Soru-1: Allah’ın kitaplarına nasıl inanırız?


Cevap-1: Allah’ın kitaplarının var olduğuna ve bu kitaplarda emirlerini, yasaklarını, vaatlerini ve vaitlerini(korkuttuğu şeyleri) açıklayarak peygamberlerine nazil etmiş olduğuna inanırız. Bu kitaplar, Allah’ın gerçek kelamı olup, keyfiyetsiz bir şekilde sözlü olarak gerçekleşmiş ve vahiy yoluyla da nazil olmuştur. Bu kitaplar Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’an’dır.


Soru-2: Tevrat’a nasıl İnanırız?


Cevap-2: Tevrat’ın Allah’ın kitaplarından bir kitap olduğuna, onu, Kelimi(kendisiyle konuştuğu) Musa (a.s)’a gönderdiğine inanırız. Şeri hükümleri, doğru ve sağlam akideleri açıklamak, İsmailoğullarından bir peygamberin çıkacağı (Muhammed(s.a.v)) müjdesini vermek ve bu peygamberin doğru yola hidayet etmek için bir şeriat getireceğine işaret etmek Tevrat’ın gönderiliş sebeplerindendir.


Soru-3: Büyük âlimlerin şu an ehli kitabın elinde bulunan Tevrat hakkındaki inancı nasıldır?


Cevap-3: Büyük âlimlere göre şu an ehli kitabın elinde bulunan Tevrat değişikliğe uğramıştır. Bunun kanıtı da şudur:


•Cennet, cehennem, öldükten sonra dirilme, mahşer ve ceza gibi semavi kitapların en önemli konularını içermemesi.


•Musa(a.s)’ın kendisine nazil olduğu halde Tevrat’ın son babında Musa(a.s)’ın vefatından bahsetmesi.


Soru-4: Zebur’a nasıl inanırız?


Cevap-4: Zebur’un Allah’ın kitaplarından bir kitap olduğuna ve onu Efendimiz Davut(a.s)’a gönderdiğine inanırız. Zebur bazı dua, zikir, vaaz ve hikmetli sözlerden ibaret olup, içinde şeri hüküm yoktur. Çünkü Davut(a.s) Musa(a.s)’ın şeriatına uymakla mükellefti.


Soru-5: İncil’e nasıl inanırız?


Cevap-5: İncil’in Allah’ın kitaplarından bir kitap olduğuna ve onu Mesih İsa (a.s)’a gönderdiğine inanırız. Hakikati beyan etmek, insanları tevhide çağırmak, gerekliliğini yitirmiş Tevrat’ın bazı hükümlerini neshetmek ve son peygamberin çıkışını müjdelemek İncil’in gönderiliş sebeplerindendir.


Soru-6: Şu an mevcut olan İncil’e büyük âlimlerin inancı nasıldır?


Cevap-6: Büyük âlimlere göre, şu anda mevcut olan İncil’in 4 ayrı yazar tarafından kaleme alınmış Matta, Markus, Luka ve Yuhanna olmak üzere 4 ayrı nüshası bulunmaktadır. Bu yazarlardan bazıları Mesih (a.s)’ı dahi görmemiş ve her bir yazarın İncil’i diğer yazarların İncil’iyle pek çok konuda çelişmektedir. Hıristiyanlarda bu 4 İncil dışında pek çok İncil daha vardı ve bunlar arasında pek çok çelişki bulunuyordu. Ancak efendimiz İsa(a.s)’ın göğe yükselmesinden 200 küsur sene sonra bu çelişkileri azaltmak için bu 4 İncil dışındaki tüm İncilleri ortadan kaldırdılar.


Soru-7: Kur’an’a nasıl inanırız?


Cevap-7: Kur’an’ı Allah’ın gönderdiği kitapların en üstünü olduğuna ve Kur’an’ı en şerefli peygamberi Muhammed (s.a.v)’e gönderdiğine inanırız. Kur’an ilahi kitapların sonuncusu olup kendisinden önceki tüm kitapların hükmünü nesih etmiştir. Hükmü kıyamete kadar devam edecek olan Kur’an’ın hiçbir şekilde değişmesi veya değiştirilmesi mümkün değildir. Kuran en büyük mucize olduğu için peygamberimiz Muhammed(sav)’in peygamberliğini kanıtlayan en büyük delildir.


Soru-8: Kur’an’ı Kerim neden en büyük mucizedir?


Cevap-8: Kur’an’ın en büyük mucize olmasının sebebi şudur:


Kuran zaman boyunca kalıcı olan her asra uygun fikirle bakan akli bir delildir. Onun dışındaki mucizeler vaktinin bitmesiyle sona ermiş ve onların gerçekleştiğine dair bilgi dışında onlardan hiçbir eser kalmamıştır.


Kur’an’ın bu kadar büyük bir mucize olmasına gelince: Kur’an fesahat ve belagat bakımından insanoğlunun ulaşamayacağı bir noktaya ulaşmıştır. Çünkü peygamber(sav), dil bakımından en fasih ve beyan bakımından en iyi ümmet oldukları halde Arapçada kök salmış Araplara Kuran’la meydan okuyordu. Peygamber(sav) zamanında Araplar belagat ve konuşma zamanında insanları hayrete ve dehşete düşürecek bir seviyeye gelmişlerdi. Bununla birlikte peygamber(sav) onların içinde 23 sene kalarak onlara en büyük şekilde meydan okuyor, Kur’an ayetlerini suratlarına vuruyor ve onların buna karşılık vermesi için elinden geleni yapıyordu.


Bazen onlardan Kur’an’dan bir sure kadar bir sure getirmelerini ve bunu yapmaları içinde istedikleri insan ve cinlerden yardım istemelerini istiyor bazen de onları bundan aciz kalmakla ve bu tür yollardan geçmeye güç getirememekle aşağılıyordu. Bu kimseler toplumda asil ve onurlu bir konuma sahipti ve peygamber(sav)’in bu tavrı çok ağırlarına gidiyordu ama yine de peygamber(sav)in isteklerinin hiçbirine karşılık veremiyorlardı.


Peygamber(sav) ile bu şekilde baş edemeyince sözlü tartışmayı bırakıp kılış ve mızrakla karşı koymaya başladılar. Fesahat ve belagatta bu kadar ileride oldukları halde Peygamber(sav) zamanındaki Araplar bile bundan aciz kalmışlarsa diğer insanlar bundan nasıl aciz kalmaz?


Kuran’ın nazil olmasının üzerinden 1300 küsur sene geçmesine rağmen (yazarın bulunduğu vakte göre) Müslüman olmayan ya da Kuran’ın bu üstünlüğüne boyun eğmeyen bir belagatçi dahi bulunmadı. İşte tüm bunlar Kuran’ın insan kelamı olmadığını tam aksine kuvvet ve kudretleri yaratan Allahu Teâlâ’nın kelamı olduğunu göstermekte olup onun peygamberliğini tasdik etmek ve sözünü gerçekleştirmek için nazil etmiştir.


Kuran’ın sadece bu yönü bile onu mucize kılmak için yeterliyken onun mucize kılan daha nice sebepler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:


•Bazı konularda gelecekten haber vermesi ve bu haberlerin Kuran’ın işaret ettiği şekilde gerçekleşmesi.


•İnsanların onu tekrar tekrar dinlemekten sıkılmaması.


•Arap ve Acemlerde bulunmayan bazı ilimleri içermesi.


•Kendisinin nazil olduğu peygamberin ümmi (okur-yazar olmayan) olmasına rağmen geçmiş olaylardan ve geçmiş ümmetlerin durumlarından söz etmesi.


Peygamber (sav)’in ümmi olmasının iki hikmeti var: Kendisine vahiy geldiğinden dolayı okumaya ve yazmaya ihtiyaç duymaması ve Kuran’ın daha açık bir mucize olabilmesi. (Zira okuma yazması olsaydı Kur’an’ı Kerim’i onun uydurduğunu iddia edeceklerdi)


Müellif: Tahir el-Cezairi,


Mütercim. Abdulhalık Ekinci


Abdülhalık Ekinci