Sayfa 1/2 12 SonSon
15 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi

    ﴿ خَتَمَ اللهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَعَلٰى سَمْعِهِمْ وَعَلٰى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ 1

    Mukaddeme

    Bu âyetin üzerinde durmak icap ediyor. Ehl-i İ’tizal, Ehl-i Cebir, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat gibi ehl-i kelâmın şu âyet-i azimenin altında yaptıkları muharebe-i ilmiyelerini dinleyelim. Zira, bu gibi fikrî harpler, ehl-i nazarı dikkate dâvet eder. Binaenaleyh, onların bu âyette takip ettikleri cihetleri kontrol lâzımdır.

    Evet, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin sırat-ı müstakim üzerine olduğunu, ötekilerin ya ifrata veya tefrite maruz kaldıklarını ispat için, bazı münasebetlerin zikri lâzımdır.

    Birincisi: Tahakkuk etmiş hakaiktendir ki, tesir-i hakikî, yalnız ve yalnız Allah’ındır. Öyleyse, Ehl-i İ’tizalin abde verdiği tesir-i hakikî hilâf-ı hakikattir.


    İkincisi: Allah Hakîmdir; öyleyse, sevap ve ikab abes değildir, ancak istihkaka göredir. Öyleyse ıztırar ve cebir yoktur.

    Üçüncüsü: Herşeyin biri mülk, diğeri melekût, yani biri dış, diğeri iç olmak üzere iki ciheti vardır.

    Mülk ciheti, bazı şeylerde güzeldir, bazı şeylerde de çirkin görünür: Âyinenin arka yüzü gibi.

    Melekût ciheti ise, herşeyde güzeldir ve şeffaftır: Âyinenin dış yüzü gibi. Öyleyse, çirkin görünen şeyin yaratılışı, çirkin değildir, güzeldir. Ve aynı zamanda o gibi çirkinlerin yaratılışı, mehasini ikmal içindir. Öyleyse, çirkinin de bir nevi


    Not
    Dipnot-1 “İnkârlarında ısrar ettikleri için Allah onların kalblerini de, kulaklarını da mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde de, hakkı görmelerine mâni bir perde vardır. Âhirette ise onların hakkı pek büyük bir azaptır.” Bakara Sûresi, 2:7.


    Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat: ehli sünnet mezhebinden olanlar Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
    abd: kul abes: boş, faydasız
    cebir: zorlama cihet: yön, taraf
    ehl-i Cebir: Cebriye Mezhebi mensupları ehl-i kelâm: konusu daha çok inançla ilgili olan kelâm ilmiyle uğraşanlar
    ehl-i nazar: görüş sahibi olanlar ehl-i İ’tizal: Mu’tezile mezhebinden olanlar
    hakaik: hakikatler, gerçekler, doğrular hilâf-ı hakikat: gerçek dışı
    ifrat: aşırılık, doğru yolu bırakıp aşırılığa doğru sapma ikab: ceza
    ikmal: tamamlama istihkak: hak etme, lâyık olma
    maruz: tesirinde kalan mehasin: güzellikler
    melekût (ciheti): mânevî yön, iç yüz muharebe-i ilmiye: ilmî savaş, ilmî tartışma, mücadele
    mukaddeme: giriş mülk (ciheti): maddî yön, dış yüz
    nevi: tür, çeşit sırat-ı müstakim: dosdoğru yol, orta yol
    tahakkuk: gerçekleşme tefrit: tersine aşırılık, doğru yolu bırakıp aşırılığın ters yönüne sapma
    tesir-i hakikî: gerçek tesir; gerçek yaratma gücü âyet-i azîme: büyük ve yüce âyet
    ıztırar: mecbur etme, zorlama

    Benzer Konular
    Bakara Suresi'nden
    Bakara Suresi'nden https://www.youtube.com/watch?v=Q3Ry6kDrF_k
    Bakara Sûresi: 23.24. Âyet
    Bakara Sûresi: 23.24. Âyet ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓِﻰ ﺭَﻳْﺐٍ Eğer sizler bunun içindekilerden şüphe edi
    2-Bakara Süresi
    2-Bakara Süresi ... 201 - Yine onlardan: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardır. 202 - İşte onlar için, kazandıklarından bir nasib vardır.
    Kalplerin Mühürlenmesi
    Kalplerin Mühürlenmesi Kur`anda pekçok ayette geçen "kalplerin mühürlenmesi" ne demektir? Kalbi mühürlenen bir insan, iman etmemekten nasıl sorumlu tutulabilir? Kalp mühürlenmesi, bir kalbin küfür ve isyanla katılaşmak ve kararmak s
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi - Sayfa: 109


    güzelliği vardır. Binaenaleyh, bu hususta Ehl-i İ’tizalin “Çirkin şeylerin halkı Allah’a ait değildir” dedikleri safsataya mahal kalmadı.

    Dördüncüsü: Meselâ darp ve katle terettüp eden elem ve ölüm gibi “hâsıl-ı bilmasdar” ile tabir edilen şey, mahlûk ve sabit olmakla beraber, câmiddir. İlm-i sarfta malûmdur ki, câmidlerden ism-i fâil gibi sıfatlar yapılamaz. Ancak kisbî, nisbî, itibarî olan mânâ-yı masdarîden yapılabilir. Öyleyse, ölümün halkı katl değildir. Öyleyse, Ehl-i İ’tizalin hatâlarına, hatâ nazarıyla bakılmalıdır.


    Beşincisi: İnsanın katl gibi zahirî ve ihtiyarî olan fiilleri, nefsin meyelânına intiha eder. Cüz-i ihtiyarî denilen şu nefis meyelânı üzerine münazaalar deveran eder.

