Sayfa 3/21 İlkİlk 123456713 ... SonSon
202 sonuçtan 21 ile 30 arası

Konu: Tefeül...

  1. #21
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 42 + 226


    Cevap: Tefeül...

    TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ 9.16.AFYON HAYATI(DEVAMI)
    Büyük Müdafaatından Parçalar(Devamı)
    Demek Risale-i Nur’un, ekseriyet-i mutlaka eczalarına ilişenler herhalde bilerek veya bilmeyerek anarşilik hesabına vatana ve millete ve hâkimiyet-i İslâmiyeye hıyanet ederler. Risale-i Nur’un, yüz otuz risalelerinin bu vatana yüz otuz büyük faidesini ve hasenesini vehham ehl-i gafletin sathî nazarlarında kusurlu tevehhüm edilen iki üç risalenin mevhum zararları çürütemez. Onları bunlarla çürüten, gayet derecede insafsız bir zâlimdir...

    Eğer dinsizliği bir nevi siyaset zannedip, bu hâdisede bazılarının dedikleri gibi derseniz, “Bu risalelerinle medeniyetimizi, keyfimizi bozuyorsun;” ben de derim: “Dinsiz bir millet yaşayamaz” dünyaca bir umumî düsturdur. Ve bilhassa küfr-ü mutlak olsa Cehennemden daha ziyade elîm bir azabı dünyada dahi verdiğini, Risale-i Nur’dan Gençlik Rehberi gayet kat’î bir surette ispat etmiş. O risale ise, şimdi resmen tab edildi.

    Bir Müslüman el-iyâzü billâh, eğer irtidat etse, küfr-ü mutlaka düşer; bir derece yaşatan küfr-ü meşkûkte kalmaz. Ecnebi dinsizleri gibi de olmaz. Ve lezzet-i hayat noktasında, mâzi ve müstakbeli olmayan hayvandan yüz derece aşağı düşer. Çünkü, geçmiş ve gelecek mevcudatın ölümleri ve ebedî müfarakatları, onun dalâleti cihetiyle, onun kalbine mütemadiyen hadsiz firakları ve elemleri yağdırıyor. Eğer iman gelse, kalbe girse, birden o hadsiz dostlar diriliyorlar. “Biz ölmemişiz, mahvolmamışız” lisan-ı halleriyle diyerek, o Cehennemî hâlet, Cennet lezzetine çevrilir.

    Madem hakikat budur. Size ihtar ediyorum: Kur’ân’a dayanan Risale-i Nur ile mübareze etmeyiniz. O mağlûp olmaz, bu memlekete yazık olur. (HAŞİYE) O başka yere gider, yine tenvir eder. Hem eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa, hergün biri kesilse, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan bu başı zındıkaya ve küfr-ü mutlaka eğmem ve bu hizmet-i imaniye ve nuriyeden vazgeçmem ve geçemem...

    Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
    (HAŞİYE) : Dört defa mübareze zamanında gelen dehşetli zelzeleler, “Yazık olur” hükmünü ispat ettiler.

    Lügatler :

    anarşilik : hiçbir kayıt ve kural tanımama, kargaşa çıkarma
    azab : acı, sıkıntı
    cihet : yön, taraf
    dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık
    dehşetli : korkunç, ürkütücü
    düstur : kural, prensip
    ebedî : sonu olmayan, sonsuz
    ecnebi : yabancı
    ecza : bütünü oluşturan parçalar; kısımlar
    ekseriyet-i mutlaka : kesin çoğunluk
    elem : acı, keder, sıkıntı
    elîm : elemli, acı verici
    el-iyâzü billâh : Allah korusun; Allah’a sığınırım
    firak : ayrılık
    hadsiz : sonsuz
    hakikat : gerçek, asıl ve esas
    hakikat-i Kur’âniye : Kur’ân’ın hakikati
    hâkimiyet-i İslâmiye : islâmiyetin toplumlara hâkimiyeti
    hâlet : vaziyet, durum, hâl
    hasene : sevap, iyilik
    haşiye : dipnot, açıklayıcı söz
    hıyanet : ihanet, hainlik
    hizmet-i imaniye ve nuriye : iman ve Risale-i Nur hizmeti
    ihtar etmek : hatırlatmak, ikaz etmek
    insafsız : vicdansız
    irtidat : hak dinden çıkma
    küfr-ü meşkûk : inkârda, küfürde şüpheye düşme; şüpheli küfür
    küfr-ü mutlak : tam bir küfür, inkâr ve hiçbir kutsal değere inanmama
    lezzet-i hayat : hayatın zevk ve lezzeti
    lisan-ı hâl : hâl ve beden dili
    mâzi : geçmiş zaman
    mevcudat : varlıklar
    mevhum : gerçekte olmadığı halde var sayılan
    mübareze : karşı koyma, çarpışma
    müfarakat : ayrılıklar
    müstakbel : gelecek zaman
    mütemadiyen : sürekli olarak
    nazar : bakış, düşünce
    risale : mektup, küçük kitap
    sathî : sığ, yüzeysel
    suret : şekil, biçim
    tab edilmek : basılmak
    tenvir etmek : aydınlatmak, nurlandırmak
    tenvir etmek : aydınlatmak, nurlandırmak
    tevehhüm : zannetme, kuruntuya kapılma
    umumî : genel, yaygın
    vehham : aşırı derecede vehimli, kuruntulu
    zâlim : zulmeden, haksızlık yapan
    zındıka : dinsizlik
    ziyade : fazla

    Yazar : Risale Forum
    insanın vazife-i fıtriyesi, dua ile ubûdiyettir. dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

  2. #22
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 42 + 226


    Cevap: Tefeül...

    OTUZ BİRİNCİ SÖZ MİRAC-I NEBEVİYEYE(A.S.M.)DAİRDİR
    5.6.DÖRDÜNCÜ ESAS-MİRACIN SEMERÂTI VE FÂİDESİ(DEVAMI)
    BEŞİNCİ MEYVE(DEVAMI)
    İkinci temsil: Seninle biz sahrâ-yı kebir gibi bir mevkideyiz. Kum denizi fırtınasında, gece o kadar karanlık olduğundan, elimizi bile göremiyoruz. Kimsesiz, hâmisiz, aç ve susuz, meyus ve ümitsiz bir vaziyette olduğumuz dakikada, birden, bir zât, o karanlık perdesinden geçip, sonra gelip bir otomobil hediye getirse ve bizi bindirse, birden cennet-misal bir yerde istikbalimiz temin edilmiş, gayet merhametkâr bir hâmimiz bulunmuş, yiyecek ve içecek ihzar edilmiş bir yerde bizi koysa, ne kadar memnun oluruz, bilirsin.

    İşte, o sahrâ-yı kebir bu dünya yüzüdür. O kum denizi, bu hadisat içinde harekât-ı zerrât ve seyl-i zaman tahrikiyle çalkanan mevcudat ve biçare insandır. Her insan, endişesiyle kalbi dağidar olan istikbali, müthiş zulümat içinde, nazar-ı dalâletle görüyor. Feryadını işittirecek kimseyi bilmiyor. Nihayetsiz aç, nihayetsiz susuzdur. İşte, semere-i Mirac olan marziyât-ı İlâhiye ile, şu dünya gayet kerîm bir Zâtın misafirhanesi, insanlar dahi Onun misafirleri, memurları, istikbal dahi Cennet gibi güzel, rahmet gibi şirin ve saadet-i ebediye gibi parlak göründüğü vakit, ne kadar hoş, güzel, şirin bir meyve olduğunu anlarsın.

    Makam-ı istimâda olan zât diyor ki: “Cenâb-ı Hakka yüz binler hamd ve şükür olsun ki, ilhaddan kurtuldum, tevhide girdim, tamamıyla inandım ve kemâl-i imanı kazandım.”

    Biz de deriz: Ey kardeş, seni tebrik ediyoruz. Cenâb-ı Hak bizleri Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın şefaatine mazhar etsin. Âmin.

    اَللّٰهُمَّصَلِّعَلٰىمَنِانْشَقَّبِاِشَارَتِهِالْقَمَرُوَنَبَعَمِنْاَصَابِعِهِالْمَاۤءُكَالْكَوْثَرِصَاحِبِالْمِعْرَاجِوَمَازَاغَالْبَصَرُسَيِّدِنَامُحَمَّدٍوَعَلٰۤىاٰلِهِوَاَصْحَابِهِاَجْمَعِينَمِنْاَوَّلِالدُّنْيَااِلٰۤىاٰخِرِالْمَحْشَرِ1

    سُبْحَانَكَلاَعِلْمَلَنَاۤاِلاَّمَاعَلَّمْتَنَاۤاِنَّكَاَنْتَالْعَلِيمُالْحَكِيمُ 2

    رَبَّنَاتَقَبَّلْمِنَّاۤاِنَّكَاَنْتَالسَّمِيعُالْعَلِيمُ 3

    رَبَّنَالاَتُؤَاخِذْنَاۤاِنْنَسِينَاۤاَوْاَخْطَاْنَا 4

    رَبَّنَالاَتُزِغْقُلُوبَنَابَعْدَاِذْهَدَيْتَنَا 5

    رَبَّنَاۤاَتْمِمْلَنَانُورَنَاوَاغْفِرْلَنَاۤاِنَّكَعَلٰىكُلِّشَىْءٍقَدِيرٌ 6

    وَاٰخِرُدَعْوٰيهُمْاَنِالْحَمْدُِللهِرَبِّالْعَالَمِينَ 7

    Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

    1 : Allahım! Onun işaretiyle ay parçalanan, parmaklarından kevser gibi sular akan, gözün asla şaşmadığı Mirac mu’cizesinin sahibi, Efendimiz Muhammed’e ve bütün âl ve ashabına, dünyanın iptidâsından mahşerin âhirine kadar salât et.
    2 : “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32.
    3 : “Dualarımızı kabul et, ey Rabbimiz. Herşeyi hakkıyla işiten de, herşeyi hakkıyla bilen de ancak Sensin.” Bakara Sûresi, 2:127.
    4 : “Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşersek bizi onunla hesaba çekme.” Bakara Sûresi, 2:286.
    5 : “Ey Rabbimiz, bizi hidayete eriştirdikten sonra kalblerimizi tekrar sapıklığa meylettirme.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:8.
    6 : “Ey Rabbimiz, nurumuzu tamamla ve bizi bağışla. Muhakkak ki Senin herşeye gücün yeter.” Tahrim Sûresi, 66:8.
    7 : “Onların duaları, ‘Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur’ sözleriyle sona erer.” Yûnus Sûresi, 10:10.


    Lügatler :

    Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun
    âmin : Allahım kabul eyle
    biçare : çaresiz
    Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah
    dağidar : üzüntülü, kederli
    hadisat : hadiseler, olaylar
    hamd : şükür ve övgü
    harekât-ı zerrât : atomların hareketleri
    ilhad : dinsizlik, inkâr
    istikbal : gelecek
    kemâl-i iman : tam ve mükemmel iman
    kerîm : cömertlik ve ikram sahibi
    makam-ı istimâ : dinleme makamı
    marziyât-ı İlâhiye : Allah’ın rızasına uygun iş ve hareketler
    mazhar : erişme, nail olma
    mevcudat : varlıklar
    nazar-ı dalâlet : inançsızlık bakışı
    Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
    saadet-i ebediye : sonsuz mutluluk
    sahrâ-yı kebir : büyük çöl
    semere-i Mirac : Mirac meyvesi
    seyl-i zaman : zamanın seli, akışı
    şefaat : af için aracılık
    tahrik : harekete geçirme
    tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
    zulümat : karanlıklar



    Yazar : Risale Forum
    insanın vazife-i fıtriyesi, dua ile ubûdiyettir. dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

  3. #23
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 42 + 226


    Cevap: Tefeül...

    Risale-i Nur Külliyatı'ndan... Düşman istersen nefis yeter. Evet, kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider.[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.] | [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum
    insanın vazife-i fıtriyesi, dua ile ubûdiyettir. dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

  4. #24
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 42 + 226


    Cevap: Tefeül...

    Risale-i Nur Külliyatı'ndan... Basit bir kumda ve basit bir suda rızıkları mükemmel bir surette verilen garip mahlûklardan ve hilkatleri gayet muntazam hayvanât-ı bahriyeden, hususan bir tanesi bir milyon yumurtacıklarıyla denizleri şenlendiren balıklardan hiçbirisi yoktur ki, hilkatiyle ve vazifesiyle ve idare ve iaşesiyle ve tedbir ve terbiyesiyle yaratanına işaret ve rezzâkına şehadet etmesin.[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]

    [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Yazar : Risale Forum
    insanın vazife-i fıtriyesi, dua ile ubûdiyettir. dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

  5. #25
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 42 + 226


    Cevap: Tefeül...

    Ahirette sinema var mı?
    16 Temmuz 2011 / 00:01
    Günün Risale-i Nur dersi

    Bismillahirrahmanirrahim
    “Hüve Nüktesi”nin âhirinde bu parça yazılacak
    Gördüm ki, âlem-i misal, nihayetsiz fotoğraflar ve herbir fotoğraf, hadsiz hâdisât-ı dünyeviyeyi aynı zamanda hiç karıştırmayarak alıyor.
    Binler dünya kadar büyük ve geniş bir sinema-i uhreviye ve fâniyâtın fâni ve zâil hallerini ve vaziyetlerini ve geçici hayatlarının meyvelerini sermedî temâşâgâhlarda ve Cennette saadet-i ebediye ashablarına da dünya maceralarını ve eski hâtıratlarını levhalarıyla gözlerine göstermek için pek büyük bir fotoğraf makinası olarak bildim.
    Hem Levh-i Mahfuzun, hem âlem-i misâlin iki hücceti ve iki küçücük nümunesi ve iki noktası, insanın başında olan kuvve-i hâfıza ve kuvve-i hayaliye, mercimek küçüklüğünde iken, hiç karıştırmayarak bir büyük kütüphane kadar, hiç karıştırmayarak kemâl-i intizamla içlerinde yazılması kat’î ispat eder ki, o iki kuvvenin nümune-i ekber ve âzamları olan âlem-i misal ile levh-i mahfuzdur, hava ve su unsurlarının, hususan nutfelerin suyu ve toprak unsurunun pek fevkinde daha ziyade hikmet ve irade ile ve kalem-i kader ve kudretle yazıldıklarını ve hiçbir cihetle tesadüf ve kör kuvvetin ve sağır tabiatın ve câmid, hedefsiz esbabın karışması yüz derece muhal ve hiçbir vecihle mümkün olmadığını, Hakîm-i Zülcelâlin kalem-i kader ve hikmetinin sahifesi olduğu, ilmelyakîn ile kat’î bilindi. (Emirdağ L. 1. 203)
    Bediüzzaman Said Nursi
    SÖZLÜK:
    âhir : son
    âlem-i misal : bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem
    ashab : arkadaşlar, sahipler
    câmid : cansız, katı
    esbab : sebepler
    fâni : geçici, ölümlü
    fâniyât : fânîler, ölümlüler
    fevkinde : üstünde
    hâdisât-ı dünyeviye : dünyaya ait olaylar
    hadsiz : sayısız, sınırsız
    Hakîm-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeyi hikmetle yapan Allah
    hâtırat : hâtıralar, anılar
    hikmet : Cenâb-ı Hakkın her şeyi belirli bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratma sıfatı
    hususan : özellikle
    Hüve Nüktesi : On Üçüncü Sözün son kısmında yer alan bir bölüm
    ilmelyakîn : ilme ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
    kalem-i kader ve hikmet : Allah’ın olacak hadiseleri olmadan önce bilip, belli bir amaca yönelik olarak yazması
    kalem-i kader ve kudret : Allah’ın olacak hâdiseleri olmadan önce bilip takdir etmesi ve güç ve kudretiyle yaratması
    kat’î : kesin
    kemâl-i intizam : kusursuz derecede düzenlilik
    kuvve : duygu
    kuvve-i hâfıza : hafıza duygusu, bellek
    kuvve-i hayaliye : hayal duygusu, gücü
    levha : tablo
    Levh-i Mahfuz : herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası
    muhal : imkânsız, olmayacak şey
    mütebaki : geri kalan kısım
    nihayetsiz : sınırsız, sonsuz
    nutfe : memelilerin yaratıldığı su, meni
    nümune-i ekber ve âzam : âzam çok büyük örnek
    saadet-i ebediye : sonu olmayan, sonsuz mutluluk
    sermedî : daimî, sürekli
    sinema-i uhreviye : âhirete ait sinema
    tabiat : canlı cansız bütün varlıklar, doğa, maddî âlem
    temâşâgâh : seyir yeri
    tesadüf : rastlantı
    unsur : madde
    vaziyet : durum, hâl
    vecih : şekil, tarz
    zâil : geçip gidici, yok olucu
    Yazar : Risale Forum
    insanın vazife-i fıtriyesi, dua ile ubûdiyettir. dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

  6. #26
    ayvazoğlugıda çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Jul 2011
    Mesajlar Mesajlar
    192
    Blog Blog Girişleri
    66
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 42 + 226


    Cevap: Tefeül...

    Madem ölüm öldürülmüyor; hayattan çok ziyade ehemmiyetli bir mes'eledir. Yüzde doksanı bu hayatın selametine çalışıyorlar; biz Risale-i Nur şakirdleri de, herkesin başına muhakkak gelecek olan ölümün dehşetli hücumuna karşı mücadele ediyoruz. Hadsiz şükür olsun ki; şimdiye kadar o ölüm i'dam-ı ebedisini, yüzbinler adam hakkında terhis tezkeresine Risale-i Nur ile çevirdiğine yüzbinler şahid gösterebiliriz.
    (Bediüzzaman Said Nursi – Emirdağ Lahikası 1’den)
    Lügatler
    Dehşetli
    : ürpertici Ehemmiyetli
    : önemli Hadsiz :
    sayısız, sınırsız İ’dam-ı ebedi
    : sonsuza kadar yok olacağına inanmak Muhakkak
    :kesin, mutlaka Selamet :
    emniyet, rahat Şâkird:
    talebe Terhis :
    kurtuluş, salıverilme Tezkere :
    evrak, belge Ziyade
    :fazla, çok
    Yazar : Risale Forum
    insanın vazife-i fıtriyesi, dua ile ubûdiyettir. dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır.Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.

  7. #27
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Mar 2011
    Nereden Yer
    İslambol
    Mesajlar Mesajlar
    4.978
    Blog Blog Girişleri
    126
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 530 + 29689


    Cevap: Dua Ufku

    Alıntı Yorgun Nickli Üyeden Alıntı [Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]
    Amin ecmain inş...

    Allah (c.c.) razı olsun
    Ecmain Olsun Değerli Kardeşim...
    Yazar : Risale Forum


    “ Ey Rabbim !

    Beni insanların nazarında büyük, Kendi nazarında da küçük eyleme… ”

    ___ Hz. Ebû Bekir ( R.Anh )


  8. #28
    uğur çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 95 + 1246


    Cevap: Tefeül...

    Ramazan Bayramı Tebriknamesi
    RİSALE-İ NURDA BAYRAM HAKİKATİ
    Nev’-i beşerin ağlanacak gülmelerine, endişe-i istikbal ve akibet-bînlik adesesiyle, gayet şaşaalı bir gece bayramında, hapishane penceresinden bakarken, nazar-ı hayalime inkişaf eden bir vaziyeti beyan ediyorum.
    Sinemada, eski zamanda mezaristanda yatanların vaziyet-i hayatiyeleri göründüğü gibi, yakın bir istikbalde mezaristan ehli olanların, müteharrik cenazelerini görmüş gibi oldum. O gülenlere ağladım. Birden bir tevahhuş, bir acımak hissi geldi. Aklıma döndüm, hakikattan sordum: “Bu hayal nedir?” Hakikat dedi ki:
    Elli sene sonra, bu kemal-i neş’e ile gülen ve eğlenen zavallılardan, elliden beşi, beli bükülmüş yetmiş yaşlı ihtiyarlar gibi; kırkbeşi, mezaristanda çürümüş bulunacaklar. O güzel sîmalar, o neş’eli gülmeler, zıdlarına inkılab etmiş olacaklar. كُلُّآتٍقَرِيبٌ kaidesiyle; madem yakında gelecek şeylerin gelmiş gibi görülmesi bir derece hakikattır; elbette gördüğün hayal değildir. Madem dünyanın gafletkârane gülmeleri, böyle ağlanacak acı hallerin perdesidir ve muvakkat ve zevale maruzdur; elbette bîçare insanların ebedperest kalbini ve aşk-ı bekaya meftun olan ruhunu güldürecek, sevindirecek, meşru dairesinde ve müteşekkirane, huzurkârane, gafletsiz, masumane eğlencelerdir ve sevab cihetiyle bâki kalan sevinçlerdir. Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istilâ edip, gayr-ı meşru daireye sapmamak için, rivayetlerde zikrullaha ve şükre çok azîm tergibat vardır. Tâ ki; bayramlarda o sevinç ve sürur nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünki şükür, nimeti ziyadeleştirir, gafleti kaçırır.
    (Lemalar)

    ONYEDİNCİ SÖZ

    (Bu söz, iki âlî makam ve bir parlak zeylden ibarettir.)
    Hâlık-ı Rahîm ve Rezzak-ı Kerim ve Sâni’-i Hakîm; şu dünyayı, âlem-i ervah ve ruhaniyat için bir bayram, bir şehrayin suretinde yapıp bütün esmasının garaib-i nukuşuyla süslendirip küçük-büyük, ulvî-süflî herbir ruha, ona münasib ve o bayramdaki ayrı ayrı hesabsız mehasin ve in’amattan istifade etmeğe muvafık ve havas ile mücehhez bir cesed giydirir, bir vücud-u cismanî verir, bir defa o temaşagâha gönderir. Hem zaman ve mekân cihetiyle pek geniş olan o bayramı; asırlara, senelere, mevsimlere hattâ günlere, kıt’alara taksim ederek herbir asrı, herbir seneyi, herbir mevsimi, hattâ bir cihette herbir günü, herbir kıt’ayı, birer taife ruhlu mahlukatına ve nebatî masnuatına birer resm-i geçit tarzında bir ulvî bayram yapmıştır. Ve bilhâssa rûy-i zemin, hususan bahar ve yaz zamanında masnuat-ı sagirenin taifelerine öyle şaşaalı ve birbiri arkasında bayramlardır ki, tabakat-ı âliyede olan ruhaniyatı ve melaikeleri ve sekene-i semavatı seyre celbedecek bir cazibedarlık görünüyor ve ehl-i tefekkür için öyle şirin bir mütalaagâh oluyor ki, akıl tarifinden âcizdir. Fakat bu ziyafet-i İlahiye ve bayram-ı Rabbaniyedeki İsm-i Rahman ve Muhyî’nin tecellilerine mukabil İsm-i Kahhar ve Mümît, firak ve mevt ile karşılarına çıkıyorlar. Şu ise rahmetinin vüs’at-i şümulüne zahiren muvafık düşmüyor. Fakat hakikatte birkaç cihet-i muvafakatı vardır. Bir ciheti şudur ki: Sâni’-i Kerim, Fâtır-ı Rahîm, herbir taifenin resm-i geçit nöbeti bittikten ve o resm-i geçitten maksud olan neticeler alındıktan sonra, ekseriyet itibariyle dünyadan, merhametkârane bir tarz ile tenfir edip usandırıyor, istirahata bir meyil ve başka bir âleme göçmeğe bir şevk ihsan ediyor ve vazife-i hayattan terhis edildikleri zaman, vatan-ı aslîlerine bir meyelan-ı şevk-engiz, ruhlarında uyandırıyor. Hem o Rahman’ın nihayetsiz rahmetinden uzak değil ki, nasıl vazife uğrunda, mücahede işinde telef olan bir nefere şehadet rütbesini veriyor ve kurban olarak kesilen bir koyuna, âhirette cismanî bir vücud-u bâki vererek Sırat üstünde, sahibine burak gibi bir bineklik mertebesini vermekle mükâfatlandırıyor. Öyle de, sair zîruh ve hayvanatın dahi, kendilerine mahsus vazife-i fıtriye-i Rabbaniyelerinde ve evamir-i Sübhaniyenin itaatlerinde telef olan ve şiddetli meşakkat çeken zîruhların, onlara göre bir çeşit mükâfat-ı ruhaniye ve onların istidadlarına göre bir nevi ücret-i maneviye, o tükenmez hazine-i rahmetinde baîd değil ki bulunmasın. Dünyadan gitmelerinden pek çok incinmesinler, belki memnun olsunlar Lâkin zîruhların en eşrefi ve şu bayramlarda kemiyyet ve keyfiyyet cihetiyle en ziyâde istifâde eden insân, dünyaya pek çok meftun ve mübtelâ olduğu halde, dünyadan nefret ve âlem-i bekaya geçmek için eser-i rahmet olarak iştiyak-engiz bir hâlet verir. Kendi insâniyyeti dalâlette boğulmayan insân, o hâletten istifâde eder. Rahat-ı kalb ile gider. Şimdi, o hâleti intâc eden vecihlerden, nümûne olarak "Beşini" beyân edeceğiz.
    Birincisi: İhtiyarlık mevsimiyle; dünyevî, güzel ve cazibedâr şeyler üstünde fena ve zevalin damgasını ve acı mânâsını göstererek o insânı dünyadan ürkütüp, o fâniye bedel, bir bâki matlubu arattırıyor.
    İkincisi: İnsânın alâka peyda ettiği bütün ahbablardan yüzde doksandokuzu, dünyadan gidip diğer bir âleme yerleştikleri için, o ciddî muhabbet sâikasıyla o ahbabın gittiği yere bir iştiyak ihsan edip, mevt ve eceli mesrurane karşılattırıyor.
    Üçüncüsü: İnsândaki nihayetsiz zaîflik ve âcizliği, bâzı şeylerle ihsas ettirip, hayat yükü ve yaşamak tekâlifi ne kadar ağır olduğunu anlattırıp, istirahatâ ciddî bir arzu ve bir diyar-ı âhere gitmeye samimî bir şevk veriyor.
    Dördüncüsü: İnsân-ı mü’mine nur-u îmân ile gösterir ki: Mevt, idam değil; tebdil-i mekândır. Kabir ise, zulümatlı bir kuyu ağzı değil; nûrâniyyetli âlemlerin kapısıdır. Dünya ise, bütün şaşaasıyla âhirete nisbeten bir zindan hükmündedir. Elbette; zindan-ı dünyadan bostan-ı cinâna çıkmak ve müz’iç dağdağa-i hayat-ı cismâniyyeden âlem-i rahatâ ve meydan-ı tayeran-ı ervaha geçmek ve mahlûkatın sıkıntılı gürültüsünden sıyrılıp Huzur-u Rahmân’a gitmek; bin can ile arzu edilir bir seyahattir, belki bir saadettir.
    Beşincisi: Kur’anı dinleyen insâna, Kur’andaki ilm-i hakikatı ve nur-u hakikatle dünyanın mâhiyetini bildirmekliği ile dünyaya aşk ve alâka pek mânâsız olduğunu anlatmaktır. Yâni, insâna der ve isbat eder ki: “Dünya, bir kitab-ı Samedânîdir. Huruf ve kelimâtı nefislerine değil, belki başkasının zât ve sıfât ve esmâsına delâlet ediyorlar. Öyle ise mânâsını bil, al, nukuşunu bırak, git...
    Hem bir mezraadır, ek ve mahsulünü al, muhafaza et; müzahrafatını at, ehemmiyet verme...
    Hem birbiri arkasında daim gelen geçen âyineler mecmuasıdır. Öyle ise, onlarda tecelli edeni bil, envarını gör ve onlarda tezahür eden esmânın tecelliyatını anla ve müsemmalarını sev ve zevale ve kırılmaya mahkûm olan o cam parçalarından alâkanı kes...
    Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alış-verişini yap, gel ve senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhude koşma, yorulma...
    Hem muvakkat bir seyrangâhtır. Öyle ise, nazar-ı ibretle bak ve zâhirî çirkin yüzüne değil; belki Cemîl-i Bâki’ye bakan gizli, güzel yüzüne dikkat et, hoş ve faideli bir tenezzüh yap, dön ve o güzel manzaraları irae eden ve güzelleri gösteren perdelerin kapanmasıyla akılsız çocuk gibi ağlama, merak etme...
    Hem bir misafirhanedir. Öyle ise, onu yapan Mihmandar-ı Kerim’in izni dairesinde ye, iç, şükret. Kanunu dairesinde işle, hareket et. Sonra arkana bakma, çık git. Herzekârane fuzulî bir sûrette karışma. Senden ayrılan ve sana ait olmayan şeylerle mânâsız uğraşma ve geçici işlerine bağlanıp boğulma...” gibi zâhir hakikatlarla dünyanın iç yüzündeki esrarı gösterip dünyadan müfarakatı gayet hafifleştirir, belki hüşyar olanlara sevdirir ve rahmetinin herşeyde ve her şe’ninde bir izi bulunduğunu gösterir. İşte Kur’an şu beş veche işaret ettiği gibi, başka hususî vecihlere dahi âyât-ı Kur’aniyye işaret ediyor.
    Veyl o kimseye ki, şu beş vecihten bir hissesi olmaya...
    * * *

    Yazar : Risale Forum

  9. #29
    uğur çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 95 + 1246


    Cevap: Tefeül...

    Onikinci Lema(Re’fet Bey’in iki cüz’î suali münâsebetiyle, iki nükte-i Kur’âniyenin beyânına dâirdir.)


    Aziz sıddık kardeşim Re’fet Bey! Senin bu müsaadesiz zamanımda suallerin, beni müşkil bir mevkide bulunduruyor. Bu def’aki iki sualin çendan cüz’îdir. Fakat iki nükte-i Kur’âniyeye münâsebetdar olduklarından ve Küre-i Arza dâir sualiniz, Coğrafya ve Kozmoğrafyanın yedi kat zemin ve yedi tabaka semavâta tenkidlerine temas ettiğinden, bana ehemmiyetli geldi. Onun için sualin cüz’iyetine bakmayarak ilmî ve küllî bir sûrette, iki Âyet-i Kerîmeye dâir “İki Nükte” icmâlen beyân edilecek. Sen de cüz’î sualine karşı ondan hisse alırsın.
    BİRİNCİ NÜKTE: “İki Nokta”dır.
    Birinci Nokta:
    Âyetlerinin sırrınca: Rızık doğrudan doğruya Kadîr-i Zülcelâl’in elindedir ve hazine-i rahmetinden çıkar. Herbir zîhayatın rızkı, taahhüd-ü Rabbânîsi altında olduğundan, açlıktan ölmek, olmamak lâzım gelir.
    Yazar : Risale Forum

  10. #30
    uğur çevrimdışı Yeni Üye
    Üyelik Tarihi Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesajlar Mesajlar
    1.253
    Blog Blog Girişleri
    548
    Tecrube  Tecrübe Puanı: 95 + 1246


    Cevap: Tefeül...

    Halbuki zâhiren açlıktan ve rızıksızlıktan ölenler çok görünüyor. Şu hakîkatın ve şu sırrın halli şudur ki: Taahhüd-ü Rabbânî hakîkattır. Rızıksızlık yüzünden ölenler yoktur. Çünkü: O Hakîm-i Zülcelâl, zîhayatın bedenine gönderdiği rızkın bir kısmını ihtiyat için şahm ve içyağı sûretinde iddihar eder. Hatta bedenin her hüceyresine gönderdiği rızkın bir kısmını, yine o hüceyrenin bir köşesinde iddihar eder. İstikbâlde hariçten rızık gelmediği zaman, sarfedilmek üzere bir ihtiyat zâhiresi hükmünde bulundurur.
    İşte bu iddihar edilmiş ihtiyat rızık bitmeden evvel ölüyorlar. Demek o ölmek, rızıksızlıktan değildir. Belki sû-i ihtiyardan tevellüd eden bir âdet ve o sû-i ihtiyardan ve âdetin terkinden neş’et eden bir marazla ölüyorlar. Evet zîhayatın bedeninde şahm sûretinde iddihar edilen rızk-ı fıtrî, hadd-i vasat olarak kırk gün mükemmelen devam eder. Hatta bir marazın veya bir istiğrak-ı ruhanî neticesinde iki kırkı geçer. Hatta bir adam, şedid bir inad yüzünden Londra mahpushânesinde yetmiş gün sıhhat ve selâmetle, hiçbirşey yemeden hayatı devam ettiğini, on üç -şimdi otuz dokuz- sene evvel gazeteler yazmışlar. Mâdem kırk günden yetmiş seksen güne kadar rızk-ı fıtrî devam ediyor ve mâdem Rezzâk ismi, gâyet geniş bir sûrette rûy-i zeminde cilvesi görünüyor ve mâdem hiç ümid edilmediği bir tarzda, memeden ve odundan rızıklar akıyor, baş gösteriyor. Eğer pür-şer beşer, sû-i ihtiyariyle müdahale edip karışmazsa, her halde rızk-ı fıtrî bitmeden evvel, o zîhayatın imdadına o isim yetişiyor, açlıkla ölüme yol vermiyor. Öyle ise: Açlıktan ölenler, eğer kırk günden evvel ölseler, kat’iyyen rızıksızlıktan değildir. Belki “Terkü’l-âdât mine’l-mühlikât” sırriyle, sû-i ihtiyardan gelen bir âdet ve terk-i âdetten neş’et eden bir illetten, bir marazdan ileri gelmiştir. Öyle ise: Açlıktan ölmek olmaz, denilebilir. Evet bilmüşahede görünüyor ki: Rızık, iktidar ve ihtiyar ile makûsen mütenasibdir.Meselâ: Daha dünyaya gelmeden evvel bir yavru, rahm-ı maderde ihtiyar ve iktidardan bütün bütün mahrum olduğu bir zamanda, ağzını kımıldatacak kadar muhtaç olmayacak bir sûrette rızkı veriliyor. Sonra dünyaya geldiği vakit, iktidar ve ihtiyar yok, fakat bir derece isti’dâdı ve bilkuvve bir hissi olduğundan, yalnız ağzını yapıştırmak kadar bir harekete ihtiyaç ile en mükemmel ve en mugaddi ve hazmı en kolay ve en lâtif bir sûrette ve en acib bir fıtratta, memeler musluğundan ağzına veriliyor. Sonra iktidar ve ihtiyara bir derece alâka peyda ettikçe, o kolay ve güzel rızık, bir derece, çocuğa karşı nazlanmağa başlar. O memeler çeşmeleri kesilir, başka yerlerden rızkı gönderilir. Fakat iktidar ve ihtiyarı, rızkı takib etmeye müsaid olmadığı için, Rezzak-ı Kerîm peder ve validesinin şefkat ve merhametlerini, iktidar ve ihtiyarına yardımcı gönderiyor. Her ne vakit iktidar ve ihtiyar tekemmül eder, o vakit rızkı ona koşmaz ve koşturulmaz.
    Yazar : Risale Forum

Sayfa 3/21 İlkİlk 123456713 ... SonSon

Facebook Yorumları

Facebook Giriş

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 2 kullanıcı var. (0 üye ve 2 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

102, 103, 105, 108, 111, 117, 121, 125, 127, 130, 137, 142, 149, 153, 154, 157, 159, 160, 161, 163, 164, 165, 166, 168, 169, 171, 174, 176, 185, 187, 189, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 201, 203, 592, 600, 827, abdini, abduh, abiler, abinin, açacak, acip, adaletli, adalettir, adedince, adi, adıyla, ahenk, âhiretimizi, aile hayatı, aklı, akıldan, alanında, aldatmak, aldıkları, aleme, âlemleri, alınmış, âmî, anarşilik, anarşinin, andan, anlayan, anlıyoruz, aracı, araf, arkadaşı, arınmış, arz, asistanı, asra, asırlara, atmak, avam, aya, âyetlerden, âyine, aynen, ayrılmalı, ayrılış, ayrımı, ağabeyin, ağzı, babacan, bahusus, bakmıyor, bakıyorum, barışı, baskı, bayrak, bayramdaki, bağlamış, bağlantı, bağırarak, bağış, başkasını, başlarında, başlayan, başıboş, başındaki, belgeleri, belirleyen, benim, beraberlik, bertaraf, berzahta, beydavi, beşer, bildim, bilinen, biliniz, bilinmez, bilirsiniz, biliyorlardı, billahi, bilmede, bilmeliyiz, bilmüşahede, binaen, binaenaleyh, bir adam, birdir, birlik, bitti, bizimle, bizleri, books, bozulması, boşa, budur, bulamaz, buldum, bulunduğunuz, bulunmak, buna, burayı, bırakmıyor, bıraktığı, çalışıyor, çalışıyorlar, camiası, çarşı, casus, çağdaş, çağını, çağırdı, çekiyor, çekmez, cennetlerin, çerçevesi, cesaret, cevaben, cihâ, cihanı, cihazat, çoktur, cömertlik, çözümü, cumhur, cumhura, cumhurbaşkanlığı, çünki, çıkarılan, çıkın, çıkış, çınar, dadır, daha, daire, damarı, dane, darda, darı, davranışları, dağlar, dağıtacak, dedikleri, dediler, delalet, delildir, demeye, demişler, derdimiz, derece, dersimizi, derstir, desteklemek, deyince, değildi, değilim, değiller, dikkatle, dile, dilediğini, dilemek, dindarlara, dinde, dinen, dinlemedi, diriltecek, diyebilir, diyebilirim, diyenlerin, diyordum, diyorsunuz, diyoruz, dosyaları, dualarda, dünyadan, dünyasına, duruma, duyan, düzenli, düğü, düğümü, düşmanı, düşünüyor, düşünüyorum, dış, dışında, eceli, edendir, edenleri, edepli, eder, edilirse, ediyorlar, ediyorsun, efendiler, efes turları, ehemmiyetlidir, ekseninde, eksenli, eksiksiz, eksiltmez, elimizden, eliyle, ellerinde, elzemdir, emareleri, emirdağ, emrini, emsal, enaniyetlerini, engeller, engiz, erdoğan, esenlik, eserinin, etmektedirler, etmekteyiz, etmeme, etmemesi, etmeyiz, etmiyoruz, etsek, ettir, ettiren, ettirir, ettiğimiz, euro, evladı, eyleme, eğilir, eğlenceleri, eşsiz, faaliyette, fakirler, fare, faydaya, fazilet, faziletler, fedaisi, fedakarlığı, felakete, fenomeni, ferah, fikirleri, fikrini, frenk, fütur, fırsatçıları, fıtraten, gaflete, galebe, ganimet, gaybi, gayret, gazabı, gecelerin, geçirmiş, geçmesi, gelmiyor, gelmiş, gemide, gerçekleri, gerçeklik, gerekiyor, getirip, gibi, gidip, gidiyoruz, girdim, gitmez, gitmiş, gitti, giydirir, giydirmek, gökte, göndermiş, görenlerin, görmeye, görmeyi, görünmek, görüyorum, görüşleri, gösteriş, gösterme, günahtan, gündeme, gururu, güvenme, güzelliği, gıdadır, hadislerden, hakaiki, hakikatine, hakikatlı, hakikatten, hakkaniyeti, hakkında, haktan, halka, hallerini, hâlıkını, hâmiledir, hanımlarda, hapis, haramlar, harap, hararet, harbi, harekat, hastalığından, hatası, hattını, havas, hayalleri, hayatım, haydut, hayrette, hazinedir, hazretlerini, hazırlanıyor, hazırlıklar, herkes, herşeye, herşeyin, hevâ, heves, hevesi, hiddetle, hilkat, hissediyorum, hissettim, hitaben, hitabet, hizmete, hocalara, hoşgeldiniz, hücum, hükümet, hükûmetten, huşû, hıristiyan, hırsları, ibarettir, icadı, içimize, içindeyim, iddiaları, ihanet, ihata, ihracı, ihyası, ikincisi, ikinin, ilerleme, ilerlerken, ilham, ilhamlar, ilimle, ilişkileri, ilişkisi, ilmimi, imaniye, imaniyeden, imaniyeyi, imdat, inananlar, inancı, inhisar, iniyor, insanlığı, intihara, inziva, isbat, isen, isimli, istekleri, istiklal, istiyorlar, itham, itidal, ittifakını, izale, işaret, işgal, işittim, işkence, iştiyak, jpg, kadar, kadınları, kâfiri, kahramanlarının, kalacak, kalbimde, kalblerine, kalmamış, kalsı, kamer, kanunları, kaplan, kapılmak, kapında, kardeşi, kardeşimiz, kardeşlere, kardeşleri, kardeşlerimden, kardeşlerimin, kardeşlerimiz, kardeşlerimizi, kardeştirler, karışması, kavga, kavmin, kavramı, kavuşmuş, kaybedecek, kazancı, kağı, kebiri, kendilerini, kendisinde, kesretli, kesti, keyfini, kitabını, kitapları, kocaeli, komünist, kontrolü, konuşmak, koruması, kötülüklerin, koyan, koyup, küfr, küfrü, külliyat, külliye, kurtarıcı, kurulan, kuvvetiniz, kuvvetle, kuvvettir, kırılacak, kırılmaya, kısmen, kısmı, kısı, kısımdan, kıyamete, kıyası, kıymetini, kıymetler, kıymetsiz, lâfza, lâkin, libası, lisanı, lütuf, lüzumu, maddeten, mahalli, mahkeme, mahlukat, makalesini, malûmdur, malzemeleri, manen, mâneviyattan, maraz, masnuatı, mağdurları, mağfiretini, mecbur, mecmuası, medarı, medrese, mehasini, mektubları, mektubudur, memlekete, menbaı, meramı, merhametsizlik, mertebesini, mesafeleri, mescidler, meselâ, meselede, meselesine, meselesinin, meseleyi, metre, mevcudat, mevcut, meydanı, meyvedir, mezhebine, mikdar, milleti, mimsiz, misafirhanesi, misli, mizanıyla, muahedesinde, muazzam, mücahede, müftü, muhabbete, muhabbettir, muhakkak, muhterem, müjdeyi, mükâfatını, mukayese, mükellefiz, mükerrem, mülakat, mümkü, münafıklar, müphem, mürüvvet, müstaid, müstehak, mütehayyir, müttefik, müş, nail, nas, nden, nefer, nefret, nesilden, nezaketi, neşretmek, neşretmeye, neşriyat, neşriyattan, nihayet, niyetle, nüfuz, numunesi, nurdur, nutku, odası, öfkeyi, okuyabilecek, okuyunca, olan, olana, olduk, olduğuna, olduğundan, olgun, olmadı, olmadığı, olmaktan, olmamak, olmayı, olmazlar, ölmeye, olsalar, olsun, onlardan, oradan, oralarda, orga, ortaklığı, osmaniye, özellikle, özgü, öğreten, pakistan, parçalar, payidar, payitaht, paylaşmak, perspektifi, peygamberlere, pusula, pınarı, rahatla, rahatı, rahm, rahmeten, revaç, rezil, ricası, risale-i, risale-i nur, risalesinde, risalesini, risaleti, rububiyeti, s.a, saadetine, sabahı, safsata, sahibidir, sahibine, sahte, sakı, sanii, sarılmak, sayan, sayılan, sağdakilere, seciye, seddi, sekiz, semeresi, senâ, seniye, sermaye, servet, seslenir, severiz, seviyesi, sevsin, sistemini, siyasal, sizde, sizdeki, sizlerden, sizlere, sohbette, somut, sordular, sormuşlar, sorumludur, soruyoruz, sövmek, söylemektir, söylemez, söylemiş, söyleyenlere, söyleyerek, söylüyorum, sözlerde, sultana, süre, süren, suretle, surlar, sürü, susuz, sıhhat, sıklet, sığı, taarruz, takdim, takdirde, takdiri, taksim, tamamıyla, tamir, tanımayan, tartışmaya, tavır, taşları, tecavüz, teli, terakki, terki, terörist, ters, tevafuken, tevahhuş, tevbemizi, teşhir, ticarette, tokat, toplamak, toplansa, topluma, tükenmez, türkiye turları, türklere, tutma, tutmaz, tutuyorlar, üç aylar, ücretleri, ufuk, uhrevî, ülke, uluhiyet, ümid, umma, umum, unutması, üstaddan, üstü, uyanı, uygulamasından, uyum, uyumlu, üzerimizden, varlığının, vazgeç, vazifeler, vazifeli, vazifesidir, verdiği, verildi, verilmiş, vesayet, vesvesen, veyahut, vurmak, yalandan, yanlışlar, yapabiliriz, yapması, yapıyorlar, yarası, yaratanı, yardımı, yarım, yaygın, yayı, yayınlanan, yazdığı, yazılan, yazıldığı, yazılırken, yazını, yağmursuzluk, yaşadığı, yaşamada, yaşanmaz, yepyeni, yerden, yönden, yorgunluk, ırkı, yükleri, yurtdışı, yüzleri, yıldızlara, yıldızları, ışık, zahmet, zamanla, zannediyorlar, zarif, zata, zelzele, zeminde, zengini, zerrelerin, zira, zülcelal, zulmedenlere, zulmet, zulmü, zulümler, zıttı, şahsî, şahsiyet, şakirdleri, şapka, şartları, şayet, şenlendiren, şerifenin, şerifi, şerleri, şevk, şevket, şeye, şeylerle, şeytanları, şeytanı, şirke, şirkin, şöhret, şükürle, şüpheli

Etiket Bulutu Ana Sayfası

Sosyal İmleme

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222