10 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Bakara Sûresi - Mahiyet-i Küfür


    ﴿
    اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاۤءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لاَيُؤْمِنُونَ
    1

    Bu cümlenin mâkabliyle cihet-i nazmı:

    Arkadaş! Cenâb-ı Hakkın sıfât-ı ezeliye âleminde biri celâlî, diğeri cemalî, iki türlü tecellîsi vardır.

    Celâl ile cemâlin sıfât-ı ef’al âleminde tecellîsinden lütuf ve kahır, hüsün ve heybet tezahür eder.

    Ef’al âlemine tecellî edince, tahliye تَحْلِيَه ile tahliye تَخْلِيَه, (tezyin ile tenzih) doğar.

    Âsâr ve a’mâl âleminden âlem-i âhirete intıba’ edince, lütuf Cennet ve nur olarak, kahır da Cehennem ve nar olarak tecellî eder.

    Sonra âlem-i zikre in’ikâs edince, biri hamd, diğeri tesbih olmak üzere iki kısma ayrılır.

    Sonra âlem-i kelâmda tecellî edince, kelâmın emir ve nehye taksimine sebep olur. Sonra âlem-i irşada intikal edince, irşadı tergib ve terhib, tebşir ve inzara taksim eder.

    Sonra vicdana tecellî edince, reca ve havf husule gelir.

    Sonra irşadın iktizasındandır ki, havf ile reca arasındaki müvazene devamla muhafaza edilsin ki, reca ile doğru yollara sülûk edilsin, havf ile de, eğri yollara gidilmesin; ne Allah’ın rahmetinden me’yus, ne de azabından emin olunsun.


    Not
    Dipnot-1 “İnkâr edenlere gelince, sen onları inkârlarının âkıbetinden sakındırsan da birdir, sakındırmasan da...” Bakara Sûresi, 2:6.


    Celâl: Allah’ın sonsuz azamet, haşmet ve yücelik sahibi olması Cemâl: Allah’ın sonsuz güzellik, rahmet, merhamet ve lütuf sahibi olması
    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah celâlî: Allah’ın sonsuz büyüklük, yücelik, haşmet ve heybetine dair, isim ve sıfatlarının tecellisiyle ilgili; kudret ve kahr tecellisi gibi
    cemalî: Allah’ın sonsuz lütuf, ihsan, rahmet ve merhametine dair isim ve sıfatlarının tecellisiyle ilgili; lütuf ve cemal tecellisi gibi cihet-i nazm: tertip ve diziliş yönü, alâkası, irtibatı
    hamd: şükür, övgü havf: korku; Allah’tan korkarak azabına ve gazabına uğrayabileceğini düşünme
    heybet: saygıyla beraber korku duygusunu uyandıran hal, haşmet husule gelme: meydana gelme
    hüsün: güzellik iktiza: gereklilik
    intikal: geçme intıba’: aksetme, damgasını vurma
    inzar: uyarma, ikaz etme in’ikas: yansıma
    irşad: doğru yolu gösterme, uyarma kahır: üstünlük, galebe
    kelâm: söz, kelime lütuf: ihsan, ikram, bağış
    me’yus: ümitsiz mâkabli: öncesi
    müvazene: ölçü, denge nar: ateş
    nehy: yasak rahmet: şefkat, merhamet, bağış
    reca: ümit; Allah’ın lütfuna ve nimetine erişebileceğini ümit etme sülûk etmek: yönelmek, yola girmek
    sıfât-ı ef’al âlemi: Cenâb-ı Hakkın fiillerinin sıfatları âlemi sıfât-ı ezeliye âlemi: ezelden beri Allah’ın zatında bulunan nitelikler âlemi
    tahliye تَحْلِيَه: tezyin; güzel özelliklerle donatmak, süslemek tahliye تَخْلِيَه: tenzih; noksanlardan uzak tutma
    tebşir: müjdeleme tecellî: yansıma
    tenzih: kusur ve çirkinlikten uzak tutma tergib: isteklendirme, şevklendirme
    terhib: dehşete düşürme, korkutma tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
    tezahür: görünmek, ortaya çıkmak tezyin: süslemek
    vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası âlem-i irşad: irşat, doğru yolu gösterme âlemi
    âlem-i kelâm: söz dünyası âlem-i zikre in’ikâs etme: zikir dünyasına yansıma
    âlem-i âhiret: öldükten sonraki hayat, âhiret âlemi âsâr ve a’mâl âlemi: eserler ve ameller âlemi, dünyası

    Benzer Konular
    Bakara Suresi'nden
    Bakara Suresi'nden https://www.youtube.com/watch?v=Q3Ry6kDrF_k
    Bakara Suresi: 25. Âyet
    Bakara Suresi: 25. Âyet İşarat-ül İ'caz / (Kıyamet ve Âhiret)den ﻭَﺑَﺸِّﺮِ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍَﻣَﻨ&
    Bakara Sûresi: 23.24. Âyet
    Bakara Sûresi: 23.24. Âyet ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓِﻰ ﺭَﻳْﺐٍ Eğer sizler bunun içindekilerden şüphe edi
    2-Bakara Süresi
    2-Bakara Süresi ... 201 - Yine onlardan: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardır. 202 - İşte onlar için, kazandıklarından bir nasib vardır.
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Mahiyet-i Küfür - Sayfa: 99


    İşte böylece teselsül eden şu hikmetten dolayı, Kur’ân-ı Kerim, aleddevam, tergibden sonra terhib; ve ebrarı medhettikten sonra füccârı zemmetmiştir.

    S - Bu cümle ile 1 اِنَّ اْلاَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَفِى جَحِيمٍ cümlesi arasında ne gibi bir fark vardır ki, orada atıf var, burada yoktur?


    C - Atfın hüsnü, münasebetin hüsnüne bakar. Hüsn-ü münasebet, her iki cümleden takip edilen arz ve maksadın bir olmasına mütevakkıftır. Halbuki oradaki maksat, burada yoktur. Burada birinci cümledeki maksat, Kur’ân’ın medhine incirar eden mü’minlerin medhidir. İkinci cümleden maksat, yalnız tahvif ve terhib için kâfirlerin zemmidir. Bu ise Kur’ân’ın medhiyle alâkadar değildir.

    Sonra bu cümlenin ihtiva ettiği eczanın nazmında tezahür eden letaif cihetine bakalım.

    اِنَّ ile اَلَّذِينَ 2 mevkilere göre ifade ettikleri nüktelerden maada, belâgatçe kıymetli sayılan iki nükteyi daha tazammun etmişlerdir ki, Kur’ân, pek çok yerlerinde اِنَّ ile اَلَّذِينَ ’yi mükerreren zikretmiştir.

    Tahkiki ifade eden اِنَّ ’deki nükte şöyle tasvir edilebilir ki: اِنَّ herhangi bir cümlede bulunursa, o cümlenin damını deler, hakikate nüfuz eder. Ve o dâvâyı veya hükmü aşağıya indirir. Hakikate yapıştırmakla, o hükmün hayalî veya zannî veya mevzu veya hurafe hükümlerden olmadığını ve ancak hakaik-i sâbiteden olduğunu ispat eder.

    Bu cümlede اِنَّ ’nin hususî nüktesi: Bu âyetin muhatabı olan Hazret-i Muhammed’e (a.s.m.) şek ve inkâr bulunmadığı halde şek ve inkârı ref etmek şe’ninde


    Not
    Dipnot-1 “İhlas ile kulluk edenler, nimetlerle dolu Cennet içindedir. Günaha dalan kâfirler ise Cehennem ateşindedir.” İnfitar Sûresi, 82:13-14.
    Dipnot-2 O kimseler ki (bk. n-ḥ-v: İsm-i mevsûl).


    aleddevam: devamlı, sürekli atıf: (Ar. gr.) bağlaç; kendinden öncesiyle sonraki kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı sağlayan edat; “vav” harfi gibi
    belâgat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi cihet: yön, taraf
    dam: tavan, çatı dâvâ: iddia
    ebrar: iyiler; fazilet sahibi kimseler ecza: cüzler, bölümler, parçalar
    füccâr: günahkârlar, açıktan günah işleyenler hakaik-i sâbite: sabit, değişmez hakikatler, gerçekler
    hakikat: gerçek mahiyet, asıl hikmet: sır, sebep
    hurafe: delile dayanmayan asılsız, batıl, boş hüsn: güzellik
    hüsn-ü münasebet: irtibatın güzelliği ihtiva etme: içine alma, kapsama
    incirar etmek: bağlanmak, çekilip bir yerde durmak inkâr: reddetme, kabul etmeme
    letaif: sırlar, güzellikler, ince mânâlar maada: başka, -in dışında
    medh: övgü mevzu: uydurma
    muhatap: kendisiyle konuşulan, seslenilen mükerreren: tekrar tekrar, tekrarla
    mütevakkıf: -e bağlı, -in üzerine durma nazm: dizme, tertip edip düzenleme; Kur'ân-ı Kerîmin Allah Teâlâ tarafından dizilen mübârek sözleri, ifadeleri
    nükte: ince ve derin mânâ ref: kaldırma
    tahkik: gr. pekiştirme tahvif: korkutma
    tasvir: anlatma, ifade etme tazammun etme: kapsama, içine alma
    tergib: isteklendirme, şevklendirme terhib: dehşete düşürme, korkutma
    teselsül etme: sürüp gitme, zincirleme peş peşe devam etme tezahür etme: ortaya çıkma, görünme
    zannî: kesin olmayan, zanna dayalı zem: kötüleme, çirkin görme
    şek: şüphe şe’n: durum, hal
    اِنَّ: gr. pekiştirme edatı olup muhakkak, kesinlikle anlamına gelir

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Mahiyet-i Küfür - Sayfa: 100


    olan اِنَّ ile karşılanması, onların iman etmesi için Peygamberin (a.s.m.) şiddet-i hırsına işarettir.

