Sayfa 1/3 123 SonSon
24 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Fatiha Sûresi




    اَلرَّحْمٰنُ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَ خَلَقَ اْلاِنْسَانَ عَلَّمَهُ الْبَيَانَ.1

    فَنَحْمَدُهُ مُصَلِّينَ عَلٰى نَبِيِّهِ مُحَمَّدٍنِالَّذِى اَرْسَلَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ وَجَعَلَ مُعْجِزَتَهُ الْكُبْرَى الْجَامِعَةَ
    بِرُمُوزِهَا وَاِشَارَاتِهَا لِحَقَائِقِ الْكَائِنَاتِ بَاقِيَةً عَلٰى مَرِّ الدُّهُورِ اِلٰى يَوْمِ الدِّينِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ عَامَّةً وَاَصْحَابِهِ كَافَّةً
    2

    Fatiha Sûresi

    Evvelâ: Şu İşârâtü’l-İ’câz adlı eserden maksadımız, Kur’ân’ın nazmına, lâfzına ve ibaresine ait i’câz işaretlerini ve remizlerini beyan etmektir. Çünkü, i’câzın mühim bir vechi, nazmından tecelli eder ve en parlak i’câz Kur’ân’ın nazmındaki nakışlardan ibarettir.

    Saniyen: Kur’ân’daki anâsır-ı esasiye ve Kur’ân’ın takip ettiği maksatlar tevhid, nübüvvet, haşir, adalet ile ibadet olmak üzere dörttür. Bu dört unsuru beyan edeceğiz.

    Sual: Kur’ân’ın, şu dört hedefe doğru yürüdüğü neden malûmdur?

    Cevap: Evet, benî Âdem, büyük bir kervan ve azîm bir kafile gibi mâzinin derelerinden gelip, vücut ve hayat sahrâsında misafir olup, istikbalin yüksek dağlarına ve müzeyyen bağlarına müteveccihen kafile kafile müteselsilen yürümekte iken, kâinatın nazar-ı dikkatini celb etti. “Şu garip ve acip mahlûklar kimlerdir? Nereden geliyorlar? Nereye gidiyorlar?” diye ahvallerini anlamak üzere hilkat hükûmeti, fenn-i hikmeti karşılarına çıkardı ve aralarında şöyle bir muhavere başladı:




    Not
    Dipnot-1 “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. O Rahmân ki Kur’ân’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona anlamayı ve anlatmayı öğretti.” Rahmân Sûresi, 55:1-4.
    Dipnot-2 Biz dahi, kâinat hakaikine dair rumuz ve işârâtıyla câmi ve aradan geçen asırlara rağmen kıyamete kadar bâki kalacak mu’cize-i kübrâsı olan Kur’ân ile âlemlere rahmet olarak gönderdiği Muhammed’e ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm ederek o Rahmân’a hamd ederiz.



    ahval: haller, davranışlar anâsır-ı esasiye: esas, temel unsurlar
    azîm: çok büyük benî Adem: Âdemoğlu, insanlık
    beyan etmek: açıklamak celb etmek: kendine çekmek
    fenn-i hikmet: varlıkların hakikatlerini varlık âlemindeki keyfiyetlerine göre açıklayan ilim, felsefe haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması
    hilkat: yaratılış ibare: bir metnin ifadesi
    istikbal: gelecek i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük
    kafile: grup, topluluk lâfz: ifade, söz
    mahlûk: yaratık, yaratılmış muhavere: karşılıklı konuşma
    mâzi: geçmiş zaman müteselsilen: zincirleme olarak, peş peşe
    müteveccihen: yönelmiş olarak müzeyyen: süslü
    nazar-ı dikkat: dikkat içeren bakış
    nazm: tertip, diziliş, düzen; Kur'ân-ı Kerîmin Allah teâlâ tarafından dizilen mübârek sözleri, ifadeleri
    nübüvvet: peygamberlik, elçilik remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme
    saniyen: ikinci olarak tecelli etmek: yansımak, görünmek
    tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma vech: yön, yüz


    Benzer Konular
    Fatiha Suresi
    Fatiha Suresi Fatiha Suresi Müddesir sûresinden sonra Mekke'de inmiştir. 7 âyettir. Kur'ân'ın ilk sûresi olduğu için açış yapan, açan manasına "Fâtiha" denilmiştir. ﺑِﺴْﻢِ ﺍ&
    Fatiha Süresi Tefsiri
    Fatiha Süresi Tefsiri 1 بسم الله الرحمن الرحيم Bismillāhirahmānirahīm Rahmân ve Rahîm olan Allah ' ın adıyla
    Fatiha Süresi-Hadis
    Fatiha Süresi-Hadis Fatiha süresi üzerine; Hamd:Hamd Yani Şükür etmek 1-<<Alemlerin Rabbı olan Allah'a mahsustur.>> Hadis: Allah'ın Kullarından Biri : <<Ya Rabbi Sultanlığının azemetine zatının celaline layık olan ham
    1-Fatiha Süresi
    1-Fatiha Süresi 1-FATİHA: 1 - Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle. 2 - Hamd o âlemlerin Rabbi,
    Yazar : Risale Forum

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Fatiha Sûresi - Sayfa: 31


    Hikmet: “Nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz? Bu dünyada işiniz nedir? Reisiniz kimdir?”

    Bu suale, benî Âdem namına, emsali olan büyük peygamberler gibi, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, nev-i beşere vekâleten karşısına çıkarak şöyle cevapta bulundu:


    “Ey hikmet!1 Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelînin kudretiyle, yokluk karanlıklarından, ziyadar varlık âlemine çıkarılan mahlûklardır. Sultan-ı Ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrâyı bize vermiştir. Biz, haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle re’sü’l-malımız olan istidatlarımızı nemalandırmaktır. Ve şu azîm insan kervanına, bundan sonra Sultan-ı Ezelîden risalet vazifesiyle gelip riyaset eden benim. İşte o Sultan-ı Ezelînin risalet beratı olarak bana verdiği Kur’ân-ı Azîmüşşân elimdedir. Şüphen varsa al, oku!”

    Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın verdiği şu cevaplar, Kur’ân’dan muktebes ve Kur’ân lisanıyla söylenildiğinden, Kur’ân’ın anâsır-ı esasiyesinin şu dört maksatta temerküz ettiği anlaşılıyor.

    S - Şu makasıd-ı erbaa, Kur’ân’ın hangi âyetlerinde bulunuyor?

    C - O anâsır-ı erbaa, Kur’ân’ın hey’et-i mecmuasında bulunduğu gibi, Kur’ân’ın sûrelerinde, âyetlerinde, kelâmlarında, hattâ kelimelerinde bile sarahaten veya işareten veya remzen bulunmaktadır. Çünkü, Kur’ân’ın küllü, cüzlerinde göründüğü gibi, cüzleri de, Kur’ân’ın küllüne âyinedir. Bunun içindir ki Kur’ân, “müşahhas olduğu halde, efrad sahibi olan küllî” gibi tarif edilir.



    Not
    Dipnot-1 Buradaki “Ey hikmet” tabiri, “Ey hikmet diye isimlendirilen fen” şeklinde takdir olunabilir. Veya diğer bir ifadeyle, “Ey, varlıkların hakikatlerini varlık âlemindeki keyfiyetlerine göre araştıran ilim.” Zira, fen, her ilim için kullanılan bir tabirdir. Hikmet ise, eşyanın hakikatlerini varlık âlemindeki keyfiyetlerine göre araştıran nazarî ilme denir (Seyyid Şerif Cürcânî, Tarifat).



    Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi büyük olan Kur’ân
    Kur’ân’ın hey’et-i mecmuası: Kur’ân’ın bütünü, tümü Muhammed-i Arabî: Arap olan peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)
    Seyyid Şerif Cürcânî: (bk. bilgiler) Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatı bütün zamanları kapsayan Ezelî Sultan, Allah
    Tarifat: (bk. bilgiler – Seyyid Şerif Cürcânî) anâsır-ı erbaa: Kur’ân’ın dört unsuru olan tevhid, haşir, nübüvvet, ibadet ve adalet
    anâsır-ı esasiye: esas, temel unsurlar azîm: büyük
    benî Adem: Âdemoğlu, insanlık berat: nişan, rütbe, vesika, belge
    cüz: bölüm, kısım efrad: fertler, bireyler
    emanet-i kübrâ: en büyük emanet, halifelik; başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî yükümlülük, kulluk vazifesi emsal: benzerler, örnekler
    haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanması hikmet: varlıkların hakikatlerini varlık âlemindeki keyfiyetlerine göre açıklayan ilim, felsefe
    istidat: yetenek, kabiliyet kelâm: ifade, söz
    kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı küll: bütün, genel
    küllî: bütün fertleri içine alan tür; kapsamlı lisan: dil
    mahlûk: yaratık, yaratılmış varlık makasıd-ı erbaa: dört asıl gaye, dört maksat
    mevcudat: varlıklar muktebes: iktibas edilen, alıntı
    müteveccihen: yönelmiş olarak müşahhas: somut
    nemalandırmak: geliştirmek, kârını artırmak nev-i beşer: insanlar, insanlık türü
    remzen: gizli bir mânâyı ince bir işaretle göstererek re’sü’l-mal: sermâye
    risalet: elçilik, peygamberlik riyaset: başkanlık
    saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk sarahaten: açıkça
    temerküz etmek: odaklaşmak, toplanmak temin etmek: güvence altına almak
    vekâleten: vekil olarak ziyadar: ışıklı, parlak

    Yazar : Risale Forum

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Fatiha Sûresi - Sayfa: 32


    S - بِسْمِ اللهِ 1 ve اَلْحَمْدُ ِللهِ 2 gibi âyetlerde makasıd-ı erbaaya işaretler var mıdır?

    C - Evet, قُلْ kelimesi, Kur’ân’ın çok yerlerinde mezkûr veya mukadderdir. Bu mezkûr ve mukadder olan قُلْ kelimelerine esas olmak üzere بِسْمِ اللهِ tan evvel قُلْ kelimesi mukadderdir. Yani, “Ya Muhammed! Bu cümleyi insanlara söyle ve tâlim et.” Demek besmelede İlâhî ve zımnî bir emir var. Binaenaleyh, şu mukadder olan قُلْ emri, risalet ve nübüvvete işarettir. Çünkü resul olmasaydı, tebliğ ve tâlime memur olmazdı. Kezalik, hasrı ifade eden câr ve mecrûrun takdimi, tevhide îmadır.


    Ve keza, اَلرَّحْمٰنِ 3 nizam ve adâlete, اَلرَّحِيمِ 4 de haşre delâlet eder.

    Ve keza اَلْحَمْدُ ِللهِ ’taki ل ihtisası ifade ettiğinden tevhide işarettir.

    رَبِّ الْعَالَمِينَ 5 adaletle nübüvvete remizdir. Çünkü terbiye, resuller vasıtasıyla olur. مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ 6 zaten sarahaten haşir ve kıyamete delâlet eder.



    Not
    Dipnot-1 Allah’ın adıyla.
    Dipnot-2 “Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur.” Fatiha Sûresi, 1:2.
    Dipnot-3 “Kullarına karşı çok merhametli olan ve şefkat eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.
    Dipnot-4 “Rahmeti herşeyi kuşatmakla birlikte, dilediği varlıklara çok özel ihsanı ve hususî rahmet tecelîsi olan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.
    Dipnot-5 “Bütün âlemlerin Rabbi; Her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye eden; tedbir, tasarruf ve egemenliği altında bulunduran Allah.” Fatiha Sûresi, 1:2.
    Dipnot-6 “Hesap gününün yegane sahibi, yöneticisi ve hakimi olan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:4.


    besmele: Bismillâhirrahmânirrahîm’in kısaltılmış ismi binaenaleyh: bundan dolayı
    câr: başına geldiği ismin sonunu esre okutarak kendinden önceki fiilin mânâsını, başına geldiği isme veya daha sonra gelen başka bir isme çekip bağlayan harf, burada “be” harfi kastedilir delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    hasr: yalnızca bir şeye, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye verilmesi haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması
    ihtisas: bir şeye ait kılma ve ona has özgü yapma; meselâ,اَلْحَمْدُ ِللهِ ’daki lam harfi hamdin Allah’a ait olduğunu bildirir kezâ: bunun gibi
    kezâlik: bunun gibi, böylece kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
    makasıd-ı erbaa: Kur’ân’ın dört asıl gayesi mecrûr: gr. başına câr harflerinden biri gelerek önceki mânânın kendine bağlandığı ve esre okunduğu kelime
    memur olmak: görevli olmak mezkûr: kelime olarak bizzat var olan, zikredilen
    mukadder: gr. bir ifadede lâfız olarak söylenmediği hâlde gizli olarak kastedilen mânâ; meselâ bazı âyetlerin başında “Ey Muhammed kullarıma de ki” mânâsı gizli olarak vardır nizam: düzen, kanun
    nübüvvet: peygamberlik, elçilik remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme
    resul: elçi, peygamber risalet: elçilik, peygamberlik
    sarahaten: açıkça takdim: bir gaye ve maksada binaen sıraya uymayarak bir şeyi öne geçirme, öne alma
    tebliğ: ulaştırma, bildirme tevhid: birleme; her şeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
    tâlim: öğretme zımnî: gizli ve dolaylı bir şekilde
    îma: gizli ve ince bir mânâyı işaret etme, gösterme İlâhî: Allah tarafından olan, Allah’a ait
    ل: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Fatiha Sûresi - Sayfa: 33


    Ve keza 1 اِنّاَ اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ sadefi de, o makasıd-ı erbaa cevherlerini tazammun etmiştir.

    ﴿ بِسْمِ اللهِ 2 ﴾: Bu kelâm, güneş gibidir. Yani, güneş başkalarını gösterdiği gibi, kendini de gösterir, başka bir güneşe ihtiyaç bırakmaz. بِسْمِ اللهِ başkalarına yaptığı vazifeyi, kendisine de yapıyor; ikinci bir بِسْمِ اللهِ daha lâzım değildir.

    Evet بِسْمِ اللهِ öyle müstakil bir nurdur ki, bu nur, hiçbir şeye bağlı değildir. Hattâ bu nurun câr ve mecrûru bile hiçbir şeye muhtaç değildir. Ancak ب harfinden müstefad olan اَسْتَعِينُ 3 veya örfen malûm olan اَتَيَمَّنُ veyahut mukadder olan قُلْ 4 ün istilzam ettiği اِقْرَأْ 5 fiillerinden birine mütealliktir.

    İhtar: بِسْمِ اللهِ taki câr ve mecrûra müteallik olarak mezkûr olan fiiller, besmeleden sonra takdir edilir ki, hasrı ifade etmekle ihlâs ve tevhidi tazammun etsin. İsim, Cenâb-ı Hakkın zâtî isimleri olduğu gibi, fiilî isimleri de vardır. Bu fiilî isimlerin, Gaffar ve Rezzak, Muhyî ve Mümît gibi pek çok nevileri vardır.



    Not
    Dipnot-1 “(Yâ Muhammed) Biz sana kevseri verdik.” Kevser Sûresi, 108:1.
    Dipnot-2 Allah’ın adıyla.
    Dipnot-3 Yardım diliyorum.
    Dipnot-4 De ki.
    Dipnot-5 Oku.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Gaffar: ne kadar çok ve büyük olursa olsun dilediği kullarının her türlü suç ve günahını tekrar tekrar bağışlayan Allah
    Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah Mümît: ölümü yaratan, diriltip can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Cenâb-ı Allah
    Rezzâk: bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah besmele: Bismillâhirrahmânirrahîm’in kısaltılmış ismi
    câr: başına geldiği ismin sonunu esre okutarak kendinden önceki fiilin mânâsını, başına geldiği isme veya daha sonra gelen başka bir isme çekip bağlayan harf, burada “be” harfi kastedilir hasr: yalnızca bir şeye, ait kılma; bir hükmün yalnızca bir şeye verilmesi
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet ihtar: hatırlatma, ikaz
    istilzam etmek: gerektirmek kelâm: ifade, söz
    kezâ: bunun gibi makasıd-ı erbaa: Kur’ân’ın dört asıl gayesi olan tevhid, haşir, nübüvvet, ibadet ve adalet
    mecrûr: gr. başına câr harflerinden biri gelerek önceki mânânın kendine bağlandığı ve esre okunduğu kelime mezkûr: anılan, sözü geçen
    mukadder: gr. bir ifadede lâfız olarak söylenmediği hâlde gizli olarak kastedilen mânâ; meselâ bazı âyetlerin başında “Ey Muhammed kullarıma de ki” mânâsı gizli olarak vardır müstakil: bağımsız, başlı başına
    müstefâd: anlaşılan mânâ müteallik: bağlı, ilişkili
    nevi: çeşit, tür sadef: inci kabuğu anlamındaki bu söz “inci gibi değerli manaları içinde taşıyan kabuk” anlamında Kur’ân lâfzı için kullanılmıştır
    takdir: lâfız olarak söylenmediği hâlde, söylenen sözün altında kapalı olarak bulunan mânânın belirtilmesi tazammun etmek: içine almak
    tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma zâtî: zatına ait
    örfen: gelenek, teamül ve uygulama olarak ب: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Fatiha Sûresi - Sayfa: 34


    S - Bu fiilî isimlerinin kesretle tenevvüü neden meydana geliyor?
    C - Kudret-i ezeliyenin, kâinattaki mevcudatın nevilerine, fertlerine olan nispet ve taallûkundan husule gelir. Bu itibarla, بِسْمِ اللهِ 1 kudret-i Ezeliyenin taallûk ve tesirini celb eder. Ve o taallûk, abdin kesbine ve işine yardım edici bir ruh gibi olur. Öyleyse, hiç kimse, hiçbir işini besmelesiz bırakmasın!


    اَللهُ Lâfza-i celâli, bütün sıfât-ı kemâliyeyi tazammun eden bir sadeftir. Çünkü Lâfza-i Celâl, Zât-ı Akdese delâlet eder; Zât-ı Akdes de, bütün sıfât-ı kemaliyeyi istilzam eder. Öyleyse, o lâfza-i mukaddese, delâlet-i iltizamiye ile, bütün sıfât-ı kemâliyeye delâlet eder.

    İhtar: Başka ism-i haslarda bu delâlet yoktur. Çünkü, başka zatlarda sıfât-ı kemâliyeyi istilzam etmek yoktur.

    ﴿ اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ 2 Bu iki sıfatın Lâfza-i Celâlden sonra zikirlerini icap eden münasebetlerden birisi şudur ki:

    Lâfza-i Celâlden, celâl silsilesi tecellî ettiği gibi, bu iki sıfattan dahi cemal silsilesi tecellî ediyor.

    Evet, herbir âlemde emir ve nehiy, sevap ve azap; terğib ve terhib, tesbih ve tahmid, havf ve reca gibi pek çok füruat, celâl ve cemâlin tecellîsiyle teselsül edegelmektedir.


    İkincisi: Cenâb-ı Hakkın ismi, Zât-ı Akdesine ayn olduğu cihetle, Lâfza-i



    Not
    Dipnot-1 Allah’ın adıyla.
    Dipnot-2 “Kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.



    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah
    abd: köle ayn: bir şeyin aynısı, kendisi, tıpkısı; iki şey arasında esasta bir derece farkı bulunmaksızın anlam ve kavram itibariyle bir olma, zıtlık ve çelişki olmama
    besmele: Bismillâhirrahmânirrahîm’in kısaltılmış ismi celb etmek: kendine çekmek
    celâl: büyüklük, azamet, haşmet cemâl: güzellik
    cihet: şekil, yön delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    delâlet-i iltizamiye: bir sözün, kastedilen mânâ ile birlikte, bulunması gerekli olan başka bir mânâya olan işareti füruat: dallar, şubeler, kısımlar
    havf: korku husule gelmek: meydana gelmek, ortaya çıkmak
    icap etmek: gerektirmek ihtar: hatırlatma, ikaz
    ism-i has: özel isim istilzam etmek: gerektirmek
    itibar: özellik, bakımından kesb: kazanma, elde etme
    kesret: çokluk kudret-i ezeliye: varlığının başlangıcı olmayan ve ezelden beri var olan Allah’ın kudreti
    kâinat: evren, bütün yaratılmışlar lâfz-ı Celâl: “Allah” kelimesi
    lâfza-i mukaddese: kutsal kelime, söz; burada “Allah” kelimesi kastedilmiştir mevcudat: varlıklar, var edilenler
    münasebet: bağlantı, ilişki, alâka nehiy: yasak
    nevi: çeşit, tür nisbet: oran, kıyas
    recâ: ümit sadef: inci kabuğu anlamındaki bu söz “inci gibi büyük mânâları içinde taşıyan kabuk” anlamında Allah lâfzı için kullanılmıştır
    sıfât-ı kemâliye: Cenâb-ı Hakk’ın Zâtını niteleyen, bütün noksanlıklardan uzak ve yüce olduğunu bildiren mükemmel sıfatları, kutsal özellikleri taallûk: alâka, bağlılık, münasebet
    tahmid: Allah’ı övme ve Ona şükürlerini sunma tazammun etmek: içermek, içine almak
    tecellî etmek: yansımak, görünmek tenevvü: çeşitlilik
    terhib: korkutma terğib: istek ve rağbet uyandırma
    tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma teselsül: zincirleme devam etme, ard arda gelme
    tesir: etki

    Yazar : Risale Forum

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Fatiha Sûresi - Sayfa: 35


    Celâl, sıfât-ı ayniyeye işarettir. اَلرَّحِيمِ 1 de, fiilî olan sıfât-ı gayriyeye îmadır. اَلرَّحْمٰنِ 2 dahi, ne ayn ne gayr olan sıfât-ı seb’aya remizdir. Zira Rahmân, “Rezzak” mânasınadır. Rızık, bekaya sebeptir. Beka, tekerrür-ü vücuttan ibarettir. Vücut ise, birincisi mümeyyize, ikincisi muhassısa, üçüncüsü müessire olmak üzere, “ilim, irade, kudret” sıfatlarını istilzam eder. Beka dahi, semere-i rızık mahsulü olduğu için, “basar, sem’, kelâm” sıfatlarını iktiza eder ki, merzuk, istediği zaman ihtiyacını görsün, istediği zaman işitsin, aralarında vasıta bulunduğu takdirde o vasıta ile konuşsun. Bu altı sıfat, şüphesiz, birinci sıfatı olan “hayat”ı istilzam ederler.

    S - Rahmân büyük nimetlere, Rahîm küçük nimetlere delâlet ettikleri cihetle, Rahîm’in, Rahmân’dan sonra zikri, yukarıdan aşağıya inmek mânâsına olan “san’atü’t-tedellî” kaidesine dahildir. Bu ise, belâgatça makbul değildir.

    C - Evet, kaşlar göze, gem ata mütemmim oldukları ve onların noksanlarını ikmal ettikleri gibi, küçük nîmetler de büyük nimetlere mütemmimdirler. Bu itibarla,


    Not
    Dipnot-1 “Rahmeti herşeyi kuşatmakla birlikte, dilediği varlıklara çok özel ihsanı ve hususî rahmet tecelîsi olan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.
    Dipnot-2 “Kullarına karşı çok merhametli olan ve şefkat eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah.” Fatiha Sûresi, 1:3.


    Rahmân: bütün yarattıkları esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran sonsuz rahmet sahibi Allah Rahîm: çok merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah
    Rezzâk: bütün varlıkların rızıklarını tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah basar (sıfatı): Cenâb-ı Hakkın her şeyi görmesi, müşahede etmesi ve bütün varlıklara görme kabiliyetini vermesi sıfatı
    bekà: süreklilik, devamlılık belâgat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi
    cihet: taraf, yön delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    gem: atı yönetmek için ağzına takılan demir alet hayat (sıfatı): Cenâb-ı Hakkın, diri ve gerçek hayat sahibi olması ve her canlıya hayat vemesi sıfatı
    ikmal etmek: tamamlamak iktiza etmek: gerektirmek
    ilim (sıfatı): Cenab-ı Hakk’ın her şeyi kuşatan, sınırsız, ezelî ve ebedî olan bilme sıfatı irade (sıfatı): Cenâb-ı Hakkın dilediği bir şeyi, dilediği zamanda şekli, ölçüsü ve keyfiyeti itibariyle tayin etmesi
    istilzam etmek: gerektirmek kaide: düstur, prensip
    kelâm (sıfatı): Cenâb-ı Hakkın vahiy ve ilham ile kâinattaki varlıklarla konuşması ve varlıklarla konuşma kabiliyetini vermesi kudret (sıfatı): Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı
    lâfza-i Celâl: “Allah” kelimesi makbul: kabul gören, geçerli
    merzûk: rızıklanan, ihtiyaçları verilen muhassısa: Cenâb-ı Hakkın iradesiyle birçok ihtimaller arasından bir ihtimali seçerek tayin etmesi, belirlemesi
    müessire: Cenab-ı Hakkın sonsuz kudretiyle dilediğini yapan sıfatı mümeyyize: Cenâb-ı Hakkın varlıkları ve o varlıklara lâzım olan şeyleri birbirinden ayırt etme sıfatı
    mütemmim: tamamlayan, tamamlayıcı ne ayn ve gayr (sıfatlar): yedi sıfat; zâtî ve fiilî olmayan sıfatlar; ilim, irade, kudret gibi
    remiz: gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, ihsanlar
    san’atü’t-tedellî: üslûp ve ifadede yukarıdan aşağıya, büyükten küçüğe inme san’atı semere-i rızık: rızık meyvesi, neticesi
    sem’ (sıfatı): Cenâb-ı Hakkın her şeyi hakkıyla işitmesi ve bütün varlıklara işitme duyularını vermesi sıfât-ı ayniye: Zâtî sıfatlar; Allah’ın zıtlarıyla nitelenmesi düşünülemeyen sıfatları; kıdem, bekà, vahdaniyet gibi
    sıfât-ı gayriye: fiilî sıfatlar; rezzakiyet, ihya, imate gibi sıfât-ı seb’a: yedi sıfat
    tekerrür-ü vücud: varlığın tekrarlanması; tekrar yaratılması vücut: varlık
    zira: çünkü

    Yazar : Risale Forum

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Fatiha Sûresi - Sayfa: 36


    mütemmim olan, haddizatında küçük de olsa, faideyi ikmal ettiğinden, büyükten daha büyük olması icap eder.

    Ve keza, büyükten beklenilen menfaat küçüğe mütevakkıf ise, o küçük, büyük sırasına geçer; o büyük dahi küçük hükmünde kalır; kilit ile anahtar, lisan ile ruh gibi.


    Ve keza, bu makam, nimetlerin tâdâdı veya nimetlerle imtinan makamı değildir. Ancak, insanları, gizli ve küçük nimetlere tenbih ve ikaz etmek makamıdır. Evvelki makamlardaki “tedellî” şu tenbih makamında “terakki” sayılır. Çünkü, gizli ve küçük nimetleri insanlara göstermek ve insanları onların vücuduna ikaz etmek, daha lâyık ve daha lâzımdır. Bu itibarla, şu meselemizde tedellî değil, terakki vardır.

    S - Mebde ve me’haz itibarıyla “rikkatü’l-kalb” mânâsını ifade eden bu iki sıfatın Cenâb-ı Hak hakkında kullanılması caiz değildir. Eğer mânâ-yı hakikatlerinin lâzımı ve neticesi olan in’am ve ihsan kastedilirse, mecazda ne hikmet vardır?

    C - Bu iki sıfat—“yed” gibi—mâna-yı hakikileriyle Cenâb-ı Hak hakkında kullanılması muhal olan müteşabihattandır. Müteşabihatta, mânâ-yı mecazînin, mânâ-yı hakikînin lâfzıyla, üslûbuyla gösterilmesindeki hikmet, insanların melûf ve malûmları olmayan mânâları ve hakikatleri zihinlerine yakınlaştırıp kabul ettirmekten ibarettir. Mesel⠓yed”in mânâ-yı mecazîsi insanlara me’nus olmadığından, mânâ-yı hakikînin şekliyle, lâfzıyla gösterilmesi zarureti vardır.

    ﴿ اَلْحَمْدُ ِللهِ 1 Evvelâ: Bu kelimeyi mâkabline bağlattıran cihet-i münasebet, Rahmân ve Rahîm’in delâlet ettikleri nimetlerin hamd ve şükürle karşılanması lüzumundan ibarettir.



    Not
    Dipnot-1 “Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur.” Fatiha Sûresi, 1:2.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah Rahmân: bütün yarattıkları esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran sonsuz rahmet sahibi Allah
    Rahîm: merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah caiz: sakıncasız, doğru
    cihet-i münâsebet: münasebet yönü ve tarafı delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek
    haddizatında: zâten, aslında hakikat: asıl, gerçek, doğru
    hamd: övgü, şükür ve minnet duyma hikmet: amaç, gaye
    icap etmek: gerekmek ihsan: bağış, ikram, lütuf
    ikmal etmek: tamamlamak imtinân: minnet; yapılan nimetleri söyleyerek şükür hissi uyandırma
    in’am: nimet verme itibar: özellik, bakımından
    lisan: dil malûm: bilinen, belli
    mebde: temel, kök, başlangıç mecaz: bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek mânâsından başka mânâda kullanılan söz
    melûf: alışılmış me’haz: kaynak
    me’nus: ünsiyet edilen, alışılmış muhal: imkânsız, olmayacak şey
    mâkabli: önceki, öncesi mânâ-yı hakikat/mânâ-yı hakikî: gerçek, asıl mânâ
    mânâ-yı mecazî: mecazî anlamı mânây-ı hakiki: gerçek, asıl mânâ
    mütemmim: tamamlayan, tamamlayıcı mütevakkıf: bağlı
    müteşabihat: birbirine benzer mecâz ve teşbihlerin yer aldığı ifadeler; Kur’ân ve hadiste yer alan ve farklı mânâlardan hangisinin kastedildiği kesin olarak bilinemeyen, bazı kapalı sözler rikkatü’l-kalb: kalb yumuşaklılığı, yufka yüreklilik
    tedellî: tevazu gösterme, yaklaşma; belâğat ilminde, yüksek makam sahibinin tevazû göstererek aşağıdakini muhatap kabul etme mânâsında bir edebî san’at tenbih: ikaz, uyarı
    terakki: ilerleme, yükselme tâdâd: sayma
    vücud: varlık, var oluş yed: el
    zaruret: zorunluluk, gereklilik üslub: ifade tarzı

    Yazar : Risale Forum

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Fatiha Sûresi - Sayfa: 37


    Saniyen: Şu اَلْحَمْدُ ِللهِ1 cümlesi, herbiri niam-ı esasiyeden birine işaret olmak üzere, Kur’ân’ın dört sûresinde2 tekerrür etmiştir. O nimetler de, “neş’e-i ûlâ ile neş’e-i ûlâda beka, neş’e-i uhrâ ile neş’e-i uhrâda beka” nimetlerinden ibarettir.

    Salisen: Bu cümlenin Kur’ân’ın başlangıcı olan Fâtiha Sûresine fâtiha, yani başlangıç yapılması neye binaendir?


    C - Kâinatın ve dolayısıyla insanların hilkatindeki hikmet ve gaye, وَماَخَلَقْتُ الْجِنَّ وَاْلاِنْسَ اِلاَّ لِيَعْبُدُونِ 3
    ferman-ı celîlince, ibadettir. Hamd ise, ibadetin icmâlî bir sureti ve küçük bir nüshasıdır. اَلْحَمْدُ ِللهِ ’ın bu makamda zikri, hilkatin gayesini tasavvur etmeye işarettir.

    Rabian: Hamdin en meşhur mânâsı, sıfât-ı kemâliyeyi izhar etmektir. Şöyle ki:

    Cenâb-ı Hak, insanı, kâinata câmi bir nüsha ve on sekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve Esmâ-i Hüsnâdan herbirisinin tecellîgâhı olan herbir âlemden bir örnek, bir nümune, insanın cevherinde vedîa bırakmıştır.

    Eğer insan, maddî ve mânevî herbir uzvunu Allah’ın emrettiği yere sarf etmekle hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa ve şeriate imtisal ederse, insanın cevherinde vedîa bırakılan o örneklerin herbirisi, kendi âlemine bir pencere olur. İnsan, o pencereden, o âleme bakar ve o âleme tecellî eden sıfatla o âlemden tezahür eden isme bir mir’at ve bir âyine olur. O vakit insan, ruhuyla, cismiyle


    Not
    Dipnot-1 “Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur.” Fatiha Sûresi, 1:2.
    Dipnot-2 Bu dört sûre En’am, Kehf, Fatır ve Sebe’ sûreleridir.
    Dipnot-3 “Cinleri ve insanları ancak Bana îman ve ibadet etsinler diye yarattım.” Zâriyat Sûresi, 51:56.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Esmâ-i Hüsnâ: Cenab-ı Hakkın güzel isimleri
    Fatiha Sûresi: açılış, başlangıç anlamına gelen Kur’ân-ı Kerim’in ilk sûresi bekà: devamlılık ve kalıcılık
    binaen: -dayanarak câmi: kapsamlı, büyük, geniş
    ferman-ı celîl: Cenab-ı Hakkın yüce fermanı, buyruğu fihrist: içindekiler
    hamd: övgü, şükür ve minnet duyma hikmet: sır, amaç, gaye
    hilkat: yaratılış hâvi: ihtiva eden, içine alan
    icmâlî: kısaca, özetle ifa etmek: yerine getirmek
    imtisal: emre uyma, boyun eğme izhar etmek: göstermek, açığa çıkarmak
    kâinat: evren, bütün yaratılmışlar mir’at: ayna
    neş’e-i uhrâ: âhirette ikinci kez diriltilme neş’e-i ûlâ: insanın ilk yaratılışı
    niam-ı esasiye: temel nimetler nümune: örnek, misal
    nüsha: kopya rabian: dördüncü olarak
    salisen: üçüncü olarak saniyen: ikinci olarak
    sıfât-ı kemâliye: Cenâb-ı Hakk’ın Zâtını niteleyen, bütün noksanlıklardan uzak ve yüce olduğunu bildiren mükemmel sıfatları, kutsal özellikleri tasavvur: düşünme, zihinde bir kişilik kazandırma
    tecellî etmek: belirmek, görünmek tecellîgâh: yansıma ve görünme yeri
    tekerrür etmek: tekrarlanmak tezahür etmek: görünmek, ortaya çıkmak
    uzuv: organ vedia: emanet, ödünç
    şeriat: Allah tarafından bildirilen İlâhî hükümlerin hepsi, İslâmiyet şükr-ü örfî: örfî, fiilî şükür

    Yazar : Risale Forum

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Fatiha Sûresi - Sayfa: 38


    âlem-i şehadet ve âlem-i gayba bir hülâsa olur ve her iki âleme tecellî eden, insana da tecellî eder. İşte bu cihetle, insan, sıfât-ı kemâliye-i İlâhiyeye hem mazhar olur, hem muzhir olur. Nitekim Muhyiddin-i Arabî, كُنْتُ كَنْزًا مَخْفِيًّا فَخَلَقْتُ الْخَلْقَ لِيَعْرِفُونِى 1 hadîs-i şerifinin beyanında, “Mahlûkatı yarattım ki, Bana bir âyine olsun ve o âyinede cemâlimi göreyim” demiştir.

    ل: ِللهِ 2 burada ihtisas içindir. Hamdin Zât-ı Akdese has ve münhasır olduğunu ifade eder. Bu ل ’ın mütealliki olan ihtisas hazf olduktan sonra ona intikal etmiştir ki, ihlâs ve tevhidi ifade etsin.


    İhtar: Müşahhas olan birşeyin umumî bir mefhumla mülâhaza edildiğine binaen, Zât-ı Akdes de müşahhas olduğu halde, Vâcibü’l-Vücud mefhumuyla tasavvur edilebilir.

    ﴿ رَبِّ 3 Yani, herbir cüz’ü bir âlem mesabesinde bulunan şu âlemi bütün eczasıyla terbiye ve yıldızlar hükmünde olan o cüzlerin zerratını kemâl-i intizamla tahrik eder.

    Evet, Cenâb-ı Hak, herşey için bir nokta-i kemal tayin etmiştir ve o noktayı elde etmek için o şeye bir meyil vermiştir. Herşey, o nokta-i kemale doğru hareket



    Not
    Dipnot-1 Süyûti, ed-Dürerü’l-Müntesire, s. 125; Ali el-Kàrî, el-Esrârü’l-Merfûa’, s. 273.
    Dipnot-2 Allah'a has olan.
    Dipnot-3 Her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye eden; tedbir, tasarruf ve egemenliği altında bulunduran Allah.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Muhyiddin-i Arabî: (bk. bilgiler)
    Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah
    beyan: açıklama, anlatım binaen: -dayanarak
    cemâl: güzellik cihet: yön, taraf
    cüz’: kısım, parça ecza: kısımlar, parçalar
    hadis-i şerif: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış hamd: övgü, şükür ve minnet duyma
    hazf olmak: zikredilmemek, çıkarmak, atlamak hülâsa: özet
    ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet ihtar: hatırlatma, ikaz
    ihtisas: bir şeye ait kılma ve ona has özgü yapma; meselâ, اَلْحَمْدُ ِللهِ ’daki lam harfi hamdin Allah’a ait olduğunu bildirir intikal etmek: geçmek
    kemâl-i intizam: kusursuz derecede düzenlilik mahlûkât: yaratılmışlar, varlıklar
    mazhar: ayna olma, yansıma yeri mefhum: bir sözden çıkarılan mânâ, terim, kavram
    mesabe: derece, konum muzhir olmak: göstermek, ortaya çıkarmak
    mülâhaza etmek: düşünmek, akla getirmek münhasır olmak: bir şeyle sınırlı ve sadece ona ait olmak
    müteallik: alâkalı, ilgili, bağlı olma müşahhas: şahıs hâlinde, varlığı teşhis ve tayin olunmuş, bilinen
    nokta-i kemâl: mükemmellik, olgunluk noktası sıfât-ı kemâliye-i İlâhiye: Cenâb-ı Hakk’ın Zâtını niteleyen, bütün noksanlıklardan uzak ve yüce olduğunu bildiren mükemmel sıfatları, kutsal özellikleri
    tahrik etmek: harekete geçirmek tasavvur: düşünme, zihinde şahsiyet kazandırma
    tecellî etmek: yansımak tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
    umumî: genel zerrat: zerreler, atomlar
    âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya
    ل: (bk. ḥ-r-f

    Yazar : Risale Forum

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    12.060
    Blog Blog Girişleri
    39
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 50 + 210278

    Cevap: Fatiha Sûresi - Sayfa: 39


    etmek üzere, sanki mânevî bir emir almış gibi muntazaman o noktaya müteveccihen hareket etmektedir. Esna-yı harekette onlara yardım eden ve mânilerini def eden, şüphesiz, Cenâb-ı Hakkın terbiyesidir.

    Evet, kâinata dikkatle bakıldığı zaman, insanların taife ve kabileleri gibi, kâinatın zerratı, münferiden ve müçtemian Hâlıklarının kanununa imtisalen, muayyen olan vazifelerine koşmakta oldukları hissedilir. (Yalnız bedbaht insanlar müstesna!)


    ﴿ اَلْعَالَمِينَ 1 Bu kelimenin sonundaki يِنَ yalnız i’rab alâmetidir, عِشْرِينَ، ثَلاَثِينَ 2 gibi. Veya cem’ alâmetidir; çünkü, âlemin ihtiva ettiği cüzlerin herbirisi bir âlemdir. Veyahut, yalnız manzume-i şemsiyeye münhasır değildir. Cenâb-ı Hakkın, şu gayr-ı mütenahi fezada çok âlemleri vardır.

    Evet,اَلْحَمْدُ ِللهِ كَمْ ِللهِ مِنْ فَلَكٍ تَجْرِى النُّجُومُ بِهِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ 3

    Ve 4 رَأَيْتُهُمْ لِى سَاجِدِينَ ’de olduğu gibi, burada da ukalâya mahsus cem’ sîgasıyla gayr-ı ukalâ cem’lendirilmiştir. Bu ise, kavaide muhaliftir?


    Evet, âlemin ihtiva ettiği uzuvların birer âkıl, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmesi, belâgatin en makbul bir prensibidir. Zira, kâinatın âlem ile tesmiyesi, kâinatın Sâniine olan delâleti, şehadeti, işareti içindir. Binaenaleyh, kâinatın uzuvları da Sanie olan delâletleri, şehadetleri için birer âlem olmaları icap eder. Öyleyse, Sâniin o uzuvları terbiyesinden ve o uzuvların da Sânii ilâm etmelerinden anlaşılır ki, o uzuvlar; birer hayy, birer âkıl, birer mütekellim suretinde tasavvur edilmiştir. Binaenaleyh, bu cem’de kavaide muhalefet yoktur.


    Not
    Dipnot-1 Âlemler, varlık âlemleri.
    Dipnot-2 Yirmi, otuz.
    Dipnot-3 Hamd olsun Allah’a ki Onun tayin ettiği nice yörüngeler vardır ki, yıldızlar, güneş ve ay o yörüngelerde akıp gider.
    Dipnot-4 “Bana secde ettiklerini gördüm.” Yûsuf Sûresi, 12:4.


    Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah Hâlık: her şeyi yaratan Allah
    Sâni: her şeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah bedbaht: kötü bahtlı, tahlihsiz
    belâgat: konusu, düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi olan ilim binaenaleyh: buna binaen, bundan dolayı
    cem’/cem’ sîgası: Ar. gr. çoğul, çoğul kipi
    cem’lendirmek: çoğul kipiyle gelmek, çoğul yapmak
    cüz: bölüm, parça delâlet: delil olma, işaret etme
    esna-yı hareket: hareket anı, zamanı feza: uzay, gökyüzü
    gayr-ı mütenâhi: sınırsız, sonsuz gayr-ı ukalâ: akıl sahibi olmayanlar
    hayy: diri, canlı ihtiva etmek: içine almak, kapsamak
    ilâm etmek: duyurmak, bildirmek imtisalen: emre uyarak
    i’rab: gr. cümle içinde yüklendiği göreve göre, kelimelerin sonlarında meydana gelen ses ve hareke değişiklikleri kavâid: dilbilgisi kuralları
    kâinat: evren, bütün yaratılmışlar makbul: kabul gören, geçerli
    manzume-i şemsiye: güneş sistemi muayyen: belirlenmiş, tayin edilmiş
    muhalefet: zıt ve aykırı davranma muhalif: aykırı, zıt
    muntazaman: düzenli olarak mâni: engel
    münferiden: tek olarak, yalnız başına münhasır: ait, mahsus
    müstesna: hariç mütekellim: konuşan, birinci tekil şahıs
    müteveccihen: yönelmiş olarak müçtemian: toplu olarak, topluca
    taife: grup, topluluk tasavvur etmek: düşünmek, zihinde şahsiyet kazandırmak, hayal etmek
    tesmiye: isimlendirme ukalâ: akıllılar; akıl sahibi canlılar
    uzuv: organ zerrat: zerreler, atomlar
    zira: çünkü şehadet: şahidlik, tanıklık, delil olma

    Yazar : Risale Forum

Sayfa 1/3 123 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •