8 sonuçtan 1 ile 8 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Bakara Sûresi - İman-ı Bilahiret


    ﴿وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَاۤ اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَاۤ اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِاْلاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ 1

    Kur’ân-ı Kerim, bu âyet gibi çok âyetlerde terkiplerin, kelâmların muhtemel bulundukları ihtimallerden, vecihlerden bir ihtimalini veya bir vechini bir emare ile tayin etmemekle, nazm-ı kelâmı, mürsel ve mutlak bırakmıştır. Bu da i’câzı intaç eden îcâza menşe olarak lâtif bir sırdır. Şöyle ki:

    Belâgat, muktezâ-yı hale mutabakattan ibarettir. Kur’ân’ın muhatapları, muhtelif asırlarda mütefavit tabakalardır. Bu tabakalara mürâaten, muhavere ve mükâlemeyi o asırlara teşmil etmek üzere, çok yerlerde tâmim için hazf yapıyor, çok yerlerde nazm-ı kelâmı mutlak bırakıyor ki, ehl-i belâgat ve ulûm-u Arabiyece güzel görünen vecihler, ihtimaller çoğalsın ki, her asırda her tabaka, fehimlerine göre hissesini alsın.

    Bu âyeti mâkabliyle nazm ve rapteden münasebet:

    Kur’ân-ı Kerim, evvelki âyetle tâmim yaptıktan sonra, bu âyetle tahsis yapmıştır. Evet, bu âyet, ehl-i kitaptan iman edenleri tahsisle şereflerini ilân; ve imana gelmeyenleri imana teşvik ediyor. Abdullah ibn-i Selâm ele alınarak diğerlerinin Abdullah ibn-i Selâm gibi olmaları için yapılan teşvik gibi.


    Ve keza, Kur’ân-ı Kerimin bütün ümmetlere ve risalet-i Muhammediyenin bütün milletlere şâmil olduklarını tasrih etmek üzere, her iki اَلَّذِينَ 2 ile مُتَّقِينَ 3 ’nin her iki kısmına tansis edilmiştir.



    Not
    Dipnot-1 “Onlar sana indirilen Kur’ân’a da, senden önceki peygamberlere indirilen kitaplara da inanırlar. Onlar, âhirete de kesin olarak iman etmiş kimselerdir.” Bakara Sûresi, 2:4.
    Dipnot-2 Öyle ki (bk. n-ḥ-v: İsm-i mevsûl).
    Dipnot-3 Allah'tan korkanlar; takvâ sahipleri.



    Abdullah İbni Selâm: (bk. bilgiler) belâgat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
    ehl-i belâğat: belâgat âlimleri, edebiyatçılar, söz ve ifade uzmanları ehl-i kitap: Allah’ın gönderdiği kitaplara inanan Hıristiyan ve Yahudiler
    emare: işaret, alâmet fehim: anlayış, idrak
    hazf yapmak: bir sözü zikretmemek, düşürmek, kaldırmak intaç etme: netice verme, sonucunu doğurma
    i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük kelâm: söz, ifade
    keza: böylece, bunun gibi lâtif: ince, güzel, hoş
    menşe: kaynak muhavere: karşısına alarak konuşma
    muhtelif: farklı, değişik muhâtab: hitap edilen, kendisine karşı konuşulan
    muktezâ-yı hale mutabakat: hâlin icabına ve gereğine uygunluk mutlak: kayıtsız, sınırsız; teklik, çokluk veya nitelik gibi şeylere bakılmaksızın kullanıldığı mânâya delâlet eden lâfız; kitap kelimesi gibi
    mâkabli: birşeyin öncesi mükâleme: karışılıklı konuşma
    mürsel: bir hükümle sınırlandırılmamış, kayıt altına alınmamış mürâaten: riayet ederek, gözeterek
    mütefavit: farklı nazm: diziliş, tertip; Allah Teâlâ tarafından dizilen, Kur'ân-ı Kerîmin mübârek ifadeleri
    nazm-ı kelâm: söz ve ifadenin tertip ve dizilişi raptetmek: bağlamak
    risalet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği tahsis: hâs kılma, özelleştirme; genel bir mânâ ve hüküm ifade eden bir sözü, belirli bir hükme mahsus kılma, belirli bir mânâda kullanma
    tansis: nas, delil getirmek, delili yerleştirmek; en açık mânâyı, en kesin ifade ile delile dayandırarak söz etmek tasrih etmek: açıklamak, açıkça bildirmek
    terkip: birkaç kelimeden oluşan ifade, birleşim, birleşik söz teşmil etmek: kapsamına almak, genelleştirmek
    tâmim: umumileştirme, genelleme; bir hükmü aynı cinsin bütün fertlerine verme ulûm-u Arabiye: Arap dili ve edebiyatına ilişkin ilimler; belâgat ilmi gibi
    vecih: yön, yüz îcâz: sözü kısaltmak; maksadı açık ve net bir şekilde ifade etmek suretiyle, az sözle çok mânâları ifade etme
    şâmil olmak: kapsamak, içine almak


    Benzer Konular
    Bakara Suresi'nden
    Bakara Suresi'nden https://www.youtube.com/watch?v=Q3Ry6kDrF_k
    Bakara Sûresi: 23.24. Âyet
    Bakara Sûresi: 23.24. Âyet ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓِﻰ ﺭَﻳْﺐٍ Eğer sizler bunun içindekilerden şüphe edi
    Bakara Sûresi - İman-ı Bilgayb
    Bakara Sûresi - İman-ı Bilgayb ﴿ اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْ
    2-Bakara Süresi
    2-Bakara Süresi ... 201 - Yine onlardan: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardır. 202 - İşte onlar için, kazandıklarından bir nasib vardır.
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - İman-ı Bilahiret - Sayfa: 76


    Ve keza, يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ 1 sadefinde bulunan imanın rükünlerini beyan etmek için, icmalden sonra tafsile geçmiştir. Çünkü bu âyet; kitaplara, kıyamete sarahaten; rusül ve melâikeye zımnen delâlet eder.

    Kur’ân-ı Azimüşşan burada 2 وَالْمُؤْمِنُونَ بِالْقُرْاٰنِ gibi îcazlı ifadeleri terk edip, وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَ ا اُنْزِلَ اِلَيْكَ 3 ile itnabı ihtiyar etmiştir. Şu itnab, bu makamı yüksek nükte ve letâifle tezyin etmek için ihtiyar edilmiştir.

    1. Esmâ-i mevsûle ve müphemeden bulunan اَلَّذِينَ burada hükmün medârı ve maksadın esası, iman sıfatı olduğuna ve mevsûfu ile sâir sıfatları iman sıfatına tâbi ve altında görünmez bir durumda olduklarına işarettir.


    2. Yalnız bir zamanda sübutu ifade eden مُؤْمِنُونَ 4 kelimesine bedel, fiil sigasıyla يُؤْمِنُونَ 5 tabiri, nüzul ve zuhur tekerrür ettikçe imanın teceddüt ettiğine işarettir.

    3. İphamı ifade eden مَا iman-ı icmâlînin kâfi geldiğine ve imanın, hadîs gibi bâtınî ve Kur’ân gibi zâhirî vahiylere şâmil olduğuna işarettir.


    Not
    Dipnot-1 “Gayba inanırlar.” Bakara Sûresi, 2:3.
    Dipnot-2 Kur’ân’a iman edenler.
    Dipnot-3 “Onlar sana indirilen Kur’ân’a inanırlar.” Bakara Sûresi, 2:4.
    Dipnot-4 Mü'minler, Allah'a inananlar.
    Dipnot-5 İnanırlar.


    Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân beyan etmek: açıklamak
    bâtınî: görünmeyen, içe ait delâlet: işaret etme, gösterme; söz ile kullanılmış olduğu mânâ arasındaki bağlantı
    esmâ-i mevsûle ve müpheme: gr. ism-i mevsuller; mânâsı kapalı isimler; mânâsı kendisinden sonra gelen cümle ile açıklanan ve bir ismi başka bir cümleye bağlayan kelimedir. hadîs: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
    icmal: özetleme, kısaca ifade etme ihtiyar edilme: seçilme, tercih edilme
    iman-ı icmâlî: icmâl-i iman; Resûl-i Ekrem‘in (a.s.m.) tebliğ ettiği detaya girmeden genel olarak inanma ipham: kapalılık, belirsizlik
    itnab: sözü uzatma; yeni bir fayda için, maksadı alışılmamış şekilde uzun bir söz ile ifade etmek keza: böylece, bunun gibi
    kâfi: yeterli kıyamet: kâinatın ölümünden sonra, âhirette bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları
    letâif: lâtifeler, incelikler, güzellikler medâr: kaynak, sebep, dayanak
    melâike: melekler mevsûf: nitelenen; imanla nitelenen mü’min kimseler
    nükte: ince ve derin mânâlı söz nüzul: inme, iniş
    rusül: peygaberler, nebiler rükün: esas, şart
    sadef: sedef; inci kabuğu sarahaten: açıkça, açık bir şekilde
    siga: gr. kip, kalıp sâir: diğer, başka
    sübut: sabit, kesinlik sıfat: özellik, nitelik
    tafsil: ayrıntı, detaylı açıklama teceddüt: yenilenme, tazelenme
    tekerrür etmek: tekrarlanmak tezyin etmek: süslemek
    tâbi: bir şeye bağlı, uyan vahiy: Cenâb-ı Hak tarafından Cebrail (a.s.) vasıtası ile peygamberlere bildirilen emir ve yasaklar
    zahirî: dış, görünen zuhur: görünme, ortaya çıkma
    zımnen: gizlice, dolaylı olarak îcâz: sözü kısaltmak; maksadı az sözle açık ve net bir şekilde ifade etmek
    şamil: içine alan, kapsamlı اَلَّذِينَ: (bk. n-ḥ-v
    مَا: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - İman-ı Bilahiret - Sayfa: 77


    4. اُنْزِلَ 1 maddesi itibarıyla, Kur’ân’a iman, Kur’ân’ın Allah’tan nüzulüne iman demek olduğunu gösteriyor. Kezalik, Allah’a iman, Allah’ın vücuduna iman; âhirete iman, âhiretin gelmesine iman demektir.

    5. اُنْزِلَ mâziye delâlet eden heyeti itibarıyla, henüz nâzil olmayanın nüzulü, nâzil olanın nüzulü kadar muhakkak olduğuna işarettir. Maahaza, يُؤْمِنُونَ 2 ’deki istikbâl, اُنْزِلَ ’nin mâziliğinden neş’et eden noksanı telâfi eder. Yani henüz nâzil olmayan kısım اُنْزِلَ ’nin şumulü dahilinde değilse de, يُؤْمِنُونَ ’nin şumulü altındadır. Bu tenzil meselesi, Kur’ân’ın çok yerlerinde vuku bulmuştur. Bazan mâzi, istikbale misafir gider; bazan de muzari; mâzinin memleketine gelir. Bunda, çok lâtif bir belâgat vardır. Şöyle ki:

    Bir adam, kendisine göre henüz geçmemiş birşeyi mâziye delâlet eden bir sîga ile işittiği zaman, zihni heyecana gelir, ayılır. Anlar ki, muhatap yalnız o değildir. Belki, arkasında muhtelif mesafelerde pek çok ayrı ayrı taifeler, saflar bulunmakla, kendisine tevcih edilen hitapları, nidaları, İlâhî hitabeleri, arkasında bulunan bütün o taifeler işitir gibi zihnine gelir.

    عَلَيْكَ 3 ’ye bedel اِلَيْكَ 4 ’nin zikri, Resul-i Ekremin (a.s.m.) teklif edilen risalet vazifesini cüz-i ihtiyarîsiyle haml ve kabul etmiş olduğuna ve bu hizmet Cibril tarafından görüldüğünden, Resul-i Ekremin (a.s.m.) daha yüksek olduğuna işarettir. Çünkü عَلٰى da ihtiyar olmadığı gibi, vasıta-i nüzulün daha yüksek



    Not
    Dipnot-1 İndirildi.
    Dipnot-2 İnanırlar.
    Dipnot-3 Senin üzerine.
    Dipnot-4 Sana.



    Cibril: Cebrail (a.s.) Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    belâgat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi cüz-i ihtiyarî: insandaki çok az seçim gücü, irade
    delâlet: işaret etme, gösterme; söz ile kullanılmış olduğu mânâ arasındaki bağlantı haml: yüklenme
    heyet: genel yapı; burada Kur’ân’ın sûre ve âyetleri kastediliyor hitap: seslenme
    ihtiyar: irade, tercih istikbâl: gr. gelecek zaman; müzari fiil hem şimdiki zaman hem de geniş ve gelecek zaman mânâsı taşır, yani “yu’minûn” müzari fiili “müminler indirilene inanıyorlar hem de indirilecek olana da inanıyorlar” mânâsı taşıdığını ifade eder
    itibarıyla: özelliğiyle, bakımından kezalik: böylece, bunun gibi
    lâtif: ince, güzel, hoş maahaza: bununla birlikte
    mazi: gr. geçmiş zaman muhakkak: kesin
    muhtelif: çeşitli, farklı muhâtab: hitap edilen, kendisine karşı konuşulan
    muzari: gr. şimdiki, geniş ve gelecek zaman kipi neş’et etmek: doğmak, meydana gelmek
    nida: çağrı, sesleniş nâzil olma: inme
    nüzul: inme, iniş risalet: peygamberlik
    sîga: gr. kip, kalıp taife: sınıf, tabaka
    tenzil: peyderpey, yavaş yavaş indirme tevcih edilme: yöneltilme
    vasıta-i nüzul: iniş, inme vasıtası vuku bulmak: meydana gelmek
    vücud: varlık, var oluş âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
    şumul: kapsam عَلٰى: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - İman-ı Bilahiret - Sayfa: 78


    olduğuna delâlet eder. اِلَيْكَ 1 ’deki zamirin ism-i zâhire tercih sebebi, Kur’ân ve Kur’ân’a ait hususat hususunda Hazret-i Muhammed (a.s.m.) yalnız muhatap olup, kelâm, Allah’ın kelâmı olduğuna işarettir. Bu kelâmın îcaz derecesi, şu zikredilen letâiften anlaşıldı.

    وَمَاۤ اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ 2 Bu gibi sıfatlarda bir teşvik vardır. Ve o teşvikten sâmileri imtisâle sevk eden emirler ve nehiyler doğuyor.

    Bu cümlenin mâkabliyle nazmına dair “dört letaif” vardır.

    1. Bu cümlenin mâkabline atfı, medlûlün delile olan bir atfıdır. Şöyle ki:

    “Ey insanlar! Kur’ân’a iman ettiğiniz gibi, kütüb-ü sâbıkaya da iman ediniz. Çünkü Kur’ân, onların sıdkına delil ve şahittir.”


    2. Yahut o atıf, delilin medlûle olan atfıdır. Şöyle ki:

    “Ey ehl-i kitap! Geçmiş olan enbiya ve kitaplara iman ettiğiniz gibi, Hazret-i Muhammed (a.s.m.) ile Kur’ân’a da iman ediniz. Zira onlar, Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) gelmesini tebşir ettikleri gibi, onların ve kitaplarının sıdkına olan deliller, hakikatiyle, ruhuyla Kur’ân’da ve Hazret-i Muhammed’de (a.s.m.) bulunmuştur. Öyleyse, Kur’ân Allah’ın kelâmı ve Hazret-i Muhammed (a.s.m.) de resulü olduğunu tarik-i evlâ ile kabul ediniz ve etmelisiniz.”

    3. Zaman-ı Saadette Kur’ân’dan neş’et eden İslâmiyet, sanki bir şeceredir. Kökü Zaman-ı Saadette sabit olmakla, damarları o zamanın âb-ı hayat menbalarından kuvvet ve hayat alarak her tarafa intişar ettikleri gibi, dal ve budakları da istikbal semâsına kadar uzanarak âlem-i beşere maddî ve mânevî semereleri yetiştiriyor.


    Not
    Dipnot-1 Sana.
    Dipnot-2 Senden önce indirilen (kitaplara)... Bakara Sûresi, 2:4.


    atf: (Ar. gr.) bağlaç; kendinden öncekiyle sonraki arasındaki kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı kuran edat delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey
    delâlet: işaret etme, gösterme ehl-i kitap: Allah’ın gönderdiği kitaplara inanan Hıristiyan ve Yahudiler
    enbiya: nebiler, peygamberler hakikat: esas, gerçek mahiyet
    hususat: husûsi şeyler, özel durumlar imtisal: emre uyma
    intişar etmek: yayılmak ism-i zâhir: açıkça söylenen isim
    istikbal: gelecek kelâm: söz, ifade
    kütüb-ü sabıka: Kur’ân’dan önce gelen semâvî kitaplar letâif: lâtifeler, incelikler, güzellikler
    medlûl: mânâ, anlam, işaret edilmiş olan menba: kaynak
    muhâtab: hitap edilen, kendisine karşı konuşulan mâkabli: öncesi
    nazm: dizme, tertip edip düzenleme; Kur'ân-ı Kerîmin Allahü taâlâ tarafından dizilen mübârek sözleri, ifadeleri nehiy: yasak
    neş’et etmek: doğmak resul: peygamber
    ruh: öz, cevher sabit: yerleşik
    semere: meyve, netice semâ: yükseklik, gökyüzü; burada teşbih olarak gelecek asırlar kastediliyor
    sevk etmek: yöneltmek sâmi’: işiten, dinleyen
    sıdk: doğruluk tarik-i evlâ: daha uygun, daha üstün yol
    tebşir etmek: müjdelemek zaman-ı Saadet: Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı
    zamir: gr. ismin yerini tutan kelime âb-ı hayat: hayat suyu
    âlem-i beşer: insanlık dünyası, insan âlemi îcâz: sözü kısaltmak; maksadı az sözle açık ve net bir şekilde ifade etmek
    şecere: ağaç

    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - İman-ı Bilahiret - Sayfa: 79


    Evet, İslâmiyet, mâzi ile istikbali kanatları altına almış, gölgelendirerek, istirahat-i umumiyeyi temin ediyor.

    4. Kur’ân-ı Kerim, o cümlede ehl-i kitabı imana teşvik etmekle, onlara bir ünsiyet, bir sühulet gösteriyor. Şöyle ki:


    “Ey ehl-i kitap! İslâmiyeti kabul etmekte size bir meşakkat yoktur; size ağır gelmesin. Zira, size bütün bütün dininizi terk etmenizi emretmiyor. Ancak, itikadatınızı ikmal ve yanınızda bulunan esasat-ı diniye üzerine bina ediniz diye teklifte bulunuyor. Zira Kur’ân, bütün kütüb-ü sâlifenin güzelliklerini ve eski şeriatlerinin kavaid-i esasiyelerini cem etmiş olduğundan usulde muaddil ve mükemmildir. Yani, tâdil ve tekmil edicidir. Yalnız, zaman ve mekânın tagayyür etmesi tesiriyle tahavvül ve tebeddüle maruz olan füruat kısmında müessistir. Bunda aklî ve mantıkî olmayan bir cihet yoktur. Evet, mevasim-i erbaada giyecek, yiyecek ve sair ilâçların tebeddülüne lüzum ve ihtiyaç hasıl olduğu gibi, bir şahsın yaşayış devrelerinde, talim ve terbiye keyfiyeti tebeddül eder. Kezalik, hikmet ve maslahatın iktizası üzerine, ömr-ü beşerin mertebelerine göre ahkâm‑ı fer’iyede tebeddül vardır. Çünkü, fer’î hükümlerden biri, bir zamanda maslahat iken, diğer bir zamana göre mazarrat olur. Veya bir ilâç, bir şahsa devâ iken, şahs-ı âhere d⒠olur. Bu sırdandır ki, Kur’ân, fer’î hükümlerden bir kısmını neshetmiştir. Yani vakitleri bitti, nöbet başka hükümlere geldi, diye hükmetmiştir.”

    مِنْ قَبْلِكَ 1: Kur’ân’da hiçbir kelime bulunmuyor ki, mevkiiyle münasebettar olmasın veyahut mevkiinin başka bir kelimeye münasebeti daha çok olsun. Evet, Kur’ân’ın herhangi bir yerinde bulunan bir kelime, o mevkiin başında bir tâc-ı zerrin gibi görünür. Ve aralarındaki münasebetlerden dolayı, aralarında geçimsizlik yeri yoktur. Ezcümle, مِنْ قَبْلِكَ kelimesine bak. Bu âyetin her tarafından


    Not
    Dipnot-1 Senden önce.


    ahkâm-ı fer’i: temele ait olmayan hükümler; iman esaslarına ait olmayan hükümler aklî ve mantıkî: akla ve mantığa uygun
    cem etmek: toplamak cihet: yön, taraf
    devâ: ilâç, şifa dâ’: hastalık, dert
    ehl-i kitap: Allah’ın gönderdiği kitaplara inanan Hıristiyan ve Yahudiler esasat-ı diniye: dine ait esaslar, temeller
    fer’î hüküm: temele ait olmayan hüküm, dallara ait hüküm füruat: temel olmayan feri meseleler; namaz, oruç gibi ibadetler, alışveriş gibi muameleler
    hasıl olmak: meydana gelmek hikmet: fayda, gaye
    ikmal: tamamlama iktiza: gereklilik
    istikbal: gelecek istirahat-i umumiye: genel huzur, insanların dünya ve âhiret rahatı, mutlululuğu
    itikadat: inançlar kavaid-i esasiye: temel kurallar, prensipler
    keyfiyet: nitelik kezalik: böylece, bunun gibi
    kütüb-ü sâlife: Kur’ân’dan önce gelen Tevrat, Zebur ve İncil gibi geçmiş semavi kitaplar maruz olan: tesirine uğrayan, tesiri altında kalan
    maslahat: fayda, yarar mazarrat: zarar
    mevasim-i erbaa: dört mevsim meşakkat: zorluk, güçlük
    muaddil: tadil eden, düzelten mâzi: geçmiş zaman
    müessis: tesis eden, kuran mükemmil: tamamlayan, tamamlayıcı
    münasebettar: bağlantılı, ilgili nesh: değiştirme, hükmünü kaldırma; şer’i bir hükmün tatbikten kaldırılmış olduğunu bildirme
    sair: diğer başka sühulet: kolaylık
    tagayyür: değişme tahavvül: başka bir hâle geçme, dönüşme
    talim ve terbiye: eğitim ve öğretim tebeddül: değişim, değişme
    tekmil: tamamlama tâc-ı zerrin: altın tâc
    tâdil: düzeltme usul: asıllar, temeller; imanî meseleler
    ömr-ü beşer: insanın ömrü ünsiyet: yakınlık, dostluk
    şahs-ı âher: diğer şahıs, başkası şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi

    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - İman-ı Bilahiret - Sayfa: 80


    uçup bu kelimenin başına konan letâifi gör. Zira bu âyet, nübüvvet hakkındadır. Nübüvvet meselesinde beş maksat vardır. Bu maksatlar, beş nükte ve letâifden in’ikâs etmiştir. Bu beş letâif, مِنْ قَبْلِكَ 1 ’nin sadefindedir. Maksatlar ise:

    1. Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, resuldür.

    2. Ekmelü’r-Rusüldür.

    3. Hâtemü’l-Enbiyadır.

    4. Risaleti, âmmedir.

    5. Şeriati, sâir şeriatlerin mehâsinini cem ile onların nâsihidir.

    Birinci maksadın مِنْ قَبْلِكَ ’den veçh-i in’ikâsı: Meslekleri ve yolları bir olan bir cemaat, مِنْ قَبْلِكَ kelimesinden îmaen fehmolunur. Binaenaleyh, Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) مِنْ قَبْلِكَ ’deki zamire merci olması, o cemaatten mâdud olmasını iktiza eder. Ve onların meslekleri olan nübüvvetlerine ve kitaplarının sıdkına olan bütün deliller, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın risaletine ve Kur’ân’ın Allah’tan nâzil olduğuna bir hüccet-i katıa olduğu gibi, onların mu’cizeleri de Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) dâvâsına bir mu’cize hükmüne geçer.

    İkinci maksadın veçh-i in’ikâsı, üç kaideden tezahür eder.

    1. Sultanlar daima halkın, cemaatin, ordunun sonunda çıkarlar.

    2. Nev-i beşerde tekemmül vardır. Bu tekemmül kanunu, ikinci mürebbînin ve ikinci mükemmilin, evvelki mürebbîlerden daha ekmel olmasını iktiza eder.


    Not

    Dipnot-1 Senden önce.


    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Ekmelü’r-Rusül: peygamberlerin en mükemmeli
    Hâtemü’l-Enbiyâ: peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (a.s.m.) binaenaleyh: bundan dolayı, bunun üzerine
    cem: toplamak cemaat: topluluk, halk
    delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey ekmel: daha mükemmel, daha iyi
    fehmolunmak: anlaşılmak hüccet-i katıa: kesin delil
    iktiza etmek: gerektirmek imaen: gizli ve ince bir mânâyı işaret ederek, göstererek
    in’ikâs: yansıma, aksetme kaide: kural, prensip
    letâif: lâtifeler, incelikler, güzellikler mehâsin: güzellikler, iyilikler
    merci: kendisine dönülen şey mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hâl ve fiil ve eser
    mâdud: sayılan, sayılmış mükemmil: ikmal eden, tamamlayan, mükemmelleştiren
    mürebbî: eğitici, terbiye edici nev-i beşer: insanlık, insan türü
    nâsih: değiştiren, bir hükmü ortadan kaldıran nâzil olmak: inmek
    nübüvvet: peygamberlik nükte: ince ve derin mânâlı söz
    resul: gönderilen, peygamber risalet: peygamberlik
    sadef: içinde inci bulunan kabuk sair: diğer, başka
    sıdk: doğruluk tekemmül: olgunlaşma, mükemmelleşme, ilerleme
    tezahür etme: ortaya çıkma, meydana çıkma veçh-i in’ikâs: yansıma yönü, akseden tarafı
    zamir: gr. ismin yerini tutan kelime âmme: umuma ait, genel
    şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi, İslâmiyet

    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - İman-ı Bilahiret - Sayfa: 81


    3. Alelekser, halefin mahareti, selefinden daha ziyadedir.

    İşte bu üç kaideden, Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) ekmel-i enbiya olduğu tezahür eder.


    Üçüncü maksadın vech-i in’ikâsı: Meşhur bir kaidedir ki, bir vâhid çoğalsa, teselsül eder, gittikçe gider, bir yerde durmaz. Fakat çoklar ve kesir olanlar ittihad etse, kuvvetlenir, istikrar peyda eder, yerinde kalır, daha değişmez. Demek, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, hâtemü’l-enbiyadır. Mefhum-u muhalifiyle işmam eder ki, ondan sonra peygamber gelmez; hâtemiyetine hâtem ve imza basar.

    Dördüncü maksadın veçh-i in’ikâsı: مِنْ قَبْلِكَ 1 kelimesinin ifade ettiği gibi, Hazret-i Muhammed (a.s.m.), onların halefidir ve onlar, tamamen o hazretin selefleridir. Binaenaleyh, halefin, selefe ait vazifeyi tamamıyla üzerine alarak onların yerine kaim olması, o hazretin bütün seleflerine nâip ve bütün ümmetlerine resul olduğunu iktiza eder.

    Evet, bu kaide, hükmüne uygun fıtrî bir kaidedir. Zira, Zaman-ı Saadetten evvel insan âleminin ihtiva ettiği ümmetler, milletler arasında maddeten ve mânen, istidaden ve terbiyeten pek muhtelif ve geniş mesafeler vardı. Bunun içindi ki, terbiye-i vâhide ve dâvet-i münferide kâfi gelmiyordu. Vakta ki âlem-i insaniyet Zaman-ı Saadetin şems-i saadetiyle uyandı ve müdavele-i efkâr ile, an’anelerinin terkiyle, tebdiliyle ve kavimlerin birbirine ihtilâtlarıyla ittihada meyil gösterdi ve aralarında münakale ve muhabere başladı; hattâ küre-i arz bir memleket, belki bir vilâyet, belki bir köy gibi oldu; bir dâvet ve bir nübüvvet umum insanlara kâfi görüldü.


    Not
    Dipnot-1 Senden önce.


    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Hâtemü’l-Enbiyâ: peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    Mefhum-u muhalif: zıt anlam, ters mânâ alelekser: çoğunlukla, genellikle
    an’ane: gelenek binaenaleyh: bundan dolayı, bunun üzerine
    dâvet-i münferide: tek bir dâvet, çağrı ekmel-i enbiya: peygamberlerin en mükemmeli
    fıtrî: tabii, doğal halef: sonraki, sonra gelen, birinin yerine geçen
    hazret: saygıdeğer mübarek; burada peygamberimiz (a.s.m.) kastedilir hâtem: mühür
    hâtemiyet: son olma ihtilât: birbirinin içine girip karışma
    ihtiva etmek: kapsamak, içine almak iktiza etmek: gerekli kılmak
    istidaden: kabiliyet, yetenek olarak istikrar: yerleşme, karar kılma
    ittihad: birleşme işmam: hissettirme, çıtlatma, kokusunu hissettirme
    kaide: kural, prensip kaim olmak: makam ve görevi üstlenmek
    kavim: millet, halk kesir: çok
    kâfi: yeterli küre-i arz: yerküre, dünya
    muhabere: haberleşme muhtelif: farklı
    mânen: mânevî olarak müdavele-i efkâr: fikirlerin dolaşımı, aktarımı, karşılıklı fikir alışverişinde bulunma
    münakale: karşılıklı iletişim, etkileşim, alış-veriş nâip: başkasının yerine geçip onun işini yürüten, yerine getiren
    nübüvvet: peygamberlik peyda etme: kazanma
    resul: peygamber selef: önceki, önce gelen
    tebdil: değiştirme terbiye-i vâhide: tek bir terbiye ve eğitim
    terbiyeten: eğitim, yetişme itibariyle teselsül etme: zincirleme uzayıp gitme
    tezahür etme: ortaya çıkma, meydana çıkma umum: bütün
    vakta: ne zaman ki vech-i in’ikâs: aksetme, yansıma yönü
    vilâyet: il, şehir vâhid: bir
    zaman-ı Saadet: Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı ziyade: çok, fazla
    âlem: dünya âlem-i insaniyet: insanlık âlemi, dünyası
    şems-i saadet: mutluluk güneşi

    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - İman-ı Bilahiret - Sayfa: 82


    Beşinci maksadın vech-i in’ikâsı: مِنْ قَبْلِكَ 1 ’deki مِنْ iptidâ mânâsını ifade eder. İptidâ ise, bir intihâya bakar. İntihâ, adem-i ihtiyaca delâlet eder. Öyleyse, o hazret, Hâtemü’l-Enbiyadır ve âlem-i insaniyetin başka bir resule ihtiyacı yoktur.

    مِنْ قَبْلِكَ kelimesinin bu beş letâife mâkes ve mazhar olmasına nazar-ı belâgatçe delâlet eden emare şudur ki: Bu beş maksat, bir nehir gibi şu âyetlerin altında cereyan etmekle, âyetten âyete intikal neticesinde مِنْ قَبْلِكَ havuzunda içtima etmiştir.

    Evet, kelimenin sathında görünen bir tereşşuh, bir yaşlık, kelimenin altında havuzun bulunduğuna delâlet ve ima eder. Maahaza, bu maksatların beyanına ayrı ayrı âyetler tahsis edilmiştir.



    Not
    Dipnot-1 Senden önce.


    Hâtemü’l-Enbiyâ: peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed (a.s.m.) abes: gayesiz, faydasız, boş
    adem-i ihtiyaç: ihtiyaçsızlık, ihtiyacı olmama burhan: güçlü ve sarsılmaz delil
    cereyan etmek: akmak; gerçekleşmek, meydana gelmek delâlet etme: işaret etme, gösterme; söz ile kullanılmış olduğu mânâ arasındaki bağlantı
    emare: işaret, alâmet fehmetmek: anlamak
    feyz-i Kur’ân: Kur’ân’ın verdiği ilham, bereket ve ilim bolluğu fıtrat: yaratılış
    hazret: saygıdeğer mübarek; burada peygamberimiz (a.s.m.) kastedilir haşir: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması
    hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması hilkat: yaratılış
    hükümfermâ: hüküm süren hülâsa: özet
    intihâ: son, netice intikal: geçme
    iptidâ: başlama, başlangıç israf: savurganlık
    istikrâ-ı tam: bütün cüz’î olaylardan hareket ederek küllî bir hükme varma; tümevarım; endüksiyon; burada bütün ilimlerin hep birlikte aynı sonuca parmak basmaları kastediliyor içtima: toplanma
    kast ve irade: yönelme ve isteme; burada herşeyi kuşatan, Allah’ın küllî iradesi kastediliyor letâif: incelikler, güzellikler
    maahaza: bununla birlikte mazhar: görünme yeri
    mevzu: konu
    mâkes: yansıma yeri,
    nazar-ı belâgat: belâgat ilminin bakışı nev’i: tür, çeşit
    nizam: düzen, kanun nizam-ı ekmel: en mükemmel ve eksiksiz düzen
    resul: peygamber risale: küçük kitap mektup; Risale-i Nur’un her bir bölümü
    sath: yüzey, dış tafsilât: ayrıntılar, detaylar
    tahsis: hâs kılma, özelleştirme, ait kılma tereşşuh: sızıntı
    tezkiye: iyi hâl üzere şahitlik etme, temize çıkarma, haklı çıkarma vech-i in’ikâs: aksetme, yansıma yönü
    âlem: kâinat, evren, yaratılmış herşey âlem-i insaniyet: insanlık âlemi
    âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi şahid-i âdil: adaletli tanık, delil
    مِنْ: (bk. ḥ-r-f
    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •