darwinizm,ataistlik ve putperestlik üzerine...
giriş


-hata varsa yüzde yüz benim kusurumdur-çok kez oldu ki Asayı Musa'da hata aradığım halde zerre kadarbulamadımKur'an'ı Arapça olarak bilmediğimiz için onu Arap müşrikler dahi anladı da "bunda yalan yok"dedi,amanefis düşkünlüğü arttı da arttı ve sonunda kalp gözünün perdesini köreltti,halbuki yalan söylemediğini kabulettikleri Resulullah'a kiminanmazdı,tüm emanetler neredeyse O'na veriliyordu,bu dahi onun doğruluğuna kanıttı,en önemli mesel olarak gördükleri Hacerül Esved meselesinde dahi ilk adam geldiğinde o kararı versin dediklerinde,tevafuken kainatın tevafuğu ,verilen doğruluk sözü ve herşey de onu doğrulamış ve kararı vermeden önce ve verince de müşrükler onu yine doğrulamıştı.


O'nun söylediğini inkar için bir sebep var mıydı?40 yıldır hiç yalan yoktu,O da her zamanki gibi doğruydu,ama nedense gerçekten kendilerine en zor ve kabullenmesi en ağır gelenbu meselede ilk defa itaat etmediler,onu dinlemeleri ve susmaları gerekmez miydiher gördükleri yerde onu dinlemeden saldırmaları yerine,sen hep doğruydun,büyük ihtimalle yine doğru söylüyorsun,bize gördüğünü,duyduğunu anlat demeleri gerekmez miydi,ama Bilali Habeşi imana geldiğini duyunca,müşrikler daha dinlemeden,anlamadan üzerine nasıl da çullanmışlardı. MUhammed yalan söylemez dedirtti onlara-Sadakta ve bil Hakkı natakta ya Rasulullahyine doğru söyledin ya Muhammed!,ama seni dinmemediler ki anlasınlar,2 kişi tanıştığında önce bir yüzüne bakar sonra tanışır,birisi birşey söylediğinde önce söyleyen dinlenir sonra konuşulur,ama bunu yapamadılar,biraz daha bekleyip dinleselerdi,belki de o zaman imana gelmişlerdi,keşke dinleselerdi,keşke dememek için söyleneni dinleyin,bir insanb bilmediği ,okumadığı kitaba saldırmaz,bir insan ehliyeti yoksa arabayı kullanmaz,yemek yapmayı bilmiyorsa önce bir yemek tarifi alır okurpilot olacak birisi uçak kullanmayı bilmiyorsa alır önce onu okurokurken 900 kapıdan 899 u kapalı birisi de sana açık gösterilmiş olabilir,sen 900 kapısı olan bir yere gireceksen899 u kapalı diye diğer kapıyı da kesin kapalıdır diye terketmek olmaz,bu akla ve mantığa Aykırıdır,al risalenin hepsini bir oku,sonra da tüm kapılar kapalı,almıyorum de!ama kendin oku! Tefekkür


Bir yerde putperest birisi vardı,bir gün topraktan yapılmış puta baktı,"Bunun aklı bile yok,insan dünyadakilere üstün,insanın aklı var dedi,insan toprağa üstün(eker biçer-üstünde yaşar-yatar-kazar-deler),ateşe üstün(ateşle yemek pişirir,isteyince gazı kesip ateşi söndürür,üstüne su döker söndürür),gökyüzüne üstün,istediği zaman uçakla uçar,istediği yere gider,yağan yağmura bile üstün,istediği zaman kendine bir ev yapar,yağmur geçirmez,su basacak olasa gemi yapar,üstünde yüzer,yüzme öğrenir ,suda bile boğulmaz,


bir arkadaşına gitti,arkadaşına dedi ki:yahu ben artık söz verdim -haşa-insanoğluna tapıcam,şu aciz putlardan daha güçlüyüm,birine bir ittirdim,yere düştü,topraktan yapılma zaten,biz de toprağı evirip çeviririz,istediğimiz toprak parçasına uçakla gidip orda yaşarız,böyle birşey nasıl Tanrı olabilir ki,o(toprak) istediği için oraya gitmiyorum,ben istediğim için heryere gidebiliyorum,o itiraz edemiyor bu dünyada yaptıklarıma,olsa olsa insanoğlu Tanrıdır dedi. arkadaşı dedi ki:ama toprak meyve yetiştirir,biz ölürüz toprak ölmez dedi,hep canlı kalır,sen ölürsün dedi,hayır ben toprağa tapmaya devam edicem dedi


bizimki de dedi ki:öyleyse hadi al toprağı cam fanusa koy,hiç su verme bir tohum at,yetiştirsin bitkiyi cam fanusta da hadi göreyim dediyapılan incelemelere göre kontrollü deneylerle kanıtlandı ki,toprak su olmadan su da toprak olmadan bitki yetişmiyordu ve meyve çıkmıyordu,fanusa suyu ve toprağı koysan hiçbirşey üretemiyordu,mikroplardan bakteriler bile cam fanusun içinde öldü gitti.kontrollü deneylerin sonucuna göre toprak da ölüydü,sü da ölüydü,ikisi birleşmeden meyve açığa çıkmıyor ve ikisi birbirine muhtaçtı.o zaman bu sorun cam fanusun içinde oksijen kalmıyor da bir süre sonra ondan dediler,bir kontrollü deney daha yaptılar,bu sefer oksijeni devamlı cam fanusa koydular,ama sadece oksijen gazından da bir bitki çıkmadı


en sonunda oksijeni,yani havayı,suyu ve toprağı cam fanusa koydular,havayı,suyu,arada bir yenilediler ve cam fanusta bitki yetişmişti,


evet demek ki meyve çıkması için hepsi birbirine muthaçtı,kimse tek başına diğerine galip gelemiyordu,hepsi de yapılan deneylerde görüldü ki,birbirine karşı üstün değil ve aciz ve kardeş olup birlik olunca meyve yetişiyor.


biz en iyisi insanlara tapalım dedi,nasıl olsa toprak da ölü ,biz de ölüyoruz dedi toprak aciz biz üstünüz dedi,bak kontrollü deney yaptık toprağın acizliğini ispatladık,e deneyi biz yaptık,demek ki biz bulduk dedi,biz -haşa-Tanrılarız dedi.arkadaşı sonunda ikna oldu ve haklısın dedi


bu sefer bizimki hadi bir kontrollü deneyle bunu ispatlayalım dediinsanı cam fanusa koydular,öldü gitti,


öyleyse biz de havaya,suya,toprağa muthacız dedi,


putperestin arkadaşı:biz de onlarla kardeşiz dedi bir araya gelip elele vermemiz gerekir yaşamak için dedi.kimse birbirinin tanrısı değil dünyadakilerin dedi.


hepsi birbirine muthaç,tek başına ölüp gidiyor,ne bu böyle dedi,tek başına ölen hiç Tanrı olur muydu,olmazdı,o zaman herkesin tanrı olması gerekirdi


darwincilere gittiler biz artık inanmıyoruz Halıkımız olamaz dedilerafferin dedi onlara darwinci ataistler,yola geldiniz dedi,bize göre herşey tesadüftür tanrı manrı yoktur dedi ataistler,bizim felsefemiz buna dayanır dediordan bir yaşlı beyaz sakallı adam çıkageldi,garibanın tekiydi,ama biraz sert bir mizacı vardı,yaşlı adam gitti darwinci ataist Darvin Darvinoviç'in yüzüne tükürdü,Darvin Dardinoviç de adama seslendi:ayıp ettin,dedi.Yaşlı adam da dedi ki:tesadüftü valla benim suçum değil dedi,ben de ataistim herşey tesadüfen gerçekleşir dedi,darvin darvinoviç de:bu hakkaten de tesadüf değil,darwin amca bizi kandırmış,bunu kesin o adam isteyerek yaptı,adım gibi eminim dediyaşlı adam da evet isteyerek yaptım o zaman ben de ataistliği bırakıyorum,böyle din olmaz dedi,


sonra bizim putperest ve arkadaşı da evet biz de ataistliği bıraktık dedibizimki dedi ki arkadaşına:dünyada yok tanrı,tesadüfte de bulamadık çareyi-yani ataistlik de bize çare bulamadıbiz en iyisi uzaya tapalım deditamam dedi arkadaşı


bir kontrollü deney yaptılar ve uzaydan havayı vakumla çekip dünyaya indirdiler bir fanusun içindehadi bakalım madem yaratansın bakalım dünyadan bişey yaratabiliyomusun hadi görelim dedi bizim putperestkontrollü deneyde sadece uzayın vakumlanmış havası içine tohum attılar çıkmadı,hava koydular çıkmadı,su koydular çıkmadı,en sonunda hepsini birden koydular tohumdan bitki oluştu. dediler ki demek ki uzay,su,hava,toprak,hepsi birbirine muhtaç,hiçbiri tek başına birşey üretemiyor,aciz zavallıların tekiyiz biz ve bunlar da öyle,uzay bile öyleuzayın içinde hava yok,oksijen yok,dünyaya hükmedemez bu dediler


o zaman güneş ve yıldız kalıyor geriye dedi,ama oraya henüz gidemiyoruz dedi tamam o zaman dünyadan inceleriz onları dedilerdünyadan bakınca güneşe sadece akşama kadar bir yere sürekli ışınlarını gönderebiliyordu,dünyanın diğer yarısını aynı süre zarfında ısıtamıyordubak şu güneşe dedi sabahtan akşama kadar sadece bizim dünya yarımküresini görürken diğer yarımküresini göremiyor,kör bu dedi,halbuki biz uzaydan çektiğimiz uydu fotoğraflarını birleştirsek dünyanın hepsini birden görebiliyoruz dedi,acizin teki bu güneş ve yıldız dedi ,güneş bizden bile kör buna tapmayalım dedi.yıldız için de aynı sorun söz konusuydu,dünya döndüğü için yıldız sadece bir bölgede akşam olunca sabaha kadar görülebiliyordu,yıldız bile dünyanın arka tarafını göremiyordu,biz insanlar bile uyduyla dünyanın içinin tamamını görürken bu sadece önünü görebiliyor,at gibi bişey bu dedidoğru dedi


dünyaya düşen güneş ışığını almayan kapalı bir fanusa tohumu koydular,su,toprak,hava,herşeyi koydular,ama bitki çıkmadı,çünkü güneş ışığı yoktudediler ki bitkiden meyve çıkması için güneş ışığı lazım,ama sadece güneş ışıklı bir fanusta tohum bitkiye dönmedi


dediler ki güneş ışığı meyve için,ay ışığı karanlıkta gözümüzün görmesi için,yıldızlar da keza karanlıkta gözümüz görsün diye,lazımmış,ama tek başına ay ışığı ya da güneş ışığı meyve üretemiyordu,o halde dediler ki kim bu meyvenin yaratıcısı


sadece tohum koydular çıkmadı


sonra anladılar ki bu meyveyi kim yaratıyor bilmiyorum ama dedi putperest,bu meyveyi yaratan,aynı zamanda suyu,havayı,toprağı emrine vermiş,


ama burda ya da uzayın dışında,nerde bilemiyorum,göremediğim için ,ama herkimse bu meyvenin yaratıcısı,bizim göremediğimiz bir varlık dedi ve iman etti,


bundan sonrası şuydu 1 tek yaratıcı vardı ve bir meyve için suyu,toprağı,havayı,ışığı,yani güneşi ve ayı,tohuma ulaştırıp hepsi birleşince meyve açığa çıkarıyor ve meyve üretiyordu.


sonra bu kontrollü deneyleri insan için yaptılarsadece insanı cam fanusa koydular öldüsadece suyu koydular öldüsadece havayı koydular öldüsadece uzayın içne insanı attılar öldü


bir başka çalışmada ise;sadece toprağı koydular cam fanusa öldütoprağın ayrıca uzay boşluğundan haberi bile olmadığını da farkettilerarmstrongwilshere adında bir adam,uzay boşluğunda toprak olmadığını kanıtladı,toprak dediğin şeyin ,insanın gidip gördüğü uzay boşluğundan bile haberi yoktu ki,hep dünyada mahsur kaldı,oksijen desen uzayda yoktu,uzaydan haberi yoktuuzay desen dünyada cam fanusta hiçbirşey yetiştiremiyordu,onun da dünyadan haberi yoktu


ama kimsenin de tek başına diğerinden haberi yoktu,kontrollü çalışmalarda tek başlarına hepsi de öldü gitti,ölen yaratıcı kelimesi akla aykırıydı zateninsanın hayalleri sonsuzdu,aklı,rüyaları,düşünceler sonsuzdu insan bile sonsuz şeylerle donatılmışken,hiç ölen bir cisim ya da varlık insanı yaratan olabilir miydiöyle bir yaratan olması insan aklına aykırıydı.çünkü insanın bile birkısım özellikleri,ölümsüzlük isteği,düşünceleri,hayalleri sonsuzken,sınırlı bir varlık insanın yaratıcısı olamazdı.


bir tek insanın birbirinden haberi vardı,ama onu da cam fanusa koydular o da öldü gitti


demek ki içinde ruh olan,akıl sahibi tek varlık olan insan da su,toprağı,havayı,güneş ışığını birleştirip meyve yapan Zat değildi,


hepsinin sahibi bir padişah olmalıydı bu suyun-haşa- tanrısı ayrı olsa,havanın tanrısı ayrı olsa,uzayın tanrısı ayrı olsa,her sonbaharda yapraklar dökülmeyecek,her ilkbaharda bazı meyveler her yıl çıkmayacaktı,çünkü arada su-uzay,hava-su savaşları vs. olacaktı.çıkar çatışması olacaktı. ama kontrollü deneylerle ispatladılar ve gördüler kiher yıl belli 3 ay içinde örneğin Antalya'da,sonbahar hep aynı 3 aylık dönemde oluyordu,ilkbahar hep aynı 3 aylık dönem içerisinde oluyordu,eğer çok tanrı varsa, bunlar tanrıydı birbirinin kölesi değildi,arada kavga da olmalıydı,ama bir bölge susuz kalmıyor,hep yağıyor,hep yağıyordu ,heryere yağmur yağıyordu


her gün güneş doğuyor,insanda kortizol ve acth hormonları bu ışık vasıtasıyla düşüyor,her gece güneş batıyor,karanlıkta da kortizol ve acth yükseliyor ve uyuyan insanda kortizol büyümeye yardımcı oluyordu,


ve insana sormuşlar?anlat bakalım bir mide yapmışsın ,uzunluğu ,çapı,boyutu ne kadar?bilmiyorum ,henüz ölçmedim demiş.o adama demişler ki peki bunu kim ölçüp vücuduna koydu?tek kelime edememiş.bir cerraha sormuşlar?midenin hacmini,çapını herşeyini söylemiş.cerrah demiş ki,yalnız aklıma sürekli bir şey takılıyor,ben cerrahım,sürekli vücudun üzerindeki kılıfın(deri) altındaki astarın(bağdokuve yağ dokusu) altındaki iç çamaşırın altındaki(kas fasyası) örtüyü(peritonu-yağdan yapılmış ve organların etrafını saran dışarıdan enfeksiyon girişine engel olan kılıf) kesiyorum,ama her dikişimde mutlaka biz bir antibiyotik veriyoruz,ya dikemiyorum,ya da ilacı eksik veriyorum,ya da bu antibiyotikler de bu iltihabı önleyemiyor.o cerraha biz de deriz ki:birisi var ki mühtiş bir terzi,senden daha iyi,insan bir yere düşünce,vücudu travmaya maruz kalınca,hiç dikişsiz vucudu iyileştiriyor,eritrosit-kırmızı kan hücresi- sanki emir almış gibi 120 günde bir çoğalıyor.her gün bölünen sağlam bir eritrosit bulmak mümkün değil,birisi bu eritrosite emir vermiş,kim vermiş olabilir,şu doktorlardan bir araştırsana?cerrah bütün gün araştırmış,yok öyle bir doktor,kim buna emir verdi de hep 120 günde bir çoğalıyor bu,düşünmüş durmuş,neyse bu benim uzmanlık alanım değil,uğraşmam ben bu adamla demiş,ben en iyisi kendi alanımdan birşeyler araştırayım demiş.araştırmış,araştırmış,bir gün ameliyat yaparken,şunu farketmiş,ne kadar dikiş atarsa atsın bu bağırsaklar asla tutmuyor,tutsa bile etraftaki periton boşluğuna sıvı kaçağı oluyor,artık nasıl dikerse diksin asla eskisindeki dikiş kadar kaliteli olamayacağını kabul etmiş ve iman etmiş.bir kardiologa sormuşlar,tamam sen anjio yaparsın,stent takarsın,kalp pili takarsın ama ben şunu merak ediyorum,şu anda kalbimde bir sorun var mı?kardiolog eline eko(kalp ultrasonu) ve ekg(kalp grafisi) cihazlarını hemen koşup almaya gitmiş,dönünce adam ona demiş ki:bak demiş herşeyi bildim diyorsun,ama yalan söylüyorsun,dünyanın en iyi doktoru da olabilirsin,ama sadece insanlar arasında,çünkü birisi var ki ,sen eko ve ekg yi alıncaya ve dönüp bana ulaşıncaya kadar benim kalbimi ekosuz ve ekg siz görüyor,evet demiş kardiolog,o kişi sensin işte,sen görüp kalbini attırıyorsun,behey adam demiş hastası:ben daha kalbimin bile nerede olduğunu-kaçıncı kaburgalar arasında hangi bölümünün olduğunu-,kaç bölmeden oluştuğunu bilmiyorum,kalbimin uyarısı elektriksel bir uyarı,ben dahaampul yapmasını bilmem,bizim evde gaz yağı ver onu yakarım,benim bu kalbimdeki elektirik nereden geliyor kim basıyor düğmeye onu anlat demiş,kardiolog demiş ki,evet ben sana kalp pili taktım ya,işte o benim,ben basıyorum demiş,hastası da demiş ki,bir git işine sende kalp pili yok sen nasıl kendine düğmesiz basıyorsun,kardiolog da pes etmiş,evet ben düğmeli bir kalp pili yaptım,ama o kalp pili bende yok,biri var ki,düğmesiz bu işi hallediyor,üstelik kimseden bir para da talep etmiyor kim bu demiş?ama bulamamış,işte şimdi buldum! diye haykırmış,bu kadar basit,görmediğim birisi,bu öyle bir zat ki,onun öyle bir gözü var ki hep görüyor,ama ben uyuyunca hastalara gelip de kalp pili muayenesi yapamıyorum demiş.ama o düğmesiz olarak kalbimi hep attırıyor,her saniyede 2 defakalbimi attırıyor,halbuki bende hastamın o kalp pili düğmesinden yok,hiçbirşey takmadım ben bu kalbime demiş.o adam imana gelmiş.ayrıca bu adamda öyle bir uydu ve gözle görünmeyen bir kablo hattı var ki,herkesi aynı anda görüyor ve kalbi attırıyor demiş,imanı daha da artmış.çünkü bugünbile bir uydu görüntüsü tüm bilgileri kaydettiği sırada,biz insanlar o bilgilerin yarısını yarım saniyede bile anlayamıyoruz,bilmiyoruz o yarım saniyede diğerlerinin ne yaptığını,ama biri öyle bir görüyor ve anında vakit kaybetmeden hıfzediyor ki,her insanın kalbi her saniye atıyor ve düzenli bir şekilde,her insana bu pili takan biz olamayız,bizim taktiıklarımız sadece bir kısım hastalar,işte kardiolog,işte kanıt.bir kardiolog demiş ki ben herşeye rağmen yine de tam inanamadım,bana daha açık anlat demişo adam demiş ki,kardiologun eline cerrahın bıçağını vermiş,al dik bu organı demiş,yapma demiş kardiolog öldürteceksin hastayı,adam da demiş ki sen nasıl doktorsun ben yapıyorum ben hallediyorum,-haşa-benim sizin yaratıcınız dedin,adamı ayağına getirdik üstelik hala dikemiyorsun yazıklar olsun sana bir cerrah kadar bilgin yok,cerrah da demiş ki bir kardiolog kadar bilgim yok,ama birisi var ki,öyle bir dermatolog ki,yaraları dikişssiz tastamam ediyor,biz sadece onun yaptığı deriyi dikiyoruz,bize dikiş öğretmek için bize birisi bu deriyi vermiş,halbuki biz bu zattan dikiş öğrenmişiz,yoksa ben çocukken daha derinin 5 tabakasını bile(epidermisin 5 tabakası)bilmezdim,ama o zat o zaman bile benim derimi düştüm,dikti,bir daha düştüm tekrar dikti,bana yediklerimle şarj olan bir kalp pili takmış doğduğumdan ve doğmadan önce bile varmış,hep atıyor maaşallah sizin adi pilleriniz gibi kontrole gerek kalmıyor,otomatikte şu anda,sizin gibi git-gel-kontrollere uğraşmıyor demiş,öyle bir cerrah ki ben daha sadece bir dölken(zigot) beni besledi ve o tek zigottan(o tek hücreden) bana kalp üretti,karaciğer üretti,tüm organlarımı 0 dan üretti verdi,sizin gibi aciz değil dedi,tüm doktorlar sustu.demek ki bize hep bakan öyle bir doktor vardı ki,o biz daha bu hastalara ne yapalım diye düşünürken,tüm insanlarıntedavisini yarım dakikada düşünüp kalbi attırıyordu.bu kesinlikle bir insan olamazdı.atom olabilir bu dediler,ama birinin atomunun diğerine bir faydası yoktu,olsaydı,kalbi attırran o ilk elektriksel uyarıyı veren atom ilah olsaydı,diğerinin kalbi durduğunda,giden ona yardıma koşardı,ama birisi vardı ki bazılarının o sinoatrial noddan çıkan atomunu düğmesiz ya da göremediğimiz bir düğmeyle susturuyor,diğerlerininkini ise açık bırakıyordu,işte sadece kardiolog değil,aynı zaman da bu zat bir yaratıcıydı,istediğini öldürüp,istediğini yaşatıyordu,ve herkesi aynı anda görüp kalbini attırıyordu,uyumuyordu ve unutmuyordu ve her yeri aynı anda görebiliyordu.Hz. İsa uyuyordu ve uyuduğu zaman aynı anda kalbini unuttuğu halde birisi onun kalbine basıyor ve hala Hz. İsa'nın kalbi atıyordu,o kalbi attıran üstelik bunu insan gibi görünmeden yapıyordu,Hz. İsa eliyle tutuğu adamın kalbini döndürdü,peki diğer insanları diğer doktorlar aracılığıyla kim sürekli bir komaya sokup,bir elektroşokla geri döndürüyordu.İşte bu ikisine de vakıf oaln zat,Hz. İsanın eline gözle görünmez bir elektroşok cihazı vermiş ve o adam o şekilde geri dönmüş olabilirdi.çünkü Hz. İsa bir kitap yazmıştı,ama diğerleri onu kopyaladı,ama orjinal cd-indirildiği dil- yoktu ve hepsi de maaalesef defoluydu ve bir cd diğerine kopyalansa uyuşmuyordu,üretilen sahte cd hata üstüne hata veriyordu,ah bir orjinali olsaydı,halbuki bugün topkapı sarayında Hz Osman ın yazdığı ve carbon metoduyla arkeologlarca da doğrulanan milattan sonra 600 lü yıllara aitsahabe devri,peygamberimizin cennetle müjdelediği sahabelerin imparatorluk döneminde!!!!-yalan yok bunda,işte kanıt! Kur'an Arapça ve orjinaldi ve bugünküyle tıpatıp aynıydı.şimdi siz Hz. İsa'nın ibranice ve Aramice kullandığını söyleyip çeviri kitabı üzerindeki hataları orjinal ibraniceli yazara atfedip hata ediyorsunuz,olsa olsabu,sadece çevirmeinin hatasıdır. insan ayrıca herşeyin ittifakıyla oluşmuş meyveyi de insan yiyordu,tohumu da o atıyordu,o ekiyordu biçiyordu tarlayı,insan o kimsenin tek başına üretemediği cam fanusta tek başına üretemiyor ama tüm maddeleri sentez ederek üretebiliyordu.ama insan bir hep hareketsiz duran aids virüsünün alıp kendine enjekte etse ölüyorduo halde meyveyi insan yediğine ya da çöpre attığına göre meyve tanrı değildi,virüs de insanı öldürüyordu ,o zaman virüs tanrı olabilir miydi?hayır o da olamazdı,çünkü virüsü de cam fanusa koydular o da hiçbirine dokumamadı,çünkü virüs hareketsizdi,virüsü deterjanladılar öldü,o zaman virüs de Halık,yani Yaradan değildi,o halde hepsini birbirine muhtaç yapan,hepsinin de tüm mahiyetini(yani özelliklerini bilen) birisi,tıpkı insanın bu dünyada burada cam fanusundaki kontrollü deneylerinde tüm maddeleri birleştirebildiği gbi,bir cam fanusun(cam dan çerçeveli olmayabilir) içine tüm birbirine muhtaç olan kainatı ,yani evreni yoktan var edip (yoktan yaratıp) koymuş olabilirdi.ve göremediğimiz bir Tanrıyı o kendini göstermezse göremezdik,duyamadığımız bir Tanrıyı o duyurmazsa duyamazdık,daha göremediğimiz,duyamadığımız Tanrı'yı biz nerden bileli o nasıl bir şeydir,nasıl tahayyül(hayal) edelimhayatta hiçbirşey tesadüf değildir,ve tesadüf yoksa Yaratan olmalıdırve ittifak varsa-herşeyde,su,toprak,hava,güneş,birbirine dostsa ve hepsini de en nihayetinde insanın emrine verdiyse,insanlarda kendi aralarında akıllarıyla dostluk kurabilecekken,düşmanlık yapıp birbirlerinin hakkına giriyorlarsa,bunun da hesabı gören bir Yaratıcı tarafından sorulacaktıçünkü o annelere,tüm aklı yerinde annelere karşılıksız bebek bakma şevkati vermiştiyani karşılıksız sevmeyi herkese verdi,teşekkürü verdi,herkeste vardı bunlar,ama bir nankörlük yoktu,bir arada yaşama ihtiyacı vermiştisağlıklı bir insandaki organlarda düzensizlik yoktu,her sağlıklı ve 6 ay-10ay arasında doğan insanda ittifak vardı,ve 2 göz,saç,2 kol,2 ayakları vardı hep,hiçbir tamamen normal ve sekeli olmayan insanın ilk 10 günde ana rahminde ,bırakın 9 ay 4 günü ,10 günde doğduğunu görmedim,duymadım,tarihte yok,bil ittifak,hep 8. haftadan sonra doğması-en azından- mecburi kılınmış,demek ki bir padişah var ferman buyuruyor,kalp hep 60 dk.da 50 ile 250 arasında atacakdakikadaki solunum hızı minimum 12-maksimum 40 olabilir,dakikada 3-4 kez solunumu olan ve bir sağlık sorunu olmadan komadan dönen -ama hiç oksijen vermiyceksin-kontrollü deney bu çünkü- gördünüz mü?dakikada hiç oksijen tüpüne bağlanmadan 3-4 kez soluk alıp verip yaşıycak,bu mümkün değilbu evreni yaratan herşeyi birbirine bağlamışanneyi-bebeğine kordonla bağlamış,anneye bebeğine bakması için şevkat vermiş,evreni birbirine bağlamış,hepsinin birbirine şevkatle yaklaşmasını istiyor demekki.her insanın aklına ben neden bu dünyaya geldim sorusu gelir,hayatının bir saniyesinde mutlaka gelir budemek ki araştırıp bizi kimin yarattığını bulmamızı istiyor.


asayı musa güzel bir kitabmış bu arada.tabii ki kendi yorumlarımda eksiklik olabilir,ama o kitabı tefekkür eden yanılmazşimdi bir arkadaşım yok,ben de size yazıyim bari belki ihtiyacı olan ve risale okumaya zorlanan önce bunu bi okuyabilir belki.

Ayrıca bakın belgesellere sağlıklı! insanlar ve diğer bütün canlıların ortak bir noktası var,bu da bir Annenin evladına merhametidir,evet bazı insanlar(!) kendi çocuklarına kıyıyorlar,ama dikkat edin onların kendi hayatı da bir aldatmacadan ibaret oluyor,dinimizde kürtajın sınırı 21 gündür,çünkü 21. günde kalp ilk defa atar ve ruh üflenir fetüse. ancak eğer çocuk hastalıklı doğacaksa ya da annenin komplikasyon nedeniyle bir süre sonra ölüm riski varsa,ancak o zaman da 10. haftaya kadar kürtaja izin vardır.yoksa çocuk kız oldu diye kürtaj yaptıranlar cahillerin ta kendileridir,ahrizamanın cahiliye devrine benzeyen bir yönüdür.