    اَلَّذِينَ 1 kelimesi ise, göze görünmezden evvel akla görünen garip ve yeni hakikatlere bir vasıta-i işarettir. Bunun içindir ki, hakikatleri tebdil ve tecdid eden ve inkılâpları tasvir için kullanılan işaret ve vasıtalardan en çok kullanılan اَلَّذِينَ ve emsalidir.Kur’ân’ın tecellîsiyle çok neviler silindi, hakikatler yıkıldı. Onlara bedel, yeni yeni neviler, hakikatler teşekkül etti. Evet, zaman-ı cahiliyete bak: O zamanda bütün neviler millî rabıtalar üzerine teşekkül ettiği gibi, içtimaî hakikatler de taassub-u kavmî üzerine bina edilmişti. Kur’ân’ın tecellîsiyle o rabıtalar kesildi, o hakikatler tahrip edildi. Onlara bedel, dinî rabıtalar üzerine yeni neviler ve hakikatler ihdas edildi.

    Evet, Şems-i Kur’ân’ın tulûu ile, bazı kalbler, onun ziyasıyla tenevvür etti. Ve mü’minlerin nev’ini temyiz ve tayin eden bir hakikat-i nuraniye meydana geldi. Kezalik, o keskin ziya karşısında, mezbeleye benzeyen bazı pis kalbler de yanıp kömür oldular. Ve o kâfirlerin nev’ini ilân eden zehirli bir hakikat-i küfriye husule geldi. İşte bu hakikat-i küfriyeye işaret için اَلَّذِينَ zikredilmiştir.Maahâzâ, her iki اَلَّذِينَ arasında tam bir münasebet vardır. Çünkü, herbirisi birbirine zıt olan bir hakikate işarettir.

    Ve keza, harf-i tarif olan اَلْ ’in ifade ettiği beş mânâyı اَلَّذِينَ ’de ifade ediyor. O mânâların en meşhuru, ahiddir. Yani, gerek اَلْ ’den, gerek اَلَّذِينَ ’den, mâhut ve malûm birşey kasdedilir. Binaenaleyh, Ebu Cehil, Ebu Leheb,


    Not

    Dipnot-1 O kimseler ki (bk. n-ḥ-v: İsm-i mevsûl).


    Ebu Cehil: (bk. bilgiler) Ebu Leheb: (bk. bilgiler)
    ahid: belirlilik, bilinen bir şey olma emsal: benzerler, arkadaşlar
    hakikat: gerçek mahiyet, asıl hakikat-i küfriye: küfrün hakikati, inkâr ve inançsızlığın gerçeği
    hakikat-i nuraniye: nurlu, aydınlık gerçek harf-i târif: gr. Arapça’da isimlerin başına gelen ve o ismi belirli, bilinen bir isim yapan “el” takısı
    husule gelmek: ortaya çıkmak, meydana gelmek ihdas: icad etme, bir şeyi meydana getirme
    inkılâp: değişim içtimaî: sosyal, toplumsal, topluma ait
    keza: böylece, bunun gibi kezalik: bunun gibi, böylece
    maahâzâ: bununla birlikte malûm: bilinen
    mezbele: çöplük mâhut: bilinen, tayin edilmiş
    mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan nevi: tür, çeşit
    rabıta: bağ taassub-u kavmî: aşırı milliyetçilik, ırkçılık
    tahrip edilme: yıkılma, yok edilme tasvir: anlatma, ifade etme
    tayin: belirtme, belirleme tebdil: değiştirme
    tecdid: yenileme, tazeleme tecellî: ortaya çıkma, yansıma
    temyiz: üstün tutma, ayırma tenevvür: aydınlanma
    teşekkül: oluşma, meydana gelme tulû: doğma
    vasıta-i işaret: işaret vasıtası, aracı zaman-ı cahiliye: cahiliye dönemi
    ziya: ışık Şems-i Kur’ân: Kur’ân güneşi
    şiddet-i hırs: aşırı hırs, şiddetli istek, arzu اَلْ: (bk. ḥ-r-f
    اِنَّ: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Mahiyet-i Küfür - Sayfa: 101


    Ümeyye ibni Halef ve saire gibi mâhut ve meşhur büyük kâfirlere اَلَّذِينَ 1 ile işaret edilmiş olduğu ihtimali pek kavîdir. Bu ihtimale binaen, şu âyet, gaybdan ihbar eden âyetlerden biri olur. Çünkü onlar küfür üzerine ölmüşlerdir. Ve aynı zamanda, i’câz‑ı mânevînin dört nev’inden bir nev’i, şu gaybî ihbarlardan tezahür eder.

    S - Kur’ân, zaruriyat-ı diniyedendir. Zaruriyatta ihtilâf olamaz. Halbuki müfessirlerce verilen ayrı ayrı mânâların bir kısmı birbirine muhaliftir.

    C - Azizim! Kur’ân’ın herbir kelâmı, üç kaziyeyi müştemildir.

    Birincisi: Bu, Allah’ın kelâmıdır.


    İkincisi: Allah’ca murad olan mânâ, haktır.

    Üçüncüsü: Mânâ-yı murad, budur.

    Eğer Kur’ân’ın o kelâmı, başka bir mânâya ihtimali olmayan muhkemattan olursa veya Kur’ân’ın başka bir yerinde beyan edilmişse, birinci ve ikinci kaziyeleri aynen kabul etmek lâzımdır ve inkârları da küfürdür. Şayet Kur’ân’ın o kelâmı, başka bir mânâya ihtimali olan bir nass veya zâhir olursa, üçüncü kaziyeyi kabul etmek lâzım olmadığı gibi, inkârı da küfür değildir. İşte, müfessirlerin ihtilâfları, ancak ve ancak şu kısma aittir.
    İhtar: Mütevatir hadîsler de, bu hususta, âyetler gibidir. Yalnız birinci kaziye, teemmül yeridir. Çünkü هٰذَا ile işaret edilen hadîsin hakikaten hadîs olup olmadığında tereddüt yeri vardır.

    S - Küfür, cehildir. Halbuki kâfirler,Hazret-i Muhammed’i (a.s.m.) evlâtları kadar tanıyorlardı.


    Not

    Dipnot-1 O kimseler ki (bk. n-ḥ-v: İsm-i mevsûl).


    aziz: çok değerli, izzetli, saygın beyan edilme: açıklanma
    cehil: bilgisizlik gaybdan: bilinmeyen, görünmeyen âlemden
    gaybî ihbar: bilinmeyen, görünmeyen şeyleri haber verme hadîs: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
    hak: doğru hakikaten: gerçekten
    ihbar: haber verme, bildirme ihtimal: olasılık
    inkâr: reddetme i’câz-ı mânevî: mânevî mu’cizelik
    kavî: kuvvetli, güçlü kaziye: önerme, hüküm
    kelâm: söz, ifade küfür: inkâr etme, kabul etmeme
    muhalif: farklı, aykırı muhkemât: İslâmiyetin sağlam ve kuvvetli kanunları, emirleri; yoruma ihtiyaç bırakmayacak derecede mânâsı açık olan ve nesh edilme imkânı olmayan sözler, hükümler
    murad: maksat, istenilen mâhut: bilinen, tayin edilmiş
    mânâ-yı murad: kastedilen, istenilen mânâ müfessir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından tefsir eden, yorumlayan âlim kimse
    mütevatir hadis: yalanda birleşmeleri mümkün olmayan toplulukların birbirinden ve ilk topluluğun da Peygamber Efendimizden (a.s.m.) aktardığı hadîs müştemil: kapsayan, içine alan
    nass: kesin hüküm; söyleyen kişideki bir mânâ sebebiyle zâhirden daha açık olan lafız; meselâ nev’i: tür, çeşit
    saire: başkaları, diğerleri teemmül: etraflıca düşünme, tefekkür etme
    tereddüt: kararsızlık, kuşku tezahür: ortaya çıkma, görünme
    zahir: açık, görünen; söyleyenin maksadı, düşünülmeye muhtaç olmaksızın anlaşılmakla birlikte mânâsı, tevil ve yoruma açık olan söz zaruriyât-ı diniye: din ve dünya işlerinin kıvamının kendilerine bağlı zorunlu hususlar; dinî esaslar
    Ümeyye ibni Halef: (bk. bilgiler) هٰذَا: (bk. n-ḥ-v

    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Mahiyet-i Küfür - Sayfa: 102


    C - Küfür iki kısımdır. Bir kısmı, bilmediği için inkâr eder; ikincisi, bildiği halde inkâr eder. Bu da, birkaç şubedir. Birincisi, bilir, lâkin kabul etmez. İkincisi, yakîni var, lâkin itikadı yoktur. Üçüncüsü, tasdiki var, lâkin vicdanî iz’ânı yoktur.

    S - Şeytanın kalbinde marifet var mıdır?


    C - Yoktur. Çünkü, san’at-ı fıtriyesi iktizasınca, kalbi daima idlâl ile telkin için, fikri, daima küfrü tasavvur etmekle meşgul olduğundan, kalbinde veya fikrinde boş bir yer marifet için kalmıyor.

    S - Küfür, kalbe ait bir sıfattır. Kalbde o sıfat bulunmadığı takdirde, zünnar bağlanmasından veya ona kıyas edilen şapkanın giyilmesinden niçin küfür hasıl olsun?

    C - Gizli olan umura, şeriat, emarelere göre hükmeder. Hattâ illet olmayan esbab-ı zahirîyi, illet yerine kabul eder. Binaenaleyh itmam-ı rükûa mâni olan bir kısım zünnarların bağlanması ve secdenin ikmâline mâni olan bazı şapkaların giyilmesi, ubudiyetten istiğna ve küfre teşebbüh etmeye emarelerdir. Gizli olan o sıfat-ı küfriyenin yok olduğuna kat’iyetle hükmedilemediğinden, bu gibi emarelere göre hükmedilir.

    S – Eğer inzar fayda vermeyecekse teklif niçin yapılıyor?

    C - İnzar yapılmadığı takdirde teklif de yapılmazsa, adem-i tecziyelerine bir hüccet olur. Zira, “Biz ne yapalım? Ne tebliğat yapıldı ve ne tekliften haberimiz var” diye mücazattan kurtuluşlarına bir medar olur.

    S - Cenâb-ı Hakkın onların küfür ve temerrüdlerinden yaptığı ihbar, onların imana gelmelerini imtinâ derecesine çıkarıyor. Mümteni ve muhal birşey teklif edilir mi?

    C - Cenâb-ı Hakkın ihbarı, ilmi ve iradesi, sebepten kat-ı nazarla yalnız küfürlerine taallûk etmez. Ancak ihtiyarlarıyla küfürlerine birlikte taallûk eder. Bu ise ihtiyarlarını nefyetmez ki, teklif-i bilmuhal olsun. Bu bahsin tafsilâtı gelecektir.



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah adem-i tecziye: cezalandırmama
    emare: işaret, alâmet, belirti esbab-ı zahirî: görünürdeki sebepler
    hasıl olmak: meydana gelmek hüccet: delil
    idlâl: saptırma, yoldan çıkarma ihbar: haber verme, bildirme
    ihtiyar: irade, istek, tercih ikmâl: tamamlama, tam olarak yapma
    iktiza: gereklilik illet: hükmün gerekçesi olan asıl sebep, neden
    imtinâ: imkânsızlık inkâr: reddetme
    inzar: uyarı, ikaz irade: Allah’ın iradesi, dilemesi
    istiğna: ihtiyaç hissetmeme, uzak durma itikad: inanç
    itmam-ı rükû: namazda rükûyu tamamlama, tam olarak yapma kat-ı nazar: bakmamak, dikkate almamak
    küfür: nimeti örtme, nankörlük, inkâr kıyas etme: karşılaştırma, mukayese etme
    lâkin: ama, fakat marifet: Allah’ı bilme, tanıma
    medar: sebep muhal: olması imkânsız şey
    mâni: engel mücâzât: cezalandırma
    mümteni: olması imkânsız, muhal nefyetmek: uzaklaştırmak, kovmak, tesirsiz hâle getirmek
    san’at-ı fıtriye: yaratılıştaki san’at, doğal yapı sıfat-ı küfriye: küfre ait özellikler, inkârâ ait nitelikler
    taallûk etme: ilgili olma, bağlı olma tafsilât: ayrıntılar, detaylar
    tasavvur: düşünme, zihinde şekillendirme, tasarlama tasdik: doğrulama, onaylama
    tebliğat: tebliğler, bildirilen şeyler teklif: tebliğ, bildirme
    teklif-i bilmuhal: imkânsız ve olmayacak birşeyi teklif etme telkin: fikrini kabul ettirme, bir şeyi zihnine yerleştirme çabası
    temerrüd: inat, direnme teşebbüh etme: benzeme
    ubudiyet: Allah’a kulluk umur: işler, haller
    vicdanî iz’ân: kalbe ait hislerin aynası olan vicdanın kesin kabulü yakîn: şüphe edilmeyecek derecede kesin bilgi
    zünnar: papazların beline bağladığı demir kuşak şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî hükümlerin hepsi, İslâmiyet

    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Mahiyet-i Küfür - Sayfa: 103


    S - İman etmeyeceklerini ifade eden لاَيُؤْمِنُونَ 1 ve emsali âyetlere, onları iman etmeye dâvet etmekten, adem-i imana iman çıkıyor. Bu ise, muhal-i aklîdir.

    C - Onlara teklif edilen iman, icmalîdir, tafsilî değildir. “Herbir âyete, herbir hükme ayrı ayrı, birer birer iman ediniz” diye teklif yapılmıyor ki bu mahzur lâzım gelsin.

    Sonra, küfürlerini sîga-i mâzi ile zikretmek, Hakkın izhar ve ispatından evvel onların, küfrü kucaklayıp kabul etmelerine işarettir. Bunun içindir ki, onlara karşı inzarın adem-i inzar gibi faidesiz kaldığına, سَوَۤاءٌ 2 kelimesiyle işaret yapılmıştır.

    Sonra, fevkaniyeti ifade eden عَلَيْهِمْ 3 ’deki عَلَى onların yüzleri yere yapışmış gibi, başlarını kaldırıp âmirlerinin sözünü dinleyemediklerine işarettir.
    Ve keza mânâya bir zarar ve bir halel iras etmeyen ve terkine tercih edilen عَلَيْهِمْ ’in zikri, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma nazaran, inzarın, adem-i inzar gibi olmadığına işarettir. Zira inzarda ecr ü sevap vardır.

    ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ 4 cümlesindeki hemze ile اَمْ müsavatı ifade ettiğinden سَوَۤاءٌ kelimesine tekittir. Yahut سَوَاۤءٌ kelimesinden müsavatın bir mânâsı, hemze ile اَمْ ’den ikinci mânâsı irade edilir. Çünkü, müsavatın medarı ya adem-i faidedir veya mûcibin adem-i vücududur.

    S - İstifham şekliyle müsavatı ifade etmekte ne mânâ vardır?

    C - Yapmış olduğu fiilinde bir faidesi olmayan muhatabın fiilinin faidesiz olduğuna


    Not
    Dipnot-1 İman etmezler.
    Dipnot-2 Eşittir.
    Dipnot-3 Onlar üzerinde.
    Dipnot-4 “O inkar edenleri korkutarak ikaz etsen de, etmesen de...” Bakara Sûresi, 2:6.


    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Hak: her şeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah
    adem-i fayda: faydasızlık adem-i iman: iman etmeme, imansızlık
    adem-i inzar: uyarmama, ikaz etmeme adem-i vücud: var olmama
    ecr ü sevap: iyilik ve sevap emsal: benzerler
    fevkaniyet: üstte, üst tarafta olma halel: eksiklik, zarar
    hemze: Arap albesinin ilk harfi, harekeli elif icmalî (iman): Resûl-i Ekremin (a.s.m.) tebliğ ettiği İslâmî esasların tamamına, ayrıntılara girmeden topluca inanma
    inzar: haber vererek uyarma, ikaz istifham: soru, sual
    izhar: gösterme, açığa çıkarma keza: bunun gibi, böylece
    küfr: inkâr, reddetme mahzur: sakıncalı
    medar: sebep muhal-i aklî: akıl yoluyla imkânsız görme, aklen muhal olan şey
    muhatab: kendisiyle konuşulan, seslenilen mûcib: gerektirici sebep
    müsavat: eşitlik, aynı olma nazaran: bakarak, –göre
    sîga-i mâzi: gr. geçmiş zaman fiil kipi tafsilî (iman): Resûl-i Ekrem‘in (a.s.m.) tebliğ ettiği İslâmî esasların her bir hükmüne ayrıntılı olarak inanma
    tekit: pekiştirme, kuvvetlendirme âmir: yönetici, lider
    îras etme: netice verme, sebep olma اَمْ: (bk. ḥ-r-f
    عَلَى: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Mahiyet-i Küfür - Sayfa: 104


    lâtif ve mukniâne bir vecihle ikaz edilmesi ancak istifham ile olur ki, muhatap, fiilini düşündükten sonra, kötü neticesini nazara alarak kalbi mutmain olsun.

    S - سَوَاۤءٌ 1 kelimesi inzar ve adem-i inzardan mecaz ise, aralarındaki alâka nedir?


    C - İstifhamın müsavatı tazammun etmesidir. Zira istifham eden adamın bilgisine göre vücut ile adem mütesavidir. Maahaza bu gibi istifhamlara verilen cevaplar, alelekser şu müsavat-ı zımniye ile verilir.

    S - Mâzi sigasıyla inzardan yapılan tabir neye işarettir?

    C - İkinci ve üçüncü inzarlara lüzum kalmadığına işarettir. Yani “Yaptığın inzar faide vermedi, bundan sonra da faidesiz kalır.”

    S - İnzar etmemekte faidenin bulunmaması zâhirdir. اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ 2 kaydında ne faide vardır?

    C - Sükût etmek, bazan muhatabın insafa gelip matlup işe muvafakatine sebep olur.

    S - Kur’ân-ı Kerim, başka makamlarda terhibden sonra tergib de yaptığı halde, burada tergibi terketmiştir. Esbabı nedir?

    C - Küfür makamına, ancak terhib ve tahvif münasiptir. Hem de küfür gibi mazarratları def etmek, Cenneti kazanmak gibi menfaatlerin celbinden daha evlâ ve daha tesirlidir. Maahâzâ, buradaki terhib, tergibi de andırıyor. Çünkü, inzar ve adem-i inzarı gören hayal, zıddiyet münasebetiyle, derhal tebşir ve adem‑i tebşire intikal eder.

    Azizim! Herbir hükmün başka şeylere hizmet eden çok mânâları olduğu ve herbir hükümden takip edilen gizli maksatlar bulunduğu ve bu kelâmın da Hazret-i Muhammed’e (a.s.m.) işaret eden mânâları olduğu gibi, küfrü takbih etmek maksadıyla büyük bir ölçüde tenkiratta bulunmuştur.


    Not
    Dipnot-1 Eşittir.
    Dipnot-2 Uyarmasan da.

    adem: yokluk adem-i inzar: uyarmama, haber verip ikaz etmeme
    adem-i tebşir: müjdelememe alelekser: çoğunlukla, genellikle
    celb: çekme def etmek: uzaklaştırmak
    esbab: sebepler evlâ: daha iyi, güzel
    harfî (mânâ): başkalarına hizmet eden ve onlara işaret eden mânâ ikaz: uyarı
    intikal: geçme inzar: uyarı, ikaz
    istifham: soru kavl: söz, ibare
    küfür: inkâr, inançsızlık lâtif: ince, hoş, güzel
    maahaza: bununla birlikte matlup: istek, arzu edilen şey
    mazarrat: zararlar, zararlı, kötü ve çirkin şeyler mecaz: bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek mânâsından başka mânâda kullanılan söz
    mukniâne: ikna ederek, ikna edici bir şekilde mutmain: kalbi hoş ve rahat
    muvafakat: başarı mâzi sigası: gr. geçmiş zaman kipi
    müsavat: eşitlik müsavat-ı zımniye: gizli eşitlik
    mütesavi: eşit sükût: susma, suskunluk
    tahvif: korkutma takbih: çirkin görme, gösterme
    tazammun: içine alma, kapsama tebşir: müjdeleme
    tenkirat: hoş görmeme, yasaklama tergib: istek uyandırma, şevklendirme
    terhib: dehşete düşürme, korkutma vecih: yön, şekil, tarz
    vücut: varlık, var olma
    zâhir: açık, âşikâr
    zıddiyet: terslik, zıtlık

    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Mahiyet-i Küfür - Sayfa: 105


    Ezcümle, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın görmekte olduğu zahmetlerin tahfifine ve göstermekte olduğu hırs ve şiddetin tehvinine medar olmak için, mânâ-yı harfî kabilinden bazan imalarda bulunmuş ve eski resullerin hallerini nazara alarak, onlara iktida ile tesellî yollarını göstermişse de, bu bir kanun-u fıtrîdir, tahammül ve inkıyad lâzımdır diye lisan-ı hal ile ilân etmiştir.

    Bu âyet وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ 1 cümlesine kadar bütün eczasıyla küfrü takbih, ve tenfir ile nehyeder. Ve ehl-i küfrü, tehdit ve tahvifle küfürden terhib eder. Ve keza, bütün kelimatıyla, küfrün büyük bir musibet olmakla beraber, lezzeti yok, elemi var; nimeti yok, nikmeti var diye ilân eder. Ve keza, bütün cümleleriyle küfrün herşeyden zararlı olduğunu tasrih eder.

    Evet, onlar iman etmediklerinden ve cevher-i ruhu ifsad ve bütün elemleri içine alan küfür musibetine maruz kaldıklarından 2 لَمْ يُؤْمِنُوا ’ya bedel كَفَرُوا 3 tabiriyle işaret edilmiştir. Ve keza 4 لاَيَتْرُكُونَ الْكُفْرَ kelimesine bedel لاَيُؤْمِنُونَ 5 tabiriyle, onların büyük musibete maruz kaldıkları gibi, pırlanta gibi cevher-i imanîyi de kaybettiklerine işarettir.

    Ve keza, خَتَمَ اللهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ 6 cümlesiyle, kalb ile vicdan, nur-u iman sayesinde hakaik-i İlâhiyenin tecellîsine mazhar olmakla menba-ı kemâlât, hayattar ve ziyadar oldukları halde; küfrün ihtiyar edilmesiyle zulmetli, ıssız haşarat-ı


    Not
    Dipnot-1 Onlar için çok büyük bir azap vardır. Bakara Sûresi, 2:7.
    Dipnot-2 İmân etmediler.
    Dipnot-3 Onlar Allah'ı inkâr ettiler.
    Dipnot-4 Küfrü terk etmezler.
    Dipnot-5 İman etmezler.
    Dipnot-6 Allah onların kalpleri üzerine mühür vurmuştur. Bakara Sûresi, 2:7
    .

    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun cevher-i imanî: imana ait öz, cevher, iman hakikati
    cevher-i ruh: ruh cevheri, ruh hakikati ecza: bölümler, kısımlar
    ehl-i küfür: inkârcılar, inançsızlar, kâfirler ezcümle: örneğin
    hakâik-i İlâhiye: İlahî hakikatler; Allah’ın Kur’ân’da açıkladığı ince hakikatler, gerçekler hayattar: canlı, hayat dolu
    ifsad: bozma ihtiyar edilme: tercih edilme, seçilme
    iktida: uyma, tabi olma ima: işaret
    inkıyad: boyun eğme kabilinden: türünden, çeşidinden
    kanun-u fıtrî: yaratılışa ait kanun keza: bunun gibi, böylece
    küfr: peygamber Efendimizin (a.s.m.) kesin olarak bildirdiği bir şeyi inkâr etme, inançsızlık lisan-ı hal: hal dili
    maruz: tesiri altında kalma, uğrama mazhar: ayna
    medar: sebep menba-ı kemâlât: mükemmelliklerin kaynağı
    mânâ-yı harfî: harf gibi başka bir şeyin mânâsını gösteren nazara almak: dikkate alma, gözününde bulundurma
    nehyetmek: yasaklamak nikmet: musibet, belâ
    nur-u iman: iman ışığı, iman aydınlığı resul: peygamber
    tahammül: yüklenme tahfif: hafifleme, hafifletme
    tahvif: korkutma takbih: çirkinliğini göstermek, kötüleme
    tasrih etme: açıkça bildirme tecellî: yansıma
    tehvin: kolay gösterme, küçük gösterme tenfir: nefret ettirme
    terhib: korkutma, dehşete düşürme ziyadar: ışıklı, parlak
    zulmet: karanlık

    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Mahiyet-i Küfür - Sayfa: 106


    muzırra yuvasına inkılâp ettikleri için mühürlenmiş, kilitlenmiş ki, o korkunç yuvadaki akreplerden veya yılanlardan içtinap edilmesine işaret edilmiştir.

    Ve keza وَعَلٰى سَمْعِهِمْ 1 kelimesiyle, küfür sebebiyle kulağa ait pek büyük bir nimeti kaybettiklerine işaret edilmiştir. Hattâ kulaktaki zar, nur-u iman ile ışıklandığı zaman, kâinattan gelen mânevî nidaları işitir. Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatları fehmeder. Hattâ o nur-u iman sayesinde rüzgârların terennümatını, bulutların nâralarını, denizlerin dalgalarının nağamatını ve hâkezâ yağmur, kuş ve saire gibi her neviden Rabbânî kelâmları ve ulvî tesbihatı işitir. Sanki kâinat, İlâhî bir musikî dairesidir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbânî aşkları intiba ettirmekle kalbleri, ruhları, nuranî âlemlere götürür, pek garip misalî levhaları göstermekle o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere garkeder.


    Fakat o kulak, küfürle tıkandığı zaman, o leziz, mânevî, yüksek savtlardan mahrum kalır. Ve o lezzetleri îras eden avazlar, mâtem seslerine inkılâp eder. Kalbde, o ulvî hüzünler yerine, ahbabın fıkdanıyla ebedî yetimlikler, mâlikin ademiyle nihayetsiz vahşetler ve sonsuz gurbetler hasıl olur.

    Bu sırra binaendir ki, şeriatça bazı savtlar helâl, bazıları da haram kılınmıştır. Evet, ulvî hüzünleri, Rabbânî aşkları îras eden sesler helâldir. Yetimâne hüzünleri, nefsânî şehevâtı tahrik eden sesler haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır.

    وَعَلٰى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ 2 Bu cümle ile rüyete, yani göze ait büyük bir nimet-i basariyenin küfürle kaybolduğuna işaret edilmiştir. Zira, gözün nuru, nur-u imanla ışıklanırsa ve kavîleşirse, bütün kâinat gül ve reyhanlarla müzeyyen bir



    Not
    Dipnot-1 Kulakları üzerine de.
    Dipnot-2 “Gözlerinde de bir çeşit perde vardır.” Bakara Sûresi, 2:7.


    Nuranî âlem: nurlu, aydınlık âlem Rabbânî: Rabbe ait ve Ona yönelik
    adem: yok olma, yokluk ahbab: dostlar, sevgililer
    avaz: ses, sada; sesleniş ebedî: sonu olmayan sonsuz
    fehmetmek: anlamak fıkdan: kaybolma
    garip: şaşırtıcı, harika garketmek: boğmak
    hasıl olma: meydana gelme haşerat-ı muzırra: zararlı böcekler
    hâkezâ: işte bunun gibi, böylece inkılâp etme: dönüşme
    intiba ettirmek: basmak, nakşetmek; iz ve tesir bırakmak içtinap: kaçınma
    kavîleşmek: güçlenmek, kuvvetlenmek keza: bunun gibi, böylece
    küfür: nimeti örtmek, inkâr, inançsızlık lisan-ı hal: hal dili
    mahrum: yoksun misalî: görüntüye dayalı
    mâlik: sahip mânevî: mânâ ile ilgili, maddî olmayan
    mâtem: yas müzeyyen: süslü
    nağamat: nağmeler, hoş ve güzel sesler nefsânî: nefse ait, nefsin hoşuna gider şekilde
    nevi: çeşit, tür nidâ: ses, sesleniş
    nimet-i basariye: görme nimeti nur-u iman: iman nuru, ışığı
    reyhân: hoş ve güzel koku veren çiçek
    ruh: canlı, şuurlu, çevresini görüp gösteren hayat kaynağı olan nurlu varlık
    rüyet: görme, görüş saire: diğer, başka
    savt: ses tahrik etme: harekete geçirme
    terennümat: terennümler; dile getirilen sesler tesbihat: Allah’ı her türlü noksan ve kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
    ulvî: yüce, yüksek vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası
    îras etmek: netice vermek İlâhî: Allah’a ait ve Ona yönelik
    şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi, İslâmiyet

    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Mahiyet-i Küfür - Sayfa: 107


    cennet şeklinde görünür. Gözün gözbebeği de, balarısı gibi, bütün kâinat safhalarında menkuş gül ve çiçek gibi delillerinden, burhanlarından alacağı ibret, fikret, ünsiyet gibi usare ve şıralarından vicdanda o tatlı imanlı balları yapar.

    Eğer o göz küfür zulmetiyle kör olursa, dünya, genişliğiyle beraber bir hapishane şekline girer. Bütün hakaik-i kevniye, nazarından gizlenir. Kâinat ondan tevahhuş eder. Kalbi ahzan ve ekdar ile dolar. وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ 1 cümlesiyle, küfür şeceresinin âhirete ait zakkum gibi semeresine işaret edilmiştir. لاَيُؤْمِنُونَ 2 kelimesi ise, inzar ile adem-i inzar arasındaki müsavata nassederek سَوَاۤءٌ 3 kelimesine tekittir.





    Not
    Dipnot-1 Onlar için büyük bir azap vardır. Bakara Sûresi, 2:7.
    Dipnot-2 İman etmezler.
    Dipnot-3 Eşittir.


    adem-i inzar: uyarmama, ikaz etmeme ahzan: hüzünler
    burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey
    ekdar: kederler fikret: fikir, düşünce
    hakaik-i kevniye: kâinattaki hakikatleri inzar: uyarma, ikaz
    küfür: inkâr, imansızlık menkuş: nakışlı
    müsavat: eşitlik nassetmek: delil olmak, kesin olarak açıklamak
    nazar: göz, görüş, bakış safha: sayfa, yüz
    semere: meyve tekit: pekiştirme
    tevahhuş: vahşete düşme, ürkme, korkma usare: öz su, sıkılmış meyve suyu
    zakkum: meyvesi acı olan cehennem ağacı zulmet: karanlık
    âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat ünsiyet: alışkanlık, yakınlık
    şecere: ağaç şıra: meyveden sıkılan su

    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •