"Acı ve tatlı sulu iki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır;birbirinin sınırını aşamazlar. " (Rahman 19-20) ayetini izah etmektedir. Ayetin anlamı şudur: Tatlı denizi ve acı denizi salıverdi. Bunlar, karşılaşıyorlar, yaklaşıyorlar, yüzeyleri birbirine temas ediyor. Fakat aralarında birbirine geçmelerine mani bir berzah (açıklık) vardır. Bundan dolayı biri diğerine karışarak onun özelliğini bozmaz. Yani sınırlarını geçemez ve aralarındaki engeli boğmazlar.

Burada iki denizden maksat şeriat ve hakikattir. Allah Teala onları salıvermiştir. Karşı karşıya gelirler, komşu olurlar, yüzeyleri birbirine dokunur. Öyle ki şeriatte bulunan her ilim ve amel hakikatte de bulunur. Hiçbiri o ilim ve amelden ayrılmazlar. Fakat yine de aralarında Allah'ın hikmeti ve kudreti icabı birbirlerine karışmalarına engel bir berzah vardır. Bu engel sebebiyle biri diğerine geçemez. Bu mani, iki taraf adamlarının vehimleridir. Yani bu iki ilim, aslında tek bir ilimden ibarettir. İki ilim itibar edilir. Bu itibardan dolayı, iki taraf erbabı arasında daimi bir ihtilaf vardır. Bunun zahirde misali dağ'dır. Dağ, dağ olması dolayısiyle tektir. Çıkışı ve inişi dolayısiyle ikidir. Çıkışı şeriate misal, inişi hakikate misaldir. Dağda yürümek, çıkan için zordur; inen için kolaydır. Ama dağın zirvesinde olan kimse çıkış ve iniş zahmetinden kurtulmuştur.

Bu engelden dolayı iki taraf ehlinden gizli kalan bir hikmet gereğince biri, diğerinin hükmünü kaldırmaz. Zira bu engel, iki cihanın imarı için konulmuştur. Bunun içindir ki tamamen birbirine geçip karışmazlar Şeriat ehli, hakikat ehlinin ilmini bilmediklerinden ve onları şeriate aykırı sandıklarından dolayı hakikat ehline karşı koyarlar. Tam kemale ermiş muhakkikler müstesna, hakikat ehli de şeriati hakikate aykırı görerek onu terk etmekte bir sakınca görmedikleri için şeriat ehline karşı koyarlar. Fakat dağın zirvesine ulaşan en yüksek kulelerde oturan arifler, A'RAF ehlidirler. Bu iki ilmin, bir tek ilim olduğunu, iki taraf erbabının gözlerindeki illet örtüsünden dolayı iki ilim gibi göründüğünü bilirler. Ve iki taraf ehlinin de haklarını verirler.

İki tarafın benzerliklerini açıklayarak, müşkillerini çözerek bu iki ilim erbabının arasını mümkün mertebe düzeltmeğe çalışırlar.

Her asırda bunların aralarını bulan kimseler mevcuttur. Eğer aralarını bulan kimseler olmasaydı, aralarında savaş olur, düzen bozulurdu. Bundan dolayı dır ki "Ahlak güzelliklerinin en iyisi, iki kişi arasını islah etmektir. " denilmiştir. Bu iki ilim, sulh ile karışacak, birleşecek gibi olur, lakin aralarındaki berzah ile ayrılırlar. Ve böylece daimi olarak halleri birbirine tecavüz etmez. Ta ki birinin hükmü diğerini yenerek iki cihanın dengesi bozulmasın.

Niyazi Mısrî Hazretleri (K.S.)