10 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Bakara Sûresi - Delâil-i Haşir


    ﴾ ﴿ وَبِاْلاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ 2 Bu âyet, haşir meselesine işarettir. Haşrin ispatı hakkında feyz-i Kur’ân’dan fehmettiğim ve başka bir risalede3 tafsilâtıyla zikrettiğim on burhanın hülâsasına burada işaret edeceğiz. Şöyle ki:

    Kast ve iradeden doğan bir nizam-ı ekmel vardır. Hilkat ve yaratılışta tam bir hikmet hükümfermâdır. Âlemde abes yok, fıtratta israf yok. Bu şahitleri tezkiye eden, istikrâ-ı tamdır ki, her fen, mevzuu bulunduğu nev’in nizamına bir şahid-i âdildir.


    Not
    Dipnot-2 “Onlar âhirete de kesin olarak inanırlar.” Bakara Sûresi, 2:4.
    Dipnot-3 Bu burhanlar, Mesnevi-i Nuriye’nin Lâsiyyemalar bölümünde, Yirmi Dokuzuncu ve Onuncu Sözlerde daha geniş bir şekilde açıklanmıştır.


    Hâtemü’l-Enbiyâ: peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (a.s.m.) abes: gayesiz, faydasız, boş
    adem-i ihtiyaç: ihtiyaçsızlık, ihtiyacı olmama burhan: güçlü ve sarsılmaz delil
    cereyan etmek: akmak; gerçekleşmek, meydana gelmek delâlet etme: işaret etme, gösterme; söz ile kullanılmış olduğu mânâ arasındaki bağlantı
    emare: işaret, alâmet fehmetmek: anlamak
    feyz-i Kur’ân: Kur’ân’ın verdiği ilham, bereket ve ilim bolluğu fıtrat: yaratılış
    hazret: saygıdeğer mübarek; burada peygamberimiz (a.s.m.) kastedilir haşir: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması hilkat: yaratılış
    hükümfermâ: hüküm süren hülâsa: özet
    intihâ: son, netice intikal: geçme
    iptidâ: başlama, başlangıç israf: savurganlık
    istikrâ-ı tam: bütün cüz’î olaylardan hareket ederek küllî bir hükme varma; tümevarım; endüksiyon; burada bütün ilimlerin hep birlikte aynı sonuca parmak basmaları kastediliyor içtima: toplanma
    kast ve irade: yönelme ve isteme; burada herşeyi kuşatan, Allah’ın küllî iradesi kastediliyor letâif: incelikler, güzellikler
    maahaza: bununla birlikte mazhar: görünme yeri
    mevzu: konu mâkes: yansıma yeri,
    nazar-ı belâgat: belâgat ilminin bakışı nev’i: tür, çeşit
    nizam: düzen, kanun nizam-ı ekmel: en mükemmel ve eksiksiz düzen
    resul: peygamber risale: küçük kitap mektup; Risale-i Nur’un her bir bölümü
    sath: yüzey, dış tafsilât: ayrıntılar, detaylar
    tahsis: hâs kılma, özelleştirme, ait kılma tereşşuh: sızıntı
    tezkiye: iyi hâl üzere şahitlik etme, temize çıkarma, haklı çıkarma vech-i in’ikâs: aksetme, yansıma yönü
    âlem: kâinat, evren, yaratılmış herşey âlem-i insaniyet: insanlık âlemi
    âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi şahid-i âdil: adaletli tanık, delil
    مِنْ: (bk. ḥ-r-f


    Benzer Konular
    Bakara Suresi: 25. Âyet
    Bakara Suresi: 25. Âyet İşarat-ül İ'caz / (Kıyamet ve Âhiret)den ﻭَﺑَﺸِّﺮِ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍَﻣَﻨ&
    Bakara Sûresi: 23.24. Âyet
    Bakara Sûresi: 23.24. Âyet ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓِﻰ ﺭَﻳْﺐٍ Eğer sizler bunun içindekilerden şüphe edi
    delail-i haşir işarat-ül i'caz
    delail-i haşir işarat-ül i'caz delail-i haşir işarat-ül i'caz وَ بِاْلآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُ
    2-Bakara Süresi
    2-Bakara Süresi ... 201 - Yine onlardan: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardır. 202 - İşte onlar için, kazandıklarından bir nasib vardır.
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Delâil-i Haşir - Sayfa: 83


    Ve keza, yevm ve sene vesaire gibi her nevide, nev’î bir kıyamet-i mükerrere vardır.

    Ve keza, beşerdeki istidat, kıyamete bir remizdir.


    Ve keza, beşerin gayr-ı mütenahi meyil ve emelleri, kıyameti ister.

    Ve keza, Sâni-i Hakîmin rahmet hazinesinin mahall-i sarfı, ancak kıyamet ve haşirdir.

    Ve keza, sıdk ve emanetle maruf Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, sarahaten ilân ediyor.

    Ve keza, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan 1وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَارًا 2 وَمَا رَبُّكَ بِظَلاَّمٍ لِلْعَبِيدِ âyetleriyle ve bu âyetlerin emsaliyle haşrin vukuunu kat’iyetle ispat ediyor.

    İşte, tam 10’a baliğ olan şahitler, saadet-i ebediyenin anahtarı olup, o cennetin kapılarını açarlar.


    Birinci burhan: Evet, kâinat saadet-i ebediyeyi intaç etmese, akılları hayrette bırakan kâinatta görünen en bâriz, en mükemmel şu nizam, aldatıcı zayıf bir suretten ibaret kalır. Ve bütün mâneviyat ve alâkalar, rabıtalar ve nispetler hep hebâ olur. Öyleyse, o nizamın nizam olması, ancak ve ancak saadet-i ebediyeyi intaç etmekle olur. Yani, o nizamdaki mâneviyat ve nükteler, ancak âlem-i âhirette sümbüllenecektir. Yoksa, bütün mâneviyat söner, rabıtalar kesilir, nispetler darma dağınık olur, nizam da berhava olur. Halbuki o nizamda bulunan kuvvet, bütün kuvvetiyle o nizamın berhava edilmeyeceğini ilân ediyor.

    İkinci burhan: Herbir nevide, herbir fertte hikmetlere, maslahatlara riayet



    Not
    Dipnot-1 “Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.” Nuh Sûresi, 71:14.
    Dipnot-2 “Rabbin, kullara zulmedici değildir.” Fussilet Sûresi, 41:46.


    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan, benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
    Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
    baliğ: ulaşan berhava: havaya savrulma, boşa gitme
    burhan: güçlü ve sarsılmaz delil bâriz: açık, apaçık görünen
    emsal: benzerler gayr-ı mütenahi: sonsuz
    haşir: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması hebâ olma: boş ve faydasız olma
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması intaç: netice verme, doğurma
    istidat: potansiyel kabiliyet kat’iyet: kesinlik
    keza: böylece, bunun gibi kıyamet: kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları
    kıyamet-i mükerrere: tekrarlanan kıyamet, defalarca ölüp dirilme mahall-i sarf: harcama, kullanma alanı; burada rahmetin tecellî ettiği yer kastediliyor
    maruf: bilinen maslahat: fayda, yarar
    nev’i: tür, çeşit nizam: düzen
    nükte: ince ve derin mânâ, sır rabıta: bağ
    rahmet: merhamet, şefkat, acıma, esirgeme remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk sarahaten: açıkça, açık olarak
    sıdk: doğruluk vesaire: ve diğerleri
    vuku: meydana gelme, olma yevm: gün
    âlem-i âhiret: âhiret âlemi

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Delâil-i Haşir - Sayfa: 84


    eden ve inayet-i ezeliyenin timsâli olan hikmet-i tâmme, saadet-i ebediyenin gelmesini tebşir ediyor. Çünkü, aksi halde, bedahetle ikrar ve tasdik ettiğimiz şu hikmetleri ve faideleri inkâr etmemiz lâzım gelir. Çünkü, o faidelerin, o hikmetlerin, o maslahatların herbirisi zıddına inkılâp ederler. Bu hal ise safsatadır.

    Üçüncü burhan: İkinci burhanı tefsir eder. Fennin de şehadet ettiği gibi, Sâni‑i Hakîm, herşeyde en kısa yolu, en yakın ciheti, en güzel ve en hafif sureti ihtiyar etmiştir. Bu ihtiyar, kâinatta abesiyetin bulunmadığına delâlet eder. Bu ise ciddiyete delâlet eder. Ciddiyet ise, saadet-i ebediyenin gelmesiyle olur; yoksa bu varlık adem sayılır ve herşey abesiyete tehavvül eder. Halbuki abes ve israf gibi bâtıldan pâk ve münezzeh olduğunu şu 1 سُبْحَانَكَ مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلاً kelâmiyle i’lâm ve tâlim eden Zât-ı Zülcelâl, sözüne nasıl muhalefet eder?


    Dördüncü burhan: Üçüncü burhanı izah eder. Bütün fenlerin şehadetiyle, fıtratta israf yoktur. Eğer insan-ı ekber denilen âlemdeki hikmetleri idrakten âciz isen, âlem-i asgar denilen insandaki nüktelere, hikmetlere dikkat et.

    Evet, fenn-i menâfiü’l-a’zânın şerh ve beyan ettiği vecihle, insanın cisminde, herbirisi bir menfaat için takriben iki yüz küsur kemik vardır. Ve herbirisi bir faide için altı bin damar vardır. Ve hüceyrata hizmet eden yirmi dört bin mesame ve pencere vardır. O hüceyratta câzibe, dâfia, mümsike, musavvire, müvellide namıyla, herbirisi bir maslahat için beş kuvvet çalışıyor.

    Âlem-i asgar böyle olsa, insan-ı ekber ondan geri kalır mı? Ruha nisbeten ehemmiyetsiz olan ceset bu derece israftan uzak bulunsa, ne suretle cevher-i



    Not
    Dipnot-1 “(Rabbimiz) Seni bütün noksanlardan tenzih ederiz. Bunu (kâinatı ve içindeki varlıkları) boşuna yaratmadın.” Âl-i İmran Sûresi, 3:191.



    Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük, yücelik ve haşmet sahibi olan Zât, Allah
    abes: faydasız, boş abesiyet: faydasızlık, boşluk
    bedahet: apaçık olma beyan: açıklama
    burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil bâtıl: hak olmayan, gerçek dışı, boş
    cihet: yön, taraf câzibe: çekim gücü
    delâlet: işaret etme, gösterme; söz ile sözün kullanıldığı mânâ arasındaki bağlantı dâfia: itme gücü, itici güç
    fen: ilim, bilim fenn-i menâfiü’l-a’zâ: insan organlarının faydalarını konu alan ilim; anatomi
    fıtrat: yaratılış hikmet: gaye, fayda; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
    hikmet-i tâmme: tam ve mükemmel hikmet hüceyrat: hücreler
    idrak: anlama, kavrama ihtiyar: seçme, tercih etme
    ikrar: kabul etme inayet-i ezeliye: Ezelî olan Allah’ın, bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan ezelî nizamı, düzeni
    inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek insan-ı ekber: büyük insan; âlem, kâinat
    israf: savurganlık izah etmek: açıklamak
    i’lâm: bildirme kelâm: söz, ifade
    maslahat: fayda, yarar menfaat: fayda, yarar
    mesame: gözenek, delik muhalefet etme: karşı gelme, itiraz etme
    musavvire: şekil verici güç mümsike: tutan güç, tutucu güç
    münezzeh: beri, arınmış, temiz müvellide: meydana getiren, üreten güç
    nükte: ince ve derin mânâ, sır pâk: temiz
    riayet etme: gözetme, uygun hareket etme ruh: canlının hayat kaynağı, öz, cevher
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk safsata: temelsiz, asılsız, uydurma söz
    takriben: yaklaşık olarak talim: öğretme
    tasdik: onaylama tebşir: müjdeleme
    tefsir: açıklama, izah etme tehavvül: dönüşme
    timsâl: görüntü, yansıma vecih: yön, yüz
    âciz: güçsüz, zavallı âlem-i asgar: küçük âlem
    şehadet: tanıklık etme, delil olma şerh: açıklama, izah etme

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Delâil-i Haşir - Sayfa: 85


    ruhla âsârında, emellerinde, efkârında ve maneviyatında israf olur. Çünkü, saadet-i ebediye olmasa, bütün maneviyat kurur. O hakikatler, israf memleketine kaçarlar. Acaba dünya kadar kıymetli olan bir cevhere mâlik olmakla, hem daima onun zarfını ve gılâfını muhafaza ettikten sonra, o cevheri birden bire yere vurup kırmak ihtimali var mıdır? Hangi akıl kabul eder?

    Hem bir şahsın bünyesindeki kuvvet, âzâsındaki sıhhat, istidadındaki kabiliyet, o şahsın yaşayışına ve tekemmülüne delil olduğu gibi, kâinatın ruhuna kadar nüfuz eden hakikat-i sâbite ve devam ile yaşayışını imâ eden intizamındaki kuvvet-i kâmile ve tekemmülüne giden nizamındaki kemâl acaba haşr-i cismanî yoluyla saadet-i ebediyeye delil olmaz mı? Zira intizamını ihtilâlden ve bozulmaktan kurtaran, saadet-i ebediyedir. Ve tekemmüle vasıta olur. Ve o kuvveti inkişaf ettiren odur.


    Beşinci burhan: Evet, her nevi mahlûkatta bir nevi kıyametin ve bir çeşit haşrin tekrarla vukua gelmekte olduğu, büyük kıyametin vukuuna ve geleceğine işarettir. Buna bir misal:

    Evet, haftalık saate bak. O saatte saniyeleri, dakikaları, saatleri, günleri sayan ibrelerden ve millerden saniyeleri sayan ibre, dakikaları sayan ibrenin hareketini ihbar ediyor. Dakikaları sayan ibre, saatleri sayan ibrenin hareketini ilân ediyor. Saatleri sayan ibre de, günleri gösteren ibrenin hareketini husule getiriyor ve i’lâm ediyor. İşte, birincinin hareketinin tamam olması, ikincisinin de hareketinin tamam olacağına ve ikincinin tamam-ı hareket etmesi, üçüncünün de itmam‑ı hareket edeceğine işarettir.

    Kezalik, Sâni-i Hakîmin kâinat denilen büyük bir saati vardır. Bu saatin milleri, feleklerin çeşit çeşit deveranından ibarettir. İşte bu deveranlar günleri, seneleri, ömr-ü beşeri, dünyanın beka müddetini gösteriyorlar. Binaenaleyh, her geceden sonra sabahın, her kıştan sonra baharın gelmesi gibi, haşrin sabahı, o büyük saatten doğacağına delil ve işarettir.




    Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah beka müddeti: kalma müddeti, süresi
    binaenaleyh: bundan dolayı, bunun üzerine burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil
    cevher: değerli şey, öz cevher-i ruh: ruh cevheri; şuurlu olan çevresini görüp gösteren nurlu varlık
    delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey deveran: dönme
    efkâr: fikirler felek: gök cisminin yörüngesi
    gılâf: kap, kılıf hakikat: gerçek
    hakikat-i sabite: sabit ve değişmez gerçek haşr: öldükten sonra tekrar diriltilip toplanma
    haşr-i cismanî: insanların öldükten sonra âhirette bedenle birlikte yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması husule getirmek: meydana getirmek, oluşturmak
    ihbar etme: bildirme, haber verme ihtilâl: karışma, bozulma
    inkişaf: geliştirme intizam: düzenli olma; düzenlilik
    israf: savurganlık istidat: kabiliyet
    itmam-ı hareket: hareketi tamamlamak, bitirmek i’lâm: bildirme
    kemâl: mükemmellik, olgunluk, kıvam kezalik: böylece, bunun gibi
    kuvvet-i kâmile: mükemmel güç, kıvam ve zirvesinde olan güç kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması, kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin diriltilip ayağa kalkmaları
    mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar muhafaza: koruma
    mâlik: sahip nevi: tür, çeşit
    nizam: düzen saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    tamam-ı hareket: hareketin tamam olması tekemmül: olgunlaşma, mükemmelleşme
    vukua gelme: meydana gelme zarf: kılıf
    âsâr: eserler âzâ: organlar
    îma: gizli ve ince bir mânâyı işaret etme, gösterme ömr-ü beşer: insan ömü

    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Delâil-i Haşir - Sayfa: 86


    Sual: Kâinatta görünen şu nev’î kıyametlerde eşya ayniyle iade edilmiyor. Halbuki büyük kıyamette neden ecsam ayniyle iade edilir?

    Elcevap: İnsanın bir ferdi, başka mahlûkatın bir nev’i gibidir. Zira insandaki o nur-u fikir, emellerine, ruhuna öyle bir inkişaf, öyle bir inbisat vermiştir ki, bütün zamanları yutsa doymaz. Zira ondaki o yüksek fikir, insanın mahiyetini ulvî, kıymetini umumî, nazarını küllî, kemâlini gayr-ı mahsur, lezzet ve elemini daimî kılmıştır. Başka nevilerin fertleri ise böyle değildir. Onların mahiyetleri cüz’î, kıymetleri şahsî, nazarları mahdut, kemâlleri mahsur, lezzet ve elemleri ânidir. Bundan anlaşılıyor ki, insanın bir ferdi, sair mahlûkatın bir nev’i hükmündedir. Binaenaleyh, o nevilerde görünen şu kıyametlerin ve haşir ve neşirlerin keyfiyetleri nasıl ise, efrad-ı insaniye de öyledir.


    Altıncı burhan: Saadet-i ebediyeye işaret eden burhanlardan biri de, insandaki gayr-ı mütenahi istidatlardır.

    Evet, Cenâb-ı Hak tarafından mükerrem kılınan insanın cevher-i ruhunda ekilen ve rakamlara sığmayan istidatlar var.

    Bu istidatların altında, hesaba gelmeyen kabiliyetler var.

    Ve bunlardan neş’et eden, hadde gelmeyen meyiller var.

    Ve bunlardan husûle gelen gayr-ı mütenâhî efkâr ve tasavvurat var.

    İşte bunların herbirisi haşr-i cismanînin arkasındaki saadet-i ebediyeye, şehadet parmaklarını uzatarak gösteriyorlar.

    Yedinci burhan: Evet, Rahmân ve Rahîm olan Sâni-i Hakîmin rahmeti, rahmetlerin en büyüğü olan saadet-i ebediyenin geleceğini tebşir ediyor. Zira rahmet, ancak saadet-i ebediye ile rahmet olur. Ve nimet, ancak o saadetle nimet olur.

    Evet, bütün nimetleri nıkmetlere çeviren ebedî ayrılmaktan doğan ve umumî mâtemlerden yükselen o belâlardan kâinatı, bilhassa şuurlu olan mahlûkatı kurtaran şey,



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Rahmân: yarattıklarını şefkatle esirgeyip koruyan ve rızıklandıran sonsuz rahmet sahibi Allah
    Rahîm: merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah
    binaenaleyh: bundan dolayı burhan: güçlü ve sarsılmaz kesin delil
    cevher-i ruh: canlı, şuurlu olan ve çevresini görüp gösteren nurlu varlık cüz’î: ferdî, ferdle sınırlı
    ebedî: sonu olmayan sonsuz ecsam: cisimler, bedenler
    efkâr: fikirler efrad-ı insaniye: insan fertleri, insanlar
    gayr-ı mahsur: sınırsız gayr-ı mütenahi: sonsuz
    haşir ve neşir: varlıkların yeniden dirilip toplanmaları ve yayılmaları; kışın ölenlerin baharda dirilip yayılmaları gibi haşr-i cismanî: insanların öldükten sonra âhirette bedenle birlikte yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması
    husule gelmek: ortaya çıkmak, meydana gelmek iade edilme: aynıyla yapılma
    inbisat: açılma, açılım, genişleme inkişaf: geliştirme
    istidat: kabiliyet kemâl: mükemmellik, kusursuzluk
    keyfiyet: nitelik, nasıllık kâinat: yaratılmış her şey, evren
    küllî: geniş, kapsamlı kıyamet: varlıkların bozulup dağılmaları, ölümünden sonra tekrar dirilip ayağa kalkmaları
    mahdut: sınırlı mahiyet: asıl, gerçek esas
    mahlûkat: yaratıklar mahsur: ferde özel, belli bir alanla sınırlanmış
    matem: yas mükerrem: şerefli; ikram ve lûtfa mazhar
    nazar: bakış, görüş nev’î: tür, çeşit
    neş'et etmek: meydana gelmek, doğmak nur-u fikir: düşünce ışığı, aydınlığı
    nıkmet: azap, ceza rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet
    ruh: şuurlu olan ve çevresini görüp gösteren nurlu varlık, cevher saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    sair: diğer, başka tasavvurat: düşünceler, tasavvurlar
    tebşir: müjdeleme tevellüd: doğmak
    ulvî: yüksek, yüce umumî: genel, kapsamlı

    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Delâil-i Haşir - Sayfa: 87


    saadet-i ebediyenin gelmesidir. Çünkü bütün nimetlerin, rahatların, lezzetlerin ruhu olan saadet-i ebediye gelmezse, umum kâinatın şehadetiyle sabit olan ve güneş gibi parlayan rahmet ve şefkat-i İlâhiyenin bedahetine karşı mükâbere ile inkâr lâzım gelir.

    Ey Habib-i Şefik ve ey Şefik-i Habib! Ey Said-i Mecid ve ey Mecid-i Said! Rahmet-i İlâhiyenin en lâtifi, en zarifi, en lezizi olan muhabbet ve şefkatine bakınız. O muhabbet ve şefkati, firak-ı ebedî ve hicran-ı lâyezalî ile karşıladığınız takdirde, vicdan, hayal ve ruh ne hale gireceklerdir? O muhabbet ve o şefkat en büyük, en tatlı bir nimet iken, en azîm bir musibete, bir belâya inkılâb eder.


    Acaba göz önünde bilbedahe görünen rahmet-i İlâhiye, firak-ı ebedînin muhabbet ve şefkat aleyhine hücum etmesine müsaade eder mi? لاَ وَاللهِ Vallahi hayır!

    Ancak o rahmetin şe’nindendir ki, firak-ı ebedîyi hicran-ı lâyezalîye, hicran-ı lâyezalîyi firak-ı ebedîye ve adem-i mutlakı da her ikisine musallat eder ki, o firakların, o hicranların kökleri ortadan kalksın.

    Sekizinci burhan: Bütün âlemce her hususta sıdkı ve doğruluğu malûm ve müsellem olan Hazret-i Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, parmağıyla kameri şak ettiği gibi, lisanıyla da saadet-i ebediyenin kapılarını açmıştır. Ve bütün enbiya-yı izâmın bu hakikat üzerine icmaları, bir hüccet-i katıadır.

    Dokuzuncu burhan: On üç asırdan beri yedi vecihle1 i’câzı tasdik edilen Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanın haşir hakkındaki beyanatı, saadet-i ebediyenin geleceğine kâfi bir delil değil midir? Başka bir delile ihtiyaç var mıdır?



    Not
    Dipnot-1 Bu vecihler Yirmi Beşinci Sözde daha geniş açıklanmıştır.



    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Habib-i Şefik: şefkatli Habib
    Hazret-i Muhammed-i Arabî: Arap olan anne ve babadan dünyaya gelmiş Hz. Muhammed (a.s.m.) Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: ifade ve açıklamalarıyla mu’cize olan, benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân
    Mecid-i Said: (bk. bilgiler – Abdülmecid Nursî) Said-i Mecid: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)
    adem-i mutlak: nisbî olmayan kesin yokluk (varlığın mutlak mânâda zıttı) azîm: büyük
    bedahet: delile muhtaç olmama, apaçık olma beyanat: açıklamalar
    bilbedahe: açıkça, apaçık burhan: sarsılmaz kesin delil
    delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey enbiya-yı izâm: büyük pemgamberler; Âdem (a.s.), Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), Mûsâ (a.s.),Îsâ (a.s.), ve Hz. Muhammed (a.s.m.)
    firak: ayrılık firak-ı ebedî: sonsuz ayrılık
    haşir: insanın öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanması hicran: ayrılık yarası, acısı
    hicrân-ı lâyezâlî: yok olmayan sonsuz ayrılık acısı hüccet-i katıa: kesin delil
    icma: görüş birliği inkâr: kabul etmeme
    inkılâb etmek: dönüşmek i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük
    kamer: ay kâinat: yaratılmış her şey, evren
    lisan: dil lâtif: ince, hoş, güzel
    malûm: bilinen muhabbet: sevgi
    musallat etme: iliştirme, belâ etme mükâbere: büyüklük taslayarak doğruyu kabul etmeme, göz göre göre inkâr etme
    müsellem: herkes tarafından kabul edilen rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet
    rahmet-i İlâhiye: Allah’ın sonsuz rahmeti, şefkat ve merhameti saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    sıdk: doğruluk tasdik etmek: doğruluğunu kabul etmek, onaylamak
    vecih: şekil, tarz vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası
    zarif: ince, nazik Şefik-i Habib: sevgili Şefik
    şak etmek: ikiye ayırmak şefkat: acıma, merhamet
    şefkat-i İlâhiye: Allah’ın sonsuz merhameti ve esirgemesi şehadet: tanıklık etme
    şe’n: özellik, nitelik

    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Delâil-i Haşir - Sayfa: 88


    Onuncu burhan: Bu burhan, binlerce burhanları müçtemidir. Bu burhanları, çok âyetler tazammun etmişlerdir.

    Evet, Kur’ân-ı Kerim, çok âyetlerinden haşre nâzır pencereler açmıştır.

    Ezcümle, 1 وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَارًا âyetiyle, saadet-i ebediyeye yol açan bir kıyas-ı temsilîye işaret etmiştir.

    Kezâlik, 2 وَمَا رَبُّكَ بِظَلاَّمٍ لِلْعَبِيدِ âyet-i kerimesiyle, o saadeti gösteren bir kıyas-ı adlîye işaret etmiştir.

    Birinci âyetle işaret edilen kıyas-ı temsilî: Evvelâ insanın vücuduna bak. Nasıl tavırdan tavıra, yani nutfeden alakaya, alakadan mudgaya, mudgadan et ve kemiğe, et ve kemikten insan suretine bir kast, bir irade ve bir ihtiyar altında mahsus kanunlarla, muayyen nizamlarla, muntazam hareketlerle intikal ettiğini ve kalıptan kalıba girip çıktığını gör.

    Sonra insanın bekàsına dikkat et. İnsan, bu vücut libasını her sene değiştirir. Bu vücut değişmesi, bedendeki hüceyratın yıkılıp yapılmasıyla olur. Bu tamirat da, bütün âzânın erzak mahzeni hükmünde olan Cenâb-ı Hakkın bir kanun-u mahsusla ihzar ettiği o madde-i lâtifeden alınan ecza ile yapılır.

    Sonra o madde-i lâtifenin ahvaline bak. Nasıl âzânın ihtiyaçlarına göre muayyen bir kanunla taksim edilir ve bedenin her tarafına mahsus bir nizamla muntazaman dağıtılır.

    Yine şâyân-ı dikkattir ki, o madde-i lâtife, dört matbahta pişirildikten sonra ve dört inkılâptan geçtikten sonra ve dört süzgeçten tasfiye edildikten sonra rızık olarak taksim edilir.

    Hem yine şâyân-ı dikkattir ki, o madde-i lâtife, yemeklerin ruhu ve hülâsasıdır. O yemekler âlem-i anasırda dağınık menbalardan muntazam bir düstur ile, mahsus bir nizam ile cem’ ve tahsil edilirler.


    Not
    Dipnot-1 “Oysa, sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.” Nuh Sûresi, 71:14.
    Dipnot-2 “Rabbin, kullara zulmedici değildir.” Fussilet Sûresi, 41:46.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah ahval: haller, durumlar
    alaka: zigot; döllenmiş hücre bekà: kalıcılık, süreklilik
    burhan: sarsılmaz kesin delil cem’ ve tahsil edilme: toplanma ve meydana gelme
    ecza: parçalar, kısımlar erzak: rızıklar; Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecek ve içecekler
    haşir: insanın öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanması hüceyrat: hücrecikler
    hülâsa: esas, öz ihtiyar: irade, istek, tercih
    ihzar: hazırlama, getirme inkılâp: değişim, dönüşüm
    intikal etmek: hareket etmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek kanun-u mahsus: özel kanun
    kezâlik: böylece, bunun gibi kıyas-ı adlî: adaletle ilgili kıyas; Allah’ın kâinata koymuş olduğu adalet ve düzeni göstererek âhiretin varlığına ulaşma
    kıyas-ı temsilî: kıyaslamaya dayanan benzetme, analoji libas: elbise
    madde-i lâtife: lâtif, ince madde mahzen: depo
    matbah: mutfak menba: kaynak
    muayyen: belirli mudga: et parçası; embriyo; döllenmiş hücrenin, bütün organlar oluşuncaya kadar geçirdiği dönem
    muntazam: düzenli muntazaman: düzenil olarak
    müçtemi: toplamış nizam: düzen, sistem
    nutfe: meni; erkek üreme hücresi nâzır: bakan, yönelik
    rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecek ve içecekler saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk
    tasfiye edilme: süzülme, temizlenme tazammun etmek: içine almak, kapsamak
    âlem-i anasır: unsurlar âlemi; elementler, atomlar dünyası âzâ: organlar
    şâyân-ı dikkat: dikkate değer, ilginç

    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Delâil-i Haşir - Sayfa: 89


    İşte bütün bu nizamlar, bu kanunlar, bu intizamlar, hep bir kast, bir irade, bir hikmetten çıkıyor. Evet, meselâ Habib’in gözünde yerleşen bir zerrenin, unsur-u havadan veya unsur-u türabdan o garip, acip tavırlarda, inkılâplarda yaptığı muntazam hareketinden anlaşılır ki, o zerre, toprakta iken Habib’in gözüne tayin edilmiş ve bir memur gibi mahall-i memuriyetine muntazaman i’zam kılınmıştır (yükseltilmiştir).

    Evet, fennî bir nazarla dikkat edilirse anlaşılır ki, o zerrenin hareketi, körü körüne, tesadüf eseri değildir. Çünkü o zerre, hangi mertebeye girerse, o mertebenin nizamına tâbi olur. Ve hangi bir tavra intikal etmişse, onun muayyen kanunuyla amel etmiştir. Ve hangi bir tabakaya misafir gitmişse, muntazam bir hareketle sevk edilmiştir.


    Hülâsa, neş’e-i ûlâya dikkat edenin, neş’e-i uhrâ hakkında tereddüdü kalmaz. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın emrettiği gibi, “Neş’e-i ûlâyı gören adam, neş’e-i uhrâyı inkâr edebilir mi?” Çünkü ikinci teşekkül, yani ikinci yapılış, birinci teşekkülden daha kolaydır. Bunu yapan, onu daha kolay yapar.

    Meselâ, bir fırka askerin ilk teşekkülünde, efradın birbiriyle ünsiyetleri, muarefeleri olmadığından ve talim ve terbiye görmemeleri yüzünden yontulmamış taşlar gibi olduklarından, o efrad, o fırkanın bünyesinde yerleştirilinceye kadar çok zahmetler vardır. Fakat ba’de’t-teşekkül terhis edilip de bir daha taht-ı silâha dâvet edildiği zaman, pek kolay içtima eder ve fırkayı teşkil ederler. Bu teşekkül, evvelki teşekkülden daha kolay olur.

    Kezalik, birbiriyle ülfet peyda eden ve herbirisi yerini tanıyan ve bir derece yontulmuş taşlar gibi kesb-i letafet eden bedenin zerratı, ölümle dağıldıktan sonra, haşirde, Hâlıkın izniyle, İsrafil’in borusuyla o zerrat-ı asliye ve esasiye içtimaa dâvet edildikleri zaman, pek kolay içtima ederler ve beden-i insanîyi yine eskisi gibi teşkil ederler. Maahâzâ, kudret-i ezeliyeye nisbeten en büyük, en küçük gibidir; hiçbir şey o kudrete ağır gelemez.



    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Habib: (bk. bilgiler – Molla Habip)
    Hâlık: herşeyin yaratıcısı olan Allah acip: şaşırtıcı
    amel etmek: uymak, yerine getirmek ba’de’t-teşekkül: yapıldıktan sonra, oluşum sonrası
    beden-i insanî: insanın bedeni efrad: fertler, bireyler
    fennî bir nazar: ilmî, bilimsel bir bakış fırka: tümen
    garip: tuhaf haşir: insanın öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanması
    hikmet: Cenâb-ı Hakkın her şeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı hülâsa: kısaca, özetle
    inkılâp: dönüşüm intikal etmek: geçmek, göçmek
    intizam: düzenlilik, disiplin içtima: toplanma
    içtimaa davet edilmek: toplanmak için çağrılmak kesb-i letafet: incelik, nuraniyet kazanma
    kezalik: böylece, bunun gibi kudret: güç, iktidar
    kudret-i ezeliye: ezelden beri var olan Allah’ın ezelî kudreti, güç ve iktidarı maahâza: bununla beraber, böyle olmakla birlikte
    mahall-i memuriyet: görev yeri muarefe: tanışma
    muayyen: belirli muntazam: düzenli
    muntazaman: düzenli olarak neş’e-i ûlâ: insanın ilk yaratılışı
    neş’e-yi uhrâ: öldükten sonra âhirette ikinci kez yaratılış nizam: düzen, sistem
    sevk edilme: gönderilme, yönlendirilme taht-ı silâh: silâh altı
    talim ve terbiye: eğitim ve öğretim tayin edilme: görevlendirilme
    teşekkül: yapılış, oluşum tâbi olma: uyma
    unsur-u hava: hava unsuru, maddesi unsur-u türab: toprak unsuru
    zerrat-ı asliye ve esasiye: asıl ve temel zerreler, hücreler, atomlar zerre: atom, hücre
    ülfet peyda etme: alışkanlık, yakınlık kazanma ünsiyet: yakınlaşma, alışma
    İsrafil: (bk. bilgiler)

    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Delâil-i Haşir - Sayfa: 90


    Arkadaş! Zâhire nazaran, haşirde, ecza-yı asliye ile ecza-yı zâide birlikte iade edilir. Evet, cünüp iken tırnakların, saçların kesilmesi mekruh ve bedenden ayrılan herbir cüz’ün bir yere gömülmesi sünnet1 olduğu, ona işarettir. Fakat tahkike göre, nebatatın tohumları gibi “acbü’z-zeneb” tabir edilen bir kısım zerreler, insanın tohumu hükmünde olup, haşirde o zerreler üzerine beden-i insanî neşv ü nema ile teşekkül eder.2

    İkinci âyetle işaret edilen delil-i adlî ise: Evet, görüyoruz ki, alelekser, gaddar, fâcir zâlimler lezzetler, nimetler içinde pek rahat yaşıyorlar. Yine görüyoruz ki, mâsum, mütedeyyin, fakir mazlumlar zahmetler, zilletler, tahkirler, tahakkümler altında can veriyorlar. Sonra ölüm gelir, ikisini de götürür. Bu vaziyetten bir zulüm kokusu gelir. Halbuki kâinatın şehadetiyle, adalet ve hikmet-i İlâhiye zulümden pâk ve münezzehtirler. Öyleyse, adalet-i İlâhiyenin tam mânâsıyla tecellî etmesi için haşre ve mahkeme-i kübraya lüzum vardır ki, biri cezasını, diğeri mükâfatını görsün.



    وَبِاْلاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ 3


    Bu cümledeki kelimelerin arasında bulunan nazm ve nizam:


    1. Bu cümlenin mâkabliyle bağlanmasını ifade eden وَ bu rükn-ü imaniyenin burada sarahaten zikredilmesi için, âmm olarak zikredilen evvelki cümleden bu cümlenin tahsis lüzumuna binaen atıf yapılmıştır.


    Not
    Dipnot-1 “Siz, kan, saç ve tırnaklarınızı toprağa gömünüz ki, büyücüler onlarla sihir yapmasınlar.” Müsnedü’l-Firdevs, 1:102; Fethü’l-Kebîr, 2:375; Kenzü’l-Ummal, 17245; Cem’u’l-Cevâmi’, no: 885.
    Dipnot-2 “İnsanda bir kemik (kemikte bir hücre) hariç, hepsi çürür. Bu çürümeyen, acbü'z-zeneb denilen kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyamet günü yeniden yaratılış bundan terkip edilecektir.” Buhari, Tefsir: 39:3, 78:1; Müslim, Fiten: 141; Muvatta, Cenaiz: 48; Ebu Davud, Sünnet: 24; Nesai, Cenaiz: 117e; Müsned, 2:322, 428, 499, 3:28.
    Dipnot-3 Onlar âhirete de kesin olarak inanırlar. Bakara Sûresi, 2:4.


    acbü’z-zeneb: insanın tekrar yaratılışında çekirdek görevini görecek olan hücre; bir tür genetik şifre adalet: hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma
    adâlet-i İlâhîye: Allah’ın adaleti alelekser: çoğunlukla, genellikle
    beden-i insanî: insan bedeni cüz’: parça, kısım
    delil-i adlî: adaletle ilgili delil; Allah’ın kâinata koymuş olduğu adalet ve düzeni gösteren delil ecza-yı asliye: asıl parçalar; vücuttaki el, ayak, göz gibi
    ecza-yı zâide: asıl olmayan parçalar; bedendeki tırnak ve saç gibi fâcir: günahkâr
    gaddar: acımasız, çok zulmeden haşir: insanın öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanması
    hikmet-i ilâhiye: Allah’ın her şeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması mahkeme-i kübrâ: öldükten sonra âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme
    mekruh: dinen kesin bir şekilde haram edilmeyen, ancak yapılması da hoş görülmeyen şey mâkabli: öncesi, önceki
    münezzeh: temiz, beri, arınmış mütedeyyin: dindar
    nazaran: bakışla, bakmakla, -göre nazm: dizme, tertip edip düzenleme; Kur'ân-ı Kerîmin Allah Teâlâ tarafından dizilen mübârek sözleri, ifadeleri
    nebatat: bitkiler neşv ü nema: büyüyüp gelişme
    nizam: düzen, sistem rükn-ü imaniye: imana dair rükün, esas, şart
    sarahaten: açıkça, açık olarak sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
    tahakküm: baskı tahkir: aşağılama
    tahsis: hâs kılma, özelleştirme; genel bir mânâ ve hüküm ifade eden bir sözü, belirli bir hükme mahsus kılma, belirli bir mânâda kullanma tecellî etme: ortaya çıkma, yansıma
    teşekkül etme: oluşma, yapılma zerre: atom, hücre
    zillet: alçalma, aşağılanma zâhir: dış görünüş
    zâlim: zulmeden, haksızlık eden âmm: genel; sayısız şeyleri içine alan, aynı cinsten bir çok fertlere birden delâlet eden lâfız; cemaat, kavm lâfızları gibi
    şehadet: tanıklık وَ: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Delâil-i Haşir - Sayfa: 91


    2. Takdimiyle hasrı ifade eden بِاْلاٰخِرَةِ 1 kelimesi, bazı ehl-i kitabın iman ettikleri âhiret, hakikî bir âhiret olmadığına târizdir. Çünkü, onların 2 لَنْ تَمَسَّنَا النًّارُ اِلاَّۤ اَيَّامًا مَعْدُودَةً âyet-i kerimesinin hikâye ettiği gibi, “Cehennem ateşi, bizi daima yakacak değil ya! Ancak birkaç gün yakacaktır” gibi sözleriyle ve bir cihette lezaiz-i cismaniyeyi nefiy ve inkâr ettiklerinden anlaşıldığına göre, bildikleri âhiret, mecazî bir âhiret imiş.

    3. Malûm ve mâhut olan şeye işaret için vaz edilen اَلْ edatı, bütün kütüb-ü semâviyenin lisanlarında deveran eden mâhut âhirete işarettir. Veyahut mezkûr delâil-i fıtriye ile akılların gözleri önünde hazır olan ve âhiret ile anılan hakikate işarettir.

    4. Mukadder bulunan neş’enin sıfatına âhiret tabiri, zihinleri neş’e-i ûlâya çevirip, ondan neş’e-i uhrâya bil’intikal, imkân yolunu göstermek için ihtiyar edilmiştir.

    5. Yakîn ile beraber tasdiki birlikte ifade eden يُؤْمِنُونَ 3 kelimesine bedel يُوقِنُونَ 4 tabiri, haşir meselesi şek ve şüphelere bir mahşer ve bir mecma’ olduğu için, tasdikten fazla îkan ve yakîn daha ehemmiyetli olduğuna işarettir. Veya ehl-i kitabın iddia ettikleri iman, yakînden hâli olduğundan, onların imanı, iman olmadığına işarettir.




    Not
    Dipnot-1 Âhirete.
    Dipnot-2 “Sayılı birkaç gün müstesna ateş bize dokunmayacaktır.” Bakara Sûresi, 2:80.
    Dipnot-3 İnanırlar.
    Dipnot-4 Kesin olarak inanırlar.


    bil’intikal: geçerek, geçmekle delâil-i fıtriye: yaratılıştaki deliller
    deveran: dönme, dolaşma ehl-i kitap: semavî kitaba inanan Hıristiyan ve Yahudiler
    hakikat: gerçek, esas hasr: sınırlandırma, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye, veya bir şahsa verilmesi
    haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma hâli: beri, uzak
    ihtiyar edilme: tercih edilme, seçilme imkân: olabilirlik; varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan
    inkâr: reddetme, kabul etmeme kütüb-ü semâviye: vahye dayanan mukaddes kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ân-ı Kerîm
    lezaiz-i cismaniye: vücudun hissettiği zevk ve lezzetler lisan: dil
    mahşer: toplanma yeri malûm: bilinen
    mecazî: gerçek olmayan, kendi mânâsı dışında başka bir mânâyı gösteren mecma’: toplanma yeri
    mezkûr: zikredilen mukadder: gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen mânâ; Kur’ân’da geçen “De ki” ifadelerinin altında “Ey Muhammed kullarıma de ki” mânâsının bulunması gibi
    mâhut: belirli, muayyen nefiy: inkâr etme, uzak tutma
    neş’e: yaratılış, doğma neş’e-i ûlâ: ilk yaratılış
    neş’e-yi uhrâ: öldükten sonra âhirette ikinci kez yaratılış tabir: ifade, söz
    takdim: öne alma, öne geçirme tasdik: kabul etme, doğrulama, onaylama
    târiz: dokundurma, iğneleme, taşlama; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye “İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır.” diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi vaz edilme: konulma
    yakîn: şüphe edilmeyecek derecede kesinlik âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
    âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın her bir cümlesi îkan: bir şeyi şüphe edilmeyecek derecede bilme
    şek: şüphe اَلْ: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •