Yrd. Doç. Ali Can



İslâm dininin en temel özelliklerinden birisi, kuşkusuz O'nun rahmet ve merhamet temasına sıkça vurgu yapılmasıdır. Zîrâ Yüce Zât'ını rahmet sıfatıyla vasıflandıran Allah (celle celâlühü), Kur'ân'da rahmetinin her şeyi kuşattığını bildirmekte ve elçisini de âlemlere rahmet olarak gönderdiğini bildirmektedir. (A'râf, 7/156; Enbiyâ, 21/107.) İslâm dininde rahmet ilkesine verilen önemin en açık göstergesi, Yüce Allah'ın rahmetten başka kendisine gerekli kıldığını beyan ettiği bir hususiyetin bulunmamasıdır. Buna göre rahmet kaidesine inanmak, bir bakıma İslâm düşüncesinin ana umdelerinden sayılmaktadır.

Bu yazımızda önce rahmet kelimesi ve bu kelimeden türeyen Rahmân ve Rahîm isimleri incelenecek daha sonra da âyet ve hadîsler ışığında İlâhî rahmetin kuşatıcılığı açıklanmaya çalışılacaktır.

A. Rahmet Kelimesi Etrafında Yapılan Yorumlar
"Rhm" kökünden bir mastar olan rahmet kelimesi, sözlükte bağışlamak, merhamet etmek, affetmek, şefkat etmek ve ihsanda bulunmak gibi mânâlara gelmektedir. Ayrıca rahmet, merhamet edilen kimseye ihsan veya iyilikte bulunmayı gerektiren acıma ve yufka yüreklilik mânâlarını da kapsamaktadır. İşte rahmet kelimesi, Yüce Allah'a nispet edildiğinde ihsan ve lütuf mânâlarına gelirken, insanlara nispet edildiğinde acıma, şefkat gösterme ve kalb yumuşaklığı mânâlarını ihtiva etmektedir. Zîrâ Allah, insana ait özelliklerden olan kalb inceliği ve acımadan münezzehtir. Bu yüzden, Yüce Allah'ın ihsanda bulunmayı kendisine tahsis ettiği, bunun yanında ince kalbliliği veya kalb yumuşaklılığını da insanların tabiatlarına yerleştirdiği ifade edilmektedir.1

Esmâ-i Hüsnâ arasında yer alan "Rahmân" ve "Rahîm", etimolojik olarak rahmetten türemiştir. Allah'ın rahmet vasfını ifade etmek için kullanılan "Rahmân" ve "Rahîm" kelimeleri, birbirine yakın mânâları ifade etmekle birlikte bu iki ismin mânâ farklılığı vardır. "Rahmân" ismi, rahimden daha mübalağalı ve daha kapsamlı bir yapıya sahip olması yönüyle bütün rahmet türlerini içine almaktadır. Müfessirler, "Rahmân" isminin sadece Yüce Allah'a ait özel bir isim olduğunu ve bu yüzden başkasına isim olmayacağını söylemişlerdir.2 Çünkü Kur'ân dilinde Rahmân ismi Allah'a mahsustur ve başka hiçbir varlık için kullanılmamıştır. Buna göre "Rahmân", rahmeti ve merhameti her şeye ulaşan, ezelde bütün yaratılmışlar için sonsuz lutüf, ihsan, rahmet irade eden ve bütün yaratılmışlara dünyada sayısız nimetler bahşeden mânâlarına gelerek, rahmetin daha yüksek bir derecesini ifade etmektedir.3 Kur'ân'da, geçen "O Rahmân arşa istiva etti."(Tâhâ, 20/5.) âyetinde istiva kelimesinin Rahmân ismiyle birlikte zikredilmesi, Rahmân kelimesinin kapsamlı kullanımını desteklemekte ve rahmetin her şeyi kuşattığına işaret etmektedir.4

Çok merhametli anlamına gelen "Rahîm" ismi ise Yüce Allah'ın ahirette sadece mümin kullarına ve taat ehline rahmet ve merhametini göstermesi ve onları affetmesi şeklinde anlaşılmıştır.5 Zîrâ birçok âyette "Rahîm" kelimesi, Yüce Allah'ın sadece müminlere olan rahmet ve merhametini ifade eder.6

Öyleyse Yüce Allah'ın Rahmâniyetiyle dünyada mümin-kâfir herkesi kuşattığı, herkese ihsanda bulunduğu ve bütün yaratıklarının rızıklarını ve yaşam şartlarını sağladığı; Rahîmiyetiyle ise dünyada İslâm inancı üzere yaşayan kişilere, ahirette lütuf ve ihsanının bol olacağı anlamları kastedilmiştir. Nitekim Yüce Allah'a dua edilirken يَا رَحَمٰنَ الدُّنْيَا وَرَحِيمَ الْآخِرَةِ denmektedir.7 Buna göre yukarıdaki hitap "Ey bu dünyada yaratmış olduğu kulları arasında inanan ve inanmayan ayrımını yapmaksızın, hepsine ikram ve ihsanda bulunan Allah'ım." mânâsına gelmektedir.8

Rahmân ve Rahîm kelimeleri etrafında daha pek çok yorumlar yapılmıştır. Daha geniş bir çerçeveden değerlendirildiğinde bu iki kavramdan "Rahmân" kelimesinin ezele, "Rahîm" kelimesinin ise Lâyezâle (ebede) baktığı ifade edilmiştir. Buna göre Allah, Rahmân isminin ruhundaki merhameti ve o merhametin taalluku ile kâinatı yoktan var etmiştir. Yani bütün mevcudat Rahmân ismiyle var olmuştur. Bu geniş, umumî ve şümullü rahmet, bütün kâinatı kuşatarak içine almıştır.9 Mesele sadece ezele bakan ve Allah'ın zâtına isim olan Rahmân açısından mütalâa edilecek olursa; küfür -iman, adalet-zulüm, hakkaniyet-haksızlık, güzellik-çirkinlik, iyi-kötü her şey birbirine karışıverir. Bu durumda irade mevzuubahis olamaz. Böylece de insan, diğer varlıklar gibi, ne kötülüklerinden mesul olur ne de iyiliklerinden dolayı mükâfata erer. Eğer kâinata sadece "Allah" kelimesinden sonra Rahmân'ın tecellîsi hükümfermâ olsaydı, durum bu merkezde olacaktı. Ancak Allah murad buyurdu ve insanlarda iradeyi yarattı; iradesini iyiye kullananları mükâfatlandırma, kötüye kullananları cezalandırma hikmetiyle, Rahîmiyeti ile de tecellî etti. Böylece insana esfel-i safilînden a'lâ-yı illiyyîne kadar, ya aşağıların aşağısına düşme veya yukarıların yukarısına çıkma imkânını bahşetmiş oldu.

Demek oluyor ki, "Rahmân" olmasaydı, biz vücuda gelmeyecektik. Kâinat ve bütün mevcudat yok olacaktı. Şâyet "Rahîm" olmasaydı irademizi kullanamayacak ve Cenâb-ı Hakk'ın sanatının inceliklerini idrak edemeyecektik.10 Şu hâlde Cenâb-ı Hak eşyayı yoktan var edip vücud sahasına getiriyor ve adeta bize diyor ki, "İsteseniz de istemeseniz de Rahmâniyetimle sizi var ediyor ve sizin için gerekli olan şeylerle varlık ve hayatınızı devam ettiriyorum. Rahmâniyetimle var ettikten sonra, Rahmâniyetimin kemalini göstermek için; size Rahîmiyetimle de bir irade veriyorum. İradenizi kullanmanıza ve kullandığınız iradenin çapına göre de ötede size mükâfat vereceğim.11

Özetleyecek olursak Allah, bütün varlığı ve kâinatı rahmâniyetiyle var etmiştir. Rahmân olan Allah rahmetiyle mu*amele ederken, buna mazhar olan varlığın hak etmesine ve lâyık olmasına bakmaz. Rahmet sıfatının tecellisi yağmur gibi her şeyin üzerine yağar ve güneş gibi her şeyi ısıtır, aydınlatır. Allah'ın rahîm sıfatı ise O'nun, daha ziyade kullarının gelecekte elde etmek üzere hak ettikleri ve lâyık oldukları sınırsız rahmetini, lütuf ve merhametini ifade eder.12

B. Âyetler Işığında İlâhî Rahmet
1.Yüce Allah, Kur'ân'da rahmet etmeyi üzerine aldığını şöyle bildirmektedir:

قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ قُلْ لِلهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ
"(Onlara) Göklerde ve yerde olanlar kimindir? diye sor. ‘Allah'ındır.' de. O, merhamet etmeyi kendi üzerine aldı." (En'âm, 6/12.)

Bütün varlığın yaratıcısı ve hâkimi olan Yüce Allah yarattıklarına karşı her ne isterse yapma durumunda iken rahmeti kendisine ilke ve ahlâk edinmiştir. Söz konusu rahmet ve merhametin bir göstergesi olarak, Allah dünyada kendisine isyan eden ve verdiği nimetlere karşı nankörlük yapan inkârcıları cezalandırmada acele etmeyip onlara zaman tanımakta13 ve kâfir-Müslüman ayrımı yapmaksızın herkesi yaşatmakta, rızıklandırmakta ve onlara değişik ihsanlarda bulunmaktadır. Daha da ötesi Allah, bu kâinatı yoktan varlık âlemine çıkartmış ve sırf şefkatinden ve merhametinden dolayı yaratmıştır. Zîrâ Allah Teâlâ'ya herhangi bir şeyi yaratma hususunda dışarıdan zorlama söz konusu olamaz. Bu yüzden onun rahmeti olmasaydı, dünya ve içindekiler de olmazdı. Buna göre her şeyi kapsayan ve kuşatan yaygın bir İlahî rahmet vardır. Mevcudat âleminde yaratılmış olup da mümin-kâfir, iyi-kötü, şuurlu-şuursuz rahmetten pay almamış yoktur.14 Bu hususta Seyyid Kutub, şunları söylemektedir. "Allah'ın rahmeti her yandan ve her yönden kullarını sarmıştır. Kulların varlığı bu rahmetle kâimdir, hayatları da bu rahmete dayanır. İlâhî rahmet, varlığın her sahnesinde, hayatın her saniyesinde ve kâinatın her noktasında tecelli eder."15

İşte bütün âlemlerin rabbi olan Yüce Allah'ın varlıkları yoktan var etmesi ve sonra da onlara var oluş süreçleri boyunca varlıklarını sürdürmelerini sağlayan nimetler vermesi rahmet-i İlâhiye'nin bir neticesidir. Buna göre bütün zîhayata ait ayrı ayrı rızıkların, kuru ve basit bir topraktan rahîmâne ve kerîmâne verilmesi, İlâhî rahmetin her şeyi kapsadığına delâlet eder. Yeryüzü sofrasında görülen hadsiz ihsanlar, lütuflar, keremler, inâyetler ve rahmetler bir Zât-ı Rahmân-ı Rahîm'in bulunduğunu ölmemiş kalplere ve sönmemiş akıllara gösterir.16

2. İlâhî rahmete yönelik bir başka âyet-i kerî*mede şöyle buyrulmaktadır:

قَالَ عَذَابِي أُصِيبُ بِهِ مَنْ أَشَاءُ وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ
"... Azabıma dilediğimi uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır."(A'raf, 7/156.)

İsfahânî bu âyetten yola çıkarak rahmetin dünyada müminiyle kâfiriyle herkesi kuşattığını, ahirette ise yalnız müminleri kapsayacağını ifade etmektedir.17 Bu âyete göre Yüce Allah kullarından bir kısmının azaba maruz kalacaklarını, buna karşılık bütün mevcudatın dünyada varlık sahnesine çıkışlarından itibaren kendi rahmetinden pay aldıklarını bildirmiştir. Şu hâlde başlangıçta rahmetten pay almayan hiçbir şey yoktur ve ancak azabı hak eden kimselere, rahmetin ardından azap isabet edecektir. Elmalılı Hamdi Yazır, bu âyet etrafında Allah'ın rahmet vasfını şu şekilde açıklar: "Hiçbir şey yoktur ki, ilk var oluşundan itibaren, Allah'ın rahmetinden nasibini almamış olsun. Rahmetin ona dar geleceği, yetmeyeceği ve yetişmeyeceği hiçbir şey yoktur. Onun rahmetinin dışında bir şey tasavvur etmek dahi mümkün değildir. Ancak bunun böyle olması, her şeyin rahmetten eşit pay alması gerektiğini ortaya koymaz."18 Buna göre İslâm'da rahmet ve merhamet asıldır; azap ve hiddet ise ârizîdir. Mevdûdî, Allah'ın mevcudatı idaresindeki üslûbun gazaba ve sertliğe değil merhamet ve yumuşaklığa dayandığını belirtmektedir. O'na göre Yüce Allah, yaratıklarına daima rahmet gösterir, gazap ve hiddetini ise sadece kullarının isyan ve küstahlıkları, konulan sınırı aştığında açığa çıkarır.19

3. Yine "Rahmân" ve "Rahîm" ismi, Kur'ân-ı Kerîm'de başta besmele olmak üzere pek çok yerde geçmektedir. Böylece bütün mahlûkatın yaratıcı ve sahibi olan Yüce Allah, ezelî hitabında, bütün insanlara kendisinin Rahmân ve Rahîm olduğunu anlatmaktadır. Çünkü Allah Teâlâ "Âlemlerin Rabbi"(Fâtiha 1/2.) ifadesiyle kendisini yalnız belli bir topluluğun veya inanç grubunun Rabbi değil, bütün âlemlerin Rabbi olarak tanıtmaktadır. Bir başka ifadeyle Âlemlerin Rabbi Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın rahmeti de, belli bir zümreye has değil yaratılmış herkese şamildir. Böylece Yüce Allah, bütün yaratılanların sahibi olduğunu belirtmekte ve -ister inansın ister inkâr etsin- her şeyi yaratanın, yaşatanın, besleyenin ve her şeye en güzel şekli verenin kendisi olduğunu vurgulamış olmaktadır. (Secde, 32/7; Mü'min, 40/64.)

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında yaratan ile yaratılan arasındaki münasebeti rahmet açısından şu veciz cümlelerle özetlemek mümkündür: "Şu hadsiz kâinatı şenlendiren, bilmüşahede rahmettir. Ve bu karanlıklı mevcudatı ışıklandıran, bilbedahe yine rahmettir. Ve bu hadsiz ihtiyacat içinde yuvarlanan mahlûkatı terbiye eden, bilbedahe yine rahmettir. Ve bu hadsiz fezayı ve boş ve hâlî âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşahede rahmettir. Ve bu fâni insanı ebede namzed eden ve ezelî ve ebedî bir zâta muhatab ve dost yapan, bilbedahe rahmettir."20

4. Yüce Allah'ın rahmet vasfını ifade etmek için kullanılan خَيْرُ الرَّاحِمِينَ "merhamet edenlerin en hayırlısı", أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ "merhametlilerin en merhametlisi" ve ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ "geniş bir rahmet sahibi" şeklindeki nitelemeler de oldukça önem arz etmektedir.(Müminun, 23/109; A'râf, 7/151; En'âm, 6/147; Yusuf 12/64.) Allah Teâlâ'nın Kur'ân'da geçen sıfatları incelediğinde, azap ifade eden sıfatların rahmet ve merhamet ifade edenlerin yanında çok az oldukları görülecektir.

C. Nebevî Beyan Çerçevesinde Rahmet
İlâhî rahmete yönelik yukarıdaki açıklamalardan başka bu konuya ışık tutacak nebevî beyanlar da vardır. Hz Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) ifade buyurduğu üzere Allah (celle celâlühü) rahmetini yüz parçaya ayırmış; doksan dokuzunu kendi nezdinde tutmuş, birini dünyaya indirmiştir. İşte, bütün canlılar bu bir parça İlâhî rahmetten istifade ederek hemcinslerine şefkat gösterirler. (Tirmizî, Daavat, 99.) Hattâ varlık derinden derine mütâlaa edilse, her yanda rahmetin ve şefkatin tüllendiği görülecektir. Evet, her şeyin mebdei de müntehâsı da rahmettir, şefkattir. Yeryüzündeki bütün canlılar Allah'ın rahmet ve şefkatiyle varlıklarını devam ettirirler.21

Yine bir başka hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmaktadır: "Yüce Allah, mahlûkata dair hükmünü ortaya koyunca nezdinde bulunan bir kitaba, kendisi hakkında إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ غَضَبِي "Muhakkak Benim rahmetim gazabıma galip gelir." diye yazmış" (Buhârî, Tevhîd, 15.) ve böylece bütün insanlara olan rahmet ve merhametini, ihsan ve fazlını açıkça ifade etmiştir. Bu yüzden müminler Allah Teâlâ'ya karşı yalvarış ve yakarışlarında "İlâhi! Senin rahmetin melceimdir." şeklindeki sözleriyle O'nun sonsuz rahmetine ve engin merhametine sığınırlar.

Hz. Muhammed Mustafa (sallallahü aleyhi ve sellem) İlâhî ahlâk içerisinde yer alan rahmet hakkında kuşatıcı açıklamalarda bulunduktan sonra, bu yüce vasfı talim buyurmak üzere ümmetine şöyle seslenmektedir: "Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin." (Tirmizî, Birr, 16.) Böylece Allah Resûlü (sallallahü aleyhi ve sellem), inanan insanların davranışlarında olması gereken merhamet duygusunu dikkatlerimize sunmaktadır.

Yine Hz. Peygamber'in (sallallahü aleyhi ve sellem) "Allah ancak merhametli olanlara rahmetini ihsan edecektir." ve "İnsanlara merhamet etmeyene Allah, rahmet etmez." şeklindeki buyrukları (Buhârî, Tevhîd, 2.) da insanların birbirleriyle olan münasebetlerinde merhamet ve şefkati temel almalarını vurgulamaktadır. Nitekim Rahmet Peygamberi'nin (sallallahü aleyhi ve sellem), düşmanlarına karşı bile merhametle ve afla muamelede bulunduğuna yirmi üç yıllık peygamberlik hayatı şahitlik yapmaktadır.

İslâm dini, merhameti sadece insana mahsus kılmayıp bazen hayvana bile gösterilen bir merhametin mükâfatını, Cennet olarak bildirmektedir. Söz gelimi Hz. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), bir fâhişenin yolda giderken susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su verip onu kurtarmasından dolayı, bütün günahlarının affedildiğini söylemektedir. (Müslim, Selâm, 41.)

İşte İslâm'ın temel öğretilerine göre, hayvana bile gösterilen merhamet duygusu, insanın Cennet'e girmesine yeterli bir vesile olabilmektedir. Zîrâ rahmetle aynı kökten türeyen ve aynı mânâya gelen "merhamet", Yüce Allah tarafından kullarına ve bütün yaratıklara bahşedilmiş yüce bir duygudur. Zîrâ ulvî duygular arasında yer alan merhamet, var oluşumuzun kökeninde yatmaktadır. "Merhamet" hem vahyin hem de yaratılışın ortaya çıktığı kapı olması itibariyle beşerî hayatın bütün yönlerinde merkezdir. Bu sebeple bir insanın varlığı, insanî değerlerin başında gelen merhamet duygusuyla mânâ kazanmaktadır. Bu çerçevede Kur'ân'da geçen "merhame ve ruhm" kelimeleri de insanlar arasındaki münasebetler için kullanılmış ve insanların birbirlerine olan merhameti ve şefkati hakkında varid olmuştur.22 Buna göre Yüce Allah'ın, hem kevnî kitabıyla hem de kelâmî kitabıyla insanlardan şefkat ve merhamete dayalı bir içtimaî yapı istediği söylenebilir. Bir başka şekilde ifade edilecek olursa Kur'ân vahyinin hedefleri arasında merhametli bir toplum inşa etmek de vardır.23 Şu hâlde görülüyor ki inanan bir insanın âlem tasavvuru ve insana bakışı, Allah ahlâkı olan rahmet ve merhamet boyutludur. Bu şekilde içtimaî bütünlük ve barışı, dostluk ve dayanışmayı gerçekleştirmek daha da kolay hale gelecektir.

D. Resulullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) Âlemlere Rahmet Oluşu
Kur'ân'da وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ buyrularak Hz. Peygamber'in bütün âlemlere rahmet olarak gönderildiği bildirilir. (Enbiyâ, 21/107.)

O getirmiş olduğu dinî ve ahlâkî prensipler sebebiyle bütün insanlık için bir rahmet olmuştur. Özellikle onun getirdiği Kur'ân çağlar üstü ve evrensel bir kitap olması yönüyle bütün insanlığa hitap etmektedir.24 Yine rahmet-i İlâhiye'nin timsali olan Yüce Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bütün varlık için de bir rahmet peygamberi konumunda yerini almaktadır. Nitekim Allah Resûlü وَأَنَا أَحْمَدُ وَنَبِيُّ الرَّحْمَةِ "Ben Ahmed'im ve rahmet peygamberiyim.", إِنِّي لَمْ أُبْعَثْ لَعَّانًا وَإِنَّمَا بُعِثْتُ رَحْمَةً "Lânet isteyici olarak değil rahmet olarak gönderildim." sözleriyle kendisinin bizzat rahmet peygamberi olduğunu vurgulamaktadır. (Müslim, Birr, 87.) Bu yüzden O (sallallahü aleyhi ve sellem), her şeye ve herkese Allah'tan bir rahmet olarak gelmiştir. Çünkü varlık onunla bir mânâ ve değer kazanmıştır. Aynı şekilde O'nun risaleti, yalnız mü'minler için değil Müslüman olmayanlar, kâfirler ve ateistler için de rahmet olmuştur. Hattâ şeytan bile O'nun rahmetinden ümitlenmiştir.25 Bu çerçevede Bediüzzaman önemli tahlillere yer vererek şu değerlendirmelerde bulunmaktadır:

"Arkadaş! İslâmiyet, bütün insanlara bir nur, bir rahmettir. Kâfirler bile onun rahmetinden istifade etmişlerdir. Çünkü İslâmiyet'in telkinatıyla küfr-ü mutlak; şek ve tereddüde inkılâb etmiştir. O telkinatın kâfirlerde de yaptığı in'ikas ve tesirat sayesinde, kâfirlerin hayat-ı ebediye hakkında ümidleri vardır. Bu sayede dünya lezzetleri ve saadeti onlarca tamamıyla zehirlenmez. Bütün bütün o lezzetler, elemlere inkılab etmez. (Onların) Yalnız tereddüdleri vardır."26 Yine kâfirler bir başka açıdan Allah Resûlü'nün (sallallahü aleyhi ve sellem) rahmetinden istifade etmiştir. Daha önceki millet ve kavimler küfür ve isyanları sebebiyle toptan helâk edilmiş olmalarına karşılık, Allah Resûlü'nden (sallallahü aleyhi ve sellem) sonra toptan helâk etme kaldırılmıştır.27 Dolayısıyla da insanlar, böyle bir azap çeşidinden kurtulmuş oldular. Bu da kâfirler için dünya adına büyük bir rahmettir.

Netice
Netice itibariyle Yüce Allah'ın rahmeti genel ve her şeyi kapsamına alan bir rahmettir. Rahmet aynı zamanda Hak Teâlâ'nın varlık üzerindeki hükmünün temel kaidesi ve insanlara karşı muamelesinin ana dayanağıdır. Bu yüzden Allah Teâlâ, dünyada hiçbir ayrım yapmaksızın rahmetiyle bütün kullarını kuşatmakta ve insanlar isyan ve küfür içinde olsalar bile, onlardan rahmetini kesmemektedir. Böylece dünyada Allah'ın rahmeti ve O'nun tecellisi bir dine ve bir ırka münhasır kılınmayıp bütün yaratılanları bünyesinde toplamaktadır.

Diğer yandan merhamet ve şefkat, Allah'ın insanlığa lütfettiği en aslî değerlerin başında gelmektedir. Bu yüzden insan, Allah tarafından yaratılmış bütün canlılara karşı Allah ahlâkını şiar edinerek onlara acımadıkça gerçek insanlığa ulaşamaz. Özellikle de insanlar arası münasebetlerin sağlıklı bir şekilde yürüyebilmesi için asgarî seviyede de olsa merhamet ve yufka yüreklilik gerekmektedir. Bu da göstermektedir ki bir insanın varlığı, merhamet duygusuna sahip olmasıyla değer kazanmaktadır. Aksi takdirde merhamet duygusundan mahrum insan, yaratılanlar arasında en tehlikeli bir varlık olmakta ve hayatı kaosa ve çıkmaza sokmaktadır.

*Marmara Üniv. Eğitim Fak. Öğretim Üyesi
[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]