5 sonuçtan 1 ile 5 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Bakara Sûresi - İman-ı Bilgayb


    ﴿ اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ 1 Bu cümlenin evvelki cümle ile nazmını icap ettiren münasebet vecihleri ise:

    Bu cümle mü’minleri medheder, evvelki cümle de Kur’ân’ı medheder. Şu her iki medih arasında bir insibab (dökülmek) vardır ki, o onu ister, o onu ister. Çünkü ikinci medih, birinci medhin neticesidir ve birinci medhe bir bürhan-ı innîdir ve hidayetin semeresi ve şahididir. Ve aynı zamanda hidayete bir yardımcı vazifesi görüyor. Çünkü mü’minleri medhetmekte imana gelmek için bir teşvik vardır. Teşvik ise bir nevi hidayettir. اَلَّذِينَ 2 ile مُتَّقِينَ 3 arasındaki münasebete gelince:

    Bunların biri tahliye تَخْلِيَه diğeri tahliye تَحْلِيَه ’dir.Tahliye, تَخْلِيَه tathir etmek ve temizlemektir.Tahliye تَحْلِيَه ise, tezyin etmek ve süslendirmek mânâsınadır. Bunlar birbiriyle arkadaş olup, burada olduğu gibi, daima birbirini takip ediyorlar. Onun için kalb, takvâ ile seyyiattan temizlenir temizlenmez, hemen onun ardında imanla tezyin edilmiş ve süslendirilmiştir.


    Not
    Dipnot-1 “Onlar ki gayba inanırlar.” Bakara Sûresi, 2:3.
    Dipnot-2 Onlar ki (bk. n-ḥ-v: İsm-i mevsûl).
    Dipnot-3 “Takvâ sahipleri” Bakara Sûresi, 2:2.


    belâgat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi beyanat: açıklamalar
    binaenaleyh: bundan dolayı bürhan-ı innî: olaylardan kanunlara, neticelerden sebeplere, eserden eserin sahibine (müsebbip) ulaştıran delil. Dumanın ateşe delil olup göstermesi gibi
    cihet: yön, taraf câiz: sakıncasız, doğru, geçerli
    fehm: anlayış, kavrayış hidayet: doğru ve hak yol, doğru yolu gösterme
    icap etmek: gerektirmek ilm-i usul: usul ilmi, metodoloji
    intibak etmek: uymak, uygun gelmek istidad: ruhî özellikler; kabiliyet
    i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük kaide: kural, prensip
    medh: övmek muhalif: zıt, aykırı
    muhtelif: farklı, değişik murad: istenilen şey
    mutabık: uyumlu, uygun muvafık: uygun
    müfessir: Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından tefsir eden, yorumlayan âlim kimse nazm: dizme, tertip edip düzenleme; Kur'ân-ı Kerîmin Allah Teâlâ tarafından dizilen mübârek sözleri, ifadeleri
    nazmetmek: dizmek, tertip edip düzenlemek nükte: ince ve derin mânâ
    semere: meyve, netice, sonuç seyyiat: günahlar, kötülükler
    tabakalar: sınıflar takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma
    tathir etmek: temizlemek tezyin etmek: süslemek
    ulûm-u Arabiye: Arap dili ve edebiyatına ait ilimler vaz etmek: yerlerini belirleyip koymak
    vecih: yön üslûp: ifade ve anlatım tarzı
    şahid: delil, tanık


    Benzer Konular
    Bakara Suresi'nden
    Bakara Suresi'nden https://www.youtube.com/watch?v=Q3Ry6kDrF_k
    Bakara Sûresi: 23.24. Âyet
    Bakara Sûresi: 23.24. Âyet ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓِﻰ ﺭَﻳْﺐٍ Eğer sizler bunun içindekilerden şüphe edi
    Bakara Sûresi - İman-ı Bilahiret
    Bakara Sûresi - İman-ı Bilahiret ﴿وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَاۤ اُ
    2-Bakara Süresi
    2-Bakara Süresi ... 201 - Yine onlardan: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardır. 202 - İşte onlar için, kazandıklarından bir nasib vardır.
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - İman-ı Bilgayb - Sayfa: 68


    Kur’ân-ı Kerim, takvâyı üç mertebesiyle zikretmiştir:Birincisi, şirki terk,İkincisi, maâsiyi terk,Üçüncüsü, mâsivâullahı terk etmektir.

    Tahliye تَحْلِيَه ise, hasenat ile olur. Hasenat da, ya kalble olur veya kalıp ve bedenle olur veyahut mal ile olur.

    A’mâl-i kalbînin şemsi, imandır.

    A’mâl-i bedeniyenin fihristesi, namazdır.

    A’mâl-i mâliyenin kutbu, zekâttır.

    S - اَلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ 1 hal iktizasına göre îcaz ise de, aynı mânâyı ifade eden اَلْمُؤْمِنُونَ kelimesine nazaran itnabdır (uzundur). Evet, اَلْ harfi, اَلَّذِينَ 2 ile مُؤْمِنُونَ 3 kelimesi يُؤْمِنُونَ 4 fiiliyle tebdil edilmiştir. Bu itnabın, îcâza tercih sebebi nedir?

    C - اَلَّذِينَ esmâ-i müphemeden olduğundan, onu tayin ve temyiz eden yalnız sılasıdır. Demek bütün kıymet, sılasına aittir; başka sıfatlarında hiç kıymet yoktur. Bu ise, burada sılası olan imana büyük bir azamet vermekle insanları iman etmeye teşvik eder.

    Amma مُؤْمِنُونَ kelimesine bedel fiil sigasıyla يُؤْمِنُونَ ’nin tercihi, iman fiilini hayal nazarına gösterip keyfiyetin tasvir edilmesine, dahilî ve haricî delillerin



    Not
    Dipnot-1 “Onlar ki gayba inanırlar.” Bakara Sûresi, 2:3.
    Dipnot-2 Onlar ki (bk. n-ḥ-v: İsm-i mevsûl).
    Dipnot-3 Mü'minler, Allah'a inananlar.
    Dipnot-4 İnanırlar.


    azamet: büyüklük a’mâl-i bedeniye: bedenle yapılan ameller; namaz gibi
    a’mâl-i kalbî: kalble yapılan ameller, kalbe ait işler; iman etmek gibi a’mâl-i mâliye: mal ile yapılan ameller; zekat gibi
    delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey esmâ-i müpheme: gr. ism-i mevsuller; mânâsı kapalı isimler; yalnız başına müstakil bir mânâ taşımayan ancak kendinden sonra gelen cümle ile (sıla cümlesi) birlikte bir mânâ içeren isimler
    fihriste: özet haricî: dışa ait
    hasenat: iyilikler, sevaplar iktiza: gereklilik
    itnab: sözü uzatma; yeni bir fayda için, maksadı alışılmamış bir tarzda uzun bir söz ile ifade etme keyfiyet: nitelik
    kutb: kutup; eşyayı kendinde toplayan uç, esas maâsi: isyanlar, günahlar
    mâsivâullah: Allah’tan başka her şey nahif: zayıf
    nazar: bakış, görüş remzen: gizli bir mânâyı ince bir işaretle göstererek
    siga: gr. kip, kalıp sıfat: vasıf, özellik, nitelik
    sıla: gr. sıla cümlesi; Arapça’da “ellezî=öyleki” gibi müphem isimlerden hemen sonra gelip öncesini açıklayan cümle tahliye: temizlemek, boşaltmak
    takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma tasvir etmek: canlandırarak anlatmak, şekillendirerek bildirmek
    tayin: belirlemek tebdil: değiştirme
    temyiz: ayırt etme, kapalı bir şeyi anlaşılır kılma îcâz: sözü kısaltma; maksadı az sözle açık ve net bir şekilde ifade etme
    şems: güneş şirk: Allah’a ortak koşma

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - İman-ı Bilgayb - Sayfa: 69


    tecellîsiyle imanın istimrar ve devam ile teceddüt etmesine işarettir. Evet, delâilin zuhuru nisbetinde iman ziyadeleşir, teceddüt eder. بِالْغَيْبِ 1 yani, nifaksız, ihlâs-ı kalble iman ediyorlar. Veya iman edilen şeyler gayb olmakla beraber iman ediyorlar. Veyahut gaibe veya âlem-i gayba iman ediyorlar.

    İman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tebliğ ettiği zaruriyat-ı diniyeyi tafsilen ve zaruriyatın gayrısını icmalen tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur.

    S - Avâm-ı nâstan, hakaik-i diniyeyi tabir eden ancak yüzde birdir.

    C - Tabir etmemesi, bilmemesine delil olamaz. Evet, çok defa lisan, insanın tasavvuratından incelerini tabirden âciz olduğu gibi, kalbindeki ve vicdanındaki inceler de akla görünmez. Hattâ belâgat dâhilerinden Sekkâkî gibi bir zât, İmruu’l-Kays veya başka bir bedevînin ibraz ettiği belâgat incelerini kavramamıştır. Maahâzâ, imanın var olup olmadığı sorguyla anlaşılır. Meselâ âmi bir adama, bütün cihetleriyle, eczasiyle kudretinde ve tasarrufunda bulunan Sâniin, yarattığı bu âlemin bir cihette Sânii olup olmadığı hakkında bir sorgu yapıldığı zaman, “Hiçbir cihette değildir! Olamaz!” dese kâfidir. Çünkü, nefiy cihetinin, yani Sâni’siz olamayacağının onun vicdanında sabit olduğuna delâlet eder.

    İman, Sa’d-ı Taftazanî’nin tefsirine göre; “Cenâb-ı Hakkın, istediği kulunun kalbine, cüz-i ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur” denilmiştir. Öyleyse, iman, Şems-i Ezelîden vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki,



    Not
    Dipnot-1 Gayba; Bilinmez hâller ve görünmez şeylere.



    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
    Sa’d-ı Taftazanî: (bk. bilgiler) Sekkâkî: (bk. bilgiler)
    Sâni: herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah avâm-ı nâs: sıradan insanlar, halk tabakası
    bedevî: çölde yaşayan, göçebe belâgat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
    cihet: yön, taraf cüz-i ihtiyar: insandaki çok az seçim gücü, irade
    delâil: deliller; işaretler delâlet: işaret etme, gösterme
    dâhi: son derece zeki, deha ve hikmet sahibi kimse ecza: cüzler; parçalar, kısımlar
    gaib: görünmez gayb: görünmeyen
    gayr: başkası hakaik-i diniye: dini esaslar, dini meselelere ait hakikatler, gerçekler
    hakikat: gerçek, asıl ve esas hasıl olma: meydana gelme, oluşma
    ibraz etmek: ortaya koymak, göstermek icmalen: kısaca
    ihlâs-ı kalb: sadece Allah’ın rızasını gözeten kalb samimiyeti ihsan etmek: bağışlamak, lütfetmek, ikram etmek
    ilka etmek: vermek, atmak istimrar: süreklilik, devamlılık
    ittihaz etme: edinme kudret ve tasarrufunda bulunma: güç ve iktidarının uygulama alanında bulunma; iktidar ve icraatı altında buluma
    maahâza: bununla beraber, böyle olmakla birlikte nefy: kabul etmemek, reddetmek
    nifak: münafıklık, ikiyüzlülük sarf: harcamak, kullanmak
    tabir etmek: ifade etmek, söylemek tafsilen: detaylı, ayrıntılı olarak
    tasavvurât: düşünceler, zihinde canlandırılan şeyler, hayaller tasdik etmek: kabul etmek, onaylamak
    tebliğ: bildirmek, ulaştırmak teceddüt: yenilenme, tazelenme
    tecellî: ortaya çıkma, görünme, yansıma tefsir: açıklama, yorum; Kur’ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap
    vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası vicdan-ı beşer: kalbî hislerin mazharı ve aynası olan insan vicdanı
    zaruriyat/zaruriyât-ı diniye: dinin kesin ve belirli hükümleri; içtihat ve yoruma muhtaç olmayan açık hükümleri ziyadeleşmek: fazlalaşmak, artmak
    zuhur: ortaya çıkma âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen
    âlem-i gayb: görünmeyen, fakat mahiyeti Allah tarafından bilinen başka dünya âmi: normal halktan biri
    İmruu’l-Kays: (bk. bilgiler) Şems-i Ezelî: Ezelî güneş; ezelden beri var olan, zamanla kayıtlı olmayan ve bütün tecellilerin kaynağı olan Allah
    şua: ışın, güçlü ışık hüzmesi

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - İman-ı Bilgayb - Sayfa: 70


    vicdanın içyüzünü tamamıyla ışıklandırır. Ve bu sayede, bütün kâinatla bir ünsiyet, bir emniyet peyda olur ve her şeyle kesb-i muarefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i mâneviye husule gelir ki, insan, o kuvvetle her musibete, her hadiseye karşı mukavemet edebilir. Ve öyle bir vüs’at ve genişlik verir ki, insan o vüs’atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir.

    Ve keza, iman, Şems-i Ezelîden ihsan edilmiş bir nur olduğu gibi, saadet-i ebediyeden de bir parıltıdır. Ve o parıltıyla, vicdanında bulunan bütün emel ve istidatlarının tohumları bir şecere-i tûbâ gibi neşvünemaya başlar, ebed memleketine doğru hareket eder, gider.


    1 ﴿ وَيُقِيمُونَ الصَّلٰوةَ Bu cümlenin evvelki cümleyle bağlılığı ve münasebeti gün gibi âşikârdır. Lâkin bedenî ibadet ve taatlerden namazın tahsisi, namazın bütün hasenata fihrist ve örnek olduğuna işarettir. Evet, nasıl ki Fâtiha Kur’ân’a, insan kâinata fihristedir; namaz da hasenata fihristedir. Çünkü namaz; savm, hac, zekât ve sair hakikatleri hâvi olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlûkatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin nümunelerine de şâmildir. Meselâ secdede, rükûda, kıyamda olan melâikenin ibadetlerini, hem taş, ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andıran bir ibadettir.

    S – يُقِيمُونَ 2 ’nin fiil sîgasıyla zikrinde ne hikmet vardır?

    C - Ruha hayat veren namazın o geniş hareketini ve âlem-i İslâma yayılmış olan o intibah-ı ruhanîyi muhataba ihtar edip göstermektir. Ve o güzel vaziyeti ve o muntazam haleti hayale götürüp tasvir etmekle sâmi’lerin namaza meylini ikaz edip artırmaktır.



    Not
    Dipnot-1 “Namazı dos doğru kılarlar.” Bakara Sûresi, 2:3.
    Dipnot-2 “Namazlarını kılarlar.” Bakara Sûresi, 2:3.



    Fâtiha: Kur’ân’ın ilk sûresi olan Fâtiha Sûresi bedenî ibadet: bedene ait, bedenle yapılan ibadet—namaz gibi
    ebed: sonu olmayan, sonsuz fihrist/fihriste: öz, özet, çekirdek
    fitrî: yaratılıştan gelen hadise: olay
    hakikat: esas, asıl halet: hâl, durum
    hasenat: iyilikler, sevaplar hikmet: sır, gaye
    husule gelmek: oluşmak, meydana gelmek hâvi: içeren, içine alan
    idrak: kavrayış, anlayış ihsan: bağış, lütuf
    ihtar etmek: uyarmak, ikaz etmek ihtiyarî: isteğe ait, iradeye bağlı, kendi isteğiyle tercih etme
    ikaz etmek: uyarmak intibah-ı ruhanî: ruhî uyanış, gafletten sıyrılma
    istidat: kabiliyet ve yetenek kesb-i muarefe etmek: tanışmak, tanışıklık kazanmak
    keza: böylece, bunun gibi kuvve-i mâneviye: mânevi güç, kuvvet
    kâinat: evren, bütün yaratılmışlar kıyam: namazda ayakta durmak
    lâkin: ama, fakat mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar
    melâike: melekler muhatab: seslenilen, kendisiyle konuşulan
    mukavemet: dayanıklılık, direnç muntazam: düzenli, intizamlı
    musibet: belâ, felaket neşvünema: büyüyüp gelişme
    nümune: örnek peyda olmak: meydana gelmek, belirmek
    ruh: canlı, şuurlu, çevresini görüp gösteren hayat kaynağı rükû: namazda beli bükerek eğilmek
    saadet-i ebediye: sonu olmayan, sonsuz mutluluk sair: diğer
    savm: oruç secde: namazda alın üzeri yere kapanmak
    sâmi’: işiten, duyan sîga: gr. kip, kalıp
    taat: itaat, Allah’ın emirlerine uyma tahsis: hâs kılma, ayırma, özelleştirme; özel olarak seçilme
    tasvir etmek: canlandırarak anlatmak, şekillendirerek bildirmek vicdan: kalbe ait hislerin mazharı ve aynası
    vüs’at: genişlik âlem-i İslâm: İslâm âlemi, İslâm dünyası
    ünsiyet: alışkanlık, dostluk Şems-i Ezelî: Ezelî güneş; ezelden beri var olan, zamanla kayıtlı olmayan ve bütün tecellilerin kaynağı olan Allah
    şecere-i tûbâ: Cennetteki tûba ağacı şâmil: kapsayan, içine alan

    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - İman-ı Bilgayb - Sayfa: 71


    Evet, dağınık bir vaziyette bulunan efradı büyük bir sevinçle içtimaa sevk ettiren malûm âletin sesi gibi, âlem sahrasında dağılmış insanları cemaate dâvet eden ezan-ı Muhammedînin (a.s.m.) o tatlı sesiyle, ibadete ve cemaate bir meyil, bir şevk husule gelir.

    S –يُصَلُّونَ 1 kelimesine bedel, itnablı يُقِيمُونَ الصَّلوةَ 2 ’nin zikrinde ne hikmet vardır?


    C - Namazda lâzım olan tâdil-i erkân, müdavemet, muhafazagibi “ikame”nin mânâlarını müraat etmeye işarettir.

    Arkadaş! Namaz, kul ile Allah arasında yüksek bir nispet ve ulvî bir münasebet ve nezih bir hizmettir ki, her ruhu celb ve cezb etmek namazın şe’nindendir. Namazın erkânı, Fütuhat-ı Mekkiye’nin şerh ettiği gibi, öyle esrarı hâvidir ki, her vicdanın muhabbetini celb etmek, namazın şe’nindendir. Namaz, Hâlık-ı Zülcelâl tarafından her yirmi dört saat zarfında tayin edilen vakitlerde mânevî huzuruna yapılan bir dâvettir. Bu dâvetin şe’nindendir ki, her kalb, kemâl-i şevk ve iştiyakla icabet etsin ve mi’racvâri olan o yüksek münâcâta mazhar olsun.

    Namaz, kalblerde azamet-i İlâhiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih ettirmekle adalet-i İlâhiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbânîye imtisal ettirmek için yegâne İlâhî bir vesiledir. Zaten insan, medenî olduğu cihetle, şahsî ve içtimaî hayatını kurtarmak için, o kanun-u İlâhîye muhtaçtır. O vesileye müraat etmeyen veya tembellikle namazı terk eden veyahut kıymetini bilmeyen, ne kadar cahil, ne derece hâsir, ne kadar zararlı olduğunu bilâhare anlar, ama iş işten geçer.



    Not
    Dipnot-1 Namaz kılarlar.
    Dipnot-2 “Namazı (ikame ederler) dos doğru kılarlar.” Bakara Sûresi, 2:3.



    Fütuhat-ı Mekkiye: (bk. bilgiler) Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük, haşmet sahibi olan ve her şeyi yaratan Allah
    adâlet-i İlâhîye: Allah’ın adaleti azamet-i İlâhiye: Allah’ın azameti, büyüklüğü
    bilâhare: daha sonra celb etmek: çekmek
    celb ve cezb etmek: kendine çekmek cemaat: namazı beraber kılan topluluk
    efrad: fertler, bireyler erkân: temel esaslar, şartlar; namazdaki secde gibi
    esrar: sırlar ezan-ı Muhammedî (a.s.m.): Hz. Muhammed’in (a.s.m.) tebliğ ettiği din olan islâmiyette, insanları ibadet yapmaya çağıran davet
    hikmet: sebep, sır, gaye husule gelmek: meydana gelmek
    hâsir: zarara uğrayan, zarar eden hâvi: kapsama, içine alma
    icabet: kabul etmek idame: devam ettirme
    ikame: yerine getirme, namazı dosdoğru kılma imtisal ettirmek: boyun eğdirmek
    itaat: emre uyma, boyun eğme; Allah’ın emirlerine uyma, yasaklarından sakınma itnab: sözü uzatma; yeni bir fayda için, maksadı alışılmamış şekilde uzun bir söz ile ifade etme
    içtima: toplanmak içtimaî hayat: sosyal hayat
    iştiyak: aşırı arzu ve istek kanun-u İlahî: Allah’ın koyduğu kanun
    kemâl-i şevk: tam bir istek ve arzu malûm: bilinen
    mazhar olma: erişme, nail olma mi’raçvâri: âdeta Peygamberimizin (a.s.m.) miraçta Allah’ın huzuruna yükselişi gibi
    muhabbet: sevgi muhafaza: koruma
    müdavemet: devam etme, aralıksız yapma münâcât: yakarış, dua
    müraat etme: riayet etme, uygun hareket etme, gözetme nezih: kirden arınmış
    nizam-ı Rabbânîye: bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah’ın kanunu, nizamı ruh: canlı, şuurlu, çevresini görüp gösteren nurlu varlık
    sahra: çöl sevk ettirmek: yönlendirmek
    tayin: belirleme tespit: sağlam şekilde yerleştirme
    tevcih ettirmek: yöneltmek tâdil-i erkân: namazı şartlarına uygun şekilde kılma ve rüku ve secde gibi temel esasların arasında biraz bekleme
    ulvî: yüksek, yüce vicdan: kalbe ait hislerin mazharı, aynası
    yegâne: tek, eşsiz, benzersiz zarfında: süresi içinde
    âlem: dünya şerh: geniş açıklama, izah etme
    şe’n: özellik

    Yazar : Risale Forum

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •