Bilimsel araştırmalara göre dâhiliyeye başvuran hastaların dörtte biri aynı zamanda psikiyatrik rahatsızlık yaşıyor. Uzmanlar, kronik hastalarda tedavi edilmeyen depresyonun ölüm riskini 3,5 kat artırdığını belirtiyor.Fatma K. 28 yaşında bir ev hanımı. Yaklaşık 6 ay süren baş ağrısı, kimi zaman çarpıntı ve karında şişlik, kilo verme şikâyetleriyle doktora başvurur. Bu şikâyetlerinin nedeni tüm incelemelere rağmen saptanamaz. Doktor, merak edecek hiçbir şeyi olmadığını söylerken Fatma Hanım gözyaşları içinde kendisini ev işi dahi yapamayacak kadar halsiz ve isteksiz hissettiğini söyler. Bunun üzerine doktor Fatma Hanım’da depresyon belirtileri sorgular. Fatma Hanım hayattan zevk almadığını ve zorla bir şeyler yiyebildiğini anlatır. Fatma Hanım’ın evde ciddi sorunları vardır. Eşiyle daha önce fena gitmeyen ilişkileri son 6 ayda çok bozulmuş. Hatta eşi zaman zaman Fatma Hanım’ı dövmektedir. Fatma Hanım’a bir depresyon ilacı başlanır.Ahmet E. ise 39 yaşında iki çocuklu bir baba. 6 yıldır şeker hastalığı için tedavi görüyor. Halen insülin kullanan Ahmet Bey’in kan şekeri kontrol altına alınamıyor ve 2 aydır göz patolojileri de saptanmış. Son bir aydır diyetine uymayan Ahmet E., sıkıntı bastığı için işyerinde de duramıyor. İyileşmeyeceğini düşündüğü için diyetine uymayan ve gece uykuya dalmakta zorluk çeken Ahmet Bey, sürekli ekonomik problemlerini düşünüyor. Kendini bitkin, yorgun ve halsiz hissediyor. Hayattan zevk almıyor. Ahmet E.’ye de depresyon tanısı konulur.Araştırmalara göre genel dâhiliye polikliniğine başvuran hastaların yaklaşık dörtte birinde sadece bir psikiyatrik rahatsızlık, bir diğer dörtte birinde ise fiziksel hastalığa eşlik eden psikiyatrik bir hastalık bulunuyor. Depresyon ve fiziksel hastalıklar arasında da birbirini tetikleyen bir ilişki olduğunu belirten Prof. İlhan Yargıç, depresyon yaşayan kişilerde kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı ve vücudun biyolojik savunma sisteminin zayıflamasına bağlı çeşitli hastalıkların daha fazla görüldüğüne dikkat çekiyor. Prof. Yargıç, depresyonun kişinin hipertansiyon, kalp hastalıkları ve diyabet gibi bedensel hastalıklarının gidişatını da kötüleştirdiğini aktarıyor. Yargıç, depresyonu tetikleyen ve depresyonun yol açtığı hastalıkları şöyle aktarıyor:Hipotiroidi: Halk arasında guatr olarak bilinen bu hastalıkta, tiroit hormonunda eksiklik söz konusu. Bu hormonun eksikliğinde halsizlik, yorgunluk, kilo verememe, metabolizmada yavaşlık, sinirlilik, unutkanlık gibi depresif belirtiler görülür. Depresif yakınmalarla gelen hastalarda eğer halsizlik, enerji azlığı ve gitgide kilo alma yakınmaları varsa ilk tiroit hormonu tahlili istenmeli. Tiroit eksikliğinde depresyon da söz konusuysa hem tiroit hormonu verilmeli hem de antidepresan tedavi başlanmalı.Kansızlık: Kansızlıkta kan hücreleri azaldığı için dokulara yeterince oksijen taşınamaz. Bu da organların performansının düşmesine ve bir zaman sonra da yetersiz çalışmasına sebep olur. Böbrek, karaciğer, kalp gibi hayati organların yanı sıra beyin de büyük zarar görür. Beyindeki performans düşüklükleri kendisini genellikle depresif yakınmalarla gösterir. Unutkanlık, dikkat azlığı, konsantrasyonda zayıflık, hatta algılamada bozukluk gibi belirtiler ortaya çıkar.Şeker yüksekliği ve düşüklüğü: Beyin enerji kaynağı olarak kullandığı şeker metabolizmasındaki herhangi bir bozukluk, beyni direkt etkiler. Şekerin yüksekliğiyle seyreden diyabet hastalığında, depresyon en sık görülen psikiyatrik bozukluk. Şeker düşüklüğü ise stres hormonlarını tetiklediği için kaygı bozukluğu ve depresyona yatkınlığı artırır. Yoğun stresle giden psikiyatrik durumlarda da şeker düşüklüğü sıklıkla görülür.Felç ve beyin kanamaları: Depresyon bu hastaların hemen hepsinde görülür ve tabloyu daha da kötüleştirir. Felçli hastalar kol veya bacak güçlerini tekrar geliştirebilmek için düzenli fizyoterapi uygulamalarına devam etmeli. Depresyon bu çalışmalara karşı direnç gelişmesine ve tedavi uyumunun bozulmasına sebep olur.Bunların yanında böbrek, karaciğer, mide ve bağırsak hastalıkları, kanserler, kronik akciğer hastalıkları, hormonal bozukluklar, kalp krizleri, kalp ameliyatları, birçok cerrahi operasyon, kronik enfeksiyon hastalıkları sıklıkla depresyona sebep olur. Bu tür hastalıklarda önemli ölüm sebeplerinden biri de, fark edilemeyen ve tedavi edilemeyen depresyondur. Miyokard enfarktüsü (kalp krizi) geçirmiş ve depresyonu olan hastalarda ölüm oranı, depresyonu olmayanlara göre 3,5 kat daha yüksek. Çünkü depresyon hastanın hayata küsmesine, adeta hayatın fişini çekmesine yol açıyor. Gizli intihar denilen bu durumda tedaviyi reddetme, verilen hiçbir tıbbi tavsiyeye uymama görülür. Depresyon tedavisi hem bu hastalıkların seyrini olumlu etkiliyor hem de kişinin yaşam kalitesini artırıyor.YAKLAŞAN ÖLÜM GERÇEĞİ, YAŞLILARI DEPRESYONA SOKUYORYaşlılarda da depresyonun sık görüldüğünü ve bu oranın yüzde 3 olduğunu belirten Prof. İlhan Yargıç, halsizlik, durgunluk, unutkanlık, uykusuzluk, iştahsızlık gibi depresyon belirtilerinin yaşlılarda normal karşılandığını söylüyor. “Ben etrafıma yük oluyorum, ölsem daha iyi” diyen bir yaşlının bu sözlerinin depresyondan kaynaklandığını aktaran Yargıç, yaşlılarda depresyon belirtilerinin belirgin olmadığını kaydediyor. Eşinin ya da sevdiği birinin ölümüyle yaşlılarda depresyon belirtileri yaşanacağını dile getiren uzman, “Ancak üzüntü hali süreklilik kazanırsa, buna yukarıda belirtilen depresyon belirtileri eşlik ederse, bu hali nedeniyle günlük işlerini yapmakta zorlanıyorsa ya da intihar düşünceleri varsa, artık bu durum normal değildir. Depresyonun tanısının gözden kaçtığı yaşlılarda ölüm riski fazladır. Ölüm intihara ya da tıbbi hastalığın kötüleşmesine bağlı olabilir. Depresyonu olan yaşlıların felç, kalça kırığı gibi tıbbi hastalıklarının düzelmesi daha zordur.” diyor.Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Hasan Basri İzgi de ileri yaşta depresyonun hem görülme sıklığının arttığını hem de önemli bir sorun olduğunu söylüyor. Sağlığın, çeşitli organ fonksiyonlarının, eşin ve yakınların, işin ve statünün, gelir düzeyinin kaybının depresyona zemin hazırladığını ifade eden İzgi, ayrıca ölüm gerçeğinin yakınlaşmış olması düşüncesinin de depresyona davetiye çıkardığını vurguluyor. Uzman, “Gençlerden farklı olarak, mevcut fiziksel şikâyetlerin kötüleşmesi, aşırı kilo kaybı, tedaviye yanıt vermeyen ağrılar, kabızlık, bedensel hezeyanlar (iç organların çürümesi gibi), şiddetli yorgunluk, bedensel uğraşıların artması, yoğun kaygı, unutkanlık (bunamayı taklit eder şekilde), kişilik değişiklikleri ve ileri yaşta başlayan alkol bağımlılığı gibi depresyon belirtileri gözlenebilir. Ayrıca “ben bu dünyada gereksizim” şeklinde değersizlik fikirleri, suçluluk duyguları, toplumdan kaçınma, yatağından çıkmama, altını ıslatma, beslenmeyi reddetme gibi belirtiler de ön plandadır.” diye konuşuyor. İntihar düşüncesi nadir olsa da genelde ölümle sonuçlandığını aktaran İzgi, intihar girişiminde bulunmuş yaşlıların yüzde 40’ının ölümlerinden bir hafta önce bir hekim tarafından görüldüğünü aktarıyor.YARIN: Tedavi edilmeyen depresyon yüzde 80 tekrar ediyor!

[Linkleri Görebilmek için Üye olmanız Gerekmektedir.Üye olmak için Tıklayınız.]