır derler.Vallâhu a’lem bi-murâdihi.