İcma
"Şeri ve feri bir hükümde İslam müctehidle-rinin ittifak etmeleri " diye tarif edilen icma,İslam hukukunun üçüncü önemli kaynağıdır. Ta-rifteki "şer'i", dini ve hukuki demektir. "Feri"ise itikada değil, amele ibadet, hukuk vb. âit,
bununla ilgili hükümler manasındadır.

İcmâ müstakil bir kaynak mıdır, yoksa birnassı belli bir manada anlamak ve uygulamak hu-susunda meydana gelen ittifak olarak nassa mıbağlıdır? konusu tartışılmıştır. Bir nassı (âyet ve-ya hadisi) bütün müctehidler aynı şekilde anlar,bundan aynı hükmü çıkarır ise icma müstakil birkaynak olmaktan ziyade nassa dayalı, nassın de-lâletini kesinleştiren; başka bir deyişle delaletinkesin olduğunu ortaya koyan bir vasıta olmakta-dır.

Bu takdirde bağlayıcı kaynak yine Kitab ve-ya Sünnettir. icmaın buçeşidinde ittifak vardır;yani bütün müctehidler bu manada icma'ı bağla-
yıcı olarak kabul etmişlerdir. Konu ile ilgili birnassın bulunup bulunmadığına bakmadan icma'ımüstakil bir kaynak olarak kabul edenlere göreicmâ,reylerin, ictihadların birleşmesinden de mey-dana gelmiş olabilir, yahut biz bilmesek de icmâatemel teşkil eden bir nas vardır; bu sebeple de ic-mâ her hal ve karda bağlayıcıdır.

İmam Şafiiye göre, bildiğimiz bir nassa dayanmayan icma, dayanan kadar kuvvetli olmayıp, ahad yolla rivayet edilen hadisten de sonra gelen bir kaynaktır. Böy-le bir icma için ."dinin kesin hükmünü aksettiri-yor" demek yerine "bir nassa aykırı olması müm-kün olmayan hüküm". diyebiliriz; çünkü birkaçmüctehidin gözünden kaçan bir nass (meselâ ha-dis) bütün müctehidlere mechul kalmaz.

Fikir beyanına, açıkça ifade etmeye dayanan icma yanında " açıklanan bir ictihad karşısında diğer müctehidlerin süküt etmeleri, itiraz etmemeleri suretiyle hasıl olan icma " vardır ki buna=s ü k u t i i c m a= denir ve müteber olup olmadı-ğı tartışılmıştır.

Geçmiş devirlerde, sahabe devrinden sonra müctehidler genişlemekte olan İslam dünyasına dağıldıkları için icma'ın meydana gelip gelmediğini tesbit güçlüğü ortaya çıkmış, bu sebeple bazı hukukçular icma'ın meydana gelmesinin imkânsızliğını bile iddia etmişlerdir.

Günümüzde haberleşme vasıtalarının fevkalade gelişmiş olması, ilmi toplantı ve çalışmalardan haberdar olma imkânının çogalması sebebiyle icma'ın daha da kolay meydana gelebileceği; yani tesbitinin kolaylaştığını düşünen hukukçular da vardır.

Kıyas:
Herhangi bir mevzu ve meselede gelen hükme dayanak teşkil eden vasfa " i l l e t " denilmiştir.İllet (sebep) hüküm getiren naslarda bazen açıklanmıştır,
bazen de onu meydana çıkarmak ictihada bırakılmıştır, İşte naslarda açıklanan veya ictihad yoluyla çıkarılan bu illet nerede bulunursa, nasların
getirdiği hükmün de (farz, vacib, haram, mekruh, sahih, batıl., olmanın da) orada bulunması mantık gereğidir; Kuran-ı Kerim de hem kıyaslar yaparak, hem de akıl sahiplerini benzer vak'alardan ibret almaya, sebep-netice bağlantısına dikkat etmeye davet etmek suretiyle kıyas metoduna ışık tutmuştur. Usulcüler kıyası -illet birliği sebebiyle, nassların getirdiği bir hükmü, nassın temas etmediği bir meseleye de intikal ettirmektir.-
şeklinde tarif etmişlerdir. Bu tariften hareketle denilebilir ki -nasların, adını anarak temas etmeliği meseleler için de- Şari' (Allah) aynı hükmü koymuştur; ancak bu hüküm nasların temas ettiği meselelerde olduğu gibi açık değildir, müctehid kıyas yapmak süretiyle var olduğu halde açık olmayan bu hükmü ortaya çıkarmakta, usulcülerinifadesiyle - keşif ve ızhar etmektedir.

Nasslar şarap içmeyi yasaklamış, bu yasaklama şarap için - h a r a m - hükmünü getirmiştir.İctihad yoluyla, şarabın yasaklanmasına esas teşkil eden vasfının iskar " sarhoş etmek " olduğu ortaya konmuştur. Şimdi adına şarap denmediği halde sarhoş etme vasfını (illetini taşıyan diğer sıvı ve katı maddelerin de haram olduğunu söylemek,bu maddelere de haram hükmünü teşmil etmek bir kıyas sonunda olmaktadır. Allah'ın bu maddeler için de koyduğu fakat açıklamadığı hüküm kıyas vasıtası ile keşfedilmektedir.

Kur'an, cuma ezanı (iç ezanı) okunurken alışveriş yapmayı yasaklamış, haram kılmıştır; bunun illeti cumaya gecikmeye veya cumayı geçirmeye
sebep olmasıdır. Kira, rehin, nikah muameleleri yapmaya nas temas etmemekle beraber , bunlarda sym illeti taşıdığı için haramdır. denilince kı-
yas yapılmış olmaktadır.

İllet ile hikmet arasmda fark vardır ve kıyas,hikmete göre değil, illete göre yapılmaktadır; ancak hikmet ile illet arasında da bir ilişki, bir mü-
nasebet bulunacaktır. Hikmet, Şari'in hükmü koyarken gözettiği maksattır ki, usulcüler bunu kısaca -celb-i menfaat, def'i mazarrat- formülü ile ifa-
de etmişlerdir; yani ferd ve toplum için faydalı olanı (yalnız aklın değil, bilhassa dinin faydalı olduğuna hükmettiklerini) temin etmek, zararlı ola-
nı da ortadan kaldırmak. Mesela alkollü içki yasağında hikmet •vücut ve ruh sağlığını korumak.israfı önlemek, aile ve toplum düzenini muhafaza etmek...• diye ifade edilebilir ve bu ifadeyi -ilmin ve düşüncenin gelişmesiyle- daha da genişletmek mümkündür. İşte hikmet böylesine geniş ve bu sebeple belli bir kalıba sokulup ölçü olarak kullanılması güç bulunduğu için kıyasta bunun yerine," hikmeti ihtiva eden, hikmetin gerçekleşmesini
sağlayan ve hükme temel teşkil eden vasıf " gözönüne almmıştır ki, buna illet dendiğini yukarda zikrettik. Yine örneğimize dönersek içkinin zarar-
larının sarhoş etme vasfından geldiğini görürüz.Bu zararları önlemek (hikmeti gerçekleştirmek)için yasak hükmünü • sarhoş edici olma- vasfına bağladığımız, • her sarhoş eden şey haramdır. dediğimiz zaman hem kıyas için zaptı, tesbiti mümkün bir ölçü elde etmiş, hem de bu ölçü (illet) ile
hüküm verdiğimiz zaman hikmeti gerçekleştirmiş oluruz.
alıntı.