    Altıncısı: Âdetullah üzerine, irade-i külliye-i İlâhiye, abdin irade-i cüz’iyesine bakar. Yani, bunun bir fiile taallûkundan sonra, o taallûk eder. Öyleyse cebir yoktur.

    Yedincisi: İlim, malûma tâbidir. Bu kaziyeye göre, malûm, ilme tâbi değildir; çünkü devir lâzım gelir. Öyleyse, bir insan, amelen yaptığı bir fiilin esbabını kadere havale etmekle taallül ve bahaneler gösteremez.

    Sekizincisi: Ölüm gibi hâsıl-ı bilmasdar denilen şey, kesb gibi bir masdara mütevakkıftır. Yani, âdetullah üzerine, o hâsıl-ı bilmasdarın vücuduna şart kılınmıştır. Kesb denilen masdarda, çekirdek ve ukde-i hayatiye meyelândır. Bu düğümün açılmasıyla, meseledeki düğüm de açılır.

    Dokuzuncusu: Cenâb-ı Hakkın ef’alinde tercih edici bir garaza, bir illete ihtiyaç yoktur. Ancak tercih edici, Cenâb-ı Hakkın ihtiyarıdır.



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Ehl-i İ’tizal: Mu’tezile mezhebinden olanlar
    abd: kul cebir: zorlama
    câmid: gr. donuk, kendisinden bir şey türetilmeyen cüz-i ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade
    darp: vurma deveran etme: dönüp dolaşma
    devir: kısır döngü; tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıktı gibi sürüp giden sonuçsuz iddialar ef’al: fiiller, yaratma işi
    esbab: sebepler garaz: sebep, illet
    halk: yaratma havale etme: gönderme
    hâsıl-ı bilmasdar: bir şeyin kaynağından ortaya çıkan, gerçek tesir sahibinden meydana gelen sonuç. Yani “vurmak” masdardır, “acı” ise hâsıl-ı bilmasdardır ihtiyar: irade etme, isteme, dileme
    ihtiyarî: iradeye ait, tercih etme gücüyle ilgili illet: asıl sebep
    intiha etme: bitiş noktasına ulaşma irade-i cüz’iye: insanın elindeki çok az seçme gücü
    irade-i külliye-i İlâhiye: Allah’ın her şeyi kuşatan iradesi ism-i fâil: gr. bir iş, oluş veya durumu yüklenen şahsı bildiren kelimedir—kâtip (yazan, yazıcı)
    itibarî: var sayılan, gerçek ve fiilî olmayan; göreceli kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması
    katl: öldürme kaziye: önerme, hüküm
    kesb: kazanma, kazanım; bir fiil sonucu ortaya çıkan şey kisbî: kazanma ile ilgili, çalışarak elde edilen
    mahal: yer, mekân mahlûk: yaratılan
    malûm: bilinen masdar: gr. şahıs ve zaman göstermeyen, ancak olumlu veya olumsuz bir fiil ve oluşa delâlet eden kelimedir ve yani bütün fiil ve türevler kendinden doğar; kaynak kelime
    meyelân: eğilim, meyil mânâ-yı masdarî: masdarla ilgili mânâ, masdara ait mânâ
    münazaa: tartışma, çekişme mütevakkıf: bağlı, vâbeste
    nazar: bakış, görüş nefs: insanı isteklere sevk eden kuvvet
    nisbî: kıyaslama ile olan, iki şey arasındaki nispet, kıyas sabit: değişmez, kesin
    safsata: temelsiz, asılsız uydurma söz taallûk: irtibat, bağlanma
    taallül: illet ve sebep gösterme, bahane üretme terettüp etme: netice verme, sonuçlanma
    tâbi: bağlı ukde-i hayatiye: hayat düğümü, çekirdeği
    vücud: varlık zahirî: görünürde
    âdetullah: Allah’ın tabiata koyduğu kanun ve prensipleri İlm-i sarf: sarf ilmi, morfoloji; Arap dilbilgisinde kelime yapısını ele alan ilim

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi - Sayfa: 110


    Onuncusu: Bir emrin, behemehal bir müessirin tesiriyle vücuda gelmesi lâzımdır ki, tereccüh bilâ-müreccih lâzım gelmesin. Amma itibarî emirlerde tahsis edici birşey bulunmasa bile muhal lâzım gelmez.

    On birincisi: Birşey, vücudu vâcip olmadıkça vücuda gelmez. Evet, irade-i cüz’iyenin taallûkuyla irade-i külliyenin taallûku birşeyde içtima ettikleri zaman, o şeyin vücudu vacip olur ve derhal vücuda gelir.


    On ikincisi: Birşeyi bilmekle, mahiyetini bilmek lâzım gelmez. Ve birşeyi bilmemekle, o şeyin adem-i vücudu lâzım gelmez. Binaenaleyh, cüz‑i ihtiyarînin mahiyetinin tabir edilememesi, vücudunun kat’iyetine münafi değildir.

    Nazar-ı dikkatinize arz ettiğim şu esasları tam mânâsıyla anladıktan sonra, şu maruzatımı da dinleyiniz.

    Biz Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, Ehl-i İ’tizale karşı diyoruz ki: Abd, kesb denilen masdardan neş’et eden, hâsıl-ı bilmasdar olan esere hâlık değildir. Abdin elinde ancak ve ancak kesb vardır. Zira Allah’tan başka müessir-i hakikî yoktur. Zaten tevhid de öyle ister.

    Sonra Ehl-i Cebre döner söyleriz ki: Abd, bir ağaç gibi bütün bütün ıztırar ve cebir altında değildir. Elinde küçük bir ihtiyar vardır. Çünkü Cenâb-ı Hak hakîmdir, cebir gibi zulümleri intaç eden şeylerden münezzehtir.

    S - Cüz-i ihtiyarî denilen şey nedir? Ne kadar etrafı kazılırsa, altından cebir çıkıyor! Bu nasıl birşeydir?

    C - Birincisi: Fıtrat ile vicdan, ihtiyarî emirleri, ıztırarî emirlerden tefrik eden



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Hakîm: hikmet sahibi; herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
    abd: kul adem-i vücud: var olmama, meydana gelmeme
    behemehal: her durumda, ne olursa olsun, mutlaka cebir: mecbur kılma, zorlama
    cüz-i ihtiyarî: insanın elindeki çok az seçme gücü ehl-i Cebr: Cebriye Mezhebine bağlı olanlar
    ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat: (bk. bilgiler) ehl-i İ’tizal: Mu’tezile mezhebine bağlı olanlar
    fıtrat: yaratılış, mizaç hâlık: yaratıcı
    hâsıl-ı bilmasdar: bir şeyin kaynağından ortaya çıkan, gerçek tesir sahibinden meydana gelen fiilldir. Meselâ, “vurmak” masdardır, “acı” ise hâsıl-ı bilmasdardır ihtiyar: irade etme, isteme, dileme
    ihtiyarî: seçme, istek ve iradeye bağlı olan intaç etme: netice verme, doğurma
    irade-i cüz’iye: insanın elindeki çok az seçme gücü irade-i külliye: Allah’ın herşeyi kaplayan iradesi
    itibarî emir: gerçekte olmadığı halde varsayılan iş, olgu içtima: bir araya gelme, toplanma
    kat’iyet: kesinlik kesb: kazanma, kazanım; bir fiil sonucu ortaya çıkan durum
    mahiyet: temel özellik, asıl nitelik maruzat: arz edilenler, takdim edilenler
    masdar: gr. şahıs ve zaman göstermeyen, ancak olumlu veya olumsuz bir fiil ve oluşa delâlet eden kelimedir ve bütün fiil ve türevler kendinden doğar; kaynak kelime, iş muhal: imkânsız
    müessir: tesir edici, gerçek tesir sahibi müessir-i hakikî: gerçek tesir sahibi
    münafi: zıt, aykırı münezzeh: her türlü kusur ve noksandan arınmış, temiz
    nazar-ı dikkat: dikkatli bakış, görüş neş’et etme: doğma, meydana gelme
    taallûk: bağlanma, irtibat tabir etme: ifade etme, yorumlama
    tahsis: bir hususta başkasına tercih etme, seçme, has ve ait kılma tefrik: ayırmak, ayırt etmek
    tereccüh bilâ-müreccih: sebepsiz üstünlük. Yani, bir üstünlük sebebi ve niteliği olmadan üstünlüğün olması tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
    vacip: zorunlu vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası
    vücud: varlık vücuda gelme: var olma, meydana gelme
    zulüm: haksızlık ıztırar: mecburiyet, zorlama
    ıztırarî: zorunlu olarak yapılan, kulun iradesinin rolü olmayan mecburi iş

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi - Sayfa: 111


    gizli birşeyin vücuduna şehadet ediyorlar. Tayin ve tabirine olan acz, vücuduna halel getirmez.

    İkincisi: Abdin bir fiile olan meyelânı, Eş’arîlerin mezhebi gibi mevcut bir emir ise de, o meyelânı bir fiilden diğer bir fiille çevirmekle yapılan tasarruf, itibarî bir emir olup abdin elindedir.


    Eğer Mâturidîlerin mezhebi gibi o meyelânın bizzat bir emr-i itibarî olduğuna hükmedilirse, o emr-i itibarînin sübut ve tayini, kendisinin bir illet-i tâmme olduğunu istilzam etmez ki, irade-i külliyeye ihtiyaç kalmasın. Çünkü çok defalar meyelânın vukuunda fiil vaki olmaz.

    Hülâsa: Âdetullahın cereyanı üzerine hâsıl-ı bilmasdarın vücudu, masdara mütevakkıftır. Masdarın esası ise meyelândır. Meyelân veya meyelândaki tasarruf mevcudattan değildir ki, bir müessire ihtiyacı olsun. Mâdum da değildir ki, hâsıl-ı bilmasdar gibi mevcut olan birşeyin vücuduna şart kılınmasına veya sevap ve ikaba sebep olmasına cevaz olmasın.

    S - İlm-i ezelînin veya irade-i ezeliyenin bir fiille taallûkları ihtiyara mahal bırakmıyor.

    C - Birincisi: Abdin ihtiyarından neş’et eden bir fiile ilm-i ezelînin taallûku, o ihtiyara münafi ve mâni değildir. Çünkü müessir, ilim değildir, kudrettir. İlim, malûma tâbidir.

    İkincisi: İlm-i ezelî, muhit olduğu için, müsebbebatla esbabı birlikte abluka eder, içine alır. Yoksa ilm-i ezelî, zannedildiği gibi uzun bir silsilenin başı değildir ki, esbabdan tegafül ile, yalnız müsebbebat o mebdee isnad edilsin.

    Üçüncüsü: Malûm nasıl bir keyfiyet üzerine olursa, ilim öylece taallûk eder. Öyleyse, malûmun mekayisi ve esbabı, kadere isnad edilemez.



    Eş’arî mezhebi: (bk. bilgiler) Mâturidî mezhebi: (bk. bilgiler)
    abd: kul abluka etme: kuşatma
    acz: acizlik, güçsüzlük cereyan etme: akma, sürüp gitme, devam etme
    cevaz olmama: caiz olmama emr-i itibarî: itibarî emir; gerçekte olmadığı halde varsayılan iş, olgu
    esbab: sebepler halel: eksik, kusur
    hâsıl-ı bilmasdar: bir şeyin kaynağından ortaya çıkan, gerçek tesir sahibinden meydana gelen fiil; meselâ, “vurmak” masdar, “acı” ise hâsıl-ı bilmasdardır hülâsa: kısaca, özet olarak
    ihtiyar: irade, seçim ikab: ceza
    illet-i tâmme: tam illet; bir şeyin varlığı için gerekli olan sebeplerin tamamı ilm-i ezelî: Allah’ın herşeyi ve bütün zamanları kuşatan sonsuz ilmi
    irade-i ezeliye: ezelî olan Allah’ın iradesi irade-i külliye: Allah’ın herşeyi kaplayan iradesi
    isnad: dayandırma istilzam etme: gerektirme
    itibarî: gerçekten öyle olmadığı halde öyle sayılan; saymaca kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması
    keyfiyet: nasıllık, nitelik kudret: Allah’ın güç ve iktidarı
    malumun mekayisi: bilinenin ölçüleri malûm: bilinen
    masdar: gr. şahıs ve zaman göstermeyen, ancak olumlu veya olumsuz bir fiil ve oluşa delâlet eden kelimedir ve bütün fiil ve türevler kendinden doğar; kaynak kelime mebde: başlangıç
    mevcud: var olan mevcudat: varlıklar, yaradılmışlar
    meyelân: meyil, eğilim muhit: kapsamlı, kuşatıcı
    mâdum: yok olan mâni: engel
    müessir: etki, tesir eden münafi: zıt, aykırı
    müsebbebat: sebeplere bağlı olarak ortaya çıkan şeyler, neticeler, sonuçlar mütevakkıf: bağlı, vâbeste
    neş’et etme: doğma, meydana gelme silsile: sıra, dizi
    sübut: sabit olma, kesin olma taallûk: bağlanma, ilişki
    tabir: ifade etme tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak
    tayin: belirleme tegafül: gaflet etme, habersiz olma
    tâbi: bağlı vaki olma: olma, meydana gelme
    vuku: meydana gelme vücud: varlık, var olma
    âdetullah: Allah’ın tabiata koyduğu kanun ve prensipleri şehadet: tanıklık

    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi - Sayfa: 112


    Dördüncüsü: Zannedildiği gibi, irade-i külliyenin bir defa müsebbebe, bir defa da sebebe ayrı ayrı taallûku yoktur. Ancak, müsebbeple sebebe bir taallûku vardır.

    Bu mezheplerin nokta-i nazarlarını bir misal ile izah edelim:

    Bir adam, bir âletle bir şahsı öldürse, sebebin mâdum olduğunu farz edersek, müsebbebin keyfiyeti nasıl olur?

    Ehl-i Cebrin nokta-i nazarları: “Ölecekti.” Çünkü, onlarca taallûk ikidir. Ve sebeple müsebbeb arasında inkıta câizdir.

    Ehl-i İ’tizalce: “Ölmeyecekti.” Çünkü onlarca muradın iradeden tahallüfü câizdir.

    Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatçe, bu misalde sükût ve tevakkuf lâzımdır. Çünkü, irade-i külliyenin sebeple müsebbebe bir taallûku vardır. Bu itibarla, sebebin ademi farz edilirse, müsebbebin de farz-ı ademi lâzım gelir. Çünkü taallûk birdir. Cebir ve İ’tizal, ifrat ve tefrittir.






    Cebir: Cebriye mezhebi
    adem: yokluk
    caiz: sakıncasız, doğru ehl-i Cebr: Cebriye mezhebine bağlı olanlar
    ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat: (bk. bilgiler) ehl-i İ’tizal: Mu’tezile mezhebinden olanlar
    farz-ı adem: yok farzetme, sayma ifrat: aşırılık, aşırı gidip sapma
    inkıta: kesinti, kopukluk irade-i külliye: Allah’ın her şeyi kaplayan iradesi
    izah etme: açıklama keyfiyet: nasıllık, nitelik
    mezheb: ekol, dinde tutulan yol misal: örnek
    mâdum: yok, var olmayan müsebbeb: netice, eser, sebebin sonucu
    nokta-i nazar: bakış noktası, açısı sükût: susma
    taallûk: bağlanma, ilişki, aksetme tahallüf: aykırı olma
    tefrit: tersine aşırılık, normalin altında kalıp sapma tevakkuf: durma
    İ’tizal: Mu’tezile mezhebi

    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi - Sayfa: 113


    İkinci Bir Mukaddeme


    Ehl-i tabiat, esbaba hakikî bir tesir veriyor.


    Mecusîler, biri şerre, diğeri hayra olmak üzere iki hâlıka itikad ediyorlar.

    Ehl-i İ’tizal de, “Ef’âl-i ihtiyariyenin hâlıkı abddir” diyor. Bu üç mezhebin esası, bâtıl bir vehm-i mahz, bir hatâ ve huduttan tecavüzdür.Bu vehmi izale için, birkaç meseleyi dinlemek lâzımdır.

    Birincisi: İnsanın dinlemesi, konuşması, düşünmesi cüz’î olduğu için, teâkub suretiyle eşyaya taallûk ettiği gibi, himmeti de cüz’îdir; nöbetle eşya ile meşgul olabilir.

    İkincisi: İnsanın kıymetini tayin eden, mahiyetidir. Mahiyetin değeri ise, himmeti nisbetindedir. Himmeti ise, hedef ittihaz ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine bakar.


    Üçüncüsü: İnsan hangi birşeye teveccüh ederse, onunla bağlanır ve onda fâni olur. Bu sırra binaendir ki, insanlar, hasis ve cüz’î şeyleri büyük adamlara isnad etmezler, ancak esbaba ve vesâile atfederler. Sanki, hasis insanlarla iştigal onların vakarına münasip olmadığı gibi, cüz’î şeyler de onların azîm himmetlerini işgal etmeye lâyık değildir!

    Dördüncüsü: İnsan, birşeyin ahvalini muhakeme ettiği zaman, o şeyin rabıtalarını, esbabını, esaslarını evvelâ kendi nefsinde, sonra ebnâ-yı cinsinde, sonra etraftaki mümkinatta taharrî eder. Hattâ hiçbir suretle mümkinata müşabeheti olmayan Cenâb-ı Hakkı düşünecek olursa, kuvve-i vâhimesi ile bir insanın mekayisini, esasatını, ahvalini mikyas yaparak Cenâb-ı Hakkı düşünmeye başlar.



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Mecûsîler: (bk. bilgiler – Mecûsilik)
    abd: kul ahval: haller, durumlar
    atfetme: bağlama, göndermede bulunma azîm: büyük
    bâtıl: hak olmayan, gerçek dışı, yalan cüz’î: ferdî, az, küçük
    derece-i ehemmiyet: önem derecesi ebnâ-yı cins: kendi cinsinden olanlar; burada diğer insanlar kastediliyor
    ef’âl-i ihtiyariye: istek ve iradeyle yapılan davranışlar, fiiller ehl-i tabiat: herşeyin tabiatın tesiriyle meydana geldiğine inananlar
    ehl-i İ’tizal: Mu’tezile mezhebine bağlı olanlar esasat: esaslar, temeller
    esbab: sebepler
    fâni olmak: yok olmak, bütün duygularıyla meşgul olmak
    hakikî: gerçek hasis: âdi, değersiz, basit
    himmet: gayret, çalışma hudut: sınırlar
    hâlık: yaratıcı isnad: dayandırma
    itikad etme: inanma ittihaz etme: edinme, alma
    izale: yok etme, giderme iştigal: meşgul olma, uğraşma
    kuvve-i vâhime: hayal gücü, kuruntu gücü küfr: inançsızlık, inkâr
    mahiyet: temel yapı, özellik mekayis: ölçüler
    mezheb: tutulan yol, ekol mikyas: ölçü
    muhakeme: düşünme, akıl yürütme mukaddeme: giriş, hazırlık, önsöz
    mümkinat: varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup Allah’ın var etmesine bağlı olan her şey münasip: uygun
    müşabehet: benzeşme, benzerlik nefs: bir kimsenin kendisi
    rabıta: bağ taallûk: bağlanma, ilişki, irtibat
    taharrî: araştırma tecavüz: aşma, ileri gitme
    teveccüh etme: yönelme teâkub: arka arkaya gelme, takip etme
    vakar: ağırbaşlılık vehm: kuruntu
    vehm-i mahz: tam bir kuruntu, zan, şüphe vesâil: vesileler
    şer: kötülük, çirkinlik

    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi - Sayfa: 114


    Halbuki, Cenâb-ı Hakka bu gibi mikyaslarla bakılamaz. Zira, sıfâtı inhisar altında değildir.

    Beşincisi: Cenâb-ı Hakkın kudret, ilim, iradesi, şemsin ziyası gibi bütün mevcudata âmm ve şâmil olup, hiçbir şeyle muvazene edilemez; Arş-ı Âzama taallûk ettikleri gibi, zerrelere de taallûk ederler. Cenâb-ı Hak, şems ve kameri halk ettiği gibi, sineğin gözünü de O halk etmiştir. Cenâb-ı Hak, kâinatta vaz’ ettiği yüksek nizam gibi, hurdebînî hayvanların bağırsaklarında da pek ince ve lâtif bir nizam vaz’ etmiştir. Semadaki ecramı birbiriyle rapteden cazibe-i umumî kanunu gibi, cevahir-i ferdi de, yani zerratı da o kanunun bir misliyle nazmetmiştir. Sanki bu zerrat âlemi, o semavî âleme küçük bir misaldir. Hülâsa, aczin müdahalesi ile kudret mertebeleri ayrılır. Aczi mümteni olan kudretçe, büyük-küçük birdir.


    Altıncısı: Kudret-i ezeliye, en evvel eşyanın melekût, yani içyüzüne taallûk eder. Bu yüz ise, alelumum güzel ve şeffaftır. Evet, şems ve kamerin yüzleri parlak olduğu gibi, gecenin ve bulutların da içyüzleri ziyadardır.

    Yedincisi: Beşerin zihni ve fikri, Cenâb-ı Hakkın azametine bir mikyas, kemâlâtına bir mizan, evsafının muhakemesine bir vasıta bulmak vüs’atinde değildir; ancak cemi’ masnuatından ve mecmu-u âsârından ve bütün ef’âlinden tahassul ve tecellî eden bir vecihle bakılabilir. Evet, zerre mir’at olur, fakat mikyas olamaz.

    Bu meselelerden tebarüz ettiği vecihle, Cenâb-ı Hakkın mümkinata kıyas edilmesi ve mümkinatın Onun şuunatına mikyas yapılması, en büyük cehalet ve hamakattir. Çünkü aralarındaki fark, yerden göğe kadardır.



    Arş-ı Âzam: Cenab-ı Hakkın büyüklük ve yüceliğinin ve her şeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
    acz: zayıflık, güçsüzlük alelumum: genellikle
    azamet: yücelik, büyüklük cazibe-i umumî kanunu: genel çekim kanunu
    cehalet: bilgisizlik, cahillik cemi’: bütün
    cevahir-i ferd: zerreler, atomlar ecram: gezegenler, gök cisimleri
    ef’âl: fiiller, işler evsaf: sıfatlar, vasıflar, özellikler
    halk: yaratma hamakat: ahmaklık
    hurdebînî: mikroskopik, mikroskopla görülebilen hülâsa: kısaca, özet olarak
    inhisar: sınırlanma, kayıt altına alınma, tekel kamer: ay
    kemâlât: mükemmellik, kusursuzluk kudret: Allah’ın güç ve iktidarı
    kudret-i ezeliye: ezelî olan Allah’ın kudreti, sonsuz güç ve iktidarı kâinat: evren, yaratılmış her şey
    lâtif: ince, hoş, güzel masnuat: san’at eserleri
    mecmu-u âsâr: eserlerin tamamı melekût: birşeyin iç yüzü, aslı, esası
    mevcudat: varlıklar, yaratılan her şey mikyas: ölçü
    mir’at: ayna misl: gibi, benzer
    mizan: ölçü, tartı, denge muhakeme: düşünme, akıl yürütme
    muvazene edilme: ölçülme, karşılaştırma, denk tutulma mümkinat: varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup Allah’ın var etmesine bağlı olan her şey, kâinattaki bütün varlıkar
    mümteni: imkânsız, olması düşünülemeyen nazmetme: tertip edip düzenleme
    nizam: düzen raptetmek: bağlamak
    sema: gök yüzü semavî: gökyüzüyle ilgili
    sıfât: sıfatlar, nitelikler, özellikler taallûk: bağlanma, ilişki, ilgili olma
    tahassul: hasıl olma, çıkma, meydana gelme tebarüz etme: ortaya çıkma, belirip görünme
    tecellî: yansıma, görünme vaz’etme: koyma, yerleştirme
    vecih: yön, yüz vüs’at: genişlik
    zerrat: zerreler, atomlar zerrat âlemi: atomlar dünyası
    zerre: atom, en küçük parça ziya: ışık
    ziyadar: ışıklı, aydınlık âmm: genel, umumî; sayısız şeyleri içine alan, aynı cinsten bir çok fertlere birden delâlet eden lâfız; cemaat, kavm lâfızları gibi
    şems: güneş şuunat: işler, faaliyetler; Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler
    şâmil: kapsayan, içine alan

    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi - Sayfa: 115


    Evet, vâcibi mümkine kıyas etmekten, pek garip ve gülünç şeyler çıkar. Meselâ, ehl-i tabiat, o aldatıcı kıyas ile, tesir-i hakikîyi, esbaba; Ehl-i İ’tizal, halk-ı ef’ali, abde; Mecusîler, şerri, ikinci bir hâlıka isnad etmeye mecbur olmuşlardır. Güya zuumlarınca Cenâb-ı Hak, azamet-i kibriya ve tenezzühü dolayısıyla, bu gibi hasis ve çirkin şeylere tenezzül etmez! Demek, akılları vehimlerine esir olanlar, bu gibi gülünç şeyleri doğururlar.

    İhtar: Mü’minlerden de, vesvese cihetiyle bu vehme maruz kalanlar vardır; dikkat etmek lâzımdır.





    Bu âyetin kelimeleri arasında nazmı icap eden münasebetlere gelelim:

    ﴾ ﴿ خَتَمَ 1 ’nin لاَيُؤْمِنُونَ 2 ile irtibatı ve onun arkasında zikredilmesi, cezanın cürme terettübü kabilindendir. Yani onlar vaktâ ki cüz-i ihtiyarîlerini ifsad etmekle imana gelmediler; kalblerinin hatmiyle tecziye edildiler.

    خَتَمَ tabiri, onların dalâletlerini tasvir eden temsîlî bir üslûba işarettir. Şöyle ki:

    Kalb gözü, sanki cevahire bir hazine olmak üzere Cenâb-ı Hak tarafından yapılan bir binadır. Vaktâ ki sû-i ihtiyarlarıyla ifsada uğradı ve cevherlere yapılan yerler, yılanlar ve akreplerle doldu; kapısı hatmedildi ki, o sârî hastalıktan başkaları mutazarrır olmasın.

    اَللهُ ﴾ ﴿: Zamir-i mütekellimin yerine ism-i zâhirin gelmesi, tekellümden gaybete

    Not
    Dipnot-1 Mühürledi.
    Dipnot-2 İman etmezler.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Mecusî: (bk. bilgiler – Mecûsîlik)
    abd: kul azamet-i kibriyâ: büyük ve yüce; büyüklüğün varlıkları kuşatması
    cevahir: cevherler, değerli şeyler cihet: yön, taraf
    cürm: suç, günah cüz-i ihtiyarî: insanın elindeki seçim gücü, irade
    dalâlet: hak yoldan sapkınlık ehl-i tabiat: her şeyin tabiatın tesiriyle (yaratmasıyla) meydana geldiğine inananlar
    ehl-i İ’tizal: Mu’tezile mezhebi taraftarları esbab: sebepler
    gaybet: gr. bulunmama, görünmeme; üçüncü şahıs halk-ı ef’âl: fiillerin halkedilmesi, yaratılması
    hasis: âdi, değersiz, basit hatm: mühürleme
    hâlık: yaratıcı icap etme: gerektirme
    ifsad: bozulma ifsad etme: bozma, kötüye kullanma
    ihtar: hatırlatma, uyarı, ikaz irtibat: ilgi, bağ, ilişki
    ism-i zâhir: açık isim isnad etme: dayandırma, verme
    kabilinden: türünden, çeşidinden kıyas etme: karşılaştırma
    maruz: uğrama, tesirinde kalma mutazarrır olma: zarar görme
    mümkin (varlık): varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup Allah’ın var etmesine bağlı olan nazm: diziliş, tertip ve düzen; Kur’ân’ın mânâya delâlet eden söz ve kelimelerinin tertibi, dizilişi
    sârî: bulaşıcı sû-i ihtiyar: iradeyi kötüye kullanma
    tasvir etme: canlandırarak anlatma, açıklama tecziye edilme: cezalandırılma
    tekellüm (zamanı): hazır muhatap ile konuşma temsilî: analojik, kıyaslamalı benzetme şeklinde
    tenezzüh: kusur ve noksandan uzak olma tenezzül etme: seviyesine inme, alçalma
    terettüb: lâzım gelme, gerekme tesir-i hakikî: gerçek tesir, etki, yaratıcı güç
    vaktâ: ne zaman, ne vakit vehim: kuruntu, zan
    vesvese: şüphe, kuruntu vâcib (varlık): zorunlu olan; var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah
    zamir-i mütekellim: birinci tekil şahıs, ben zuum: zan, inanç, kanaat
    üslûb: ifade tarzı şer: kötülük, çirkinlik
    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi - Sayfa: 116

    iltifattır. Ve bu iltifatta lâtif bir nükte vardır. Şöyle ki: لاَيُؤْمِنُونَ 1 ’den sonra بِاللهِ 2 mukadder ve menvî (maksut) olduğuna nazaran, sanki nur-u marifet onların kalblerinin kapılarına geldiği zaman kalblerini açıp kabul etmediklerinden, Allah da gadaba gelerek kalblerini hatmetti.

    خَتَمَ :﴿ عَلٰى 3 fiil-i müteaddî olduğu halde عَلٰى ile zikredilmesi, hatmedilen kalbin dünyaya bakan kapısı değil, ancak âhirete nâzır olan kapısı seddedilmiş olduğuna işarettir.

    Ve keza hatmin alâmet-i mânâsını ifade eden vesm’i (damga) tazammun ettiğine işarettir. Sanki o hatim, o mühür, kalblerinin üstünde sâbit bir damgadır ve silinmez bir alâmettir ki, dâima melâikeye görünür.

    S - Bu âyette kalbin sem’ ve basara takdimindeki hikmet nedir?

    C - Kalb, imanın mahalli olduğu gibi, en evvel Sânii arayan ve isteyen ve Sâniin vücudunu delâiliyle ilân eden, kalb ile vicdandır. Zira kalb, hayat malzemesini düşünürken, en büyük bir acze maruz kaldığını hisseder etmez, derhal bir nokta-i istinadı; kezalik, emellerinin tenmiyesi (nemalandırmak) için bir çare ararken, derhal bir nokta-i istimdadı aramaya başlar. Bu noktalar ise, iman ile elde edilebilir. Demek, kalbin sem’ ve basara hakk-ı takaddümü vardır.

    İhtar: Kalbden maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir lâtife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, mâkes-i efkârı dimağdır. Binaenaleyh, o lâtife-i Rabbaniyeyi tazammun eden o et parçasına kalb tabirinden şöyle bir letafet çıkıyor ki, o lâtife-i Rabbaniyenin insanın maneviyatına yaptığı hizmet, cism-i sanevberînin cesede yaptığı hizmet gibidir.


    Not
    Dipnot-1 İman etmezler.
    Dipnot-2 Allah'a.
    Dipnot-3 ..üzerine mühür vurdu, mühürledi.


    Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah acz: zayıflık, güçsüzlük
    alâmet-i mânâ: mânâyı gösteren belirti, işaret basar: görme, görme duyusu
    cism-i sanevberi: çam kozalağı şeklinde olan cisim; kalb delâil: deliller; işaretler, alâmetler; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şeyler
    fiil-i müteaddî: gr. geçişli fiil gadab: Allah’ın gazap etmesi, musibet vermesi
    hakk-ı takaddüm: öncelik, öne geçme, önde bulunma hakkı hatm: mühürleme, kapatma
    hikmet: sır, gaye, maksat ihtar: uyarı, ikaz
    iltifat: bir sözde dinleyicinin zihnini canlı tutma, dikkatini çekme veya onu ikaz etme gibi inceliklere binaen ifade üslubunda yapılan geçiş sanatı; üçüncü şahıs (gaip) kipinden, hazır bulunan ikinci şahıs (muhatap) kipiyle bahsetme gibi keza/kezalik: bunun gibi, böylece
    letafet: incelik, hoşluk, güzellik lâtif: ince, hoş, güzel
    lâtife-i Rabbaniye: İlâhî hakikatleri hisseden ve mânevî zevkleri alan his, duygu; kalb mahal: yer, mekân
    maruz: uğrama, tesirinde kalma mazhar-ı hissiyat: hislerin ve duyuların aynası
    melâike: melekler menvî: kastedilen, murad edilen
    mukadder: gr. lâfız olarak söylenmediği halde gizli olarak kastedilen mânâ; Kur’ân’da geçen “De ki” ifadelerinin altında “Ey Muhammed kullarıma de ki” mânâsının bulunması gibi mâkes-i efkâr: fikir ve düşüncelerin yansıdığı yer
    nazaran: bakarak, –göre nokta-i istimdad: yardım dileme noktası, yardım alınacak yer
    nokta-i istinad: dayanak noktası nur-u marifet: Allah’ı bilme ve tanımadan doğan nur, aydınlık
    nâzır: bakan, yönelen nükte: ince ve derin mânâlı söz
    sanevberî: çam kozalağı gibi seddedilme: kapatılma, örtülme
    sem’: işitme, işitme duyusu takdim: öne geçirme, öne alma
    tazammun: içine alma, kapsama tenmiye: nemalandırmak, canlı tutup geliştirme, büyütme
    vesm: damga vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası
    vücud: var olma varlık âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    عَلٰى: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Kalplerin Mühürlenmesi - Sayfa: 117


    Evet, nasıl ki bütün aktar-ı bedene mâü’l-hayatı neşreden o cism-i sanevberî, bir makine-i hayattır ve maddî hayat onun işlemesiyle kaimdir; sekteye uğradığı zaman cesed de sukuta uğrar.

    Kezalik, o lâtife-i Rabbaniye a’mâl ve ahvâl ve mâneviyatın hey’et-i mecmuasını hakikî bir nur-u hayat ile canlandırır, ışıklandırır; nur-u imanın sönmesiyle, mahiyeti, meyyit-i gayr-ı müteharrik gibi bir heykelden ibaret kalır.

    وَعَلٰى سَمْعِهِمْ1 ﴿ ’de عَلٰى’nın tekrarı, kalb ile sem’a vurulan hatemlerin herbirisi müstakil bir nevi delâile ait olduğuna işarettir.

    Evet, kalbin hatmi, delâil-i kalbiye ve vicdaniyeye aittir. Sem’in hatmi, delâil‑i nakliye ve hariciyeye aittir. Ve keza, her iki hatmin bir cinsten olmadığına bir remizdir.

    S - Kalb ile basar’ın cem’ sîgasıyla, sem’in müfred suretinde zikirlerinde ne gibi bir hikmet vardır?

    C - Kalb ile basarın taallûk ettikleri şeyler mütehalif, yolları mütebayin, delilleri mütefavit, talim ve telkin edicileri mütenevvidir. Sem’ ise, kalb ve basarın hilâfına, masdardır. İşittiren ferttir. Cemaatin işittikleri, ferttir. İşiten fert, ferd olur. Bunun için müfred olarak iki cem’in arasına düşmüştür.


    S - Kalbden sonra tercihen sem’in zikredilmesi neye binaendir?

    C - Melekât ve malûmat-ı kalbiye, alelekser kulak penceresinden kalbe girerler. Bu itibarla, sem’, kalbe yakındır. Ve aynı zamanda, cihât-ı sitteden malûmat aldığı cihetle kalbe benziyor. Zira göz, yalnız ön ciheti görür. Bunlar ise her tarafı görürler.


    Not
    Dipnot-1 Kulakları üzerine de…


    ahvâl: durumlar, haller
    aktar-ı beden: bedenin her tarafı
    alelekser: çoğunlukla a’mâl: ameller
    basar: görme; görme duyusu cemaat: topluluk
    cem’: gr. çoğul cem’ sigası: gr. çoğul kipi
    cihet: yön, taraf cihât-ı sitte: altı yön
    cism-i sanevberî: çam kozalağı şeklinde olan cisim; kalb delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey
    delâil: deliller delâil-i kalbiye ve vicdaniye: kalbe ve vicdana ait deliller
    delâil-i nakliye ve hariciye: haber şeklinde aktarılan delillerle maddî deliller ferd: tek, bir, birey
    hakikî: gerçek hatem: mühür
    hatm: mühürlenme hey’et-i mecmua: bir şeyin bütünü, genel yapı
    hikmet: sır, gaye, maksat hilâfına: tersine, aksine
    kaim: ayakta duran keza: bunun gibi, böylece
    kezalik: böylece, bunun gibi lâtife-i Rabbaniye: İlâhî hakikatleri hisseden ve mânevî zevkleri alan his, duygu
    mahiyet: asıl nitelik, temel özellik
    makine-i hayat: hayat makinesi
    malûmat: bilgiler, bilinenler malûmat-ı kalbiye: kalbe ait bilgiler; kalb yoluyla bilinenler
    masdar: gr. şahıs ve zaman göstermeyen, ancak olumlu veya olumsuz bir fiil ve oluşa delâlet eden kelimedir ve yani bütün fiil ve türevler kendinden doğar; kaynak kelime melekât: melekeler; tekrarla yapılan iş veya tecrübelerden sonra elde edilen bilgi ve beceriler
    meyyit-i gayr-ı müteharrik: hareketsiz ölü, ölü gibi hareketsiz mâü’l-hayat: hayat suyu; kan
    müfred: gr. tekil müstakil: bağımsız
    mütebayin: ayrı mütefavit: değişik
    mütehalif: farklı mütenevvi: çeşitli
    neşretmek: dağıtmak, yaymak nur-u hayat: hayat nuru, ışığı
    nur-u iman: iman nuru, aydınlığı remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme
    sekteye uğrama: durma sem’: işitme, işitme duyusu
    sukuta uğrama: düşme, yıkılma suret: şekil, biçim
    taallûk etme: ilgili olma, bağlı olma talim: öğretme, eğitme
    telkin: fikir verme, öğüt verme, nasihat etme عَلٰى: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •