Bir çocuğu namaz kılmaya alıştırmak demek onun Cennet'e girmesine vesile olmak demektir. Çocuğu daha küçükken namaza alıştırmadığınızda o çocuk ileriki yaşantısında namaz kılmakta çok zorlanacaktır. Namaza bir başlayıp bir bırakmanın yani bu konuda bir ayar tutturamamanın en önemli nedeni çocuklukta kazanılması gereken bu hassasiyetin zamanında ihmal edilmesidir. Bilinçli bir Müslüman ailede yetişen çocuğun namaz kılmak istememesi çok karşılaşılan bir durum değildir. Namaz kılan bir anne babanın çocuğu, daha konuşmayı bile öğrenmeden, anne ve babasının taklidini yaparak namaz kılmaya çalışır. Hatta çocuğun bu hali çok sevimli bir görüntü arz eder. Anne baba dinî duyarlılığa sahip insanlarsa "Benim oğlum ne de güzel namaz kılıyor" diyerek çocuğunu namaza teşvik eder. Anne babanın teşvikiyle çocuk seve seve namazını kılar. Çünkü namaz kıldığı için kendisine değer verildiğini, bu yüzden takdir edildiğini bilmektedir. Fakat bazı çocuklar vardır ki bütün teşviklere rağmen bir türlü namaza ısınamazlar. Ortada böyle bir sorun varsa, tatlı sözler, hediyeler, uyarı ve ikazlar fayda vermiyorsa ne yapmalıdır?
On yaşına geldiği halde namaz kılmayan çocuklar hakkında Efendimiz sallü aleyhi ve sellem'in şöyle bir tavsiyesi vardır: "Yedi yaşına geldi mi çocuğa namazı emredin, on yaşına geldi mi kılmadığı takdirde dövün." (Ebu Davud, Salat, 26; Tırmızi, Salat, 299) Burada şunu hatırlatmakta fayda vardır ki Efendimiz'in böyle bir tavsiyesi bulunmakla birlikte böyle bir uygulaması ise vaki olmamıştır. Savaşlar müstesna Efendimiz'in hiç kimseye vurmadığı bilinmektedir. Dolayısıyla hadis-i şerifi anlarken bu bilgi de dikkate alınmalıdır.
Burada şunu açık bir şekilde ifade etmek isteriz ki; eğitim bilimleri ve psikoloji gibi birçok bilim, batı menşeli olduğundan dolayı bu bilimlerden kaynaklanan bazı anlayışlar bizim anlayışımızla örtüşmezler. Ebu Davud ve Tırmızi'de geçen bu hadiste tavsiye edilen yöntem, onların bilimsel yöntemleriyle bağdaşmaz. Modern bilimlerin yöntemleri ile bu hadis tezat teşkil eder. Fakat böyle bir durum var diye hadis-i şerifi feda edemeyiz. Modern paradigmadan etkilenen bazı ilahiyatçılar işin kolayını bulmuş ve bu hadis-i şerifi inkâr etme yoluna gitmişlerdir. Birçok din eğitimcisi ve uzman da ya bu hadisi inkâr etmiş ya da şaşırtıcı tevillere girişmişlerdir.
İslam'da asıl olan kaba kuvvet değil ikna yolunu tercih etmektir. Ancak İslam bir şey hakkında hüküm verirken bunu "ameller niyetlere göredir" prensibi gereğince yapılışındaki maksada göre değerlendirir. Faraza; "savaş kötüdür" önermesi İslam'a göre doğru önerme değildir. Doğru önerme; "dünyevi idealler uğruna yapılan savaş kötüdür" önermesidir. Çünkü İslam Allah için yapılan savaşı yani cihadı övmüş ve onu teşvik etmiştir. Yukarıdaki hadis-i şerifi de tıpkı bunun gibi değerlendirmek gerekir. İslam daha büyük bir olumsuzluğu gidermek için olumsuz gibi görünen ama sonuç itibari ile olumlu olan bir şeyi önerebilir. Mesela kadınları dövmeye cevaz veren Nisa Suresi 34. ayetteki "vedribuhunne" ifadesini bu bağlamda değerlendirebiliriz. Yukarıdaki hadis-i şerifi dişine göre bulan ve onu inkâr edenler acaba bu ayetteki "dövme" olgusunu nasıl yorumlarlar? Demek ki salt olarak "dövmek" eylemine tıpkı "savaş" örneğinde olduğu gibi iyi veya kötü diyemeyiz. Onun ne maksatla ve ne şekilde yapıldığına bakarız. Nasrettin hocanın fıkrasındaki gibi hırsızın hiç mi suçu yok diye düşünürüz.
Namaz ve toplum.
Bugün birilerinin bu hadis-i şerifi reddetmesine neden olan durum, esasında İslamiyet'in bu toplumda yaşanılmıyor olmasıdır. Eğer herkesin namaz kıldığı bir toplumda yaşasaydık, namaz kılmamak garipsenecek bir durum olarak anlaşılır ve de bir kusur olarak görülürdü. Fakat biz öyle bir ortamda yaşamadığımız için, bu hadis-i şerifi yadırgıyoruz. İslam'ın "teslimiyet" duygusuyla hadis-i şeriflere yaklaşmıyor, sekülerizmden ve diğer aklı tabulaştıran dünyevi sapıklıklardan etkileniyoruz. Batılılardan etkilenmiş bir insan kafasıyla İslamiyet'i yorumladığımız zaman da hadisleri reddetmek gibi ciddi sorunlarla karşılaşıyoruz. Çağımızda gittikçe yaygınlaşan bu hastalığın mikrobunu en çok bulaştıranlar maalesef ilahiyatçılardır.
Modern anlayışlardan yüzümüzü çevirdikten sonra bu meselede şunları söyleyebiliriz: İslam'a göre bir çocuğa yedi yaşına kadar namaz öğretilir, on yaşına geldiğinde hala kılmıyorsa önce uyarılır, ikaz edilir, bu da fayda vermiyorsa anne ve babası tarafından "döv dedik, öldürdün" esprisindeki duruma düşülmeksizin hafifçe dövülür. Burada "dövme" derken öldüresiye Çin işkencesi yapmaktan bahsetmiyoruz. Anne ve babası tarafından dövülmesi söz konusudur ki bu da başkasının dövmesine benzemez; yani ölçülü ve şefkatli bir dövmedir. Anne baba diğer insanlar gibi değildir. Unutmayalım anne baba döverken bile bunu nefretle yapmaz. Onu aslında sevdiğinden dolayı döver veya döverken bile sever. Diğer insanlar öyle değildir. Anne çocuğunu döver, iki dakika sonra çocuk yine gider annesine sarılır. Çünkü çocuk sevginin farkındadır. Bu nedenle diğer insanları anne babayla bir tutarak kıyas yapamayız. İnsanın kendi çocuğuna gerektiği zaman bir iki tane atmasını büyütmemek gerekir. Bu söylenilenler laftan sözden anlamayan cinsler içindir. Öyle bir iki tane vurmayla da çocuk nefret canavarına veya kurt adama dönüşmez. Hiçbir çocuk annesi iki tane vurdu diye annesine düşman olmaz. Çünkü anne sever de döver de. Ve annenin vurduğu yerden gül biter. Hadiste de zaten başkası demiyor "annesi babası döver" diyor. Şimdi bu sözlerimizden sonra bize de "dayağı savunuyor" filan diyeceklerdir. Oysa biz tam tersi bütün sorunların sevgiyle halledilebileceğine inanıyoruz.
İslam'ın bu konudaki öğüdünü yadırgayanları anlamakta güçlük çekiyoruz. Bir anne, çocuğu okula gitmediği zaman veya okula geç kaldığı zaman ona kızıyor, birkaç gün gitmemekte ısrar ederse onu dövüyor, bunu herkes normal görüyor. Ama namazını kılmadığı zaman çocuğa kızmaya hakkı yokmuş! Bir anne çocuğu sabah okula gideceği zaman çocuğunu "hadi canım kalk artık" diye tatlı talı uyandırıyor ama iş sabah namazına kaldırmaya gelince, "çocuğum uykusuz kalır" diyor. Şimdi çocuğa iyilik mi ediyor yoksa kötülük mü? İşte İslamî açıdan problemli anlayış hadisteki değil buradaki anlayıştır. Okula geç kalırsa ona öğretmen kızacak diye korkuyor ama namaza geç kalırsa bu Allah'ın hoşuna gitmez diye düşünmüyor. Oysa ayet-i kerimede buyuruyor ki. "Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, iri, haşin, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır." (Tahrim, 6) Bu ayet indikten sonra Efendimiz sallü aleyhi ve sellem altı ay boyunca, sabahları kızı Hz Fatmatü'z Zehra'nın odasına giderek onu sabah namazına kaldırmıştır. Kur'an-ı Kerim'in "Ve'mur ehleke bissalati" diye başlayan şu ayeti de Efendimiz'in bu uygulamasıyla örtüşmektedir: "Ailene namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, biz sana rızk vermekteyiz. Sonuç da takvanındır." (Taha,132)
Sonuç itibariyle "dövme" yöntemi her zaman uygulanması tavsiye edilen, övülmüş bir yöntem değildir. Ancak bazı durumlar vardır ki, istisnai olarak bu durumlarda uygulanılmasına izin verilmiştir. Küçükken yenilen dayağın veya camide işitilen azarın insan psikolojisine bir takım zararlarının olduğu da inkâr edilemez bir gerçektir. Bu makalemizde konunun bu vechesi ihmal edilmiş olduğundan başka bir makalede değinmek üzere şimdilik noktayı koyuyoruz.

Aydın Başar - Milli Gazete
12/11/2009