Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
25 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Mesajlar Mesajlar
    1.307
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 204 + 11120


    Cevap: Ayetler Ve İbretler

    Şeytanı Ağlatan ayet:
    " O kimseler ki: Bir kotuluk isledikleri, ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'i anarlar; gunahlarinin bagislanmasini isterler. Gunahlari Allah'tan baska kim bagislayabilir? Bir de onlar, gunah uzerinde bile bile israr etmezler. Bunlara rablerinden magfiret vardir; altindan irmaklar akan cennetler vardir. Orada ebedi kalirlar. Boyle yapanlarin mukafati, ne kadar guzeldir. "

    (Al-i Imran suresi, ayet: 135-136).
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Nereden Yer
    αℓємι şυнu∂
    Mesajlar Mesajlar
    2.105
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 510 + 38378


    Cevap: uyku mucizesi

    İnsanlığı aciz bırakan sır; UYKU
    Gece uyumanız da Onun âyetlerindendir. (Rum Sûresi, 30:23)
    UYKU, Yüce Allah'ın bu âlemdeki en hayret verici âyetlerinden birisidir. O, hayatımız için vazgeçilmez ve yeri asla doldurulmaz bir nimettir; onunla hepimiz hergün iç içe yaşarız; fakat onun hakkında pek az şey biliriz.
    En başta, uykunun ne olduğunu bilemiyoruz. Uykunun bedenimiz ve sağlığımız için son derece önemli olduğunu biliyoruz; fakat onun ne yapıp da bedenimize ve sağlığımıza bu yararı sağladığını kesin bir şekilde söyleyemiyoruz.
    Bu konuda bildiğimiz birşey varsa, uykunun, basit bir dinlenmeden ibaret olmadığıdır. Dinlenme dediğimiz, eğer bir faaliyet yokluğundan ibaretse, uyku kesinlikle böyle birşey değildir. Gerçi uyku dinlendirir; fakat dinlenme, uykunun yerini tutmaz. Bir yatağa uzanıp on saat istirahat edecek olsanız, bir saatlik uykunun yerini doldurmuş olmazsınız. Çünkü uyku sırasında, henüz sırrını çözemediğimiz hadiseler cereyan eder. Bir kısım teorilere göre, bu sırada hafızamızda düzenlemeler yapılır; meselâ, kısa dönem hafızadaki bazı bilgiler uzun dönem hafızaya nakledilir. Vücudun diğer sistemleri açısından da uyku vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Bugün dünyanın dört bir yanında binlerce laboratuarda uyku ile ilgili çalışmalar yürütülmekte, bir yandan uykunun sırları çözülmeye çalışılırken, bir yandan da modern hayatın uyku ile ilgili olarak ortaya çıkardığı sorunlara çözüm araştırılmaktadır.
    Kur'ân, bazı âyetlerinde uyku ile ölüm arasında paralellik kurar. Ancak unutmamak gerekir ki, ölüm hayatın yokluğu demek değildir; o da esrarengiz bir varlıktır ve, Mülk Sûresinin başında da vurgulandığı gibi, yaratılmış olan birşeydir. Uyku da, ölüme çok benzer bir şekilde, insanın bir ölçüde bilinç kaybına uğradığı, ruh ile beden arasındaki ilişkinin başkalaştığı, bu arada rüya vasıtasıyla insanın başka bir âlem ile temasa geçtiği bir hadisedir. Onun hakkında ne kadar az şey bilersek bilelim, şu kadarı kesin bir gerçek ki, o, hayatın kendisi kadar hayret verici, hikmet dolu, asla tesadüfle açıklanmayacak olan bir mucizedir. Eğer öyle olmasaydı, hayatımız üzerinde onun icra ettiği onarıcı ve düzenleyici etkiyi başka birşeyle telâfi etmek için çırpınan insanlık böylesine âciz kalmazdı.
    Ayet-i kerime, uykuyu gece ile ilişkili bir şekilde anarken, konunun bir başka yönüne daha dikkatlerimizi çekmektedir. Bu, insan ile büyük âlemin bir arada düzenlenmiş ve birbiriyle uyum içinde yaratılmış olmasıdır. Yüce Allah, bir taraftan insan için uykuyu takdir ederken, diğer taraftan da, onu barındıran âlemi, onun uyumasına ve dinlenmesine elverişli bir şekilde yaratmıştır. Yoksa, bir başka âyette de buyurulduğu gibi:
    De ki: Söyleyin bana, eğer Allah gündüzü kıyamete kadar üzerinizde sürekli kılacak olsa, istirahat edeceğiniz bir geceyi size Allah'tan başka getirebilecek tanrı kimdir? Hâlâ gözünüzü açmayacak mısınız? (Kasas Sûresi, 28:72.)
    Gerçi bu âyeti iki şekilde de anlamak mümkündür:
    (1) “Gece uyumanız, gündüz Onun lütfundan rızkınızı aramanız Onun âyetlerindendir.”
    (2) “Gece ve gündüz uyumanız ve Onun lütfundan rızkınızı aramanız Onun âyetlerindendir.”
    Her iki halde de, gece ile uykunun, gündüz ile çalışmanın birbirine daha yakın olduğu ve yakıştığı anlaşılıyor ki, daha başka âyetlerde bu durum daha açık şekilde ifade edilmiştir. Ancak burada, gece olduğu gibi gündüz de uyuyabileceğimiz, gündüz olduğu gibi gece de çalışabileceğimiz anlamı da çıkıyor ki, bunda bir esneklik vardır. Yani, genel çizgi, gecenin uyku için, gündüzün çalışma için düzenlenmiş olmasıdır; bu doğal olan şeydir. Ancak, gerek toplum hayatının gereği olarak, gerekse daha başka nedenlerden dolayı, insanın bu genel çizgi dışında davranması da gerekebilir. Eğer insanın ve dünyanın yaratılışı, sadece gece uyuyup sadece gündüz çalışmaya elverseydi ve bunun dışına çıkmak hiçbir şekilde mümkün olmasaydı, bu bizim için pek meşakkatli bir hayat olurdu. Ayetin ifadesindeki esneklikte bu İlâhî lütfa dair böyle bir işaret de anlaşılmaktadır.
    Uykunun bir “âyet” olarak nitelendirilmesinden alabileceğimiz bir başka ibret daha var:
    Bu nimetin önemi asla küçümsenmemelidir. Ömrümüzden önemli bir kısmı uyku için takdir edilmiştir ve bu takdiri değiştirmek bizim elimizde değildir. Ancak bu miktarın çokluğu gözümüzde büyüyüp de bizi “Hayatımızın üçte biri uyku ile heba olup gidiyor” şeklinde bir düşünceye sevk etmemelidir. Çünkü bu bir heba değil, esrarlı bir onarım ve düzenleme faaliyetidir. Uyku saatlerinden kısarak vakit kazanmaya çalışan insanlar, bunun yerine, meselâ televizyon izleme saatlerinde bir kısıntıya gidecek olsalar, kendileri için çok daha iyi bir yatırım yapmış olurlar. Bugünün toplumlarında en önemli sorunlardan birinin de uyku ile ilgili olduğunu hatırdan uzak tutmamakta fayda vardır. İnsanlar, pek çok gereksiz şeyle günlerini doldurup oradan oraya yetişmeye çalışırken istirahat etmeyi unutuyorlar ve hayatlarını bir telâş, stres ve yorgunluk atmosferine mahkûm ediyorlar.
    Huzurlu bir hayatın adresi olarak ise, Kur'ân, Allah'ın âyetlerini gösteriyor.
    İşte, uyku da, çalışıp çabalamak gibi, o âyetlerden birisidir: Okunmak, yaşanmak ve şükredilmek isteyen bir âyet.
    Ümit ŞİMŞEK
    Yazar : Risale Forum
    Kusur benim imzamdır.
    Bir ismim olduğu sürece bir kusurum da olacak ve olmalı.

  3. #13
    NuruAhsen çevrimdışı Sonsuz Temâşâ
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2008
    Nereden Yer
    Şehr-i Hüzün
    Mesajlar Mesajlar
    8.655
    Blog Blog Girişleri
    1
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 2246 + 185950


    Ayetler ve İbretler Süt Ayeti

    “Sağmal hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarında kan ve dışkı arasından çıkan ve içenlerin boğazından kolaylıkla geçen halis bir sütle sizi besleriz.” Nahl Süresi, 16:66 SÜT MUCİZESİ,

    Kâinat kitabının en hayret verici âyetlerinden biridir. Fakat bu mucize o kadar doğal bir şekilde cereyan eder ve bu besin öylesine zahmetsizce ele geçer ki, biz pek seyrek olarak durup da onun üzerinde düşünmek ihtiyacını duyarız. Oysa en büyük mucizeler, en ziyade doğal görünen hadiseler arasında yatar.

    Kur’ân, birçok âyetinde olduğu gibi, yine bu âyetinde de bizim ibret nazarlarımızı, çevremizdeki bu doğallıklara çeviriyor. Süt, çayırlarda yatan tonlarca besini bizim hoşlanacağımız ve yararlanabileceğimiz bir şekle çevirmek için, Yüce Yaratanın icad ettiği, taklidi mümkün olmayan bir mucizedir. O, bize ikram edeceği bu harika besini ottan ve sudan yaratır. Fakat bu ot ve su ile, önce, bu işte istihdam ettiği hayvanları rızıklandırır. Böylece, kereminin eserini, bu mucizenin bütün aşamalarında ayrı ayrı gösterir.

    Gün boyu çayırlarda dolaşıp da Rabbinin rahmet hazinelerinden nasibini toplamış bir sağmal hayvanın bedeninde bundan sonra olup bitenlerin her aşaması da birer mucizedir. Otlama, çiğneme, yeme, geviş getirme gibi görünen işlemlerden başka, midede yahut midenin bölümlerinde cereyan eden işlemlerde ayıklamalar yapılır, asitler salgılanır, besinler en küçük parçalarına ayrılır. Damarlarda yolculuğa çıkabilecek en küçük enerji paketleri halinde düzenlenen bu besinler, daha sonra, bağırsaklardan kana karışır; kalan artık maddeler ise dışkı olarak bedenden atılmak üzere, bağırsaklardaki yolculuğuna devam eder. Kan ise, bu besin paketlerini vücudun her tarafına taşır.

    Hayvanın memelerindeki süt bezleri, kanın taşıdığı bu paketlerden gerekli olan maddeleri, gerekli miktarlarda alır, işler ve süte çevirir. Böylece, hammaddesi ot, yan ürünleri ise kan ve dışkı gibi iki necasetten ibaret olan bir besin ortaya çıkar. Bu besin, kalsiyum, D vitamini, protein, fosfor ve B vitaminleriyle öylesine zengin bir içeriğe sahiptir ki, “Acaba bu içecek mi, yoksa yiyecek midir?” sorusu bile pek çoklarının aklına gelir. Belki de onu, “bir sofra dolusu nimeti birkaç yudumla insana sunan ve onu çiğneme zahmetine sokmaksızın kolayca boğazdan akıp geçen, özlü, halis, konsantre bir içecek” olarak tanımlamak en doğrusudur. Zaten âyet de “içenlerin boğazından kolayca geçen halis bir süt” tanımıyla onun bu özelliklerine dikkatlerimizi çekmektedir. Rabbinin emriyle bize sütünü sunan bir inek, hemen hemen bütün gününü bu iş için çalışarak harcar.

    Fakat kerem sahibi Rabbi, bu işi onun için de yiyip içmekten ibaret bir ikrama dönüştürmüştür. Onun yemek ve geviş getirmek için bir gün boyunca kırk bin defa işleyen çeneleri, sürekli işleyen bir değirmen taşı gibidir. Günlük süt üretimi ise 15-20, hattâ 30 litreye kadar çıkabilir. Herbir litre süt ise 500 litre kanın memelerden geçmesi demektir ki, bu hesapla, ineğin bir günlük ürününü için ortalama 7,5 ton kanın memelere girip çıkmış olması gerekir.
    Âyetin önümüze serdiği bu ibret tablosunda dikkat çeken birşey daha var Kur’ân’ın indiği dönemde, sütü kan ve dışkı ortasından çıkan bir içecek şeklinde tanımlamak hiç kimsenin aklına gelemezdi. Zira, dolaşım sistemini, böyle bir bilgiye erişmemizi mümkün kılacak şekilde tanımak için, insanlığın on asır daha beklemesi gerekecekti. Açıkça görülüyor ki, Kur’ân, bu âyetinde de bütün çağlara birden hitap ediyor. Ve bütün çağlara birden aynı açıklıkla gösteriyor ki, tıpkı Kur’ân’ın âyetleri gibi, kâinat kitabının şu “süt” denen âyeti de, taklit edilmesi mümkün olmayan bir mucizedir.Ve bu mucizenin başı ile sonu arasında, hiçbir sebebin dolduramayacağı kadar büyük bir mesafe vardır. Otla başlayan, kan ile dışkı arasından geçen ve besinlerin en halis ve en tatlısıyla sonuçlanan böyle ibretli bir hadisenin üzerinde, ancak Yer ve Gökler Rabbinin kudsî isimleri okunur, Onun nimeti görülür, Onun ikramı seyredilir. ÇEVRE SAĞLIĞI VE DOMUZ DOMUZUN her türlü pislik ve leş yemeye düşkün, obur, hantal ve hayvanlar arasında vücut temizliği yapmayan hemen hemen tek canlı niteliği taşıdığı bilinmektedir.

    Bu yüzden domuz eti ve yağının insan sağlığına pek çok zararı bulunmaktadır. Domuz; sadece eti ve yağıyla değil, yetiştirildiği mekânlarla da çevreye tehlike yaymaktadır. Genellikle 50 ilâ 200 domuzdan oluşan domuz çiftlikleri tam bir çevre kirliliği afetidir. Domuzların barındığı tek bir tesis, bazen düzinelerce devâsâ çelik ahırlarda onbinlerce domuzu kapsayabilmektedir. Bu tür büyüklükte tesislerden yayılan pis ve berbat koku çevreye nüfuz etmekte, insan sağlığına zarar vermektedir. ABD’nin Teksas Perryton şehrinde söz konusu dışkı kokusu bazen rüzgârla birlikte 15 mil yol katederek bu bölgede oturan insanları pencerelerini kapalı tutmaya mecbur bırakmaktadır. Yakın çevrede yaşayanlar, bu kokunun kendilerini tam anlamıyla hasta edecek kadar kötü olduğunu söylemektedirler. Büyük miktarlardaki domuz dışkısı ise tam bir belâdır. En ufak aksilikte bunun sonuçları felâket olabilmektedir.

    Bu atıklar genellikle bir akreden (0,40 dönüm) çok daha büyük olan ve lagün olarak anılan sığ göl şeklindeki açık hava kuyularında depolanır. 1999 Nisan’ında, Kuzey Carolina’da dev bir domuz çiftliği olan Duplin Country’de bu tür bir lagünde açılan gedikten 1.5 milyon galon gübre ve kanalizasyon atığı Northwest Cape Fear Nehri’ne yakın taş ve topraklara dökülmüş, balık ve diğer yabani canlıların ölümüne sebep olmuştur. Üstelik bu olay istisna değildir. Birkaç yıl önce de, Minnesota’daki Beaver Creek’e dökülen 100 bin galon domuz dışkısı yaklaşık 100 bin balığın ölümüne yol açmıştı. Yine bu çiftliklerde hastalanmasınlar diye domuzlara antibiyotik verilmektedir.
    Bu da ciddi bir sorundur ve ABD’de kanun ile yasaklanmak zorunda kalınmıştır. DOMUZ DIŞKISI Domuz çiftliklerinde domuz dışkısı ciddi bir problemdir. Domuzların atığı o kadar fazla olur ki, tümünden güvenli şekilde kurtulmak pahalı ve zordur. Atıkların gömüldüğü çukurlardan (lagün) dışkının bir kısmı düzenli olarak yeraltı suyuna sızar ve içme suyuna karışır. Kuzey Carolina’da yeraltı suları ile ilgili bir inceleme, civardaki kuyuların yüzde 38’inin Escheria Coli ve dışkıdaki diğer bakterileri bulaştıracak kadar kirli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hattâ çukurların astarlanmasının bile bu problemi çözmeyeceği anlaşılmıştır. Çünkü astarlanmış tesislerin dörtte biri yine sızıntı yapmakta ve zararlı bakterileri yeraltı suyuna bulaştırmaktadır. Üstelik domuz dışkısının işlenmesi de sorunu bitirmemektedir.

    Lagün sistemi patojen (hastalık etkeni) mikropları öldürmemekte ve ürettiği kimyasal gübreler; bir belediye kanalizasyon tesisinde işlendikten sonra tarlada kullanılabilen insan dışkısına oranla 100 ilâ 10.000 kat daha yüksek patojen seviyelerini bulundurmayı sürdürmektedir. Ayrıca, domuz dışkısı miktarları öyle büyüktür ki, bazı atıklar kaçınılmaz olarak yakındaki göl, nehir ve akıntılara karışmaktadır. Özellikle bahar ve yaz yağmurları sırasında sel olduğu durumlarda ise, mikrobik patojenlik yüklü atıklar, tarlalar ve lagünlerden yakındaki nehirlere dökülür. Gübre, içerdiği büyük miktarlarda amonyak sebebiyle havaya olduğu kadar suya da bulaşır.

    Kuzey Carolina’nın geniş domuz çiftliklerinin kurulduğu bölgelerde yağmurdaki amonyak miktarı 1980’lerin ortasından 1990’ların ortasına kadar iki katına çıkmıştır. Çin’in Guangdong Eyaleti’nde su sistemine karışan azotun yüzde 72’sine ve fosforlu atıkların yüzde 94’ine yalnızca domuz çiftlikleri kaynaklık etmektedir. Batı Avrupa’nın domuz yetiştirme merkezi olan Hollanda’da hayvancılık faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan kirliliğin ülkedeki araba ve fabrikaların verdiği zarardan daha büyük olduğu gösterilmiştir. Bu yüzden OECD, domuz üretiminin çevre ve insan üzerinde olumsuz etkileri olduğunu4 ilân etmiştir. Sonuç olarak, domuz her yönüyle insan sağlığı için zararlıdır. Ortaya çıkardığı çevre kirliliği ise başlı başına tam bir felâkettir.
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]ÜMİT ŞİMŞEK
    Yazar : Risale Forum
    Bana, 'Sen şuna buna niçin sataştın?' diyorlar.
    Farkında değilim; karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor, içinde evladım yanıyor, îmanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, îmanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda birisi beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış, ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hadise bir kıymet ifade eder mi?
    Dar düşünceler, dar görüşler!..

  4. #14
    uğur çevrimdışı Banlı Kullanıcı
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 0 + 1246


    Cevap: Ayetler ve İbretler Süt Ayeti

    . . . : Kur'an'dan Bir Mesaj : . . . "Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi hakkıyla bilmedikçe namaza yaklaşmayın. Yolculuk dışında cünüp iken de gusletmedikçe namaz kılmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz, veya tuvaletten gelmiş yahut hanımlarınızla yatmış olur da gusledecek su bulamazsanız, O vakit temiz toprağa teyemmüm edin, arınmak niyetiyle yüzünüze ve ellerinize meshedin. Muhakkak ki Allah afüv ve gafurdur (af ve mağfireti boldur)." [Nisa Suresi 4,43]
    Sarhoş edici içki içmek, nihaî olarak haram kılınmadan önce bu şekilde iyice kısıtlanmıştı. İçenler ancak yatsı namazını kıldıktan sonra içebiliyorlardı. 5,90-91 ile ise mutlak olarak haram kılındı.
    Teyemmüm: Su bulunmaz veya hastalık sebebiyle kullanmaya mani bir durum varsa, abdest veya gusül için, mânen temizlenmek niyeti ile, el temiz toprağa vurulup yüz ve kollar meshedilerek gerçekleştirilir. Bu izin, müslümana en azından bir nizama uyma, itaat edeceği bir mercinin huzurunda olma bilinci verir. Kişinin zihninde, kendisini temizleme ve namazın kutsal olduğu fikrini canlı tutar.
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    uğur çevrimdışı Banlı Kullanıcı
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 0 + 1246


    Cevap: Ayetler Ve İbretler

    Rabbimiz Kur'anda şöyle buyuruyor:
    "Müminler ancak o kimselerdir ki Allah'ı ve resulünü tasdik eder ve sonra da hiçbir şüpheye düşmezler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücahede ederler. İşte imanına bağlı, gerçek müminler bunlardır."
    Hucurat Suresi 15. Ayetin Meali
    Son Eklenenler:
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Son Eklenen Soru ve Cevaplar:
    İman Hakikatleri:
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

  6. #16
    uğur çevrimdışı Banlı Kullanıcı
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 0 + 1246


    Cevap: Ayetler Ve İbretler

    Depreme günahkarlar mı maruz kalır?
    28 Ekim 2011 / 13:27
    Deprem Broşürü’nde akla gelebilecek sorulara cevap veriliyor

    Risale Haber-Haber Merkezi

    Van ile birlikte bir kez daha gündemimize gelen deprem hadisesiyle ilgili bir çok soru gündeme geliyor. Suffa Vakfı tarafından Deprem Broşürü’nde akla gelebilecek sorulara cevap veriliyor. İşte çalışmanın ikinci bölümü:

    7) Bu gibi afetlerde vefat edenlerin şehadet mertebesi ile taltif edilmeleri, tedbir alma noktasında tembelliğe sevk etmez mi?

    Cevap: Biz başımıza gelmiş bir depremden bahsediyoruz, gelecek veya gelmesi muhtemel bir depremden bahsetmiyoruz. Yaşanmış ve önlem alınması imkânsız bir olay ile yaşanması muhtemel ve önlem alınması mümkün olan bir olay faklıdır.

    İnsan yaşamak için dünyaya gönderilmiştir. Bir kişinin kendi hayatına kastetmesi dinimizde cinayettir. Bile bile tedbir almamak, birisinin hayatına kastetmektir. Tedbir almayanlar, depremde ölenlerin katilleridirler. Kendisi tedbir almamışsa, kendi katili olur ve ahirette hesabını verecektir. Yani bile bile tedbir almadığı için depremde ölen adam sevap değil, azapla karşılaşır.

    8) Depremler ve musibetler, kaderin bir tensip ve programı ise, alınacak tedbirlerin ne anlamı kalıyor?

    Cevap: Maalesef birçoğumuz kaderi yanlış anlıyoruz. Kaderi Allah tarafından, geçmişte hakkımızda yazılanların bizim tarafımızdan mecburen canlandırılması diye anlıyoruz ki, bu çok yanlış bir yaklaşımdır. Kaldı ki böyle olduğu varsayılsa bile, biz kaderimizde ne yazıldığını bilmiyoruz ki?

    Hiç kimse, kaderimde ne varsa onu göreceğim diye iş yerini açmazlık etmiyor. Sabahın erken saatlerinde iş yerini açmayı ihmal etmeyen bir kimse, kaderimde deprem varsa, mecbur göreceğiz diyemez. Çünkü rızkı da kaderde vardı. Peki, niye iş yerini açıyor ve niye rızkının peşinde koşuyor?

    İşimize gelmeyen yerde kadere sığınmak veya kadere havale etmek nefsin bir tuzağıdır. Kendi hakkı olmayan başarıları ile gururlanan, fakat yaptığı yanlışları kadere havale edenlerin sayıları maalesef az değildir.
    Ders çalışan öğrenciler başarılı oluyorlar, çalışmayanlar ise başarısız. Eğer kaderde hangi notları alacağı önceden belli olsaydı, bazen de tembel öğrenciler başarılı olurdu. Ancak şu bir gerçek ki, başarılı öğrenciler ders çalışanlar arasından çıkar. Sınavda yüksek not alan bir öğrenci, “Kaderimde ne varsa onu göreceğim.” deyip ders çalışmayı bıraksa, acaba yine aynı başarıyı gösterebilir mi?

    Kader, bizim yaptıklarımızın veya yapacaklarımızın Allah tarafından önceden bilinmesidir. Allah’ın ilmi sonsuz olduğu için, sadece dünü ve bu günü değil, sonsuz ilmi ile ezelden biliyor. Ezel ise, sadece maziye yani geçmişe bakmaz; geçmiş, hâl ve geleceği tamamen ihata eder ve tutar. Bu anlamda bir ezeli ilim bizim ne yapacağımızı ezelde biliyor.

    Bu ezeli ilim ve Cenab-ı Hakk’ın ezelde bilmesi, bizleri mecburi istikamet olarak yönlendirmiyor. Mesela, takvim yapraklarında bir sene sonra güneşin saat kaçta doğacağı yazılıdır. Takvimde yazıldığı için mi güneş o saatte doğuyor, yoksa güneş o saatte doğacağı için mi takvimde yazılıdır? Acaba takvimde güneş öğle vakti doğacak diye yazılsaydı, güneş öğle vakti mi doğacaktı. Elbette ki hayır. Demek ki, ezeli olarak bilmek olayı etkilemiyor. Güneş yine olması gereken vakitte doğacaktır.
    Güneş ne zaman doğacaksa, takvimde o yazılıdır. Bizler de ne yapacaksak, Allah da onu biliyor ve yazıyor.

    Bir adam kendini yüksek bir apartmandan attı ve öldü. Kaderinde yazılı olduğu için değil, kendini atacağı için kaderinde öleceği yazılıdır. Hem kaldı ki, adam kaderinde apartmandan atlayarak öleceğini önceden nasıl bilebilir ki? Böyle bir şey mümkün mü? Hiç kimse kaderinde ne olduğunu bilemez.

    Dolayısı ile bizler tedbir almazsak, kaderimizde tedbir almadığımızdan dolayı depremden zarar göreceğimiz yazılı olacaktır. Eğer tedbir alırsak; tedbir aldığımız için depremde hasar görmeyeceğimiz yazılı olacaktır. Nitekim önlem alan ülkeler, depremleri az zararla atlatıyor. Acaba kaderlerinde, az zararla atlatacaklar diye yazılı olduğu için mi, zararı az görüyorlar, yoksa tedbir aldıkları için mi, kaderlerinde az zarar görecekleri yazılıdır. Vicdanımıza danışırsak mesele anlaşılır.

    9) Depremler ve afetler Müslümanların olduğu ülkelerde daha fazla müşahede ediliyor. Bunun sebep ve hikmetleri hakkında ne dersiniz?

    Cevap: Âlemde hikmetsiz ve sebepsiz hiçbir şey yoktur ve olamaz. Bildiğiniz gibi, ufak tefek suçlar, kavgalar köy karakolunda bir iki saatlik nezaret hapsi ile bir şekilde çözüme kavuşturulur. Ama cinayetle biten büyük kavgalar için köy karakolu kifayet etmez. Ancak ağır ceza mahkemelerinde yargılanır ve ağır hapis cezasına çarptırılmaları gerekmektedir.

    Tıpkı bunun gibi, Müslümanlar Allah’a iman ettikleri ve ellerinden geldiği kadar İslam’ı yaşadıkları için, gıybet, dedikodu, çekişmeler, şükürsüzlük, gaflet gibi suçların cezaları dünyada verilerek temiz bir şekilde ahirete gönderiliyor. Ama ehl-i küfür ve dalalet, inanmadıkları için en büyük cinayeti işlemiş oluyorlar. Hâşâ Allah yoktur, ahiret yoktur diyerek her şeyi inkâr ediyorlar. Bunun cezası ise dünyada verilemez. Ve dünyevi ceza kifayet etmez. Bu suçları ve cinayetleri ancak cehennem azabı temizler. Dolayısı ile onların bu cezaları ahirete kalmış oluyor; yoksa ihmal ediliyor değil.

    10) Musibetlerin; bir cihette isyanlara ve hatalara ceza olduğunu biliyoruz. Ancak, masumların ve mazlumların da aynı musibetten hissedar olmalarının hikmeti nedir?

    Cevap: Herkesi bir şekilde etkileyen bu gibi genel musibetler, çoğunluğun hatasından kaynaklanıyor. Yoksa kişisel hatalar kişisel olarak cezalandırılıyor. Kimi zulmeder, kimi de ona karşı sessiz kalır. Kimi açıktan günah işler, kimi de onu gördüğü halde hoş görür veya “bana ne” der. İkisi de suçludur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bir kavmin helakinden bahsedilirken, suçu işleyen ve bu suça karşı sessiz kalanların birlikte helak edildikleri, uyaranların ise zarar görmediği anlatılmaktadır.

    Diğer yandan, eğer musibetlerde sadece fena insanlar zarar görse ve iyilere bir şey olmazsa, bu defa herkes mecburen iyi olmağa çalışacak ve inanmak zorunda kalacak. Düşünsenize, alt katta bir zalim var ve onun evi yıkılmış, ama üst kattaki hayırlı insanın evine hiçbir şey olmamış. Bu gibi tablolar herkesi ister istemez inanmaya zorlayacaktır. Bu ise imtihan sırrına zıttır. Herkes aklını kullanarak gerçekleri fark etmeli ve öylece inanmalıdır. Aksi takdirde, sınavdaki öğrenciye kopya vermek gibi olur. Bu ise adalet olamaz.

    11) Masumların ve mazlumların aynı musibete ortak olmasına, ilahi adalet açısından nasıl yaklaşılmalıdır?

    Cevap: Madem imtihan sırrı bozulmasın diye masumlar zarar görüyor. Ebetteki onlar ahirette bunun karşılığını fazlası ile alacaklardır. Kesinlikle müminler şehit oluyorlar ve zayi olan malları da sadaka hükmüne geçiyor.

    12) Bu gibi afetlere maruz kalan insanlara; günahkâr ve suçlu olarak bakmak ne kadar doğrudur? Bu gibi afetlerin tek nedeni isyanlar ve günahlar mıdır?

    Cevap: Ne yazık ki, toplumumuzda böyle yanlış bir kanaat oluşmuştur. Öncelikle, gerek bireysel ve gerekse de toplumsal olarak maruz kaldığımız musibetler, sadece günahların neticesi olmadığını ifade etmek isteriz. Aksi takdirde, ismet sıfatı olan peygamberlerin yaşadığı sıkıntıları ve musibetleri nasıl izah edebiliriz?

    Hamur, yoğrularak kıvamını bulduğu, asker sıkı bir eğitimden geçerek deneyim kazandığı gibi, insanoğlu da musibetleri ve sıkıntıları yaşayarak olgunlaşır ve hayatın kıymetini daha iyi anlar. Hastalanmadan, sağlımızın kıymetini nasıl anlayabiliriz? Aç kalmadan fakirin durumunu tam anlamak imkânsız olduğu gibi, fakir olmadan, nimetlerin değerini tam olarak takdir etmek de mümkün değildir.

    Dünya hayatı ve standartları, bir kışla veya bir okul gibi, bizi eğitmeye uygun bir şekilde yaratılmıştır. İnsan dünyada hastalık ve musibetlerle kemale erişir ve cennete layık bir kıvama gelir.

    Toprak altına giren bir tohum, sıkıntılara karşı mücadele ederek başını çıkarıp, kocaman bir ağaç olur. Eğer toprağa atılmasa idi, sadece bir çekirdek olarak kalacak ve sonunda çürüyüp yok olacaktı. Aynı tohum toprak altında mücadele etmeyi bırakırsa, yine çürüyecek ve aydınlığa başını çıkaramayacaktı.

    İnsanda da bir tohum gibi binlerce kabiliyet ve yetenek vardır. Bütün bunlar dünya hayatı şartlarında ancak olgunlaşabiliyor. Ya mücadele ederek olgunlaşacak ve aydınlık olan cennete gideceğiz veya mücadeleyi bırakıp, nefsimiz ne isterse onu yapacak ve karanlık olan cehenneme atılacağız.

    Dolayısı ile depremler, hastalıklar, musibetler bizi olgunlaştırmak, doğru yoldan sapmamak, hakkı bulmak ve hayatımızı fani şeylerle zayi etmemek için birer mürşit görevi yapmaktadır denilebilir.

    13) Musibetlerin ve afetlerin yegâne sebebi insanların zulümleri ve isyanları değil ise; o zaman bu müthiş hadiselerin Allah (c.c.)’ın bir ikaz ve uyarısı olduğu yaklaşımı ile çelişmez mi?

    Cevap: Gerek kişisel olarak, gerekse de toplumsal olarak musibetlere doğrudan maruz kalanlara günahkâr ve suçlu nazarı ile bakmak ne dinen ve ne de vicdanen doğru değildir. Çünkü onların ne yaptıklarını bilmiyoruz. Bilmediğimiz için de, suçlu olarak baktığımızda suizanna girmiş oluruz ki, bu dinen haramdır. Hâlbuki Müslüman kişi, hüsn-ü zan dediğimiz olumlu bakışla mükelleftir.

    Ayrıca; uyarı ve ikazlar, sadece hatalar ve isyanlar için olduğu anlamına gelmez.
    Zira bilemediğimiz maddi ve manevi istikbâl yapılanmaları, hadisatın lisanen konuşup mesaj vermesi, maruz kalanların makamen yükseltilmeleri ve taltifleri, insanların savunma ve metanet mekanizmalarının güçlendirilmesi, itaatlerin ve sabırların test edilmesi, dünya ile ahretin münasebet ve ilişkileri; en önemlisi de Allah’ın Zat, sıfat ve esmasının mahlûkatta mahiyeti itibari ile tezahür ve tecelliyatı ve hassaten idrak edemeyeceğimiz ilahi maksat ve muratların tahakkuku ile bu anlamda bela, afet ve musibetlerin derin ve ciddi münasebetleri vardır.

    14) Bu gibi uyarılardan ve ikazlardan nasıl ders alınabilir?

    Cevap: Musibete maruz kalan kişinin kendisi bu dersi çıkaracak. Yoksa birileri üzerine giderek ve âdeta hakaret ederek ona ders çıkartmayacak. Kişi kendisi düşünecek ve hayatını gözden geçirerek, varsa yanlışları, düzeltmeye çalışacaktır. Yoksa birileri adama gidip, “Acaba ne suç işledin de bunlar başına geldi, umarım iyi ders almışsındır.” derse, haddini aşmış olur.

    Çobanlar, koyun sürüsü, başkasının tarlasına girdiği veya yanlış bir tarafa yönlendiği zaman, dönmeleri için uzaktan sürüye taş atar ve o taş bazen bir iki koyuna isabet eder, hatta ayakları kırılan bile olur. Şu var ki, atılan taş yalnızca o iki koyuna değil, yanlış tarafa giden tüm sürüye atılmıştır. Ve ikaz sadece iki koyuna değil, tüm sürüye idi. Şimdi sürünün diğer koyunları, taş kendilerine isabet eden iki koyuna günahkâr veya suçlu nazarı ile bakarlarsa ne kadar doğru olur?..
    Aslında bir suç varsa, hepsine aittir ve bir ders çıkarılacaksa, hepsinin çıkarması lazımdır.
    Hatta taşın isabet ettiği koyunlara, diğer koyunlar şöyle bakmalılar:
    “Aslında hepimiz bu cezayı hak etmiştik, ama bu iki arkadaşımız fedakârlık göstererek musibeti göğüslediler ve kendilerini bizim için tehlikeye attılar, feda ettiler.”

    Bizlerin de, musibete doğrudan maruz kalanlara böyle bakmamız lazımdır. “Musibeti göğüsleyenler, varsa bir günahları, temizlenmiş oldular, ama biz hâlâ suçluyuz ve temizlenmedik.” diyerek kendimize çekidüzen vermemiz gerekir.
    Diğer yandan, musibeti doğrudan göğüsleyenlere de, toplumsal hataların faturasını ödeyen fedakârlar olarak bakmalıyız.

    15) Depremlerin nasıl meydana geldiği konusunda genel anlamda iki görüş hâkimdir. Kimileri; “Depremler tesadüfen meydana geliyor.” derken, kimileri de “Allah (c.c.)’ın takdiri ile olmaktadır.” diye söylemektedir. Bu iki görüşün sonuçlarını artı ve eksileri ile değerlendirir misiniz?

    Cevap: Bir olayın tesadüfen meydana gelmesi demek, önceden hesaplanmamış, gelişigüzel, bilinçsizce oluşması demektir. Böyle bir yaklaşım ise insanın içine ürperti ve korku salmaktan başka bir fayda veremez. Şoförsüz bir otobüs veya pilotsuz bir uçakla seyahat ettiğinizi düşün. Yüreğiniz ağzınıza gelmez mi? Bir an önce inmek istemez misiniz?

    Dünyamız bir uçaktan daha hızlı hareket etmektedir. Tesadüfen ve başıboş hareket ediyor diyenlerin ödü patlamalı değil mi? Ödleri patlamaması gösteriyor ki, nefisleri kabul etmese de, vicdanları Allah’ın varlığını kabul ediyor ki, rahat yaşıyorlar. Çünkü ne zaman nereye çarpacağı ve nereye gideceği belli olmayan bir gezegen üzerinde başka türlü nasıl rahat edilebilir?

    Dünyamızın şimdiye kadar yörüngesinden bir santim sapmaması, güneşin doğmasında ve batmasında bir saniye gecikmemesi gösteriyor ki, bu işler tesadüfen değil, sonsuz bir ilim ve kudret tarafından idare ediliyor.

    Tesadüfî şeylerde düzen, nizam ve intizam, uyum beklenemez. Karmaşa ve düzensizlik hâkim olur. Bu gözle, âleme ve yaratılanlara bir bakalım, nerede bir düzensizlik vardır? Her şey ince hesaplarla yerli yerine konmuş ve işlemeye devam ediyor. Bir saniye kontrol elden bırakılsa, her şey darmadağın olur.

    “Depremler tesadüfen meydana geliyor.” diyenler, hiçbir ders çıkaramayacakları gibi, teselli bulmaları da mümkün değildir. Tesadüfen, şuursuz tabiat tarafından meydana gelen bir olayda, herhangi bir amaç ve gaye beklenemez. Dolayısı ile bir ders de çıkarılamaz. Ayrıca ölenler ölmüştür, zayi olan mallar da yitirilmiştir. Yapılacak hiçbir şey yoktur.

    Fakat “Bu depremler, Allah tarafından kontrollü bir şekilde belli gaye ve hikmetlerle takdir edilmiştir. Bizlere ya bir uyarı ya da bir ders vardır.” diyenler, kendilerini gözden geçirme fırsatı bulurlar. Ayrıca hayatını kaybedenler şehit ve giden mallar da sadaka hükmüne geçmiştir. Bundan daha büyük bir teselli olabilir mi?

    (Devam edecek)

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

  7. #17
    uğur çevrimdışı Banlı Kullanıcı
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 0 + 1246


    Cevap: Ayetler Ve İbretler

    Atmosfer dahi Senin birliğine şehadet eder
    28 Ekim 2011 / 00:01
    Günün Risale-i Nur dersi

    Bismillahirrahmanirrahim
    Ey Vâcibü’l-Vücûd, ey Vâhid-i Ehad,
    Bu harika yıldızlar, bu acîp güneşler, aylar, Senin mülkünde, Senin semâvâtında, Senin emrinle ve kuvvetin ve kudretinle ve Senin idare ve tedbirinle teshir ve tanzim ve tavzif edilmişlerdir. Bütün o ecram-ı ulviye, kendilerini yaratan ve döndüren ve idare eden birtek Halıka tesbih ederler, tekbir ederler, lisan-ı hal ile Sübhânallah, Allahu Ekber derler. Ben dahi onların bütün tesbihatıyla Seni takdis ederim.
    Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından ihtifa etmiş olan Kadîr-i Zülcelâl, ey Kâdir-i Mutlak,
    Kur’ân-ı Hakîmin dersiyle ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tâlimiyle anladım: Nasıl ki gökler, yıldızlar Senin mevcudiyetine ve vahdetine şehadet ederler. Öyle de, cevv-i semâ, bulutlarıyla ve şimşekleri ve ra’dları ve rüzgârlarıyla ve yağmurlarıyla, Senin vücub-u vücuduna ve vahdetine şehadet ederler.
    Evet, câmid, şuursuz bulut, âb-ı hayat olan yağmuru, muhtaç olan zîhayatların imdadına göndermesi, ancak Senin rahmetin ve hikmetinledir; karışık tesadüf karışamaz.
    Hem elektriğin en büyüğü bulunan ve fevâid-i tenviriyesine işaret ederek ondan istifadeye teşvik eden şimşek ise, senin fezadaki kudretini güzelce tenvir eder.
    Hem yağmurun gelmesini müjdeleyen ve koca fezayı konuşturan ve tesbihatının gürültüsüyle gökleri çınlatan ra’dat dahi, lisan-ı kàl ile konuşarak Seni takdis edip, rububiyetine şehadet eder.
    Hem zîhayatların yaşamasına en lüzumlu rızkı ve istifadece en kolayı ve nefesleri vermek ve nüfusları rahatlandırmak gibi çok vazifelerle tavzif edilen rüzgârlar dahi, cevvi âdeta bir hikmete binaen “Levh-i mahv ve isbat” ve “yazar, ifade eder sonra bozar tahtası” suretine çevirmekle, Senin faaliyet-i kudretine işaret ve Senin vücûduna şehadet ettiği gibi, Senin merhametinle bulutlardan sağıp zîhayatlara gönderilen rahmet dahi, mevzun, muntazam katreleri kelimeleriyle senin vüs’at-ı rahmetine ve geniş şefkatine şehadet eder. (Lem'alar, Münâcat)
    Bediüzzaman Said Nursi
    SÖZLÜK:
    acaib : şaşırtıcı, garip şeyler
    acîp : şaşırtıcı, hayranlık verici
    âhiret âlemi : öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    Aleyhissalatü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
    Allahu Ekber : “Allah en büyüktür”
    :
    azamet-i kibriyâ : Allah’ın büyüklüğünün varlıkları kuşatması
    bâki : devamlı, sürekli, ölümsüz
    cevv-i semâ : hava boşluğu, atmosfer
    delâlet : delil olma, işaret etme
    ecrâm-ı ulviye : gökteki büyük cisimler
    efrad : fertler, bireyler
    feza : uzay
    Halık : yaratıcı, herşeyi yaratan Allah
    ihtar : hatırlatma, ikaz
    ihtifa etmek : gizlenmek
    Kadîr-i Mutlak : herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi Allah
    Kadîr-i Zülcelâl : kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
    kudret : Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
    Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
    lisan-ı hal : hal dili
    mevcudiyet : varlık
    muntazam : düzenli, intizamlı
    mutî : emre uyan, itaatkâr
    nefer : asker, er
    nuranî : nurlu, parlak
    ra’d : gök gürültüsü
    Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    sâir : diğer, başka
    saltanat-ı Ulûhiyet : Cenâb-ı Hakkın ilâhlık saltanatı, egemenliği
    sefine : gemi
    semâvât : gökler
    seyyare : gezegen
    Sübhânallah : “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”
    şaşaa : gösteriş, parlaklık
    şehadet : şahidlik, tanıklık
    şiddet-i zuhur : çok kuvvetli şekilde görünme
    takdis etmek : Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek
    talim : öğretme, eğitme
    tanzim : düzenleme, düzene koyma
    tavzif etmek : vazifelendirmek
    tecessüm etmek : cisimleşmek
    tedbir : idare etme, çekip çevirme
    tekbir etmek : Allah’ın büyüklüğünü dile getirmek
    tesbih : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma
    tesbihat : Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler
    teshir : emir altında tutma
    Vâcibü’l-Vücud : varlığı mutlaka zorunlu olan ve yokluğu asla düşünülemeyen Allah
    vahdet : Allah’ın birliği
    Vâhid-i Ehad : birliği herşeyi kaplayan ve herbir şeyde görülen Allah
    vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu olması
    zâhir : açık, âşikar
    zemin : yer
    âb-ı hayat : hayat suyu
    azamet : büyüklük, yücelik
    berk : şimşek
    binaen : dayanarak
    câmid : cansız, katı
    cevv : hava, gök boşluğu
    faaliyet-i kudret : Allah’ın sonsuz kudretiyle ortaya çıkan fiiller, işler
    fevâid-i tenvir : aydınlatmanın, nurlandırmanın faydaları
    Feyyâz-ı Müteâ : Hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmadan çok bereket ve bolluk veren Allah
    feza : uzay
    haysiyet : itibar, özellik
    heyet-i mecmua : genel yapı, bütün
    hikmet : fayda, gaye
    imdad : yardım
    istifade : yararlanma
    katre : damla
    keyfiyet : durum, nitelik, özellik
    kudret : Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarı
    Levh-i Mahv, İsbat : bir şeyin yıkılıp tekrar kuruluşunu gösteren manevî levha, yaz boz tahtası
    lisân-ı kal : sözlü ifade
    mahiyet : temel özellik, nitelik
    mahşer-i acaip : hayret verici şeylerin toplandığı yer
    mevzun : ölçülü
    muhalif : aykırı, zıt
    muntazam : düzenli, intizamlı
    Mutasarrıf-ı Fa’âl : Her zaman zatına has ve lâyık iş yapan, daima faaliyette bulunan, idâre eden ve tasarrufta bulunan Cenâb-ı Hak
    nüfus : nefisler
    ra’d : gök gürültüsü
    ra’dât : gökgürültüleri
    rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
    rububiyet : Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
    suret : şekil, biçim
    şefkat : acıma, merhamet
    şehadet etmek : şahitlik etmek
    şuur : bilinç, anlayış
    şümûl : kapsamlılık, kuşatıcılık
    takdis etmek : Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek
    tasarruf etmek : dilediği gibi kullanmak ve yönetmek
    tavzif etmek : vazifelendirmek
    tenvir etmek : nurlandırmak
    tesbihat : Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler
    umum : bütün
    vahdet : birlik
    vücub-u vücud : Allah’ın varlığının zorunlu olması
    vücûd : varlık
    vüs’at-ı rahmet : rahmetin genişliği, büyüklüğü
    zemin : yer
    zîhayat : canlı, hayat sahibi
    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    uğur çevrimdışı Banlı Kullanıcı
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 0 + 1246


    Cevap: Ayetler Ve İbretler

    Depremin düşündürdükleri...
    27 Ekim 2011 Perşembe 07:00
    Zemin yine sarsıldı, depreşti; her şey O’nun elinde; Rahmeti Gadabını geçen Rabbimizin bir mektubu zelzele; umarım bu defa bu sarsıcı mektubun hem dünyevî hem de uhrevî mesajlarını iyi okuruz ve Celâl içinde tecellî eden Cemâl derslerinin farkına varırız.

    Zira Bedîüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle, “Zelzele gibi vakıalar olan şu hâdisat-ı kevniye, tesadüf oyuncağı değiller.” Elbette çok hikmetleri ve dersleri ihtiva ediyor.

    Ateş düştüğü yeri yakıyor. Vanlı, Ercişli kardeşlerimize Allah yardım etsin. Bu vesileyle vefat edenlere Allah’tan Rahmet, yaralılara şifa, kalanlara sabırlar diliyorum.

    Van’da meydana gelen deprem her felâket zamanında olduğu gibi, deprem mahallini, Van’ı sarsmadı sadece; hepimizi titretti; silkelemeye, düşündürmeye de devam ediyor.

    Musibetler dua vakitleridir; dua ve yardıma devam edeceğiz. Bu arada, düşünmeye, dersler çıkarmayı da ihmal etmeyeceğiz elbette.

    Dün Somali, bugün Van, yarın kim bilir neresi, ama Somali gibi Van da yardım için gayret gösteren vicdan ehline sonu olmayan bir hayır kapısı açarak yardım ediyor. Çürük vicdanlıları da ayıklıyor, ayrıştırıyor.

    Müslümanlık da insanlık da imtihan olunuyor musibet zamanlarında. Siyaset de cemiyet de. Mücahidler de müteahhitler de! Asker de sivil de. Gazeteci de kâğıt toplayan çocuk da...

    Bu münasebetle, depremzedelere yardım için seferber olan tüm resmî-sivil kurum ve şahısları tebrik etmek gerek. Hemen felâket sonrası Van ve Erciş’e ulaşan devletin en üst kademesinden insani yardım kuruluşu temsilcilerine, dua ve yardım çalışmaları başlatan kurumlarımızdan gazeteci Ahmet Tezcan gibi ‘sanal âlemi’ hakiki bir kardeşlik zeminine ve ‘ensar rûhu’na vesile kılarak “EvimEvindirVan” gibi kampanyalar başlatan ve icra eden dostlara binler teşekkür ve dua borcumuz var...

    Hamdolsun kardeşlik şuuru, yardımseverlik, dayanışma ruhu hâlâ capcanlı. Göz yaşartıcı, iftihar vesilesi pek çok yardım ve duâ kampanyasına şu birkaç günde şâhit olduk. Şimdiden Van ve Erciş’te vefat eden, ‘manevî şehit’ olan kardeşlerimiz tüm Türkiye’ye paha biçilmez dersler verdiler. Acılar hamlıklarımızı tedavi ediyor, pişiriyor, yakıyor bizi...

    Umûmî, herkesi içine alan mûsibetler, hepimizin ortak olduğu hatalarımızı hatıra getiriyor. Van’ın, Türk’ün, Kürt’ün değil! Hepimizin!

    Umûmî musibetler helalleşmeye, tevbe etmeye, dua etmeye sevk ediyor vicdan sahiplerini. Şüphesiz vicdanı bozuk olan kömür ruhluları da gözlere gösteriyor. Şehidi tanımayan rezîl, Kürde düşman bedevî, depremzedeye saygısız berduş; hepsi ama hepsi mevcut mebzul miktarda, bunu da gösteriyor, tâ ki, iyinin, hayrın, temizin, kâmilin kıymeti bilinsin!

    Dün Cengiz Çandar’a, “Acaba Van depremi siyaset aktörleri için bir ilahi mesaj olarak algılanacak mıdır?” (Radikal) sorusunu sorduran deprem, Fehmi Koru’yu “Acaba bu kez Van’da vuran deprem âfeti, teröre ilâç olur mu?” arayışına sevk edebiliyor. (Star) Veya Abdurrahman Dilipak bu vesilyle ‘Milli Bilgi Bankası’ projesini dillendiriyor. (Yeni Akit)

    Örnek çok, ama her seviyede ve her ölçekte dersler alınıyor. Dünyevî ve uhrevî.

    Kimine Zilâl Sûresi’ni ve Enfâl Sûresi 25. âyeti tefekkür ettiriyor zelzele, kimi Bedîüzzaman Hazretleri’nin telif ettiği ‘Zelzele Bahsi’ni (14. Söz’ün Zeyli) okuyup pek çok sorusuna cevap buluyor.

    Her şey, her hâdise gibi zelzelenin de tesadüf olmadığını, vefat eden mü’minlerin şehit, mallarının sadaka hükmüne geçtiğini, bu tür musibetler de masumların da zarar gördüğünü ve ehli cennet olduklarını ve bunun gibi pek çok hakîkat ve hikmet okuması yapıyor akıl sahipleri.

    Öte yandan ilahiyat mensubu olduğunu iddia eden birileri de çıkıp depremden manevî, ilâhî mesajlar, dersler çıkartmanın “yanlış Tanrı tasavvurunun doğal sonuçları” olduğu hezeyanlarını yazıp çiziyor! İfadeye bakınız; deprem asıl bu çeşit insanları vuruyor galiba!

    Depremi konuşmaya, dersler çıkarmaya devam edeceğiz. Şehitlerimizi ve vefat eden kardeşlerimizi, masumları, asıl vatanlarına uğurlayacağız. Yaraları sarmaya çalışacağız. Ama asıl bundan sonra başımıza gelecek musibetlerdeki tavırlarımız, tepkilerimiz, yaklaşımımız bugünkünden aldığımız derslerin imtihanı ve değerlendirmesi olacak.
    Yeni Akit
    Yazar : Risale Forum

  9. #19
    uğur çevrimdışı Banlı Kullanıcı
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 0 + 1246


    Cevap: Ayetler Ve İbretler

    En büyük başarı mahşerdedir
    01 Kasım 2011 / 04:26
    Günün Ayet-i Kerime meali...

    Bismillahirrahmanirrahim
    Cenab-ı Hak (c.c), Teğabun Sûresi 9. ayetinde mealen şöyle buyuruyor:
    Gün gelir, Allah hepinizi en büyük toplantı günü olan mahşerde bir araya getirir. İşte o gün aldanma günüdür. Kim Allah'a îmân eder, makbûl ve güzel işler yaparsa, Allah onun fenâlıklarını, günâhlarını siler ve içinden ırmaklar akan cennetlere, hem de devamlı kalmak üzere yerleştirir.İşte en büyük başarı, en büyük mutluluk budur.
    Yazar : Risale Forum

  10. #20
    uğur çevrimdışı Banlı Kullanıcı
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 0 + 1246


    Cevap: Ayetler Ve İbretler

    Dillerinizin farklılığı O'nun ayetlerindendir
    10 Kasım 2011 / 04:33
    Günün Ayet-i Kerime meali...

    Bismillahirrahmanirrahim
    Cenab-ı Hak (c.c), Rum Sûresi 22. ayetinde mealen şöyle buyuruyor:
    Yine göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O'nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için nice ibretler vardır.
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

105, 111, 112, 135, 136, 162, 600, adıyla, aklı, aldıkları, âlemi, alınmış, anlıyoruz, aracı, araf, arz, atmak, aya, âyetlerden, ağzı, bana, bazı, başlayan, başıboş, başındaki, bilinen, bilmesi, binaen, birdir, birlik, bizleri, bozulması, budur, bulunmak, buna, bundan, çağırıyor, çekiyor, çizgi, çok, çıkın, çıkıyor, dadır, daha, davranışları, dedikodu, derece, deri, deyince, değildi, değiller, değiştirmek, dinen, diyebilir, diyenlerin, doğuma, dünyadan, düzenli, dış, dışında, edecek, edeceğiniz, edenleri, ediyorlar, efes turları, ellerinde, emrini, engeller, esrarengiz, esrarlı, etrafındaki, eğilir, faaliyette, fikrini, gayret, gece, geçmesi, gelmiş, gerçekleri, gerekiyor, gezi, gidip, gitmez, gökte, gökteki, göndermiş, gördüğünü, gösteriş, gündeme, güvenli, halka, hapis, harbi, hatası, hayalen, herşeye, ihata, ilişkileri, imran, indirdi, insanlığı, isbat, isyana, işaret, işlevleri, kalacak, kalmasını, kardeşlerimizi, kavmin, kendilerini, kendisinde, kitabını, koyan, kudretine, kullar, kurar, kısa, kısmı, kıssalar, kıssalarında, kısı, kıyamete, kıymetini, lütuf, mahalli, mahkûm, mecbur, meselâ, muazzam, mücahede, muhakkak, mümkü, müslümana, nüfuz, ödü, olduk, olduğuna, olmadığı, olmaktan, olsalar, onlardan, oradan, orga, özellikle, parçalar, patlamalı, peygamberlere, protein, rabbinin, rahatla, rububiyeti, sabahı, sakı, sakınanlar, sayılan, sekiz, sergiler, seviyesi, sevmez, sistemini, sizde, somut, söyleyenlere, suçlar, suçludur, sûresi, sürmek, sığı, sığınmak, takdirde, takdiri, takvim, tanımayan, tekini, teröre, toplamak, toplansa, tutar, tutmaz, uhrevî, üstü, uykunu, uyum, vardır, varlığının, verdiği, yaratanı, yaratılışında, yayı, yayınlanan, yazıldığı, yaşadığı, yerden, yokluğunda, yönden, yorgunluk, yüzleşmek, yıldızları, ışık, zamanları, zelzele, zira, zulmet, şartları, şeklinde, şevk, şeylerle, şeytanı, şükürle

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222