Sevginin alâmeti...

Kalb, muhabbet, sevgi yeridir. Muhabbet, sevgi bulunmayan kalb ölmüş demektir. Kalbde, yâ dünyâ sevgisi, yâhut Allahü teâlânın sevgisi bulunur. Dünyâ demek, harâm olan şeyler demektir. Zikir, ibâdet yaparak, kalbden dünyâ sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allahü teâlânın sevgisi, kendiliğinden dolar. Günâh işleyince, kalb kararır, hasta olur. Dünyâ muhabbeti yerleşerek, Allah sevgisi gider. Kalbin bu hâli, bir şişeye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu boşaltınca, hava kendiliğinden dolar.

Muhammed Pârisâ hazretleri buyuruyor ki:
“İnsanı Allahü teâlâdan uzaklaştıran perdelerin en zararlısı, kalbin kararması, hasta olması, yanî dünyâ sevgisinin kalbe yerleşmesidir. Bu sevgi, kötü arkadaşlardan ve lüzûmsuz şeyler seyretmekten hâsıl olur. Çok uğraşarak, bunları kalbden çıkarmalıdır. Faydasız kitâp, hikâyeler okumak, lüzûmsuz şeyler konuşmak, bu sevgiyi arttırır. Haram şeyleri seyretmek, dinlemek, bu sevgiyi kalbde yerleştirir ve insanı Allahü teâlâdan uzaklaştırır. Kalbin hasta olması, Allahü teâlâyı unutmasıdır. Allahü teâlâya kavuşmak isteyenlerin, bunlardan sakınması, nefsi kuvvetlendiren, azdıran her şeyden sakınması lâzımdır. Allahü teâlânın âdeti şöyledir ki, kalbi temizlemeye ve nefsi ezmeye çalışmayanlara, zevklerini, şehvetlerini bırakmayanlara bu nimeti ihsân etmez.”

İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
“Kâmil, olgun bir insanın kalbi, birçok bakımdan Arş gibidir. Bunun için, böyle kalbe Arşullah denir. Fakat kalbde, Arş’ın mâlik olmadığı başka bir üstünlük vardır. Kalb, tecellî edene tutulur, onu sever. Arş’ta böyle sevgi yoktur. Kalbde bu sevgi bulunduğu için, kalb ilerleyebilir, yükselebilir. Hem de yükselmektedir. (İnsan, sevdiği ile berâber olur) hadîs-i şerîfi bunu bildirmektedir. Kalb, sevgilisi ile berâber olmaktadır.

Bu büyüklerin kazançlarının başlangıcı, Zât-ı ilâhînin sevgisidir. Cenâb-ı Hakkın lutfu ile, bu sevgi her ân artarak, başka şeylerin sevgisi yavaş yavaş azalır. Başka şeylere bağlılık, yavaş yavaş yok olur. Bir saâdetli kimseyi, Allah sevgisi kaplayarak, başka her şeyin sevgisi kalmayınca ve Allah sevgisi, bütün bu sevgilerin yerine yerleşince, onun aşağı sıfatları ve bütün kötü huyları yok olur. Sevmek, sevgiliye itâat etmeyi ister. Sevgi son haddini bulunca, itâat da tamâm olur. Bu büyüklerin sermâyesi, muhabbettir. Muhabbet, sevgiliye itâat etmeyi ister. Sevgiliye itâat ise, İslâmiyete uymakla olur. Çünkü sevgilinin beğendiği şey, İslâmiyettir. O hâlde, muhabbetin çok olmasına alâmet, İslâmiyetin hükümlerine çok uymaktır. İslâmiyete uymak, farzları yapmak ve harâmlardan sakınmak demektir. İslâmiyete tam uyabilmek ise, ilim, amel ve ihlâs ile olur. Her sözde, her işte, kendiliğinden hâsıl olan ihlâs, muhlas olan kimseye nasîb olur...”

Allahü teâlâyı sevdiğini söyleyen bir kimse, itâat etmeyip isyân ediyorsa, bunun sevgisi yalandır, çünkü böyle sevgi olmaz. Eğer sevgide samimi olsaydı, Allahü teâlâya itâat ederdi. Seven, sevdiğine itâat eder. Kalbin hasta olması, Allahü teâlâdan, âhiretten, Peygamber efendimizden, dinden başka seylere âşık olmasıdır. Kim para, şöhret düşkünü ise bilsin ki kalbi dökülmüştür, bitmiştir, hastadır ve ameliyat gereklidir.

Netice olarak: seven, sevdiğine itâat eder. Ne kadar itâat çoksa, o kadar da sevgi çok demektir. Ne kadar itâati azsa, o kadar sevgisi azdır. Meselâ hazret-i Ebû Bekr’in sevgisi çoktu, zira itâati de çoktu. Herkes Peygamber efendimizi inkâr ederken, o kabul etti. Herkes Mescid-i Aksa’ya ne kadar zamanda gidip gelinir diye konuşup inkâr ederken, O, “Mademki O söylüyor doğru söylüyor” demek suretiyle hiç fikir yürütmedi, tam teslim oldu. Çünkü sevgisi tamdı. Dolayısıyla, ben şunu çok seviyorum, Allahımı çok seviyorum, kitabımı çok seviyorum diyenin, ne kadar itâat ettiğine bakılır. Sevginin ölçüsü, itâattir. Kalbin tedâvisi, İslâm âlimlerine, din büyüklerine itâat etmektir, onları sevmektir...


alinti