Sayfa 2/2 İlkİlk 12
15 sonuçtan 11 ile 15 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2010
    Nereden Yer
    istanbul üsküdar
    Mesajlar Mesajlar
    174
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 73 + 2494

    Cevap: Kaderimizde kim varsa onunla mı evlenmek zorundayız?

    çabalarınıza çok teşekkür ederim gerçekten hiçbir kasıtlı kötü niyetim olmadığını sadece öğrenmek niyetiyle sorduğumu belirtmek isterim hiçbir yere bağlı değilim ilgim merakım sebebiyle risalei nurları duyduğumdan itibaren okuyup anlamaya ve yaşamaya gayret eden biriyim öğrendiğim herşeyi akıl ve kalp süzgecinden geçirip kabul etme alışkanlığım vardır şimdi konuya dönelim diyanetin yazısı doğru kadere imanın sınırlarını ayetlere dayalı çizmiş bizim konumuz bu değil hepimiz kadere inanıyoruz ki burdayız iradenin ne olduğunu niçin yaratıldığını biliyoruz imtihan sırrını anlıyoruz bunlarda sıkıntı yok iradenin net kullanılacağı alanları haram ve helalleri çok şükür biliyoruz Allahın külli dairedeki değiştirilemeyen kaderi de anlıyorum(cinsiyeti,milleti,doğumyeri ve tarihini,anne ve babayı, ölüm şekli yer ve zamanını seçememe...gibi)teslim ve rıza gösteriyor Allahın işine karışmıyorum benim sıkıntım kader konusunu arkadaş hayatımızın dönüm noktası olan evlilikle sınırlandırınca sonuçta da tamamen iradedir denilince başladı bana göre adı üstünde cüzi iradede bile görülmeyen Allahın külli iradesi hüküm sürer HZ.Adem ve havva anamızın evlilğinde irade nerdeydi?ilk cinayet kız yüzünden işlenmedi mi?kabil emredilene uymayarak habilin nasibini almak istemiş habilin evleneceği kız daha güzel hem benimle birlikte doğdu benim hakkımdır diyerek iradesini kullanınca işler karışmadı mı sonuçta Allaha bırakalım hediye sunalım kiminkini alırsa kızı o alır deyip anlaşılınca habilin hediyesi kabul edildi kıskanç kardeş ilk cinayeti işlemedi mi? hepsi kader hepsi imtihan sırrının bir parçası değil mi?peygamber (sav)efendimizin evlendirdiği Suheyb ve Hifa sahabelerin evliliğini düşünelim selamlar
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2010
    Nereden Yer
    istanbul üsküdar
    Mesajlar Mesajlar
    174
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 73 + 2494

    Cevap: Kaderimizde kim varsa onunla mı evlenmek zorundayız?

    HÎFÂ HATUN (r.anhâ)

    Kadın sahâbîlerden. Medine-i Münevvere’de güzelliği ve ahlâkı ile meşhûrdu. Tevekkül sahibi kazaya rızâ gösteren ve Hz. Resûlullah’a çok bağlı olup, her sözünü dinlerdi. Âhireti çok düşünüp, hiç aklından çıkarmazdı. Hep ahirete hazırlanıp, ona yarar ameller işlemeye çalışırdı. Hîfâ Hatun, bir gün Peygamber efendimizin huzuruna gelerek, “Ey Allah’ın Resûlü! Bana beni Cennet’e götürecek bir iş (amel) öğret” dedi. Bu arzu ve isteği üzerine Resûlullah (s.a.v.) “Önce bir erkekle evlenmen lâzımdır. Bununla dînin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Bu emir üzerine; “Ey Allah’ın Resûlü! Küfvüm, (dengim) kim olabilir? Bana Habeşistan hükümdârı Melik Necâşî evlenme teklifinde bulundu. Fakat, ben onun bu teklifini kabul etmeyip, geri çevirdim. Hatta yüz deve ile birçok zînetler veren de oldu. Onu da kabul etmedim. Bu gün ise ahirette kurtuluşun evlenmekte olduğunu buyuruyorsunuz. Yâ Resûlallah! Siz kimi beğenip, uygun görürseniz, ben ona râzıyım” dedi. Resûlullah (s.a.v.), Hîfâ Hatun’a Eshâbından kimin ismini verirse, diğerlerinin ümidsiz olacağını anlayıp, “Mescide en evvel kim gelirse, onunla evlen.” buyurdu. Sahâbîlerin hepsi bu duruma râzı oldu. Allahü teâlâ, onlara (Eshâba) öyle bir uyku verdi ki, hiçbir sahabî erken uyanamadı. Resûlullah (s.a.v.) önce kimin geleceğini merakla bekliyordu. Birdenbire Süheyb (r.a.) göründü. Süheyb, kimsesi olmayan, fakir, rengi siyaha yakın, görünüşü güzel olmayan, uzun boylu, zaif ve çelimsiz, ince yapılı bir sahabîydi. Hifâ Hâtun ise, son derece güzel ve zengindi. Resûlullah (s.a.v.) namazdan sonra Hifâ Hatun’u (r.anha), çağırarak durumu bildirdi. Hîfâ (r.anha) Allahü teâlâ’nın kazâsına râzı olduğunu, Hz. Resûlullah’a arz etti. Resûlullah (s.a.v.) bu durum üzerine hutbe okudu, nikah akdi yapıldı ve; “Ey Süheyb! Kalk bu hanımın için bir şey al. Hanımının elinden tut, evine götür.” Buyurdu. Süheyb (r.a.); “Ya Resûlallah! Dünyalık olarak yanımda ne bir dirhem gümüşüm, ne de içinde yatacak ve barınacak bir evim var. benim evim mesciddir.” Dedi. Bunları işiten Hifâ Hâtun (r. anha), Süheyb’e (r.a.) onbir dirhem gümüşlük bir kese göndererek, filanca yerdeki hazır konağı da O’na hediye ettiğini bildirdi. Süheyb’in kendisini götürmesini istedi.

    Resûlullah (s.a.v.) onlara çok duâ etti. Eshâb-ı Kirâm da, Hifâ Hatun’un bu hareketini çok övüp, Allahü teâlâ’ya hamd ettiler. Süheyb ve Hifâ Hâtun kalkıp, konağa gittiler. Yemekten sonra, yatma vaktinde, Hîfâ hatun (r.anha) “Ey Süheyb! İyi bil ki, ben sana nimetim, sen bana mihnetsin (sıkınrı veren). Sen bu nimete şükür, ben bu mihnete sabır için, gel, bu geceyi ibadet ve taatle geçirelim. Sen şükür ediciler, ben de sabr ediciler sevabına kavuşalım. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) “Cennet’te yüksek çardak vardır. Burda yalnız şükr edenler ve sabr edenler bulunur” buyurdu, dedi.

    Zifaf gecesi ikisi de Allahû teâlâ’ya karşı ibâdet ve taatta bulundular. Süheyb (R.a), Mescide geldi. Cebrâil (a.s.) geceki durumdan Hz. Resûlullah’ı haberdar etti. Cennet ve Cemâl-i ilahi ile müjde verdi. Resûlullah (s.a.v.); “Ey Süheyb, geceki halini, sen mi anlatırsın, ben mi söyleyeyim?” buyurunca Süheyb (r.a.) Yâ Resûlallah siz söyleyiniz dedi. Peygamber efendimiz (s.a.v.) durumları hakkında bilgi verdikten sonra; “Siz Cennetliksiniz ve Allahü teâlâyı göreceksiniz.” müjdesini verdi. Süheyb (r.a.) sevincinden ve Allahü teâlâyı görmek ve O’na kavuşmak aşkından secdeye kapanarak şöyle duâ etti; “Ya Rabbi! Eğer beni mağfiret ettiysen, günahlara buluşmadan ruhumu ruhumu al.” Dedi. Allahü teâlâ, O’nun bu duâsını kabul ederek, secdede ruhunu aldı. Eshâb-ı Kirâm bu duruma ağladı. Resûlullah (s.a.v.), “Daha şaşılacak şey Hifâ’nın da bu anda ruhunu Hakka teslim etmiş olmasıdır.” Buyurdu. Her ikisinin de namazını kılarak yanyana defn ettiler. Başları ucuna iki tahta diktiler. Tahtanın birine; “Bu Allahü teâlâ’nın nimetine şükr edenin kabridir.” Diğerini de; “Bu Allahü teâlâ’nın mihnetine sabr edenin kabridir.” diye yazdılar. Eshâb-ı kirâm’ın Allahü teâlâ’ya karşı aşkları ve Resûlullah’a (s.a.v.) karşı bağlılıkları bu kadar kuvvetliydi.

    Hîfâ Hatun’un tevekkülü, kazâya rızâsı ve sabrı asırlardır anlatılıp, herkes tarafından sevilip, imrenilmesine rağmen nesebi ve başka hayat hikâyesi bilinmemektedir. O gönüllerde taht kuran bir sultandı.

    1)Rıyâd-un-nâsıhîn sh. 225

    [İSLÂM ÂLİMLERİ ANSİKLOPEDİSİ//HİCRÎ BİRİNCİ ASIR ÂLİMLERİ]
    Yazar : Risale Forum

  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2010
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    1.128
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 325 + 23722

    Cevap: Kaderimizde kim varsa onunla mı evlenmek zorundayız?

    Yıldızname kardeşim evvela sana seyyah kardeşe ve diğer kardeşlere teşekkürlerimi sunuyorum...
    Okuduğum bu yazının ehemmiyetine binaen paylaşmış bulunduğum yazı hakkında düşüncelerinizi paylaşmanız benimde kader olayını gerçekten teferruatlı bir şekilde araştırmama vesile oldu.Bununla ilgili okuduğum son yazıda sizin anlattıklarınızı daha iyi anladım.Sizlerle paylaşıyorum...

    EŞ SEÇİMİ VE KADER BAĞLANTISI

    Yazar: Yasemin YAŞAR 02.10.2010 Gerek hanımlar, gerekse genç kızlarla yaptığımız kader sohbetlerinde evlilikte eş seçimi meselesinin kaderî boyutu çok konuşulan, sorulan ve tartışılan meselelerden olmuştur. Genelde evlilik adımlarında cüz-i ihtiyârînin çok devrede olmadığı, bu birlikteliğin cebri (ızdırârî) bir kaderle meydana geldiği görüşü hakim görüştür.
    Öncelikle şunu tesbit etmeliyiz ki, evlilik kaderî bir mesele olup, ister ızdırârî, ister ihtiyârî olsun meşîet-i İlâhînin asıl olduğu bir fiildir. Bu konuya bu açıdan yaklaşım, kader ile ilgili ileri geri konuşmaları engelleyecek bir kul yaklaşımıdır.

    Bu meseleyi anlamak için kaderin yani Allah’ın takdirinin şu üç şekilde gerçekleştiğini hatırlamakta fayda vardır.

    Bunlar; kul, bir şeyin olmasını ister, ancak Allah onun olmasını murad etmezse, o fiil vücuda gelmez. Eğer vücuda gelmeyen bu arzu, hayır ise, kul niyetinin mükâfatını görür. Şer ise, durum biraz daha farklılaşır, bu konu ayrı bir konudur.

    İkinci husus ise, kul bir şeyin olmasını ister, Allah da onun olmasını murad ederse, o fiil vücuda gelir. Bu fiilin yaratılmasına kulun cüz’î iradesi sebep olduğundan dolayı kul bu fiilinden mes’uldür. Hayır ise, mükâfat; şer ise ceza görür.

    Üçüncü olarak, kulun hiçbir müdahalesi olmaksızın, sırf Allah’ın dilemesi ile yaratılan fiillerdir. Bu fiillere kulun cüz’î iradesi karışmaz. Genelde Allah bir kulunu sabır veya şükür imtihanına tabi tutacaksa, o fiili cüz’î irade olmaksızın yaratır.

    İşte kaderin bu üç hükmü veçhesinden meseleye bakmak gerekir.

    Bu noktalardan hareketle, eş seçimi meselesinde iki yaklaşım bulunmaktadır. Bunlardan birisi, Allah’ın, ezelî ilmiyle, evlenecek kadın ve erkeğin cüz’î iradelerini kullanarak, birbirleriyle evlenmek isteyeceklerini bilmiş ve kaderde takdir etmiş olmasıdır. Yani “İlim, malûma tâbîdir” görüşü asıldır.

    İkinci yaklaşım ise; ya şükür ya da sabır imtihanı için kulun cüz’î iradesi karışmaksızın Allah iki kişiyi karşılaştırır ve onları evlendirir.

    Gerek ihtiyarî, gerekse ızdırârî olarak gerçekleşen evliliklerde mutluluk, uyum söz konusu ise, bu şükredilecek bir nimettir.

    Fakat esas sorun ve soruların yoğunlaştığı kısım, mutsuz evlilikler, tercih edilmeyen bir eşin kısmeti olması veya hiç tercihte bulunmadan zorla evlendirilmelerin kader bağlantısı noktasıdır. Üstelik bu soruyu soranların içinde bulunduğu konuma göre de (evli-bekâr) cevap değişiklik arz edecektir.

    Meselâ, evliliğe adım atmamış olanlar için, ızdırârî kader yaklaşımı, cüz’î iradeyi ref eden cebrî bir yaklaşım olup, insanı sorumluluktan uzaklaştırıp, duâ kapısını kapayan ve tembelliğe atan bir düşünce olacaktır. Zira insan, her ne olursa olsun, vicdanen hissettiği iradesinin hakkını vermelidir. Çünkü âyet ve hadislerde nasıl bir eş seçilmesi gerektiğine dair öğütler ve emirler bulunmaktadır. Bunlardan birisi, Peygamber Efendimizin (asm) meâlen eş seçimi ile ilgili şu hadisidir: “Bir kadın şu dört şey için nikâh edilir: Soyu, güzelliği, zenginliği ve diyaneti. Siz, dindar olanını tercih edin” tavsiyesi, tercihler için pusula niteliğindedir.

    Gelelim evlenmiş, fakat evlilik hayatında mutsuz olan, yanlış bir eşle evlendiğini düşünen kişilerin bu meseleye yaklaşımının nasıl olacağına. Biz kulların bu meselede, ızdırârî kader mi hükmediyor, yoksa ihtiyârî kader mi olduğunu düşünmekten ziyade, bir âdî şart hükmünde olan iradeyi, iradedeki meyli veya meyildeki tasarrufu hangi istikamette kullanacağımız meselesidir. Zira kişi iradesini kullanır, Cenâb-ı Hak da meşîet ederse, bu evlilik gerçekleşir.

    EŞ SEÇİMİNDE TERCİHLERİN ALT YAPISI VE NİYETLERİN BELİRLEYİCİLİĞİ

    Evlilik bir anda, bir görüşte olan bir tercih değildir. Hakikatte yapılan her tercihin bir alt yapısı ve niyet temeli mevcuttur. Kişinin küçüklüğünden beri yaşadığı çevreden edindiği izlenimleri, genetik yatkınlıkları, kültürel değerleri ve her şeyden önemlisi, ergenlikle beraber kazanmış olduğu temyiz yeteneği ve kendi hayat görüşü, mânevî alt yapısı, niyeti ve niyetindeki samimiyeti, tercihlerini belirleyici, belki de hâl diliyle yaptığı duâlar nev'îndendir.

    İşte meseleye bu zaviyeden bakıldığında, inandığı değerleri hayatında tercih ettirici sebepler olarak değerlendirmeyenlerin iman ve amel, inanç ve yaşantı arasında derin farkları olan insanların ve böyle önemli bir meselede duâ etmeyenlerin yanlış tercihler yapma ihtimali yüksektir.

    Evet, insan nefsini günahlarla ve haramlarla beslerse ve nefsi kuvvetlenirse, artık bu kimsenin akıllı ve imanlı olması yeterli olmayacaktır. Aklı tasvip etmemesine, imanı rıza göstermemesine rağmen günahlara, yanlışlara yönelebilecektir. Hatta bu günah ve yanlış tercihlere imanından feryatlar yüksele yüksele sürüklenecektir. Çünkü insanda nefis ve vehim beraber çalışırsa, akıl ve kalp mağlûp olur ve o insanın hayatında anlık lezzetlerin peşinde koşan nefis hâkim olacaktır. Bu da otomatik olarak hayatının yol kavşakları olan hayır ve şer noktalarında tercihlerini hep yanlışta kullanmasına sebep olacaktır.

    Bizler meşiet-i İlâhiyeyi sorgulamak durumunda değiliz. Zira Bediüzzaman, “Kaderi tenkit eden başını örse vurur kırar” demiştir. Fakat cüz’i ihtiyarımızı, meyillerimizi ve inayet-i İlâhiyenin celbine vesile olacak tavır ve davranışlarımızı kontrol edebiliriz. Bu yüzden irademizin hakkını verip, bu tercihlerimizi Kur’ân ve sünnete göre belirlediğimizde Cenâb-ı Hak da meşîet ederse, hayırlı ve mutlu evlilikler gerçekleşecektir. Bu bir şükür vesilesidir. Fakat yine cüz’î ihtiyar ile Kur’ân ve sünnet dikkate alınmaksızın, nefsî tercihler sonucunda da Cenâb-ı Hak meşiet ederse, bu sefer mutsuz ve kötü evlilikler gerçekleşebilecektir.

    Bir de meseleye ızdırârî (cebrî), yani cüz’î irade devreye girmeksizin oluşan evlilikler açısından bakmak gerekecektir. Zira bir çok insan da evlilik tercihinin hâl-i hazırda yaşıyor olduğu insan olmadığını, hiç düşünmediği tarzda bir insanla hayatını birleştirdiğini söylemektedir. Bu durumda kişi, eğer hayırlı bir niyet edinmiş, tercihini Kur’ân ve sünnet ışığında belirlemiş, fakat Cenâb-ı Hak böyle bir eş nasip etmemiş olabilir. Bu durumda kişi, iyi niyetinin mükâfatını alacaktır. Böyle bir meselede kişinin dünya ve ahiret kaybına uğramaması ve ruh dünyasını bozmaması için şu şekilde yaklaşım tarzında bulunması sağlıklı olacaktır.

    Eğer ızdırârî kaderle gerçekleşen mutlu bir evlilik yapmışsa, bu şükür imtihanı anlamına gelir. Fakat birbirine münasip olmayan, mutsuz bir evlilikse, o zaman kişi sabır imtihanına girdiğini düşünmelidir. Kısmetine rıza göstermek, samimiyet ve ihlâsı bozmamak ve sabretmek şartıyla, neticede ya bu dünyada er geç mutluluğu ve huzuru yakalayacak ya da sabrı neticesinde cennetin anahtarını bu evliliğin neticesinde kazanacaktır. Üstelik Allah hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez. Her dağa kaldırabileceği kadar kar yağar. Bu yaklaşım, kaderi tenkit etmekten ve kişinin psikolojisini bozulmaktan kurtaracak doğru bir yaklaşım olacaktır.

    Allah’ın meşîetini insanın sorgulama hakkı yoktur. Nasıl annemizi, babamızı, cinsiyetimizi ve milliyetimizi biz belirlemiyor ve itiraz etmiyorsak, bu durumu da aynı şekilde değerlendirmek kulluğa yakışan tavır olacaktır. Bir çok peygamber kendi iradeleri devreye girmeksizin, Cenâb-ı Hakk’ın meşietiyle türlü türlü zor imtihanlara tâbi tutulmuşlardır. Hazret-i Eyyüb’ün sabır imtihanı, Hazret-i Yusuf’un nefis imtihanı hep bu nevdendir.

    Allah’ın âdil olduğu ve hikmetsiz iş yapmadığı akıldan çıkarılmamalıdır ki, kişi başına gelenlerle ve yaşadıklarıyla Allah’ı ve kaderi suçlamasın. Zirâ bu hal, kulun kaybı anlamına gelir.

    Hâsılı, hiçbir kul günahtan, yanlışlardan hâlî değildir. Bu yüzden her iki halde de, yani evliliğini, gerek ihtiyarî, gerek cebrî kaderin hükmüyle gerçekleştirmiş olsun, en doğru yaklaşım, “İyilikler Allah’tan, kötülükler kendi kusurum sebebiyledir” yaklaşımı, kul yaklaşımıdır. Olumsuz olan her şeyde, musîbet, mutsuzluk, sıkıntı ve belâlarda kullanabileceğimiz anahtar bir cümle niteliğindedir. Çünkü bu yaklaşım insanı çözümsüzlük, ümitsizlik, mutsuzluk ve sıkıntıdan kurtaracak; kişiyi kendi dünyasına çevirip, özeleştiri yapmasını sağlayacaktır. Aksi yaklaşımda, sıkıntı ve mutsuzluğun sebebi olarak ya kaderi suçlayacak, ya çevreyi, ya eşini, ya şartları…

    “İyilikler Allah’tan, kötülükler kendi kusurum sebebiyle” yaklaşımı aynı zamanda nefsi terbiye etmeye yönelik bir düşüncedir. İnsanı ciddî anlamda kulluğa çeken, istiğfar, tevbe ve duâları arttırmaya dâvet eden, musîbetlere, sıkıntılara ve mutsuzluklara Cenâb-ı Hakk’ın emirber bir neferi mülâhazasıyla yaklaşmaya sebep olan bir düşünce tarzıdır.

    Biz kullar, böyle önemli olan izdivaç meselesinde bize düşen kısmı düşünüp, hayatımızın bize bakan veçhesini kontrol etmeye çalışmalıyız. Böyle önemli kararlarda tercihlerimizi hayırdan yana kullanmak için, inandığımız gibi yaşamaya ve inayet-i İlâhiyeyi celb edecek davranışlarla hayatımızı tanzim etmeye çalışmalıyız. Bu, evlilikten önce de, evlendikten sonra da kul olarak yapabileceğimiz ve bize düşen bir yaklaşımdır.

    İnsan esbap dairesinde yaratıldığından, Müsebbibü’l-Esbab’a tam itimat etmekle beraber, her zaman sebepleri yerine getirmekten mes’uldür. Sebepleri yerine getirmek, (iradeyi, rıza-i İlâhî doğrultusunda kullanmak) isteneni icat değil, beklenen neticeyi hâl diliyle Cenâb-ı Hak’tan dilemek için bir vaziyet almaktır.

    Ayrıca hayatiyet arz eden önemli tercihlerde isabetli olabilmek için ihlâslı olmak çok mühimdir. Zira Allah, kötülükler ile insanın meyilleri arasına ihsan ve lütufla girer. Fakat bu ihsanı, ancak ihlâslı kulları içindir. Bundan başka istişareli adımlar atmak, araştırıp sormak, danışmak insan tercihlerinde yol gösterici olacaktır. Çünkü hiç kimse yok ki, istişareye ihtiyaç duymasın.

    Netice olarak, Maturidî akidesine göre meseleyi ele alacak olursak, her hayırlı işin de, kötü işlerin de mebdei, şart-ı âdî de olsa, cüz’î iradedir yaklaşımı, kulluğa yakışandır.

    Bu meseleye bir de şans açısından yaklaşanlar vardır. Zira şans, kişinin kendisini gelecek şeye, hazır tutabilme hâlidir. İnsanın bütününü görmediği bir tablonun herhangi bir yerine kondurduğu bir noktanın doğru yerde olduğunu iddiâ etmesi mümkün değildir. O halde, gelecekte olana karşı kendini nasıl hazır tutacaktır, esas mesele bu olmalıdır. Bunun yolu, kişinin kendini eğitmesi, meyillerini temyiz etmesi, iç disiplini sağlaması, manevî hayatının sağlığı için önemli olan iki ayağı (akıl-kalp) beslemesi, niyetlerini düzeltip, o niyetin de ruhu olan ihlâsı kazanmasıyla mümkün olacaktır.

    Demek ki mutluluk da, mutsuzluk da insanın iradesiyle şekillenir, ama tek başına insanın dahli olamaz. Belki şöyle düşünmek yerinde olacaktır, mutlu bir evlilik, iyi bir eş için insanın yapabilecekleri ile İlâhî lütfa katkıda bulunması doğru olanıdır. Elbette herşey kaderde takdir edilir. Fakat bu takdir, insanın iradesi, tercihi, niyeti hesaba katılmadan yapılmamaktadır. Ayrıca onun takdirinde de bir kısım maslahatlar, faydalar, hikmetler vardır. Allah, yaratmasında hikmete veya benim tercihlerime göre iş yapma mecburiyetinde değildir. Ancak O’nun ilmi de, hikmeti de her şeyi kuşatmıştır.
    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum

    Uzakta olmak ayrılığa neden olmadığı gibi, aynı yerde olmak da birlikteliğe yetmez.Bizim yolumuz gönül yoludur .Gönül de mekan istemez...

  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2010
    Nereden Yer
    istanbul üsküdar
    Mesajlar Mesajlar
    174
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 73 + 2494

    Cevap: Kaderimizde kim varsa onunla mı evlenmek zorundayız?

    Gerçekten ayrıntılı bir araştırma olmuş bende çok istifade ettim Allah razı olsun
    Yazar : Risale Forum

  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jan 2012
    Mesajlar Mesajlar
    34
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 0 + -4

    Cevap: Kaderimizde kim varsa onunla mı evlenmek zorundayız?

    sanki herşey insanın iradesiyle oluyorda herşeyi biz yapıyoruz ya herşey allahtan hayırda şerde ama yaptığımız günahlardan biz sorumluyuz öyle oluyor çünkü biz dünyada imtihanız ve seçimimizi o yönde kullandık allahta biz seçtiğimiz için tabiki izin veriyor hayırda şerde allahtan çünkü.ben illaki hayırsız biriyle evlenmek istiyorsam ve allah onu veriyorsa bana sonuçlarınada katlanmam lazım allaha dua edip onun hayırlı olmasını isteyebiliriz yada hayırlısıysa olsun diyebiliriz.ama yinede hayırsızsa yapacak bişey yok.sonucuna katlanacaz.demekki biz hayırsızız allahta karşımıza hayırsız çıkarıyor yada imtihan diyecez.allahın lütfu ve onun razı olması çok önemli.allaha,kuranına peygamberine itaat edersek allahta bizi yüceltiyor etmessek hiçbirşeyimiz rast gitmiyor.
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222