Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon
34 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Çocukluğumun Ramazanları

    Çocukların Teravih Namazı


    İlçenin nüfûsu bugünki pek çok beldenin altında olsa da, o zamana nisbeten orta halli idi. Tabiî, bugünki gürültü üreten motorlu araçlar, ev ve dükkân gereçleri, radyo – televizyon gibi eğlence vâsıtaları olmadığından, tâbir tam yerinde, sinek uçsa duyulacak bir sessizlik kasabaya hâkim idi. Bu bakımdan o zamanlar ramazanlarda iftar ile sahûrun başlangıç ve bitiş vakitlerini duyurmak çok zor değildi. Maamâfih, bu iş için, uzunca bir kendir bitkisinin gövdesine bağlı, içi barut dolu haznesinin ucunda fitili bulunan bir havâî fişek kullanılırdı. Ateşlenen fişek “fışşşt!” diye bir ses çıkararak hayli yükseğe yükselir, arkasından havada patlayarak oldukça uzaklardan işitilir bir ses meydana getirirdi.

    Beş – altı tane câmi, çeşitli mahallelerin ibâdet ihtiyâcını karşılamaya kâfî idi. Minârelerden okunan ezan ve salâ o sessizlikte her taraftan duyulurdu. Başka zamanlar namaz ibâdetine fazlaca dikkat etmeyenler bile ramazan aylarında namazı, bilhassa terâvihi aksatmazlardı. Çarşı câmii her vakit, mahalle câmileri de sabah, özellikle yatsı namazlarında dolu olurdu.

    Çocuklar için terâvih namazı ayrı bir eğlence vesîlesi idi. Altı – yedi yaşından küçükler anneleri; daha büyükler babaları ile terâvih namazlarına katılırlardı. Cemâat namaza başladıktan sonra, çocuklar olmadık yaramazlıklara koyulurlardı. Ekserî arka sıralarda saf tutan maskaralar, “kıh, pıh!” sesleri çıkararak başkalarını güldürmek, birbirini gıdıklamak, takkesini kapmak, secdede safını bırakıp başka bir sıraya katılmak gibi pek çok haylazlıklar yaptıktan sonra; büyüklerden azar işitmemek için, bir melek mâsûmiyetiyle, selâma ciddî ciddî katılırlardı. Namazın akabinde tesbihât için hazırladıkları tesbihleri birbirinden kapmak işin son faslını teşkîl ederdi.

    Ramazanın sonlarına doğru, hatim bağışlama veyâ mevlüt merâsimi dolayısıyla dağıtılan şekerleri veyâ sonraları bisküvit arasına konmaya başlanan lokumları almak için çocuklar, câmi kapısında sıra olurlardı. İki çıkış kapısı olan câmilerde, dağıtılan yiyecekleri birer defa daha alabilmek için bir kapıdan çıkıp öbüründen girerek sıraya dâhil olan açıkgöz çocuklar, çabuk teşhîs edilip kovalanmazlarsa, bir kere daha şeker veya lokum almış olmakla epey zaman övünürlerdi.


    Ekrem KILIÇ
    12.08.2011
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  2. #12
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Çocukluğumun Ramazanları

    Yarım Oruç

    Sahûrda tıka basa yiyemediğinden, kahvaltı saatinden bir müddet sonra acıkmaya başlayan çocuklar, yiyeceklerin saklandığı tel-dolapları, mutfaktaki rafları kurcalamaya başlarlardı. Yaşı oldukça küçük olup orucun kurallarını bilmeyenler için kimsenin görmediği zamanlarda bir iki lokma atıştırmakta bir beis yoktu. Aklı az çok erenler ise günah olmasın diye yemeseler bile, yiyecekleri ellemek, koklamak gibi ufak kaçamaklarla açlıklarını yatıştırma teşebbüsünde bulunurlardı.

    Bütün gün aç kalmaya tahammül edemeyecekleri tahmîn edilen küçükler, büyüklerince, öğle vaktine kadar “yarım oruç” tutup, sonraki gün tutacakları diğer bir yarım oruçla birleştirme çözümüyle cesâretlendirilir ve öğleye kadar dayanmaları sağlanırdı. Susayan çocuklara yutmamak şartiyle ağızlarını çalkalamak, yüzlerini yıkamak, başlarını ıslatmak yoluyla susuzlukları giderme çâreleri öğretilirdi.

    Oruçlu olduğum günlerde dayanamayacağım gerekçesiyle, neresinde acıkırsam, orada orucu düğümler; başka bir günki ile birleştirmek üzere bir köşeye (!) koyardım. İftara yakın ağzımda tuttuğum eriği yemekle yememek arasında bocalayarak güç-belâ tamamladığım günü hâtırlıyorum. Her yıl mevsimine göre ilk çıkan meyveler; ilkbahardan îtibâren kirazlar, can erikleri, bâdemler, zerdâliler, hazîran elma ve armutları, şeftâliler sofrada ”iftarlık” olarak yer alırdı.

    Bu iftarlıklar, akşam ezanı okunduğunda, top veya fişek atıldığında, yemeğe başlamadan önce orucu açmak için besmele ile ağıza atılan ilk yiyeceklerden meydana gelirdi. Şimdi her mevsim ve sofrada bulunabilen hurma gibi kutsal sayılan yiyecekleri, o zamanlar bulmak çok zordu. Onun yerine oruçlar – ismi Kur’an’da anılan bir yiyecek olduğundan – bir zeytin tanesi ile açılırdı. Fakat bu, kesin bir kural olmayıp, herkes imkânına ve ihtiyâcına göre bir yiyecekle başlamayı tercîh ederdi.

    Biz çocuklar için en iyi iftarlık, her çeşidinden tatlı nîmetlerdi.


    Ekrem KILIÇ
    13.08.2011
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  3. #13
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Çocukluğumun Ramazanları

    İftar Dâvetleri

    Kasabanın mahalleleri çoğu kârgîr, iki katlı, damları kiremitli müstakil evlerden meydana gelirdi. Yapı malzemesi olarak ağaç iskeletin üzerine çakılmış tahtaların içine doldurulan tuğla, kerpiç veya molozlar kullanılırdı. Bir kısım zengin evlerinin yığma tuğladan inşa edildiği de görülürdü. Tamamen toprak kerpiçten yapılmış yığma evler ise tek katlı olurdu. Tatlı kireçle sıvalı evler, ekseriyetle beyaz idi. Alt katta taş döşeli bir giriş, tuvalet, ahır, samanlık, anbar bulunur; arka kapı bahçeye açılırdı. Alt kattan yukarı bir merdivenle çıkılır, geniş bir sofaya girilirdi. Sofanın etrafında sıralanan odalardan biri hem oturma odası, hem mutfak idi. Üst katta ayrıca bir abdesthâne ve helâ yer alırdı. Diğer odalardan biri misafirler için, öbürleri evde yaşayanların yatıp kalktıkları, bir bakıma husûsî bir mekân idi.

    Pederşâhî âile yapısının devam ettiği kasabada, varsa evin evli erkek çocukları bu husûsî odalarda ikàmet ederlerdi. Bütün odalarda bir duvarda ortada şömine, sağ ve solundaki boşluklarda birer dolap içine gizlenmiş raflar ile geceleri yere serilen yatak – yorganın toplanıp konulduğu yüklükler yer alırdı. Yüklüğün alt bölmesi, bir tahta kapağın kaldırılması ile küçük bir ”gusulhâne” hâline gelirdi. Böylece evli çiftler, ihtiyaç hâlinde, ocakta ısınan bir güğüm içindeki su ile orada yıkanabilirlerdi.


    Kış mevsiminde âile fertleri iyice bir temizlenmek için çarşı hamamına giderlerse de yaz mevsiminde bu gusulhânelerde yıkanır; gençler ve çocuklarsa serinlemek için ırmakta veya kasabanın içinden geçen, epey tehlikeli akmakta olan kanalda “çimerlerdi.”

    Ramazanda her evin kendine göre, iftar dâvetleri olurdu. Bu iş çok yakın akrabalar arasında olmuyorsa, mutfakta kadın ve çocuklara, misâfir odasında erkeklere olmak üzere iki sofra hazırlanması sûretiyle icrâ edilirdi. Bu sofralarda imkân dâhilinde en iyi ikram yapılırdı.

    Evin çocukları ile misâfir çocukları iftar sofralarını daha gürültülü hâle getirmekte gecikmezlerdi. Kadınlar, bu yaramazlardan kurtulmak için erkeklerin yanına gönderirlerse de beyler bu manevrayı çabucak savuşturarak yaramazları öbür odaya kovarlardı.


    Ekrem KILIÇ
    14.08.2011
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  4. #14
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Çocukluğumun Ramazanları

    İftar Misafirleri

    Misâfir hanımlar ve çocuklar, ikindiden sonra dâvetli olduklara eve gelirdi. Bayanlar mutfak işlerine yardımcı olurken, bir yandan da görüşemedikleri zamanlarda olan biteni birbirine naklederek vakti değerlendirirlerdi. Çocuklar, erkekler eve gelinceye kadar sokakta kalmayı tercîh ederdi. Zâten, eve girmek isteseler de ev halkının sert îtirazları ile karşılaşırlardı.

    Ezana az bir vakit kala erkekler misâfirleri ile eve gelirler; hemen misâfir odasına geçerlerdi. Taşınabilir bir sistem olarak düzenlenmiş klasik el yıkama leğeni, üzerine oturtulmuş küçük ibrik, evin genç mensûbu tarafından odaya getirilirdi. Bir elinde sabun, kolunda havlu tutarken diğer eli ile ibrikten büyüklerin ellerine su dökmek sûretiyle hemen orada bu temizlik işi yapılır; yemekten sonra tekrar aynı işlemin yapılabilmesi için, küçük leğen dışarıdaki lavaboya boşaltılıp, ibrikteki su ikmâl edilir ve kapının yanına bırakılırdı.

    Odalar birbirinin benzeri ve çok sâde döşenmiş olurdu. Pencere tarafında, boydan boya bir sedir bulunurdu. Üzerindeki minderler, yaslanmak için yastıklarla misâfirler ve büyüklerin öncelikle oturduğu yer olurdu. Tahta tabanlı odada, âilenin mâlî durumuna göre yere halı veya kilim, duvar diplerine minderler döşenirdi. Kışları, oturma odasında, aynı zamanda yemek yapmakta da kullanılan kuzine tipi bir sobada, ilçe yakınlarındaki linyit ocaklarından çıkarılan kömür yakılırdı. Misâfir odasında ise çabuk yanıp ısıtması için, çoğunlukla odun sobası kurulurdu.

    Yere serilen sofra bezinin üstüne tahtadan yapılmış 30-40 cm.lik bir yükselti konur ve büyük bir sini bunun üzerine yerleştirilirdi. Şahıslar bir dizlerini altlarına alarak, diğerini dikerler ve bükük dizin üstüne bir peşkîr yerleştirmek sûretiyle yemek döküntülerinden elbiselerini korumuş olurlardı.

    Sofrada herkese bir tabak verilmez, ortaya konan büyükçe bir sahandan ortaklaşa yenirdi. Önce iftarlıklar, sonra çorba, sulu yemek, pilav ile hoşaf, tatlı sıra ile sofraya konur – kaldırılırdı. Ramazana mahsûs pide, çarşıdaki fırından, iftara az kala erkekler tarafından getirilirdi. Misâfir olmadığı zamanlar sofrada pide bulunması için en fazla ısrar edenler, çocuklardı.

    Yemekten sonra eller ayni minval üzere yıkanır, dindar âilelerde misâfirler cemâatle akşam namazını kılarlardı. Bu arada kahveler ikram edilir; erkekler yatsıdan önce çay içip çene çalmak için acele ile evi terkederlerdi.



    Ekrem KILIÇ
    16.08.2011
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Apr 2011
    Mesajlar Mesajlar
    11
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 38 + 80


    Cevap: Çocukluğumun Ramazanları

    Düşündüm bir an çocukluğumdan ramazana dair hatırladığım pek kare yok çünkü 18 yaşıma kadar oruç tutmadım. Ben,abim ve babam oruç tutmazdık sadece annem ve anneannem tutardı tek hatırladığım iftar saatinde sıcak pideler. diyorum ya herkesin imtihanı bir başka.
    Yazar : Risale Forum
    Allah'ım ben aciz ve sefil bir kulunum. Beni kulluğuna kabul et, beni senin yolundan ayırma, nefsime fırsat verme, beni sensiz tek başıma bırakma. amin

  6. #16
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Çocukluğumun Ramazanları

    ÇOCUKLUĞUMUN RAMAZANLARI
    EKREM KILIÇ
    17.08.2011



    Kahvehâneler


    Çarşıdaki kahvehâneler iftardan sonraki saatlerde iyice dolardı. Herkes günün ve orucun yorgunluğunu, mevsimine göre ya kahvenin bahçesinde ya dumandan göz gözü görmeyen iç kısımda veyâ kaldırıma dizilmiş masaların başında atmaya çalışırdı. Tiryâkiler günün açığını kapatmak için sigara üstüne sigara yakarken, çay ve kahveler tâzelenir; namaz vaktine kadar sohbet edilirdi.

    Namaza 15-20 dakîka kala, her zaman olduğu gibi, yaşlı bir zât kasabanın tek caddesinde “Vakt-i salâ, hazır olun ey mü’minler!” diye bağırarak dolaşır; namaz vaktinin yaklaştığını, gerekli hazırlıkların yapılmasını ihtâr ederdi. Abdest almak ihtiyacını duyanlar, ırmak kenarındaki umûmî tuvalete giderler; ya orada veyâ câmiin şadırvanlarında abdestlerini tâzelerlerdi.

    Ezanla birlikte yavaş yavaş terâvih kılmak için kalabalıklar hareketlenir; kahvehânelerde pek az insan kalırdı. Onların çoğunluğu da ya memur veya zengin kişiler olduğundan, biz çocuklar, halkın şîvesiyle “beynamaz” diye adlandırılan bu şahısları, “bey”likleri dolayısı ile yalnızca bayram ve cuma namazına katıldıklarından, böyle anıldıklarını sanırdık. Sonradan bu sözün, “bî-namaz” mânâsına kullanıldığını anlayacaktık.

    Yatsı namazları, arkasından gelen terâvih sebebiyle olacak, ramazanlarda çok hızlı kıldırılırdı. O zamanlar da, bugünki gibi, hızlı kılan imamın arkasında namazı edâ etmek isteyen cemâatlere mâlikti. Hattâ, sür’at husûsunda şöhreti olan imamların tâbîlerinin diğerlerinden fazla olduğunu duyardık.

    Çocuklar için, namazın uzunluğu – kısalığı önemli değildi. Nasıl olsa bütün o süre, oyun ve eğlence mesâbesinde idi.

    Namazı müteâkıb, gitmişlerse kadınlar ve çocuklar evlerine dönerlerdi. Erkekler daha hayli zaman dışarıda vakit geçirirlerdi. Ne hikmetse, sanki gündüz yapılan amellerin sevâbını telef etmek istercesine kulüplerde, kıraathânelerde tavla, dama, çeşitli kâğıt oyunlarının yanı sıra ramazan gelince, tombala oynanması âdeti başlardı.


    Kartela ismi verilen, üzerinde çeşitli rakamların yer aldığı bir çok karton iştirakçilere dağıtılır, bir şahıs elindeki torbadan üzerinde 1’den 90’a kadar sayıların bulunduğu küçük yuvarlak tahtadan yapılmış tombala taşlarını bakmadan çıkartır ve okurdu: 36! Kartelasında aynı rakamı bulan, hemen onu bir parça kâğıt, çekirdek, kibrit vesâire ile kapatır; arkasından okunacak rakamı ilgi ve heyecanla beklerdi. Kartelada üç sıra hâlindeki rakam grubunu en önce kim kapatabilirse, sırasıyla 1. Çinko, 2. Çinko ve Tombala yapmış olur ve her merhale için konulan özel bir ödülü kazanırdı.

    Yaşlıların ve dindar kişilerin pek tasvîb etmedikleri tavırlarından anlaşılmakla birlikte, kimse, bu kabîl oyunlarla vakit öldürenlere müdâhale de etmezdi. İşi gereği sabah erken kalkması îcâb edenler, akılları kahvehânede, ister istemez evlerinde dönerken, kalanlar, çoğu zaman sahûr yemeği vaktine kadar orada oyalanırlardı.

    Çocuklar, herhangi bir sebeple kahvehâneye girmezlerdi. Çağırılması gereken bir kimse varsa bile, içeri girerek değil, dışarı çıkan veya dışarıda oturan bir zâta söyleyerek bu işi görebilirlerdi. Kendi ulaklığını yapmak isteyeni döven veya kovalayan olmamakla birlikte, büyüklerin çatık kaşlı bakışları ve ekşi suratları çocukların kahvehâneye girme cesâretlerini kırmaya yeterdi. Hele çağrılacak kişi “kulüp” müdâvimlerinden ise, iş daha ciddî olurdu. Babam memur olduğundan, vaktinin işten sonrasını o mekânda geçirenlerden idi. Bana en zor gelen iş, babamı dışarı çağırmak için uygun birini bulmaktı.

    Bu durum, çocukların bir kısmında kahvehâneye bir an önce girip o büyükler gibi davranmak hevesini uyandırsa da, pek ender olarak, benim gibilerinde de öyle yerlerde bulunmaktan ürküntü ve çekingenlik hissi meydana getirmekte idi.


    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  7. #17
    insanFakiri çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Nereden Yer
    Fani dünya:( Acının acıya mesken tuttugu MERHAMETSİZ acıdan!.
    Mesajlar Mesajlar
    1.177
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 103 + 2010


    Cevap: Çocukluğumun Ramazanları

    eskiden ramazanlar daha güzeldi fının önüne gidince ekmek sırası sel gibiydi şimdi ise zerre kadar yok insan ölümü düşünmezmi ölümün yaşa bakmadığını düşünmezmi sanmazmıki nasıl yaşarsan öyle öleceksin Şu dünyada yüzlerce ahmak etek dolusu altın verirde şeytandan dert satın alır Mevlana
    Yazar : Risale Forum

  8. #18
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Çocukluğumun Ramazanları

    ÇOCUKLUĞUMUN RAMAZANLARI
    EKREM KILIÇ
    18.08.2011

    Evlerde hatim okutma


    Çarşı câmiinde, sahûrdan sonra, sünnet ve güzel bir âdet-i İslâmiye olan “mukàbele” okunurdu. Uzunca bir süre dînî konularda devletin baskısı altında kaldığından, halkın çoğunluğu usûlünce Kur’ân okumayı bilemezdi. İmsâk vakti ile sabah namazının kılınacağı âna kadar günde bir cüz, çoğu kez hâfız olan câmiin imam ve müezzinleri tarafından okunurken, cemâat de önündeki Kur’ân-ı Kerîm’den onu tâkip ederdi. Bu iş hem bütün ay boyunca devâm edeceğinden, hem de sabahları uykusuz kalınacağından pek fazla tâlibi olmayan bir ibâdet çeşidi idi. Biz çocukların bu mevzûda bildikleri, yalnızca büyüklerin anlattıklarından ibâretti. Çünki, o saatlerde uyanık bir çocuğa rastlamak mümkün değildi.

    Ramazan ayında evlerde hatim okutmak âdeti de vardı. Günün herhangi bir vaktinde, planlandığı üzere ev ev gezip, her evde çok hızlı bir şekilde bir cüz okuyan ve böylelikle bayramdan önce Kur’ân’ı hatmederek evdekilerin geçmişlerine bağışlamak üzere para ile tutulan hâfızlar bu ayda ortaya çıkarlardı. Adamların programları gün içinde olduğundan, evde çoğu zaman yalnızca hanımların bulunduğu vakitlerde gelen bu hâfızlara evin veyâ komşunun erkek çocukları refâkat ederlerdi. Büyük bir hızla okunan cüz, 10-15 dakikada biterdi. Bu süre içinde hâfızın sallana sallana okuyuşu, gözleri de kapalı ise, çocuklar tarafından taklît edilirdi. Misâfir odasında cüzünü tamamlayan hâfız acele ile diğer evlere koştururdu. Hâfız efendi, iftara dâvet edilmiş ise, o gün akşama yakın gelir; bu sırada evin erkekleri de geldiğinden, cüzü birlikte dinlerlerdi.

    Okunan hatmin bağışlanma duâsı çoğu kez Kadîr Gecesine denk getirilir ve câmide daha kalabalık bir cemâat huzûrunda yapılırdı. Bayram telâşına girmemek üzere, birkaç gün evvelden ev halkının katıldığı küçük bir toplulukta da hatim duâsı edilirdi.


    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  9. #19
    Huseyni çevrimdışı Müdavim
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.057
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278


    Cevap: Çocukluğumun Ramazanları

    ÇOCUKLUĞUMUN RAMAZANLARI
    EKREM KILIÇ
    20.08.2011


    Bağ evlerinde Ramazan


    Bağlarda hava kasabaya nisbeten daha serindi. Bol ağaçların gölgesi, karşı tepelerden gelen rüzgârı daha serinletir ve yazın sıcağını çekilir hâle getirirdi. Bağ evleri basit, bir iki odadan ibâret ve büyük çoğunluğu kerpiçten yapılmıştı. Yaz başında iç ve dışı killi toprağın suda eritilmesi netîcesinde elde edilen bir çeşit badana ile sıvanır, temizlenirdi. Bağda kullanılan eşya, kasabaya nisbetle daha az ve sâde idi. Onlarla uğraşmak da fazla zaman almazdı.

    İlçede, yaza rastlayan ramazanlarda kasaba halkının neredeyse tamamı bağlara göçtüğünden, evler boşalırdı. Bayrama bir hafta – on gün kalana kadar ramazan bağda geçerdi. Bu süreden sonra bayram hazırlıkları için geçici olarak bağdan kasabaya nakledilir; bağ evleri bir süreliğine eski sessizliğini alırdı. Kadınlar ve çocuklar bağda günü geçirirken, erkekler işlerine gitmek için sabah erken vakitlerde yürüyerek, eşek ve at sırtında, çok ender kişi de bisiklet veya moto-siklet ile 5-10 km. mesâfeden ilçe merkezine giderlerdi.

    O zamanlar henüz yabancı dildeki ismi ile “velo-speed” denen bisikletler halk ağzında “velespüt” veya ”cin arabası” diye adlandırılırdı. Bisikletler çocukların çok ilgisini çekerdi. Büyüklerin olmadığı sıralarda bisiklete binmek için gayret sarfedenler kadar, onları seyredenler de büyük heyecan duyardı.

    Sabah erkenden büyükbaş hayvanların bakımı, otlamak için “sığırtmaç” denen çobanlara teslim edilmesini müteakib, ramazanlarda kahvaltı ve yemek telâşı olmadığından, sahûr bulaşıkları yıkanır, evler süpürülür, ahır ve tuvalet temizlikleri yapılır, bağdaki sebze bahçeleri sulanır, meyve ve sebzelerden olgunlaşanlar koparılır, daha kuşluk vakti işler bitirilirdi.

    Kalan zaman ev halkının yıl içinde giyeceği örgü işleri, nakış ve elişi gibi mahâretli san’at eserlerine harcanırdı. Öğle ile ikindi arasında hafif bir uyku ve dinlenme; arkasından akşam iftar vaktine kadar sürecek bir koşuşturmaya yerini bırakırdı.

    Yemekler, bağ evinin dışındaki yer ocaklarında, çalı–çırpı yakmak sûretiyle, bakır veya toprak tencerelerde çok uzun sürede pişerdi. Ekmek, yaz ve kış, belli zaman aralıkları ile sac üzerinde pişirilirdi. Bu ekmeğe “yazma” ismi verilir ve çoğunlukla konu–komşunun iştirâkiyle, nerede ise bütün gün devâm eden bir çalışma ile yapılırdı. İmece usûlü ile bir kerede birkaç evin ihtiyâcı birden karşılanırdı. Pişirilen ekmekler kurutulduktan sonra üst üste yığılır, lüzûmu oldukça ıslatılıp bir bez arasında bekletildikten sonra usûlünce katlanarak tüketilirdi.

    Erkekler çarşıdan gelirken zaman zaman fırın ekmeği getirirlerdi. Balık şeklindekine fırancala, yuvarlağına somun denen ekmeklerin, iyi pişmesi için bıçakla çizilen kısmına, ince-uzun-yuvarlak bir hamur yapıştırılırdı. Bu kısım çocukların payı idi, simit yerine zevkle yenilirdi.

    Oruçlu geçen günün sonunda, bağa gelmek için kat’edilen mesâfenin iyice yorduğu erkekler, bağlarda câmi olmadığı için, kılıyorlarsa, yatsıyı evde edâ ederlerdi. Çoğu kişi, kendi başına terâvih namazını kılamadığından terk ederdi.



    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

    Halbuki, en ziyade hasta sensin.
    Sen, evvel kendine tabib ara, şifa bul;
    sonra başkasının şifasına çalış.

    ........

  10. #20
    tebliğ çevrimdışı Vefasız
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2010
    Nereden Yer
    Şark..
    Mesajlar Mesajlar
    2.557
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 462 + 32174


    Cevap: Çocukluğumun Ramazanları

    Bu son başlık aynen benimi anlatıyor acaba dedim hocam;Bağda Ramazanda daha bir güzelmiş..Tecrübe ettik bu sene elh..Daha sakin ve daha huzurlu kesinllikle..Ne bileyim şunu hissettim hep ,İnsan yanlız olunca ,insanlardan uzaklaşınca Allah'a daha bir yakın oluyormuş..
    Yazar : Risale Forum
    Biz ise hem insancasina,Hem muslumancasina yaşamak istiyoruz.Bediuzzaman..

Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222