Bediüzzaman ve Jorge Luis Borges Salih G. SEVGİCAN

Kuzey Avrupa'nın yüzde 80’lere varan oranlarda ateist olduğu hep belirtilir. Fakat bu tespit kiliseye üyeliği olmayan veya kaydını sildirenler üzerinden yapılıyor. Bu da bizi kilisenin inanç anlayışının halk ve halkın vicdanı tarafından kabul görmediği sonucuna götürüyor. Ateist olarak tanımlanan kişilerle konuştuğumuzda ise yüce bir varlığa inanç kırıntılarının olduğunu gözlemliyoruz. Genel olarak Avrupa Birliği ülkelerinde sıklıkla karşılaşılan bu ateist oranlaması tam olarak ve ciddi bir anketle ele alınması gerekiyor. Mesela Norveçlilere bakacak olursak, tarihte kendilerinin zaten Hıristiyanlığı zorla ve kanlı bir biçimde kabul ettirildiklerini söylüyorlar. Hatta bizzat tarih kitaplarında bu yazılı. Bugün İzlanda halkının aslında o zaman Hıristiyanlığı kabul etmeyip isyan çıkartanlar ve ülkeden kaçan Norveçliler olduğunu görüyorsunuz.
"Tanrı+Kutsal Ruh+Oğul" inancının insan fıtratında kabul görmediğini gözlemliyorum. Çünkü bir iğne ustasız olamayacağı gibi, bir köyde de bir muhtar olur. İki ve üç muhtar olmuş olsa idi ayrılık ve kargaşa sebebi olacaktı. Bugün -Aleksis Russell'in ifadesiyle- Avrupa gençliğinin yaşantısının sokak hayvanlarının yaşantısından farkı çok yok. Günümüzde hakiki imana dayalı bir görüş ve inanç geliştiren Risale-i Nur'lar ve Bediüzzaman, en temel sorunumuzun hakiki iman etmede yaşandığını ifade ediyorlar bize. Tahkiki iman, taklitten ve gelenek görenekten sıyrılıp, kalpte boy atmadan, bir insanın tam manasıyla kendisine şah damarından daha yakın Rabb'ini idraki mümkün olamayacaktır.
Hayatı ve yaşamı, tabiat ve toplumu sağlam bir kafa ve selim bir kalp ile anlamak ve çözümlemek, İman ehline mahsus olmuştur. Yoksa hayat ve tabiat insana sadece hüzün vermiştir. İman etmeyen bir akıl, içinde taş bulunan ayyakkabı gibidir ki insanı sürekli rahatsız eder. Ebedi yaşama isteği, bu dünyada tatmin edilemediğinden, devekuşu misali gözler kapatılmış ve çılgınca eğlencelerle zaman geçirilmeye çalışılmıştır. Hayatın sonlanacak olması, iman etmemiş bir insan için zulümlerin en ağırıdır.
Çok etkilendiğim bir şiir ile karşı karşıya geldiğimde dediklerimde haklı olduğumu anladım. 85 yaşında İngiliz kökenli fakat Arjantin'de yaşamış edebiyatçı Jorges'in çırpınışlarını gördüğümde kendime geldim. Öteki hayata dair inancı olmayan ve sadece bu dünyada yaşamını sürdüreceğini düşünen bir insanın (esasında genelde Avrupalının inançsız dünyasının resmidir bu şiir) psikolojisini çok açıkça yansıtıyor. Aklıma Jorges ile aynı yaşlarda, 87 yaşında vefat etmiş olan Bediüzzaman'ın enfes sözleri geldi. Sizden ricam ilkin aşağıdaki şiiri okuyun ve kendinizi o 85 yaşındaki ihtiyarın yerine koyun. Sonra da Bediüzzaman'ın sözlerini odanızda yüksek sesle bir okuyun. İşte dünyada karşımıza çıkan iki hat : İman ve Küfür, Nur veya Zulmet.
AN'LAR
Yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...
(Jorge Luis Borges)
Aşağıda ki alıntıyı, karşınızda Jorges Luis sizi dinliyormuş gibi okumayı deneyin. İnanın, bütün Jorges'lerin neden elinden tutmamız gerektiğini daha iyi kavramış olacağız.
Bediüzzaman, şefkatle çağrıda bulunur :