Google+
6 sonuçtan 1 ile 6 arası

Konu: Fethullah Gülen Hocaefendi Kronolojik Hayatı

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar Mesajlar
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 25 + 762


    Arrow Fethullah Gülen Hocaefendi Kronolojik Hayatı



    FETHULLAH GÜLEN KRONOLOJİK HAYATI


    Fethullah Gülen, Osmanlı modernizminin bıraktığı enkaz üzerinde kurulan, fakat, en azından henüz bu enkazın kaldırılamadığı, kaldırılamamış olmasının yanısıra, modernizm öncesi “İleri Osmanlı Toplumu”nun ana dinamiklerinin büyük ölçüde reddedildiği bir dünyaya gözlerini açtı.
    Onun, denebilir ki, “kökü maziye bağlı bir âtî” olarak yetişmesinde en önemli tesirlerden birini icra eden ve Erzurum ilinin Hasankale (Pasinler) ilçesinin 50-60 haneli Korucuk köyünden başlayıp, Erzurum’un içine uzanan bu dekorun merkezinde, İslâm ruhunun çok canlı olduğu baba ocağı bulunuyordu. Bu ocakta, kendi değerlendirme ve ifadeleriyle, bir ciddiyet, temkin, vakar ve dinî salâbet timsali olan büyükbaba Şamil Ağa, torunuyla kimsenin farketmediği bir gönül alışverişi içinde idi. Baba Ramiz Efendi, Türkiye’nin maddî-manevî yokluk, kıtlık ve kuraklık dönemlerinde ve küçük bir köyde yetişmiş olmasına rağmen, “Enderun terbiyesi almışçasına” asil, ilim âşığı, vaktini asla boşa geçirmez, kıvrak bir zekânın göstergesi olarak nüktedan ve dinine gönülden bağlı kerim bir zattı. Babaanne Mûnise Hanım, sessiz, durgun deryalar gibi derin ve engin, inanmayı ve Allah ile irtibatı her hal ve hareketiyle ortaya koyan örnek bir hanımefendi; bir paşa ailesinden gelen anneanne Hatice Hanım ise, her yanı ile bir nezahet âbidesi, kızı ve Fethullah Gülen’in annesi Rafia Hanım da, aynı şekilde, köyün bütün kadınlarına Kur’ân öğreten bir şefkat ve deruniyet timsaliydi. Böyle bir ocakta neşet eden Fethullah Gülen, daha 4 yaşında iken annesinden Kur’ân okumayı öğrenir ve bir ay içinde Kur’ân’ı hatmeder. O yıllarda, Türkiye’de açıktan Kur’ân okutmak bir hayli zordur. Bu sebeple, anne Rafia Hanım, gece kalkar, oğlunu kaldırır ve ona öyle Kur’ân öğretirdi.
    Bu ocak, civardaki bütün tanınmış ilim ve manâ insanlarının gelip konduğu, konup göçtüğü bir misafirhane gibiydi de âdeta. Âlimleri çok seven baba Ramiz Efendi, her gün evde hiç olmazsa bir misafirin bulunmasını arzuladığı için, yaşıtlarından çok büyüklerle oturup kalkmayı seven çocuk Fethullah efendi, kendisini neredeyse doğumundan itibaren bir ilim ve maneviyat halkası içinde bulmuştu. Kısaca, şuuraltını oluşturacak ilk tesirleri aldığı, dolayısıyla ruhunun tekevvününde ilk mayalanmayı yaşadığı ve merkezinde bu ocağın bulunup, en önemli özelliğini, Yahya Kemal’in
    “Âhiret öyle yakın seyredilen manzarada,
    O kadar komşu ki dünyaya, duvar yok arada;
    Geçer insan bir adım atsa birinden birine,
    Kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.”
    mısralarında ifadesini bulan dünya-Âhiret iç içeliğinin oluşturduğu bu dekoru, içindeki ilk tahsil ve izlenimleriyle birlikte bizzat Fethullah Gülen şöyle anlatmaktadır:
    Benim ilk hocam, validemdir. (O’ndan Kur’ân okumayı öğrendim.)
    Önceleri köyümüzde ilkokul yoktu; daha sonra açıldı. Okulda bir de Belma öğretmen vardı. Bana çok iltifat ederdi. “Bir gün Galata Köprüsü’nde genç bir teğmen dolaşacak ve ben onu şimdiden seyrediyorum” derdi.
    Evin bütün ayak işleri bana düşerdi. Anneme de ev işlerinde yardım ettiğim gibi, ineklerimizi ve koyunlarımızı da ben güderdim. İşlerden boş vakit bulduğum zaman kitap okur veya Kur’ân ezberlerdim. Babam Alvar’da imam iken Hasankale’de Hacı Sıdkı Efendi’den tecvid okuyordum. Hasankale’de kalacak yerim olmadığından, aradaki 7-8 km.lik yolu yaya olarak gidip gelmek zorundaydım
    İlk Arapça hocam babam oldu. Daha sonra, Muhammed Lütfi efendinin torunu Sadi efendiden okudum. Ailemin dışında, üzerimde Muhammed Lütfi efendinin tesiri çok büyüktür. O’nun ağzından çıkan her kelime, bana başka bir âlemden akıp gelen ilhamlar şeklinde görünürdü. O konuşurken, şimdiye kadar yere inmemiş bir takım semavî şeyler dinliyor gibi kulak kesilirdim. Onu idrak ettiğimi söyleyemem. Çünkü o, ötelere göç ettiği zaman, ben henüz 16’ncı yaşımın yamaçlarında dolaşıyordum. Buna rağmen, ilk şuur ve ilk ihsaslarıma seslenen bir ruh olması itibariyle, benim o idrake kapalı yaşım, başım ve istidatlarımdan ziyade, onu yine onun tenezzüllerinde yakalamaya çalıştığımı ve bugünkü seziş, duyuş ve hissedişlerimi o günkü ihsaslarıma borçlu olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.
    Erzurum’da ders görürken dedem ve ninemin ölüm haberi beni iyiden iyiye sarsan bir hadise oldu. Gece gündüz, “Ya Rabbi, ne olur, benim de canımı al da, dedeme ve nineme kavuşayım” diye dua ettim. Bu kadar sarsıntı geçirmem, biraz da aile fertleri olarak birbirimize çok ileri seviyede tutkun olmamızdan kaynaklanmaktaydı. Meselâ, ben Edirne’ye gittiğim günden itibaren kardeşim Mesih tek kelime konuşmamış ve bu, ben askerden izinli gelinceye dek sürmüş.
    Yine çocukluğumda bir kardeşim vefat etti. Senelerce onun kabrinin başında da göz yaşı döktüm. Hayatımın en sarsıcı hadiselerinden biri de Alvarlı Muhammed Lütfi efendinin vefatı oldu. Onun ölümüyle dünya, yeri doldurulamayacak bir boşluk daha görecek ve bu ‘yaşlı ana’ bir defa daha inleyecekti.
    Babam, Alvar köyünden ayrılmak zorunda kaldı. Bir ara, Artuzu köyünde vazife yaptıktan sonra Erzurum’a yerleşti.
    Erzurum’da okurken bütün eşyam, kolumda taşıdığım bir sandık dolusu kadardı. Çok zor şartlar altında tahsilime devam ediyordum. Yemeğimizi, yattığımız aynı yerde kendimiz yapardık. Çok zaman soğuk kış günlerinde buz gibi su ile banyo yapmak zorunda kalırdık. Bir ara kaldığımız yerdeki oda çok dardı. Yatmak istediğimde baktım, ayağımı arkadaşlardan birine doğru uzatmam gerekiyor; saygısızlık olur düşüncesiyle uzatmadım. Diğer tarafta kitaplarımız vardı; onlara doğru da ayaklarımı uzatmam mümkün değildi. Beri taraf kıbleye denk geliyordu. Ayağımı uzatabileceğim tek yön de Korucuk köyünü gösterdiğinden, bu defa, babam köyde olabilir ve ona saygısızlık etmiş olurum endişesiyle, o tarafa da ayağımı uzatamadım. Birkaç gece bu şekilde hiç uyumadan oturdum. Hayatımda bir defa olsun babama doğru, yani onun doğduğu ve şu anda medfun bulunduğu Korucuk’a doğru ayağımı uzatıp yatmadım. Benim anne-babama karşı saygı anlayışım budur.
    Dinî ilimleri alırken, başka kitaplar da okur ve tasavvufî ilimleri de ihmal etmezdim. Bende, dinî ilimlerle tasavvufun izleri hep aynı ritmi dokuyarak devam etmiştir.
    Çok enerjik ve çok hareketliydim. Kültür-fizik yapmayı ihmal etmezdim. Gözüm karaydı. Buna aşırı cesaret de denebilirdi. Kurşunlu Camii’nin önündeki yüksek kavak ağacına göz açıp kapayıncaya kadar tırmanır ve etrafı oradan seyretmeyi severdim. Minare şerefesinin üzerinde yürümek ise çok hoşuma giderdi.
    Giyimime çok dikkat ederdim. Tertemiz ve biraz da o güne göre lüks giyinirdim. Günlerdir aç kaldığım olurdu da, ütüsüz pantolon, boyasız ayakkabı giydiğim hiç görülmemiştir. Ütü bulamadığım zaman pantolonumu yatağın altına koyardım ve pantolon ütülenmiş gibi olurdu. (Küçük Dünyam)
    İşte Fethullah Gülen, bu dekorun penceresinden geçmişe ve hâle şöyle bakar:
    Bir zamanlar bizim dünyamız, kendine has renk ve ışıkları, güzellik ve derinlikleriyle müşahedesine doyum olmayan bir meşher ve başlı başına bir kültür; bir medeniyet ülkesiydi. Bu ülkede hayat o kadar sıcak ve yumuşak, o kadar cazip ve imrendirici idi ki, buraya, cihanın dört bir yanından hac kafileleri gibi kervanlar teşkil edilir ve onun yamaçlarında tenezzühe koşulurdu. Onu tanıyamamış olanlar, her bucakta ve her köşe başında ayrı bir sürprizle büyülenir gider; ona ait ihtişam ve güzellikleri tanıma fırsatını bulanlar da, bir daha bu cazibe ikliminden ayrılmak istemezlerdi.
    Bu dünyada şehirler, köyler maddî ve manevî rabıtalarla sımsıkı birbirine bağlı ve bütün ülke köyü, kasabası ve şehirleriyle büyük bir kent gibiydi. Bu ideal sitedeki bütün insanlar, derin bir ahlâk saffeti, sağlam bir din şuuru ve sarsılmaz bir millî vahdete sahiptiler... Ve bu sayede de erişilmez bir huzur ve saadet içinde yüzüyorlardı. Hemen her yerde hayat, o kadar hadisesiz, o kadar nizasız ve o kadar tecavüzlere, cinayetlere kapalı sürer giderdi ki, insaflı seyyahlar burada her şeyin mucizevî cereyan ettiği zehabına kapılırdı.
    Burada herkes, iyilik ve güzelliklerle dolar boşalır; herkes birbirinin hayırhahı olduğu şuuruyla hareket eder, herkes, umumun şeref, haysiyet ve namusunun muhafızı gibi davranır ve herkes toplumun mesut olması yolunda; içten gelen bir samimiyet, fevkalâde mürüvvetli ve fevkalâde duyarlı olmaya gayret gösterirdi... İmkânı olanlar imkânlarıyla devletin ve milletin emrine amade yaşar; imkânsızlar da, sağa sola yüzsuyu dökmeye mecbur edilmezlerdi. Evet, ikinciler bir şey isteme âdiliğine itilmez, birinciler de, verdiklerini duyurma bayağılığına düşmezlerdi.
    Bu ülkede bütün iyilikler, güzellikler, hayırlar tamamen müesseseleşmişti.. ve ülke insanı da âdeta, Hakk’ın inayetini temsil ediyor gibi, hayatın her kesiminde düşkünü, muhtacı, kimsesizi kucaklıyor; alîle, yolda kalmışa ve perişana el uzatıyordu.
    Bugün birçok kimse, o muhteşem medeniyetten arkada kalan her şeye ölmüş dağılmış bir cenazenin parçaları nazarıyla bakıyor. – Ölüp parçalanmayacaklar sevinsin! – Medeniyetler de, mezarlardaki insanlar gibi fânidirler: Bir bir gelir, bir bir varlığa erer, bir bir giderler. Bu geliş ve gidişte ne geleni engellemek, ne de gideni durdurmak mümkün değildir.
    Keşke, o ihtişam dönemine ait ömürleri, ömürlerin bir mutluluk armonisi içinde göklere doğru akışını ve bir bir saadet içinde çağlayıp geçen mevsimleri, yılları; mevsimler ve yıllar içinde akıp giden rengârenk hayatı, kalbden kalbe, ruhtan ruha boşalan neşeyi, sevinci, itminanı ve bunlarla hususi bir ses, bir şive, bir terkip, bir tarz, bir üslûp haline gelen güzelliklerin kemalle kutuplaşmasını, olgunluğun mücerred güzellikler buuduna ulaşmasını günümüzün şu kadirnâşinaslarına da gösterebilseydik..!
    Aslında, günümüzün takdir bilmezleri gibi bizler de muhteşem medeniyeti, üstüste zelzelelerle, enkaz yığını haline geldikten sonra idrak edebildik. Bizler ve onlar, bu harika dünyayı, onun sihirli nizamları ve baş döndüren intizamları hüküm sürerken, yani bağları henüz bozulmadan, çiçekleri solmadan, ormanları yanıp kül olmadan, toprakları erozyonla akıp akıp gitmeden, küheylanları çatlamadan, süvarileri mehlika sultana tutulmadan, gaziler sarhoş edilip mehter müzeye kaldırılmadan, gözler hakikata kapanmadan, güneşler batıp her yanı karanlıklar basmadan, akan çaylar kesilmeden, çeşmelere civa akıtılmadan, ilâhîler susmadan, ilâhîlik söndürülmeden, her yer mezar haline getirilmeden, mezarlar mezbeleliğe döndürülmeden... hasılı, her şey kıvamında iken görüp seyredemedik.
    Dün milleti arkasına alıp zirvelerin zirvesinde gezdirenler, torunlarının başlarına gelecek şu üstüste felâketlerin en küçüğüne dahi ihtimal vermiyorlardı. İhtimal vermek şöyle dursun, onu rüyalarında görmeye dahi tahammülleri yoktu. Ama işte onlar ve işte acı-tatlı hatıraları..! Günü gelince herkes de gidecek! Koca dağların yerinden oynadığı bir dünyada, küçük tepelere ebedî saltanat vehmetmek aldanmışlıktır. Evet gelen herkes gidecek; ama, kimileri şanlı soyumuz gibi gönüllerimizde en tatlı hatıralar bırakıp öyle gidecek; kimileri de, milletin zihninde bir mülevves yâd olarak... (Sızıntı, Aralık 1989)
    Öze Dönme, Sürekli Yenilenme ve Batı’ya Bakış
    Açıktır ki Fethullah Gülen, geçmişe, tamamen ruhî, manevî ve ahlâkî dinamikleriyle, insanî, medenî ve kültürel dokusuyla, insan ruhunu dinlendiren tabiî ve ekolojik çehresiyle bağlıdır. Bunu, onun “Mutlu Yarınlar” (Sızıntı, Aralık 1987), “Mutlu Nesiller” (Sızıntı, Ocak 1988) gibi ilgili diğer yazılarında da rahatlıkla görebiliriz. Bu yazılarında nasıl bir gelecek düşlediğini anlatan Fethullah Gülen, bu geleceğe dönmeyi, 20’inci asırda pek çok Müslüman düşünürün kullandığı bir ifade ile, “Öze Dönme” olarak adlandırır.
    Öze dönmek, şahsın kendi karakter, kendi kültür ve kendi ruh köküne dönmesi demektir. Bu da ancak, fert ve toplumun kendi düşünce ve iradesiyle varolması, kendi ayakları üzerinde yürümesi, kendi elleriyle işlemesi, kendi temel kültür malzemesiyle beslenip gelişmesi, millî şahsiyetini hırpalayacak taklitlerden sakınması; örf-âdet ve millî hususiyetler gibi asırlardan beri kaynaya kaynaya benliğimizle bütünleşmiş şeylerin, fevkalâde hassasiyetle korunup kollanmasıyla mümkün olabilecektir.
    Fethullah Gülen, “öze dönme”den ne anladığını bu şekilde kısaca ortaya koyduktan sonra, onun ne olmadığı üzerinde durur. Gülen’e göre “öze dönme”, ırkî bir tavır, kan bağıyla hareket etme, ya da dış dünyaya karşı bütün bütün fermuarını çekip kendi modeli içinde sıkışıp kalma manâsında anlaşılmamalıdır. O, ne zamanın dişleri arasında aşınıp giden ve maddî-manevî hiç bir değer ifade etmeyen şeylere gönül kaptırmışlık, ne de temelde bize ait olmadığı halde sonradan içimize sokulmuş yabancı değerlere, bâtıl inançlara, ruhî ve zihnî tekâmülümüzü engelleyen eskimiş şeylere bağlılıktır. Öze dönme, dünü bugünle, bugünü de yarınla bir arada görme ve asırların birikimi kültür menşuruyla, ayıklanacakları çıkarıp atma, geride kalanlara da sımsıkı sahip çıkma demektir.
    “Öze dönme”nin ne olup ne olmadığı konusundaki düşüncelerini kısaca açıklayan Fethullah Gülen, bunun ardından, Türkiye’deki acı uygulamaları esefle dile getirir. Ona göre, yıllar yılı bu ülkede, kendinden kaçan bir kısım müstağripler (Batılılaşma heveslileri), hep başkalarının nefeslerini solukladı, hep suni teneffüsle yaşadı; bir kere olsun kendileri olarak tabiî teneffüste bulunamadı ve tabiîlikteki derin zevki duyamadılar. Dolayısıyla da, halkla kendileri arasında ortak idealler köprüsü kurulamadı; bu ideallere varış yolları belirlenemedi; yığınların donmuş, hareketsiz ruhlarına onları canlandıracak iman, şuur ve heyecan aşılanamadı. Böylece aydın(!) bir tarafta, halk yığınları diğer tarafta, herkes kendi anlayış ve düşüncesi veya kendi hezeyan ve isyanlarıyla çürüyüp gitti. Bunun neticesi olarak da, kalp, ruh, his ve düşünce dünyamızda kendimizi koruyup kollayamadığımız gibi, kendilerini taklit çizgisinde bulunduğumuz milletlerden de hiç mi hiç yararlanamadık.
    Gülen, Batı ile temasa, ondan istifade etmeye karşı değildir. Onun karşı olduğu, Batı’ya bakış, onu değerlendirme ve onunla temastaki yanlışlıklardır. Aynı zamanda, körü körüne Batı düşmanlığı yapmayı da eleştirir. Ona göre, İslâm dünyasının maruz kaldığı felâketlerin önemli bir sebebi, Batı’yı gerektiği gibi anlayıp değerlendirememe ve onu yükselten faktörlerden faydalanamamadır. Gülen, her şeyin akıl, mantık ve muhakeme süzgecinden geçirilmesi, realitelerin kavranıp, ona göre ve Türk toplum dokusunun müsaade edeceği ölçüde hareket edilmesini savunmaktadır:
    Bizde öteden beri alafranga bir zümre, herhangi bir kritiğe tâbi tutmadan her şeyiyle Batı’yı taklit ederken, diğer tarafta ayrı bir grup, hep onu suçlamayı deneyip durmuştur. Aslında her iki zümre de peşin hükümlülük içindeydi ve hata ediyordu. Batı, ne öyle taklit edilmeli, ne de böyle yerin dibine batırılmalıydı.
    Bugüne kadar kayıtsız şartsız Batı’ya hayranlık duyanlar olsun, onu hakikî manâsıyla taklit edebilselerdi, kim bilir belki de belli bir seviyede batılı olabilirlerdi..! Ama, ne onlar, ne biz, ne de bağlı bulunduğumuz şu garipler dünyası, basitlerden basit bu meseleyi hiçbir zaman kavrayamadık; bundan dolayı da hasımlarımız tarafından tekrar tekrar nakavt edildik.
    Fethullah Gülen, bu tesbitlerinin ardından, toplum hayatında, bir milletin kalkınmasında ilim, din, düşünce ve kültürle birlikte, bunların münasebetleri üzerinde de durur. Ona göre, kendi usûl ve prensiplerine göre öğretilip hayata mal edilmeyen ilim aydınlatıcı, yol gösterici olamayacağı gibi, aynı talihsizliğe uğramış din ve dinî kültür de, kendinden bekleneni asla veremeyecektir. Dinin fonksiyonunu tam eda edebilmesi için, düşünce ile arasındaki engellerin ortadan kaldırılmasına ve bu yöndeki tıkanıklıkların açılmasına ihtiyaç vardır. Bu yapılmadığı takdirde, zihin ruhla bütünleşemeyecek, kalp ve kafa arasında diyalog kurulamayacak, dolayısıyla da din fonksiyonunu tam olarak eda edemeyecek, bir kısım zavallılar da bunu dinin yetersizliğine verecektir.
    “Öze dönme”, ülkenin kendisi olarak problemlerini çözüp kalkınabilmesi için dil meselesine de değinen Fethullah Gülen, “dil de, tarihî tekâmülü içindeki ağırlığıyla ele alınıp güçlendirilmeli ve dünya dilleri arasında iştiyakla yazılıp okunan bir lisan haline getirilmelidir” der ve şunları ekler: “Dil, insanın şahsiyetini temsil eden önemli unsurlardan biridir. Ondaki kusur ve eksiklik, kültür hayatını felce uğratır ve bir ölçüde toplumu da bedevîleştirir. Bir milletin dili, o milletin kültürüne bekçilik yapacak kadar gelişmiş ve güçlü değilse, o milletin başka kültürlerin işgaline uğraması ve zamanla da bütün özünü yitirmesi kaçınılmaz olur.”
    Sağlıklı toplum yapısına sahip bir millet ve kalkınmış bir ülke olmanın en önemli şartlarını peş peşe sıralayan Fethullah Gülen, tarih şuuruna değinir ve “tarih şuuru, geçmişle geleceği bağlayan bir köprü mesabesindedir. Bu köprüyü kurup koruyamayan milletlerin, öbür sahilde gidip nereye aborde olacaklarını kestirmek oldukça zordur” der. O, daha sonra da, genel bir değerlendirme içinde kültür konusuyla birlikte, zamanı aşmadan da bahseder ve analizlerini şöyle bağlar:
    Onun içindir ki topyekün millet; bir kıta sahanlığı prensibiyle milli ruh ve sahillerini, semalarını kimseye ihlal ettirmeme düşüncesiyle milli mefkûre atmosferini, aynı hassasiyetle milli kültür haremini koruyup kollamalı ve şartlar ne olursa olsun, göz ve gönüllerimiz mutlaka kendi ülkemiz üzerinde bulunmalı; bütün bunlarla beraber, bugünün nesilleri, hem “dün” hem de “yarın” olmasını bilmeli ve bu anlayışla geleceği, mazi kaneviçesine göre bir dantela zarafet ve inceliği içinde işlemelidir ki, bugüne kadar milletçe maruz kaldığımız içtimâî erozyonlara bir daha düşülmesin; kaybedilen şeyleri telâfiye çalışırken, yeni kayıplara sebebiyet verilecek fâsit dairelere girilmesin ve varolma kavgasının verildiği aynı noktada, çeşitli dejenerasyonlarla ölüme davetiye çıkarılmış olmasın...! (Sızıntı, Eylül 1985)
    Esasen, “Eski hâl muhal, ya yeni hâl ya izmihlâl” anlayışındaki bir insanın, başka türlü düşünmesi de mümkün değildir. Hakan Yavuz’un da parmak bastığı gibi (Towards an Islamic Liberalism? The Middle East Journal, Sonbahar 1999, s:594–95), Gülen, geçmişin hatırlanarak millî benliğin restore edilmesi için bu benliği yeniden keşfetme (öze dönüş) çağrısında bulunurken, onun içinden çağdaş benliğin çıkarılıp inşa edilmesini istediği geçmiş, sadece bir ‘geçmiş’ değil, fakat halin geçmişidir.
    Fethullah Gülen, Batı’ya ve Batı’nın bütün değerlerine körü körüne karşı ve düşman da değildir; hiçbir zaman böyle de olmamıştır. Şu kadar ki, tarih boyunca kendine has dinamikleri ve ana unsurları bulunan medeniyetler var olagelmiştir. Modern Batı medeniyeti de bunlardan biri olup, onu kendisi yapan aslî unsurları vardır. Bunların bir başka medeniyet veya kültür ailesi tarafından aynen alınıp uygulanması mümkün değildir. Medeniyetler, asla birbirine dönüşemez. Fakat, her medeniyetin diğerinden alacağı unsurlar vardır. Önemli olan, dünyadaki gelişmelere, başka kültür ve medeniyetlere kapalı kalmak değil, bunları bütün yönleriyle çok iyi tesbit edip, alıp özümsenebilecek yanlarını alıp özümsemektir. Bu, planı, maksadı belli; ayrı bir iklim ve coğrafyada, hususi bir estetik anlayışına dayalı bir binayı kurarken, ona ait gerekli bazı malzemeleri ithal etme gibidir. Fethullah Gülen, Batı’ya ve Batı’yla olan, olması gereken münasebetlerimize bu açıdan bakmakta ve dolayısıyla bilmeden şuursuzca Batı taklitçiliği gibi, Batı’ya düşmanca bir tavırla bütün bütün kapanmanın da müsbet bir tavır olmadığını vurgulamaktadır. Onun Türkiye’de modernleşmeye getirdiği eleştiriler de bu açılardandır.
    Fethullah Gülen’in “öze dönüş” ve sürekli ayakta, canlı kalabilme hedefi adına teklif ettiği süreç ise sürekli yenilenme veya “kendini yenileme”dir. Fakat o, yenilenme fantezisi içinde ve başka diyarlarda dokunup, önümüze sürülen her “elbise”yi yeni diye üzerimize geçirme yanlısı bir yenilikçi değil, insanı insan, bir milleti kendisi yapan öz değerlere bağlılık içinde zamanın önünde yürüme yanlısı bir yenilikçidir.
    Kendini yenilemeyi, devamlı varolabilmenin ilk şartı ve en mühim esası kabul eden Gülen’e göre, sırası geldikçe kendini yenileyemeyenler, güçlü de olsalar, er geç tükenip gitmeye mahkûmdurlar. Her şey, kendini yenileyerek canlı kalır ve varlığını sürdürür. Yenileme durunca da canı çekilmiş ceset gibi, çürümeye, heba olup dağılmaya terk edilmiş olur.
    Yenileşmenin ‘tabiat’ta sürekli gözlenen bir vakıa olduğuna dikkat çeken Fethullah Gülen, bu yenileşmeyi şairane bir üslûpla şöyle tasvir eder: “Bahar mevsiminde yeryüzü, her şeyin kendini yenilediği ne muhteşem meşherdir! Otlar, ağaçlar ve tırnak kadar bir parçasında milyonlarca canlıya dâyelik yapan toprak... Çık da bir kere gez, baharın o formalarını takıp bin çığlık yenilenen ve gelişen canlıları arasında! Bak, nasıl ölü gibi camid şeyler, resm-i geçide hazırlanan ordular misillü, rengârenk nişanları ve değişik değişik silahlarıyla, bir baştan bir başa yeryüzünü şenlendirip cennetlere çeviriyorlar. Ve dünya çapında, umûmî yenilenmenin bir değil, binlerce, milyonlarca misâlini birden veriyorlar.”
    Fethullah Gülen, daha sonra insanoğlunun kendini sürekli yenilemesi gerektiğine dikkat çeker. “Devletler, milletler duygu ve düşüncede, kalbî ve ruhî hayatta, kendilerini yenileyip gençleştikleri nisbette, dünya çapında mesuliyetler altına girip, cihanı fethetmeye hazırlanabilirler” diyen Gülen, bu fethi, “ilme aydınlık, tekniğe iman kazandırmak ve insanoğluna diriliş adına mesajlar sunmak suretiyle gerçekleşebilecek bir fetih” olarak tarif eder ve kendini yenileyemeyen kavim ve topluluklar, esaret içinde ezilip gitmekten kendilerini kurtaramayacaklardır” ikazında bulunur.
    “Kendini yenileme”nin önem ve niteliğiyle ilgili analizlerinin ardından “kendini yenileme” ile “yenileşme fantezisi” arasındaki farka vurgu yapan Fethullah Gülen, “kendini yenileme, yenilik hayranlığı ve moda düşkünlüğü ile de karıştırılmamalıdır. Bunlardan biri her şeyiyle delik deşik olmuş yığınların yüzüne boya çalıp, yarıkları kapama ameliyesi ise, diğeri Hızır çeşmesinden getirilen “âb-ı hayât”la, topluma ölümsüzlük kazandırma aksiyonundan ibarettir” der. Ona göre gerçek yenilenme, kök ve çekirdekteki saffeti koruyarak, verâset yoluyla geçmişten süzülüp gelen bütün gerçek kıymetlerin, hâlihazırdaki düşünce ve irfan buğularıyla sentezleri yapılarak daha yeni, daha berrak tefekkür iklimlerine ulaşmaktır. Kendini yenilemek, tamamen metafizik çizgide cereyan eden bir hâdise ve ruh planında bir diriliştir. Ayrıca o, ilimlerin gelişip inkişaf etmesini, teknolojinin yeni yeni imkânlar hazırlayıp istifademize sunmasını en iyi şekilde değerlendirerek, kendimizi, ilmî ve ruhî terakki adına nerede olduğumuzu sürekli kontrol etmek, kanaat, düşünce ve tasavvurlarımızı yeni baştan bir defa daha, ardından bir defa daha yoklayarak, her lâhza birkaç defa bütün kâinatları hallaç edip, gönlümüzdeki irfan peteğine yeni yeni nektarlar ilâve etmektir. Zaten, başka türlüsüne diriliş de denmez. Yenilik ve eskiliği, sırta geçirilen bir cepken ve ferâcede, bir frak ve briyantinli saçta görmek, düpedüz bir aldanmışlık ve öyle göstermeye kalkışmak da bir illüzyonizm ve hokkabazlıktır.
    Bu açıklamalarının ardından, Fethullah Gülen, yenilemeyip yok olup gitme ve yenileşme adına fantezilerle daha bir komaya girmeye tarihten örnekler verir ve şunları zikreder:
    Ömer bin Abdülaziz’in yenilenme adına teklif ettiği düşünceleri, toplumun her kesimine maledemeyen Emevîler, kuvvetli rakipleri ve şiddetli fikir akımları karşısında kendilerini ölümden kurtaramadılar. Zillet içinde ve mülevvesin bağrında eriyip gittiler. Aynı şeyleri, ruhta ve gönülde yenilenme yerine, çeşitli yenilikler ve ruhu aşındıran paradokslara açık kapı siyaseti tatbik eden Abbasîler, Endülüs Emevîleri, hattâ 17’nci asır sonrası Osmanlı Türkleri için de düşünebiliriz. Aynı kader çizgisinde eriyip giden bu çok muhteşem ve şanlı devletler, hasımlarından yedikleri darbelerle sendeledikleri bir zamanda, kendilerini ruh planında yenileyeceklerine, gidip Grek düşüncesini ve Latin felsefesini imdada çağırdılar. Bu ise, onların ölümlerini hızlandırmadan başka bir işe yaramadı. Hele, Osmanlı münevverinin, yenilenme adına kendini maskaraya çevirecek bir kısım yenilikler yapmağa kalkması, Türk toplumunu bütün bütün kendine has çizgiden kaydırarak, bir ucube haline getirdi.
    Evet, ne “Nizâm-ı Cedît” düşüncesi, ne “yeniçeri kıyım” hadisesi, ne de Gülhane’deki toy karbonarilerin “Hatt-ı Hümayûn”ları Osmanlı toplumuna kendini yenileme yolunu açamadı. Böyle bir yolu açmak şöyle dursun, aksine, bu hareketler, Türk toplumunun başına inmiş balyozlar gibi, onu cankeş edip komaya soktu. Bu arada bir kısım müsbet kıpırdanış ve gayretlerin bulunduğunu da inkâr etmemek gerekir. Ancak bu gayretlerin, hemen hepsi, mevziî (yerel) ve tedâfüî (savunmacı) mahiyette olduğundan beklenen “yenilenme”yi getiremedi. Hattâ, Türk toplumunun, açık seyreden rahatsızlıkları, bu hareketlerle sinsileşerek, daha da tehlikeli bir hal aldığı da söylenebilir. Evet, toplumun çeşit çeşit rahatsızlıklarına karşı yerinde olmayan bu türlü müdahaleler, tıpkı ihtilaçlar içinde kıvranan bir hastaya, müsekkin verip sesini kesmek veya fıtık üzerine yerleştirilen kasık bağı nevinden şeylerdi ki, hastayı muvakkaten teskin etmekten başka bir şeye yaramadı. (Sızıntı, Aralık 1982)
    Ali Ünal, Bir Portre Denemesi, Nil Yayınları, İstanbul, 2002


    Devamı aşağıda====>>>>

    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar Mesajlar
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 25 + 762


    Cevap: Fethullah Gülen Hocaefendi Kronolojik Hayatı



    FETHULLAH GÜLEN'İN KRONOLOJİSİ 1. BÖLÜM (1941 - 1988)


    TarihAçıklama
    1941Doğum Yılı

    Fethullah Gülen, resmî nüfus kaydına göre 27 Nisan 1941'de, Erzurum ili, Hasankale (Pasinler) ilçesi, Korucuk köyünde dünyaya geldi.

    1945 Kur'an Öğrenmeye Başladı

    Annesinden 4 yaşında Kur'an öğrenmeye başladı ve kısa zamanda Kur'an'ı hatmetti.

    'Benim ilk Kur'an hocam validemdir. Kendi anlattığına göre bana dört yaşımda Kur'an okumayı öğretmiş. Bir ay içinde de hatmettiğimi söyler. Ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum. Ancak bütün köylüye yemek verdiler. Birisi de bana 'Senin düğünün oluyor' dedi. Utandım, ağladım.'

    1946 İlkokula Başladı

    'O sıralarda köyümüzde ilkokul yoktu. Şu anda da mevcut olan caminin bitişiğindeki medreseyi, sınıf olarak kullandılar. Gündüzleri çocuklara, geceleri de yaşlı erkek ve kadınlara orada okuma-yazma öğretiyorlardı. O yaşlı başlı insanların durumunu pencereden seyreder gülerdim. Bana halleri çok tuhaf gelirdi. Yaşım tutmadığı için ilk sene beni okula almadılar. Okula gittiğimde yaşım yine tutmuyordu; fakat devam ettim. İki veya üç sene okula gittim.'

    1949 İlkokul Günleri ve Yarıda Kalan Eğitim
    Babasının 1949 yılında Alvar Köyü'ne imam olması ve ailesinin oraya taşınması nedeniyle ilkokulu bırakmak zorunda kaldı ve daha sonra dışarıdan tamamladı.

    'İki buçuk sene kadar okuduktan sonra okuldan ayrıldım. Babam, İmam olarak Alvar'a gittiği için biz de ailece oraya taşındık. Bir daha da okula gitmedim. Bir ara Korucuk'a gelmiştim. Bu kadın öğretmen beni görmüş ve 'Ben seni dördüncü sınıfa geçirdim' demişti. Fakat onun bu jesti de fayda etmedi. Okula gitmedim. İlkokulu daha sonra, Erzurum'da dıştan imtihanla bitirdim.'

    1951 Hafızlık Çalışmaları
    Babası Ramiz Hocaefendi'den Arapça dersler aldı ve hafızlığını tamamladı.

    'Ev işlerinden ve hayvanları gütmekten vakit bulabildiğim ölçüde ezber yapabiliyordum. Buna rağmen iyi çalıştığım günler yarım cüz kadar ezberleyebiliyordum. Zaten yazın vakit bulmam mümkün değildi. O kış hıfzımı tamamladım.' (Küçük Dünyam)

    'Ben şahsen hafızım ve hayatımda iki defe hafızlık yapanlardanım. Bir, on küsur yaşlarındayken babam yaptırmıştı. Bazı sebeplerden ötürü üzerinde duramadığımdan tamamen unutmuştum. Daha sonra 1980'lerde tekrar dört ayda hafız oldum. Fakat kemâl-i samimiyetle söylemeliyim ki, onu her okuyuşta yeni yeni ufuklar, yeni yeni kıtalar keşfediyor gibi oldum. Ona gönlünü veren herkesin de aynı şekilde düşündüğünü zannediyorum. Elverir ki, mânâya âşina olarak ondaki ilâhi maksatlar takip edilebilsin ve biraz da daha önce de bahsettiğim gibi- konsantrasyon içinde ciddî bir biçimde okunsun. (Prizma-4, Kasım 2003)'

    1952 Hasankale Günleri
    Hasankale'de bulunan Hacı Sıtkı Efendi'den tecvit dersleri aldı. Ve dört yaşında başladığı Kur'an'ı 1951 yılında 10 yaşındayken hıfzederek hafızlığını tamamladı.

    'İlk defa o yaz, okumam için ev ve tarla işlerinden muaf tutuldum. Çünkü babam beni, Hasankale'de Hacı Sıtkı Efendi diye bilinen bir zatın yanına talim ve tecvit okumak üzere götürüp teslim etmişti. Ancak Hasankale'de kalacak yerim olmadığı için her gün Alvar'dan gidip gelmem gerekiyordu. O sırada on yaşlarındaydım ve her gün 7-8 kilometrelik yolu yaya olarak gidip gelme zorundaydım.'

    1954 Sadi Efendi'den Arapça Dersler Almaya Başladı
    Fethullah Gülen, Erzurum'daki Kurşunlu Camii medresesinde Alvar İmamı'nın (Muhammed Lütfi Hazretleri) torunu Sâdi Efendi'den ders okumaya başladı. İki buçuk ay içinde Emsile, Bina ve Merah'ı metin ezberleyerek okudu. İzhar'ı bitirdi. Kâfiye okumasına lüzum görülmedi ve Molla Câmi'ye başladı.

    'Alvar İmamı babama 'Bunu mutlaka okutalım' demiş. Ve beni Alvar İmamı'nın torunu, yaşça benden 5 veya 6 yaş büyük Sadi Efendi'nin yanına verdiler.

    Sadi Efendi temiz ve mazbut bir insandı. Ancak yaşı çok gençti ve tecrübesizdi. Beni baştan başlattı. 2,5 ay içinde Emsile, Binâ ve Merah'ı metin ezberleyerek okudum. Daha sonra İzhar'ı bitirdim. Kafiye okutmaya lüzum görmedi ve benden bir sene önce gelmiş talebelerle Molla Cami'ye başlattı.'

    10 Ocak 1954'te Büyükanne ve Dedesi Vefat Etti

    1954 yılının başında babaannesi Munise hanım ve dedesi Şamil ağa birer saat arayla vefat etti.
    Mûnise Hanım kocası Şâmil Ağa'dan bir saat kadar önce vefat etmiştir. Uzun müddet hasta yatar. Vefatından beş-on dakika önce gelini Râfiâ Hanım'ın yardımıyla abdest alır. İkindi namazını eda eder. Sonra da kocasını kastederek: 'İkimiz de dünyadan nasibimizi tam almamışız. Bu gece cenazelerimiz evde kalacak' der. Ve dudaklarından kopan son feryat 'Allah' kelimesi olur. Şâmil Ağa diğer odadadır ve sapa sağlamdır. Hiçbir şikayeti de yoktur. Evdekiler Munise Hanım'ın cenazesiyle meşgul olurken, odadan bir feryât daha kopar. Torunlarından biri 'Dedem öldü' diye ağlamaktadır. Her iki cenaze o akşam evde kalır. Ancak ertesi gün defnedilirler. Kabirleri Korucuk Köyündeki mezarlıkta bulunmaktadır.

    Fethullah Gülen babaannesi ve dedesinin ölüm hadisesini şöyle anlatıyor:

    'Beni iyice sarsan bir hadise vuku buldu. Herhalde Merah okuduğum dönemdi. Medresede arkadaşların, benden gizlemeye çalıştıkları ve aralarında konuşurken muttali olduğum acı bir haber duydum. Dedem ve ninem vefat etmişti. Dünya başıma yıkılmıştı. Çok sarsıldım. Dersi okuduktan sonra yola çıktım. Tabii ki cenazelerine yetişememiştim..
    Şâmil Dedem ki, benim hayatımın bir parçasıydı; Munise Ninem ki, onsuz yaşamak nasıl olur, hayal bile edemiyordum. Fakat şimdi her ikisi de hem de bir saat arayla vefat etmişti. Ben bu ıstıraba nasıl dayanacak, bu hicrana nasıl tahammül edecektim!. (Küçük Dünyam)'

    1955 Erzurum'daki Talebelik Günleri
    Kurşunlu Camii Medresesindeki Sadi Efendi'nin yanından ayrıldı ve Kemhan Camii yanındaki medresede 6 ay kadar okudu. Oradan da ayrıldı ve Taşmescid'e gitti. Metruk haldeki Ahmediye Camii'nde kendi imkanlarıyla bir oda hazırlayarak Zinnur adında bir arkadaşıyla oraya yerleştiler. Burada Osman Bektaş Hoca'dan ders almaya başladı.Edirne'ye gidinceye kadar hep burada kaldı.

    'Sadi Efendi ile aramızda bir ara huzursuzluk oldu neticede, medreseden ayrılmaktan başka çarem kalmadı. ' Sadi Efendi'nin yanından ayrılınca Kemhan Caminin yanındaki medreseye gittim. Zaten eşya olarak sadece bir sandığım vardı. Bu medresede beş-altı arkadaş kalıyorduk. Eğer birinin misafiri gelirse, yatacak yerimiz kalmazdı.

    Sadi Efendinin yanından ayrılınca Osman Bektaş Hocanın yanına gittim. Osman Hoca fıkıhta hakikaten üstattı. Zaten müftülüğe bir müstefti (fetva sormak isteyen) gelirse, o sırada müftü olan Sadık Efendi kapıcıyı gönderir ve Osman Hoca'yı müftülüğe çağırırdı. Meşguliyeti fazla olan bir insandı. İmkanları da iyiydi.Osman Hoca beni izhardan başlattı. Bir iki ders okuduktan sonra 'Molla Fethullah! Seni bu derslerle meşgul etmeyelim. Sen de Cami oku' dedi.'

    İlk Vaazını 14 Yaşında Verdi
    Fethullah Gülen Kur'an ve Arapça tahsilini küçüklüğünden beri ara vermeden devam ettirmiş 12 yaşında hafız olmuştu. 1955 yılında henüz 14 yaşında ve Erzurum'daki medreselerde talebe iken Korucuk ve Alvar köylerinde vaazlar vermeye başladı. Bu konudaki ilk tecrübeleri önce kendi hatıratından sonra da Nazlı Ilıcak'ın kaleminden aktaralım.

    '14-15 yaşlarımdayken, biraz da babamın alışmamı istemesi sebebiyle Ramazan ayı boyunca köyümüzde vaaz ettim. Enver isminde çok akıllı, mâneviyâta da açık olarak tanıdığım bir amcam vardı. Sokakta yürürken amcam arkamdan yürüyor, önüme geçmemeye dikkat ediyor, çok saygılı davranıyordu. Bir gün 'Amca, dedim, bundan çok müteessir oluyorum, böyle yapmasanız!' deyince bana, 'Oğlum, dedi, 'Ziyareti hürmetli eden sahibidir. Ben bu saygıyı duymazsam halk seni kabullenmez ki!'

    Amcamın, yaşımın küçüklüğüne ve onun yeğeni olmama rağmen va'z u nasihat etmem hürmetine bana öyle saygılı davranması hiç hatırımdan çıkmadı. Ben de insanlara faydalı olacağına inandığım arkadaşlarım için aynı hususa dikkat etmeye çalıştım.' (Kırık Testi)

    'Bayramlarda, mübarek gecelerde, cuma günlerinde kürsünün karşısına geçip vaaz eden insanları, ve tabii babası Ramiz Efendi'yi büyük bir hayranlık ve can kulağıyla dinledi. Camiden çıktığında ne konuşulduğunu unutmadı. Annesi sorduğunda dinlediklerini kelimesi kelimesine ona anlattı. Yine bir Ramazan akşamıydı. Annesinin pişirdiği iftar yemeğini acele ile yedi ve hemen camie gitti. Biraz sonra babası gelecek ve Alvarlı'lara hitap edecekti. Fethullah, sanki babası sadece kendisine konuşacakmış gibi bütün ruhu ile onu dinlemeye hazırlanıyordu.

    Henüz 14 yaşındaydı. Alvar İmamı'nın tavassutuyla Erzurum'da tahsiline devam ediyor, Arapça'yı yeni yeni öğreniyordu. Alvar Köyü eşrafından Kâzım Efendi de o gün camiye ilk gelenlerden biriydi. Tuhaf bir hâli vardı. Fethullah'a insanı şaşırtan bir şekilde bakıyordu. Biraz sonra cami dolmaya başladı. Kâzım Efendi, birden ayağa kalktı. Elinde bir sarık vardı. Babasının vaaza başlamasını bekleyen Fethullah'a doğru yürüdü. Fethullah hayretle Kazım Efendi'ye baktı. Kâzım Efendi, elindeki sarığı Fethullah'ın başına yerleştirdi. O'nu kolundan tutarak kürsüye davet etti... Fethullah donup kaldı. Babasının da içlerinde bulunduğu, doğumunu, bebekliğini, emeklemesini, yürümesini bilen, dini bütün bir cemaate karşı nasıl konuşacaktı? Kâzım Efendi, bu sorularla ve Fethullah'ın heyecanıyla ilgilenmiyordu. Onun kolunu tuttu, sürüklercesine götürdü ve kucaklayıp kürsüye oturttu. Bu öyle bir emr-i vaki idi ki, Fethullah itiraz edemediği gibi, bu olay onun bütün vaazlarının başlangıcı ve kader çizgisi oldu. Babası ile göz göze geldi. Ramiz Efendi de hayret içindeydi. Heyecanını belli etmemeye çalışarak Fethullah'ın konuşmasını bekledi. Fethullah, ilk önce sıkıntı duydu. Hemen ardından açıldı ve mükemmel bir vaaz verdi. Cemaat 14 yaşındaki bu çocuğun vaazıyla coştu. Bazı kişiler neredeyse kendinden geçecek hâle geldiler.

    Fethullah Gülen, bundan sonraki günlerde, talebeliği boyunca, her fırsatı değerlendirdi; Alvar'da olsun, köyü Korucuk'ta olsun vaazlar verdi. Erzurum dışında... Alvar'daki ilk vaazından sonra hayatı yeni bir yöne doğru gitmeye başladı. Ertesi sene Ramazan ayında babasının ısrarı ile Erzurum dışına çıkmaya karar verdi. Ramazan boyunca Amasya, Tokat ve Sivas taraflarını dolaştı. Vaazlar etti. Bazı müftüler Fethullah Gülen'e ilgi gösterip vaaz etmesine imkan tanırken bazıları da yaşının çok küçük olduğunu ileri sürerek bu sevdadan vazgeçmesini tavsiye etti. Fethullah kararlıydı. O bildiği yolda yürüyecekti. Sivas'tan sonra Erzincan'a da uğrayarak Erzurum'a döndü. Taşraya bu ilk çıkışı ondaki belli istidatların gelişmesine sebep oldu. Verdiği vaazlardan sonra o çevrelerin okumuş, aydın insanlarıyla özel sohbetler yaptı. Bu sohbetler ona, Korucuk, Alvar ve Erzurum gibi daima tanıdık muhitlerde, birbiriyle hemen hemen aynı bilgilere sahip, aynı ruh halini taşıyan insanların dışında, farklı bilgi ve düşünüşlere sahip insanlar olduğunu öğretiyordu. Bir sohbet esnasında sözü dinlenir birisi, Mehmet Akif Ersoy'un Safahat'ını okumasını tavsiye etti. Gülen, Erzurum'a dönüşte Safahat'ın yarısını ezberledi. (Akşam;Nazlı Ilıcak;20 Mart 1998)

    Vaaz Vermesine İlk Kez Kâzım Efendi Teşvik Etti
    'Kâzım Efendi, Alvar İmamı'na bağlı saçlı, sakallı, o devirde hacca gitmiş 3-4 adam varsa onlardan birisiydi.

    Hocaların meclislerinde hep bulunmuş. Belki eski kültürüyle kitap da okumuş ama çok fazla bir şey bildiği konusunda bilgim yok. Oğulları vardı. Onları da öyle mazbut yetiştirmiş o dönemde. Başlarına Halk Partisi döneminde sarık sararlardı. 2 oğlu da gençti, başlarına sarık sararlardı. Atkıları, kaşkolları sararlardı.

    Vaaza çıkarmadan önce ona göre 'ben seni vaaza çıkaracağım' demedi. Babamla birşey konuştular mı onu da bilemiyorum. Yoksa babam mı teklif etti? Bilemiyorum tabii hilafı vaki bir şey olur.

    İlk vaazım oldu benim. Belki benim kendi gayretlerim, çalışmalarımla. Arapçaya çalışmaya başladığım andan itibaren Dürretü'l-Vaizin gibi kitaplara falan da bakıyorduk. Babamın kitapları arasında vardır, her kelimeyi lügata baka baka yazmışımdır kitabın kenarlarına. Öyle bir mümaresem de vardı.
    Bacağım yetişmezdi kürsüye. Yani ilk okumaya gittiğim seneydi. O zat mazbuttu ahlâken. Daha sonraki dönemde şu tarafını da gördüm onun: Babam öyle çok ince insan olmasına rağmen bana hatim okutmuştu evlerde. Yüzünden Kur'an-ı Kerim okuyordum. Daha sonra O, Erzurum'dan ayrıldıktan sonra hatimlerden aldığım paralar bende hep hicran oldu. Döner dönmez böyle Cenab-ı Hakk'ın bahşettiği bir imkânla ben tesbit edebildiğim kadarla ilk o hatim okuduğum kimselerden aldığım paraları bilmem ki hangi ölçüler içinde zarflara koydum iade ettim. Bunları da kardeşim Hasbi ile gönderdim. Camiden bildiklerimi zarfta kağıda yazmıştım. Hasbi oraya (Erzurum) gidince bilmediklerinden dolayı mı ne ilan ediyor meseleyi ve 'bu zarfları alın, abim gönderdi. Bu işten para almanın caiz olmadığı kanaati var onda' diyor.

    Bu iş askerliğim esnasında olabilir. İtiraz ediyorlar. 'Buraya çok büyük adamlar geldi, gitti. Bu icadı O mu çıkarıyor.' diyorlar. İşte o Kâzım Ağa yine oradan kalkıyor, daha hayatta 'Vallahi, işte o tam kendine yakışanı yaptı. Böyle yapılır bu iş zaten' diyor. Ve halk itiraz etmiyor artık. (Kendi Hatıralarından)

    12.03.1956Manevi Hocası Alvarlı Efe Hazretleri (d. 1868) Vefat Etti
    Muhammed Lutfi Efendi (Alvar İmamı) vefat etti.
    'Hayatımın en sarsıcı hadiselerinden biri de Alvar İmamı'nın vefatıdır. O gün ben de Alvar'da bulunuyordum. Hatırladığıma göre kuşluk vaktiydi. Salondaki sedirin üzerinde uzanmış, istirahat ediyordum. Birden hafiften bir ses duydum. Buna ses değil çığlık demek daha doğru olurdu. Kulağımı uğuldatan bu çığlık 'Efe öldü' diye bağırıyordu. Hemen yerimden fırladım. Ceketimi elime alıp koştum. Efe Hazretlerinin evine doğru yaklaştıkça, acı gerçeği anladım; Efe hakikaten ölmüştü.

    Alvar İmamı Hazretlerini ne zaman tanıdığımı söyleyemeyeceğim. Zira hayata gözlerimi açtığım zaman, O'nun ağzının şerbetine susamış pek çok gönül gibi, peder ve validemi de o dupduru kaynağın başında buldum. O'nu idrak ettim diyemem; çünkü O, ötelere göç ettiği zaman, ben hayatımın henüz, on altıncı yılının yamaçlarında dolaşıyordum. Buna rağmen ilk şuur ve ilk ihsaslarıma seslenen bir ruh olması itibariyle, benim o idrake kapalı yaşım, başım ve istidatlarımdan daha ziyade, O'nu yine O'nun tenezzüllerinde yakaladığımı, tanımaya çalıştığımı ve bugünkü, seziş, duyuş ve hissedişlerimi o günkü ihsaslarıma borçlu olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.'

    1957Risale-i Nurları Tanıdı ve Değişik Yerlere Vaaza Gitti

    Erzurum'da talebelik yıllarında Bediüzzaman'ın yanından gelen Muzaffer Arslan'ın sohbetlerine katılması üzerine risaleleri tanır ve bir daha da sohbetlere katılmaktan geri kalmaz. Ramazan vesilesiyle Amasya, Tokat ve Sivas taraflarını dolaşarak vaazlar verdi ve sohbetler yaptı.

    'Kırkıncı Hoca, bana, Selahattin ve Hatem'e Bediüzzaman Hazretlerinin yanından birisi gelmiş, akşam sohbet yapacak, oraya gidelim' dedi. Teklifini hemen kabul ettik. Çünkü, Bediüzzaman'ın yanında bulunmuş bir insanı ilk defa görecektik. Bu da bizim için çok cazip ve orijinal bir hadiseydi.

    Mehmet Şergil'in terzi dükkanına geldik. Burası, iki kilimden biraz daha genişçeydi. İlk gece veya ikinci gece orada bulunanlardan aklımda kalan isimlerden bazıları, Mehmet Şevket Eygi, Esat Keşafoğlu ve Osman Demirci'dir. Şevket Eygi, yedek subaylık yapıyordu. Esad Keşafoğlu ise o sırada üsteğmendi. Bediüzzaman Hazretleri, Muzaffer Arslan'a 'şark'ı bir dolaş gel' demiş o da Sivas, Erzincan ve Erzurum'u dolaşmaya gelmişti. 15 gün kadar Erzurum'da kaldı. İlk gece Hücumat-ı Sitte okundu. Ertesi gün Beşinci Şua'dan ders yapıldı. Bizimle gelen mollalardan bazıları, oradaki tevillere itiraz ettiler ve bir daha gelmediler. Fakat anlatılanlar beni iyice sarmıştı. Bilhassa Muzaffer Arslan'ın bir sahabe hayatı yaşaması, sadeliği ve samimiyeti bana çok tesir etti. Ben zaten sahabe aşığı bir insandım. Onu görünce, işte aradığım insanları buldum, dedim ve bir daha da ayrılmayı düşünmedim.

    Muzaffer Arslan'ın pantolonunun iki dizi de yamalıydı. Ceketi de işte ona göreydi. Tabii ki bu sadelik bana apayrı duygular ilham ediyordu. Ayrıca ibadette derinlik vardı. Namaz kılışları, dua edişleri bana bambaşka görünmüştü. Derse gelip gidenlerden Çiğdem Bakkalı'nın sahibi bir Zeki Efendi vardı. Onun dua edişi de çok hoşuma giderdi. Yürekten dua etmesine bayılırdım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum; fakat kısa bir müddet zannediyorum. Üstad'dan Erzurum'a bir mektup geldi. 'Mektup kime hitaben yazılmıştı? Üstad bu mektubu kime dikte ettirmişti?' hatırlamıyorum. Fakat selam gönderdiği isimler vardı. Sonunda da Fethullah ile Hatem'e de selam deniyordu. Ben adımın zikredildiğini duyunca ayaklarım yerden kesildi zannettim; o kadar sevinmiştim. Hayatımda o derece sevindiğim çok az vakidir. Şimdi o mektup nerdedir, kimdedir, onu da bilmiyorum. Ancak bu bana yetmişti. Sohbetlere gitmeyi bir daha terk etmedim.'

    1959
    Erzurum'dan Edirne'ye Gitti

    Erzurum'dan ayrılarak Edirne'ye gitti. Edirne'de Hüseyin Top hocanın yardımıyla çevre edindi. Girdiği imtihanları kazandı, ancak askerliğini henüz yapmadığı için 6 Ağustos 1959'da resmen Üçşerefeli Cami ikinci imamlığına tayin edildi. İki buçuk sene Üçşerefeli Cami'nin bir penceresinde kaldı.

    'Babam mutlaka Erzurum'dan dışarı çıkmamı istiyordu. Buna her defasında annem karşı çıktı. Fakat sonunda babamın dediği oldu. Annemin de muvafakatını alarak Edirne'ye gitmeme karar verildi. Edirne'de Hüseyin Top Hoca vardı. Bizim akrabamızdı. Bana sahip çıkar diye oraya gitmem uygun görülmüştü. 18 yaşını aşmıştım. 'Seyahat Ya Resülallah!' dedik ve Edirne'ye doğru yola çıktık. Edirne'ye giderken, yol güzergahında bazı yerlere uğrayarak gittim. Hüseyin Top Hoca beni İbrahim Efendi'ye (Edirne Müftü Vekili) götürdü. O beni biraz genç görmüş olacak ki imtihan etmesi gerektiğini söyledi. Ben kabul ettim. Şimdi hatırlayamayacağım bir kitabı rasgele açıp elime verdi ve 'Oku' dedi. Bu bir fıkıh kitabıydı. Çıkan yeri okuyup mana verdim. İbrahim Efendi dışarı çıkmamı söyledi. Biraz sonra Hüseyin Efendi dışarı çıkıp yanıma geldi. Yüzündeki sevinç ifadesinden işin müspet gittiğini anladım. Hüseyin Efendi de içeride konuştuklarından bahsetti. İbrahim Efendi'nin 'Genç ama kendini iyi yetiştirmiş' sözü benden çok Hüseyin Efendi'yi sevindirmişti.

    Bir iki ay kadar Akmescit'te namaz kıldırdım, vaaz verdim. Zaten bu arada Ramazan ayı da gelmişti. O sıralarda vaizlik imtihanına girmek için Ankara'ya gittim. 15 gün kadar Ankara'da kalıp tekrar Edirne'ye döndüm. İmtihan neticeleri daha sonra belli olacaktı. Ve bir gün Edirne Müftülüğüne Ankara'dan bir telefon gelmiş. Arayan Mustafa Zeren'dir. 'Yeğenimin gözlerinden öperim, imtihanı kazandı' diye bir mesaj bırakmış. Hüseyin Top yine çok sevinmiş. Çarşı pazar beni aramaya başlamış. Nihayet beni buldu, caddenin ortasında müjde verdi, boynuma sarıldı; 'İmtihanı kazandın' dedi. Bir dilekçe yazdım ve Edirne Müftülüğüne talip oldum. Diyanet'ten gelen cevap olumsuz oldu. 'Askerliğinizi yapmadığınız için sizi müftü tayin edemiyoruz' diyorlardı.

    Müftülük, münhal bulunan yerler için bir imtihan düzenledi. Bu imtihanda birinci oldum. Hakkım, Üçşerefeli Cami'e imam olmaktı. Ancak İbrahim Efendi'nin kayırdığı bir başkası vardı. 'Senin puanın fazla; o da askerliğini yapmış. Onun için sizi müsavi kabul edip kur'a çekeceğiz' dedi. Kur'a çekildi ve hak yerini buldu. Üçşerefeli Cami'e ikinci imam olarak tayin edildim. Bu benim memurluğa ilk başladığım (6 Ağustos 1959) tarihtir. Maaşın 200 lira, dediler, 30 lirasını kesip elime 170 lira verdiler.'

    'Ruhani Reislik' Yaptı
    Edirne'de bulunduğu sıralarda mahkemeden çağrılarak iki idamlık için 'ruhani reislik' yapması istendi. Bu arada evlilik teklifleri de geliyordu kendisine. Ancak o kabul etmedi.

    'Edirne'ye ait unutamadığım hatıralardan biri de iki idamda ruhanî reislik yapmış olmamdır.

    Bunlardan ilki 1959 senesinde oldu. Benim Edirne'de ilk senemdi. Üçşerefeli Cami'de imamlık yapıyordum. Bir gün biri geldi ve 'Gani Bey seni istiyor' dedi. Gani bey hâkimdi. Ben kendisine bazı kitaplar vermiştim. İlk önce endişe ettim. Ve yanına bu endişe ile gittim. Bana: 'Bir idamlık var. Seni Ruhani Reis olarak bulundurmaya karar verdik.' dedi. Esasen hassas bir insanım. Böyle bir teklife 'Evet' demem mümkün değil. Ancak daha önceki endişem çıkmayınca ben gayri ihtiyarî olumlu cevap verdim. Beni tanıyıp itimat ettikleri için çağırdıklarını söylediler.

    Eskiden idamlar millete ibret olsun diye açıkta yapılırdı. İhtilalden sonra açıkta idamı kaldırdılar. Gece beni gelip aldılar. Arabaya binip hapishaneye gittik. İdamlığın adı Rasim Dik'di. Hücreye girdik. Elleri bağlıydı. Herhalde saldırmasın diye bağlamışlar.

    Artık meşhur olduğumdan ikinci idama yine beni çağırdılar. O zaman dışarıda asmak yasaklanmıştı.İkinci idamlığın adı Mehmed'di. Mehmed çok temiz çehreli bir gençti. Katil olacağına ihtimal vermiyorum. Bizi görür görmez ayaklarının bağı çözüldü. Felç olmuştu. Bir kanepeye oturduk. Anlatmaya başladım: 'Mehmed, işte durum bu. Meclis tasdik etmiş. Bundan sonra başka çare yok. Allah'a giden bir yoldasın ve başka yollar da kapalı..'Abdest almak ister misin? diye sordum. İsterim dedi. Ayaklarına gelince takati kesildi., Bugünkü gibi hatırımda. Ve bunları ben vicdanımda yaşadım. Yıkayamadı ayaklarını... Amentü'yü okutmaya başladım. Biraz okuyor; fakat gerisini getiremiyordu. Kelimeler aklından siliniyordu. Arada da 'Beni bir daha adlî tıpa verseniz' diyordu. Halbuki adlî tıpa verilse ne olacak. Yaşayacağı bir iki hafta daha. İşte orada hayatın kıymetini daha iyi anladım. Sanki idama götürülecek olan o değil de bendim. Aradan seneler geçmesine rağmen hatırladıkça bu hicranı yaşarım. Mehmed'e çok acımıştım. Bir çoban öldürmüş dediler ve onun boynuna da böyle bir yafta astılar..'

    29.03.1960Evlilik Konusunu Karara Bağladı
    Edirne'de bulunduğu ilk sıralarda akrabası olan Hüseyin Top Hoca vasıtasıyla bir evlilik teklifi geldi. Ancak teklif ve talebin kız tarafından gelmesi nedeniyle vazgeçti. Bu olay 1960 yılı Ramazan Bayramı'ndagerçekleşti.

    'Edirne'de bulunduğum ilk dönemlerde Hüseyin Top aklıma iyice girdi. Edirne eşrafından, temiz ve zengin bir ailenin benimle ilgili bir taleplerinin olduğunu söyledi. Bir bayram günü ikimiz bu aileyi ziyarete gittik. Ancak ben buram buram terledim. Kaşımı kaldırıp etrafa bakamadım. Sonra da talepteki teknik bir yanlışlıktan dolayı canım çok sıkıldı... Hemen sarfı nazar ettim. Ve daha sonra öyle bir şeye teşebbüs etmeme kararı içimde belirdi. Ondan sonra da bir kere de Yaşar Hoca'nın bir tavsiyesi olmuştu. Kalbimin derinliklerindeki gerçek niyeti ancak Allah bilir. Ama zannı tahminim o ki, hizmetin dışında gözlerimin içine başka bir hayalin girmesini istemedim.

    Başka zamanlardaki aynı istekler karşısında, aynı duygu ve aynı düşüncenin ağırlığını hissetmiş olmamın yanında, aşırı hassasiyet ve fevkalade titizliğimle kimsenin hayatını zehir etmeme düşüncesinin de ciddi bir tesiri olduğunu söyleyebilirim.

    Esasen bu ailelerin hepsi de iyi ve mazbut insanlardı. Ne var ki ben daha birinci teşebbüste kararımı vermiştim. Kendimi İslami hizmetlere vakfedecek ve evlenmeyecektim.'

    10.11.1961Askere Gitti
    Ankara Mamak'ta askerlik görevine başladı. Acemilik dönemini burada tamamladı.

    'Karacağaç'tan trene bindim. Geçirmeye gelenler arasında, Yaşar Hoca, Salim Arıcı, Hüseyin Top, İsmail Gönülalan ve diğer bazı dostlar vardı. Salim Arıcı, Üçşerefeli'nin baş imamıydı. Bana bir çıkın hazırlatıp vermişti. İçinde peksimet gibi şeyler vardı. O mendili senelerce sakladım.

    Teslim olduğumda zannediyorum 10 Kasım'dı. Mehmet Mutlu o zamanlar üsteğmendi. Zaten yarbaylıktan da emekli oldu. Bizim bölük komutanı Yılmaz Bey, onun Harbiye'den arkadaşıymış ve gelip beni bölük komutanına lanse etti. Ayrıca Kurmay Başkanı Reşat Taylan'a ben de Edirne'deki bir yakınından selam getirmiştim. Hatta benimle ona badem ezmesi göndermişlerdi. Cenabı Hakk'ın inayetiyle böyle korunmaya alındım.'

    1962Askerlik Günleri ve Hava Değişimi
    Acemi eğitim dönemini Ankara Mamak'ta tamamladıktan sonra dağıtım yeri İskenderun'a çıktı. Burada hastalandı ve hava değişimiyle, 4 yıl önce ayrıldığı Erzurum'a gitti. Hava değişimi sırasında Erzurum'daki camilerde vaaz verdi. Usta erlik dönemini İskenderun'da geçiren Fethullah Gülen burada vaazlar verdi. Bir vaazı bahane edilerek mahkemeye sevk edildi. Yeni İstiklal Gazetesi olayı manşetten duyurdu. Mahkemece aklandı. Ancak disiplin cezası olarak 10 gün askeri hapishanede yattı. Hastalandı. Rapor alarak tebdil-i hava için Erzurum'a geldi. Askerliğinin bitmesine 34 gün kala terhis edildi.

    'Gıdasızlık beni yazın çok hırpalamış. Halsizlik baş gösterdi. Ayakta duracak dermanım kalmadı. 'Gözlerinde sarılık var' dediler. Doktora gittim. 'Bir şey yok' deyip geri gönderdi. Birkaç gün sonra bütün vücudum sapsarı oldu, tekrar doktora gittim. Bu sefer de 'Aman çok tehlikeli' dedi ve beni hastaneye yatırdı. Ne kadar yattım, bilmiyorum. Fakat uzun bir müddet zannediyorum, hastanede kaldım. Daha sonra üç ay hava değişimi verdiler.

    Askere giderken Erzurum'a uğrayamamıştım. Aradan dört sene geçmişti. Hasta ve alil bir halde Erzurum'a gitmek üzere trene bindim. Arif Başçavuş bana bir çanta almıştı. Eşyalarımı ona yerleştirdim. O çantayı daha hâlâ, değerli bir hatıra olarak saklarım...

    Bir ara trende koridora uzanmak zorunda kaldım. Zaten tren tıklım tıklım doluydu. İskenderun sıcak, Erzurum tarafları da çok soğuk olduğundan, ben farkına varmadan, üşütmüşüm. Uzun bir müddet de, adale ağrısı çektim. Üzerinde İskenderun'a göre diktirdiğim sivil elbiselerim vardı. Fakat Erzurum'un soğuğuna karşı faydalı olacak durumları yoktu.

    Üç ay bitince şubeye gittim. Bir ay kadar da onlar idare ettiler. Dört ay kadar Erzurum'da kalmış oldum.

    Ve tekrar İskenderun'a döndüm. Bir hafta kadar teslim olmadım. Bu arada dışarıda vaaz ettim. Sonra gidip teslim oldum. Ondan sonra arızasız her cuma İskenderun Merkez Camiinde vaaz etmeye başladım. O dönemlerde pek vaaz eden de yoktu. İskenderun yöresinde vaaz eden Hilmi Bey vardı ki, güzel konuşurdu. Bir ara milletvekilliği yaptığını da hatırlıyorum.

    Bana isnat edilen suçlar çok ağır cezayı gerektiren suçlardı. Hadise, ihtilale teşebbüs ve halkı devlet aleyhine ayaklandırma, gibi inanılmayacak şeylerdi. Buna rağmen Cenab-ı Hakk'ın lütfuyla, hiçbir şey olmadı. Dosyayı da tamamen kaldırdılar. Yeni İstiklal Gazetesi, haberi sür manşet yaptı. Hatırladığıma göre de 'Fatih'in torunu Fethullah' diye yazmışlardı. Diğer gazeteler de kendi duygu ve düşünceleri istikametinde haberi değerlendirdiler.'

    1963Askerlikten Terhis ve Askerlik Sonrası Günler

    1963 yılının Mart ayında askerliğini tamamladı. Askerlik sonrası Erzurum'a giderek bir süre burada ailesinin yanında kaldı ve Mevlana ile ilgili bir konferans verdi. Komünizmle Mücadele Derneği'nin kuruluşunda bulundu. Halk Evi'nin kadrosuna katıldı.

    'İkinci bölüğün komutanı Mahmut Mardin adında bir yüzbaşıydı. Çok sert bir insandı. Meğer o da her zaman gelip vaazları dinliyormuş. Benim haberim yoktu. Ben disiplinden çıkınca hemen yanıma geldi: 'Ben seni çok dinledim. Şimdi seni evine göndereceğim. Artık askerlik bitti. Ben tezkereni arkadan gönderirim' dedi. Tabii böyle bir hadiseyi hiç beklemiyordum. Çok sevindim. Daha askerliğimin bitmesine 34 gün vardı. 24 ay askerlik yapılan bir dönemde, hava değişimi, hapishane ve bu son erken gönderme hesap edilecek olursa 17 ay kadar askerlik yaptım. Beni böylece 34 gün evvelinden saldılar, tezkeremi de arkadan gönderdiler...

    Hayatımın en kabuslu günleri sona ermişti. İki sene ihtilaller ve ihtilal teşebbüsleri ile yüz yüze yaşadığım ve 'Korkulu bir rüya görüyorum, uyanınca geçecek' diyerek kendimi ikna ettiğim ve bu ikna ile sabredebildiğim askerlik artık bitmişti.

    Erzurumlular beni 'Edirneli Hoca' diye tanıyorlardı. Ramazanda Erzurum'daydım. Askerliğim bittiği için Erzurum' a gelmiştim.

    Müftü Sakıp Efendi'ydi. Bir sene önce, bana seve seve vaaz ettirmesine rağmen, o sene, hadise çıkarıyor gerekçesiyle Sakıp Efendi vaaz ettirmek istemedi. Fakat bu sefer de halk müftülüğün önünde toplanmıştı. 'Edirneli Hocayı konuşturmayacak adamı biz daha göremiyoruz' diyerek müftülüğün önünde bağırıp çağırmışlar. Bu hadise tamamen benim dışımda cereyan etmişti. Ben hadiseyi daha sonra duydum.. Ve Sakıp Efendi bana vaaz ettirmek zorunda kaldı. O sene de vaaz ettim.

    Hasta olarak geldiğim dönemde, Halk Evine de gidip geliyordum. Güzel çalışmalar yapıyorlardı. Halk Partisi döneminde o zihniyete hizmet eden bu kuruluşlar, müspet düşünceli insanların eline geçince yararlı hizmetler yaptı. Erzurum Halk Evinin yöneticileri, iki kişinin dışında namazlı insanlardı. Gerçi, bir kısım tuhaflıkları vardı ama inançları sağlamdı. En kötüleri dahi inanırdı.

    Mevlana'nın, Efendimiz'in sünnetine olan bağlılığını anlatacaktım. Benim irticali konuşmam, Farsça beyitlerin evvela orijinalini okuyup sonra tercüme etmem, dinleyiciler arasında ilgi uyandırmıştı. Bir de diğer konuşmacılara göre çok gençtim. Seçkin bir topluluk vardı. Üniversitelerden ilim adamları ve yüksek rütbeli subaylar da geceye katılmışlardı. Ne kadar faydalı oldum, bilemem; fakat konuşmacı olarak davet edildiğime sevindim. Çünkü benden evvelki konuşmacıların hepsi Mevlana'yı panteist bir insan olarak göstermeye çalışmışlardı. Benim söylediklerim en azından oradakilere, Mevlana'nın hakiki bir İslam Büyüğü olduğu imajını vermeye yetmişti. Yapılan ilk seçimde (Yaşım genç olduğu için) beni haysiyet divanına seçtiler. Böylece Halk Evi kadrosuna ben de girdim.

    Ve yine bu devreye ait bir teşebbüs de Erzurum'da Komünizmle Mücadele Derneği'ni açma teşebbüsümüz oldu. O güne kadar sadece İzmir'de vardı. İkincisi de Erzurum'da bizim gayretlerimizle açılacaktı.'

    1964Yeniden Edirne'ye Dönüş

    Askerden sonra yaklaşık 1 sene Erzurum'da kaldı. Daha sonra yeniden Edirne'ye döndü ve 4 Temmuz 1964 günü Dar'ül Hadis camiinde Kur'an Kursu öğretmeni ve fahri imam olarak göreve başladı.Şimdi Profesör olan Suat Yıldırım o zamanlar Edirne müftüsü oldu. Bir ev tutup beraberce kaldılar. Darulhadis Camii'nin imam odasında özel sohbetler başlattı.

    'Erzurum'u çok seviyordum. Fakat yüreğime taş basıp ondan ayrılmaya mecburdum. Çünkü o gün de 'Mukaddes Göç'te anlattıklarımın şuurundaydım. Ve bilhassa Edirne'ye ilk gidişimde kaldığım sürece bu şuur iyice yerleşmişti. Anam diretse, babam eski ısrarını terk etse de, Edirne'ye veya başka bir yere mutlaka gidecektim... Edirne'yi istememin sebeplerinden biri de Üç Şerefeli'ye olan aşın sevgimdi. Orayı arzu ediyor ve tekrar orada vazife yapmak istiyordum.

    Dar'ül Hadis Camii'nin imamı hastalandığı için orada fahri olarak imamlık yapmaya başladım. Caminin içinde büyük bir oda yaptırdım. Burası hem imam odası olacaktı; hem de orada talebe okutacaktım. Bu günler en bereketli günlerim oldu. Edirne'de görülmemiş bir talebe hizmeti, işte bu küçük odada başladı. Talebelerle meşgul olmak çok hoşuma gidiyordu.'

    31.07.1965Edirne'den Kırklareli'ne Tayin Edildi

    Edirne'de 1 yıl geçmişti.Kırklareli'ne tayin istedi ve 31 Temmuz 1965'te Kırklareli merkez vaizliğine tayin edildi.

    'Kırklareli'nde her cuma vaaz ediyordum. Ramazan'da her gün vaaz ettim. Kendiliğinden bir cemaat teşekkül etti. İlk gittiğimde, bir iki insandan başka tanıştığım yoktu. Fakat kaldığım zaman müddetince orada da epey dostlar edindim.'

    11.03.1966Kırklareli'nden İzmir'e Tayini Çıktı
    İzmir merkez vaizliğine tayin edildi. Bundan ayrı olarak, Kestanepazarı Derneği Kur'an kursunda gönüllü öğreticilik ve belletmenlik yapmaya da başladı.

    'İzine ayrılıp küçük bir Türkiye seyahatine çıktım. Çeşitli yerlerdeki dostlarımı ziyaret ettim. Seyahatim kırk gün kadar sürdü. Halbuki izin sürem yirmi gündü. Ankara'ya uğradım. Yaşar Hocaefendi Diyanet İşleri Reis Muavini olarak Ankara'ya gelmişti. Ona durumumu anlattım. Geçmiş günler için rapor alınamayacağını söyledi. Meğer aklında başka bir düşünce varmış. İzmir'den ayrılırken onlara kendi yerine beni göndereceğini söylemiş ve benden sitayişkarane bahsetmiş. Bana 'Bir dilekçe yaz ve İzmir Vaizliğini iste' dedi. Ben, aniden böyle bir teklifle karşılaşınca şaşırdım. 'İzmir büyük yer, beni yutar. Mümkünse beni şarkta küçük bir vilayete verin' dedim. O ısrar etti. Bir başkasına dilekçe yazdırdı, bana da zorla imzalattı. Daha sonra da kararnameyi Diyanet İşleri Reisi Elmalı'ya imzalattı. Kendi imzalamadı. Bu Yaşar Hocaefendi'nin her zamanki temkinli davranışlarından biriydi.

    Kırklareli'ne geldiğimde ilk işim müftüye tayinimi duyurmak oldu. Çünkü suçlu durumundaydım. Tayinimin çıktığını duyunca müftü suçumu unuttu ve üzüntülerini bildirdi. Kırklareli'nden ayrılışım adeta bir merasim oldu. Arabalar tuttular ve beni Edirne'ye kadar tekbirlerle, salavatlarla getirdiler. Edirne'deki dostlarla görüşüp vedalaştım.

    Yaşım yirmi altı veya yirmi yedi dolaylarındaydı. Onun için hem talebeler hem de hocalar benim idareci olarak gelmemi yadırgamışlardı. Hatta hocaların içinde, hem de bana duyuracak şekilde 'Yaşar Hoca, bula bula bu çocuğu mu bulup gönderdi' diyenler oluyordu. Zaten daha önce idarecilik yapmış ve burada idareci olarak bulunmuş bir arkadaş, beni o zaman da daha sonra da kabullenemedi.

    Bir taraftan da İzmir'in içinde iki-üç yerde vaaz veriyordum. Aynı zamanda gitmeye çalışıyordum. Zaten her cuma Kestanepazarı Camii'nde vaaz veriyordum. Bunun dışındaki vaazları mümkün mertebe cumartesi pazar günlerine sıkıştırmaya gayret ediyordum. Demek ki bünyem mukavemetli imiş, dayanabiliyormuşum. Mesela, cumartesi gidip bir yerde vaaz veriyordum. Geceyi yolda geçiriyor ve ertesi gün de bir başka yerde vaaz veriyor ve hiç dinlenmeden o akşamı da yolda geçiriyor, derken ertesi sabah derse yetişiyor talebeye ders veriyordum. Böyle sıkı bir program ve yüklü bir çalışma tempom vardı.'

    18.02.1968İlk Kez Hacca Gitti
    İzmir Kestanepazarı Kur'an Kursunda hocalık yaparken Diyanet İşleri Başkan Vekili Lütfü Doğan kendisini telefonla arayarak Diyanet Görevlisi olarak hacca gönderileceği söyleyince o sene ilk kez hacca gitti. 1968 Yılı Kurban ve Hac mevsimi Mart ayının 10'unda idi. Fethullah Gülen'in hacca gidişi ile ilgili haber 19 Şubat 1968 tarihli İttihad gazetesinde yer aldı.

    Kabe'ye Doğru
    Kurban bayramının yaklaşması münasebetiyle bütün İslâm âleminden Hicaz'a Müslümanlar akın akın gitmekte ve Hac farizelerini ifâ için Mekke-i Mükerreme'de toplanmaya başlamış bulunmaktadırlar. Geçen yıllara nazaran Türkiye'den Hicaz'a gidenlerin sayıları bu yıl bir hayli arttığı gibi, hacı namzetlerini uğurlamak için onbinlerce Müslüman yollara dökülmekte ve tekbir sesleri arasında kafileler-otobüslerle mukaddes beldelere hareket etmektedir. Diyanet İşleri Riyaseti ise, Türkiye'den giden hacı namzetlerinin dini feraizi noksansız ifâ etmelerini temin için Hicaz'a temsilciler göndermiştir. Resimde, Diyanet Riyaseti tarafından Hicaz'a gönderilen İzmir Merkez Vaizi Fethullah Gülen Hoca, kendisini uğurlayan İzmirlilerle birlikte görülüyor. Hocaefendi'nin Diyanet tarafından Hacca vazifeli olarak gönderilmesi İttihad Gazetesi'nde bu şekilde yer almıştı. (İttihad Gazetesi, 19 Şubat 1968)

    'Gittiğim ilk hac, benim için çok bereketli oldu. Tabii ki Cenabı Hakk'ın rızası ölçüsünü bilemem. Fakat iç alemim itibariyle bu hacdan çok istifade ettim. Bir-iki defanın dışında Beytullah'tan hiç ayrılmadım. Gece gündüz orada kalıyor, sadece abdest almaya çıkıyordum. Açlığım dayanılamayacak dereceye varırsa hurma veya bisküvi gibi şeylerle açlığımı yatıştırıyor ve yine ibadetime devam ediyordum. Her gün üç umre yapıyordum. Tabii ki o sırada gençlik de var. Buna güç yetirebiliyordum.' (Küçük Dünyam)

    1969Kahve Sohbetleri ve Değişik Yerlerde Vaaz Verdi
    1969 yılında kahve sohbetlerine başladı ve Ege Bölgesi'nin çeşitli il ve ilçelerinde vaazlar verdi.

    'O zaman bana, yarı resmi Ege'nin her yerinde vaaz etme salahiyeti verdiler. Bir iki defa Antalya'ya gittim. Ancak tanınmamış bir insan olduğumdan ve işin temelinde o yörelerin vaaz u nasihate karşı alakasızlıklarından dolayı, sohbetlerimin çok yararlı olduğunu söyleyemem. Yine Allah (cc) bilir...

    O sıralarda İzmir ve Aydın yöresinde Tahir Hocaefendi tanınıyor ve alaka da görüyordu. İzmir'e geldiğim ilk yıl ben Aydın'a da gitmiş hatta üç-dört gün kalıp vaaz da etmiştim. Ancak orada da bir anlayış görmedim. Onları, bizim konuşma tarzımıza ve bizim düşüncelerimize karşı kapalı buldum.

    Ödemiş ve Tire biraz daha farklıydı. Tire'ye birkaç defa vaaza gittim. Oradaki arkadaşlar da hep geliyordu. Ancak bazı kimselerde kendini her şey görme gibi marazi bir ruh hali vardı. Mesela, vaazdan sonra oturmuş sohbet ediyorduk. Ben iman ve Kur'an hakikatlerine dair bir şeyler söylerken, oradakilerden biri 'Sen onları bırak, sahabeden bahset, onları biz biliriz' gibi laflar etti. Ne o zaman ne de daha sonra bu arkadaşlara mukabelede bulunmadım.

    Salihli'ye de giderdim. Yakın olduğundan Turgutlu'ya gitmem daha sık oluyordu. Denizli'ye de gittim. O devrede değil ama Isparta'ya da gittim. O sene, ertesi sene, kış olmasına rağmen Simav, Gediz ve daha uzak yerlere gidip sohbet edebiliyordum.

    Kestanepazarı'nda beş sene kadar kaldım. Arkadaşlarıma bir örnek olması bakımından söylüyorum, bu beş senelik zaman zarfında beş kuruş maddi istifadeyi düşünmedim. Banyoda ve abdestte kullandığım suyun parasını dahi verdim. Bugün de aynı şeyi düşünüyorum. Talebenin hakkı olan bir müesseseden bir başkasının ne surette olursa olsun istifadesi doğru değildir.'

    197112 Mart Muhtırası'na Doğru Kestanepazarı'ndan Ayrıldı
    1971 yılında 12 Mart Muhtırası'ndan önce Kestanepazarı Kur'an Kursu'ndaki görevinden ayrıldı.


    'Kestanepazarı'ndan ayrılınca Güzelyalı'da bir eve taşındım. Günler geçmek bilmiyordu. Sanki saniyeler sene olmuştu. Halbuki, talebelerimin arasında bulunduğum günlerde; vaktin arkasından koşturuyor ve adeta zamanla yarışıyordum. Yapacağım işler ve yapmam gerekenler günün yirmi dört saat olması gerçeğine karşı pervasız bir, meydan okuyuş içindeydi. Başka türlü bu kadar işi bu kadar dar zamana sığdırmak nasıl mümkün olurdu ki? Halbuki şimdi vaktimin büyük kısmını okumaya ayırabiliyordum.

    Hadiselerin kendine göre bir dili vardır. İçtimai hayatı anlamak isteyenler bu dili çok iyi bilmelidirler. Mazide meydana gelen ve ciğerleri parçalayan nice hadiseler var ki, yeniden tekerrür etmeye başlamıştı. Bu tekerrürün getireceği neticeleri kestirmek asla kehanet sayılmazdı. Türkiye günden güne bir askeri darbenin eşiğine doğru kayıyordu. 27 Mayıs'ı görmüş olanlar için, görünen tablo pek de iyimser değildi.

    12 Mart 1971 Cuma günü saat 13'de radyodan okunan bildiri üzerine Muhtıra resmen verilmiş oldu. Asker devreye girmişti. Sol panik içinde, sağ mütevekkil olacakları bekliyordu..

    Muhtıradan kısa bir müddet sonra tutuklamalar başladı. Solun liderliğine soyunanların birçoğu müstehak oldukları için, Müslümanlardan birçoğu da sırf denge için tutuklanmış ve gözaltına alınmışlardı. Ve tutuklamalar devam ediyordu..

    27 Mayıs sol güdümlü bir harekettir. 12 Mart da öyle olsun isteniyordu. Fakat ihtilale beş kala hadiseye el koyan Memduh Tağmaç ve arkadaşları muhtıranın macerasını birilerinin güdümünden kurtardı. Ondan böyle bir atak beklemeyen solcular ne yapacaklarını şaşırdılar. Onlarda görülen 12 Mart aleyhtarlığı, biraz da yetişemediğine ekşi diyenin durumu gibi bir tavır. Eğer 9 Mart'ta yapılmak istenen harekata mani olunmasaydı, yapılacak ihtilal çok başka olacak ve 'Devrim Anayasası' adıyla hazırlanan taslak yürürlüğe girecek, Türkiye isim olarak olmasa bile sistem olarak tam bir komünist ülke haline getirilecekti... Bu solcu güçler ve onların akıl hocalığını yapan devrimbaz sivillerin ortak arzusuydu. Nitekim Ziverbey soruşturmasında hepsinin maskesi düşmüş ve menfur düşünceleri bir bir ortaya çıkmıştır.

    12 Mart, bir ihtilal ve darbe değildir. Hükümeti belli konularda uyaran bir ikazdır. Elbette askeri olması yönüyle tasvip edilemez. Hür iradeyi güç kullanmak suretiyle dize getirmenin tasvip edilmesi mümkün değildir de ondan. Fakat, çok daha kötü bir hareketi önlemesi bakımından bu harekete iyimser bakmak mümkündür. Yani, kötüdür ama çok daha kötüye göre o kadar kötü değildir.'

    03.05.1971Tevkif Edildi
    'Doktor Bey'e 'Bizim eve gidelim' dedim. Yolda yine bir köpeğe çarptık. Ben, 'Bizi evde bekliyorlar, herhalde' dedim. Eve girdiğimde siyasî polislerin bütün eşyaları didik didik edip evin ortasına yığdıklarını gördüm.. Ben içeriye girince polisler 'Hoş geldin' dediler. Aramaya devam ettiler.

    Görevlilere 'Geç kalır mıyım? Bir şeyler yiyeyim mi?' dedim. Gayem hem biraz açlığımı yatıştırmak hem de esas niyetlerini öğrenmekti. Bana 'karnını doyur. Ne zaman döneceğin belli olmaz' dediler. Bir iki lokma pilavdan aldım. Biraz sonra Tepecik inzibat merkezine götürülmek üzere yola çıktık.

    Beni Tepecik İnzibat Merkezine getirdiler. Saçımı bıyığımı kestiler. Ben kaşlarımı da traş ederler zannediyordum. Fakat yapmadılar. Sonra sağdan, soldan, arkadan ve önden fotoğraf çektiler. Götürecekleri yere götürmeden evvel 'Bana biraz su getiriniz, abdest alacağım' dedim. Şimdi ismini hatırlayamadığım başçavuş temiz mi kirli mi bilmiyorum ama bir teneke su getirdi. Abdest alarak dışarıda namazımı kıldım. Böylece yatsı namazımı eda etmiştim. Hiç olmazsa sabaha kadar namaz kaçırma tehlikesi yoktu. Rahatlamıştım.

    Beni alıp hücre gibi bir yere tıktılar. Bir de ne göreyim, benden evvel aynı yere Şaban Düz, Harun Reşid Tüylü, Mustafa Birlik ve ülkücülerden de bir arkadaş getirilmiş..'

    09.11.1971Tahliye Oldu
    'Nihayet 7. ayın içinde son bir kere daha mahkemeye çıkarıldık. Avukatımız üç aydan beri tekrar edip durduğu tahliye talebimizi ümitli bir eda ile mahkeme heyetine bir kez daha arz etti. O esnada, birden bire alışmadığımız bir şey oldu. O güne kadar, elli defa tahliye talebimize bıkmadan usanmadan elli defa 'tutukluluklarına' diyen mahkeme heyetine, savcı, ayağa kalktı ve 'Nasıl olsa birilerini -Av. Bekir Bey'i kastediyordu- bırakınız; bunları da bırakın gitsinler' dedi. Hem şaşırmış hem de çok sevinmiştik.'

    1972Tahliye Sonrası Günler ve Edremit'e Tayin

    9 Kasım 1971 günü tahliye olduktan sonra göreve başlamak için Diyanet'e başvurdu. Sıkıyönetim nedeniyle müspet bir cevap hemen gelmedi. Bu yüzden kısa bir süre Erzurum'a gitti. Döndüğünde Salepçioğlu ve Alsancak Camilerinde vaaz vermeye başladı. Ve 23 Şubat 1972'de Edremit merkez vaizliğine tayin edildi. Burada 2 yıl görev yaptı.

    'Tahliyem ile Edremit'e gitmem arasında üç aydan fazla bir zaman geçti. Ancak bu, tam anlamıyla bir bekleme dönemi de değildi: Erzurum'da kısa bir süre kaldıktan sonra tekrar İzmir'e döndüm ve Salepçioğlu Camii'nde yeniden vaazlara başladım. Ben tutuklu iken arkadaşlar ev eşyamı Sadıkbey'de bir daireye taşımışlar. Erzurum'dan dönünce çok aceleden bir ev bulduk. Mektupçu'daki bu evi 500 liraya kiralamıştık.

    Diyanet tarafından önceleri dilekçemize müspet cevap verilip, vaaz etmemize müsaade edildiği halde, daha sonra yine vaazdan men edildim. Şaban Düz Hocaefendi ve Osman Kara Hocaefendi de benimle aynı durumdaydı. Sıkıyönetim üçümüzün de İzmir'den sürülmesi hususunda Diyanet'e baskı yapmış ve Diyanet de ister istemez bu baskıya boyun eğmek zorunda kalmıştı. Artık, ikinci bir emre kadar vaaz edemeyecektik. O sıralarda İbrahim Ulvi Bey, Özlük İşlerinde bulunuyordu. Bana, Ankara'ya gelmem hususunda haber göndermişti. Gittim.. Durumu anlattı ve 'İzmir' dışında nereyi istersiniz?' diye sordu. Bizim İsmail Hoca, Edremit'teydi. Benim için teselli olur düşüncesiyle ben de 'Edremit olabilir.' demiştim. Ve böylece tayinim Edremit'e yapıldı. Bu arada Şaban Düz Hocaefendi'yi Nazilli'ye, rahmetli Osman Kara'yı da Turgutlu'ya tayin etmişlerdi.

    Gerçi Edremit'e tayinimi istemiştim ama, oraya gitme niyetinde değildim. Edremit Müftüsü Remzi Bey, yanında Arif Çağan ve rahmetli Hakim Necmettin Güvenli beylerle birlikte Mektupçu'daki eve kadar geldiler. Israrla Edremit'e gitmemi istediler. Adeta benimle yalvarırcasına konuşmuşlardı ki onlardaki bu sıcaklığı da asla unutamam ve 'Ne olur gel, orada da hizmet olur!' dediler. Evet, onlardaki bu ciddi talep ve arzu cevapsız bırakılacak gibi değildi.'

    29.06.1974Manisa'ya Tayin Edildi

    2 sene 4 ay kadar Edremit'te görev yaptıktan sonraManisa merkez vaizliğine tayin edildi.

    'Daha önce de ifade ettiğim gibi, Edremit'e esasen istemeyerek gitmiştim. Hatta istifa edip gitmemeyi bile düşünmüştüm. Bu isteksizliği, beşeri bir kısım boşluklarla izah daha uygun olur zannediyorum. Evet, alıştığı yerden kopup bir başka yere gitmek insana cidden zor geliyor. Benim ise bütün dost ve arkadaşlarım İzmir'de idiler. Onlardan ayrılmak, onlardan uzakta kalmak bana dayanılması imkansız bir hicran gibi geliyordu. Fakat Murad-ı İlahi başkaymış... Edremit'e gittim ve üç seneye yakın orada vazife gördüm. Bu zaman zarfında, talebe hizmetleri gözümü ve gönlümü doyuracak seviyeye yükseldi.

    Manisa'nın hem şahsım hem de hizmetimiz adına yeni bir şey ilave ettiğini söyleyemeyeceğim. Her şey eskinin bir uzantısı olarak sürüp gitti. Vaazlar, sohbetler, kamplar vs. hep eskiden olduğu gibiydi. Belki gelip gitmeler, Edremit'e kıyasla çok daha fazlaydı; ama bunu Manisa'nın bir hizmeti olarak değerlendirmek yanlıştır. Zira, zaten cemaat, o güne kadar olduğu gibi, İlahi inayetle gelişiyordu. Diğer taraftan Edremit'e gelmek isteyip de çeşitli sebeplerden dolayı gelemeyenlerin önündeki engeller, hususiyle de mesafenin azalmasıyla kısmen giderilmiş oluyordu. Bu da gelmeyi artıran bir husustu. Ama şunu da itiraf etmeliyim ki, o gün için Manisa böyle bir hizmete karşı çok soğuktu.'

    20.09.1974Babası Ramiz Efendi Vefat Etti
    Ramazan ayının üçüncü günü, babası Ramiz efendi vefat etti.

    'Evet, o sene benim için bir hüzün senesi oldu. Babamın vefatından bir ay kadar önce Edremit'te Ceza Hakimi Necmeddin Güvenli gibi çok sevdiğim bir dostum vefat etmişti. Onun vefatından az önce bir rüya görmüştüm. Rüyamda benim bulunduğum yerde semanın derinliklerine doğru iki uçak batıp kayboluyordu. Bu hadise bir-iki defa tekrarlandı zannediyorum. Ve babam ile Hakim bey bir ay ara ile vefat ettiler. -İnşallah- ikisi de Cenabı Hakk'ın rıdvanına mazhar olmuşlardır.

    Emri tebellüğ etme (Manisa'ya Tayin) vaktim gelmişti. Bu durumu babama arz ile elini öptüm ve, 'Müsaade ederseniz gidip vazifeye başlayayım.' dedim. Bana: 'Gitme. Önümüzdeki perşembeden sonra gidersin.' dedi. Sonra daldı, durdu durdu ve 'Git. Burada bir çift göz, orada ise binlerce göz bekliyor.' dedi... Ben İzmir'e döndüm. Bir hafta sonra babamın vefat haberi geldi. İzmir'den otobüs ile o gece yola çıktık. Yanımda Yusuf Pekmezci ve Köse Mahmut vardı. Mustafa Birlik de bizi garaja kadar geçirmeye gelmişti. Vasıta yönüyle sıkıntı çekmedik.. Ankara'dan uçağa bindik ve öğle vakti Erzurum'a yetiştik. Son anlarında babamın yanında bulanamayışıma çok üzüldüm. Hele onun kerametvari, 'bir hafta sonra gidersin' demesini hemen kabul etmeyişim, içimde hep kanayan bir yara olarak kalmıştır. Öyle baba zor bulunur...

    Babam dikkatli yaşardı. Namazlarına çok dikkat ederdi. Onun da gözü yaşlıydı. Vaktini hiç zayi etmezdi. Tarladan eve geldiğinde, ayağının çarığıyla, yemek hazırlanıncaya kadar, hemen bir kitap açar ve okurdu. Onda kitap okuma bir zevkti. Yolda gidip gelirken de ağzı boş durmaz, ya Kur'an okur ya da yeni ezberlediği Arapça veya Farsça bir beyti tekrar ederdi.

    Ben Kaside-i Bürde'yi önüme alarak ezberlediğimi bilmem. O'nu babamın okuyuşlarından kaparak ezberlemişimdir. Diğer Farsça beyitleri de hep babamın vaazlarda okuduklarından ezberledim. Babam, her dakikasını mutlaka hayırlı ve bereketli bir işle dolduran ve düşünceye ehemmiyet veren bir insandı. Boş yaşamaya kapalıydı.

    Ben dört veya beş yaşlarındaydım. Evimize, herkesin hürmet ettiği, iyi molladır dediği Halil Hoca namında bir zat gelmişti. Babam onun dizinin dibinden hiç ayrılmazdı. İhtimal babam Kur'an okumayı ondan öğrenmişti. Kıraatı daha sonra Süleyman Efendi adında bir zattan öğrendiğini hatırlıyorum.

    Halil Hoca, Korucuk'tan ayrılıp Maslahat köyüne gidince babam da yanında gitti. Biz iki sene kış aylarında babasız yetim gibi kaldık. Babam bu iki sene zarfında Arapça ve Farsça okudu ve ilmini ilerletti. İlme karşı çok şiddetli merakı vardı. Babamın bu durumunun benim üzerimde de tesiri büyük oldu. Onun o yaşta ilim adına katlandıkları âdeta beni de olgunlaştırdı. Ben çocukluk ve gençlik dönemlerimde, hiçbir zaman kendi emsalim ve yaşıtlarımla oturup çocukluk ve gençlik yapmadım. Daima büyüklerle beraber oturma ve onların anlattıklarını dinleme bende bir ahlak haline geldi. Bunda da şüphesiz babamın çok büyük tesiri oldu. O sohbetlerde göz ve kulak doldurucu şeyler anlatılırdı. Bilhassa Alvar İmamı'nın sohbetlerine doyum olmazdı. Belki anlatılanları bütünüyle anlayamazdım, fakat hepsinin hafızamda kaldığını söyleyebilirim. Çünkü sonradan gelir dinlediklerimi satır satır, anneme, büyükanneme ve amcalarımın hanımlarına anlatırdım. Bu bana apayrı bir zevk verirdi.'

    1975Konferanslar Vermeye Başladı
    1975 yılında Kur'an ve İlim, Darwinizm, Altın Nesil, İçtimaî Adalet ve Nübüvvet isimli konferanslar serisine başladı ve 1976 yılında da devam eden bu konferanslar münasebetiyle İzmir dışında Ankara, Çorum, Malatya, Diyarbakır, Konya.......

    Devamı Aşağıda ===========>>>>

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar Mesajlar
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 25 + 762


    Cevap: Fethullah Gülen Hocaefendi Kronolojik Hayatı



    FETHULLAH GÜLEN'İN KRONOLOJİSİ 2. BÖLÜM (1989 1997)


    Üsküdar'da Valide Sultan Camii'nde Vaazlara Başladı
    İstanbul'da 13 Ocak 1989 yılında Üsküdar Valide Sultan Camii'nde vaazlara başladı. Bundan önce en son 6 Nisan 1986 Çamlıca Camii'n açılışında Miraç kandili dolayısıyla vaaz vermişti. Üsküdar vaazları 1 yılı geçkin süreyle 16 mart 1990 tarihine kadar (62 hafta) devam etti. Burada bütün yönleriyle Peygamber Efendimiz'i ve O'nun sünnetini anlattı. Bu vaazlar, daha sonra Sonsuz Nur adıyla 3 cilt halinde kitaplaştırıldı. 1989 yılı içinde Üsküdar Valide Sultan Camii'nde haftada bir Cuma günleri toplam 51 hafta vaaz verdi. Geri kalan 11 haftalık vaaz 1990 yılı içinde 16 Mart gününe kadar devam etti.

    09.04.1989Haftalık Vaazlara Başladı
    1989 yılı içinde haftada bir olmak üzere Pazar günleri Süleymaniye, Pendik, Sultanahmet, Bakırköy Yeni Mahalle, İzmir'de Hisar ve Şadırvan Camilerinde vaazlar verdi. Pazar vaazlarını değişik camilerde veren Fethullah Gülen, Ramazan ayı içinde ayrıca Salı akşamları Fatih Camii'nde iftardan sonra Teravih namazına kadar vaazlar verdi. Ramazan'ın son Salı gecesi Kadir Gecesine denk geldiğinden o vaaz Kadir Gecesi hakkında oldu. Burada ayrıca 6 Mayıs 1989 günü Ramazan Bayramı vaazını da verdi. Az önce de denildiği gibi Fatih Camii vaazları sadece Ramazan ayına ait Salı akşamı vaazları olup diğerleri Pazar günleri değişik camilerde verilen vaazlardır.
    1990Üsküdar Cuma Vaazlarına Devam Etti
    1989 yılı içinde Üsküdar Valide Sultan Camii'nde haftada bir Cuma günleri toplam 51 hafta vaaz veren Fethullah Gülen, aynı vaaz serisini 1990 yılı içinde 16 Mart gününe kadar devam ettirdi. Üsküdar'da 1990 yılı içinde toplam 11 Cuma vaazı verdi.

    Haftalık ve Aylık Vaazlarına Devam Etti
    9 Nisan 1989'da Pendik Camii'nde başladığı Pazar vaazlarını 1990 yılı içinde de devam ettirdi. İstanbul, (Süleymaniye, Fatih, Pendik) İzmir (Şadırvan, Hisar), Ankara (Kocatepe) ve Erzurum gibi illerde haftalık veya ayda bir olmak üzere vaazlar verdi.
    16.06.1991Haziran Ayında Vaazlarına Son Verdi

    21.09.1991Ebedi Risalet Sempozyumunda Bir Konuşma Yaptı
    1989 yılından beri vaazlarında Peygamber Efendimiz'i (sav) anlatan Fethullah Gülen, Zaman Gazetesi'nin "Kutlu Doğum Haftası" münasebetiyle Peygamber Efendimiz (sav) hakkında 19-22 Eylül 1991 tarihinde düzenlemiş olduğu Ebedi Risalet Sempozyumunun üçüncü gününde kısa bir teşekkür konuşması yaptı. Yurtiçinden ve yurtdışından bir çok bilim adamı ve İlahiyatçının katıldığı Ebedi Risalet sempozyumu alanında bir ilki temsil ediyordu.

    Fethullah Gülen'in Kısa Teşekkür Konuşması:
    "Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (sav) her yönüyle kıymetli ilim adamları tarafından anlatıldığı bu toplantıda benim bir şeyler söylemek haddim değildir. Ama bunu söylemek dahi yine haddim değildir. Fakat Oturum Başkanı Sayın Prof. Salih Tuğ'un davetine icap ederek kürsüye geldim. Benim önceden planlanmış böyle bir konuşmam yoktu. Sempozyuma katılan değerli tüm ilim adamlarımıza ve siz misafirlerimize teşekkür ediyorum."20.01.1992Saime Ayten Coşkun ve Ayşe Işıl Coşkun'un Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    05.05.1992ABD'de Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ı Ziyaret Etti

    2 Mayıs 1992'de Dallas Methodist Hastanesi'nde prostat ameliyatı olan Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a 5 Mayıs 1992 tarihinde 'geçmiş olsun' ziyaretinde bulundu.

    05.06.1992Avukat Bekir Berk'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı18.04.1993Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    28.06.1993Annesi Refia Gülen Vefat Etti
    Refia Gülen Hanımefendi, 28 Haziran 1993 Pazartesi saat 12.20 sularında İzmir'de vefat etti.

    30.06.1993Annesi Refia Gülen Hanımefendi'nin Cenaze Namazını Kıldırdı

    28 Haziran 1993 Pazartesi günü vefat eden Refia Gülen Hanımefendi'nin cenaze namazını, 30 Haziran 1993 Çarşamba günü Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii'nde Fethullah Gülen Hocaefendi kıldırdı. Cenaze, Yamanlar Örnekköy mezarlığına defnedildi.

    07.07.1993Annesinin Vefatı Dolayısıyla Taziye Verenlere Teşekkür Mesajı Yayınladı03.04.1994Berin Menderes'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    Eski Başbakan Aydın Menderes'in eşi Berin Menderes'in vefatı dolayısıyla taziye mesajı yayınladı.
    29.06.1994Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Açılışına Katıldı
    Fethullah Gülen, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın açılışı dolayısıyla Dedeman Oteli'nde düzenlenen törene katıldı.
    30.11.1994Başbakan Tansu Çiller'i Ziyaret Etti
    Ziyaret Başbakan Tansu Çiller'in değişik kesimlerle görüşme isteği doğrultusunda gerçekleşti.
    06.12.1994Başbakan Tansu Çiller'e Yaptığı Ziyarete İlişkin Bir Basın Açıklaması Yaptı
    Fethullah Gülen'in Avukatı Feti Ün, Başbakan Tansu Çiller'le yapılan görüşmeye dair kamuoyunda çıkan söylentiler üzerine bir basın açıklaması yayınladı.
    23.01.1995Sabah ve Hürriyet Gazeteleriyle Röportaj Yaptı
    Sabah'tan Nuriye Akman ve Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök ile yaptığı röportajlar. Röportajlar Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, Başbakan Tansu Çiller ile görüşme İslamiyet, siyaset, kadın ve eğitim ekseninde geçti.

    11.02.1995Polat Renaissance'ta Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın İftarına Katıldı
    Fethullah Gülen yaptığı konuşmada bu toplantının birlik vesilesi olmasını diledi.

    23.02.1995Ankara Hilton'da Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın İftarına Mesaj Gönderdi
    Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın 23 Şubat 1995 Perşembe akşamı verdiği iftar yemeğine siyaset, bürokrasi ve üniversite çevrelerinden çok sayıda isim katıldı. Davete katılamayan Fethullah Gülen; davete icabet edemeyişinin sebebini, oruçla birlikte şeker ve tansiyon kaynaklı rahatsızlıklarının olduğunu açıklayarak Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı şahsında iftara katılanlara bir mesaj gönderdi.

    20.03.1995Bülent Ecevit'le Görüşme Yaptı
    Fethullah Gülen, Mart ayı içinde Bülent Ecevit'in ziyaretine gitti. Ecevit, bu görüşmenin çok yararlı olduğunu ve politikadan ziyade din, bilim ve felsefe konularında sohbet ettiklerini söyledi.

    10.05.1995Hikmet Çetin'e Nezaket Ziyaretinde Bulundu
    Fethullah Gülen, Hikmet Çetin'le Kurban Bayramının ikinci günü Çetin'in milletvekili lojmanlarındaki evinde görüştü. Görüşme bayram münasebetiyle gerçekleşti.

    26.05.1995Türk Ocakları Vakfı'ndan Ödül Aldı
    "Nihal Atsız Türk Dünyası Hizmet Ödülü", teşvik ve telkinleriyle Türk Dünyası'nda pek çok okulun açılmasına vesile olduğundan dolayı Fethullah Gülen'e verildi.

    09.06.1995Başbakan Tansu Çiller İle İkinci Kez Görüştü
    Başbakan Tansu Çiller ile Fethullah Gülen 1994 yılındaki görüşmelerinden sonra ikinci defa İzmir'de bir araya geldi. Çiller, Özel Yamanlar Lisesi'nin mezuniyet törenine katıldı. Törenden sonra ise, Çiller ve Gülen 45 dakika süren bir görüşme yaptı.15.06.1995Mesut Yılmaz'ı Ziyaret Ederek Bir Görüşme Yaptı
    Daha önce Çiller ve Ecevit'le görüşen Fethullah Gülen Mesut Yılmaz'la biraraya geldi. Ankara'da yapılan görüşmede Gülen, Yılmaz'a Türkiye'nin son durumuyla ilgili düşüncelerini anlattı.

    22.06.1995Siyasilerle Görüşmesine Dair Bir Basın Açıklaması Yaptı
    Fethullah Gülen, Sünni-Alevi ve sağ-sol kardeşliği adına yaptığı teşebbüslerin ve bu arada bilhassa Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Hikmet Çetin ile görüşmesinin yadırganacak hiçbir yanının olmadığını söyledi. Gülen "Yaptığım görüşmelerin bazı çevrelerde yadırganmasını bu çevrelerin taşıdığı sıfat ve konular ve seviye ile telif etmekte güçlük çekiyorum" dedi.

    01.07.1995Mehmetçik Vakfına Bağışta Bulundu
    Fethullah Gülen Cumhuriyet Gazetesinden Hikmet Çetinkaya'nın yazdığı yazılardan ötürü manevi tazminat kazandı. Aldığı elli milyon liralık bu tazminatı Mehmetçik Vakfına 30 Haziran 1995 günü bağışladı. İlgili haber 1 Temmuz 1995 günü Zaman Gazetesinde yayınlandı.

    02.07.1995Kırkpınar Güreşlerini İzlemek İçin Sarayiçi'ne Gitti
    634. Tarihi Kırkpınar Güreşlerinin son gününde Sarayiçi'ne gelerek güreşleri izleyen Fethullah Gülen Hocaefendi'ye büyük ilgi gösterildi. Fethullah Gülen daha sonra dereceye giren başpehlivanları tek tek tebrik etti.

    03.07.1995TRT Ateş Hattı Programında Reha Muhtar'a Mülâkat Verdi
    Fethullah Gülen, Ateş Hattı programının İstanbul stüdyolarında Reha Muhtar'la uzun bir söyleşi yaptı.

    25.07.1995Mehmetçik Vakfından Teşekkür Beratı Aldı
    Fethullah Gülen'e Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı'ndan bir teşekkür beratı verildi.

    02.08.1995TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk'u Ziyaret Etti
    Fethullah Gülen, Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk'u Meclis'teki makamında ziyaret etti.

    13.08.1995Zaman Gazetesi'nden Eyüp Can'a Daha Sonra "Ufuk Turu" Adıyla Kitaplaştırılacak Olan Mülâkatını Verdi
    On bir gün süreyle dizi halinde yayınlanan bu röportajda Fethullah Gülen'in hayatı ve gayesi, din, tasavvuf, dogmatizm, felsefe, edebiyat, siyaset ve Orta Asya'ya açılma ile ilgili bir çok konu açıklığa kavuşturuldu.

    15.08.1995Hakan Şükür'ün Düğününe Katıldı
    Fethullah Gülen, Galatasaraylı Hakan Şükür'ün 15 Ağustos 1995 salı akşamı düzenlenen nikâh merasimine katıldı ve Hakan Şükür'ün nikah şahitliğini yaptı.

    20.08.1995Cumhuriyet Gazetesinden Oral Çalışlar'la Röportaj Yaptı
    Yedi gün süreyle yayınlanan bu röportajda cumhuriyet, laiklik, şeriat, eğitim, demokrasi ve kadın konusunda sorulan soruları cevaplandırdı.

    14.09.1995Rahatsızlığı Sebebiyle Kalp Anjiyosu Yaptırdı
    Fethullah Gülen uzun süredir kendisini rahatsız eden kalp sıkıntılarının nedenini öğrenmek için Amerikan Hastanesi'nde anjiyo yaptırdı.

    19.09.1995Bosnalı Çocuklar Yararına Düzenlenen Futbol Maçını İzledi
    Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın organize ettiği maç, İstanbul'da "Her şey Bosna'lı Çocuklar İçin" sloganıyla oynandı. Futbol şöleninden elde edilen hasılatla Bosna Hersek'te Saraybosnalı çocuklar için bir okul yaptırıldı. Maçı Maradona ve Fethullah Gülen yan yana izledi.

    11.10.1995Hükümet Krizi ve Muhtıra Söylentileri Üzerine Açıklama Yaptı
    "8 Ekim 1995 Pazar günü kıymetli gazeteci bazı dostlar ile bir araya gelmemiz tamamen bir nezaket ziyareti mahiyetinde idi.
    Çay sohbeti havası içinde bazı sorular soruldu ve konu çerçevesinde cevaplar verildi. Ne dün ne de bugün siyasî herhangi açık bir mülahazam olmadığı gibi, yarın da olmayacaktır. Bu manada bir kimseyi kayırma hedefim olmadığı gibi herhangi bir kimsenin aleyhinde olmayı da düşünmedim.
    Konuşulan şeyler şu anda Türkiye'nin içinde yaşadığı krizler etrafında cereyan etti. Bu arada on beş seneden beri sık sık dedikodu şeklinde bahis mevzuu edilen muhtıra türü endişeler üzerinde de duruldu.
    Duyduğum bazı şeylere binaen demokrasi adına endişelerimi dile getirdim.Katiyen herhangi bir şahsı tasrih etmediğim gibi birileri tarafından kasıtlı ortaya sürülebileceği muhtemel olan böyle bir hadiseyi, öteden beri hep saygı duyduğum mübarek bir müesseseye tamim etmemeye fevkalade özen gösterdim. Kesin tavrımın bu şekilde değerlendirilmesini kamuoyuna saygılarımla arzederim."

    18.10.1995Milliyet Gazetesini Ziyaret Etti
    18 Ekim 1995 Çarşamba günü Milliyet gazetesini ziyaret ederek gazetenin yazar ve yöneticileriyle sohbet etti.

    19.10.1995Bir Hollanda Televizyonu İle Röportaj Yaptı
    Bu röportajda hayatı, görüşü, faaliyetleri, İslam ve lâiklik üzerine sorulan soruları cevaplandırdı.04.01.19961995 Hoşgörü Ödülleri Dağıtım Törenine Katıldı
    Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından belirlenen 1995 Hoşgörü Ödülleri, Çırağan Sarayı'nda düzenlenen bir törenle sahiplerine verildi.

    16.01.1996Sabancı Suikastını ve Terör Olaylarını Değerlendirdi
    Sabancı suikastı ile ilgili olarak emniyetin çok yönlü bir araştırma yaptığını hatırlatan Hocaefendi, Sabancı suikastını (9 Ocak Salı ) gerçekleştirenlerin bir taşla çok kuş vurmayı amaçladıklarını vurguladı. Hocaefendi şöyle devam etti: 'Hadisenin saikleri üzerinde durulacak olursa çoktur. Emniyet araştırma yapıyor. Hakkımız, salahiyetimiz olmadan beyanda bulunmak, araştırmayı saptırmak olabilir. Fakat çok hedefli bir şeydir zannediyorum. Türkiye'de önemli bir işadamını, bir sanayiciyi öldürmekle bir taşla çok kuş vurmak istediler. Ve zannediyorum bazı şeyleri de elde ettiler.'

    20.01.1996Polise Bağış Yaptı
    Cumhuriyet Gazetesi ve Hikmet Çetinkaya'dan dava yoluyla almaya hak kazandığı 150 milyonluk tazminatı Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı'na bağışladı.

    22.01.1996Kasım Gülek'in Cenaze Namazını Kıldırdı
    Tedavi edilmekte olduğu ABD'de 91 yaşında hayata veda eden Kasım Gülek için bir tören düzenlendi. Amerika'da hayatını kaybeden CHP eski genel sekreterlerinden Kasım Gülek'in cenaze namazını vasiyeti üzerine Fethullah Gülen kıldırdı.

    22.01.1996Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin İftarına Katıldı
    Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin Bağlarbaşı'nda bulunan kampüsünde verilen iftar yemeğine katıldı ve burada bir konuşma yaptı.

    02.02.1996Ankara Hilton Oteli'nde İftar Yemeğine Katıldı
    Fethullah Gülen'in onursal başkanlığını yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Ankara'da ikinci iftar yemeğini Hilton Otel'inde verdi.

    26.03.1996Aydın Menderes'e Geçmiş Olsun Ziyaretinde Bulundu
    Fethullah Gülen, bir trafik kazasında felç olan İstanbul Milletvekili Aydın Menderes'i Bayındır Tıp Merkezi'ndeki odasında ziyaret etti.

    04.04.1996Patrik Bartholomeos İle Görüştü
    Son yıllarda toplumsal hoşgörü temasının en fazla işleyen, Fethullah Gülen ve Fener Rum Patriği Bartholomeos, sıcak bir ortamda bir araya gelerek Türkiye'de Müslüman ve gayr-i müslim kesimler arasında diyalogu başlattılar.

    18.04.1996TÜSİAV Vakfından Hoşgörü Ödülü Aldı
    Türk Sanayisi ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) tarafından ilk kez verilen 'Yılın Adamları' ödüllerini almaya hak kazanan kişi ve kuruluşlara ödülleri, Ankara Dedeman Oteli'nde yapılan bir törenle verildi.

    01.07.1996Aydın Menderes'i ABD'de Ziyaret Etti
    Fethullah Gülen Hocaefendi, Amerika'da tedavi görmekte olan Aydın Menderes'i ziyaret etti.

    17.09.1996Hanife Ustaoğlu'nun Cenaze Namazını Kıldırdı
    Mehmet Ustaoğlu'nun eşi ve Yaşar Tunagür Hocaefendi'nin kayınvalidesi Hanife Ustaoğlu'nun cenazesi, Topkapı mezarlığında toprağa verildi. Öğle namazını müteakiben Fatih Camii'nde Fethullah Gülen tarafından kıldırılan cenaze namazına kalabalık bir topluluk katıldı.

    19.09.1996Aktüel Para Dergisiyle Eğitim Üzerine Röportaj Yaptı
    Fethullah Gülen eğitim üzerine Aktüel Para dergisiyle bir röportaj yaptı.

    24.09.1996Mesut Yılmaz'la Yaptığı Telefon Görüşmesiyle İlgili Basın Açıklaması Yayınladı
    Milliyet ve Hürriyet gazetelerinde, 'sürpriz diyalog' ve 'Fethullah Hoca ile sürpriz görüşme' baslıkları ile yayınlanan haberler üzerine yazılı bir açıklama yapan Fethullah Gülen, Türk siyasi hayatını etkilemek, hükümetler ve partiler üzerine görüş ve spekülasyonlarda bulunmak gibi bir tavra asla girmediğini belirtti. Gülen, 'Ülkemiz içinde herkesin kendi konumunda kabul edilmesi esasına dayalı bir diyalogu savunan biri olarak, Mesut Yılmaz Bey ile diyalogum yeni değildir.' dedi.

    30.09.1996Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı 3. Kuruluş Yılında 'Mutlu Yarınlar İçin El Ele' Toplantısında Konuştu
    Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği toplantıya bir çok isim katılırken Fethullah Gülen de bir konuşma yaptı.

    15.10.1996Bulgar Trud Gazetesine Mülakat Verdi
    Fethullah Gülen Bulgar Trud Gazetesi ile Balkanlar ve Türkiye üzerine görüştü.

    24.10.1996Asya Finansın Açılış Törenine Katıldı
    Türkiye'nin 6. Özel finans kurulusu olan Asya Finans'ın açılısı 24 Ekim 1996 Perşembe günü yapıldı. Açılışa Fethullah Gülen ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tansu Çiller de katıldı. Tansu Çiller açılışta bulunmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek, 'Ülkemiz için son derece gerekli olan böyle bir kurumun açılmasına vesile olduğu için, ufkundan dolayı değerli Hocaefendi'yi kutluyorum.' dedi.

    03.11.1996Bulgaristan'dan Varna Televizyonuna Mülakat Verdi
    Bulgaristan'ın yazılı basınından sonra TV'ler de Türkiye'ye gelerek Gülen ile röportaj yaptılar. Ülkenin en yüksek tirajlı '24 Saat' ve 'Trud' gazetelerinin 'Yüzlerce Köprüler Kuran Muallim' diyerek övdüğü Fethullah Gülen, Varna TV'si tarafından da eğitim ve kültür alanında önayak olduğu girişimlerle Bulgarlara tanıtıldı.

    08.11.1996Gazetecilere Değişik Konularda Görüşlerini Açıkladı
    Fethullah Gülen 8 Kasım 1996 Cuma akşamı gazetecilere yemek verdi ve onların değişik alanlardaki sorularını cevaplandırdı.

    08.11.1996Fatih Üniversitesi'nin Açılışına Katıldı
    İstanbul Beylikdüzü'ndeki merkez kampüsünde bulunan Fatih Üniversitesi 08 Kasım 1996'da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından hizmete açıldı. Açılışa Alparslan Türkeş, Rıza Akçalı ve birçok siyasetçi, bilim adamı ve işadamı katıldı. Fethullah Gülen bütün davetliler ve Cumhurbaşkanı ile yakından ilgilendi.04.01.19961995 Hoşgörü Ödülleri Dağıtım Törenine Katıldı
    Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından belirlenen 1995 Hoşgörü Ödülleri, Çırağan Sarayı'nda düzenlenen bir törenle sahiplerine verildi.

    16.01.1996Sabancı Suikastını ve Terör Olaylarını Değerlendirdi
    Sabancı suikastı ile ilgili olarak emniyetin çok yönlü bir araştırma yaptığını hatırlatan Hocaefendi, Sabancı suikastını (9 Ocak Salı ) gerçekleştirenlerin bir taşla çok kuş vurmayı amaçladıklarını vurguladı. Hocaefendi şöyle devam etti: 'Hadisenin saikleri üzerinde durulacak olursa çoktur. Emniyet araştırma yapıyor. Hakkımız, salahiyetimiz olmadan beyanda bulunmak, araştırmayı saptırmak olabilir. Fakat çok hedefli bir şeydir zannediyorum. Türkiye'de önemli bir işadamını, bir sanayiciyi öldürmekle bir taşla çok kuş vurmak istediler. Ve zannediyorum bazı şeyleri de elde ettiler.'

    20.01.1996Polise Bağış Yaptı
    Cumhuriyet Gazetesi ve Hikmet Çetinkaya'dan dava yoluyla almaya hak kazandığı 150 milyonluk tazminatı Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı'na bağışladı.

    22.01.1996Kasım Gülek'in Cenaze Namazını Kıldırdı
    Tedavi edilmekte olduğu ABD'de 91 yaşında hayata veda eden Kasım Gülek için bir tören düzenlendi. Amerika'da hayatını kaybeden CHP eski genel sekreterlerinden Kasım Gülek'in cenaze namazını vasiyeti üzerine Fethullah Gülen kıldırdı.

    22.01.1996Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin İftarına Katıldı
    Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin Bağlarbaşı'nda bulunan kampüsünde verilen iftar yemeğine katıldı ve burada bir konuşma yaptı.

    02.02.1996Ankara Hilton Oteli'nde İftar Yemeğine Katıldı
    Fethullah Gülen'in onursal başkanlığını yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, Ankara'da ikinci iftar yemeğini Hilton Otel'inde verdi.

    26.03.1996Aydın Menderes'e Geçmiş Olsun Ziyaretinde Bulundu
    Fethullah Gülen, bir trafik kazasında felç olan İstanbul Milletvekili Aydın Menderes'i Bayındır Tıp Merkezi'ndeki odasında ziyaret etti.

    04.04.1996Patrik Bartholomeos İle Görüştü
    Son yıllarda toplumsal hoşgörü temasının en fazla işleyen, Fethullah Gülen ve Fener Rum Patriği Bartholomeos, sıcak bir ortamda bir araya gelerek Türkiye'de Müslüman ve gayr-i müslim kesimler arasında diyalogu başlattılar.

    18.04.1996TÜSİAV Vakfından Hoşgörü Ödülü Aldı
    Türk Sanayisi ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) tarafından ilk kez verilen 'Yılın Adamları' ödüllerini almaya hak kazanan kişi ve kuruluşlara ödülleri, Ankara Dedeman Oteli'nde yapılan bir törenle verildi.

    01.07.1996Aydın Menderes'i ABD'de Ziyaret Etti
    Fethullah Gülen Hocaefendi, Amerika'da tedavi görmekte olan Aydın Menderes'i ziyaret etti.

    17.09.1996Hanife Ustaoğlu'nun Cenaze Namazını Kıldırdı
    Mehmet Ustaoğlu'nun eşi ve Yaşar Tunagür Hocaefendi'nin kayınvalidesi Hanife Ustaoğlu'nun cenazesi, Topkapı mezarlığında toprağa verildi. Öğle namazını müteakiben Fatih Camii'nde Fethullah Gülen tarafından kıldırılan cenaze namazına kalabalık bir topluluk katıldı.

    19.09.1996Aktüel Para Dergisiyle Eğitim Üzerine Röportaj Yaptı
    Fethullah Gülen eğitim üzerine Aktüel Para dergisiyle bir röportaj yaptı.

    24.09.1996Mesut Yılmaz'la Yaptığı Telefon Görüşmesiyle İlgili Basın Açıklaması Yayınladı
    Milliyet ve Hürriyet gazetelerinde, 'sürpriz diyalog' ve 'Fethullah Hoca ile sürpriz görüşme' baslıkları ile yayınlanan haberler üzerine yazılı bir açıklama yapan Fethullah Gülen, Türk siyasi hayatını etkilemek, hükümetler ve partiler üzerine görüş ve spekülasyonlarda bulunmak gibi bir tavra asla girmediğini belirtti. Gülen, 'Ülkemiz içinde herkesin kendi konumunda kabul edilmesi esasına dayalı bir diyalogu savunan biri olarak, Mesut Yılmaz Bey ile diyalogum yeni değildir.' dedi.

    30.09.1996Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı 3. Kuruluş Yılında 'Mutlu Yarınlar İçin El Ele' Toplantısında Konuştu
    Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği toplantıya bir çok isim katılırken Fethullah Gülen de bir konuşma yaptı.

    15.10.1996Bulgar Trud Gazetesine Mülakat Verdi
    Fethullah Gülen Bulgar Trud Gazetesi ile Balkanlar ve Türkiye üzerine görüştü.

    24.10.1996Asya Finansın Açılış Törenine Katıldı
    Türkiye'nin 6. Özel finans kurulusu olan Asya Finans'ın açılısı 24 Ekim 1996 Perşembe günü yapıldı. Açılışa Fethullah Gülen ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tansu Çiller de katıldı. Tansu Çiller açılışta bulunmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek, 'Ülkemiz için son derece gerekli olan böyle bir kurumun açılmasına vesile olduğu için, ufkundan dolayı değerli Hocaefendi'yi kutluyorum.' dedi.

    03.11.1996Bulgaristan'dan Varna Televizyonuna Mülakat Verdi
    Bulgaristan'ın yazılı basınından sonra TV'ler de Türkiye'ye gelerek Gülen ile röportaj yaptılar. Ülkenin en yüksek tirajlı '24 Saat' ve 'Trud' gazetelerinin 'Yüzlerce Köprüler Kuran Muallim' diyerek övdüğü Fethullah Gülen, Varna TV'si tarafından da eğitim ve kültür alanında önayak olduğu girişimlerle Bulgarlara tanıtıldı.

    08.11.1996Gazetecilere Değişik Konularda Görüşlerini Açıkladı
    Fethullah Gülen 8 Kasım 1996 Cuma akşamı gazetecilere yemek verdi ve onların değişik alanlardaki sorularını cevaplandırdı.

    08.11.1996Fatih Üniversitesi'nin Açılışına Katıldı
    İstanbul Beylikdüzü'ndeki merkez kampüsünde bulunan Fatih Üniversitesi 08 Kasım 1996'da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından hizmete açıldı. Açılışa Alparslan Türkeş, Rıza Akçalı ve birçok siyasetçi, bilim adamı ve işadamı katıldı. Fethullah Gülen bütün davetliler ve Cumhurbaşkanı ile yakından ilgilendi.01.01.1997Kanal D'de Tuncay Özkan'ın Susurluk Listesi İlgili Sorularını Cevapladı
    Fethullah Gülen, Susurluk kazası ile ilgili MİT tarafından hazırlandığı ileri sürülen listeye adının karıştırılmasına ilişkin görüşlerini, Kanal D Haber Müdürü Tuncay Özkan'a anlattı. Adının karıştırılmasının, Türkiye için yapılan hizmetleri baltalamak isteyen şer şebekelerinin işi olduğunu bildiren Gülen, daha önce atılan ve asılsızlığı ortaya çıkan iftiraları örnek gösterdi.

    17.01.1997Mahmut Bayram Hocaefendi'nin Cenaze Namazını Kıldırdı
    Ülkemizin tanınmış ilim adamlarından Mahmut Bayram Hocaefendi, Fatih Camii'nde cuma namazını müteakip kılınan cenaze namazından sonra Edirnekapı Mezarlığı'na defnedildi. Mahmut Bayram Hocaefendi'nin cenaze namazını Fethullah Gülen kıldırdı.

    27.01.1997Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın İftar Yemeğine Katıldı
    Onursal Başkanlığını Fethullah Gülen'in yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Hilton Sergi Salonu'nda verdiği iftar, siyasetten sanata, iş dünyasından dini cemaatlerin liderlerine kadar pek çok ünlü ismi bir araya getirdi.

    30.01.1997Erzurum'da Vefat Eden Amcası Nurettin Gülen'in Cenaze Namazını Kıldırdı
    Fethullah Gülen Hocaefendi'nin amcası Nurettin Gülen (88) Erzurum'da vefat etti. Ebu İshak Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra, merhum Nurettin Gülen'in naaşı doğum yeri olan Korucuk Köyü'ne götürülerek defnedildi. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin kıldırdığı cenaze namazında çok sayıda vatandaş hazır bulundu.

    23.02.1997Sanat ve İşçi Vakıflarından Ödül Aldı
    Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) tarafından Türk dünyasına katkıda bulunan kişi ve kuruluşlara verilen Türk Dünyasına Hizmet Ödülleri'nin sahipleri belirlendi. Fethullah Gülen, teşvikleriyle Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde açılan okullar ve Türkiye'yi dünyaya açmak için gösterdiği gayretlerinden dolayı hizmet ödülüne layık görüldü.

    04.03.1997Amerikan Hastanesi'nde Sağlık Kontrolünden Geçti
    Fethullah Gülen, Amerikan Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçti. Hocaefendi'ye efortalyum testinin uygulandığı sağlık kontrolü 2 saat sürdü. Hocaefendi'nin sağlık kontrolüyle ilgilenen kardiyoloji uzmanı Dr. Füsun Değirmencioğlu, Hocaefendi'nin sağlık durumunun iyi olduğunu, ancak istirahat etmesi gerektiğini belirtti. Hocaefendi ise sağlık kontrolünden sonra kendisini iyi hissettiğini; ama son sözü doktorların söyleyeceğini ifade etti.

    14.03.1997Hacı Kemal Erimez'in Cenaze Namazını Kıldırdı
    Hacı Kemal Erimez'in Fatih Camii'ndeki cenaze namazını uzun yıllar arkadaşı olan Fethullah Gülen büyük bir hüzünle kıldırdı.

    29.03.1997STV'de Haber Kritik Programına Katıldı
    Fethullah Gülen, Samanyolu Televizyonu'nda yayınlanan Haber Kritik programına konuk oldu. Canlı olarak yayınlanan programda Dr. Osman Özsoy ve Prof. Dr. Mim Kemal Öke'nin sorularını cevaplandırdı.

    08.04.1997Alparslan Türkeş'in Cenaze Namazına Katıldı
    Alparslan Türkeş'in cenaze namazını Kocatepe Camii'nde öğle namazını takiben Diyanet İsleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz kıldırdı.

    16.04.1997Kanal D'de Yalçın Doğan'ın Sorularını Cevaplandırdı
    Fethullah Gülen, Kanal D'de yayınlanan 'Yalçın Doğan ile Güncel' programının konuğu oldu. Programda 'Türkiye'de yaşanan siyasi gerilim' konu edildi.

    03.05.1997Kanal D'de Yalçın Doğan'la Yaptığı Röportaja Atfedilen İddialarla İlgili Bir Basın Açıklaması Yaptı
    Fethullah Gülen, Kanal D'de yayınlanan açıklamalarının yanlış değerlendirmeleri de beraberinde getirmesi üzerine avukatları vasıtasıyla bir basın açıklaması yaptı.

    06.05.1997Mert Kaptanoğlu İçin Taziye Mesajı Gönderdi

    27.05.1997Askeri Şura Kararları Üzerine Kendisine İsnat Edilen Konularda Basın Açıklaması Yaptı
    Bazı basın ve yayın organlarında, Yüksek Askeri Şura kararı ile ordudan uzaklaştırılacak personelin büyük bölümünün "Fethullah Gülen'e yakınlığıyla bilinen kişiler"den oluştuğu iddialarına basın açıklamasıyla cevap verdi.

    30.05.1997Türkiye'deki Siyasi Gelişmeler Üzerine Time Dergisinin Sorularını Cevapladı
    Türkiye'de yaşanmakta olan siyasi ve sosyal hadiseler üzerine Time Dergisinin sorularını cevapladı.

    11.06.1997Sağlık Problemleri Nedeniyle ABD'ye Gitti
    Uzun zamandır kendisini rahatsız eden kalp sıkıştırması nedeniyle ABD'ye gitti. Ohio eyaletinde anjiyo yaptırdı.

    27.06.1997ABD'de Kalp Anjiyosu Geçirdi
    Sağlık problemlerinden dolayı bir süredir ABD'de tedavi gören Fethullah Gülen Hocaefendi, başarılı bir kalp anjiyosu geçirdi. Ohio eyaletindeki Cleveland Clinic Founda**** Hastanesi kardiyoloji mütehassıslarından Dr. Murat Tuzcu yönetimindeki bir ekibin geçtiğimiz Cuma günü, Hocaefendi'nin kalbine başarılı bir anjiyo müdahalesinde bulunduğu öğrenildi. Hocaefendi, uzun süredir kalp, şeker ve yüksek tansiyon rahatsızlıklarından mustaripti.

    16.07.1997ABD'den STV Haber Kritik Programının Sorularını Cevapladı
    11 Haziran 1997 günü sağlık kontrolünden geçmek için ABD'ye giden Fethullah Gülen, 16 Temmuz 1997 günü STV'de yayınlanan Haber Kritik Programında Kemal Gülen'in sorularını cevapladı.

    20.07.1997Nevval Sevindi'ye New York'ta Verdiği Mülakat Yayınlanmaya Başladı
    Fethullah Gülen Sağlık problemleri nedeniyle 11 Haziran 1997 günü ABD'ye gitmişti. Orada bulunduğu sırada Türkiye'de yaşanmakta olan siyasi gerilim sonrası hükümet değişti ve yeni bir sürece girildi. Nevval Sevindi ABD'de Fethullah Gülen'le ilk defa röportaj yapan gazeteci olarak tarihe geçti. 20 Temmuz 1997 günü Yeni Yüzyıl gazetesinde yayınlanmaya başlayan röportaj 10 bölüm halinde 29 Temmuz 1997 tarihine kadar sürdü. Röportaj daha sonra 30 Eylül 1997'de kitaplaştırıldı ve Sabah Kitapları arasında yayımlandı.

    10.08.1997Rus Yazarlardan Fethullah Gülen'e Davet Geldi
    Rusya Yazarlar Birliği, Amerika Birleşik Devletleri'nde tedavi gören Fethullah Gülen Hocaefendi'yi Rusya'ya davet etti. Birlik Başkanı Timur Polatov, "Gülen'i Rusya'ya davet etmenin yararlı olacağına inanıyorum. Şu anda gerek Rusya gerekse Türkiye'de mevcut olan çağdaş sorunların farkındayız."dedi.

    11.08.1997Milliyet'ten Hakan Yavuz'un Siyaset ve İslamiyetle İlgili Sorularını Cevapladı
    ABD'nin Wisconsin Üniversitesi'nde İslami ve Sosyal Bilimler bölümünde doktora sonrası çalışmalar yapan Yavuz ABD'de tedavi görmekte olan Fethullah Gülen ile söyleşi yaptı.

    31.08.1997Milliyet'ten Yasemin Çongar'ın Siyasi Gelişmeler Üzerine Sorularını Cevapladı
    Yasemin Çongar'ın, 28 Şubat sonrasında Türkiye'de yaşanan siyasi kriz, Atatürk, laik Cumhuriyet ve şeriatla ilgili sorularına cevaplar verdi.

    01.09.1997Türkiye'de Yaşanan 28 Şubat Süreci, Siyasi ve Sosyal Krizi Değerlendirdi
    Sağlık problemleri dolayısıyla Amerika'da bulunan Fethullah Gülen, Türkiye'de yaşanan, 28 Şubat süreci, hükümet değişikliği, 8 yıllık eğitim ve İmam Hatipler gibi bir çok siyasi ve sosyal olayı ABD'deki Türk gazetecilere değerlendirdi.

    03.09.1997Güneydoğu Meselesiyle İlgili Soruları Cevapladı
    Doğu ve Güneydoğu'daki problemler için Fethullah Gülen bölgesel barışa dikkat çekti ve "Yavuz Selim oradaki aşiret reisleriyle anlaşıp birkaç asırlık bir sulh yemini hazırladıktan sonra dört asır hiç bir problem olmamış." dedi.

    04.09.1997Zaman'dan Ali Aslan'ın Batı ve Milliyetçilik Üzerine Sorularını Cevapladı
    Fethullah Gülen'in Amerika'daki mülakatının bir bölümü Mustafa Kemal Atatürk ve Batılılaşma üzerine oldu.

    10.09.1997ADL Başkanı Abraham Foxman İle Görüştü
    Fethullah Gülen, 11 Haziran 1997'de ABD'ye gittiği sırada, önemli bir Musevi örgütü olan ADL (Anti Defama**** League) Başkanı Abraham Foxman ile New Jersey'de kaldığı evde görüştü. Bu görüşmeden sonra ADL başkanı Foxman, Kardinal John O'Conner ile Fethullah Gülen Hocaefendi'yi görüştürmek için Kardinal O'Conner'dan randevu aldı. Bunun üzerine 19 Eylül 1997 Cuma günü Fethullah Gülen Hocaefendi kardinal John O'Conner ile görüştü.

    19.09.1997ABD'de Kardinal O'Connor İle Görüştü
    Fethullah Gülen,, New York'ta Katoliklerin önde gelen liderlerinden Kardinal John O'Connor'la görüştü. Papa 2. John Paul'un sağ kolu olarak bilinen ve gerek Amerikan yönetimi, gerekse Birleşmiş Milletler'de büyük nüfuza sahip olan Kardinal O'Connor ile Fethullah Gülen arasında gerçekleşen görüşme samimi bir sohbet havasında geçti.

    30.09.1997Tedavi İçin Gittiği ABD'den Türkiye'ye Döndü
    Bir süredir tedavi için Amerika Birleşik Devletleri'nde olan Fethullah Gülen 30 Eylül Salı günü saat 10.00'da Türkiye'ye geldi.
    ABD'de Sağlık durumu ile ilgili olarak Haziran ayında Ohio Eyaleti'nde anjiyo yaptırdı. Amerika'da bulunduğu sırada Katolik dünyasının önde gelen isimlerinden Kardinal O'Connor'la olmak üzere bazı din adamları ile temaslarda bulundu.

    21.11.1997Türk Eğitim Sen'den Eğitim Ödülü Aldı
    Türk Eğitim-Sen, Fethullah Gülen'e 24 Kasım Eğitim Özel Ödülü verdi.

    Georges Marovitch ve Beraberindeki Heyet Gülen'i Ziyaret Etti
    Vatikan'ın İstanbul temsilcisi monsenyör Georges Marovitch, Kadim Süryani Katolik Cemaati Metropoliti Yusuf Çetin, Süryani Katolik Patrik Vekili Yusuf Sağ ve Kadim Süryani Cemaati Piskoposu Samuel Akdemir, Fethullah Gülen'i ziyaret etti.

    23.11.1997Bayram Yüksel'in Cenaze Namazını Kıldırdı
    Hayatı boyunca Bediüzzaman Said Nursi'ye hizmet eden Bayram Yüksel ile Ali Uçar ve Mehmet Emin Çiçek'in cenaze namazları Fatih Camii'nde kılındı. Bayram Yüksel'in namazını Fethullah Gülen kıldırdı.

    12.12.1997Yüksek Askeri Şura Kararları İle İlgili Kendisine İsnat Edilen Hususlar Konusunda Bir Basın Açıklaması Yaptı
    "Yüksek Askeri Şura toplantısı öncesi ve sonrası bazı gazetelerde yer alan haberlerde, Yüksek Askeri Şuranın 1997 yılı ikinci olağan toplantısında, disiplinsizlik nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri'nden ihraç edilen 59 subay ve astsubayın bir kısmının Muhterem Fethullah Gülen'e yakın olduğu iddia edilmiştir."

    25.12.1997

    Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Düzenlediği Ulusal Uzlaşma Gecesine Katıldı
    Fethullah Gülen Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın 25 Aralık 1997 tarihinde düzenlediği Ulusal Uzlaşma Ödülleri gecesine katıldı.

    DEVAMI AŞAĞIDA=============>>>>>>>>

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    May 2009
    Mesajlar Mesajlar
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 25 + 762


    Cevap: Fethullah Gülen Hocaefendi Kronolojik Hayatı



    FETHULLAH GÜLEN KRONOLOJİSİ 3. BÖLÜM (1998 2006)


    13.01.199832. Gün Programında Hayatı, Düşüncesi ve Okullar Ekrana Getirildi
    32. Gün Programının Show TV'de 13 Ocak 1998 Salı akşamı yayınlanan bölümünde Fethullah Gülen'in hayatı, düşüncesi ve hizmetleri Mehmet Ali Birand ve Rıdvan Akar tarafından derlenerek izleyiciye sunuldu.

    22.01.1998Alarko'nun İftarına Katıldı
    Alarko Holding, Hilton Oteli'nde bir iftar yemeği verdi. İftara çok sayıda işadamının yanı sıra Fethullah Gülen de iştirak etti.

    23.01.1998Papa II. John Paul, Ramazan Bayramı Dolayısıyla Kendisine Bir Mesaj Yolladı
    Katolik dünyasının lideri Papa II. John Paul, Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Kurulu Başkanı Kardinal Francis Arinze aracılığıyla Ramazan'ın sona ermesi ve yaklaşan bayram sebebiyle Fethullah Gülen'e bir mesaj gönderdi.

    29.01.1998Ramazan Bayramı Dolayısıyla Bir Mesaj Yayınladı
    Fethullah Gülen, Ramazan Bayramı münasebetiyle bir mesaj yayınladı.

    03.02.1998Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Bayramlaşma Programına Katıldı
    Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından The Plaza Cevahir Otel'de düzenlenen 'Bayramlaşma Töreni'nde toplumun farklı kesimleri, siyaset, sanat dünyasının önde gelenleri, semavi dinlerin temsilcileri, ilim ve fikir adamları bir araya geldi.

    04.02.1998Vatikan'a Gitmeden Başbakan Ecevit'le Görüştü
    Fethullah Gülen NTV'de Taha Akyol ve Cengiz Çandar'ın sorularını cevaplarken Vatikan'a gitmeden önce Başbakan'la görüştüğünü ve Papa görüşmesinden devletin üst düzey yetkililerinin haberi olduğunu söyledi. Gülen Taha Akyol'un sorusuna şöyle cevap verdi:

    'Bir husus kaldı zannediyorum. Yaptığımız bu şeyden devletin haberi vardı. Amerika'da bulunduğumuz zaman sayın hariciye vekilimiz İsmail Cem Bey'le arkadaşımız görüştü. Böyle bir sürecin başladığını söyledi. O da böyle bir şeyi istihsan etmişlerdi, güzel görmüşlerdi.Hatta kardinalle görüşme bu mesele için ilk adım olarak sayılıyordu. Vatikan tarafından davet edildikten sonra da gitmeden bir iki gün evvel Sayın Ecevit ile görüştük. İstanbul'daki evine gitmiştik. Kendileri önümüzdeki günlerde Vatikan'a gideceksiniz dedi. Dinlerarası diyalog adına daha doğrusu değişik din müntesiplerinin diyalogu adına iyi bir şey olacağına inanıyorum dedim. O da çok isabetli olur dedi. Bu açıdan devletin üst kademesindeki yetkililer bu meseleyi biliyorlardı.'

    09.02.1998Vatikan'da Papa II. John Paul İle Görüştü
    Vatikan'da dinlerarası diyalog adına Katolik dünyasının lideri Papa II. John Paul ile yaklaşık 30 dakika süren bir görüşme yaptı.

    18.02.1998Papa Görüşmesi İle İlgili Bir Basın Açıklaması Yaptı
    Fethullah Gülen dinlerarası diyalogun pekişmesi, hoşgörü ve uzlaşma ortamının gerçekleşmesi adına yaptığı görüşmelerle ilgili değişik kesimlerden bazı iddialar ileri sürülmesi üzerine bir basın açıklaması yaptı.

    19.02.1998Kiliseler Birliğinden Gülen'e Barış Ziyareti Yapıldı
    Körfez 'de savaş çığlıkları atılırken, Ortadoğu Barışı İçin Dünya Kiliseler Birliği (CMEP) üç kişilik bir heyetle, Gülen'e barış adına ziyarette bulundu.

    25.02.1998Hahambaşı Eliyahu Bakhsi Doron İle Görüştü
    Fethullah Gülen, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nda İsrail'in Sefarat Hahambaşı Eliyahu Bakhsi Doron ile görüştü.

    27.02.1998NTV'de Cengiz Çandar ve Taha Akyol'un Sorularını Cevapladı
    Fethullah Gülen, lâiklik, siyasi İslâm, Papa görüşmesi, Cumhuriyet ve Atatürk başta olmak üzere bir çok soruyu cevapladı.

    07.03.1998Semavi Dinler Toplantısına Katıldı
    Semavi dinlerin önde gelenleri Harbiye Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda diyalog için bir araya geldi.

    09.03.1998Amerikan Yahudi Heyetinin Ziyaretini Kabul Etti
    Gülen, 9 Mart 1998 Pazartesi günü İstanbul'da Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı (AYOBK) Heyeti'ni kabul etti. 3 günlük bir ziyaret için Türkiye'de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Ankara'da en üst düzeyde kabul görmüş ve Başbakan Mesut Yılmaz, Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral Çevik Bir, TBMM Başkanı Hikmet Çetin, Dışişleri Bakanı İsmail Cem tarafından kabul edilmişti.

    19.03.1998Sezer Tansuğ'un Cenaze Namazını Kıldırdı
    Vefat eden sanat tarihçisi ve eleştirmeni Sezer Cihat Tansuğ'un cenaze namazını Ortaköy Mecidiye Camii'nde Fethullah Gülen kıldırdı.

    19.03.1998Türk Dünyasına Katkılarından Dolayı Türk 2000'ler Vakfından Ödül Aldı
    Türk 2000'ler Vakfı, Türk dünyasına katkıda bulunan 20 kişiye ödül verdi. Ödüllendirilenler arasında Fethullah Gülen de vardı.

    05.04.1998Milliyet'ten Özcan Ercan'ın Gündemle İlgili Sorularına Cevap Verdi
    Fethullah Gülen irticadan laikliğe, cezaevi günlerinden 12 Eylül'e, kadın eli sıkmamaktan kravat takmamaya, dinde rönesanstan hoşgörüye ve yoksul günlerine kadar değişik konularda soruları cevapladı.

    18.04.1998Türk Ocakları'ndan Ödül Aldı
    Türk Ocakları, Hamdullah Suphi Tanrıöver Türk Ocakları Kültür Armağanı'nı Fethullah Gülen'e verdi.

    26.04.1998Ehl-i Beyt Kurultayına Mesaj Gönderdi
    Fethullah Gülen Hocaefendi 26 Nisan 1998 Pazar günü yapılan Ehl-i Beyt Kurultayına bir kutlama mesajı gönderdi.

    06.05.1998Rus ORT Televizyonu İle Röportaj Yaptı
    Bu röportajda Türk-Rus ilişkileri, Fethullah Gülen'in hayatı ve düşüncesi ele alındı.

    18.05.1998İtalyan Gazetecilerle Papa Görüşmesi Üzerine Röportaj Yaptı
    Röportajda ağırlıklı olarak dinlerarası diyalog ve Papa görüşmesi üzerinde duruldu.

    06.06.1998Hakkında İleri Sürülen İddialara İlişkin Aksiyon Dergisiyle Röportaj Yaptı
    Bu röportajda, takiye, irtica, Alevilik, Cumhuriyet, Atatürk, eğitim, demokrasi, sermaye, siyasi İslam ve buna benzer birçok soruya cevap verdi.

    21.06.1998Radikal'den Avni Özgürel'e Mülakat Verdi
    Fethullah Gülen, irtica, şeriat ve başörtüsü hakkında Avni Özgürel'in sorularını cevaplandırdı.

    25.06.1998Hacı Sabancı'nın Vefatı Dolayısıyla Taziye Yayınladı

    26.06.1998'Hocanın Okulları Kitabı' İle İlgili DGM Takipsizlik Kararı Verdi
    Sivil Toplum Kuruluşları Birliği tarafından yayınlanan Hoca'nın Okulları adlı kitabı suç duyurusu kabul ederek, Fethullah Gülen hakkında soruşturma başlatan Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'nın görevsizlik kararıyla İstanbul DGM'ye gönderdiği dosyaya takipsizlik kararı verildi.

    02.07.1998STKB'nin 'Hocanın Okulları' Adlı Kitabıyla İlgili Duruşma Başladı
    'Hocanın Okulları' isimli kitapla Fethullah Gülen'e hakaret ettikleri gerekçesiyle 8 kişi aleyhine açılan davanın ilk duruşması Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yapıldı.

    05.07.1998İpekyolu Vakfı'ndan Ödül Aldı
    İpekyolu Vakfı tarafından düzenlenen '1. Milletlerarası Türk İstiklal Mücadelesi Sempozyumu' Antalya Turem Otel'de yapıldı. Ödül alanlar arasında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Mesut Yılmaz, Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Fethullah Gülen gibi ünlü isimler yer aldı.14.01.1999Aktüel'den Necdet Açan'la Eğitim ve İrtica Üzerine Röportaj Yaptı
    Bu röportajda uzun süredir sessiz kalışı, okullar ve irtica ile ilgili ileri sürülen iddialara ilişkin verdiği cevaplar yer aldı.

    19.01.1999Ramazan Bayramı Dolayısıyla Bir Mesaj Yayınladı

    03.02.1999Barış Manço'nun Cenaze Namazına Katıldı ve Onun İçin "Bu Toprağın Sesiydi' Değerlendirmesini Yaptı.
    Fethullah Gülen, Barış Manço'nun vefatından sonra yaptıkları ve arkada bıraktıklarıyla 'Barış Manço, her şeyden önce bu toprağın, bu ülke coğrafyasının sesi, sözü, güftesi, bestesiydi' şeklinde değerlendirmelerde bulundu.

    06.03.1999Çankırı Valisi Ayhan Çevik İçin Geçmiş Olsun Mesajı Yayınladı
    Çankırı Valisi Ayhan Çevik'in uğradığı saldırıda yaralanmasından dolayı kendisine bir geçmiş olsun mesajı yolladı.

    17.03.1999Şehitleri Anma Gecesine Bir Mesaj Yolladı
    Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı 'Şehit ve Gazilere Şükranve Saygı Gecesi' ile şehit aileleri, gaziler, gazeteciler ve siyasetçileri bir araya getirdi.

    21.03.1999Rahatsızlığından Dolayı Tedavi İçin ABD'ye Gitti
    Fethullah Gülen 21 Mart Pazar günü daha önce hastane tarafından yapılan davete uyarak ABD'ye gitti.

    06.06.1999Kuzey Irak'ta Şehit Olan Askerler İçin Taziye Mesajı Yayınladı09.06.1999Poliste Telekulak Olayı ve Bazı İddialara İlişkin Basın Açıklaması Yaptı
    Bazı basın organlarında, Telekulak skandalıyla Fethullah Gülen'i ilişkilendirme gayretleriyle ilgili olarak Gülen'in avukatları bir açıklama yaptı.

    15.06.1999Ankara Emniyet Müdürlüğü Tarafından Hakkında Hazırlandığı İddia Edilen Raporla İlgili Olarak Bir Basın Açıklaması Yaptı
    Fethullah Gülen, Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından hakkında hazırlandığı iddia edilen raporla ilgili olarak bu raporu hazırlayanların suç işlediğini belirtti. Amerika'da tedavi amacıyla bulunan Fethullah Gülen, Show TV'de Reha Muhtar'ın sorularını cevaplandırdı.

    18.06.1999ATV'de Fethullah Gülen'e Ait Montaj Kaset Görüntüleri Yayınlandı
    Bu olaydan sonra Gülen hakkında soruşturma başlatıldı.

    19.06.1999Telekulak Skandalıyla İlgili Olarak Aksiyon Dergisi'nin Sorularını Cevapladı
    Gülen telekulak skandalıyla ilgili olarak Aksiyon'un sorularını cevapladı.

    22.06.1999Kaset Komplosu İle İlgili Olarak Reha Muhtar'ın Sorularını Cevapladı

    01.12.1999Dünya Dinleri Parlamentosu'na Mesaj Yolladı
    Fethullah Gülen, Dünya Dinleri Parlamentosu'nun Cape Town'da düzenlenen toplantısına bir mesaj gönderdi.23.01.2000Timurtaş Uçar Hoca'nın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    11.02.2000Hacı Nuri Ciğer'in Vefatı Dolayısıyla Taziye Mesajı Yayınladı

    12.02.2000Hizbullah Terörü İle İlgili Bir Açıklama Yaptı

    13.04.2000Harran'da Düzenlenen İbrahimî Dinler Sempozyumu'na Mesaj Gönderdi
    Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Harran'da düzenlemiş olduğu sempozyum 3 gün sürdü. Sempozyuma Fethullah Gülen bir mesaj gönderdi.

    14.04.2000Mustafa Kaya'nın Vefatı Dolayısıyla Taziye Yayınladı

    19.04.2000Fatma Senem Ayvacı'nın Vefatı dolayısıyla Taziye Yayınladı

    19.04.2000Kemal Kacar Hoca'nın Vefatı Dolayısıyla Taziye Yayınladı

    24.07.2000Cenk Koray'ın Vefatı Dolayısıyla Taziye Yayınladı

    03.08.2000Ankara DGM Savcısı Tutuklama Talep Etti
    Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı, hakkında soruşturma yürüttüğü Fethullah Gülen'in tutuklanmasını talep etti. Yaklaşık 1 yıldır Fethullah Gülen hakkında yürüttüğü soruşturmanın sonuna gelen Savcı, Gülen'in tutuklanması talebiyle nöbetçi Ankara 2 No'lu DGM yedek hakimliğine başvurdu.

    07.08.2000Mahkeme Tutuklama İsteğini Reddetti
    Ankara DGM Savcısı, Fethullah Gülen hakkında tutuklama talebiyle Ankara 2 No'lu DGM Yedek Hakimliği'ne başvurdu. Ancak, mahkeme "suç vasfının oluşmadığı" gerekçesiyle bu talebi reddetti.

    11.08.2000Fethullah Gülen Hakkında Yeniden Tutuklama Kararı Verildi
    Ankara 2 No'lu DGM, Fethullah Gülen hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardı. Ankara 2 No'lu DGM, Savcı'nın yaptığı itirazı görüştü. Yüksel'in talebini yerinde bulan Hakim Hüseyin Eken başkanlığındaki mahkeme, Gülen hakkında gıyabi tutuklama kararı verdi.

    28.08.2000İstanbul DGM Tutuklama Kararını Kaldırdı
    İstanbul 2 No'lu DGM heyeti, Gülen'in gıyabi tutukluluk kararını kaldırdı.
    Ankara DGM Cumhuriyet Savcısının, hakkında soruşturma yürüttüğü Fethullah Gülen'in gıyabi tutukluluk kararı kaldırıldı. Şerafettin İste başkanlığındaki İstanbul 2 No'lu DGM heyeti, Gülen'in avukatlarının itirazı üzerine, 23 Ağustos'ta gönderilen ve 12 klasörden oluşan dosyanın incelemesini tamamladı. Heyet, talep doğrultusunda Gülen hakkındaki gıyabi tutuklama kararını kaldırdı.

    31.08.2000DGM Savcısı Dava Açtı
    Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul DGM tarafından gıyabi tutukluluk kararı kaldırılan Fethullah Gülen hakkında dava açtı. Başsavcılık, Gülen için 'laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu' gerekçesiyle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesine göre, 5 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis cezası istedi.

    16.10.2000Fethullah Gülen Hakkındaki Dâvâ Ankara DGM'de Başladı
    "Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup, bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu' gerekçesiyle hakkında 10 yıla kadar ağır hapis cezası talebiyle hakkında dava açılan Fethullah Gülen`in muhakemesine başlandı.

    04.12.2000Mahkemenin İkinci Duruşması Yapıldı
    Fethullah Gülen hakkında 'laik devlet düzenini yıkmak için örgüt kurmak' iddiasıyla 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası talebiyle açılan davaya devam edildi.
    29.01.2001Mahkemenin Üçüncü Duruşması Yapıldı
    Fethullah Gülen'in, "laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup, bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu" gerekçesiyle 10 yıla kadar ağır hapis cezasına çarptırılması talebiyle açılan dâvâya devam edildi.

    05.02.2001M. Esad Coşan Hocaefendi'nin Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    24.03.2001"Hocanın Okulları" Kitabı Davasında Fethullah Gülen'e Tazminat Ödenmesine Karar Verildi
    Ankara DGM'de açılan Fethullah Gülen hakkındaki davada delil olarak kullanılan "Hoca'nın Okulları" isimli kitabın yazar ve yayıncıları mahkum oldu. Mahkeme, kitabın yazarları İsmail Özdemir, Ferhat Özkan ile ÇEV (Çağdaş Eğitim Vakfı) Başkanı Gülseven Yaşer'i faiziyle birlikte toplam 1,5 milyar lira tazminat ödemeye mahkum etti.

    28.03.2001Mahkemenin Dördüncü Duruşması Yapıldı

    26.04.2001Amerika'da Georgetown Üniversitesi'nde Bir Konferans Düzenlendi
    Georgetown Üniversitesi Fethullah Gülen ve faaliyetleri hakkında geniş katılımlı bir konferans düzenledi. İki gün süren konferansa dünyanın değişik üniversitelerinden bilim adamları katıldı.

    27.04.2001Üstün Hizmet Ödülüne Layık Görüldü
    TYB'nin bu yılki üstün hizmet ödülleri eğitim ve kültür hizmetleri sebebiyle Fethullah Gülen'e, halk kültürüne katkılarıyla Âşık Yaşar Reyhani'ye ve spor tarihi araştırmalarıyla Atıf Kahraman'a verildi. Yurtdışında tedavi gördüğü için ödül törenine katılamayan Fethullah Gülen'in ödülünü Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak aldı. Üstün hizmet ödülünü TYB Kurucu Başkanı Mehmet Doğan'ın elinden alan Tokak, Gülen'in Türk kültürüne hizmet etmiş insanlar arasında görülmüş olmaktan dolayı son derece mutlu olduğunu söyledi.

    21.05.2001Mahkemenin Beşinci Duruşması Yapıldı
    Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen Fethullah Gülen davasının beşinci duruşması 21 Mayıs Pazartesi günü yapıldı.

    16.07.2001Mahkemenin Altıncı Duruşması Yapıldı
    Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen Fethullah Gülen davasının altıncı duruşması 16 Temmuz Pazartesi günü yapıldı.

    12.09.2001ABD'deki 11 Eylül 2001 Tarihli Terörist Saldırı Münasebetiyle Mesaj Yayınladı

    17.09.2001Mahkemenin Yedinci Duruşması Yapıldı
    Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen Fethullah Gülen davasının yedinci duruşması 17 Eylül Pazartesi günü yapıldı.

    06.11.2001Devam Etmekte Olan Mahkeme İçin ABD Yargı Makamlarına İfade Verdi
    Türkiye ile ABD arasındaki 'iade ve karşılıklı yardım anlaşması' uyarınca bir Amerikalı savcı 6 Kasım saat 10.40'ta Fethullah Gülen'in ifadesini aldı.

    12.11.2001Mahkemenin Sekizinci Duruşması Yapıldı
    Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen Fethullah Gülen davasının sekizinci duruşması 12 Kasım Pazartesi günü yapıldı.

    28.11.2001Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının Verdiği İftara Hoşgörü ve Diyalog İçerikli Mesaj Gönderdi

    01.12.2001Kırık Testi Sohbetleri Yayınlanmaya Başladı
    Fethullah Gülen Hocaefendi 21 Mart 1999'da ABD'ye gittikten sonra sağlığının elverdiği ölçüde sohbetlerini devam ettirdi. Hocaefendi'nin ABD'de yaptığı sohbetler ilk defawww.herkul.org sitesinde "Kırık Testi" adlı köşede 1 Aralık 2001 tarihinde yayınlanmaya başladı.

    21.12.2001Cem Karaca'nın Düğün Törenine Tebrik Mesajı Gönderdi

    26.12.2001Mahkemenin Dokuzuncu Duruşması Yapıldı
    Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen Fethullah Gülen davasının dokuzuncu duruşması 26 Aralık Çarşamba günü yapıldı.
    09.01.2002Ahmet Şevki Ergin'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    23.01.2002Mehmet Katırcıoğlu'nun Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    02.02.2002Hedise Evyap'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    05.02.2002Ali Ulvi Kurucu'nun Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    08.02.2002Zehra Dülek'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    28.02.2002Fikret Ateş'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    11.03.2002Mahkemenin Onuncu Duruşması Yapıldı
    Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen Fethullah Gülen davasının onuncu duruşması 11 Mart Pazartesi günü yapıldı.

    30.03.2002Saadet Gülen'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    31.03.2002Kalp Rahatsızlığından Dolayı Tedavi Altına Alındı
    3 yıldır kronik kalb ve şeker rahatsızlıkları sebebiyle ABD'de bulunan Fethullah Gülen, 31 Mart 2002 Pazar günü yerel saatle 7.30'da acil olarak hastaneye kaldırıldı.

    02.04.2002Tedavi Gördüğü Hastaneden Çıktı
    Kronik kalb ve şeker rahatsızlıkları sebebiyle ABD'de bulunan Fethullah Gülen, 31 Mart 2002 Pazar günü yerel saatle 7.30'da acil olarak hastaneye kaldırıldı. 2 Nisan 2002 Salı günü Doktoru Hüseyin Çopur tarafından bir basın açıklaması yapıldı ve yerel saatle 16:30 civarında hastaneden çıkarıldı.

    06.05.2002Mahkemenin Onbirinci Duruşması Yapıldı
    Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen Fethullah Gülen davasının on birinci duruşması 6 Mayıs Pazartesi günü yapıldı.

    18.05.2002Muhittin Kasarcılar'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    18.06.2002Esat Altaş'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    19.06.2002A Millî Futbol Takımımızın 2002 Dünya Kupası'nda Çeyrek Finale Yükselmesi Münasebetiyle Tebrik Mesajı Yayınladı

    29.06.2002A Millî Futbol Takımımızın 2002 Dünya Kupası'nda 3. Olması Münasebetiyle Tebrik Mesajı Yayınladı

    01.07.2002Mahkemenin Onikinci Duruşması Yapıldı
    Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen Fethullah Gülen davasının on ikinci duruşması 1 Temmuz Pazartesi günü yapıldı.

    01.07.2002İdris Saygılıoğlu'nun Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    23.08.2002Ûlya Zaim'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    26.08.2002Mahkemenin Onüçüncü Duruşması Yapıldı
    Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen Fethullah Gülen davasının on üçüncü duruşması 26 Ağustos 2002 Pazartesi günü yapıldı. Dava 21 Ekim 2002 Pazartesi gününe ertelendi.

    15.10.2002Mehmet Ünal'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    21.10.2002Mahkemenin Ondördüncü Duruşması Yapıldı
    Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen Fethullah Gülen davasının on üçüncü duruşması 21 Ekim 2002 Pazartesi günü yapıldı. Dava 25 Kasım 2002 Pazartesi gününe ertelendi.

    25.11.2002Mahkemenin Onbeşinci Duruşması Yapıldı
    Yaklaşık 2 yıldır süren Gülen davasında, Nuh Mete Yüksel'in ayrılmasının ardından 25 Kasım 2002 Pazartesi günü yapılan duruşmaya katılan Savcı Hamza Keleş, dosyanın kapsamlı olması sebebiyle esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak için süre istedi. Dava 20 Ocak 2003 tarihine ertelendi.

    20.01.2003Mahkemenin Onaltıncı Duruşması Yapıldı
    Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde görülen Fethullah Gülen davasının onaltıncı duruşması 20 Ocak Pazartesi günü yapıldı. Dava 03 Mart 2003 tarihine ertelendi.

    03.03.2003Mahkemenin Onyedinci Duruşması Yapıldı
    Yaklaşık 2,5 yıldır devam eden Fethullah Gülen dâvâsı karar duruşması için 10 Mart 2003 tarihine ertelendi.

    09.03.2003Pembe Zehra Akyazılı'nın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    10.03.2003Mahkemenin Son Duruşması Yapıldı
    Fethullah Gülen'in, ''anayasal sistemi değiştirerek yerine İslamî esaslara dayalı devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup, bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu'' iddiasıyla 10 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davanın kesin hükme bağlanması, 4616 sayılı şartla salıverilmeye, dava ve cezaların ertelenmesine dair kanun uyarınca ertelendi.

    20.03.2003Fatih Temel Turan'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    19 Mart 2003'te trafik kazası sonucu hayatını kaybeden STV Kervan programı yönetmeni Fatih Temel Turan için taziye yayınladı.

    04.06.2003İbrahim Kaya'nın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    19.06.2003Necdet Kalkavan'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    09.09.2003Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu'nun Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    21.10.200319 Ekim 2003'te Vefat Eden Bosna Hersek Eski Cumhurbaşkanı Merhum Alia İzzetbegoviç İçin Verdiği Taziye Mesajı Yayınladı

    16.11.2003Şişli ve Kuledibi'ndeki Musevi Sinagoglarına Yapılan Saldırılar Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    Fethullah Gülen Hocaefendi'nin 15 Kasım 2003'de İstanbul Şişli ve Kuledibi'nde Musevi Sinagoglarına yapılan saldırılar dolayısıyla verdiği taziye mesajı.
    13.12.2003H. Sami Boydak'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    13.12.200312 Aralık 2003'te Vefat Eden Azerbaycan Eski Cumhurbaşkanı Merhum Haydar Aliyev İçin Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    30.12.2003Fatma Muradoğlu'nun Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı21.01.2004Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Sol Koroner Arter Damarına Stent Takıldı
    Sağlık problemleri sebebiyle bir süredir ABD'de bulunan Fethullah Gülen'in kalp damarına operasyon yapıldı.

    22.01.2004Hastaneden Taburcu Edildi
    Fethullah Gülen'in kalp damarına operasyon yapılarak sol koroner arter damarına stent takıldı. 21 Ocak 2004 Çarşamba günü gerçekleşen ameliyat sonrası 24 saat hastanede dinlenen Fethullah Gülen evde dinlenmek üzere 22 Ocak 2004 Perşembe günü taburcu edildi.

    07.02.2004Feyza Hekimoğlu'nun Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    08.02.2004Cem Karaca'nın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    29.02.2004Nuriye Akman'a Mülakat Verdi
    Sağlık problemleri sebebiyle Amerika'da bulunan ve beş yıllık aradan sonra ilk kez Nuriye Akman'a konuşan Fethullah Gülen, dünyada ve ülkemizde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Fethullah Gülen 5 yıl önce 21 Mart 1999 tarihinde ABD'ye gitmişti.

    Nuriye Akman'ın 1995 yılında Sabah gazetesinde yayınlanan Fethullah Gülen'le yaptığı röportaj o günlerin flaş bir gazetecilik olayı idi. Akman, dokuz yıl aradan sonra, Zaman Gazetesi adına Gülen ile yeni bir söyleşi yapmak istiyordu. Zaman Gazetesi'nde çalışmasına rağmen Amerika'ya sürekli haber yolluyor ama bir türlü olumlu cevap alamıyordu. Bir süre önce, Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı, Hocaefendi'ye "Nuriye Akman sizi ziyarete gelmek istiyor" deyince sonunda olumlu cevabı almış. 26 Şubat 2004 günü ABD'ye giden Akman, ziyaretçi olarak karşılanmış ancak röportaj için geldiğini söyleyince, Hocaefendi "Ben böyle bir söz vermedim" diyerek direnmiş ve iki gün konuşmamış. Ancak "bu kadar uzun yoldan geldi, kendisini kırmayalım" diyerek rahatsızlığına rağmen 29 Şubat 2004 günü başlayan sohbetle üç gün boyunca Nuriye Akman'ın sorularına cevap vermeye çalışmış. Bu görüşmeden sekiz gün sürecek bir röportaj dizisi ortaya çıkmış Röportaj 22 Mart 2004 pazartesi gününden itibaren Zaman Gazetesi'nde yayınlanmaya başladı.

    Nuriye Akman ABD'ye gidişi ve Fethullah Gülen Hocaefendi ile yaptığı Röportaj hakkında şunları anlatıyor:

    "ABD'nin çeşitli bölgelerinde yaşayan Türklerle bir çok röportaj yapmak için gittim. Tabii ki Fethullah Gülen'e de uğramak istiyordum. Hocaefendi'den bir röportaj randevusu almadan gittim. O'nu 5 senedir ziyaret edip konuşmak istiyordum bir türlü "gel" demiyordu. Defalarca haber yollamıştım, sonunda beklediğim izin çıktı. Ama kendisinin bir röportaj verme niyeti yoktu. Orada ikna ettim. Türkiye'den 26 Şubat'ta yola çıktık. 27'sinde oradaydık. O gece akşam yemeğini birlikte yedik. Ertesi günü için hiç bir söz vermedi. Sabah Hocaefendi'nin geceyi kötü geçirdiğini, çok hasta olduğunu görüşemeyeceğimizi söylediler. O günü endişeli ve bomboş geçirdik. Ertesi günü yani 29 Şubat'ta görüşmemiz başladı. Her gün ortalama 1 saat 15 dakika olmak üzere üç gün konuştuk."

    11.04.2004Sakıp Sabancı'nın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    19.04.2004Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Johns Hopkins Üniversitesi İşbirliğiyle Washington'da Düzenlediği Yedinci Abant Platformu'na Mesaj Gönderdi

    21.04.2004Sefa Kaplan'a Internet Aracılığıyla Mülakat Verdi
    Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan "İlahiyatçılar Gülen'i Tartışıyor" isimli dizide yer alan iddialara ABD'den Internet aracılığıyla cevap verdi.

    28.04.2004Fethullah Gülen Hocaefendi Sağlık Kontrolünden Geçti
    21 Ocak 2004'te kalp damarlarında bulunan iki önemli tıkanıklığı açmak için kalp damarına stent yerleştirilen Fethullah Gülen'e, kontrol amacıyla "eforlu talyum sintigrafisi" yapıldı.

    13.05.2004Kültürlerarası Diyalog Platformu Tarafından Mardin'de Düzenlenen "Hz. İbrahim'in Aydınlığında Dinler ve Barış" Konulu Sempozyuma Mesaj Gönderdi

    18.05.2004Fethullah Gülen'in İleri Tetkik Olarak MR'ı Çekildi
    Bir süredir üriner sistem enfeksiyonu teşhisiyle, antibiyotik tedavisinde bulunulan Fethullah Gülen'in ileri tetkik olarak MR'ı çekildi.

    18.05.2004Sabahat Kaptanoğlu'nun Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    14.07.2004Samanyolu Televizyonu'nda Kemal Gülen'le
    Fethullah Gülen, Samanyolu Televizyonu'nda sağlığı ve Türkiye'ye dönüp dönmeyeceği ile ilgili soruları cevapladı.

    23.07.200422 Temmuz 2004'te Sakarya Pamukova'da Meydana Gelen Tren Kazası Münasebetiyle Taziye Mesajı Yayınladı

    26/07/200425 Temmuz 2004'te Yapılan DSP Kurultayında Aktif Siyaseti Bırakan DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit İçin Mesaj Yayınladı

    27/07/2004Aydın Bolak'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    30/07/2004Kenya Daily Na**** Gazetesinden Hezron Mugambi'ye Mülakat Verdi
    Fethullah Gülen, Kenya'da günlük yayınlanan Daily Na**** gazetesindeki röportajda, dünya barışına yönelik önemli mesajlar verdi. Kenya ve Doğu Afrika'da günlük olarak yayınlanan ve 3,5 milyon tirajı olan Daily Na**** gazetesi, muhabiri Hezron Mugambi'nin Fethullah Gülen ile yaptığı yazılı röportaja 4 ve 5'inci sayfalarında iki tam sayfa olarak yer verdi.

    19/08/2004Osman Demirci Hocaefendi'nin Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    21/08/2004Hacı Saadettin Dinçer'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    08/09/2004Rusya'nın Kuzey Osetya Bölgesinde Bir Okula Yapılan Terörist Saldırıda Ölenler İçin Taziye Mesajı Yayınladı

    30/09/2004Gürcistan'ın Başşehri Tiflis'te 30 Eylül-1 Ekim 2004 Tarihlerinde Yapılan "Globalleşme ve Medeniyetlerarası Diyalog Sempozyumu"na Mesaj Gönderdi

    15/10/2004Kırık Testi Adlı Kitap Serisi Yayınlandı
    Fethullah Gülen Hocaefendi 21 Mart 1999'da ABD'ye gittikten sonra sağlığının elverdiği ölçüde sohbetlerini devam ettirdi. Hocaefendi'nin ABD'de yaptığı sohbetler ilk defawww.herkul.org sitesinde "Kırık Testi" adlı köşede 1 Aralık 2001 tarihinde yayınlanmaya başladı. Daha sonra bu sohbetler derlenerek "Kırık Testi" adıyla kitaplaştırıldı ve 1 Ekim 2002 tarihinde Zaman Gazetesi tarafından okuyucularına dağıtıldı.

    2002 yılından sonra yapılan sohbetler ise Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından 15 Ekim 2004'te yayımlandı. Kırık Testi serisi olarak yayınlanan sohbetler Kırık Testi, Sohbet-i Cânan ve Gurbet Ufukları isimlerini taşıyor.

    Kitapların muhtevası, Hocaefendi'nin Amerika'da yaşadığı yıllar içinde yakınında bulunan arkadaşlarının biriktirip bir araya getirdiği özel sohbet notlarından oluşuyor.

    Kırık Testi, üçlü setin ilk kitabı. İbadet hayatımız, perspektif, nefis ve vicdan mekanizması, kalbî ve ruhî hayat gibi bölümlerden oluşan kitapta kulluk sırlarından namaza, duadan evrâd ü ezkâra, mukaddes vazifeden adanmışlık ruhuna kadar bir dizi konu tarihte yaşanan örnekler nazara verilerek anlatılıyor. Kırık Testi kitabında hakiki bir mümin olmanın yolları ifade ediliyor, bu yola baş koymuşların önüne çıkabilecek tuzaklara dikkat çekiliyor.

    Serinin ikinci kitabı olan Sohbet-i Cânan'da ise Kur'an-ı Kerim'in sırrı, üslubu, gurbeti, şahitleri gibi konular Kur'an'ın sihirli ufku başlığı altında dile getiriliyor.

    Gurbet Ufukları adı verilen üçüncü kitapta da tevhid yörüngeli konuşmanın öneminden, ölüm ve ölüm ötesi hayattan bahsediliyor. Ayrıca, bir bölümden sosyal ve kültürel meseleler dile getiriliyor.


    23/10/2004Dr. Ömer Türkmen'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı

    24/10/2004Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın 10. Kuruluş Yıldönümü Münasebetiyle Verdiği Mesaj: "Ramazan'da Hülyalarımızı Bir Defa Daha Duymak"
    01/11/204Kırgızistan Ruhaniyet Vakfı Tarafından 'Barışa Katkı' Ödülü Verildi
    Kırgızistan Ruhaniyet Vakfı, eğitim alanındaki faaliyetleri ve düşünceleri ile uluslararası barışa katkı sağlayan Fethullah Gülen'e "Halklararası Uyum ve Barışa Katkı" ödülü verdi.
    13/11/2004Fatma Pala'nın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    03/12/2004Brüksel'de Yapılan 8. Abant Platformuna Mesaj Gönderdi
    Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Onursal Başkanı Fethullah Gülen, Belçika'nın başkenti Brüksel'deki Avrupa Parlamentosu binasında gerçekleştirilen 8. Abant Platformuna bir mesaj gönderdi. Hocaefendi'nin mesajı Zaman Gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce tarafından okundu.
    19/12/2004Milliyet Gazetesi'nden Mehmet Gündem'e Mülakat Verdi
    Milliyet Gazetesi'nden Mehmet Gündem Fethullah Gülen ile 19 Aralık 2004 günü mülakat yapmaya başladı. Röportaj "Fethullah Gülen'le 11 Gün" başlığı altında 8 Ocak 2005 Cumartesi gününden itibaren 22 gün süreyle Milliyet Gazetesi'nde yayınlandı.25.01.2005Şefik Can'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    27.02.2005Ömer Kısakürek'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    28.04.2005Bahçelievler İşadamları Derneği (BİŞAD) Tarafından MyShowland'de Organize Edilen Hz. Muhammed'i (sas) Anma Gecesi'ne Mesaj Gönderdi
    28.04.2005Kazakistan'ın Başkenti Astana'da Gerçekleştirilen '21. Yüzyılda Halkların Hoşgörü ve Birlikte Yaşama Kültürü' Adlı Konferansa Mesaj Gönderdi
    29.04.2005Milletlerarası Diyalog Derneği Tarafından 29-30 Nisan 2005 Tarihleri Arasında Wisconsin-Madison Üniversitesi'nde Gerçekleştirilen 'İslam ve Diyalog' Konulu Konferansa Gönderdiği Mesaj
    08.07.20057 Temmuz 2005'te İngiltere'nin Başkenti Londra'da Meydana Gelen Terörist Saldırılar Münasebetiyle Mesaj Yayınladı
    11.07.2005Prof. Dr. A. Fethi Açıl'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    24.07.200523 Temmuz 2005'te Mısır'ın Turizm Beldesi Şarm El Şeyh'te Meydana Gelen Terörist Saldırılar Münasebetiyle Mesaj Yayınladı
    03.09.2005Hüseyin Çağdır'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    09.10.2005Pakistan'da Meydana Gelen Depremde Hayatını Kaybedenler İçin Verdiği Taziye Mesajı
    14.09.2006Fethullah Gülen, Papa XVI. Benedikt'in İslâm ve Müslümanlarla İlgili İfadeleri Üzerine Bir Açıklama Yaptı
    14.09.2006Fethullah Gülen, 10 Eylül 2006 Tarihli Vatan Gazetesi'nde Yayınlanan 'Erdoğan'la Gülen'in Arası Açılıyor' Başlıklı Haberle İlgili Avukatları Aracılığıyla Basın Açıklaması Yaptı
    13.09.2006Fethullah Gülen'in 12 Eylül 2006'da Diyarbakır'da Meydana Gelen Terörist Saldırı Münasebetiyle Bir Mesaj Yayınladı
    07.09.2006Bayram Ali Öztürk Hocaefendi'nin Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    03.09.2006Hatice Haliloğlu ve Ayşe Şeftali Hanımefendiler'in Vefatları Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    27.08.2006Yadigar Eğitim Kurumları Genel Müdürü Adem Tatlı'nın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    29.07.2006Mehmet Ayvacı'nın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    10.07.2006Hacı Yusuf Bayram'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    30.06.2006Ağdaş Özel Azerbaycan Türk Lisesi Kimya Öğretmeni Hakan Bilir'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    19.06.2006Ali Rıza Güven'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    17.05.2006Fethullah Gülen, Danıştay'a Düzenlenen Silahlı Saldırıyla İlgili Olarak, Bir Kınama ve Taziye Mesajı Yayınladı
    06.05.2006Hatice Dönmez'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    04.05.2006Mürüvvet Evyap'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    30.04.2006Yaşar Tunagür Hocaefendi'nin Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    16.04.2006Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Vefatının 13. Yıldönümü Münasebetiyle Bir Mesaj Yayınladı
    15.04.2006Şaban Düz Hocaefendi'nin Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    09.04.2006Fethullah Gülen Son Günlerde Yaşanan Terör Olayları Sırasında Şehit Olan Türk Silahlı Kuvvetleri Mensuplarıyla İlgili Olarak Taziyede Bulundu
    21.03.2006Mustafa Özkara'nın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    19.03.2006Ahmet Şemsettin Ateş'in Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    03.03.2006Fethullah Gülen, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in Kanal D'de Yayınlanan 'Abbas Güçlü İle Genç Bakış' İsimli Programdaki İddialarıyla İlgili Avukatları Aracılığıyla Basın Açıklaması Yaptı
    23.02.2006Recep Kalkavan'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    23.02.2006Selma Bolak'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    03.01.2006Musa Demircan'ın Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    01.01.2006Abdullah Sungurlu'nun Vefatı Dolayısıyla Bir Taziye Mesajı Yayınladı
    -------------------------
    Şimdilik Buraya kadar Allah ondan ve tüm Allah rızasını gözeterek Ümmet için çalışan , onları çağı ile hesaplaşacak, İman hakikatlerini, İ'la-yı Kelimetullahı yayamak için koştukça koşanları, Nur hizmetlerine her açıdan destek olanları korusun ve yollarını açsın...

    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Nereden Yer
    KÜTAHYA
    Mesajlar Mesajlar
    1.670
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 523 + 43679


    Cevap: Fethullah Gülen Hocaefendi Kronolojik Hayatı

    Bir mü'minin başkalarının hidayeti hususundaki ızdırabı, onun Allah'a imanı ve ötelere olan inancı ölçüsündedir. Kimin ne kadar inancı varsa o ölçüde ızdırabı vardır.m.f.gülen

    Yazar : Risale Forum
    Allahü teâlâ, bazı kimseleri, insanların ihtiyaçlarını gidermek için yaratmıştır. İnsanlar, ihtiyaçları için onlara başvururlar. İşte bunlar, kabir azabından emindirler...(taberani):037:

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Nereden Yer
    İstanbul
    Mesajlar Mesajlar
    5.772
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 1205 + 95534


    Cevap: Fethullah Gülen Hocaefendi Kronolojik Hayatı

    Allah razı olsun.

    Yazar : Risale Forum
    Vazifelerini ücrete bağlayanlar asla ıslahçi olamazlar.
    M.fethullah GÜLEN

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

SEO by vBSEO 3.5.1 PL1 ©2010, Crawlability, Inc.