Geçmişte ve günümüzde bir çok âlim, sahabenin ve selefin hayatı hakkında, sadece onların faziletleri ve menkıbelerini anlattıkları bir çok eser yazmışlardır. Bu kitaplar daha çok sahabe aleyhinde konuşanlara ve onların faziletlerini inkar edenlere karşı reddiyede bulunmayı hedeflemiştir. Her ne kadar bu çalışmalar, sahabe aleyhinde konuşan inatçı fırkalara karşı olumlu bir sonuç verip, tükenmekte olan gayretleri harekete geçirse de bazı metodolojik kusurları ihtiva etmektedir. Bu metodolojik hataların en önemlisi sahabenin ve selef-i salihinin hayatını beşeri doğasından soyutlamaktadır. İdealörnekle pratik, şer'i prensip düzeyine yükselme yolunda yaşanan psikolojik sıkını ve çöküşle silkinilip kendine gelme, günahla tövbe, gafletle uyanıklık arasındaki mücadelenin doğasıdır bu... İşte bunlar her asırda müminlerin tecrübelerinin özünü oluşturmaktadır. Üretken diri bir tarihten, donuk kutsal bir tarihe dönüşümü ıskalarsa hamasi duyguları harekete geçirecek ancak tecrübe kazandırmayacaktır. İnsanları harekete geçirecek ancak tarihten ibret alınmasının önüne geçilecektir. Sahabeden sonra gelenlerin ( yani bizlerin) eksiklerini ortaya koyacak fakat insanların onları takip etmek konusunda umutlaını yitirmelerine sebep olacaktır.

Kur'an-ı Kerim eskilerin kıssalarını be hayatlarını sunarken takip ettiği yöntem bu değildir. Hatta Kur'an-ı Kerim, kendilerine indirilen vahiyle korunmuş olan masum peygamberlerden bahsederken tablonun tamamını sunar. Bu tabloda insanların ibret alması için zaaf ve güç noktaları zikredilir, burada anlatılan tarih kan ve etten oluşan insanoğlunun tarihidir, doğasında çaba ve gayret bulunmayan salt itaat üzere yaratılmış meleklerin tarihi değil.

Allah Teala Adem (as)'la ilgili olarak : "...Adem Rabbine asip olup şaşırdı" (Taha/121) Nuh (as) için: "Nuh: -Ey Rabbim, bilmediğim şeyi Sen'den istemekten Sana sığınırım" (Hud/47), Davud (as) için: "Davud, kendisini imtihan ettiğimizi anladı" (sad/24) Süleyman (as) için: "Andolsun ki Süleymanı imtihan ettik" (Sad/34), Yusuf (as) için: "Andolsun ki, kadın meyletti. Eğer RAbbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına meyletmişti" (Yusuf/24) Musa (as) için: "Dedi ki: Ya Rabbi! Ben şüphe yok ki, nefsime zulmettim, artık bana mağfiret buyur" (Kasas/16) ve en son Peygamberlerin sonuncusu, mahlukatların en hayırlısı Hz. Muhammed (sav) için şöyle buyurdu: " Yüzünü ekşitti ve döndü, kendisine kör geldi diye" (Abese/1,2) bir başka ayette de "Allah seni affetsin; doğrular sana belli olup, yalancıları bilmeden önce, niçin onlara izin verdin!"(Tevbe/43) buyuruyor.

İşte Kur'an-ı Kerim, zaafları ve üstün yönleri olan bir insan portresini bütün yönleriyle çizer, sonra da bizden ona tabi olmamızı ister, aksi halde beşeri özelliklerinden arındırılmış bir insanı nasıl takip edebiliriz ki! Hikmet sahibi ve adil olan Allah, bizi böyle birşeyle sorumlututmamıştır. Allah-u Teala hikmeti gereği, bize gönderdiği peygamberleri meleklerden değil insanlardan seçmiştir: "De ki: "Eğer yeryüzünde yürüyüp duran melekler olsaydı, elbette onlara gökten peygamber olarak bir melek indirirdik." (isra/95)

Kur'an-ı Kerim'in bu yönteminden çıkarılacak sonuç şudur: sahabe olsun ya da olmasın, ümmetin ilk dönem müntesipleri hakkında yapılacak olan araştırma, bir insa portesini bütün yönleriyle, yani zaafları ve üstünlükleriyle sunmak zorundadır. Tamamı menkıbelerden ya da hatalardan oluşan bir tarih yoktur. Hata ve eksikliklerden ibret almak, doğru ve faydalı şeylerden ibret almakla eş değerdir hatta yerine göre daha ön plandadır. İster nefsine zulmetsin, ister orta yolu takip etsin isterse Allah'ın izni ile hayırda yarışan biri olsun, her mü'minin hayatında ibret alınacak noktalar vardır.