Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 1/3 123 SonSon
21 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    ALLAH


    Bu Rubûbiyet sıfatlan ile müttesif, gerçek varlığı ile münferit olan varlığın ismidir. Çünkü ondan başka her varlık bizatihi varlığa müstahak değildir. Zira varlığı kendinden değildir. Zatı itibari ile helâka (yok olmaya) mahkumdur...

    Evet, Allah'tan başka her varlık helâka mahkumdur. Yok olacaktır, baki kalacak olan, ancak ve ancak O'dur!

    Lafza-i Celâl bu mânâyadır. Onun asıl kökü hakkında yani (Allah) kelimesi hangi kelimeden meydana gelmiştir hususundaki ileri, geri fikirlerin serd edilmesi insana, beyhude çabalamaktan ve yorulmaktan başka bir şey kazandırmaz.



    Faide


    Şunu iyi bil ki, bu isim, (Allah) Allah'ın doksan dokuz isminin en büyüğüdür! Çünkü bu, içinden hiç bir şey müstesna olmaksızın, bütün ilahi sıfatlan cem eden zâte delâlet etmektedir.. Diğer isimleri ise, ilim, kudret, fiil gibi yalnız ifade ettikleri mana birimlerine delalet etmektedir..

    Ve yine bu isim, Allah'tan başkasına, ne hakikat ve ne de mecazen delâlet etmeyeceği cihetiyle, bütün isimlerinden daha ahasdır. Yani daha özellik ve hususiyet ifade etmektedir.. Diğer isimler ise, böyle değildir. Ondan başkasına da itlâk edilip çağırılabilir: Kadir, Âlim, Halim gibi.. İşte bu iki sebeptendir ki, Allah ismi, bütün isimlerin en büyüğü olmuştur...



    Bir İncelik


    Diğer isimlerin mânâları, kula sübutu itibarıyla da tasavvur edilebilir. Hatta merhametli kişiye rahim, bilsin olan kişiye âlim, sabırlı olana sabûr, çok şükredene şekûr denebilir. Tabii Allah'a denmesiyle kula denmesi arasında farklar vardır. Lakin "Allah" ismi ise her ne suretle olursa olsun Allah'tan başkasına itlik edilemez.. Yukarıda arz ettiğimiz gibi, ne hakikat cihetinden ve ne de mecaz cihetinden.

    Bu ismin bu özelliği itibarı iledir ki, Es'sabûr, Eş'şekûr, el'cebbar, el'melik gibi isimler Allah'a izafe edilerek: "Bunlar Allah'ın isimlerindendir,) denilmiştir de, Allah ismi, Sebûr ve Şekûr'ün isimlerindendir denilmemiştir. Zaten denemez de!

    Neden mi? Çünkü, bu isim (Yani Allah ismi) ilahi mânaların hepsini içine alma itibarı ile daha şümullü ve daha kuvvetli olduğundan, başka isimle tarif edilmesine hacet kalmamıştır. Diğerleri ise ancak O'na (Lafza-i Cellâl'e) izafetle tanımlanmıştır...



    Tenbih


    Kulun bu isimden nasibi, son derece teabbud olmalıdır. Yani Allah'a bütün kalbi ile bağlanmalıdır. Hem de öylesine ki, Sözü ondan başkasını görmemeli, ondan başkasına iltifat eylememeli, ondan başka hiç kimseden bir dilekte bulunmamalı (yani kimseye boyun eğmemeli), ondan başkasından' korkmamalı!. "Bu niçin olmasın ki, O bu isimden, O'nun (Allah'ın) gerçek varlık olduğunu, O'ndan başka ne varsa, bütün her şeyin fani, boş ve yokluğa mahkûm olduğunu anlamıştır....

    Evet kişi, her şeyden önce kendisinin de yok olacağını her fani gibi hayata gözlerini yumacağım bilmelidir. Nitekim Resûlüllah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem kendisini yok saymış da şöyle buyurmuştur: Arab'ın söylediği beyitlerin en doğrusu Lebid'in şu sözüdür: "Allah'tan mâada her şey boştur."





    Benzer Konular
    Abdülkadir Şehitoğlu - Esmaü'l Hüsna 99
    Abdülkadir Şehitoğlu - Esmaü'l Hüsna 99 İyi seyirler.. Orjinal dinlemek isteyenler için; sadece burada bulabildim.. Esma-99 Allahın Güzel İsimleri / TTNET Müzik
    Esmaü'l Hüsna - 1
    Esmaü'l Hüsna - 1
    Esmaü'l Hûsna-Flash
    Esmaü'l Hûsna-Flash
    Esmaü'l_Hüsna ve Şerhi
    Esmaü'l_Hüsna ve Şerhi Sabur : Çok sabırlı, sabreden, cezayı erteleyen As-Sabur : The Patient One who is characterized by infinite patience. * Bu isim Kur'an-ı Kerim'de
    Esmâü'l-Hüsnâ üzerine
    Esmâü'l-Hüsnâ üzerine Dünyanın üç yüzü vardır. İnsanların mânevî de­receleri veya alçalışları da buna göredir. Birinci yüzü; “Dünya bir leştir. Onun talipleri, onun kelp­le­ridir (köpekleridir)” mânâsında, hadis olarak rivayet
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    ER'RAHMAN ER'RAHÎM


    Bu iki isim, rahmet kökünden gelmedir, Rahmet (esirgeme) esirgenmiş bir varlığı gerektirir, ihtiyaçsız bir esirgenmiş ise kabili tasavvur değildir. İşte bu isimle, kast etmeden, murat etmeden muhtacın ihtiyacı (ihtiyarı olmadan) karşılanır. Öyleyse muhtaç olan kişiye Rahim denemez!

    Bir ihtiyacı karşılamak isteyen kimse, eğer o ihtiyacı karşılamaya gücü yettiği halde karşılamazsa ona Rahim denmez, çünkü iradesi tamam olsaydı mutlaka o ihtiyacı karşılardı. Eğer ihtiyacı karşılamaktan aciz ise, içinde şefkat ve merhamet duygusu taşıdığından dolayı kendisine Rahim denebilir.. Lakin ne var ki onun merhameti noksan sayılmış olur. Zira tam rahmet merhamet iyiliğin muhtaçlara izafesiyle ve onlara gerçekten istemesiyle mümkün olur. Umumi Rahmet (Esirgeme) ise, hak edene de, etmeyene de şamil olan bir' merhamet (esirgeme) dir.

    Allah'ın Rahmeti (Esirgemesi) hem tamdır, hem de şümulüdür.

    Tamdır: Çünkü muhtaçların ihtiyaçlarını gidermek istemiştir ve bizzat tam manâsıyla gidermiştir...

    Şümullüdür; Zira, O, Rahmeti hak edene de, etmeyene de şamil olmuş, dünya ve ahirette duyulacak her türlü zaruret ve ihtiyaçları kapsamıştır... Şu halde mutlak ve gerçek Rahim (esirgeyici) O'dur!...


    Bir İncelik



    Rahmet (esirgeme), merhamet eden kimseye arız olan hüzün verici bir duygu olmaktan hali değildir, Rabse şüphesiz ki bu gibi şeylerden münezzehtir. Bu sebeple belki bunun rahmet anlamında bir noksanlık olduğunu sanırsın. Oysa bu; O'nun hakkında noksanlık değil, bilakis kemal (mükemmellik) dir.

    Noksan değildir. Çünkü, Rahmetin (esirgemenin) mükemmelliği; semeresinin kemâliyledir. Muhtacın ihtiyacı tam manasıyla karşılanınca, esirgenen kişinin, asıl merhamet edenin elem duygusunda herhangi bir rolü olamaz!. Merhamet eden kimsenin elem duyması, kendi şahsının zaafına ve noksanlığına delalet eder. Muhtacın ihtiyacı gerçek manada karşılanınca bu bir şey ifade etmiş olamaz.

    Bunun esirgeme anlamında mükemmel olmasına gelince: Esirgeyici, hiç şüphe yok ki, kendi nefsinde duyduğu bu acıma hissini, muhtaç durumda olana yardım etmek suretiyle bertaraf etmek ister. Bu, her ne kadar zahiren ona noksanlık iras edeceği hissini verirse de, asıl gaye muhtaç durumda olan kişinin ihtiyacını karşılamaktır. Yoksa kendi vicdani üzüntüsünü dindirmek değildir. Öyleyse, esirgeyici için böyle bir noksanlık kabili tasavvur değildir..


    Faide


    RAHMAN (ismi) Rahim (isminden) daha hususilik ifade eder. Bu sebepledır ki, Allah'tan gayrisine bu isim konamaz. Rahim ismi ise, Allah'tan başkasına da itlâk edilebilir. Bu yönden Rahman ismi Allah'ın Âlem (Zat) ismi olan "Allah" ismi ne yakındır. Her ne kadar bu isim Rahmet kökünden gelme ise de gerçek budur. Bu sebepledir ki Cenab-ı Hak, her iki ismi şu ayette bir arada zikr etmiştir:

    "De ki: Gerek Allah diye ad verin, gerek Rahman diye ad verin, hangi adı verirseniz nihayet en güzel isimler onundur"


    İşte bu yönden ve birde sayılan Allah isimlerinde teradüfü önleme keyfiyetinden dolaydır ki, her iki ismin arasını ayırt etmek gerekmektedir. Rahman isminin ifade ettiği mana Rahim isminin ifade ettiği mânâdan mutlaka farklı olmalıdır. Yalnız Ahiret saadetini vermek (Mü'minlere) anlamında olan Rahim isminden Rahman ismi şu bakımlardan farklıdır;

    Rahman ismi icabında Allah insanları önce yaratmıştır, sonra mü'minleri imana ve mutluluk sebeplerine hidayet etmiştir. Daha sonra da onlan ahirette mutlu kılmıştır. Dördüncü olarak da onları, kendi Cemal-i İlahisini müşahede etmek şerefine nail ve mazhar etmiştir...



    Tenbih


    Mü'minler bu isimden ne elde edebilirler?


    Mü'minler bu isimden şunu elde edebilirler. Önce Allah'ın gafil kullarına merhamet edip onları olanca güçleriyle Allah yoluna vaaz ve nasihat etmek suretiyle çevirirler. Böyle bir teşebbüste bulunduklarında şiddet yolundan ziyade yumuşaklık ve şefkat yollarını tercih ederler: Asilere de merhamet sözü ile bakarlar, eziyet ve zulüm nazarı ile değil...

    Mü'minin başlıca sayesi, insanlardan sadır olan her masiyet sanki kendi nefsinden sadır oluyormuş gibi, o masiyeti onlardan bertaraf etmeye olanca gücüyle çalışmak ve bu suretle onları Allah'ın gazabına uğramaktan kurtarmak olmalıdır.

    Mü'minin "Rahim" isminden istifade edeceği hususta şudur:

    Gücü yettiği kadar muhtaç durumda olan kimselerin ihtiyacını karışılar, yanında ve memleketinde ihtiyacını karşılamadığı hiç bir fakir bırakmaz. Muhtaçların ihtiyaçlarını ya para ile ya da nüfuzu ile veyahut hayra delâlet etmekle, daha olmazsa zengin ve söz sahibi olan kişilere başvurmak suretiyle karşılar. Bu saydıklarımızdan aciz olursa, o zaman ona hayırlı dualar yapmak suretiyle onun hüzün ve kederini paylaşır...



    Bir Soru Ve Bir Cevap



    Allah'ın Rahim ve Erhamerrahimin (merhamet edicilerin en merhamet edicisi) olmasının manası nedir? Mademki Rahim, zarara uğramış, hasta, işkenceye maruz kalmış, bela ve musibetlerle karşı karşıya gelmiş kişilerin imdadına koşup kurtarmaktır. Mademki Hak Tealâ her belayı, her fakrü zarureti önlemeye, her hastalığı bertaraf etmeye kaadirdir. Öyleyse neden dünya hastalarla, muhtaçlarla doludur? Kullarını neden böyle işkenceler içerisinde kavranır bir halde bırakmaktadır?



    CEVAP:


    Bu suali bir misalle cevaplandıralım. Bir küçük yavruyu ele alalım, hastadır. Ameliyat edilmesi gerekmektedir. Annesi acıdığı için bir türlü onu ameliyat masasına, cerrahi müdahalede bulunacak operatöre teslim etmek istemiyor. Babası ise ameliyat olmasında karar!!...

    Cahil zanneder ki, anne babadan daha merhametlidir. Bak anne evlâdı için nasıl telaşlanıyor ve ameliyata kıyamıyor, der. Akıllı kişi ise hiç de böyle düşünmez. O, babanın daha merhametli olduğuna inanır. Çünkü baba onu devamlı sancıdan kurtaracak... Bunun için de muvakkat acılara tahammül etmesine göz yumacaktır..

    Çünkü az ve geçici acılar sancılar ilerde gerçek sıhhate vesile olacaksa nazarı itibara alınmaz. Onlara kötü nazar ile bakılmaz. Bilakis iyidir gözü ile bakılır. Çünkü onlar iyiye bais olacaklardır.

    Rahim (merhamet edici) ye gelince, hiç şüphe yok ki, merhamete muhtaç olan kişiye merhamet etmek ister... Sonra varlık âleminde hiç bir şer yoktur ki "Hayrı" içinde bulundurmasın. Şer, büsbütün ortadan kaldırılmış olsaydı, içinde bulundurduğu hayrı da beraberinde alıp götürecekti. İçinde bulundurduğu hayırla beraber ortalardan kaybolmasıyla şüphe yok ki daha büyük serler ve zararlar ortalığı dolduracaktı...

    Mikrop almış bir eli düşünelim. Bu eli kesmek, zahiren her ne kadar kötü görünürse de, bütün bedenin selameti gibi büyük bir mutluluğa vesile olacağından onda sonsuz hayırlar gizlidir. Çünkü eli öyle kendi haline terk etmek bütün bedenin helakine sebep olur. Böylelikle şer, olduğundan daha da zararlı ve yaygın bir hal alır. Şu halde bütün bedenin selameti için bir elden olmak şer değil, bilâkis hayırdır. Eli kesmek bizzat bedeni kurtarmak için murat edilmiştir. Elin kendi uzviyetini kurtarmak için değil de bedenin selameti için kesilmiş olması, asıl gayenin eli değil de bedenin kurtulması olduğunu ortaya çıkarmıştır,. Netice olarak her ikisi de iradede yer almıştır. Ancak şu farkla; birisi kendi zatı için arzu edilmiş, diğeri ise başkasını kurtarmak için istenmiştir.. Kendi zatı için murat edilen, her zaman için başkası için murat edilenden önce gelir. Bu sebeple Cenab-ı Hak "Rahmetim gazabımı sevk etmiştir" buyurmuştur.

    Şimdi bu Kudsi Hadisi inceleyelim:

    Not
    Allah'ın gazabı, şerri murat etmesidir. Çünkü şer de (kötülük de) O'nun iradesiyle meydana gelir.


    Rahmeti ise Hayrı (iyiliği) murat etmesidir. Hayır da onun iradesinin bir neticesidir. Lâkin hayrı, bizzat hayrın kendisi için murat etmiştir. Şerri, bizzat kendisi için değil, içinde bulundurduğu (insanlara meçhul ve kapalı olan) hayır için murat etmiştir. Demek ki, şer (kötülük) bizzat kendisi için maksud değil, içinde sakladığı hayır için kasd edilmektedir. Şu halde hayır, kendisine vusul için bazı arazları gerektirmektedir.

    Böyle olan bir şey, rahmete engel olabilir mi hiç? İmdi içinde hiç bir hayır saklamayan bir şer aklına gelirse veyahut hayrı serde değil de başka yönden tahsil edilmesi mümkündür dersen, o zaman bu iki vehmi sana ilham eden cüce aklını suçla! (Neden mi?)

    Şerrin içinde hayır yok demen, daha doğrusu böyle bir hükme varman, cüce aklının gerçek marifete nüfuz edememesinden ileri gelmektedir. Çünkü sen böyle düşündüğünde, ya ıstıraptan kurtulmak için ameliyatı kötü ve tehlikeli gören sabi, veyahut da maktulün ölümünü şer kabul ettiği için kısasla öldürülen kişinin idamını şer kabul eden ahmak gibi olursun.

    Ahmak kısasla olan umum menfaati, insanlığın selâmet ve saadetini düşünememiştir.

    Tek şahısta görülecek bir şer'in kaldırılmasıyla, umumun hayrına vesile olacak genel bir hayra tevessülün sırrını anlayamamıştır. O öyle düşünüyor veyahut öyle olmasını istiyor diye hayır olan şey ihmal edilir mi hiç?..

    "Hayrı şerrin dışında tahsil etmek mümkündür." gibisinden aklını kurcalayan vehme gelince. Bu da ince, her aklın idrak edemeyeceği gayet muğlâk bir keyfiyet arz etmektedir. Zira her muhal veya mümkün olan şeyin imkanlılığı veya imkansızlığı, ne bilbedahe ve ne de azıcık bir düşünce bir nazarla anlaşılmaz, bilâkis bu, derin ve geniş düşünceleri gerektirir ki, bir çok kimselerin içinden çıkabileceği iş değildir bu...

    Öyleyse bu iki vehmi sana ilham eden aklını suçla da Allah'ın merhamet edicilerin en merhamet edicisi olduğu ve Rahmetinin de gazabını sebk ettiği hususunda asla tereddüde kapılma. Şerri murad eden kimse hakkında, bunu bizatihi şer için murad ediyor, öyleyse o, Rahmet ismine müstahak değildir diyerek şüphecilik yollarını arama!

    Şerrin ifşasını engelliyen örtüyü kaldırdığımızda mahzı hayrın su yüzüne çıkacağını söyledik. İman et (yeter) beni ifşa ya zorlama!' Ben sana şifreyi verdim, eğer işaret ve şifreden arılıyorsan bu kadarı sana yeter...



    Beyit:


    "Eğer diriye çağırsaydın mutlaka duyururdun; lakin ne yazık ki çağırdığın kişide hayat yoktur!..."


    Bu birçok kimselerin düşündüğüdür.. Onun için böyle bir açıklamada bulundum, Yoksa Allah'ın kader hakkındaki sırra vakıf olan kardeş bu söz sana değildir. Sen zaten bu sibi açıklamalara ve tenbihlere muhtaç değilsin.
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi


    EL'MELİK


    O, öyle bir varlıktır ki, ne zatında ve ne de sıfatında hiç bir varlığa ihtiyacı yoktur. Bilâkis her şey zatın da, sıfatında, mevcudiyetinde ve bekasında ona muhtaçtır!

    Şu halde ondan başka her şey O'nun memlukûdür..

    O'nun ise hiç bir şeye ihtiyacı yoktur! İşte Melik-i mutlak O’dur!..



    Tenbih


    Kulun mutlak melik olması hiç düşünülemez. Çünkü onun her şeyden müstağni olduğu söylenemez.. Allah'tan başkasına ihtiyacı olmasa bile, mutlaka daima Allah'a muhtaçtır. Sonra ona herkesin, her şeyin muhtaç olduğu da düşünülemez. Zira ona muhtaç olmayan birçok varlıklar vardır da o farkında değildir., Lakin kendisinin bazı şeylere muhtaç olmaması düşünülünce onun Melik olduğu zannı hâkim olur.

    Kullardan gerçek Melik o kişidir ki; Allah'tan başka kimsesi olmaz.. Allahtan gayri her şeyden alakasını keser, bununla beraber asker ve halkının kendisine itaat ettiği boyun eğdiği ülkeye sahip olur.. (Nasıl mı?)

    Şöyle: Çünkü onun öz ülkesi kalbi ve kalıbıdır. Askerleri ise, gazabı, şehveti, hava hevesidir. Halkı ise; dilli, gözleri elleri ve sair azalarıdır....

    O, bütün bunlara hâkim olup da kendisine boyun eğdirirse, işte kendi iç dünyasında sultanlık derecesine yükselmiş demektir..

    Bir de buna insanlara karşı olan ihtiyaçsızlığı ve herkesin gerek dünya hayatında ve gerekse ahiret hayatında kendisine, muhtaç olduğu hususu eklenirse işte o zaman yeryüzünün sultanı olmuş demektir ki bu, Peygamberlerin (Allanın selamı üzerlerine olsun) rütbesidir. Çünkü O'nlar, ahiret hayatına hidayet etme hususunda Allah'tan başka hiç kimseye ihtiyaçları yoktur, herkes kendilerine muhtaçtır...

    Meliklik hususunda; Peygamberleri, onların varisleri olan âlimler takip ederler, onların sultanlık derecesi de, kulları irşat edebilmek yeteneğiyle ölçülür.

    Evet, bu niteliklerle kul melekler derecesine ulaşır ve Allah'a yaklaşabilir. Bu mülk hakimiyet kendilerine gerçek melik olan, mülkünde ortağı bulunmayan Allah tarafından ihsan edilmiştir.

    Emirlerden biri, ariflerden birine:

    Ne ihtiyacın varsa söyle. Dediği zaman, arifin kendine verdiği cevap ne de arif’anedir.

    Ben senden ne isteyeceğim ki, benim iki kölem vardır ki onlar senin efendindir..

    Neymiş onlar bakalım?

    Biri hırs, diğeri heva ve heves... İşte ben bu ikisinin sırtını yere getirip onlara hâkim oldum, sen ise bunlara yenildin. Onlar sana hâkim oldular. Demiştir.

    Adamın biri, bir şeyh’ten kendisine nasihatte bulunmasını rica edince Şeyh ona dedi ki:

    Dünyada da, ahirette de melik ol. Adam bu sözü duyunca şaşırdı ve tekrar sordu:

    Nasıl yani?

    Dünyaya karşı olan hırs ve şehvetini kesersen, hem dünyada hem ahirette sultan olursun. Çünkü sultanlık hürriyet ve ihtiyaçsızlıkta görülebilir; esaret ve zillette değil...

    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    EL'KUDDÛS


    O, hissin idrak ettiği, hayâlin tasavvur ettiği, vehmin ileri atılıp tahayyül ettiği, vicdanın ihtilâç ettiği tefkirin tasarladığı her vasıf (nitelik) den münezzeh ve müberradır..

    O'nu vasf ederken; o, ayıp ve noksan sıfatlardan münezzehtir demedim, çünkü böyle bir söz edebe aykırı düşer..

    Zira böyle bir ifade, ülkenin kralını vasf eden kimsenin: "ülkemizin kralı, mühür kazıyıcı, kan alıcı değildir!" sözüne benzer.

    Şurası da muhakkaktır ki, bir şeyin mevcut olmasını nefy etmek (yoktur demek) o şeyin var olmasının mümkün olduğunu vehm ettirir.

    Böyle bir vehim de Vacib-i Tealâya noksanlık isnad etmeye yol açar. Onun için O'nu vasf ederken dedim ki: O, birçok kimselerin mükemmel olarak kabul ettiği veya sandığı vasıflardan münezzehtir..

    Çünkü o insanlar, önce kendilerine bakıp niteliklerini tanıdılar.. Tabii ki, bu nitelikler içinde mükemmel olanı mevcut olduğu gibi noksan olanlar da mevcuttur.

    Onlar, ilim, kudret, duyma, görme, konuşma, irade gibi vasıflarını manalarının hizasına koyarak işte bu kemal sıfatlardır, dediler.

    Kendilerine göre, cehalet, acizlik, körlük, sağırlık, dilsizlik gibi noksan olan sıfatları da mânâlarının hizasına koyarak noksan saydılar.

    Sonra Allah'ı övmek istedikleri zaman kendi ölçüleri dahilindeki mükemmel sıfatlarla tavsif ettiler ve noksan sıfatlardan tenzih ettiler. Oysa Allah kendi nefislerinde kemal sıfatlar olarak tanıdıkları sıfatlardan da, kendi haklarında noksan kabul ettikleri sıfatlardan da münezzeh ve müberradır.

    Hatta yaratıklar için tasavvur ve tahayyül edilen her türlü sıfatlardan da münezzehtir. Çünkü O, onların hiç birine benzemez, hiç bir şey de O'na menend olamaz!..

    Bu konuya daima ve izah etme olmasaydı zaten bu konuya girmezdim, teeddüp ederdim. Bunu, mukaddimeler bölümlerindeki dördüncü bölümde gayet açık olarak izah ettim. Tekrarına lüzum görmüyorum..



    Tenbih


    Kulun takdisi, ilim ve iradesini tenzih etmesidir. İlmine gelince: Onu, bütün muhayyetât, mahsusat (his edilenler).. Mevhûmat (vehm edilenler) ve benimi sıfatların iştirak ettiği her şeyden tenzih etmesidir.

    İradesine gelince, onu, şehvet, öfke, yemek, içmek, evlenmek, giymek, dokunmak, bakmak gibi beşeri lezzet ve sıfatlara müncer olan her türlü sıfatlardan tenzih etmektir.

    İşte kul, böyle olunca ancak Allah'a yaklaşabilir. Onun kalbi her zaman için Allah'la beraber olabilir.

    Onun Allah'tan başka hiç bir şeyde hazzı, Allah'a kavuşmaktan başka hiç bir şeyde şevki, Allah'tan gayri hiç bir nesnede sevinç ve neşesi kalmaz!.. O'na Cennet bütün nimetleri ile verilse, hiç birine iltifat etmez. Sahipsiz evi ne yapsın O?..

    Hülasa: Kul, hissi, hayali ve hayvani olan temayüllerden kurtulduğu gün ruhen kemale ermiş olur.

    Müridin celâleti, muradının celâletiyle ölçülür. Bütün gayesi karnına giren şey olursa, kıymeti de ondan çıkan şey kadar olur...

    Allah'tan başka gayesi olmayan kişinin derecesi, himmetine göredir..

    İlmi, mahsusat, mütehayyilât derecesini geçerse, iradesi şehvet icaplarından arınırsa Hazretil Kuds'un sevgisine mazhar olmuş demektir...
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi


    ES'SELÂM


    O, zatı ayıptan, sıfatı noksanlıktan, ef'ali kötülükten beri olan bir varlıktır. Hal bu olunca, varlıktaki bütün selamet ve emniyetler ondan sadır olmuştur ve yine ona rucû edecektir.

    Yukarıda anlatmıştık. Vacib tealâ'nın fiilleri şer'den (yani mutlak serden) salim olmuştur.

    Şerri hiç bir zaman bizatihi murat etmemiştir. Ama içinde hayır saldı olan şerri murat etmiş olabilir. Çünkü böyle olan şer aslında, yukarda da işaret ettiğimiz gibi şer değildir...


    Tenbih


    Hile, kin, hased, kötülüğü istemek gibi şeylerden uzak, günah ve yasaklardan beri olan her kul, Allah'a selâmet bulmuş bir kalple gelecektir. İşte kulun bu gibi huylardan arınması Selam-ı Mutlak'dan istifade etmesiyle mümkündür.

    Kulun her bakımdan selamet bulması, ayrıca in'tikas ve in'tikasdan da beri olmasına bağlıdır.

    İn'tikas: Aklın şehvet ve gadaba esir olması demektir. Gerçekse bunun tam aksidir. Yani şehvet ve gazabın aklın esiri olmasıdır.

    Bunun aksi olunca intikasa maruz kalmış olur. Böyle olunca da emir memur; kral köle olmuş olur..

    Şu halde selam ve İslâmla, ancak Müslümanların dilinden ve elinden kurtulmuş olan kimse nitelenebilir.

    Henüz kendi nefsini kurtaramayan kişi, bu ulvi vasıfla nasıl nitelenebilir?..

    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    EL'MÜ'MİN



    O öyle bir varlıktır ki, bütün emniyet ve em an ona racidir. Çünkü emniyet sebeplerini açıklamış, korku yollarını kapatmıştır.

    Korku mahalli olmadan emniyet, helak olma tehlikesi olmadan da korku tasavvur edilemez. Mü'mini mutlak o varlıktır ki, bütün emniyet ve emanın kaynağı asla ondan başkası olamaz. İşte o da Allah'tır.

    Şurası da bir gerçektir ki, kör görmediği yerden kendisine bir felâketin gelebileceğinden endişe eder. İşte gören göz, sahibini böyle bir tehlikeden kurtarır. Eli olmayan kişi de el ile savunabileceği yerden tehlike geldiğinde böyle bir korkuya kapılır. Ama eli olursa o tehlikeyi rahatlıkla önler.

    İşte insanoğlunun bütün organ ve duyuları da böyledir... İsimlerinden biri Mü'min olan Allah onları yaratmış, şekillendirmiş, kuvvetlendirmiştir.

    Şimdi düşmanları tarafından aranan bir insanı düşünelim:

    Çembere alınmış, halsiz olduğu için organları hareket edemiyor. Hareket etse bile, kendisini koruyacak silahı yok. Veya silahı da var ama, düşman çok, tek başına üstelerinden gelemiyor. Kendini koruyan insanlarda var ama, mutlaka hep beraber sığınacak bir kaleleri olması gerekiyor..

    Tam o sırada biri yetişiyor ona silah, asker veriyor.

    Üstelik O'nu ve askerlerini muhafaza edecek bir de kocaman kale yapıyor. Ona emniyet ve eman nimetini tattırıyor. İşte böyle olan kişiye min diyebiliriz..

    İmdi kul, yaradılış itibarı ile şayet zayıftır. Hastalık, açlık, susuzluk, gibi şeylere maruz olduğu gibi: yanma, boğulma, yaralanma, kırılma tehlikeleriyle de her zaman karşı karşıyadır.

    Onun hastalık hakkındaki korku ve endişelerini, Ancak hastalığa çare bulan doktorlar bertaraf edebilirler. Yemekler de açlığını, su da susuzluğunu giderebilir. Azalan (organları) da bedenin muhafazası için elverişli olabilir.

    Duyuları da felâketten haber verecek birer casuslarıdır..

    Bütün bunların yanında kulun asıl büyük korkusu vardır ki, o da ahiret korkusudur. Onu bu korkudan kurtaracak yegâne siper ise Kelime-i Tevhiddir, Allah'ta işte kullarına en büyük bir reçete olarak ve en güzel koruyucu kale olarak bu Kelime-i Tayyibeyi ihsan etmiştir. Ve şöyle buyurmuştur:

    " La ilahe illallah, benim kalemdir, Her kim benim kaleme girerse, azabımdan emin olur.."

    Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; Kâinatla, eshâba tevessül etmeden emniyet tasavvur edilemez. Bu sebeplerin halikı; onların göstericisi ve nasıl kullanılacağının öğreticisi hiç şüphe yok ki (Allah)'tır.
    O'dur her şeyi yaratan, Odur yol gösteren. Evet, O'dur gerçek ve mutlak MÜ'MİN...



    Tenbih


    Kul, bu isimden şunu elde edebilir: Yanında bulunan herkesi şerrinden emin kılar. Hiç kimseye zararı dokunmaz. Ona başvuran her korkan kişiyi,” gerek kendi nefsi ve gerekse dini hakkında duyduğu korku ve endişeden kurtarmaya çalışır. Nitekim Resûlüllah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuşlardır:

    "Allah ve ahiret gününe iman eden, komşusunu kendi kötülüklerinden emin kılsın..

    Kullar arasında bu isme en çok hak kazanan, halkı, kurtuluş yoluna, Allah yoluna irşad ve hidayet ederek Allah'ın azabından kurtaran kişilerdir.. Bunu da hiç şüphe yok ki, Peygamberler ve âlimler yaparlar. Bakınız Peygamberimiz (S.A.V.) ne buyurmuşlar:

    "Şüphesiz siz, ateşle kelebekler gibi dolaşacaksınız, ben gelip sizi bir tarafınızdan tutarak kurtaracağım!."



    Hayâl Ve Tenbih


    Korku, şüphesiz ki Allah'tandır. Kullarını korkutan O'dur. Korku sebeplerini de o yaratmıştır.. Öyleyse emniyet O'na nasıl izafe edilir?

    CEVAP: Korku ondandır... Emniyet de ondandır. Korku sebeplerini ve emniyeti yaratan hiç şüphe yok ki O'durl Onun korkutucu olması, Mümitl olmasına mani teşkil etmez. Nitekim kullarından bazılarını zelil kılması O'nun Muiz (Aziz) kılıcı olmasına mani değildir. Hem Muiz (Aziz kılıcı), hem de Muzil (Zelil) kılıcıdır..

    Ve yine O'nun kullarından bazılarını alçaltıcı olması; yükseltici olmasına mani değildir. O bazı kişileri alçalttığı gibi, bazılarını da yükseltebilir..

    Demek ki, Mümin (Eman veren) de O'dur, korkutan da O'dur.. Lâkin güzel isimlerinden biri Mü'min olmuştur da Muhavvif (Korkutucu) olmamıştır...
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    EL'MÜHEYMİN



    Bu ismin, Allah hakkındaki mânası şudur:

    O (Allah), yaratmış olduğu mahlukatının amelleri, rızıkları, ecellerini bilip muhafaza eder.
    Her muhafaza ile memur olana müheymin derler.

    Bir şeye göz kulak olan kişi o şeyin koruyucusu ve müheymindir demektir.

    Şu halde israf (gözlem) ilme, istila ise Kudretin kemaline, muhafaza ise akla racidir.

    İşte bu manaların hepsini ancak (Müheymin) ismi içine alır.

    Bu manaları tam manasıyla ve kayıtsız şartsız ancak Allah tahakkuk ettirir, başkası değil.

    Bu sebepledir ki,

    (El-Müheymin) ismi, kadim kitaplarda da Allahın isimlerinden sayılmıştır...


    Tenbih


    Kendini mürakaba eden, kendi kusurlarını anlayan ve düzeltmeye çalışan,
    kendisini iyi hal üzere devam ettirmeyi başaran her kul kalbine hâkim olma itibari ile müheymindir.

    İsraf ve ittilaı daha da genişletip Allah'ın kullarına yol gösterme imkanına sahip,

    feraset ve istidlal tariki ile iç ve dış yüzlerine de vakıf olup da onları irşat edebilirse tabii ki bu mânadan nasibi son derece fazla olmuş olur...
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    EL'AZİZ


    O, öyle bir kıymetli isimdir ki, emsali az bulunur. Ona çok ihtiyaç duyulur.

    Ona ulaşmak güç olur.

    Bu üç manayı üzerinde bulunduramayan kişiye "Aziz" ismi, verilemez!

    Çünkü çok nadir olan şey var ki, kıymetli ve faydalı değildir.. Bunun için de hiç bir zaman (Aziz) olamamıştır..

    Nice kıymetli ve yararlı, misli bulunmayan şeyler var ki vüsûlü güç değildir:

    Güneş gibi.. Onun emsali yok... yer de öyle...

    Bunların faydası pek çoktur. Onlara olan ihtiyacımız da son derecededir.. Lakin (bütün bunlara rağmen) her ikisine de (Aziz) diyemiyoruz. Çünkü, onları müşahede etmek onlara vasıl olmak güç değildir. Onun için bir şeyin aziz olması için mutlaka yukarıda arz ettiğimiz üç mana (Vasf) ın bulunması gerekmektedir..

    Sonra bu üç mana'nın her birerleri için kemal ve' noksanlık söz konusu olabilir...
    Mesela nadir olmasındaki kemal, bir olmasına bağlıdır.

    Çünkü birden az hiç bir şey tasavvur edilmez. Tek olan misli ve menendi bulunmayan varlık ancak Allah'tır. Ondan başkası için böyle bir şey düşünülemez..

    Güneş mevcut olma bakımından her ne kadar tek ise de lakin onun gibisinin bulunması da mümkündür, yani mümkün olma bakımından o, tek değildir.

    Kemal necasette onun gibisi bulunabilir...

    Şiddetli ihtiyaç meselesine gelince:

    Bu, her şeyin varlığında, bekasında, sıfatında kendisine ihtiyaç duyulan varlık olarak kabul ettiğimizde "Hakkında kemâl"sözü doğru olabilir..

    Böyle bir varlık Allah'tan başka var mıdır?

    Bütün varlıklar O'na muhtaçtır. Hem de her şeylerinde.

    Yukarıda açıklamıştık. Allah'ı kendisinden başka tam manasıyla kimse bilemez!

    (Künhünü..) Kayıtsız şartsız gerçekten Aziz olan O'dur!...

    Azizlikte O'na hiç bir şey benzeyemez!...



    Tenbih:


    Kullardan aziz olan, uhrevi hayatlarında ve ebedi saadetlerindeki önemli işlerinde kendilerine ihtiyaç duyulandır. Şüphesiz ki, bu evsafta olanlar yok denecek kadar’ azdır.

    İşte bu ancak Peygamberlerin, rütbesidir.

    (Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun.)


    Şeref ve izzet bakımından onlara ancak, asırlarında yaşamış halifeleri ve kendilerine varis olacak ümmet âlimleri yaklaşabilir..

    Tabii bunların her birerleri, halkı irşat hususunda gösterebilecekleri başarı nispetinde onlara yaklaşma imkanına kavuşabilir...
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    EL'CEBBAR



    O, öyle bir varlıktır ki, dilediğini cebir yolu ile herkeste icra edebilir.

    Hiç kimse O'na bir şey yapamaz.

    Hiç kimse O'nun elinden (kudretinden) kurtulamaz.

    Bütün eller O'na karşı aciz kalır. Mutlak (kayıtsız şartsız) Cebbar hiç şüphe yok ki Allah'tır.

    O herkese cebr eder, hiç kimse O'na cebr edemez.

    Bu hususta hiç kimse O'na eş olamaz.


    Tenbih


    Kullardan bu isme layık olan, uymaktan uyulmak derecesine, yükselen,
    rütbe itibarı ile herkesten yüksek olan,


    heyeti ve suretiyle her bakımdan halka cebr eden kendisine uymaya onları mecbur kılan,
    onlara faidesi dokunan, onlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç duymayan,

    tesir edebilen, hiç kimsenin tesirinde kalmayan, kendisine uyulan ve fakat hiç kimseye uymak mecburiyetinde olmayan, herkes tarafından delicesine sevilen bir kimse,

    onu gördüğünde bir daha görmek isteyen ve fakat onun gibi olma temennisinde bulunmayan,

    kimsedir ki bu vasıf ancak insanlığın Önderi Hazreti Muhammed'e (S.A.V.), nasip ve müyesser olmuştur...

    Nitekim bir hadisinde bu hakikati şöylece tebarüz ettirmişlerdir:

    "Musa sağ olsaydı, bana uymaktan başka çaresi olmazdı.
    Ben Âdemoğullarının efendisiyim (ki bununla) gururlanmıyorum..
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    EL'MÜTEKEBBİR



    O zatına nispetle herkesi hakir gören, azamet ve kibriyayı ancak kendi nefsine layık gören, başkalarına meliklerin kölelere karşı takındığı bir nazar misali bakandır...

    Bu bakış ve görüş doğru ise (gerçeğe muvafık ve vakıa mutabık ise) tekebbür de doğru ve sahibi gerçekten mütekebbir olmuş olur.

    Ne var ki bu nitelikteki isim kayıtsız şartsız ancak Allah'ındır.


    Eğer bu büyüklenme ve böbürlenme batıl ise, yani göründüğü gibi değilse, o zaman tekebbür boş ve üstelik mezmum olur.

    Her kim, kendini başkalarından üstün görüp de kibirlenirse onun bu davranışı boş ve mezmumdur, Çünkü büyüklük azamet ancak ve ancak Allah'a mahsustur...


    Tenbih


    Kullardan gerçek manada mütekebbir, zahid ve arif olandır. Arifin zühdü ne demektir? Onun manası nedir?

    Mânası, kendisini o ulvi düşüncesinden ve yüce sırrından alıkoyacak yaratıklardan tahliye etmesi, Allah'tan başka her şeyden kendisini üstün görmesi, dünyayı hattâ ahireti küçümsemesi, kendisini Hak'tan ırak edecek her şeye sırt çevirmesidir.

    İşte Arifin zühdünün manası budur.

    Arif olmayanın zühdü; bir nevi alışverişten ibarettir.
    Ahiret metaını dünya metaı ile satın alır..
    Veresiye alışverişteki kar ve zanca tama ederek peşin alış verişi terk eder.

    İşte buna selem ve mubayaa derler...

    Yemek ve kadın şehvetlerinin köleleştirdiği kişiler, gerçekten hakirdirler.

    Hiç bir zaman gerçek manada mütekebbir olamazlar.

    Çünkü gerçek manada mütekebbir, her şehveti hakir gören, hayvanların bile nasibi olan her zevke sırt çevirendir...
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


Sayfa 1/3 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

104, 105, 118, 130, 146, 152, 153, 155, 159, 160, 171, 194, 205, 207, 227, 592, 600, aklı, alaca, aldatan, aldatmak, alınmış, andan, anlayan, araf, arz, bağış, başkasını, bertaraf, bilinen, bilmesi, bir adam, birlik, budur, bütün, çok, çoktur, cömertlik, dadır, daha, darda, dağlar, dediler, delalet, denilmez, derece, dilediğini, dinde, diyoruz, düğü, düşmanı, düşünüyor, dış, dışında, edilirse, efes turları, ellerinde, emrini, ettirir, ettiğimiz, farklar, ferit, fikirleri, gazabı, gelmiş, gerekiyor, getirip, gideceğini, gizlidir, gökte, görmesin, gösterme, hacet, hakikat, halka, hararet, hitaben, hücum, ibarettir, icadı, içine, ilham, insanlığı, isteğini, iyi, işaret, jpg, kahrı, kalacak, kalmamış, karakterli, kayı, kederi, kendisinde, kesilmiş, kimsede, kitabını, korkudan, kötülüklerinden, kullar, kuvvetle, kısmı, lâkin, lan, mahalli, mahduddur, mahkûm, mahlukat, malzemeleri, masiyeti, mecbur, media, meselesine, mevcut, misli, mücahede, muhakkak, muhaldir, muhtacı, mümkü, nail, niçin, nihayet, olana, olduğuna, olduğundan, olgun, olmadığı, olmaktan, olmasındaki, olmayanı, olsalar, olsun, onlardan, onsuz, orga, parçalayan, racidir, rezil, sabahı, sakı, sana, sayılan, semeresi, sizde, son, suretle, sırra, sığı, tasavvur, taşları, tehlikeyi, tutmaz, ülke, üstü, vacib, vardır, varlığının, vazgeç, verdiği, veyahut, yaratılışında, yaygın, yayı, yerden, yok, yönden, yüzleri, yıldızları, ışık, zamanla, zira, şayet, şeye, şeytandan, şeytanı, şöhret

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222