Sayfa 1/2 12 SonSon
13 sonuçtan 1 ile 10 arası

  1. #1
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Nereden Yer
    Ankara
    Mesajlar Mesajlar
    2.400
    Blog Blog Girişleri
    16
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 569 + 40829

    Imanin geçerli olabilmesi için

    • Îmân, sıfatları ile birlikte Allaha, meleklerine, gönderdiği mukaddes kitaplarına, peygamberlerine, âhıret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allahtan olduğuna, öldükten sonra dirilmeye inanmaktır
    • Îmânın sahîh, makbûl ve mu'teber olması için gerekli şartlardan ba'zıları:
    • 1- Îmânda sâbit olmak: Meselâ, üç sene sonra müslümanlıktan çıkacağım diyen, o ânda kâfir olur.
    • 2- Havf ve recâ arasında olmak: Ya'nî Allahü teâlânın azâbından korkup rahmetinden ümîd kesmemek.
    • 3- Can boğaza gelmeden îmân etmek: Ölürken, âhıret hâllerini gördükten sonra kâfirin îmânı mu'teber olmaz. Fakat o ânda da, müslümanın tevbesi kabûl olur.
    • 4- Güneş batıdan doğmadan önce îmân etmek: Güneş batıdan doğunca tevbe kapısı kapanır.
    • 5- Gâibi yalnız Allahü teâlâ bilir: Gaybı Allahtan başkası bilemez. Bir de Allahın bildirdiği peygamber, evliyâ veya başka bir kimse de bilebilir.
    • 6- Îmândan bir hükmü reddetmemek: Küfrü gerektiren şeylerden kaçmak.
    • 7- Dinî bir hükümde şüphe etmemek: Meselâ acaba namaz farz mı, kumar harâm mı diye şüphe etmemek.
    • 8- İ'tikâdını, inancını İslâm dininden almak: Târihçilerin, felsefecilerin değil, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şekilde îmân etmek lâzımdır.
    • 9- Hubbi fillâh, buğdi fillâh üzere olmak: Sevgi ve buğzu yalnız Allah için olmak. Allah düşmanlarını sevmek, onları dost edinmek, Allah dostlarına düşman olmak küfrü gerektirir.
    • 10- Ehl-i sünnet vel cemâ'ate uygun i'tikâd etmek: Ehl-i sünnet olmak için lâzım olan i'tikâdlardan ba'zıları şunlardır: Kur'ân-ı kerîmin Kelâm-ı İlâhî olup mahlûk [yaratık] olmadığına inanmak. Eshâb-ı kirâmın tamamını sevmek, hiçbirini kötülememek. Cennette Allahü teâlânın görüleceğine inanmak. Ehl-i kıble'yi tekfîr etmemek, ya'nî namaz kılan müslümana işlediği günâhlardan dolayı kâfir dememek. İbâdet îmândan parça değildir. Günâh işliyen mü'mine kâfir denmez. Îmân artıp eksilmez (Yani sayı olarak eksilmez. imanın şartı altıdır yedinci olmaz. Ama iman inkişaf edebilir imanın üç mertebesi var. Hakkalyakin, aynelyakin,ilmelyakin) Mi'râc rûh ve bedenle birlikte olmuştur. Mu'cîze haktır. Bugün için dört hak mezhebden birine uymak, mezhepsiz olmamak. Hazret-i Ebû Bekr ve Hazret-i Ömer'in halîfe olduğuna ve üstünlüklerinin halîfelik sırasına göre olduğuna inanmak. Kabir ziyâreti, enbiyâ ve evliyâdan yardım istemek câizdir. Okunan Kur'ân-ı kerîmin ve verilen sadakanın sevâbını ölülere göndermenin câiz olduğuna, bu sevâbların ve duâların ölülere vâsıl olarak, azâblarının azalmasına sebep olacağına inanmak. Kabir suâli haktır. Kabir azâbı rûh ve bedene olacaktır. Sırât köprüsü vardır. Şefâ'ata, hesâba ve mîzâna inanmak.
    • Bunlardan ba'zılarına inanmayan, Ehl-i sünnetten çıkmakla kalmaz, kâfir olur. Meselâ Mi'râcın Mescid-i aksâya kadar olan kısmını inkâr eden kâfir olur.
    • Hadîs-i şerîfte, (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72'si Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshâbımın yolunda gidenlerdir) buyuruldu.
    • Bu fırkaya, Ehli- sünnet vel cemâ'at kısaca (Ehl-i sünnet) denir. O hâlde, Cehennemden kurtulmak için her müslümanın ilk önce Ehl-i sünnet i'tikâdını öğrenmesi, daha sonra da dinimizin emir ve yasaklarına riâyet etmesi lâzımdır.
    • İMANIN GİTMESİNE SEBEP OLAN ŞEYLER
    • 1- Bid’at sâhibi olmak. Ya’nî i’tikâdı bozuk olmak. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği i’tikâddan çok az da olsa ayrılan sapık veyâ kâfir olur.
    • 2- Zayıf , şübheli olan îmân.
    • 3 - Büyük günâh işlemeğe devâm etmek.
    • 4- Ni’met-i islâma şükrünü kesmek.
    • 5 - Âhırete îmânsız gitmekden korkmamak.
    • 6 - Haksız yere zulm etmek.
    • 7 - Sünnet üzere okunan ezân-ı Muhammedîyi dinlememek.
    • 8 - Anaya-babaya âsî olmak.
    • 9 - Doğru olsa bile çok yemîn etmek.
    • 10 - Namazda ta’dîl-i erkânı terk etmek.Şartlarına uygun kılmamak.
    • 11 - Namazı önemsiz sanıp öğrenmeğe ve çoluk-çocuğa öğretmeğe önem vermemek, namaz kılanlara ma’nî olmak.
    • 12 - Alkollü içki içmek.
    • 13 - Mü’minlere eziyyet etmek.
    • 14 - Yalan yere Evliyâlık ve din bilgisi satmak.
    • 15 - Günâhını unutmak, küçük görmek.
    • 16 - Kibirli olmak, ya’nî kendini beğenmek.
    • 17 - Ucb, ya’nî ilim ve amelim çokdur demek.
    • 18 - Münâfıklık, iki yüzlülük.
    • 19 - Hased etmek, din kardeşini çekememek.
    • 20 - Üstâdının,din büyüklerinin islâmiyyete aykırı olmayan sözünü yapmamak.
    • 21 - Bir kimseyi, tecrübe etmeden iyi demek.
    • 22 - Yalanda ısrar etmek.
    • 23 - Alimlerden kaçmak, uzak kalmak.
    • 24 - Erkekler ipek giymek.
    • 25 - Gıybetde ısrar etmek.
    • 26 - Kâfir olsa da komşusuna eziyyet etmek.
    • 27 - Dünyâ işi için, çok gazâba gelmek, sinirlenmek.
    • 28 - Fâiz alıp-vermek.
    • 29 - Sihirbazlık, büyü yapmak.
    • 30 - Müslüman ve sâlih olan mahrem akrâbayı ziyâreti terk etmek.
    • 31 - Allahü teâlânın sevdiği kimseyi sevmemek; islâmiyyeti bozmak istiyenleri sevmek.
    • 32 - Mü’min kardeşine kin tutmak.
    • 33 - Zinâya devâm etmek.
    • 34 - Livâtada bulunup, tevbe etmemek.
    • 35 - Ezânı, fıkh kitâblarının bildirdiği vaktlerde ve sünnete uygun okumamak ve sünnete uygun okunan ezânı işitince saygı ile dinlememek.
    • 36 - Haramı işliyeni görüp de, gücü yettiği hâlde, tatlı dil ile mani olmamak.
    • 37 - Karısının, kızının ve nasîhat vermek hakkına sâhib olduğu kadınların haram işlemelerine ve kötülerle görüşmesine râzı olmak.
    • EF'AL-İ MÜKELLEFİN
    • Ef'âl-i mükellefîn, dînimizin emirlerinden ve yasaklarından sorumlu olan kimselerin yerine getirecekleri vazifelerin hükümlerini belirten bir tâbirdir. Bir kimsenin her türlü davranışı bunlardan birine dahil olur. Ef''âl-i mükellefîn, sekizdir: Farz, vâcib, sünnet, müstehab, mubâh, harâm, mekrûh ve müfsid.
    • 1- Farz: Dînimizin, yapılmasını açıkça ve kesin olarak emrettiği şeylere farz denir. Farzları terketmek harâmdır. İnkâr eden kâfir olur. Dinden çıkar. Farz iki çeşittir:
    • Farz-ı ayın: Müslümanın bizzat kendisinin yapması lâzım olan farzdır. Meselâ, beş vakit namaz kılmak. Ramazan ayında oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek farz-ı ayn'dır.
    • Farz-ı kifâye: Müslümanlardan bir kaçının veya sadece birisinin yapması ile, diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farzlardır. Meselâ, cenâze namazı kılmak, cihâd etmek farz-ı kifâyedir.
    • 2- Vâcib: Yapılması farz gibi kesin olan emirlerdir. Fakat, bu emrin delili farz kadar açık değildir. Bayram namazı kılmak, kurban kesmek, vitir namazı, fitre vermek vâcibdir. Vâcibi terk etmek, tahrimen mekrûhtur.
    • 3- Sünnet: Peygamber Efendimizin yapılmasını övdüğü, yâhut devam üzere kendisinin yaptığı veyâhut yapılırken görüp de mâni olmadığı şeylere denir. Sünnet iki çeşittir:
    • Sünnet-i müekkede: Peygamber Efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terkettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Sabah namazının sünneti, öğlenin dört rek'atlık ilk sünneti, akşam namazının sünneti, yatsı namazının son iki rek'at sünneti böyledir. Ezân okumak, kâmet getirmek, cemâ'ate devam etmek, abdest alırken misvak kullanmak müekked sünnetlerdendir.
    • Sünnet-i gayr-i müekkede: Peygamber efendimizin, ibâdet maksadı ile arasıra terkederek yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namazlarının dört rek'atlık ilk sünnetleri böyledir.
    • 4- Müstehab: Buna mendûb da denir. Sünnet-i gayr-i müekkede hükmündedir. Peygamber Efendimizin ara sıra yaptıkları ve sevdikleri, beğendikleri hususlardır. Yeni doğan çocuğa yedinci günü isim koymak, erkek ve kız çocuğu için akika hayvanı kesmek, güzel giyinmek, güzel koku sürünmek müstehabtır. Bunları yapmak sevâbdır.
    • 5- Mubah: Yapılması emir olunmayan ve yasak da edilmeyen şeylere mubâh denir. Ya'nî günâh veya ta'at olduğu bildirilmemiş olan işlerdir. Yapanın niyetine göre ta'at veya günâh olurlar. Yemek, içmek, uyumak, giyinmek gibi işler mubâhtır.
    • 6- Harâm: Dînimizin, "yapmayınız" diye açıkça yasak ettiği şeylerdir. Harâma, helâl diyenin ve helâle, harâm diyenin îmânı gider, kâfir olur.
    • 7- Mekrûh: Allahü teâlânın ve Muhammed aleyhisselâmın, beğenmediği ve ibâdetlerin sevâbını gideren şeylerdir. Mekrûh iki çeşittir:
    • Tahrimen mekrûh: Harâma yakın olan mekrûhlardır. Bunları yapmak azâba sebep olur.
    • Tenzihen mekrûh: Helâla yakın olan, yâhut, yapılmaması yapılmasından daha iyi olan işlerdir.
    • 8- Müfsid: Dînimizde, meşru olan bir işi veya başlanmış olan bir ibâdeti bozan şeylerdir. Namazda gülmek, oruçlu iken bilerek birşey yemek ve içmek gibi. Bu yapılan fiiller, namazı ve orucu bozarlar.
    • BA'ZI KÜFÜR SÖZLER
    • Dinimizin emri gereğince, hürmet gösterilecek, ta'zîm olunacak şeyleri tahkîr etmek; kötülenecek şeyleri, ta'zîm etmek, hürmek göstermek küfürdür. Meselâ, Allahü teâlânın evliyâsı, enbiyâsı, âlimleri ve bunların sözleri, fıkh kitapları, fetvâları ta'zîm edilecek, hürmet gösterilecek iken tahkîr edilirse, kötülenirse dinden çıkılmış olur. Ayrıca, kâfirlerin dînî âyinlerini beğenmek, noellerini tebrik etmek ve zarûret yok iken zünnâr kuşanmak ve küfür alâmetlerini kullanmak, bunlara, muhabbet edip, hürmet göstermek de küfrdür.
    • İnsanı küfre düşüren, ya'nî kâfir yapan söz ve işlerden ba'zıları şunlardır:
    • Allahü teâlâya lâyık olmıyan şey söylemek. Meselâ, (Allah, gökten bize bakıyor) demek, yâhut bir kimse bir işi yaptığı hâlde, (Allah biliyor ki yapmadım) demek.
    • Peygamberleri küçültücü şey söylemek. Meselâ, (İlk insan Âdem peygamber vahşî idi) demek.
    • Melekleri küçültücü şey söylemek. Meselâ, (Senin bakışın bana Azrâil gibi geliyor) veya (Çocuk iyi yetişmezse zebâni olur), yâhut (Bu ibâdetin sevâbını melek yazamaz) demek.
    • Âhırette olacak şeylerle alay etmek. Meselâ, (Ben Cenneti istemem, Cehenneme gitmek isterim. Çünkü benim gibi olanlar oradadır) demek.
    • Allahü teâlânın emir ve yasaklarına, ya'nî Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açık bildirilmiş ve islâm âlimlerinin kitapları ile her tarafa yayılmış, inanılması zarûrî olan din bilgilerinden birine inanmamak veya önem vermemek. Meselâ, (Ben cinleri göremediğim için inanmam) demek veya ka'tî harâm olduğu bilinen birşeyi yiyip içerken besmele çekmek.
    • (Dünya böyle gelmiş böyle gider) şeklinde inanmak. Dünya, gezegenler, gökler ve Arş ezelî değildir, sonradan yaratılmıştır, mahlûktur. Ebedî, sonsuz değildirler, sonunda yine yok edilecektirler. Yer ve gökler yok iken de Allahü teâlâ var idi.
    • Ayrıca zamanımızda çok kullanılan şu sözler de çok tehlikelidir: Allahü teâlâya, sanatkâr, mühendis demek. Allah unuttu, kaderime küstüm, Allah bizi düşündüğü için göz, kulak vermiş, Allah kuşlara kanat vermeyi ihmâl etmemiş, İlâhi şuur, ilahî düşünce, Cenâb-ı Hakka, (İnsanoğlunun mühendisi) demek. Îmânım gevredi, Allah bana kulum demesin, anladıysam arab olayım, Allah vahy ile Ali'yi halîfe tâyin etti, diğerleri hakkını gasbetti ve bugünkü Kur'ân noksan demek.
    • Kötü kimseye (Öküz aleyhisselâm) demek; ağza def-i hâcet lafzı ile sövmek; Allahın özel müdâhalesi gerekir demek.
    • Dinsizlere şerefli kâfir demek; çalgı aleti ile ilâhi söylemek; O, cimrilerin Allahı demek; Allah, her yerdedir demek. (İslâm düşüncesi, İslâm nazariyesi, İslâm felsefesi) gibi ta'bîrleri, (İslâm dini) yerine kullanmak; özürlü kimseler için, îmâlât hatâsı demek; birisini kötülemek gâyesiyle (Allahlık Ali Bey) demek; namaz kılmam ama, kalbim temiz demek; kendisine Hans, Corc gibi gayri müslim ismi ile çağırılmasını istemek; Allahın gönlüne güç gelmesin demek; mümine, (Nûh der, peygamber demez) demek; harâm kazanç ile sevâb için kurban kesmek; ecelin hoyrat eli gibi sözlerin çoğu küfürdür, îmânının gitmesine, dinden çıkmasına sebep olur. Bunun için ağzımızdan çıkan söze dikkat etmemiz lâzımdır. Rastgele söz söylememelidir.
    • İnsanlara mahsûs sıfatları Allahü teâlâ için kullanmak küfür olur. "Burada ilâhi şuuru görüyoruz" demek küfürdür. Bunun gibi, Allahü teâlâ için, "Düşünerek" veya "Hesap ederek" yâhut "plânlıyarak" yarattı demek küfürdür. "İslâm düşüncesi" demek de böyledir. Çünkü, düşünmek, hesap etmek, plânlamak insanlara mahsûs şeylerdir.
    • Çok kimse îmânı kurtarayım derken, küfre giriyor ve bunun için de hiç üzülmüyorlar. Her Müslümanın küfre düşürücü söz ve hareketleri çok iyi bilmesi gerekir.

    Benzer Konular
    sırrı sadece sahabeler için mi geçerli, yoksa herkes için mertebesine göre var mıdır?
    sırrı sadece sahabeler için mi geçerli, yoksa herkes için mertebesine göre var mıdır? Devami...
    nasıl oluyor, her şey için geçerli midir?
    nasıl oluyor, her şey için geçerli midir? Devami...
    Kur'an'daki o ayet senin için de geçerli Obama!
    Kur'an'daki o ayet senin için de geçerli Obama! Kur'an'daki o ayet senin için de geçerli Obama! konuşman güzel de dünya, özellikle de İslam coğrafyası kan ağlarken Amerika ne yapıyor? Devamı İçin Tıklayın
    Bütün mahlûkatın insanlara musâhhar olabilmesi için; "insanların ileri atılması
    Bütün mahlûkatın insanlara musâhhar olabilmesi için; "insanların ileri atılması Devami...
    Temizlik imandandır bu herkes için geçerli!
    Temizlik imandandır   bu herkes için geçerli!
    Yazar : Risale Forum
    "Seni Yaradan Rabbi'nin Adıyla OKU"

  2. #2
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar Mesajlar
    859
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 265 + 17860

    Cevap: Imanin geçerli olabilmesi için

    Birinci Makam


    olan fıkradaki ferman-ı haşre dâir buradaki gösterdiği bürhan-ı bâhiri ve hüccet-i kâtıası beyân ve izah edilecek inşaallâh. Haşiye Hayatın yirmi sekizinci hâssasında beyân edilmiştir ki: Hayat, imânın altı erkânına bakıp, ispat ediyor; onların tahakkukuna işaretler ediyor.

    Evet, mâdem bu kâinatın en mühim neticesi ve mâyesi ve hikmet-i hilkati hayattır; elbette o hakikat-i âliye, bu fânî, kısacık, noksan, elemli hayat-ı dünyeviyeye münhasır değildir. Belki, hayatın yirmi dokuz hâssasıyla mahiyetinin azameti anlaşılan şecere-i hayatın gâyesi, neticesi ve o şecerenin azametine lâyık meyvesi, hayat-ı ebediyedir ve hayat-ı uhreviyedir ve taşıyla ve ağacıyla, toprağıyla hayattar olan dâr-ı saadetteki hayattır. Yoksa, bu hadsiz cihazât-ı mühimme ile teçhiz edilen hayat şeceresi, zîşuur hakkında, hususan insan hakkında, meyvesiz, faydasız, hakikatsiz olmak lâzım gelecek. Ve sermâyece cihazâtça serçe kuşundan meselâ yirmi derece ziyâde ve bu kâinatın ve zîhayatın en mühim, yüksek ve ehemmiyetli mahlûku olan insan, serçe kuşundan, saadet-i hayat cihetinde yirmi derece aşağı düşüp, en bedbaht, en zelîl bir bîçare olacak.




    Akşama erdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah'ı tesbih edin. • Göklerde ve yerde olanların hamd ve senâsı Ona mahsustur. Gündüzün sonuna doğru ve öğle vaktine erişince de Allah'ı tesbih edip namaz kılın. • Ölüden diriyi, diriden ölüyü O çıkarır. Ölümünden sonra yeryüzünü O diriltir. Siz de kabirlerinizden böyle çıkarılacaksınız. (Rûm Sûresi: 17-19.)
    Yazar : Risale Forum
    ''Dünya ve âhirette ebedî ve dâimî sürûru isteyen, İmân dairesindeki Terbiye-i MUHAMMEDİYEYİ (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.''

  3. #3
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar Mesajlar
    859
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 265 + 17860

    Cevap: Imanin geçerli olabilmesi için

    Hem, en kıymettar bir nimet olan akıl dahi, geçmiş zamanın hüzünlerini ve gelecek zamanın korkularını düşünmekle kalb-i insanı mütemâdiyen incitip bir lezzete dokuz elemleri karıştırdığından, en musîbetli bir belâ olur. Bu ise yüz derece bâtıldır. Demek bu hayat-ı dünyeviye, âhirete İmân rüknünü katî ispat ediyor ve her baharda haşrin üç yüz binden ziyâde numunelerini gözümüze gösteriyor.

    Acaba senin cisminde ve senin bahçende ve senin vatanında senin hayatına lâzım ve münâsip bütün levâzımâtı ve cihazâtı hikmet ve inâyet ve rahmetle ihzâr eden ve vaktinde yetiştiren, hattâ senin midenin bekâ ve yaşamak arzusuyla ettiği hususi ve cüzî olan rızık duâsını bilen ve işiten ve hadsiz leziz taamlarla o duânın kabulünü gösteren ve mideyi memnun eden bir Mutasarrıf-ı Kadîr, hiç mümkün müdür ki, seni bilmesin ve görmesin? Ve nev-i insanın en büyük gâyesi olan hayat-ı ebediyeye lâzım esbâbı ihzâr etmesin? Ve nev-i insanın en büyük, en ehemmiyetli, en lâyık ve umumi olan bekâ duâsını, hayat-ı uhreviyenin inşâsıyla ve Cennetin icadıyla kabul etmesin? Ve kâinatın en mühim mahlûku, belki zeminin sultanı ve neticesi olan nev-i insanın Arş ve ferşi çınlatan umumi ve gayet kuvvetli duâsını işitmeyip, küçük bir mide kadar ehemmiyet vermesin, memnun etmesin, kemâl-i hikmetini ve nihayet rahmetini inkâr ettirsin? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ! ''

    Onuncu Söz
    Yazar : Risale Forum
    ''Dünya ve âhirette ebedî ve dâimî sürûru isteyen, İmân dairesindeki Terbiye-i MUHAMMEDİYEYİ (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.''

  4. #4
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar Mesajlar
    859
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 265 + 17860

    Cevap: Imanin geçerli olabilmesi için

    ''Mâdem dünyada hayat var; elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû-i istimâl etmeyenler, dâr-ı bekâda ve Cennet-i bâkiyede hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaklardır. Âmennâ! ''

    Onuncu Söz
    Yazar : Risale Forum
    ''Dünya ve âhirette ebedî ve dâimî sürûru isteyen, İmân dairesindeki Terbiye-i MUHAMMEDİYEYİ (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.''

  5. #5
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar Mesajlar
    859
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 265 + 17860

    Cevap: Imanin geçerli olabilmesi için

    ''Ve hem, nasıl ki yeryüzünde bulunan parlak şeylerin güneşin akisleriyle parlamaları ve denizlerin yüzlerinde kabarcıklar ziyânın lem'alarıyla parlayıp sönmeleri, arkalarından gelen kabarcıklar gidenler gibi yine hayalî güneşciklere aynalık etmeleri bilbedâhe gösteriyor ki, o lem'alar, yüksek birtek güneşin cilve-i in'ikâsıdırlar ve güneşin vücudunu muhtelif dillerle yâd ediyorlar ve ışık parmaklarıyla ona işaret ediyorlar. Aynen öyle de, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun Muhyî isminin cilve-i âzamı ile berrin yüzünde ve bahrin içindeki zîhayatların kudret-i İlâhiye ile parlayıp, arkalarından gelenlere yer vermek için "Ya Hayy!" deyip perde-i gaybda gizlenmeleri, bir hayat-ı sermediye sahibi olan Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hayatına ve vücûb-u vücuduna şehâdetler, işaretler ettikleri gibi; umum mevcudâtın tanziminde eseri görünen ilm-i İlâhîye şehâdet eden bütün deliller ve kâinatta tasarruf eden kudreti ispat eden bütün bürhanlar ve tanzim ve idare-i kâinatta hükümfermâ olan irâde ve meşîeti ispat eden bütün hüccetler ve Kelâm-ı Rabbânî ve vahy-i İlâhînin medârı olan risâletleri ispat eden bütün alâmetler, mu'cizeler ve hâkezâ yedi sıfat-ı İlâhiyeye şehâdet eden bütün delâil, bilittifak Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hayatına delâlet, şehâdet, işaret ediyorlar. Çünkü, nasıl bir şeyde görmek varsa, hayatı da vardır; işitmek varsa, hayatın alâmetidir; söylemek varsa, hayatın vücuduna işaret eder; ihtiyar, irâde varsa, hayatı gösterir. Aynen öyle de, bu kâinatta âsârıyla vücudları muhakkak ve bedihî olan kudret-i mutlaka ve irâde-i şâmile ve ilm-i muhît gibi sıfatlar, bütün delâilleriyle, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hayatına ve vücûb-u vücuduna şehâdet ederler ve bütün kâinatı bir gölgesiyle ışıklandıran ve bir cilvesiyle bütün dâr-ı âhireti zerrâtıyla beraber hayatlandıran hayat-ı sermediyesine şehâdet ederler.''

    Onuncu Söz
    Yazar : Risale Forum
    ''Dünya ve âhirette ebedî ve dâimî sürûru isteyen, İmân dairesindeki Terbiye-i MUHAMMEDİYEYİ (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.''

  6. #6
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar Mesajlar
    859
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 265 + 17860

    Cevap: Imanin geçerli olabilmesi için

    ''Hem hayat, "melâikeye imân" rüknüne dahi bakar, remzen ispat eder. Çünkü, mâdem kâinatta en mühim netice hayattır ve en ziyâde intişâr eden ve kıymettarlığı için nüshaları teksir edilen ve zemin misafirhânesini gelip geçen kafilelerle şenlendiren zîhayatlardır; ve mâdem küre-i arz bu kadar zîhayatın envâıyla dolmuş ve mütemâdiyen zîhayat envâlarını tecdid ve teksir etmek hikmetiyle, her vakit dolar boşanır ve en hasis ve çürümüş maddelerinde dahi kesretle zîhayatlar halk edilerek bir mahşer-i huveynât oluyor; ve mâdem hayatın süzülmüş en sâfî hulâsası olan şuur ve akıl ve latîf ve sabit cevheri olan ruh, küre-i arzda gayet kesretli bir sûrette halk olunuyorlar, âdetâ küre-i arz, hayat ve akıl ve şuur ve ervâh ile ihyâ olup öyle şenlendirilmiş. Elbette küre-i arzdan daha latîf, daha nurânî, daha büyük, daha ehemmiyetli olan ecrâm-ı semâviye, ölü, câmid, hayatsız, şuursuz kalması imkân haricindedir.

    Demek, gökleri, güneşleri, yıldızları şenlendirecek ve hayattar vaziyetini verecek ve netice-i hilkat-i semâvâtı gösterecek ve hitâbât-ı Sübhâniyeye mazhar olacak olan zîşuur, zîhayat ve semâvâta münâsip sekeneler, herhalde sırr-ı hayatla bulunuyorlar ki, onlar da melâikelerdir.
    Yazar : Risale Forum
    ''Dünya ve âhirette ebedî ve dâimî sürûru isteyen, İmân dairesindeki Terbiye-i MUHAMMEDİYEYİ (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.''

  7. #7
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar Mesajlar
    859
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 265 + 17860

    Cevap: Imanin geçerli olabilmesi için

    ''Hem hayatın sırr-ı mahiyeti "peygamberlere imân" rüknüne bakıp remzen ispat eder. Evet, mâdem kâinat hayat için yaratılmış ve hayat dahi Hayy-ı Kayyûm-u Ezelînin bir cilve-i âzamıdır, bir nakş-ı ekmelidir, bir san'at-ı ecmelidir. Mâdem Hayat-ı Sermediye, resûllerin gönderilmesiyle ve kitapların indirilmesiyle kendini gösterir. (Evet, eğer kitaplar ve peygamberler olmazsa, o Hayat-ı Ezeliye bilinmez. hayat-ı umumiyenin mânevî bir cilvesine mazhardır ki, mukadderât-ı hayatiye o mânidar ve canlı elvâh-ı kaderiyeden alınır. Nasıl ki bir adamın söylemesiyle diri ve hayattar olduğu anlaşılır; öyle de, bu kâinatın perdesi altında olan âlem-i gaybın arkasında söyleyen, konuşan, emir ve nehyedip hitâb eden bir Zâtın kelimâtını, hitâbâtını gösterecek, peygamberler ve nâzil olan kitaplardır.) ''

    Onuncu Söz
    Yazar : Risale Forum
    ''Dünya ve âhirette ebedî ve dâimî sürûru isteyen, İmân dairesindeki Terbiye-i MUHAMMEDİYEYİ (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.''

  8. #8
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar Mesajlar
    859
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 265 + 17860

    Cevap: Imanin geçerli olabilmesi için

    ''Elbette kâinattaki hayat, katî bir sûrette Hayy-ı Ezelînin vücûb-u vücuduna katî şehâdet ettiği gibi, o Hayat-ı Ezeliyenin şuââtı, celevâtı, münâsebâtı olan "irsâl-i rusül" ve "inzâl-i kütüb" rükünlerine bakar, remzen ispat eder. Ve bilhassa risâlet-i Muhammediye (a.s.m.) ve vahy-i Kur'ânî hayatın ruhu ve aklı hükmünde olduğundan, bu hayatın vücudu gibi hakkâniyetleri katîdir denilebilir.''

    Onuncu Söz
    Yazar : Risale Forum
    ''Dünya ve âhirette ebedî ve dâimî sürûru isteyen, İmân dairesindeki Terbiye-i MUHAMMEDİYEYİ (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.''

  9. #9
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar Mesajlar
    859
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 265 + 17860

    Cevap: Imanin geçerli olabilmesi için

    ''Evet, nasıl ki hayat bu kâinattan süzülmüş bir hulâsadır ve şuur ve his dahi, hayattan süzülmüş, hayatın bir hulâsasıdır; ve akıl dahi, şuurdan ve histen süzülmüş, şuurun bir hulâsasıdır ve ruh dahi, hayatın hâlis ve sâfî bir cevheri ve sabit ve müstakil zâtıdır. Öyle de, maddî ve mânevî hayat-ı Muhammediye (a.s.m.) dahi, hayattan ve ruh-u kâinattan süzülmüş hulâsatü'l-hulâsadır ve risâlet-i Muhammediye (a.s.m.) dahi; kâinatın his ve şuur ve aklından süzülmüş en sâfî hulâsasıdır. Belki maddî ve mânevî hayat-ı Muhammediye (a.s.m.), âsârının şehâdetiyle, hayat-ı kâinatın hayatıdır. Ve risâlet-i Muhammediye (a.s.m.), şuur-u kâinatın şuurudur ve nurudur. Ve vahy-i Kur'ân dahi, hayattar hakâikının şehâdetiyle, hayat-ı kâinatın ruhudur ve şuur-u kâinatın aklıdır. ''

    Onuncu Söz
    Yazar : Risale Forum
    ''Dünya ve âhirette ebedî ve dâimî sürûru isteyen, İmân dairesindeki Terbiye-i MUHAMMEDİYEYİ (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.''

  10. #10
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesajlar Mesajlar
    859
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 265 + 17860

    Cevap: Imanin geçerli olabilmesi için

    ''Evet, evet, evet! Eğer kâinattan risâlet-i Muhammediyenin (a.s.m.) nuru çıksa, gitse, kâinat vefât edecek. Eğer Kur'ân gitse, kâinat divâne olacak ve küre-i arz kafasını, aklını kaybedecek, belki şuursuz kalmış olan başını bir seyyâreye çarpacak, bir Kıyâmeti koparacak.''

    Onuncu Söz
    Yazar : Risale Forum
    ''Dünya ve âhirette ebedî ve dâimî sürûru isteyen, İmân dairesindeki Terbiye-i MUHAMMEDİYEYİ (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.''

Sayfa 1/2 12 SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •