Ebu’l-Velîd Muhammed Ibn-i Ahmed Ibn-i Muhammed Ibn-i Rüşd 1126’da Kurtuba’da doğdu. Ailesi fıkıh sahasındaki derin bilgisiyle tanınıyordu, babası ile dedesi Endülüs başkadılığı (Kâdıu’1-kudât) gürevinde bulunmuşlardı. Bu dindar sülale ona İslami araştırmalarda yüksek bir seviyeye ulaşma fırsatı verdi. Bir alimden aldığı derslerle Kur’an ,tefsir, hadis, fıkıh arap dili ve edebiyatına dair ilimleri öğrenen İbn-i Rüşd, babasından Malikilerin kitabı Muvatta’yı okuyarak ezberledi. Ayrıca matematik, fizik, astronomi, mantık, felsef ve tıp gibi sahalarda ilmî araştırmalarını sürdürdü. (El-Ehvani, 1990, s.163-64).


İbn-i Rûşd siyasal şartların oldukça karışık olduğu bir ortamda yaşadı. Düşünür Murâbıtların hükümranlığı sırasında doğmuştu ve hanedan 1148’de Kurtuba’yı ele geçirecek olan Muvahhidler tarafından 1147’de Marrâkuş’ta devrilmişti.


Ebû Yakûb emir olduğu zaman İbn Rüşd’e, Aristo’nun eserlerine şerhler yazmasını emretti. Marrâkuşî’nin verdiği bilgilere göre İbn Rüşd emirle tanışmasını şöyle anlatır:

“Müminlerin emiri Ebû Ya’kûb’un huzuruna çıktığımda, onu Ebu Bekr İbn-i Tufeyl ile başbaşa buldum. Ebû Ya’kûb ailem ve cedlerimden bahisle beni övmeye başladı. Mü’minlerin Emiri’nin bana söylediği ilk şey filozofarın görüşüne gönderme yaparak şu oldu:’Felekler hakkında ne dersin? Kadîm midir? Yaratılmış mı?’ Beni bir korku ve bocalama sardı... Fakat Mü’minlerin emiri benim bu korku ve bocalayışımı anlayışla karşılayıp İbn Tufeyl’e döndü ve Aristo, Eflatun ve öteki filozofların fikirlerini zikrederek bana sorduğu soru hakkında onunla konuşmaya başladı...” (zikr:El-Ehvani, 1990, s.165)


Böylece İbn-i Rüşd Aristo’nun eserlerine şerhler yazmaya aşladı. Bu onun “Şarih” ünvanını almasını sağladı ve Ortaçağ Avrupa’sında da bu özelliğiyle tanındı.( El-Ehvani, s.165)


İbn-i Rüşd, Emir tarafından İşbiliye’ye kadı olarak atandı. Düşünür hayatının bu bölümünde resmi görevin yanında Aristo felsefesiyle de yoğun şekilde ilgilenmeye başladı. Önce Aristo felsefesinin özünü ve esasını bulmak ve sonra da bunu şerh ve tefsir etmek için araştırmalara koyuldu. O sene Aristo’nun Kitabu’1-hayávan’ını telhis etti. 1171’ de ise terfi ederek Kurtuba’ya kadı tayin edildi. On seneden fazla bu görevde kaldı. Aristo’nun kitaplarını búrada şerh etti. 1182’de Emir onu Merakeş’e çağırdı ve Baştabiblik görevine getirdi. Daha sonra kadı’l-kudat görevi ile tekrar Kurtuba’ya gönderildi.


Emir Yusuf’un vefatından sonra onun yerine geçen Emir Yayub b. Mansur da İbn-i Rüşd’e itibar gösterdi. Ancak daha sonra çekemeyen çevrelerin israrlı baskıları üzerine İbn-i Rüşd Yahudilerle meskün bir kasaba olan Elisana’ya sürüldü


İbn-i Rüşd’ün sürgündéki hayatı çok sürmemiş, İşbiliÿe’nin ileri gélénlérinden bir grubun İbn-i Rüşd hakkında ricaları üzerine, Emir yaptığına pişman olmùş, onu affetmiş, ancak bu hådiseden çok geçmeden İbn-i Rüşd 1198 yılında vefat etmiştir.(Uludağ,1985, s.15 vd;Fahri, 1987, s.215)


İbn-i Rüşd ölümünden sonra İslam dünyasından ziyade Batı’da tanındı. Düşünür yeni felsefesiyle Batı’da “İbn-i Rüşdcü Latin Okulu”nun kurulmasına ortam hazırladı. XII. yüzyılların sonlarına doğru Aristoculuğun Avrupa’da canlanmasıyla birlikte İbn-i Rüşd kısa zamanda Yahudi ve Hristiyanlar arasında şüphe götürmez bir lider olarak kabul edildi. Musa b. Meymûn (Maimonides öl: 1204) ve öğrencisi Yusuf b. Yahûda tarafından ona duyulan büyük saygı, O’nun önde gelen bir Aristo müfesiri olarak Yahudiler arasında şöhretini sağlamlaştırdı. XII. yüzyılın bitiminden önce İbn-i Rüşd’ün eserleri, felsefï kültürleri, Renán’ın ifådesiyle “İslam kültürünün yansımasından başka bir şey olmayan” Yahudi âlimlerce Arapça olarak okunuyordu. Bununla birlikte XIII. yüzyılın başlarında Yahudilerin Prene’lerin ötesine ve Ákdeniz sahili boyunca dağılması O’nun eserlerinin Ibranice’ye tercüme edilmesini geréktirdi. Moses ben Tibbon, Jacob ben Abba Mari, Simeon Anatoli, Solomon ben Joseph ben Job, Zeráchía ben Isaac ve Joseph ben Machis O’nun XIII. yüzyıllardaki en tanınmış mütercímleridir; Calonymus ben Calonymus, Calónymus ben Todros ve Samuel ben Judah ben Meshullan O’nun XIV.yy’daki mütercimleri arasındadırlar. XIV.yy’ın belirgin bir özelliği İbn-i Rüşd’ün şerhleri üzerinde tam bír süper şerh dalgãsının yükselmesidir.


Yahudilerle Hristiyanlar arasında kültürel bağların yakınlığı ve Batı Avrupa’da İbranice’nin óldukça yaygın olárak biliniyor olması sebebiyle, Roger Bacon (öl:1294) ve Raymond Martin (öl : 1284’ten sonra)’in durumlarında görüldüğü gibi genellikle Ibranice yoluyla Arapça felsefi eserlerin Lâtincé’ye tercüme edilmesi XIII.yy’ın başlarında yúksekce bir seviyeye ulaşmıstı. 1217-1230 yılları arasında Michael te Scot, İbn-i Rüşd’ün eserlerinden çoğunu Lâtince’ye tercüme etti. Öte yandan Hermann the German 1240-1256 yılları arasında Poetica ve Ethica Nicomachea’nın özetlerini çevirdi. Toplam olarák İbn-i Rüşd’ün otuz sekiz şerhinden 15 tanesi Arapça’dán Lâtince’ye XIII. asırda tercüme edildi.


Ancak Ibn-i Rüşd’ün Islâm åleminde hemen hemen hiç bir öğrencisi yàhut halefi olmamıştır. Hatta O’nun münekkitleri bile yok denecek kadar azdır. İbn-i Teymiye (öl : 1327) istisnã edildiğínde, onlardan hiç biri İbn-i Sina’nın büyük münekkidi Gazâlî mesâbesinde değ’ildi..Ne var ki O’nun Batı’daki münekkitleri parlak bir galaksi teşkìl ederler : Máimonides, Siger de Brabant, Moses ben Tibbon, Levi ben Gerson; AIbert the Great, St. Thomas Aquinas bazılarıdır.(Fahri,1987, s.215 vd)


Onun İslam felsefesiyle ilgili en önemli eseri İmam-ı Gazali’nin Tahafütü’l-Felasifesine karşı yazdığı Tehafütu’t-Tehafüt ve genellikle kendisinin tevhid anlayışını ortaya koyduğu Faslu’l-Makal ile el-Keşf an minhaci’l edille adlı risalaeleridir. (bkz: Leaman,1992, Uludağ,1985)


http://www.koprudergisi.com/index.as...Sayi&SayiNo=54