Sayfa 1/2 12 SonSon
14 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Bakara Sûresi - Huruf-u Mukattaa


    Bakara Sûresi

    Sual:Îcâz ile i’câz sıfatlarını hâvi Kur’ân-ı Azîmüşşanda, بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ 1 ve فَبِأَىِّ اٰلاَۤءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ 2 ve وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ 3 gibi pek çok âyetler tekerrür etmektedir. Halbuki bu tekrarlar, belâgate münafidir, usanç veriyor.

    Cevap:Ey arkadaş! Her parlayan şey, yakıcı ateş değildir. Evet, tekrar ve tekerrür bazan usanç veriyor, fakat umumî değildir. Her yere, her kelâma ve her kitaba şâmil değildir. Usanç verici addedilen pek çok zâhirî tekrarlar, belâgatçe istihsan ve takdir edilmektedir.

    Evet, insanın yediği yemekler, biri gıda, diğeri tefekküh (meyve) olmak üzere iki kısımdır.


    Birinci kısım, tekerrür ettikçe memnuniyet verir, kuvvet verir, kat kat teşekkürlere sebep olur.

    İkinci kısmın tekerrüründe usanç, teceddüdünde lezzet vardır.

    Kezalik, kelâmlar da iki kısımdır.

    Bir kısmı ruhlara kut, fikirlere kuvvet verici hakikatlerdir ki, tekerrür ettikçe güneşin ziyası gibi, ruhlara, fikirlere hayat verir. Meyve kabilinden iştihayı açan kısımda tekerrür makbul değildir, istihsan edilmez.

    Buna binaen Kur’ân, hey’et-i mecmuasıyla kalblere kut ve kuvvet olup, tekrarı usanç değil, halâvet ve lezzet verdiği gibi, Kur’ân’ın âyetlerinde de öyle bir kısım vardır ki, o kuvvetin ruhu hükmünde olup tekerrür ettikçe daha ziyade parlar, hak ve hakikat nurlarını saçar.


    Not
    Dipnot-1 Rahmân ve Rahîmolan Allah'ın adıyla.
    Dipnot-2 “Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz.” Rahmân Sûresi, 55:13.
    Dipnot-3 “O gün yalanlayanların (peygamberi ve âhireti) vay haline!” Mürselât Sûresi, 77:15.


    Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân addedilme: sayılma
    belâğat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi binaen: bundan dolayı
    hakikat: gerçek mahiyet, asıl, esas halâvet: tatlılık, hoşluk
    hey’et-i mecmua: fertlerinin hepsi; harf, kelime, âyet ve sûre gibi parçaların oluşturduğu birlik hâvi: ihtiva eden, içine alan
    istihsan: güzel bulma, beğenme i’câz: mu’cizelik, bir benzerini yapma konusunda başkalarını acze düşürecek derecede olağanüstü olma
    kabilinden: türünden, çeşidinden kelâm: söz, ifade
    kezalik: öyle de, bunun gibi kut: yaşamak için gıda, azık
    makbul: kabul gören iyi şey münafi: aykırı
    ruh: hayat kaynağı, can, cevher sıfat: özellik, nitelik
    teceddüd: yenilenme tekerrür: tekrarlanma
    umumî: genel, bütüne ait zahirî: görünüşte
    ziya: ışık ziyade: çok, fazla
    îcâz: sözü kısaltmak; maksadı açık ve net bir şekilde ifade etmek suretiyle, az sözle çok mânâları ifade etme şâmil: kapsayan, içine alan


    Benzer Konular
    Hurûf-ı Mukattaa harflerinin anlamları yok mudur?
    Hurûf-ı Mukattaa harflerinin anlamları yok mudur? Hurûf-ı Mukattaa harflerinin anlamları yok mudur? Kur?ân-ı Kerim'de ?elifbadaki harf sayısınca, yirmi dokuz sûrede huruf-u mukattaa vardır. Devami...
    Huruf-u Mukattaa nedir, kısımları nelerdir? Harflerin Sırları, İlahi şifreler konular
    Huruf-u Mukattaa nedir, kısımları nelerdir? Harflerin Sırları, İlahi şifreler konular Devami...
    huruf-u mukattaa hakkında
    huruf-u mukattaa hakkında "Ve madem Kur´an-ı Hakîm ekser surelerde, hususan الر larda حم lerde kendini kemal-i haşmetle gösteriyor, kemalâtını söylüyor, lâyık olduğu medhi kendi kendine ediyor." Bu ifadel
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Huruf-u Mukattaa - Sayfa: 55


    هُوَ الْمِسْكُ مَا كَرَّرْتَهُ يَتَضَوَّعُ 1
    Ezcümle: بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ 2 gibi âyetlerde bulunan ukde-i hayatiye ve nuranî esaslar, tekerrür ettikçe iştihaları açar; misk gibi, karıştırıldıkça kokar. Demek tekerrür zannedilen, hakikatte tekerrür değildir. Ancak 3 وَاُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا kabilinden, o ayrı ayrı hikmetleri, nükteleri, gayeleri ifade eden tekrarlı kelâmlar, yalnız ibarece, lâfızca birbirine benzedikleri için tekrar zannedilir. Hattâ kıssa-i Mûsâ, çok meziyetleri ve hikmetleri müştemildir. Her makamda o makama münasip bir vecihle zikredilmesi, ayn-ı belâgattir.

    Evet, Kur’ân-ı Azîmüşşan, o kıssa-i meşhureyi, gümüş iken, yed-i beyzâsına alarak altın şekline ifrağıyla öyle bir nakş-ı belâgate mazhar etmiştir ki, bütün ehl-i belâgat, onun belâgatine hayran olmuşlar, secdeye varmışlardır.

    Ve keza, teyemmün, teberrük ve istiane gibi çok vecihleri hâvi; ve tevhid, tenzih, senâ, celâl ve cemal ve ihsan gibi çok makamları tazammun; ve tevhid ve nübüvvet, haşir ve adalet gibi makasıd-ı erbaaya işaret eden besmele, zikredilen yerlerin herbirisinde bu vecihlerden, bu makamlardan biri itibarıyla zikredilmiş ve edilmektedir. Maahâza, hangi sûrede tekerrür varsa, o sûrenin ruhuyla münasip olan bir vecih bizzat kasdedilmekle öteki vecihlerin istitradî ve tebeî zikirleri, belâgate münafi değildir.





    Not
    Dipnot-1 O misk gibidir, karıştırıldıkça kokususu yayılır.
    Dipnot-2 Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
    Dipnot-3 “(Cennet ehline) Rızıkları birbirine benzer şekilde kendilerine sunulur.” Bakara Sûresi, 2:25.


    Kur’ân-ı Azimüşşân: şânı yüce olan Kur’ân adalet: İslâmiyetin gösterdiği doğru yol, orta ve dengeli yol; hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma
    ayn-ı belâgat: belâgatın ta kendisi belâğat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi
    besmele: Bismillâhirrahmânirrahîm (Rahman ve Rahim olan olan Allah’ın adıyla) cümlesinin kısaltılmış şekli celâl: haşmet, büyüklük, yücelik,
    cemâl: sonsuz güzellik ehl-i belâgat: belâgatçılar
    ezcümle: örneğin, meselâ hakikatte: gerçekte
    haşr: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma hikmet: İlâhî gaye, maksat ve sır
    hâvi: içeren ibare: yazılı metin, ifade
    ifrağ: bir kalıba dökme, şekil verme ihsan: lütuf, bağış, ikram
    istiane: yardım dileme istitradî: asli mevzudan olmayan, parantez içi
    itibarıyla: özelliğiyle, bakımından iştiha: istek, arzu
    kabilinden: türünden, çeşidinden kasdedilme: istenilme
    kelâm: söz, ifade keza: yine, bunun gibi
    kıssa-i Mûsâ (a.s.): Hz. Mûsâ’nın (a.s.) kıssası kıssa-i meşhure: meşhur kıssa
    lâfız: söz, kelime maahâza: bununla beraber, böyle olmakla birlikte
    makam: mevki, derece, konum makasıd-ı erbaa: dört maksat ve gaye; tevhid, nübüvvet, haşir ve adalet olmak üzere Kur’ân’ın gözettiği dört temel maksat
    mazhar etme: eriştirme, kavuşturma meziyet: üstün özellik
    misk: güzel koku münafi: aykırı
    müştemil: kapsayan, içine alan nakş-ı belâgat: belâgat nakşı
    nuranî: nurlu, parlak nübüvvet: peygamberlik, elçilik
    ruh: hayat kaynağı, cevher senâ: övme, yüceltme
    sûre: Kur’ân’ın yüz on dört bölümünden herbiri tazammun: içerme, kapsama
    teberrük: bereketli ve mübarek addetme tebeî: dolaylı, tabi olan
    tekerrür: tekrarlanma tenzih: her türlü noksan ve çirkinliklerden arındırarak yüce tutma
    tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma teyemmün: saadet ve huzur vesilesi sayma, bereket dileme
    ukde-i hayatiye: hayat düğümü, çekirdeği vecih: yön
    yed-i beyzâ: beyaz, parlak el; burada mecaz olarak Kur’ân’ın mu’cizeli yapısı kastedilmiştir

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Huruf-u Mukattaa - Sayfa: 56


    ﴿ الۤمۤSûrelerin başlarında bulunan hurûf-u mukattaaya ait izahatı dört mebhasta zikredeceğiz.

    BİRİNCİ MEBHAS: الۤمۤ ile, sûrelerin evvellerinde bulunan hurûf-u mukattaadan teneffüs eden i’câz hakkındadır. İ’câz, inci gibi incecik letaif-i belâgatın parıltılarının imtizaç ve içtimaından tecellî eden bir nurdur. Bu mebhasta, bu nuru, birkaç letaif zımnında izah etmekle parlatacağız. Fakat herbir lâtife ince ve ziyası az ise de, letaifin heyet-i mecmuasından hasıl olan tam bir ziya ile fecr-i sadık çıkacaktır.

    1. Hece harflerinin adedi—elif-i sâkine hariç kalmak şartıyla—yirmi sekiz harftir. Kur’ân-ı Azîmüşşan, sûrelerin başında bu harflerin yarısını zikretmiş, yarısını da terk etmiştir.

    2. Kur’ân’ın almış olduğu nısıf, terk ettiği nısıftan daha ziyade kesîrü’l-istimaldir.

    3. Kur’ân, sûrelerin başında zikrettiği kısım içinde lisan üzerine daha suhuletli olan elif, lâm’ı çok tekrar etmiştir.

    4. Kur’ân, aldığı harfleri, hece harflerinin adedince sûrelere tevzi etmiştir.1

    5. Hece harflerinin mehmûse, mechûre, şedîde, rahve, müsta’liye, münhafıza, mutbika, münfetiha gibi çiftli cinslerinin herbirisinden yine nısıf almıştır.2


    6. Çifti, yani eşi olmayan (evtar) kısmında sakilden azı, hafiften çoğu almıştır: Kalkale, zellâka gibi.

    7. Kur’ân-ı Azîmüşşanın, sûrelerin başındaki hurûf-u mukattaanın zikredilen minval üzerine tansifleri hakkında ihtiyar ettiği tarîk, 504 ihtimalden intihap edilmiştir. Ve intihap edilen şu tarikten başka hiçbir ihtimalle mezkûr tansif mümkün değildir. Çünkü, taksimler pek çok birbirine girmiş ve çok mütefavittir.



    Not
    Dipnot-1 Yani, mukattaat harfleri, hece harflerinin sayısı olan yirmi dokuz sûrenin başında geçmektedir.
    Dipnot-2 Bk. Kavramlar Sözlüğü h-r-f / ح ر فkökü: Harflerin Bazı Sıfatları.




    Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân elif-i sâkine: sakin, harekesiz elif
    fecr-i sadık: sabahleyin gerçek aydınlğın çıkmaya başlaması; sabaha karşı doğu ufkunda yayılmaya başlayan aydınlık hasıl olan: ortaya çıkan, meydana gelen
    heyet-i mecmua: fertlerin toplamı, parçaların bir arada bulunması hurûf-u mukattaa: bazı sûrelerin başlarında bulunan ve birer İlâhî şifre özelliğini taşıyan Arapça hece harfleri
    ihtimal: olasılık ihtiyar: seçmek, tercih etmek
    imtizaç: kaynaşma, birbiriyle karışma intihap edilmek: seçilmek
    izah etmek: açıklamak izahat: açıklamalar
    içtima: toplanma i’câz: mu’cizelik, bir benzerini yapma konusunda başkalarını acze düşürecek derecede olağanüstü olma
    kalkale: üzerinde durulduğunda hafifçe tekrar söylenen harfler kesîrü’l-istimal: kullanımı çok olan, çokça kullanılan
    letaif: incelikler, güzellikler letâif-i belâğat: belâğatteki incelikler, ifadelerdeki edebî güzellikler
    lisan: dil, konuşma dili lâtife: incelik, güzellik
    mebhas: bahis, bölüm, konu mezkûr: zikredilen, söz konusu olan
    minval: tarz, üslup mütbika: dilin yukarı kaldırılarak iki tarafının da üst damağa dokundurulup ağız kapatılmak suretiyle çıkarılan kalın sesli ص، ض، ط، ظ harfleridir
    mütefavit: farklı nısıf: yarı, yarım
    sakil: ağır, kalın suhulet: kolaylık
    sûre: Kur’ân’ın yüz on dört bölümünden herbiri taksim: kısımlara ayırma, bölümlere ayırma
    tansif: yarılama, yarısını alma tarîk: yol
    tecellî: yansıma teneffüs etme: hava alma, nefes alma; burada hayat ve canlılık kazanma anlamında kullanılmıştır
    tevzi etmek: dağıtmak zellâka: dilin ucuyla veya dudak hareketiyle çıkartılan hafif harfler
    ziya: ışık ziyade: fazla, çok
    zımnında: açıkça olmayıp, dolayısıyla üstü kapalı olarak içinde var olan

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Huruf-u Mukattaa - Sayfa: 57


    Bu gibi i’câz lem’alarından hisse alamayan, zevkine levm ve itab etsin!

    İKİNCİ MEBHAS: Bu mebhasta da birkaç letaif vardır:

    1. الۤمۤ ile emsalinde göze çarpan garabet, bu harflerin pek garip ve acip birşeyin mukaddemesi ve keşif kolları olduklarına işarettir.

    2. Bu sûrelerin başlarındaki taktî-i huruf ile isimleri hecelemek, müsemmânın me’hazine ve neden neş’et ettiğine işarettir.

    3. Bu harflerin takti’i, müsemmânın vahid-i itibarî olup, terkib-i mezcî olmadığına işarettir.

    4. Bu harflerin takti’ ile tâdadı, san’atın madde ve me’hazini muhataba göstermekle muarazaya talip olanlara karşı meydan okuyarak, “İşte, i’câz-ı san’atı, şu gördüğünüz harflerin nazım ve nakışlarından yaptım. Buyurunuz meydana!” diye, onların tahkirane tebkitlerine (tekdirlerine) işarettir.

    5. Mânâdan soyulmuş şu hece harflerinin zikri, muarızları hüccetsiz bırakmaya işarettir.

    Evet, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, şu mânâsız harflerin lisan-ı hâliyle ilân ediyor ki: “Ben sizden beliğ mânâları, hükümleri, hakikatleri ifade eden yüksek hutbeleri ve nutukları istemiyorum. Yalnız şu tâdâd ettiğim harflerden bir nazîre yapınız—velev iftira ve hikâyelerden ibaret bile olursa olsun!”

    6. Harfleri tâdâd ile hecelemek, yeni kıraate ve kitabete başlayan müptedilere mahsustur. Bundan anlaşılıyor ki, Kur’ân, ümmî bir kavme ve müptedi bir muhite muallimlik yapıyor.
    7. ا ل د gibi harfleri, meselâ, elif, lâm, dal gibi isimleriyle tabir ve zikretmek,



    Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla mu’cize olan, benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân acip: harika, acayip
    beliğ: belâğatli; düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenen söz emsal: benzerler, arkadaşlar
    garabet: şaşırtıcılık, harikalık garip: şaşırtıcı
    hakikat: gerçek ve doğru hüccet: delil
    itab etmek: ayıplamak, kınamak i’câz lem’aları: mu’cizelik parıltıları
    i’câz-ı san’at: san’attaki olağanüstülük; burada bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan Kur’ân san’atının olağanüstülüğü kastedilmektedir kavm: kavim, millet, halk
    keşif: hakikatleri ortaya çıkarma, bulma kitabet: yazma
    kıraat: okuma letaif: incelikler
    levm: kınama, kötüleme lisan- ı hâl: hâl dili, beden dili; hâl ve durumuyla anlattığı şey
    madde: cevher, öz, asıl mebhas: bölüm, konu
    me’haz: kaynak muallim: öğretmen
    muaraza: karşı gelip itiraz etmek, şiir ve sairede yarışmak muarız: itiraz edip mücadele eden, yarışan
    muhatap: hitap edilen; ikinci şahıs muhit: çevre
    mukaddeme: öncü, ön hazırlık müptedi: yeni başlayan
    müsemmâ: isimlendirilmiş, belirlenmiş, işaret edilen mânâ nakş: işleme, süsleme
    nazîre: benzer nazım: diziliş, tertip ve düzen; Kur'ân’ın mânâya delâlet eden söz ve hattının tertibi, dizilişi
    neş’et etmek: meydana gelmek, doğmak nutuk: konuşma, hitap, söylev
    tabir: ifade etme tahkirane: küçük düşürürek, alçaltarak
    taktî-i huruf: harflerin bölünmesi, kesilmesi; harflere bölme taktîi: bölmek, parçalamak, kesmek
    tebkit: azarlama, ağlatma, delil getirerek susturma tekdir: azarlama
    terkib-i mezcî: (ar. gr.) iki kelimeden oluşan ve bir isme delalet eden lâfız, Çanakkale gibi tâdad: sayma, sayım
    vahid-i itibarî: hakikatte olmayıp farazî olarak kabul edilen tek bir şey, göreceli birim velev: olsa bile
    ümmî: okuma yazma bilmeyen
    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Huruf-u Mukattaa - Sayfa: 58


    ehl-i kıraat ve erbab-ı kitabetin ittihaz ettikleri bir usuldür. Bundan anlaşılıyor ki, hem söyleyen, hem dinleyen ümmî olduklarına nazaran, bu tabirler, söyleyenden doğmuyor ve onun malı değildir; ancak, başka bir yerden ona geliyor.

    Ey arkadaş! Bu letaifin ince iplerinden dokunan yüksek nakş-ı belâgati göremeyen adam, belâgat ehlinden değildir. Erbab-ı belâgate müracaat etsin.


    ÜÇÜNCÜ MEBHAS: الۤمۤ İ’câzın esaslarından, îcâzın en yüksek ve en ince derecesine bir misaldir. Bunda da birkaç letaif vardır.

    1. الۤمۤ üç harfiyle üç hükme işarettir. Şöyle ki: Elif, 1هٰذَا كَلاَمُ اللهِ اْلاَزَلِىُّ hükmüne ve kaziyesine; lâm, 2 نَزَلَ بِهِ جِبْرِيلُ hükmüne ve kaziyesine; mim, 3 عَلٰى مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ السَّلاَمُ hükmüne ve kaziyesine remzen ve imaen işarettir.

    Evet, nasıl ki Kur’ân’ın hükümleriuzun bir sûrede, uzun bir sûrekısa bir sûrede, kısa bir sûre bir âyette, bir âyet bir cümlede, bir cümle bir kelimede, o kelime de sin, lâm, mim gibi hurûf-u mukattaada irtisam eder, görünür. Kezalik, الۤمۤ ’in herbir harfinde mezkûr hükümlerden biri temessül etmiş görünüyor.

    2. Sûrelerin başlarındaki hurûf-u mukattaa, İlâhî bir şifredir. Beşer fikri ona yetişemiyor. Anahtarı, ancak Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdadır.

    3. Şifrevari şu hurûf-u mukattaanın zikri, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın fevkalâde bir zekâya malik olduğuna işarettir ki, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, remizleri, îmaları ve en gizli şeyleri sarih gibi telâkki eder, anlar.



    Not
    Dipnot-1 Bu Ezelî olan, Allah’ın kelâmıdır.
    Dipnot-2 Onu Cebrâil (a.s.) indirmiştir.
    Dipnot-3 Muhammed’e (a.s.m.).



    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun belâgat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
    ehl-i kıraat ve erbab-ı kitabet: okuma yazma bilenler erbab-ı belâgat: belagatçılar; sözü düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söyleme san’atını bilenler
    fevkalâde: olağanüstü, harika hurûf-u mukattaa: kesik harfler; bazı sûrelerin başlarında bulunan ve birer İlâhî şifre özelliğini taşıyan harfler
    imaen: kapalı bir mânâyı işaret yoluyla göstererek irtisam etmek: resmedilme, görünme
    ittihaz etmek: edinmek, alıp takip etmek i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük
    kaziye: hüküm, önerme kezalik: bunun gibi, böylece
    letaif: incelikler malik: sahip
    mebhas: bölüm, konu, mevzu mezkûr: zikredilen, adı geçen, sözü edilen
    misal: örnek nakş-ı belâgat: belagat nakşı
    remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme remzen: gizli bir mânâyı ince bir işaretle göstererek
    sûre: Kur’ân’ın yüz on dört bölümünden herbiri telâkki etmek: kabul etmek, anlamak
    temessül etmek: belirmek, görünmek îcâz: sözü kısaltmak; az sözle maksadı açık ve net bir şekilde ifade etmek
    îma: gizli ve ince bir mânâyı işaret etme, gösterme ümmî: okuma yazma bilmeyen
    İlâhî: Allah tarafından olan şifrevari: şifre gibi, şifre türünden

    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Huruf-u Mukattaa - Sayfa: 59


    4. Şu harflerin taktîi, harf ve lâfızların hâvi oldukları kıymet, yalnız ifade ettikleri mânâlara göre olmayıp, ilm-i esrarü’l-hurufta beyan edildiği gibi, adet ve sayılar misillu harflerin arasında fıtrî münasebetlerin bulunduğuna işarettir. HAŞİYE-1

    5. الۤمۤ taktîiyle, bütün harflerin esas mahreçleri olan “halk, vasat, şefe” mahreçlerine işarettir. Ve zihinlerin nazar-ı dikkatini şu mahreçlere çeviriyor ki, zihinler, gerek bu üç mahreçte, gerek bunlara bağlı küçük küçük mahreçlerde lâfızların ve harflerin nasıl vücuda geldiklerini hayret ve ibretle mütalâa etsinler.

    Ey zihnini belâgatin boyasıyla boyayan arkadaş! Bu letaifi sıkacak olursan, 1 هٰذَا كَلاَمُ اللهِ içinden çıkacaktır.

    DÖRDÜNCÜ MEBHAS:
    الۤمۤ emsaliyle beraber, terkip şeklinden takti’ suretinde zikirleri, bu şeklin müstakil olup hiçbir imama tâbi olmadığına ve hiç kimseyi taklit etmiş olmadığına ve üslûpları acip, çeşitleri garip yeni saha-i vücuda gelen bir bedîa olduğuna işarettir. Bu mebhasta da birkaç letâif vardır.


    1. Hatip ve beliğlerin âdetindendir ki, mesleklerinde daima bir misale tâbi oluyorlar ve bir örnek üzerine nakış dokuyorlar ve işlenmiş bir yolda yürüyorlar. Halbuki, bu harflerden anlaşıldığına nazaran, Kur’ân hiçbir misale tâbi olmamıştır2 ve hiçbir nakş-ı belâgat örneği üzerine nakış yapmamıştır ve işlenmemiş bir yolda yürümüştür.

    2. Kur’ân, baştan aşağıya kadar, nâzil olduğu heyet üzerine bâkidir. Bu kadar Kur’ân’ı taklit etmeye müştak olan dostlar ve mütehâcim düşmanlara rağmen, şimdiye kadar Kur’ân’ın ne taklidi yapılmış ve ne de bir misali gösterilmiştir.



    Not
    Haşiye-1 Kırk sene sonra Risale-i Nur, bu lem’a-i i’câzı körlere dahi göstermiştir.
    Dipnot-1 Bu Allah’ın kelâmıdır.
    Dipnot-2 Bk. Rahman Sûresi, 55:74.



    bedîa: eşsiz, benzersiz güzellik, beğenilen ve çok takdir edilen güzel şey beliğ: belagâtçi
    belâgat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi beyan etmek: açıklamak
    bâki: devamlı, kalıcı emsal: benzerler, arkadaşlar
    fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen garip: yabancı, tuhaf, şaşırtıcı
    halk: boğaz harflerin taktîi: harflerin kesik olması, harflere bölme
    hatip: hitap eden, nutuk çeken konuşmacı haşiye: dipnot, açıklayıcı not
    heyet: yapı hâvi: içeren, içine alan
    ilm-i esrarü’l-huruf: harflerin sırlarını araştıran ilim imam: önder, bir düşünce ve fikir ekolünün lideri
    lem’a-i i’câz: mu’cizelik parıltısı letaif: incelikler
    lâfız: söz, ifade mahreç: harflerin ağızdaki çıkış yeri
    mebhas: bölüm, konu misal: örnek, benzetme
    misillu: gibi, benzeri müstakil: bağımsız
    mütalâa etmek: dikkatle okumak, incelemek mütehâcim: hücum eden, saldıran
    müştak: arzulu, aşırı istekli nakış: işleme, süsleme
    nakş-ı belâgat: belâgat nakşı nazar-ı dikkat: dikkatle bakış
    nâzil olmak: inmek saha-i vücud: varlık sahası, alanı
    taktî’: parçalamak, kesmek, bölmek terkip: birleşim, sentez
    tâbi: uyan, takip eden vasat: orta; burada, boğaz ile dudak arası harflerin çıkış yeri olan damak kastedilmiştir
    vücuda gelmek: meydana gelmek şefe: dudak

    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Huruf-u Mukattaa - Sayfa: 60


    Evet, Kur’ân, milyonlarca Arabî kitaplarla mukayese edilirse, benzeri bulunamaz. O halde, Kur’ân, ya hepsinin altındadır; bu ise muhaldir. Öyle ise hepsinin fevkindedir; öyle ise Allah’ın kelâmıdır.

    3. Beşerin san’atı olan birşey, bidayette çirkin ve gayr-ı muntazam olur, sonra yavaş yavaş intizama sokulur. Kur’ân ise, ilk zuhurunda gösterdiği halâveti, güzelliği, gençliği şimdi de öylece muhafaza etmektedir.


    Ey belâgat letafetinin kokusunu koklayan arkadaş! Zihnini şu mebâhis-i erbaaya gönder ki, bal arısı, 1 اَشْهَدُ اَنَّ هٰذَا كَلاَمُ اللهِ balını çıkarsın!




    ﴿ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لاَرَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ 2

    Arkadaş! Kelâmların hüsnünü artıran ve güzelliğini fazlaca parlatan belâgatın esaslarından biri de şudur ki: Bir havuzu doldurmak için etrafından süzülen sular gibi, beliğ kelâmlarda da zikredilen kelimelerin, kayıtların, heyetlerin tamamen o kelâmın takip ettiği esas maksada nâzır olmakla onun takviyesine hizmet etmeleri, belâgat mezhebinde lâzımdır.

    Birinci misal: 3 وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ olan âyet-i kerime nazar-ı dikkate alınırsa görülür ki, bu kelâmdaki maksat ve esas, pek az bir azapla fazla korkutmaktır. Ve bu kelâmda olan mezkûr kelimeler ve kayıtlar, tamamen o maksadı takviye için çalışıyorlar.

    Ezcümle, şek ve ihtimali ifade eden اِنْ şartiye olup, azabın azlığına ve ehemmiyetsizliğine işarettir.

    Ve keza نَفْحَةٌ 4 sîgasiyle ve tenviniyle azabın ehemmiyetsizliğine îmadır.


    Not
    Dipnot-1 Bunun Allah’ın kelâmı olduğuna şehadet ederim.
    Dipnot-2 “Şu yüce kitap ki, onda asla şüphe yoktur. O, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınanlar için bir yol göstericidir.” Bakara Sûresi, 2:2.
    Dipnot-3 “Rabbinin azâbından küçük bir esinti onlara hafifçe dokunacak olsa...” Enbiyâ Sûresi, 21:46.
    Dipnot-4 Küçük bir esinti.


    Arabî: Arapça beliğ: belâğatli
    belâğat: sözün düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre yerinde söylenmesi bidayet: başlangıç
    ezcümle: örneğin, meselâ fevkinde: üstünde
    gayr-ı muntazam: düzensiz halâvet: tatlılık, hoşluk
    hüsn: güzellik intizam: tertip, düzen, disiplin
    kelâm: söz, ifade letafet: güzellik, hoşluk
    mebâhis-i erbaa: dört bahis, bölüm mezkûr: zikredilen, adı geçen, söz konusu
    muhafaza etmek: korumak muhal: imkânsız, olmayacak şey
    mukayese etmek: kıyas etmek, karşılaştırmak nazar-ı dikkat: dikkatle bakmak
    nâzır: bakan, yönelik sîga: (Ar. gr.) kalıp, kip
    takviye: güçlendirme, kuvvetlendirme tenvin: Arapça gramerinde bir kelimenin sonunu nun gibi okutmak üzere konulan işaret; kelimenin sonuna iki üstün (en), iki esre (in), iki ötre (ün) gelmesi hâli
    zuhur: ortaya çıkma âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın her bir cümlesi
    îma: gizli ve ince bir mânâya işaret etme, gösterme şartiye: Arapça gramerinde şart edatı olarak kullanılır
    şek: şüphe اِنْ: (Ar. gr.) Arapça şart edatı olup “ise, eğer” anlamlarına gelir

    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Huruf-u Mukattaa - Sayfa: 61


    Ve keza مَسَّ 1 kelimesi, azabın şedit olmadığına işarettir.

    Ve keza, teb’îzi ifade eden مِنْ ve şiddeti gösteren نَكَالْ 2 kelimesine bedel, hiffeti îma eden عَذَابٌ 3 kelimesi ve رَبِّ 4 kelimesinden îma edilen şefkat, hepsi de azabın kıllet ve ehemmiyetsizliğine işaret etmekleşu şiiri, lisan-ı hâlleriyle temessül ediyorlar.


    عِبَارَاتُنَا شَتَّى وَحُسْنُكَ وَاحِدٌ وَكُلٌّ اِلٰى ذَاكَ الْجَمَالِ يُشِيرُ


    Yani, “İbarelerimiz ayrı ayrı ise de, hüsnün birdir. Hepsi de o hüsne işaret ediyorlar.”

    İkinci misal: الۤمۤ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لاَرَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ5 olan âyet-i kerimedir. Bu âyette maksad-ı esas, Kur’ân’ın yüksekliğini göstermektir. Ve bu maksadı takviye eden الۤمۤ 6 ذٰلِكَ 7 اَلْكِتَابُ 8 لاَرَيْبَ فِيهِ 9 kayıtlarıdır. Evet, bu kayıtlar, istinad ettikleri pek ince ve gizli delillerine işaret etmekle beraber, o maksadın takviyesine koşuyorlar.


    Ezcümle, الۤمۤ kasem olduğu cihetle, Kur’ân’ın azametine ve altında müstetir, gizli o mezkûr letaif cihetiyle de dâvânın ispatına işaret eder.



    Not
    Dipnot-1 Hafifçe dokunma, temas etme.
    Dipnot-2 Ağır azap, ağır ceza.
    Dipnot-3 Azap.
    Dipnot-4 Her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye eden; tedbir, tasarruf ve egemenliği altında bulunduran Allah.
    Dipnot-5 “Elif, Lâm, Mîm. İşte bu kitapta hiç şüpheye yer yoktur; takvâ sahipleri için bir hidâyet kaynağıdır.” Bakara Sûresi, 2:1,2.
    Dipnot-6 “Elif, Lâm, Mîm.” Bakara Sûresi, 2:1.
    Dipnot-7 “Bu (kitap).” Bakara Sûresi, 2:2.
    Dipnot-8 “(Bu kitap) Kur'ân-ı Kerim.” Bakara Sûresi, 2:2.
    Dipnot-9 “Onda hiç şüpheye yer yoktur.” Bakara Sûresi, 2:2.


    azamet: büyüklük, yücelik cihet: yön, taraf
    delil: işaret, alâmet; kendisine doğru belirli bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey dâvâ: iddia
    ezcümle: bu cümleden, meselâ hiffet: hafiflik, azlık
    hüsn: güzellik ibare: ifade, söz
    istinad etmek: dayanmak kasem: yemin
    keza: böylece, bunun gibi letaif: incelikler
    lisan-ı hâl: hâl dili maksad-ı esas: temel maksad, hedef
    mezkûr: zikredilen, sözü edilen misal: örnek
    müstetir: gizli, örtülü takviye: güçlendirme, kuvvetlendirme
    teb’îz: bütünü parçalamak, bölmek, kısımlara ayırmak; bütünden bir parça, bir kısım temessül etme: görünme, belirme
    âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın her bir cümlesi îma: gizli ve ince bir mânâyı işaret etme, gösterme
    şedit: şiddetli şefkat: acıma, merhamet
    مِنْ: (Ar. gr.) biraz, bir kısım, …den, ...dan gibi mânâlara gelen cer harfi

    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Huruf-u Mukattaa - Sayfa: 62


    Ve keza, ذٰلِكَ zat ile sıfatı gösteren bir işaret olması itibarıyla hem Kur’ân’ın azametine, hem azameti ispat eden sıfât-ı kemâliyeye işaret eder.

    Ve keza, ذٰلِكَ işaret-i hissiyeye mahsus iken, işaret-i akliyede kullanılması, tâzim ve ehemmiyeti ifade ettiği gibi, mâkul olan Kur’ân’ı, mahsus suretinde göstermesi, Kur’ân’ı, ezhan ve enzârın nazar-ı dikkatine arz etmekle tesettürü icap eden hile, za’fiyet ve sair çirkin şeylerden münezzeh olduğunu izhar ve itiraf ettirmektir.

    Ve keza ذٰلِكَ ’nin ل vasıtasıyla ifade ettiği bu’d, Kur’ân’ın kemâline delâlet eden ulüvv-ü rütbesine işarettir.

    Ve keza اَلْكِتَابْ 1 ’daki اَلْ hasr-ı örfîyi ifade ettiğinden, Kur’ân’ın azametine ve başka kitapların mehasinini cem etmekle onların fevkinde olduğuna işarettir.

    Ve keza كِتَابْ tabiri ehl-i kıraat ve kitabetten olmayan bir ümmînin mahsulü olmadığına işarettir.

    Ve keza لاَرَيْبَ فِيهِ 2 zamirininher iki ihtimaline binaen Kur’ân’ın kemâlini ispat veya tekit eder.

    Ve keza, istiğrâkı ifade eden لاَ Kur’ân’ın her köşesinde rekz ve her yerinde


    Not
    Dipnot-1 “Kitap.” Bakara Sûresi, 2:2.
    Dipnot-2 “Onda hiç şüpheye yer yoktur.” Bakara Sûresi, 2:2.


    azamet: büyüklük, haşmet binaen: bundan dolayı, üzerine
    bu’d: uzaklık cem etmek: toplamak
    delâlet etmek: işaret etmek, göstermek ehl-i kıraat ve kitabet: okuma-yazma bilen kimseler
    enzâr: nazarlar, bakışlar, görüşler ezhan: zihinler, akıllar
    fevkinde: üstünde hasr-ı örfî: örfen bir şeye ait kılma; örfe göre “el” takısı bazı cins isimleri özel isim derecesine yükseltir. Meselâ, “el-Kitap” sözüyle Kur’ân’ın kastedilmesi gibi
    icap etmek: gerektirmek istiğrâk: türü kapsayacak şekilde umumi hâle getirme
    itibarıyla: özelliğiyle, bakımından itiraf ettirmek: kabul ettirmek
    izhar: göstermek, açığa çıkartmak işaret-i akliye: akla hitap eden işaret. Soyut işaret
    işaret-i hissiye: hislere, duygulara hitap eden işaret. Somut işaret kemâl: mükemmellik, kusursuzluk
    keza: böylece, bunun gibi mahsul: ürün, netice
    mahsus: yalnız bir şeye ait olan; beş duyu ile bilinebilen, hissedilen mehasin: güzellikler
    mâkul: akılla bilinebilen, akılla idrak edilen, soyut şey münezzeh: temiz, kusur ve çirkinlikten uzak
    nazar-ı dikkat: dikkatli bakış rekz: dikmek, yerleştirmek, delil getirmek
    sair: diğer suret: biçim, şekil
    sıfât-ı Kemâliye: Kur’ân’ın mükemmel nitelikleri tekit etmek: pekiştirmek, kuvvetlendirmek
    tesettür: örtünme, gizlenme tâzim: azamet ve büyüklüğünü dile getirme
    ulüvv-ü rütbe: rütbenin, derecenin yüksekliği zamir: ismin yerine geçen kelime
    za’fiyet: zayıflık, güçsüzlük ümmî: okuma-yazma bilmeyen; düşünce ve tecrübe ürünü kitapları okumamış olan
    اَلْ: (bk. ḥ-r-f ذٰلِكَ: bu (kitap)
    ل: ism-i işarette uzaklık gösteren lâm

    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Bakara Sûresi - Huruf-u Mukattaa - Sayfa: 63


    zikredilen deliller, burhanlar, hücuma gelen şek ve şüpheleri def ile, Kur’ân’ın o gibi lekelerden münezzeh olduğunu ilân eder. Ve lisan-ı haliyle şu şiiri okutur:

    وَكَمْ مِنْ عَائِبٍ قَوْلاً صَحِيحًا وَاٰفَتُهُ مِنَ الْفَهْمِ السَّقِيمِ 1

    Yani, “Kur’ân’da ta’yip edilecek hiçbir nokta yoktur. Kur’ân gibi sahih kavilleri tayip etmek, ancak fehimlerin sekametinden ileri geliyor.”


    Ve keza, zarfiyeti ifade eden فِى tâbiri, Kur’ân’ın sathına ve zâhirine konan şek ve şüphe varsa, içerisindeki hakaik ile def edilebileceğine işarettir.

    Arkadaş! Tahlil vasıtasıyla terkibin kıymetini ve küll ile cüzler arasındaki farkı idrak edebildiysen, bu misallerdeki kuyud ve hey’âta dikkat et. Ve o kelimelerden nebean eden zülâl-i belâgati ve kevser-i fesahati doyuncaya kadar iç, “Elhamdülillâh” de.

    S - الۤمۤ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لاَرَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ 2 âyet-i kerimesinin cümleleri, atf ile birbiriyle bağlanmamış olması neye binaendir?

    C - O cümleler arasındaki şiddet-i ittisal, bağlılık ve sarılmaktan bir ayrılık yoktur ki, birbiriyle bağlanmaya lüzum olsun. Zira, o cümlelerin herbirisi, arkadaşlarına hem babadır, hem oğul; yani, hem delildir, hem neticedir.

    Evet, الۤمۤ lisan-ı haliyle hem muarazaya meydan okur, hem mu’ciz olduğunu ilân eder. ذٰلِكَ الْكِتَابُ 3 hem bütün kitaplara fâik olduğunu tasrih eder, hem



    Not
    Dipnot-1 El-Mütenebbî, Dîvan, 4:246.
    Dipnot-2 “Elif, Lâm, Mîm. İşte bu kitapta hiç şüpheye yer yoktur; takvâ sahipleri için bir hidâyet kaynağıdır.” Bakara Sûresi, 2:1,2.
    Dipnot-3 “Bu kitap (Kur'ân-ı Kerim).” Bakara Sûresi, 2:2.



    atf: (Ar. gr.) bağlaç, kendinden öncekiyle sonraki arasındaki kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı kuran edat [bk. ḥ-r-f; (harf-i cer)] burhan: sarsılmaz kesin delil
    cüz: parça, kısım def: uzaklaştırmak, gidermek
    delil: işaret, alâmet; kendisine belirli bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey fehim: anlayış, anlama
    fâik: üstün hakaik: gerçekler, esaslar
    idrak etmek: anlamak, bilmek kavil: söz, ifade
    kevser-i fesahat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılmasından doğan tatlılık, doygunluk keza: böylece, bunun gibi
    kuyud ve hey’at: bir sözün bütününü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla bunların sarf ve nahiv (dilbilgisi) yönünden özellikleri; meselâ, erkeklik-dişilik, belirlilik-belirsizlik, isim-sıfat gibi küll: parçaları içine alan bütün, genel
    lisan-ı hâl: hâl dili muaraza: karşı gelme, karşı koyma
    mu’ciz: bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan, olağanüstü münezzeh: temiz, arındırılmış
    nebean etmek: doğmak, kaynaklanmak sahih: doğru, güvenilir, sağlam
    sath: bir şeyin üstü, dış yüzü sekamet: hastalık
    tahlil: analiz tasrih etmek: açık şekilde bildirmek, ifade etmek
    ta’yip etmek: ayıplamak, kusurlu bulmak terkib: birleşim, sentez
    tâbir: ifade, deyim zarfiyet: bir kelimenin yer ve zaman bildirmesi hâli
    zâhir: görünüşte olan, dış yüz zülâl-i belâgat: belâgatin saf ve berrak suyu
    âyet-i kerime: şerefli âyet, Kur’ân’ın her bir cümlesi şek: şüphe
    şiddet-i ittisal: güçlü bağ, irtibat فِى: içinde, de, da

    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •