6 sonuçtan 1 ile 6 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    5.775
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 1235 + 95804


    Kelime-i tevhidin mertebeleri

    l.Tevhîd: "La ilahe
    illellah" (Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur." cümlesidir. Zikirlerin
    en fazîletlisidir. Zira o, müsbet ve menfîden ibarettir.
    Menfî; "La ilahe" -hiç bir ilah yoktur- La teayyün alemine, isbat
    "İllellah" -Ancak Allah vardır.- ise "Teayyün" alemine aittir. Buna
    göre Kelime-i Tevhid bilinen ve bilinmeyen alemleri bir araya
    toplamakta, yüce Allah'ın "Sıfat-ı Selbiyye" ve "Sıfat-ı Sübütiye" sini
    kapsamaktadır.
    Allah ism-i şerîfi ise, Cenab-ı Hakk'ın ulühiyet mertebesine aittir.
    Allah Teala'nın bütün isimlerinin mertebeleri ulühiyet mertebesi taksim
    olunur. Çünkü orası, "Makamı Vahidiyyet" yani birlik makamıdır.
    Mesela, devletin makam ve mertebeleri, o devletin varlığına
    bağlıdır. Yani devlet başkanı olacak zatın, devletin başkanlık makamına
    oturmadan önceki durumu ."Zat-ı Ehadiyyet", tekliktir. Devlet
    başkanlığı koltuğuna oturduğu zaman "Ehadiyyet" teklikten "Vahidiyyet",
    yani birlik makamına inilir. Saltanat ve gücü o makamdan aşağıya doğru
    taksim olunur.
    Her rütbenin belirlendiği gibi, mesela: Başbakanlık,
    Şeyhu'1-Islamlık ve kadılık... gibi, "Zat-ı Ehadiyyet-i İlahiyyesi" de,
    "Vahidiyyet Mertebesi" olan uluhiyete indikten sonra, isimlerinin ve
    sıfatlarının mertebeleri meydana çıkar ve bu mertebelerin sahibi belli
    olur. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın isim ve sıfatları "Ehadiyet Mertebesi" nde
    iken taksim olunmaz, bilinmez.
    Bunun içindir ki, Mekke-i Mükerreme fetholunmadıkça "Fena Sırrı"
    meydana gelmedi. Medine-i Münevvere ye hicret etmedikçe de "Beka Sırrı"
    na kapı açılmadı. İşte bu "Beka" ve "Fena" dan sonra vezirlik mertebesi
    belli oldu. Tıpkı yeryüzüne Ebu Bekir (r.a.), gökyüzüne de Cebrail ve
    Mikail'(a.s.)in vezirlik ettikleri gibi. Savaş kararları ve diğer işler
    de bu ilahî sırların meydana gelmesinden sonra vuku bulmuştur.
    "Fena" ve "Beka" itibariyle insana, insanların en kemale ermişi
    denir. "Fena" makamı, "Ev edna" makamına bakar. Ev edna ve beka
    makamlarından sonra "Kab'e Kavseyn" makamı gelir. Nitekim yüce Allah
    (c.c.) şöyle buyurdu:
    " Sümme dena fe tedella."
    "Sonra yaklaşmış ve inmiştir."(Necm: 8).
    Yakınlık ve uzaklık, "Ev edna" makamına yükselmeye bağlıdır. "Fe
    tedella", Ev edna'dan "Kabe Kavseyn" makamına inişe göredir. Bu
    makamların birincisi kişinin yokluğu, ikincisi ise manevî sarhoşluktan
    kurtularak kendine gelmesidir. Çünkü kulda, Zat-ı ilahiyye de
    fena/yokluk, sıfat-ı ilahiyede mahvolma, ef'al-i ilahiyede yine yokluk
    meydana gelir. Sırası ile on kısım fena makamı, üç. kısım da beka
    makamı vardır.
    İnsan-ı kamilin ilmine ilm-i ilahî denir. Bu ilmin kaynağı ulühiyet
    makamıdır. Bu makamın yukarısı "Alemü'lğayb" olan Zat-ı Ecell-i Ala'yı
    kapsayamaz. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de yüce Allah (c.c.) şöyle buyurdu;
    "Fa'lem ennehü la ilahe illahü."
    "Bilmiş ol ki, O'ndan başka ilah yoktur. Ancak Allah vardır."
    Kamil insanın ilminin bağlı olduğu yer "Ulühiyyet makamı"dır. Esma
    ve sıfatlar bu mertebeye bakarlar. Güç ve kuvvetlerini oradan alırlar.
    Çünkü bu makamın üstünde isim ve resim yoktur.
    Nitekim Sultan-ı Azam, saltanatının mertebesine göre tanınır. Onun
    ötesini ilim kapsamaz. Çünkü O, "Meçhü'lü Mutlaktır". İnsan-ı kamile
    "Alim-i İlahî" (Allah'ın sıfatlarına ait ilimlerin alimi, zata ait
    bilgilerin alimi) denmez. Çünkü, Zat'a ilim taalluk etmez. Zat-ı
    müşahede edeyim diyen, ancak şimşek gibi müşahede eder ki, bu da bir
    anda meydana gelir. Eğer bu hal sürekli devam edecek olsaydı insan
    tecellînin şiddetinden kül kesilirdi.
    İlahî sıfatların tecellîleri böyle değildir. Kemal ehli insanlar,
    yüce Allah'ı daima sıfat aynasında müşahede ederler. Bundan ötürü
    onlara bir zarar da gelmez. Sıfat aynasından müşahede, dolunayın yüzüne
    bakmaya benzer. Zatım müşahede ise güneşin yüzüne bakmak gibidir. Bu
    ise mümkün değildir. Çünkü gözler kör olabilir.
    Herkese olan ilahî tecellî, yüce Allah'ın Rabb'lığı iktizası olan
    tecellîsidir. Hususî insanlara bazen Zatî tecellî olabilir. Bu, şimşek
    gibi anidir; bir anda meydana gelir.
    Rubübiyetin tecellîsi aynada olan tecellîdir. Şimşek şeklinde olan tecellî böyle değildir. Onda perde diye birşey düşünülemez.
    Ulühiyette iki itibar vardır:
    1. İbadet karşılığı olan ulühiyettir ki, bu Allah'ın fiillerine bakar.
    2. Kulluk karşılığı ulühiyet ise, Zat'a aittir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyuruyor:
    "Ya eyyühennasü'büdu Rabbe-küm..."
    "Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk
    ediniz ki, O'na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz. " (Bakara: 21)
    Başka bir ayette de şöyle buyuruyor:
    "Eleysellahü bi kafin abdehü."
    "Allah, kuluna yetmez mi?.." (Zümer: 36)
    Bu ayetteki zamir Cenab-ı Hakk'ınhüviyetini göstermektedir. Bu
    sırlar çerçevesinde ibadet eden kul, gerçek ve kamil bir kuldur. Allah
    Teala onun her istediğini ihsan buyurur. Bu mertebede bulunan bir kul,
    diğer kulların arzu ve isteklerini yerine getirir. Bu kul artık iki
    kanatlı olmuştur. Dünyanın nizamı bu kulun varlığı ile meydana gelir.
    O, Şerîat, Tarîkat, Hakikat ve Ma'rifette irşadda bulunabilir.
    Tevhîd kelimesinin evveli menfî, sonu isbattır. Bir binanın temeline
    benzer. Atılacak bir temelin binayı çekebilmesi, temelin atılış şekline
    bağlıdır. Aksi halde bina çöker. Kur'an-ı Kerim'de bu manaya şöyle
    işaret edilmiştir:
    "Femen yekfur bittağüti ve yü'min billahi..."
    "... Puttan inkar edip Allah'a inanan kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa (İslama) yapışmıştır..." (Bakara: 256)
    Tağüta küfür (inkar), Allah'a iman üzerine tercih edilmiştir. Çünkü
    küfürden kurtulmadıkça yüce Allah, tevhîd edilemez. Tağüta küfür demek!
    Açık ve gizli şirklerden temizlenmektir. Çünkü tağut nefis, şeytan,
    putlar ve bunların benzerleri olan diğer şeylere de şamildir.
    Çünkü O'nun koyduğu prensiplerden başkası sapıklık ve azgınlığa
    birer sebep teşkil eder. Kul bu küfre (inkara) erişmedikçe Firdevs
    cennetine giremez. Nitekim bazı büyükler:
    "Cennetü'l Firdevsi lil Kafiri"
    "Firdevs cenneti, tağütu inkar edenlere mahsustur" demişlerdir. Yani
    şeriatın kafirine (inkarcısına) cennet yoktur. Böyle olunca o firdevs
    cennetinin yüzünü hiç göremez.
    Gerçek tağut kafirine (inkarcısına) gelince, o en yüksek mertebe ile
    şereflenmiştir. Çünkü o imanın zirvesine ulaşmıştır. Bunu ciddî şekilde
    anlamalısınız.
    Ezanın sonunda müezzin "Allah'ü Ekber, Allah'ü Ekber" dediğinde
    cemaatin "La ilahe illallah" demesi Cenab-ı Hakk'ı tenzih içindir.
    Yoksa Allah'ın büyüklüğünü red için değildir.
    2. Tevhid:
    "La ilahe illa ente sübhaneke innî küntü mine'z-zalimîn."dir.
    "... Senden başka ilah yoktur. Sen münezzehsin. Doğrusu ben haksızlık edenlerdenim..." (Enbiya: 87)
    Bu tevhid, huzur ve müşahede edenlerin tevhididir. Yunus
    Aleyhisselam'ın, denizin dibinde, balığın karnında iken yaptığı
    tevhiddir. Bu ilahî hitaptan anlaşıldığına göre, Cenab-ı Hakk'ın, aşağı
    yukarı diye bir bağlantısı yoktur. O, bütün kainatı kuşatmıştır. Çünkü
    Yunus Aleyhisselam'ın, denizin dibinde iken muhatabı Allah Teala'dır.
    Allah Resulü (s.a.v.)nün de en yüksek mertebe olan "A'layı İIliyyîn" de
    muhatabı Cenab-ı Hakk idi. O,
    "Lauhsıy senaen aleyke", "Seni gerçekten medhedemedim" demek suretiyle o anda Zat-ı Kibriya'yı müşahede etmişti.
    Bir ayet-i kerîmede:
    "Fe eynema tüvellü fe semme vechüllahi."
    "...Nereye dönerseniz Allah'ın yönü orasıdır..." (Bakara: 115)
    Ayet-i kerimenin gereği, umum tecellîden ötürü en yukarıda olanlar
    a'lada, en aşağıda olanlar da en aşağıda tecellînin olmasını isterler.
    Mesela, insanın sırrı a'lada, bedeni esfeldedir. Yaratılışları gereği
    her ikisi de Hakk'ı talep ederler. Hakk Teala ulvîde ve aşağılarda
    tecellî etmektedir. Zira her mahlukun Hakk'a bağlanma durumu vardır.
    Çünkü onsekizbin alem muhtelif varlıklarla doludur. Hiçbir karış yer
    yoktur ki, orada ruhlar topluluğu veya cesetler topluluğu olmasın. Yüce
    Allah, kainatın tümünü ve cüz'îsini kuşatmıştır. O, her nerede talep
    edilse orada bulunur. Nitekim Fahri Kainat Efendimiz (s.a.v.) bir
    hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
    "Allahümme ente's-sahibü fi's-seferi vel halîfetü fi'l-ehli"
    "Allah'ım! Sefer halimizde sahibimiz, evilmizde de vekilimiz
    Sensin." Bu hadis-i şerif, yukarıda söylenenleri çok güzel
    açıklamaktadır. Evimizde ve yolculuğumuz sırasında Cenab-ı Hakk'ın
    bizim vekilimiz ve sahibimiz olmasına hiçbir şey engel değildir. Onun
    için ev ile sefer hali birdir. Çünkü uzaklık ve yakınlık bize göredir.
    Biz sınırlıyız. Hakk ise mutlaktır. Onun için uzaklık ve yakınlık
    düşünülemez.
    Güneş doğduğu zaman ziyası yeryüzünü aydınlatır. Ona göre yukarı ve
    aşağı, deryalar ve sahralar birdir. Merkezde bulunan bir noktanın diğer
    noktalara teveccühü gibi. İşte bunun için Kabe tavaf edilir. Yani
    etrafında dönülür. Bir yerde durulmaz. Çünkü Kabe Cenab-ı Hakk'ın
    mutlak birliğinin sırrıdır. Itlakta ise bir tek yön ile bağlanma
    olamaz. Böylece tavaf ile namaz arasındaki fark anlaşılmış olur. Zira
    tavafın zahir ve batını mutlaktır. Namazın ise batını mutlak, zahiri
    mukayyeddir. Ve hem namaz, Kabe gibi ıtlak sırrına nazır değildir. Zira
    namaz, ahvalden ibaret olan bir ilahî münacattır.
    Netice olarak, insan vech-i mutlaktan bakmaya muktedir olmadıkça
    kayd (bağlantı) dan kurtulmaz. Bu hal ancak bütün makamları geçmekle
    mümkün olur. Gel, sen de kendini bütün bağlantılardan kurtarıp ıtlak
    çöllerine sal! Şühüd deryasına dal!
    3.Tevhid:
    "La ilahe illa ene" "Benden başka bir ilah yok ancak, ben varım."
    dır. Bu tevhid şekli, "Cem makamı'ında bulunanların Hakk'ın lisanından
    yaptıkları tevhiddir. Nitekim Musa (a.s.)'nın ağacından "İnnî
    enellahü", "Şüphesiz ben Allah'ım" (Ta-Ha:14) sözü meydana gelmiştir.
    Zira ağaç hakikatte diğer eşya gibi kendine ait bir ruh taşıyordu. O
    ruh onda daha ilk tecellîde meydana gelmişti. Kalp gözleri açık
    olanlar, bütün eşyada hayat olduğunu, işitme, duyma ve görme
    bulunduğunu idrak ederler. Gözleri perdeli/kör olanlar bunu idrak
    edemezler. Bazı büyükler şöyle demişlerdir'.
    "Ve lestü üdrikü min şey'in hakîkaten. Ve keyfe üdrikuhü ve en-tüm fîhi."
    "Ben hiç bir nesnenin içyüzünün ne olduğunu idrak edip kavrayamam.
    Onu nasıl kavrayabilirim ki, Sensiz hiç Bir şey yoktur ki, Sen onda
    tecellî etmiş olmayasın. Ey Rabbim! Senin her zerrede özel bir tecellin
    vardır. Eğer ben o zerreyi kavrarsam Seni kavramış olurum. Çünkü Seni
    hakikatin ve künhün île anlamak mümkün değildir.
    "Cenab-ı Hakk'ın tecelli ettiği bir şeyi gereği gibi anlamak kolay
    değildir. Ancak anlaşılan bazı şeylerdir. Bunlar da hakîkatların gerçek
    yüzüdür ki, bunlar Hakk'ın isim ve sıfatlarına nazırdır. Zira bunlar,
    Zatın nisbet ve izafetidir. Nisbeti bilmek, mensup olduğunu tam olarak
    bilmeyi gerektirmez.
    Sultan-ı Azamın bilinmesi saltanatı yüzündendir. Eğer nisbet
    olmasaydı hiç bilinmezdi. İnsan ve insanın gayrı bile tam manası ile
    anlaşılmamıştır. Bunun içindir ki, " nefsim bilen, Rabb'ini tanır."
    buyurulmuştur.
    Burada tanıma, ma'rifet olarak tabir olundu. Ma'rifet cüz'iyyatı
    bilmeye taalluk eder. Nefsin tanınması cüziyyet üzerinedir, külliyet
    üzerine değildir.
    Eğer nefis tamamı ile bilinseydi, Hakk'ta tamamiyle bilinirdi. Bu
    ise mümkün değildir. Bir ağaçtan hayat sırrı ve kelamın meydana gelmesi
    O'nun mazhariyetindendir. Çünkü ağacın "İnnî enallah", "ben Allah'ım"
    demesi caiz oldu. Bütün eşyalar için de bu böyledir.
    Özellikle şunu belirtmek isteriz ki, insan, yaratılışı bakımından
    bütün yaratılmışların en mükemmelidir. Çünkü insan, Cenab-ı Hakk'ın
    Cemal ve Celal sıfatlarının camii, hakaik-i imaniyye ve kevniyyeyi
    muhittir (kuşatmıştır). Bu mazhariyetlere nail olmasına rağmen "İnnî
    enellah" demesi doğru değildir. Nitekim şeriatta şöyle buyurulmuştur:
    Allah Teala kulunun dili ile "Semiailahü limen ham'ıdeh-Allah,
    kulunun hamdını işitti" buyurur. Yani bunun açıkça manası şudur:
    Cemaata "Semi-allahü limen hamideh" diyen Allah Teala'dır. Zahirde
    söyleyen bir imam ise de. Bazı kalp gözü açık olan Allah dostları, o
    makamda bulunan ile Rasülüllah olarak görüşürler ve Kur'an-ı O'nun
    ağzından dinlerler. Hallac-ı Mansür'un "Ene'l-Hakk", "Ben Hakk'ım"
    demesi bu makamın iktizasıdır. Böyle bir makama ulaşan kimsenin sırrını
    gizlemesi gereklidir. Aksi halde Mansur'un başına gelen kendi başına da
    gelebilir.
    Ağaçtan böyle bir kelamın, yani "Ene'l-Hakk" sözünün meydana gelmesi
    ile alemin nizamında bir bozukluk meydana gelmez. Fakat insanda meydana
    gelecek olursa büyük fitnelere sebep olur. Gerçi böyle bir kelam, ancak
    Hakk'ın Zatında tamamiyle fanî olmuş, kendisinde kulluktan hiçbir nişan
    kalmamış kimseden zuhur eder.
    Gerçi "Ene'l-Hakk" diyen zahir görünüşü itibariyle (insanların avam
    tabakasına göre) o bir İnsandır. Özellikle münkir olanlar o kelamı
    işitince hak olan cismi mahluk sanırlar. Halbuki Hakk, yaratandır,
    yaratılan değildir. İşte onlar bunu idrak edemezler. Ne var ki, böyle
    bir sözün söylenmesinin doğruluğu delilleri ile İsbat edilse bile
    söylenmesi yasaktır. Zira bazı büyükler:
    "Allah'ın kulu olmağa çalış, yoksa kullarının tanrısı olmağa
    çalışma. Yani kendini tanrı süretine koyup "Ene'l-Hakk" dersen,
    insanları kendi aleyhine çevirirsin. Sana gereken ise halkın yüzünü
    Hakk'a çevirmektir. Sana ve başkasına değil." demişlerdir.
    Ey arif!
    Eğer anlayabilirsen bu çok acaip bir makamdır. Gerçi sen Hakk'ın
    aynasısın. Bunu gözü olan görür. Mertebesinin ne olduğunu bilir.
    "Ene'l-Hakk" demene bir hacet kalmaz. Böyle bir iddiada bulunmak,
    devlet başkanının "Ben devlet başkanıyım" demesine benzer. Halkın,
    kendisinin saltanatını kabul ettikten sonra, "Ben devlet başkanıyım"
    diye iddiada bulunmasına gerek yoktur. İnkar karşısında dava, ancak
    şahitler ile isbat edilir. Burada ise "Ene'l-Hakk" diyen kimsenin bu
    sözü kabul edilmez. Çünkü kul, Halik değil, mahluktur. Bununla beraber
    birçok ilahî sırları taşımaktadır.
    Yüce Allah, kul ile mukayyed olmaktan münezzehdir. Kulun ilahî
    sırlarına mazhariyeti kendi hesabı iledir. Hakk'ın hesabı ile değildir.
    Eğer kulun zannına göre olsaydı, kulun ona gücü kafi gelmezdi. Bunu
    açıklamak için bir misal vermek gerekir.
    Ay, Güneşin mazharıdır. Aydınlığını, onun aydınlığından alır. Cismi,
    güneşin cisminden daha küçüktür. Güneş kendi büyüklügüne göre Aya
    tecelli etmistir. Ayın cürmüne göre ona aydınlık yansıtmıştır. Eğer
    Güneş kendi cürmünde olan zîyanın tümü ile Aya aksetseydi, küçük büyüğe
    zarf olmuş olurdu. Bu ise imkansızdır.
    Bu durumda olan Ay, Güneşten aldığı ziyaya göre, "Ene'l-kamer - Ben
    Ay'ım." diyecek yerde, "Ene'ş-şems -Ben Güneşim" dese bu söz bir yönden
    doğru, bir yönden de doğru değildir. Çünkü, her bakımdan "Ben Güneşim",
    demesi kesinlikle doğru değildir. Ona, eksikliğini anlayarak "Ben Ayım"
    demesi gerekir. "Ben Güneşim" davasından vazgeçmelidir.
    Daha açık bir ifade ile kulun, "Ben kulum" demesi gerekir. Efendimiz
    (s.a.v.)e mi'racta vakî olan şey de budur. Bunu anlayan kul,
    "Ene'l-Hakk" sevdasından hemen vazgeçmelidir.
    Allah Rasülü (s.a.v.) hakkında nazil olan ayet-i Kerîmeye gelince, yüce Allah şöyle buyuruyor:
    "Vema rameyte iz rameyte velakinnallahe rama..."
    "Onları sen öldürmedin, Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmamıştın, fakat Allah. atmıştı..." (Enfal: 17)
    Taş parçalarım zahirde atan Allah Rasülü (s.a.v.) idi. Fakat batında
    atan ise Cenab-ı Hakk'tı. Hakk, zahirde süret-i Muhammed'de zahir
    olmuştu. Çünkü o, "Mazhar-ı Tam" idi. Kamil insanların mazhariyeti
    tamdır. Zira tecellîde mazhariyet, herkesin aynasında bir değildir.
    Bazı kimse çok alim, bazı kimse de az alimdir. Yüce Allah Kur'an-ı
    Kerim'de şöyle buyurmuştur:
    "Ve fevka külli zî ilmin atîmün."
    "Her bilenin üstünde daha iyi bilen birileri vardır."
    4. Tevhîd "La ilaheilla hu" dür.
    Bu tevhid, hüviyet-i ilahiyeye nazırdır. Hüviyyet-i teayyünat-ı
    ilahiyyenin evvelidir. Bunun alt tarafında bulunan bütün taayyünler
    O'na tabîdir.
    Bu hüviyetin yukarısına "Zat-ı Baht" denilir. Orada teayyün olmaz. Çünkü "Gayb-ı Mutlak" mertebesidir.
    Allah (c.c.)ın Zat-ı, "Hafa"dan (bilinmemezlikten), isim ve
    sıfatları ise açıkça bilinmekten ibarettir. Yani Zat'ının bilinmesi
    isim ve sıfat aynasından olup, doğrudan değildir. O'nun nurunu doğrudan
    görmek mümkün değildir. Çünkü gözler O'na bakamaz. Fanî, Bakî olana
    nasıl bakabilir? İşte bunun içindir ki, yüce Allah, Musa'(a.s.)ya:
    "Len teranî"
    "Muhakkak sen beni göremezsin" buyurdu. Yani, "Ey Musa! Sen Beni
    beşeriyet gözü İle göremezsin. Beni gören yine Benim gözümdür. Senin
    sırrının gözüdür."
    Allah'a, Allah ile bak. Musa ile bakma. Çünkü öyle göremezsin. Fanî
    olan göz yarasaya benzer. Onun Güneşin aydınlığına bakmaya hiç takati
    yoktur.
    Kelime-i Tevhid'in mertebesi daha çok gündüze benzer. Çünkü gündüzde
    kelime gibi terkib vardır. Çünkü varlıkların sıfat ve durumları
    gündüzleyin belli olur ki, bu durum sıfat ve kesrete nazırdır. Tek
    isimlere münasip olan gecelerdir. O, "Zat alemine dairdir. Zat'ta ise
    terkip yoktur. (Müfred isimler gibi).
    Halvet olan salik, şeyhinin işareti ve İrşadı üzerine hareket eder.
    Müfred isimlerden maksad "Esma-i Hüsna -Yüce Allah'ın en güzel
    isimleri" dir. Bütün itibariyle oniki adede indirilmiştir. Yedi adedi
    fena'ya, beş adedi beka'ya aittir. Fena makamına ait olan isimler
    şunlardır:
    1. La ilahe illallah,
    2. Allah,
    3. Hu,
    4. Hakk,
    5. Hayy,
    6. Kayyum,
    7. Kahhar,
    Burada "La ilahe illellah" yedi adet esma içine sokulmuştur. Bunun
    sebebi, bu tevhid kelimesinin müsbet ve menfiye şamil olması
    dolayısıyladır. Bununla zikretmek, Allah, Allah... Hu.. Hu.. diyerek
    zikretmekten daha faziletlidir.
    Menfî, yani "La ilahe", bir binanın temeli gibidir. Müsbet, yani "İllellah" menfî üzerine konulmuştur. Çünkü
    "Et-tahliyetü mukaddemün alettahliyeti", "Boşaltmak, doldurmaktan önceye alınmıştır."
    (Muhammedün Resülüllah) sırrı (La ilahe İllellah) sırrından.sonradır. Çünkü
    (La ilahe İllellah) fiilleri, sıfatları, Hakk'ın Zat'ının
    fiillerinde, sıfat ve Zat'ında ifna (yok etmek) dir. (Muhammedün
    Resülüllah) ile meydana gelen fiilleri, sıfatları Hakk'ın Zat'ında ibka
    etmektir.
    Tarikat ehlinden bir kısmı dönerek zikrederler. Bu ya gerçek bir
    vecd ile veya göstermelik olarak yapılır. Gerçek bir vecd ile
    yapılmayan zikir, oyun oynamaktan ibaret sayılır. Dönerek yapılan
    zikir, ilk yaratılan felekten alınmıştır.
    Allah Teala'nın ilk yarattığı nesne yuvarlaktır. Adına "Felek" denmiştir.Böyle olmasının sırrı:
    "Ve ileyhi türcaün" "... Ve O'na döneceksiniz" ayetinin sırrında gizlidir.
    Suluk denilen manevî yolculuk, yuvarlak bir daireyi tamamlamaktır.
    Dairenin sonu evveli île birleşmektedir. Eğer böyle olmayıp doğru bir
    hat olsaydı, hiç bir mahluk'un Hakk'a ulaşamaması gerekirdi. Bu ise
    mümkün değildir.
    Şu gerçeği iyi anlamak lazımdır:
    Bütün ihtiyaçlar Hakk'tan istenmelidir. Daha sonra da Kutbu'l -
    Vücud'dan... Çünkü kutub, Allah-Teala'nın "Güzel İsimlerinin tamamına
    mazhar olmuş yüce bir zattır. İşte bu yüzden, perdesiz isteme gücüne
    sahip olmayan kimse, ilahî tecellîlere mazhar olmuş kişiyi vesîle
    yaparak, ihtiyacını dileklerini Cenab-ı Hakk'a arzedip öyle
    istemelidir. Ne kadar iman ehli varsa bunların tümüne ilahî feyz ve
    nurlar kutbun kalbinden taksim olunur. Çünkü onun kalbi Hakk'ın
    nazargahıdır. Bundan müstağnî olarak birlik okyanusundan feyz almak
    imkansızdır.
    Bunun için Tecellî-i İlahiyyeye mazhar olmayan kimseyi vesîle yapmak
    doğru değildir. (Evliyanın himmeti Allah'ın rızasını tahsil edenler
    içindir. Eğer bir kimseden Hak Teala razı değil ise o kimse hangi
    velinin ziyaretine giderse gitsin o velinin ruhu ona buğzeder, sevmez.
    Çünkü Allah Teala: "Ben müttaki kullarımın dualarım kabul ederim"
    buyurmuştur. Eğer Allah (c.c.) bir kulundan razı ise bütün
    Peygamberlerin ve Evliyaların ruhu ona himmet ve dua ederler.)

    Benzer Konular
    Kelime-i Tevhidin zikrine devam etmek kalbi bağlayan ipleri kırmak içindir
    Kelime-i Tevhidin zikrine devam etmek kalbi bağlayan ipleri kırmak içindir Kelime-i Tevhidin zikrine devam etmek kalbi bağlayan ipleri kırmak içindir Günün Risale-i Nur dersi Devami...
    Kelime-i Tevhidin zikrine devam ipleri kırmak içindir
    Kelime-i Tevhidin zikrine devam ipleri kırmak içindir Kelime-i Tevhidin zikrine devam ipleri kırmak içindir Risale-i Nur dersi Devamı İçin Tıklayınız... Devami...
    Kelime-i Tevhidin Dindeki Yeri ve Önemi
    Kelime-i Tevhidin Dindeki Yeri ve Önemi Müslümanlar her gün “La İlahe İllallah” kelimesini ezanlarında, kametlerinde, hutbelerinde konuşmalarında defalarca söylerler. Şehadet kelimesi; yer ve göklerin kendisi ile kaim olduğu, bütün mahlukatın onun
    Kelime-i tevhîdin mânâsı
    Kelime-i tevhîdin mânâsı Müslümân olmak için, Kelime-i tevhîdi söylemek, mânâsını kısaca bilmek ve inanmak lâzımdır. Kelime-i tevhîd; “Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlüllah” demektir. Kelime-i tevhîdin kısaca manâsı ise; “A
    Kelime-i tevhidin fazileti
    Kelime-i tevhidin fazileti Kelime-i tevhidin fazileti Sual: Müslüman olan bir kimseye, ilk önce La ilahe illallah, Muhammedün resulullah kelimesinin manasını bilmek ve inanmak farz mıdır? CEVAP Evet farzdır. Bu kelimeye Kelime-i tevhid denir
    Yazar : Risale Forum
    Vazifelerini ücrete bağlayanlar asla ıslahçi olamazlar.
    M.fethullah GÜLEN

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Nereden Yer
    KÜTAHYA
    Mesajlar Mesajlar
    1.670
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 548 + 43689


    Cevap: Kelime-i tevhidin mertebeleri

    Kalbini Cennet bağı yap, çeşme-i tevhîd ile,
    Ruh bağçesi gülşen eyle, gonca-i tevhîd ile!

    Hem mekânsız, hem zamansız, nihâyetsiz yolları,
    Kat’ider gönül erbâbı, kuvvet-i tevhîd ile.

    Her ne kadar, yüz karası, yapdıysa isyân sende,
    Temizlenir her yerin, sâbûn-i tevhîd ile.

    İns ve Cin âlemlerini, aşarak arşa çıkar,
    Kim ki mi’râc eylediyse, cezbe-i tevhîd ile

    Ey Niyâzi! Ârif-i billâh gönülden kaldırır,
    Yetmiş bin perdeyi hep, bir lem’a-i tevhîd ile.
    Yazar : Risale Forum
    Allahü teâlâ, bazı kimseleri, insanların ihtiyaçlarını gidermek için yaratmıştır. İnsanlar, ihtiyaçları için onlara başvururlar. İşte bunlar, kabir azabından emindirler...(taberani):037:

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    5.775
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 1235 + 95804


    Cevap: Kelime-i tevhidin mertebeleri

    Alıntı ARİF Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Kalbini Cennet bağı yap, çeşme-i tevhîd ile,
    Ruh bağçesi gülşen eyle, gonca-i tevhîd ile!

    Hem mekânsız, hem zamansız, nihâyetsiz yolları,
    Kat’ider gönül erbâbı, kuvvet-i tevhîd ile.

    Her ne kadar, yüz karası, yapdıysa isyân sende,
    Temizlenir her yerin, sâbûn-i tevhîd ile.

    İns ve Cin âlemlerini, aşarak arşa çıkar,
    Kim ki mi’râc eylediyse, cezbe-i tevhîd ile

    Ey Niyâzi! Ârif-i billâh gönülden kaldırır,
    Yetmiş bin perdeyi hep, bir lem’a-i tevhîd ile.
    Şahane.....
    Yazar : Risale Forum
    Vazifelerini ücrete bağlayanlar asla ıslahçi olamazlar.
    M.fethullah GÜLEN

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Nereden Yer
    malatya
    Mesajlar Mesajlar
    1.864
    Blog Blog Girişleri
    8
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 353 + 23544


    Cevap: Kelime-i tevhidin mertebeleri

    la ilahe illallah.
    güzel paylasım olmuş kardeş.
    allahrazı olsun.
    selam ve dua ile.
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nereden Yer
    Hüzünlü gurbet.
    Mesajlar Mesajlar
    1.734
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 546 + 43352


    Cevap: Kelime-i tevhidin mertebeleri

    cok güzel bir paylasim olmus allah razi olsun ömrünüz hayirli olsun
    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Tevhid_Nur Guest


    Cevap: Kelime-i tevhidin mertebeleri

    Tevhid Mücadelesi Verenlere

    Tağutları Biçenlere

    Şirk İmha Edene

    Selam Olsun
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222