Bu konudaki en beğenilen mesaja bak. Tıklayınız.

Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
21 sonuçtan 11 ile 20 arası

  1. #11
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    16
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 37 + 102


    1 üyeden 1 kişi bu mesajı faydalı buldu.

    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi

    Allah razı olsun...Gazali çok değerli bir islam alimimiz. Onun kalbi yorumlarıyla esmaları okumanın tadı ayrı bir güzellik katıyor.
    Eserlerinden gafil olunmaması gereken isimler arasında. Bu vesile ile yad etmiş olalım, ruhu şad olsun.
    Yazar : Risale Forum

  2. #12
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi

    Alıntı nurunsakirdi Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Allah razı olsun...Gazali çok değerli bir islam alimimiz. Onun kalbi yorumlarıyla esmaları okumanın tadı ayrı bir güzellik katıyor.
    Eserlerinden gafil olunmaması gereken isimler arasında. Bu vesile ile yad etmiş olalım, ruhu şad olsun.
    Ecmain Olsun.Amin...
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  3. #13
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi

    EL'HALİK EL'BARİ EL'MUSAVVİR


    Belki bu isimlerin eş manalar ifade eden isimler olduğu akla gelebilir.

    Hepsinin de mânası (Yaratıcı) olduğu zan edilir. Ama mesele hiç de öyle sanıldığı gibi değildir. Çünkü her yokluktan varlık âlemine çıkan şey, önce takdir, ikinci defa takdir'e göre icad, icad'dan'sonra da tasvire muhtaçtır.

    Cenab-ı Hak, takdir edici olarak da haliktır.

    İcad edici olarak da halıkdır.

    Nihayet müsavvir (şekillendirici) olarak da haliktır.

    Yaratıklara en güzel şekli O vermiştir.

    Onları gayet güzel nizam ve intizam içinde O, yaratmıştır.


    Bu tıpkı bir bina gibidir. O binanın, tuğla, taş, çimento, kerpiç, gibi malzemelerin ne kadar gideceğini, eni boyu - metrekaresi ne kadara, kaça mal olacağını hesaplayacak birine ihtiyaç vardır.

    İşte bu işleri yapana; projeyi çizene, hesap ve kitabını yapana biz mühendis diyoruz.

    Bunlardan sonra binayı asıl yapacak ustaya lüzum görülür. Daha sonra binanın iç ve dış tezyinatını üstüne alacak başka bir usta aranır... İnsanlar hakkında da bu böyledir. Çünkü her işi bir insan yapamaz, herkesin ihtisası ayrı ayrı konularda olur, lakin Allah hakkında biz bunu böyle düşünemeyiz.

    Çünkü takdir eden, icad eden ve tasvir eden de O'dur.


    Şimdi Allah'ın yaratmış olduğu mahlûkatından birini ele alalım. Mesela, insanı...

    İnsanoğlu Allah'ın yarattıklarından bir cinsi temsil eder.. İnsan varlığının vücuda getirilmesi için evvelâ nasıl yaratılacağı hakkında takdir yapılmalı.

    Çünkü onun, belirli bir cisim olması gerekmektedir. Bazı sıfatları alabilmesi için önce cismi lazımdır. İnşaatçının bina kurabilmesi için bazı alet ve edevata ihtiyacı olduğu gibi...

    İnsanın bünyesi ancak su ve toprakta vücut bulabilir. Yalnız toprak kafi gelmez. Çünkü kurudur; tutmaz dağılıverir. Yalnız su da kafi gelmez. Çünkü tutmaz dökülüverir. Öyleyse kuru ile yaşı birbirine katıştırmalı ki, çamur haline gelebilsin. Sonra pişirici bir hararet (fırın) lazımdır ki, su ve toprak, karışımı muhkemleşip ayak da durabilsin. Demek ki, insan serapa çamurdan'yaratılmış olmuyor.

    Bilakis su ile yoğrulmuş, kurutulmuş ve pişirilmiş bir topraktan (balçıktan) yaratılmış oluyor.

    Ama o toprağın ve suyun da belirli ölçüde olmaları gerekiyor.. Eğer takdir edilen ölçüden az olursa zerre, ya da karınca gibi küçük olur ki, insan işlerini yapamaz, rüzgar vurduğu gibi savurur ve en küçük şey onu telef eder.
    Sonra dağlar kadar büyük çamur yığınından da olmaz.

    Çünkü bu miktar ihtiyaçtan fazladır. Öyleyse ne az ve ne de çok tam ayar ve karar olmalıdır. Evet o, takdir edilen ölçüyü geçmemelidir... İşte bütün bunlar, takdirle olur. O (Allah), bütün bu işleri takdir etmesi ve takdire göre icad etmek itibariyle yaratıcıdır. İcad edip yokluktan varlığa çıkarması itibariyle bari oluyor. Sadece icad etmek ile, bir takdire gibi icad etmek, ayrı ayrı şeylerdir.

    Lûgatta bu iki kelimenin ayrı ayrı mânalar ifade ettiğine şahit vardır. Araplar hazık ve her şeyi ölçü ile yapan insana halik ismini verirler, Nitekim şair:

    "Sen halk ettiğin (yaptığın) şeyi güzel yaparsın. İnsanlardan kimisi var ki yapar ama güzel yapamaz.” demiştir.



    El-Musavvir İsmine Gelince:


    Bu isimde eşyaya en güzel şekil vermek ve onları en biçimli tarza sokmak itibariyle O'na mahsustur. Bu, fiil'in vasıflandır. Bunun hakikati ancak kainatı tam olarak bilen, sonra ayrı ayrı yaratan Allah'a mahsustur.
    Evet kainatın tamamını birçok organdan teşekkül etmiş tek şahıs olarak mütalaa edebiliriz.

    Onun azaları ve eczası gökler, yıldızlar, yer, su ve havadır.

    Bunlar gayet tertipli şekilde yaratılmışlardır. Hem öylesine muhkem bir tarzda ve tertip de ki, bu tertip, azacık bozuluverecek olursa bütün nizam altüst olur.

    Üste konması gereken, üste; alta konması icab eden de alta konmuştur.

    Tıpkı bir bina gibi.

    Temel taşları alta ve kereste kısmı üste konmuştur.

    Bu, tesadüfi değil, bilakis önceden tasarlanıp da öyle yapılmıştır.


    Bunun aksini düşünüp de taşları üste, ağaç kısmını alta koysalar, bina yerinde durabilir mi? Duramaz, şeklini kaybeder.

    İşte yıldızların yukarda, yer ve suların (deniz ve nehirlerin) aşağıda yaratılmasındaki hikmet ve sebepleri böyle anlamalıyız...
    Kainatın yarısına kadar gitsek, nizam ve intizamındaki hikmetleri sayacak olsak bitiremeyiz.

    Ayrı ayrı her şeyin hikmetini bilen, El-Musavvir isminin manasını daha iyi anlar ve bilir.

    Bu tasvir ve tertip, âlemin her parçasında mevcuttur. Hatta karınca ve zerre de bile mevcuttur. Hatta ve hatta karıncanın organlarında bile bu akla durgunluk, kalbe heyecan veren nizam ve intizam mevcuttur.

    Canlı varlıklarda en küçük bir organ olarak bilinen gözün yapısını anlatacak olursak bitiremeyiz. Gözün tabakalarını, şekillerini, miktarlarını ve onda olan renkleri ve bu renklerde gizli olan yüce hikmetleri bilmeyen, gözü ancak zahiri görüşündeki şekli ile bilmekten öteye bir adım bile atamaz.

    Her canlı hayvan ve bitkide hatta onların her parçasında da aynı şeyi söyleyebiliriz...



    Tenbih:


    Bu isimden kulun nasibi şu olmalıdır. Önce kendi nefsinde bütün âlemin şeklini ve suretini görmelidir. Derin derin düşünüp tafsilâta geçmelidir.

    Önce (Eşrafi mahlukat) olan insana bakar, insan vücudunu iyice inceler, vücûtta bulunan cismani organları gözden geçirerek, nevilerini, adet ve terkibini, yaratılışında ve tertip edilişindeki hikmetleri öğrenir, sonra, onun, idrak, irade gibi manevi niteliklerine bir göz atar, düşünür, düşünür.

    Bunu takiben, gücü yettiği kadar hayvanat ve nebatatın suret ve şekillerini inceler ta hepsinin şekli kalbinde yer edinceye kadar... Tabii bütün bunlar, varlıkların cismani olan nevilerin şekil ve suretlerini bilmeye matuf şeylerdir.

    Bir de bunun ruhani tertibi vardır ki; bu melekleri ve mertebelerini, yıldızlarda, göklerdeki vazifelerini bilmek demektir.

    Ondan sonra beşeri kalplere tasarruf etmeye başlar, onlan doğru yola irşad etmeye koyulur.

    Sonra hayvanlara karşı tasarrufa girişir ve onları ihtiyaçlarına doğru sevkeder.

    İşte bu isimden kulun nasibi bu olmalıdır.

    Yani vücûdi şekle mutabık ilmi suret kazanmalıdır kul.

    Çünkü nefsin şeklini bilmek, malumun şekline mutabıktır.

    Allah'ın suretleri bilmesi, suretlerin ayanda mevcut olmasına sebeptir.


    Ayanda 'mevcut olan suretler ise ilmi suretlerin insan kalbine hâsıl olmasını sağlar.

    Böylece kul, Allah'ın isimlerinden olan (El-Musavvir) isminden istifade ederek, kendi ruhuna şekillendiricilik vasfını kazandırmış olur. Hatta öylesine ki kendi de bir Musavvir (şekillendirici) durumuna gelir. Tabii bu, mecaz yoluyladır.. Çünkü o suret, yani kulun ruhuna gelen suret, gerçekte Allah tarafından halk edilmiştir. Kulun bunda en ufak bir rolü yoktur... Lakin kul, Allah'ın, Rahmet pınarlarından istifade etmeye koşar.

    "Bir kavim özlerindeki (güzel hal ve ahlâk)ı değiştirip bozuncaya kadar Allah şüphesiz onun (halini) değiştirip bozmaz".

    Not
    İşte bundan dolayıdır ki Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyurmuşlardır:

    "Şüphe yok ki, Rabbinizin ömrünüz boyunca nefhaları vardır. Ona koşuşun!"


    El-Halik ve El-Bari isimlerine gelince; Kulun bu isimlerde hiç bir rolü yoktur, yani kullara bu isimler verilmez ve onlara yaratıcı denilmez ancak çok uzak bir ihtimalle mecazi anlamda denilebilir. Çünkü yaratmak ve icad etmek, ilmin gerektirdiği şekilde gücü kullanmaktır. Allah, kula ilim ve kuvvet vermiştir. O (kul) kendisi hakkında takdir edilenleri ilmi ve kabiliyetine göre (yine Allahın izni ile) tahsil edebilir.

    Aslında mevcut varlıklar iki kısma ayrılır:

    1- Var olmalarında kul 'un hiç bir rolü yoktur:

    Gök, yıldızlar, yer, hayvan bitkiler vesair kainatın diğer yaratıkları gibi...

    2- Meydana gelişinde kulun rolü bulunan varlıklar.
    Bunlar kulların, sanat, siyaset, ibadet ve cihad gibi, kulların amelleridir.

    İnsan, nefsani mücahede (çalışması) sayesinde, bazı şeyleri icad edebilecek dereceye yükselirse ve bu hususta herkesten faik olursa o, o şeylerin muhteri (Mucidi) sayılır. Çünkü o şeyler onun icadından evvel mevcut değildiler.

    Mesela satrancın mucidine, satrancı filan kimse icad etmiştir diyerek satrancın mucidini belirtirler. Aslında satranç övülecek ve onu keşfeden kimseden siteyişle bahs edilecek bir meta değildi ya!...

    Hayır ve iyiliklerin kaynağı olan diğer riyazi, sınai ve siyasi icadlar hakkında da aynı şeyi söyleyebiliriz.. Bu hususta başarı gösterenlere bir şeyler icad edenlere mucid diyebiliriz, lakin ne var ki bu isim ona mecazen itlâk edilebilir, hakikat yönünden değil.


    Allahın bazı isimleri vardır ki, bunların kullara mecazen nakli mümkündür.. Bazı isimler de var ki, kul hakkında bu isimler hakikattir; Allah hakkında ise mecazdır: Sabır, şekûr (isimleri) gibi...

    Aradaki farkı anlamadan hiç bir zaman bu isimlerde ortaklık düşünülemez!...
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  4. #14
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    EL'GAFFAR



    O, iyilik yapan ve çirkini örtendir. Günahlar, Allahın dünyada örttüğü ve ahirette cezalandırmaktan (Kullar) hakkında vazgeçtiği çirkinliklerdendir.

    El-Gafr, örtmek manasındadır.

    Allanın kullar hakkında birinci örttüğü ve meydana çıkarmadığı şey, bedeninin, insan gözleri tarafından tiksinilecek ayıplardır.

    O ayıplar içeri de gizlenmiş ve yüzüne vurulmamıştır.İnsanın iç yüzü ile dış yüzü arasındaki fark cidden büyüktür. İkincisi;, bütün çirkin duygu ve temayüllerin karargahı olarak kimse görmesin diye kalbi seçmiştir.

    Eğer kulun hatırından geçen kötü duygularına, kalbindeki çirkefliklerine başkaları mutlak olacak olsalar ona hücum edip helak ederler, Allah onu bu durumdan da kurtarmıştır.
    İçindekileri dışa vurdurmamıştır.

    Üçüncüsü, kullar arasında rezil olmasına sebep olacak günahlarını da örtüvermesidir. Sırf günahlarının çirkinliklerini örtmek için, imanda sebat ettiği müddetçe, günahlarını sevaplara tebdil edeceğini bile vaad etmiştir.


    Tenbih


    Kulun bu isimden alacağı ilham şudur

    O'da başkalardan sadır olan hataları örter. Kimsenin ayıbını yüzüne vurmaz.

    Allah'ın elçisi bunu Allah'ın kullarına öğretmişlerdir

    " Her kim bir mü'minin ayıbını örterse, Allah'ta kıyamette onun ayıbını örter."


    Gıybet eden, mütecessis olan, intikam seven, uğradığı cezayı mutlaka ödetmek isteyenler tabii ki bu vasıftan uzaktırlar.. Bu güzel vasıfla bezenecekler hiç şüphe yok ki, ayıpları ifşa etmeyen, kulun ayıpların araştırmak için arkası sıra gitmeyendir.

    Hiç kimse kusurdan halı değildir. İnsanlar arasında kemale ermiş olgun kimseler olduğu gibi zayıf karakterli kimselerde vardır.

    Çirkinliklere göz yumup da ayıbına muttali olduğu kişinin iyiliklerinden bahs eden kimse bu vasfa layıktır.Aşağıdaki rivayet bizim bu görüşümüze ne güzel ışık tutmaktadır.


    Bir defasında İsa (Aleyhisselâm) havarileri ile birlikte ölmüş bir köpeğin yanından geçerler. Havariler dayanamaz.

    Bu leş ne fena kokuyor. Derler. Hazreti İsa (A.S.) bu sözü duyunca

    (Bu gibi hallerde insanların iyi taraflarını anlatmak gerektiğini öğretmek için) şöyle mukabelede bulunur;

    " Zavallı hayvanın ve güzel dişleri var."
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  5. #15
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    EL'KAHHÂR



    O, öyle bir varlıktır ki, düşmanlarının belini kırar, onları öldürmek suretiyle kahreder. Hayatta hiç bir varlık yoktur ki, onun kahrı ve kudreti altında kıvranmasın. Satveti karşısında aciz kalmasın.


    Tenbih


    Kullardan kahhar, düşmanlarını kahr edene denir.

    Kulların en büyük düşmanı iki yanı (sağrısı) arasında bulunan nefsidir.


    O, kendisini aldatan şeytandan daha düşmandır. Kul, her ne zaman nefsinin şehvetlerini kahr ederse, şeytanı kahr etmiş olur.

    Çünkü şeytan onu, ancak şehvetleri vasıtasıyla hela sürükleyebilir;

    Şeytanın insanları aldatmak için alet olarak kullandığı şeylerden biri de kadınlardır.

    Kadınlara karşı şehvet ve isteğini kahr eden kişi, bu tuzağa düşmez.


    Din kuvveti: aklın işareti ile şehvetlerini kırıp parçalayan da böyledir.

    Nefsani arzularını yenen kişi mutlaka kendisini aldatmak isteyen insanları da yenmiş demektir.

    Çünkü insanların gayesi, onun vücudunu ortadan kaldırmaktır.

    Onun gaye ve çalışması ise ruhunu ihya etmektir.

    Birer düşman mesabesinde olan şehvetleri öldüren kişi ruhunu ihya etmiş ve ölümünde de ölmemiş olur;

    "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilâkis onlar Rableri katında diridirler."
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  6. #16
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    El’VAHHÂB



    Hibe, karşılığı olmayan ivezsiz ve garazsız bir bağıştır.. Bu sıfatla bağışı çoğaltan kişiye cömert ve Vahâb (ziyadesiyle veren ve bağışta bulunan) denir.

    Gerçek Cömertlik, karşılığında hiç bir şey beklemeden vermek ve bağışlamak ancak Allah'tan beklenir.. Bu, ancak Allah'a mahsustur. Çünkü her muhtaca verdiği zaman karşılık beklemeden vermiş ve halen de vermektedir. Hem de peşin verir, vereceğini sonraya bırakmaz.

    Bir kimse, bir bağışta bulunduğunda, karşılığını hemen beklerse ve yahut zamanla insanlar tarafından övülmesini veya en azından kınanmaktan kurtulmasını isterse o insan bağışta bulunmuş bir insan değildir. Cömert olmak şerefini bile ihraz etmiş sayılmaz.

    Çünkü her verilen şeyin karşılığı mutlaka para veya mülk olamaz. Bazen da bunların cinsinden olmayan, elle tutulmayan manevi değerler de olabilir verdiği şeyin karşılığı.

    Her kim şeref kazanmak veya övülmek için bir bağışta bulunursa o sadece bu bağışı meydana ..getiren bir işçi olabilir. Çünkü gerçek bağışlayıcı o kimsedir ki, herkes ondan karşılıksız faydalar görür, yani herkese ivezsiz ve garazsız faydası dokunur.

    Hatta bazen öyleleri de olabilir ki, sırf hayrı (bak ne cimri adamdır, hiç hayır yapmıyor) demesinler için sırf korkusundan yapar, işte böyle bağışlarda bulunanlara da bağışta bulunan insan denemez. Çünkü bu da bağışını ötekiler gibi karşılık için yapmıştır.

    Tenbih


    Kul'dan, hiç bir zaman gerçek manada cömertlik ve bağışlayıcılık beklenemez. Çünkü o, yapılacak bir işin, yapılmaması evla olunca o işi yapmaya katiyen yanaşmaz.

    Fakat, bütün varlığını hatta en aziz varlığı olan ruhunu Allah yolunda, Cennetine tama etmeden veya azabından kurtulmak gibi bir gaye beklemeden feda ederse o kişi şüphe yok ki gerçekten Vahhab (Bağışta bulunan) ve Cevad (son derece cömert olan) ismine layık olmuş olur.

    Böyle olmayıp da sırf Allah'ın cennetine kavuşmak veya azabından kurtulmak gayesiyle yaparsa veyahut insanlar tarafından övülmek, beğenilmek dolayısıyla nam ve şöhret kazanmak için bir bağışta bulunmuşsa, o kişi her ne kadar zahiren karşılıksız bir bağışta bulunmuş hissini vererek, insanlar tarafından Cevad (son derece cömert) kabul edilirse de aslında böyle değildir.

    Çünkü insanlar karşılığın yalnız madde olduğunu sanırlar oysa maddi olmayan, manevi olan karşılıklar da vardır.

    Pekâlâ sadece Allah rızası için bir manevi nasip bekleyerek bütün varını bağış olarak veren kişi nasıl Cevad (fazla cömert) olma vasfına mazhar, olamaz? diye bir sual varid olursa deriz ki:


    Bu tip kimselerin hazzı yalnız Allah'tır, rızasıdır, ona kavuşmaktır. İnsanoğlunun ihtiyari olan fiilleri ile kazanabilecek en büyük mutluluktur bu!

    O öyle bir haz ve saadettir ki bütün mutluluklar onun yanında hiç kalır.

    Şu halde Arif-i Billâh o kişidir ki, Allah'a yalnız Allah için ibadet eder. Yoksa karşılığında herhangi bir saadet beklemek için değil sözünün manası nedir?


    Ayrıca Allah'a karşılıksız ibadet edenle, ondan bir şeyler bekleyen kişinin ibadeti arasında ne gibi farklar vardır? dersen, cevabım şu olur:

    Haz, insanlarca yapılan herhangi bir ışın karşılığı demektir. Kul, ibadeti esnasında bu sibi niyet ve arzudan tamamen tecerrül ettiğinde, Allah'tan başka gayesi ve maksadı kalmamış demektir.

    Ona, insanların haz kabul ettiği şeylerden tamamen tecerrüt etmiş derler.

    Mesela bir köle, efendisine, efendisi olduğu için değil de, ondan bir ikram beklemek için hizmet eder.

    Efendi de kölesini, kölesi olduğu için değil de ondan hizmet ve hürmet beklemek için korur.

    Bir baba böyle ini ya?

    Bir baba, çocuğunu, çocuğu olduğu için korur, ondan menfaat beklemek için değil.

    Hatta, oğlu ona gereken hürmeti göstermese bile yine onu düşünür, onun iyiliğine çalışır.

    (Adama sende!) diyemez!

    Bir kimse, bir şeyi (o şeyin kendisi için değil de) başka şeye ulaşmak için talep ederse: sanki onu talep etmemiş demektir. Çünkü istemesinde o gaye değil, başka şeydir. Altın isteyen kimse gibi.

    Altın isteyen kişi, onu bizatihi istemez, bilâkis onunla yiyecek ve siyecek almak için ister.

    Hatta yiyecek ve giyecek de bizatihi murat değildir; lezzet elde edip, elem ve kederi gidermek için arzulanmışlardır.

    Lezzet (zevk) bizatihi murat edilmiştir.Ardında başka gaye yoktur!

    İnsanoğluna arız olacak elem ve kederin önlenmesi de öyle. İşte altın, yiyecek elde etmek için bir vasıtadır. Yemek de şehvet ve lezzet elde etmek için bir köprü!.Lezzet ise gayedir, vasıta değil.


    İşte çocuk da bir baba için vasıla değildir.. Babanın onu arzulaması (sevmesi) onun selameti içindir. Çünkü çocuğun kendi, bizatihi pederin hazzıdır.


    Allah'a Cennet için ibadet eden de böyledir: Allah onu (Cenneti) kendisinin aranması ve istenmesi için bir vasıta kılmıştır; gaye değil. Vasıtayı şöyle anlayabiliriz:

    Şayet gayeye onsuz (vasıtasız) ulaşılacak olursa o aranmaz.

    Dünyevi istekler eğer altınsız elde edilse hiç şüphe yok ki, altın aranmaz. Kimse ona iltifat etmez. Şu halde gerçekte mahbûb olan ulaşılmak istenen gayedir, altın değil.

    Eğer Allah'a ibadet edilmeden cennet elde edilseydi, kimse Allah'a ibadet etmezdi. Şu halde Abid'in (ibadet eden kişinin) mahbûbu ve matlûbu cennetti, başkası değil.

    Lakin Allah'tan gayri mahbûbu olmayan, bütün hazzı ve gayesi Allah'a kavuşmak olan kişi böyle değildir. Onun bütün gayesi ve arzusu Allah'a kavuşmak, Melei Alâ da mukarreblerde beraber olmaktır.

    İşte bu niteliği taşıyan kişiye "O, sadece Allaha ibadet ediyor, yani Allah'a Allah için ibadet ediyor; başka bir gaye güderek değil."derler.

    Bu demek değildir ki, onun hiç bir hazzı yoktur.. Onun hazzı vardır ve o hazzı yalnız Allah'tır, O'ndan başkası değil.

    Allah'a kavuşmak, onu müşahede etmek, onu bilmek sevinç ve neşesine inanmayan, ona müştak olamaz.Ona müştak olmayan, hakkında, Allah'ın onun gayesi olduğu düşünülemez. Bu sebepledir ki, o kişi yaptığı ibadet babında, sadece maddiyatı düşünen kötü bir işçi gibi olur.


    Ne yazık ki insanların çoğu, bu zevki tatmamışlardır, bu zevki tatma mı şiardır, Allah'ın cemaline bakmanın lezzetini anlayamamışlardır. Bu tıp kimselerin imam yalnız dilledir.İçlerine işlememiştir., Çünkü içlerinden biran evvel Cennette Müminlerin emrine verilecek hurilere kavuşmak isterler.

    Bütün bu anlattıklarımızdan şu neticeyi eide ediyoruz:

    Hazlardan hali olmak muhaldir. Allah'a kavuşmak hazların en büyüğüdür. Eğer insanların kabul ettiği, yapılan herhangi bir işin karşılığı olan maddi veya manevi menfaa'tı bir haz olarak kabul ederseniz ben buna (Haz) demem.

    Kul hakkında elde edilmesi, ondan mahrum olmasından daha iyi ise tabii ki bu onlarca haz kabul edilebilir.

    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  7. #17
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    Er'REZZAK


    Rızıkları, ve nzik verdiği varlıkları yaratan, rızık-larını onlara ulaştıran, rızıklaıia faydalanmalarına temin eden hiç şüphe yok ki, O'dur!

    Rızık iki kısımdır:

    Dikkat
    1 — Beden için olan, azıklar ve yemekler gibi zahiri nzık,

    2 — Batınî rızık. (Yani ruhun rızkı).


    Batınî rızık, marifetler ve mükaşefelerdir ki, bunlar kalbler için hazırlanmış en şerefli rızıklardır.. Çünkü bunun semeresi, ebedî hayattır; zahiri olan rızkın semeresi ise belirli bir zamana kadar bedenin kuvvetini sağlar.

    Bu iki rızık çeşitini yaratan ve erbabına isal eden (ulaştıran) şüphe yok ki, Allah'tır.. Lâkin onu, dilediğine bolca verir, istediğine karşı da azaltır...

    TENBÎH :

    Bu vasıftan kul'un hazzı (nasibi) iki şey olabilir:


    1 — Bu vasfın gerçek sahibi Allah olduğunu bilmesi, O'ndan başka kimsenin müstahak olmadığını iyiden iyiye anlarnasıdır. Böylece rızkı ancak O'ndan bekler. Bu hususta O'ndan başkasına itimad ve tevekkül etmez.

    Hatem'ül - Esem'den (1) rivayet edilmiştir: Bir adam ona sordu:

    — Nerden yiyorsunuz?

    — Onun hazinesinden...


    — Sana gökten ekmek mi yağdırıyor?

    — Yeryüzü o un olmasaydı, elbette ekmeği gökten yağdırırdı...


    — Siz sözü tevil ediyorsunuz!

    — Çünkü o, gökten ancak kelâmı indirmiştir!..

    — Anlaşıldı sizinle baş edemiyeçeğim!

    — Çünkü batıl, hakla hiç bir zaman başa çıkamaz!...

    2 — Ona kılavuz bir ilim, öğretici bir dil, sadaka verip, de menfaat sağlayan bir el verdiğini bilmesidir.. Bunlar, söyliyeceği güzel sözler, ve yapacağı güzel işler vasıtasıyla kalbler için şerefli rızkın temin edilmesine yol açarlar..


    Allah bir kulu sevdimi, halkın ona olan ihtiyacını artırır...


    Rızıklann halka ulaşılması babında, Allah ile kul arasında vasıta olduğu müddetçe, vasıftan bir nasip-almış olur. Peygamberimiz (S.A.V.) buyurmuşlardır:

    «Allah'ın emrettiğini, isteyerek veren emin haznedar,. hiç şüphe yok ki, tasaddukta bulunanlardan biridir.»

    Kulların elleri, Allah'ın hazineleridir..

    Ellerini bedenlerin rızıklanmasi için, seferber eden, dilini kalblerin rızıklanması rçin ayakta tutan kişi, bu sıfatın sevabına. nail olacakların en şereflisidir!



    (1) Ebu Abdurrahman Hatim bin Unvan El'Esen. (Vefatı H. 237 de) Birinci tabaka evliyadandır. Belh ehlindendif. Şakik Belht'riin talebesi ve Ahmed bin Hidraveyh'in üstadı idi. Yüksek halleri tabakat kitaplarında yazılıdır.

    Bak. Risale-i Küşeyrî sf: 56, Ne'fabat-ül Ons sf: 130, Tabakat ı Siilemî sf: 91 - 97, Tabakat-ı Şaranl C. 1. sf: 93 v.s.
    110


    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  8. #18
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    EL'FETTAH



    O, öyle bir varlıktır ki, onun inayetiyle bütün kapalı (kapılar) açılır, hidayetiyle her müşkül hal olur da peygamberlerine ülkeler feth edip düşmanlarının ellerinden çıkarır de şöyle buyurur:

    "Biz hakiykat sana (Hüdeybiyye müsalehası ile) apaşikar bir feth (ü zafer yolu) açtık..." [67]


    Velilerinin kalplerinden perdeyi kaldırıp onlara, Semasının melekütüne, kibriyasının cemaline giden kapıları açar...

    Ve şöyle buyurur:

    "Allahın insanlara açacağı herhangi bir rahmeti tutacak yoktur."[68]


    Gayb anahtarlarını ve rızık anahtarlarını elinde (kudretinde) bulunduran o (yüce varlık) hiç şüphe yok ki, (Fettah) olmaya en layık olur!.... [69]



    Tenbih


    Kulun silkinmesi lazımdır ki yapacağı güzel nasihatlerle müşkülât kilitleri kırılsın, vereceği güzel öğütlerle de halkın anlayamadiği dini ve dünyevi meselelerine bir çözüm yolu bulunsun. Bu sayede o, El Fettah isminden gereği gibi yararlanmış olabilir... [70]






    [67] El-Fetih: 48/1

    [68] El-Fatır: 35/2

    [69] İmam-ı Gazali, Esma-i Hüsna Şerhi, Ferşat Yayınları: 96.

    [70] İmam-ı Gazali, Esma-i Hüsna Şerhi, Ferşat Yayınları: 96-97.
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  9. #19
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    EL'ALİM




    Bu ismin manası açıktır. Bunun kemali; her şeyi tam manasıyla bilmekle, yani dışını, içini, inceliğini, açıldığını, önünü, sonunu, başlangıcını ve bitimini bilmekle olur..

    Bu açıklanması bakımından, malumat (bilinen şeyler) den istifade edilmiş değil de, malumatın kendisinden istifade edilmiş olması gerekir. Aksi halde o ilme tam ilim denilemez.. [71]


    Tenbih


    Alim vasfından kulun nasibi malûm...

    Lakin onun ilmi ile Allah'ın ilmi üç hususta ayrılır:

    1- Malûmat (bilinenler)in çokluğunda.Kulun malumatı (bildikleri) ne kadar çok olursa olsun yine de mahduddur, azdır. Namütenahi ilimler nerde, o (kul) nerde?...

    2- Kulun bilmesi, veya anlayışı, her ne kadar vuzuh bulsa da, asıl gayeye vasıl olamaz. Bilâkis onun eşyayı müşahede etmesi, ince bir perdenin ardından görmesi gibi bir şeydir.. Keşif derecelerindeki farkı inkâr edemezsin. Sabahın alaca karanlığıyla günün ortasındaki aydınlık bir olabilir mi?

    3- Allah'ın ilmi,eşyadan istifade edilmiş değildir, bilâkis bütün eşya onun ilminden istifade edilmiştir. Kulun eşyayı bilmesi, eşyaya tabidir Ve onun sayesinde meydana gelmiştir.

    Bu söz aklını, kurcaladı ise, satranç öğrenen kişinin ilmi ile asıl satrancı bulan kişinin ilmini bir karşılaştır. O zaman, satrancı bulan kişinin satrancın vücuduna (varlığına) sebep olduğunu satrancın varlığı da, öğrenen kişinin bilgisine sebep olduğunu anlamakta güçlük çekmezsin.

    Şu halde satrancı bulan kişinin ilmi, satrançtan önce gelmiştir.


    Satrancı öğrenen kişinin bilgisi, bu yüzden gecikmiş ve sonra elde edilmiştir. İşte Allah'ın ilmi de böyledir. Eşyadan öncedir, eşyanın varlığına sebep olmuştur.

    Bizim ilmimiz ise, bunun aksine eşyadan sonradır.

    Kulun ilim sayesinde elde ettiği şeref; ilmin, Allah sıfatlarından oluşu sebebiyledir. Lakin en şerefli ilim, malumu (bilineni) en şerefli olandır. Bilinmişlerin en şereflisi şüphe yok ki, Allahü Zülcelaldır.

    Bunun için marifetullah, marifetlerin en efdali olmuştur. Hatta sair eşyayı bilmek de, Allah'ın işlerini bilmeye yahut kulu Allah'a yaklaştıracak yolu bilmeye veya da marifetullah'a ulaştıracak herhangi bir hususa sebep veya vesile olduğu için şeref sayılmıştır.


    Bunun dışında kalan her bilgi bu kadar şerefi haiz değildir...
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  10. #20
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 533 + 29699


    Cevap: İmam Gazali Esmaü'l Hüsna Şerhi



    El'KABIZ El'BÂSIT


    Ölüm anında varlıkların ruhunu kabz eden, hayat vereceği zaman onlara ruhları veren,

    zenginlerden sadakaları (zekâtları) alan, fakirlere rızkı veren, zenginlere bolca ihsan da

    bulunan, fakirlerden rızkı kısıp onları darda bırakan, kalbleri kabz edip onları cemalinden

    mahrum bırakan, yahut kalblere inşirah verip lütf-ü ihsanına boğan hep O'dur!..


    TENBÎH:

    Kullardan bu vasıflara mazhar olan o kişilerdir ki, kendilerine hikmetli sözler ve mükni bilgiler ilham edilmiştir.

    Bu ulvî istidat ve kabiliyetler sayesinde, insanların kalblerini, gönüllerini kâh Allah'ın çeşitli nimetlerinden, bitmez ihsan ve lütüflarından söz ederek ferahlatırlar; kâh Allah'ın Kibriya ve Celâl sıfatlarından, düşmanlarına karşı reva göreceği çeşitli azablarindan söz ederek onların kalplerini kabz ederler (yani daraltır ve sıkarlar..)

    Meselâ; Allah'ın Resulü Sallallâhü Aleyhi ve Sellem önce sahabenin kalbini ibadetten, «Allah," kıyamet günü Ademe (A.S.) ateşe göndereceklerini gönder, diyecek..

    Adem soracak:

    — Ne kadar Ya Rab?


    Allah, her bin kişiden dokuz yüz doksan dokuzunu, gönder, emrini verecek..» diyerek soğutmuştur.

    Onların kalblerinin kırıldığını ve ibadete karşı olan şevklerinin zayıfladığını görünce yeniden kalplerini yapmış ve şöyle buyurmuşlardır:


    «— Siz, o gün, sizden evvel gelen ümmetlerin içinde beyaz öküzdeki siyah bir benek gibisiniz!»
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

104, 105, 118, 130, 146, 152, 153, 155, 159, 160, 171, 194, 205, 207, 227, 592, 600, aklı, alaca, aldatan, aldatmak, alınmış, andan, anlayan, araf, arz, bağış, başkasını, bertaraf, bilinen, bilmesi, bir adam, birlik, budur, bütün, çok, çoktur, cömertlik, dadır, daha, darda, dağlar, dediler, delalet, denilmez, derece, dilediğini, dinde, diyoruz, düğü, düşmanı, düşünüyor, dış, dışında, edilirse, efes turları, ellerinde, emrini, ettirir, ettiğimiz, farklar, ferit, fikirleri, gazabı, gelmiş, gerekiyor, getirip, gideceğini, gizlidir, gökte, görmesin, gösterme, hacet, hakikat, halka, hararet, hitaben, hücum, ibarettir, icadı, içine, ilham, insanlığı, isteğini, iyi, işaret, jpg, kahrı, kalacak, kalmamış, karakterli, kayı, kederi, kendisinde, kesilmiş, kimsede, kitabını, korkudan, kötülüklerinden, kullar, kuvvetle, kısmı, lâkin, lan, mahalli, mahduddur, mahkûm, mahlukat, malzemeleri, masiyeti, mecbur, media, meselesine, mevcut, misli, mücahede, muhakkak, muhaldir, muhtacı, mümkü, nail, niçin, nihayet, olana, olduğuna, olduğundan, olgun, olmadığı, olmaktan, olmasındaki, olmayanı, olsalar, olsun, onlardan, onsuz, orga, parçalayan, racidir, rezil, sabahı, sakı, sana, sayılan, semeresi, sizde, son, suretle, sırra, sığı, tasavvur, taşları, tehlikeyi, tutmaz, ülke, üstü, vacib, vardır, varlığının, vazgeç, verdiği, veyahut, yaratılışında, yaygın, yayı, yerden, yok, yönden, yüzleri, yıldızları, ışık, zamanla, zira, şayet, şeye, şeytandan, şeytanı, şöhret

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222